Aradığınız kelime sarı renk ile işaretlenir.
Yazı boyutu     
 
İdarecilik

Her idareci, elemanlarından iyi iş, yüksek randıman bekler. Elemanlarının arı gibi çalışıp bal yapmalarını ister. Bir kovandaki arıları, duman ile kaçırırsak veya hepsini öldürürsek, balı kolayca almak mümkündür. Fakat bu aldığımız son bal olur. Arılara ihtiyaçları kadar bal bırakıp, kalan balı alırsak, arılar, bal yapmaya devam ederler.

Kusursuz eleman bulunmaz. Marifet, onları kusurları ile kabul edip çalıştırabilmektir. Âmir, elemanını tenkit ederse, o da savunmak mecburiyetinde kalır. Yaptığı yanlış işin doğru olduğunu ispat için bin tane delil getirir. Kusuru kolay kolay kabul etmez. Tenkit edildiği için de incinir, çalışma azmi kırılır, istenilen verim alınamaz. İnsan çalıştırmanın temel şartı, heves kırmamaktır.

Her âmirin âmiri vardır. Acaba bir âmir, kendi âmirine karşı iyi eleman mıdır? Elemanlarından beklediği saygıyı, işi, kendisi âmirine karşı yapabiliyor mu? Eğer kendisi âmirine karşı kusur ediyorsa, elemanlarının kusurlarını da görmemesi lazımdır. Acaba en büyük âmir olan Allahü teâlâya karşı günahsız, kusursuz bir kul muyuz? Eğer elemanların itaatsiz oldukları, vazifelerini aksattıkları görülüyorsa, biz de vazifemizi yapmıyoruz demektir. Çünkü (Allah’a itaat edene, bütün mahluklar itaat eder) buyuruluyor.

Mahkumların en canisi bile, kendini suçsuz kabul eder, yaptığı kötülükleri makul sebeplerle açıklamaya çalışır, kendini iyi bir insan olarak bilir. Suçlu bir mahkum kendini böyle bilirse, diğer insanlar kendilerini ne zannetmez ki?

Kusursuz insan olmadığına göre, kusur bularak, tenkit ederek değil, iyi yönlerini tespit edip o açıdan yaklaşmak lazımdır. Her elemanın iyi ve kötü yönleri vardır. İyi yönlerini takdir ederek yaklaşmalıdır! (Bu kadar tenkite darılmaz) diyerek işe tenkitle girmemelidir! Basit bir tenkit, küçük bir kıvılcımdır. Patlamaya hazır olan insan gururuna değer değmez, infilak etmesine sebep olur.

Bir taşa çarpanın suçu taşta, yılanı eline alanın da suçu yılanda bulması normal bir iş değildir. O halde, akıllı kimse; taşta, yılanda değil, kendinde kusur arar. Deliyi, kusurluyu azarlamaz. Şu halde, idareciliğin birinci şartı, hiç kimseyi tenkit etmemektir. İkinci şartı ise insanları tanımaktır.

İnsan, mühim bir şahsiyet, önemli bir kişi olmak ister. Bu istek herhangi bir çırakta da vardır. Herkesin nefsi âmir, hatta ilah olmak ister. Meşhur bir artist olmak için evlerinden kaçan çok genç kız vardır. Önemli kişi olma arzusu, insanı bir şiir veya bir kitap yazmaya, bir eser meydana getirmeye zorlar. Meşru yoldan şöhrete kavuşamayan kimse, olay çıkartarak gazetelerde resimlerinin çıkmasını sağlar. Bir kahraman gibi gazetedeki resimlerine bakar.

Mazlum kazanır, zâlim ise kaybeder

İnsan ömrü, dünyânın ömrüne nazaran sahrada esen bir rüzgâr gibidir. Bu çok kısa hayatta, acı günler de, tatlı günler de olur. Ama hepsi de geçer gider. Zâlimin zulmü de geçer. Fakat zâlimin zulmü, mazlûmun boynunda asılı kalır. Zira âhırette mazlûma;

"Onlar o zaman güçlüydü, sen zayıftın. Onlardan geçti ama senden geçmedi. Şimdi sen konuş, sen söyle" denecek. Ve mazlûmun günâhları alınıp, zulmedene verilecektir. İmâm-ı Takî hazretleri buyurdu ki:

"Zulüm yapan, zâlime yardım eden ve bu zulme râzı olan, bu zulme ortaktır. Zâlimin adâletle geçen günü, kendisine, mazlûmun zulüm gördüğü günden daha ağır gelir."

Dünyâya milyarlarca insan gelmiş ve bir müddet yaşadıktan sonra, ölüp gitmişler. Bunların bazısı zengin, bazısı fakîr, kimi güzel, kimi çirkin, kimi zâlim, kimi de mazlûm imiş. Ama o hâllerinin hepsi de geçip gitmiştir. Bunlardan bir kısmı inanmış, çoğu ise inkâr edip inanmamış. Hepsi de, yâ sonsuz yok olacak yâhut kıyâmet kopup, tekrâr dirilip inanmayanlar sonsuz azâb çekecektir. İnanmış olarak ölmüş olanlar ise, râhata, huzura ereceklerdir.

YA AZAP YA NİMET!..

Şu anda hayatta olan, kadın, erkek her insan da, bu iki hâlden yani ya sonsuz azâb veya sonsuz nimetlerden birisi ile karşı karşıyadır. Her insanın bunu iyi düşünmesi lâzımdır. Zira birkaç sene sonra, bunlardan birisi de, insanın kendisi olacaktır. Geçmiş seneler nasıl bir hayâl oldu ise, ölüm geldiği zamân da, bütün bu ömür, bütün bu hayât, çalışmalar ve didinmeler de hep hayâl olacaktır. O zamân bir insan, acaba bu iki kısımdan hangisinde olmak ister? Hiçbirinden olmak istemem diyemez çünkü buna imkân yoktur. Çâresiz bir şekilde onlardan birisi olacaktır. Sonsuz ateşte yanmayı, ihtimâl bile olsa, kim isteyebilir ki? Ebû İshak Kâzerûnî hazretleri, bir talebesine hitaben buyuruyor ki:

"Zâlimlerden ve bunlara yakın kimselerden uzak dur. Her kim bunlara meylederse, âlim ve fazîletli bile olsa, sâlihler ve Allah adamları yanında kıymetli olmaz. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Şu üç şeyi yapanlar cürüm işlemiş olur. İki topluluk arasında bozgunculuk yapıp, fitne çıkaranlar; ana-babasına âsî olanlar; zâlimlerle dostluk kurup, onların zulmüne yardımcı olanlar) ve yine; (Allahü teâlâ buyuruyor ki: "Ben âlemlerin Rabbiyim. İzzet ve celâlim hakkı için zâlimlerden intikam alırım. Bir kimse bir zâlimin elinde bir mazlûmun zulme uğradığını görse, buna mâni olmaya gücü yetip de, o mazlûma yardım etmezse, ondan intikam alırım) buyurdular."

Aklı olan bir kimse, zevklerini Allahü teâlânın gösterdiği yoldan temîn etmelidir. İslâmın güzel ahlâkı ile süslenmeli, herkese iyilik etmeli, kendisine kötülük yapanlara iyilikle karşılık vermeli, kimseye zulüm etmemelidir. İyilik yapamasa bile, hiç olmazsa sabretmeli, isyân etmemeli, fitne çıkarmamalı, yapıcı olmalıdır. Böylece kendisi, hem zevklerine, râhata, huzûra kavuşur ve hem de, âhıretin sonsuz azâblarından kurtulur. İslâmiyyete inanan ve uyan, Allahü teâlânın ihsânına kavuşur, mesûd olur. İnanmayan, bu saâdetten mahrûm kalır.

"SEN HAKLISIN!.."

Netice olarak, dünyâda aldanan, mazlûm olan, gözyaşı döken kazanır. Fakat aldatan, zâlim olan, ağlatan ise kaybeder. Aldananlar, üzülenler ve ağlayanlar, mahşer günü mizânın başında sevinecekler. Aldatanlar, üzenler ve ağlatanlar ise, orada kara kara düşünceye dalacak ve üzüleceklerdir. Mahşer günü, dünyada iken, haklı olmadıkları hâlde, nefislerinin arzularına uyarak haklıyım diyerek insanlara zulmedenler, onları ağlatanlar üzülecekler. Haklı olduğu halde, mü'min kardeşini üzmemek için, sen haklısın diyenler ise, sevineceklerdir. Bunun için, haklı olmadığı hâlde ben haklıyım demek çok tehlikelidir. İnsân, kendi nefsine göre haklı olabilir, ama Allahü teâlâ indinde nasıl olduğunu, yani haklı mı haksız mı olduğunu bilemez. Onun için, dünyâda iken hak sahipleri ile helâlleşmek, anlaşmak lâzımdır. Zira dünyâda iken anlaşmakta, helâlleşmekte, herkes için hayır vardır.

 
Geri dön
 
Dini Konularda Ara:


detay.asp?Aid=4787
detay.asp?Aid=4787
İhlas Vakfı
Dünya İçin Paylaşma Vakti
Online Bağış Yapmak İçin
Güncelleme Tarihi
5 Şubat 2026 Perşembe
Sitemizdeki bilgiler, bütün insanların istifadesi için hazırlanmıştır.
Orijinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan,
herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.
Ziyaretçi Sayısı

Hosted by İhlas Net

Ramazan 2026   |   2026 Yılı Ramazan İmsakiyesi   |   İftara Ne Kadar Kaldı?   |   İftar Vakti   |   Sahur Vakti   |   Ramazan Bayramı 2026
Ramazan Bayram Namazı Saatleri (2026)   |   Zekat Hesaplama   |   Hayz ve Nifas Hesaplama   |   Feraiz Hesaplama   |   Aile ve Kadın