<?xml version="1.0"  encoding="windows-1254" ?>
<rss version="2.0">
<channel>
<title>dinimizislam.com</title>
<description>Dinimiz İslam</description>
<link>http://www.dinimizislam.com/</link>
<language>tr</language>
<lastBuildDate>Thu, 17 May 2012 10:31:29 +0300</lastBuildDate>
<pubDate>Thu, 17 May 2012 10:31:29 +0300</pubDate>
<generator>Feed</generator>
<item>
<pubDate>Thu, 17 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Yalvar yüce Allah’a!]]></title>
<description><![CDATA[Doğru söze darılma!<BR>Yalvar yüce Allah’a!<BR>Hak yolundan ayrılma!<BR>Yalvar yüce Allah’a!<BR><BR>Namazı kılmalısın,<BR>Orucu tutmalısın,<BR>Zekâtı vermelisin,<BR>Yalvar yüce Allah’a!<BR><BR>Gün gelir, gözün görmez,<BR>Kulakların işitmez,<BR>Bu fırsat ele geçmez,<BR>Yalvar yüce Allah’a!<BR><BR>Sağlığı ganimet bil!<BR>Her saati nimet bil!<BR>Hizmeti ibadet bil!<BR>Yalvar yüce Allah’a!<BR><BR>Boşuna hayat sürme!<BR>Nefsine kuvvet verme!<BR>Söz tut, kimseyi yerme!<BR>Yalvar yüce Allah’a!<BR><BR>Fırtına gibi esme!<BR>Olur olmaza küsme!<BR>Mevla’dan ümit kesme!<BR>Yalvar yüce Allah’a!<BR><BR>Seherde yağar rahmet,<BR>Bilmelisin ganimet,<BR>Gitsin kalbdeki zulmet,<BR>Yalvar yüce Allah’a!<BR><BR>Allah’ın adın yâd et!<BR>Ruhu ve kalbi şad et!<BR>Bülbül gibi feryat et!<BR>Yalvar yüce Allah’a!<BR><BR>Âşık tembel oturmaz,<BR>Mâşuka toz kondurmaz,<BR>Hiç kimseyi kandırmaz,<BR>Yalvar yüce Allah’a!<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3425]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 16 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Din ne diyor o önemli]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Benim şahsi kanaatime göre eğer insanlara zarar vermiyorsan, etrafındakilerle iyi geçinip kargaşa çıkarmıyorsan, sayılı biri olmaya çalışıyorsan, yalan söylemiyorsan yani kısaca iyi biri olmaya çalışıyorsan örtünmek o kadar önemli değil. Aklıma da bu uygun geliyor. Acaba bu düşüncelerim sizce doğru mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bence sizce diye bir şey olmaz, o zaman insan sayısı kadar din olur. Din ne diyor o önemli. Allah ne diyor o önemli. Eğer akıl ile din olsa, herkese göre din farklı olur. Mesela nataşanın biri gazetelerde şöyle diyordu: (Ben yalan söylemem, hırsızlık etmem, kimseye zararım olmaz, saygılı birisiyim, kimseye zarar vermeden az içki içerim, erkeklerin gönlünü yaparım, erkeklerle buluşmama niye karışan oluyor ki?) Eğer ortada din ve Allah’ın hükmü olmasa, nataşa doğru söylüyor. Ama Allah öyle demiyor. Kimseye zararı olmasa da bir damla içki içmek haram diyor. Kimseye zararı olmasa da kadın, saçının telini gösterse haram diyor. Evet kadın saçını göstermekle size göre bir şey olmaz. Nataşaya göre de zina edince bir şey olmaz.<FONT size=1><BR><BR></FONT>Ölçü başkalarına zararlı olup olmamak da değildir. Ölçü Allah’ın emrine uymakta olur. Besmelesiz kesilen kuzu eti de yenmez. Ha besmeleli kesilmiş, ha besmelesiz demek yanlış olur? Kadın ha başını açmış, ha açmamış ne fark eder denmez. Denirse Allah’ın emrine inanılmamış olur. Ya Allah’a inanılır veya inanılmaz. İnanılırsa Onun dediklerine uymak gerekir. İnanılmazsa, bu daha kötü. Sonsuz ahiret hayatında şiddetli azaplara kim nasıl dayanabilir ki? Bu insanların yoktan yaratılması, hayvanların, çiçeklerin yoktan yaratılması tesadüf müdür? Ya Allah’a inanılacak ya Allah’a inanılacak, başka yol var mıdır? <BR><BR><B>Kıbleye doğru yatmak<BR>Sual: </B>Bid’at ehli biri, (Yatarken ayakları kıbleye doğru uzatmak gerekir. Böylece insan kalkınca, yüzü kıbleye gelmiş olur. Bunun gibi, ölüleri de, ayakları kıbleye gelecek şeklinde defnetmeli ki, kıyamet günü dirildiğinde yüzü kıbleye gelsin) dedi. Bu arkadaş bid’at ehlidir; ama bu düşüncesi bana da mantıklı geldi. Bu şekilde hareket edilse, doğru olmaz mı?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hayır, doğru olmaz. Mazeretsiz ayakları kıbleye doğru uzatmak tahrimen mekruhtur. Cenazelerin de, ayakları değil, yüzü kıbleye gelecek şekilde, sağ yan üzerine defnedileceği, din kitaplarında bildirilmiştir.<FONT size=1><BR><BR></FONT>Size, bid’at ehlinin söylediği mantıklı gelir. Bir başkasına da, başka bir şey mantıklı gelebilir. O zaman da, insan sayısı kadar din ortaya çıkar. Mesela biri de çıkar, ölüler için derin çukur açıp, yüzü kıbleye gelecek şekilde dikine defnetmek daha uygundur der. Hem böylece, yüzü devamlı kıbleye karşı olur diyebilir. Bunun için Hazret-i Ali, <B>(Din, nakle dayanır. Akılla, kıyasla, mantıkla olsaydı, mestin üstünü değil, altını mesh ederdim. Hâlbuki Resulullah’tan gördüm, o mestlerin üstünü mesh ederdi)</B> buyurmuştur. Demek ki, herkesin aklı ve mantığı, dinde ölçü olmuyor. Din kitaplarının yazdığı önemlidir.<BR><BR><B>Peşin namaz kılmak<BR>Sual:</B> Bir arkadaş, sabah vaktim oluyor diye, o günkü öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılıyormuş. Ben kaza kıldıktan sonra, bu arkadaşa sordum. (Vakti gelmeden kılınan namazlar sahih olmaz) dedim. O da, (Sen veresiye kılıyorsun kabul oluyor da, ben peşin peşin ödesem niye kabul olmasın ki?) dedi. Peşin kılınan namaz sahih olmaz, değil mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Elbette sahih olmaz. Vakit, namazın farzlarındandır. Vakit girmedikçe namaz farz olmaz. Farz olmadan kılınırsa nafile olur. Din nasıl emretmişse öyle yapılır. Akılla dinî hükümler konmaz. Bir kimsenin yengesi dinen yabancı kadındır, yani namahremdir, fakat yengesinin kızları ona mahremdir. Anası niye yabancı da, kızları değil diye sorulmaz. Din öyle bildirmiştir. Aklımıza değil, dinimize tâbi olmamız gerekir.<BR><BR><B>Namazı boykot<BR>Sual:</B> Bir arkadaşa, niçin namaz kılmadığını sordum. (Hazret-i Ali camide namaz kılarken öldürüldüğü için, biz camiyi de namazı da boykot ettik) dedi. Bu boykotta bir mantık var mıdır?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hazret-i Ali, evinde su içerken şehit edilseydi, eve girmeyecek ve su içmeyecek miydik? Nitekim mübarek oğlu Hazret-i Hasan evinde yemek yiyip su içerken, yemeğine zehir konarak şehit edilmiştir. Burada evin, yemeğin ve suyun suçu nedir? Ev, yemek ve su boykot edilir mi? Cami ve namazı boykot etmenin bundan farkı nedir?<BR><BR>Kur'an-ı kerimde namaz bütün Müslümanlara emredildiği için Hazret-i Ali de, çocukları da namaz kılmıştır. Ehl-i beytten ve 12 imamdan, hiç namazı boykot eden var mıdır? Onun soyundan gelen seyyidlerden ve şeriflerden, namazı boykot eden var mıdır? Boykot edilmesi gerekseydi, önce, kendi çocukları ve torunları boykot ederdi. Hazret-i Ali'yi sevenin, onun sevdiği camiyi, namazı, orucu ve dinimizin diğer emirlerini sevmesi ve Hazret-i Fâtıma gibi örtünmesi lazımdır. Seven insan, sevdiğinin yolunda gider. Hazret-i Ali'nin severek yaptığı şeyleri yapmamak, onu sevmek midir, yoksa ona düşmanlık mıdır?<BR><BR><B>İbadet yerine para</B><BR><B>Sual: </B><EM>(Namaz, oruç gibi bazı ibadetleri yapmayıp yerine fakire para verilmesi, mesela kurban kesmeyip yerine depremzedelere yardım yapılması daha uygun olur) </EM>diyenler çıkıyor. Parası olanlar ibadet etmeyip parayla işini yürütür, fakirin hâli ne olacak?<BR><B>CEVAP</B><BR>İbadet yerine para vermek, dini içten yıkmak isteyen reformcuların görüşüdür. Bin koçun parası bir fakire verilse, vacib bir kurbanın sevabına kavuşulamadığı gibi, borçtan kurtulamayız; üstelik dinimizin emrini beğenmeyip değiştirdiğimiz için suçlu duruma da düşeriz. Aklımıza uygun gelmese de, dinimizin emrine uymamız gerekir.<BR><BR><B>Akıl ölçü olmaz<BR>Sual:</B> Seferilikte sıkıntı olduğu için, dört rekâtlı namazlar iki rekât kılınıyor. Peki, seferde çok rahat olsak yine namazları kısaltmamız gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Elbette kısaltmak gerekir. Seferde, babasının evinde, hattâ kendi evinde olsa bile, yine namazlarını kısaltması gerekir. Tersine, mukim olduğu yerde, çok sıkıntılı olsa, su bulması, abdest alması zor olsa da, yine namazlarını kısaltamaz. Namazı kısaltmak için sıkıntılı olmak değil, seferi olmak şarttır.<BR><BR>Bunun gibi, 70 yaşındaki kadının kocası ölse veya kocasından boşansa, yeniden evlenebilmesi için iddet beklemesi gerekir. Aklı ölçü alarak, (70 yaşındaki kadın hâmile olamaz, iddet beklemesi gerekmez) demek yanlış olur.<BR><BR>Yine bunun gibi, ihramdan çıkmadan önce, başın en az dörtte birini veya en az üç santimetre kadar saçını, kendisinin veya başkasının tıraş etmesi vacibdir. Peki o kişinin saçı yoksa, kel ise ne olacak? Akıl ölçü alınıp, bu hüküm yok sayılamaz. Başında saç olmayanın veya başı yara olanın da, usturayı, değdirmeden baştan geçirmesi vacib olur.<BR><BR>Demek ki ibadetleri, kendi aklımıza göre yorumlayıp değiştiremeyiz. Dinimiz ne emrediyorsa onu aynen uygulamalıyız.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=525]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 16 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Oruçla ilgili çeşitli sual cevaplar]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Derslere çalışılan veya imtihana girilecek günlerde oruç tutmamak, bayramdan sonra kaza etmek uygun mudur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Oruç tutmak, derslere, imtihana engel olmaz. Bilakis destek olur. Mide çok doyarsa insanın kafası o kadar çalışmaz. Aç olanın zekâsı keskin, anlayışı kuvvetli olur. Bu, daha işin tıbbi yönü. Allahü teâlânın rahmeti ihsanı ise ayrı. Onu akıl almaz.<BR><BR>Ders için oruç tutmamak haram olur. Ramazan günü oruç tutmak büyük nimettir. Bu nimetten mahrum kalmamalı, oruç tutmayı ganimet bilmelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.)</B> [Tirmizi]<BR><BR>Başka zaman ömür boyu oruç tutulsa Ramazanda tutulan bir orucun sevabına kavuşulmaz. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<B><BR>(Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allahü teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle Cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar.)</B> [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace]<BR><B><BR>Sual: </B>Ramazanda herhangi bir şekilde orucu bozulan kimse, yiyip içebilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple oruç bozulursa, yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi, sakınmaları gerekir. Yiyip içmeleri mekruh olur.<BR><BR><B>Yemek artığı ve pirinç tanesi<BR>Sual:</B> Diş arasında kalan, nohuttan küçük yemek artıklarını yutmanın orucu bozmayacağı bildiriliyor. Peki, nohuttan küçük bir pirinç veya buğday tanesini yutmak orucu niye bozuyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Diş arasında kalan yemek artığı, dışarıdan alınmış olmuyor. Pirinç tanesi dışarıdan alınıyor. Oruçluyken, pişmiş bir pirinç tanesi, nohuttan küçük olduğu halde yenirse kefaret de gerekiyor. Pişmemiş pirinç yenirse kaza gerekiyor; ama dinimizin emrine göre, diş arasında kalan pişmiş pirinç tanesi [pilav] yutulursa oruç bozulmuyor. Namaz esnasında yutarsa namaz da bozulmuyor; ama dışarıdan bir pirinç tanesi alıp yutsa namazı bozuluyor. Demek ki, diş arasında kalanı yutmakla, dışarıdan alıp yutmak farklıdır.<BR><BR>Kıt aklımızla dini hükümleri incelemek, mukayese etmek, hikmetini anlamaya çalışmak bir hastalıktır. Bundan çok sakınmalı. Akılla mantıkla din olsaydı, Peygamberler gönderilmez, dini hükümler bildirilmezdi.<BR><BR><B>Kaza ve kefaret<BR>Sual:</B> Oruçluyken, pişmiş bir pirinç veya bir mercimek yenirse kefaret gerekiyor da, bunların pişmemişi yenince niye kaza gerekiyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bunun gibi, az tuz yemek kefaret gerektirirken, bir kaşık tuz yemek kefareti gerektirmez.<BR><BR>Toprak yemek kefareti gerektirmezken, alışmış kimsenin kilermeni denilen toprağı yemesi kefaret gerektirir.<BR><BR>Fındığı kabuğuyla yutmak kefaret gerektirmez, ama kabuğunu çıkarıp içini yutmak, gerektirir.<BR><BR>Pişmemiş pirinç, ilaç ve gıda olarak yenmesi âdet olmadığı için kefaret gerektirmiyor. Demek ki ölçü, ilaç ve gıda olarak yenmesinin, âdet olup olmamasına bağlıdır.<BR><BR>Kilermeni de topraktır, ama ilaç olarak yenirse kefaret gerektiriyor. Aşeren hamile kadınlar veya bazı çocuklar, kil ve kireç gibi toprak yerler. Bunların da bu hususa dikkat etmeleri gerekir.<BR><BR><B>Sual: </B>Abdest alırken hata ile boğazına su kaçan, orucu bozulduğu için yiyip içse, kefaret mi gerekir? <BR><B>CEVAP<BR></B>Orucu kasten bozmadığı için, yalnız kaza gerekir. <BR><B><BR>Sual:</B> Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devam ederse, kefaret gerekir mi? <BR><B>CEVAP<BR></B>Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devam ederse kaza lazım olur, kefaret lazım olmaz. Eğer unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bildiği halde, kasten yiyip içmeye devam ederse, hem kaza, hem de kefaret lazım olur. <B><BR><BR>Sual: </B>Ramazanda birkaç gün oruç tutmadım. Kefaret gerekir mi? <BR><B>CEVAP<BR></B>Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak büyük günahtır. Önce tutulmayan oruçlar için tevbe edilir. Sonra gününe gün yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza gerekir, kefaret gerekmez. Kefaret, oruç tutmamanın değil, niyetli iken Ramazan orucunu mazeretsiz bozmanın cezasıdır. <B><BR><BR>Sual:</B> Sefere çıkacağım diye orucu niyet etmedim. Güneş doğduktan sonra yiyip içtim. Kaza mı kefaret mi gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kefaret oruç tutmamanın değil, niyetli orucu kasten bozmanın cezasıdır. Mazeretsiz oruç tutmamak haramdır ama kefareti gerektirmez. İmameyne [imam-ı Ebu Yusuf ile imam-ı Muhammed’e] göre ise, öğleden bir saat önceye kadar niyet etme imkanı varken kasten yiyip içtiği için kefaret gerekir. Ama öğleden sonra yiyip içse idi, niyet etme imkanını kaçırdığı için imameyne göre de kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Fetva imameyne göre değil, imam-ı a’zama göredir. Niyetsiz oruç ne zaman açılırsa açılsın kaza gerekir, kefaret gerekmez. <BR><B><BR>Sual:</B> Güneş doğduktan sonra niyet eden kimse, bu orucunu öğleden önce veya sonra bozduğunda, kaza mı kefaret mi gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Niyet imsak vaktinden sonra olduğu için her iki halde de kaza gerekir. <BR><BR><B>Sual: </B>İmsak vaktinden sonra, seferden memleketine dönse, oruca niyet etse ve bu niyetli orucunu kasten bozsa, kefaret gerekir mi?<B><BR>CEVAP<BR></B>Oruca&nbsp;imsak vaktinden sonra niyet ettiği için kefaret gerekmez, kaza gerekir.<BR><BR><B>Sual:</B> Kasten orucunu bozan kimse, sonradan oruç tutmamayı mubah kılacak bir hâl başına gelse, yine de kefaret gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Öyle bir durum vaki olursa kefaret gerekmez. Mesela kadının hayzı başlasa, yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa yalnız kaza gerekir. Fakat sefere çıksa, kefaret gerekir. Çünkü sefere çıkmak semavi bir özür değildir.<BR><BR><B>Niyetsiz oruç<BR>Sual:</B> Gece çalışıyorum. Ramazan orucuna niyet etmeyi unutup yattım. Uyandığımda öğle ezanları okunuyordu. Artık niyet edilmez dediler. Ben de belki bir çaresi vardır diye akşama kadar bir şey yiyip içmedim. Oruçlu gibi durdum. Bu orucu kaza etmem gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Niyetsiz oruç sahih olmaz. Kaza etmek gerekir. Ancak bunun gibi istisnai durumlarda, ibadeti kurtarmak için, zayıf da olsa başka kavil veya diğer hak mezheplerde bir çaresi varsa, o taklit edilerek ibadet kurtarılır. Hanefî mezhebindeki müctehid imamlardan İmam-ı Züfer’e göre, niyetsiz oruç sahihtir. Bu imama göre, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa, oruç tutulmuş olur. Böyle zaruri durumlarda İmam-ı Züfer’in kavliyle amel edilir.<BR><BR><STRONG>Sual:</STRONG></B> Mastürbasyon kaza gerektirir deniyor. Bana göre kasten orucu bozuyor, ben kefaret gerekir diyorum. Hangi kitapta kaza gerektiği yazılıdır? <BR><B>CEVAP<BR></B>Mastürbasyon için yalnız kaza lazım olduğu, <B>Fetava-i Hindiyye, Bahrürraik </B>ve <B>Dürr-ül-muhtar</B> kitaplarında yazılıdır. Kefaret gerektirmez. Akıl ile din olmaz. Dinde nakil şarttır.<BR><B><BR>Sual: </B>Dayanamayıp orucunu bozana kaza mı gerekir? <BR><B>CEVAP<BR></B>Gerçekten dayanamamışsa, kaza gerekir.<BR><B><BR>Sual: </B>Yemekhanede birkaç kişiyi yerken görüp, biz de dalgınlıkla vakte dikkat etmeden vakit girdi sanıp 16:40 da iftarı açtık. Sonra takvime baktık ki akşam 16:44 deymiş. Kasıtlı bozmadığımız için sadece kaza gerekir değil mi? <BR><B>CEVAP</B><BR>Evet kaza gerekir. <BR><B><BR>Sual: </B>Oruçlu olunca abdestte ağza burna fazla su çekilmese olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet olur.<BR><B><BR></B><B>Sual:</B> Bazı imsakiyeler, Türkiye Takvimi'nden farklıdır. Hangisine uymak ihtiyatlı olur? <BR><B>CEVAP<BR></B>İhtiyata riayet etmek tedbirli ve temkinli hareket etmek elbette iyi olur. Türkiye&nbsp; Takvimi'ne göre hareket edilmelidir. Yoksa oruçlar tehlikeye girer. Türkiye&nbsp;Takvimi'nin hesapları yüz yıldır uygulanan hesaplardır. [<B>Farklı Ramazan İmsakiyeleri</B> kısmında geniş bilgi var.]<BR><B><BR>Sual: </B>Bazıları diyor ki, Ramazanda orucun ilk gününü tutmazsak diğerlerini de tuttuğumuz zaman gerektiği zaman bozabilirmişiz. Böyle bir şey var mı? <BR><B>CEVAP<BR></B>Öyle bir şey yok. Ramazanda her gün oruç tutmak farzdır. Böyle hurafelere inanmamak lazım. İnsan sağlık durumuna göre, ilk günler tutamaz da sonraki günler tutabilir veya ilk günler tutar da hastalanınca diğer günler tutamaz. Bu hallerde ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ilmihal kitaplarında vardır. [Böyle hurafelere inanmamak için dinimizi öğrenmemiz lazım. Dinimizi doğru öğrenmek için de, ehli sünnet âlimlerinin kıymetli eserlerinden tercüme edilerek hazırlanan, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını okumayı tavsiye ederiz. <A href="http://www.hakikatkitabevi.com" target=_blank>www.hakikatkitabevi.com</A> adresinden okunabilir ve temin edilebilir.] <BR><B><BR>Sual:</B> Oruçluyken misvak kullanmak mekruh mudur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mekruh değildir. Şafii’de öğleden sonra kullanmamak iyi olur, çünkü ağızdaki kokuyu giderdiği için, öğleden sonra misvaklanmayı mekruh sayarlar. (Oruçlunun ağız kokusu Allah için sevimlidir. Öyle ise Allahü teâlâya sevimli gelen bir şeyi biz niye yok edelim) derler. <BR><BR><B>Şeytani rüya<BR>Sual: </B>Ramazanda şeytani rüya görülür mü? <BR><B>CEVAP<BR></B>Görülmez. Nefsani rüya görülür<BR><B><BR>Şeytanlar bağlanır<BR>Sual: </B>Ramazanda şeytanların azgınları mı bağlanır? <BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, hepsi bağlanır. Ramazanda günah işleten, nefsimizdir. Bu ayda, şeytanlar bağlı olduğu için, vesvese veremezler. Ramazanda, esnemeler de şeytandan değildir. Asabi esnemeler, yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde meydana gelir. <BR><B><BR>Sual: </B>Şeker bayramı demek caiz mi? <BR><B>CEVAP<BR></B>Bayram namazından önce hurma, şeker gibi herhangi bir tatlı yemek müstehap olduğu için caizdir.<BR><BR><B>Sual: </B>Ramazan ayı, niçin bazen 29, bazen 30 gün oluyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ramazan-ı şerif kameri aylardandır. Kameri aylar 29 veya 30 gün olur. Kur’an-ı kerimde, Ramazan ayında oruç tutmanın farz olduğu bildirilmektedir. (Bekara 183-185) Ramazan ayı otuz çekerse 30, yirmidokuz çekerse 29 gün oruç tutmak farzdır. Bütün farz ibadetler Allahü teâlânın emridir. <BR><B><BR></B><B>Sual: </B>Oruç tutmayan işçiye, Ramazanda yemek verilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yemek verilmez, yemek parası verilebilir. <BR><B><BR>Sual: </B>Yazın kazaya kalmış oruçları, kışın kaza etmek caiz mi?<B><BR>CEVAP<BR></B>Caizdir.<BR><B><BR>Sual: </B>Hacda şükür kurbanı yerine ceza olarak oruç tutmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caiz olmaz. Ancak israfı önlemek için caizdir.<BR><BR><STRONG>Sual: </STRONG>İmsak vaktinden sonra kazaya niyet edenin orucu nafile mi olur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual: </B>Seferdeki kimseye, evine gelince tutmadığı oruçları kaza etmek farz mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual: </B>Ramazanın son günü, bugün bayram diyenlere aldanıp, orucunu bozana, kaza mı lazım olur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kaza lazım olur.<BR><B><BR>Sual: </B>Erzurumlu, yazın orucu, Adana’da tutsa, daha sevap mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Sıkıntı kendiliğinden gelirse sevap olur.<BR><B><BR>Sual: (Başkası yerine oruç tutulmaz)</B> hadisi hangi kitapta var?<BR><B>CEVAP<BR></B>Tahtavi haşiyesinin 238. sayfasında var. <BR><B><BR>Sual: </B>Kaza orucunu davette bozmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual: </B>Söylentilere inanıp, Ramazan diye, Şabanın 29’unda oruca niyet ettim. Doğrusunu öğrenince bozdum. Kaza gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Gerekmez.<BR><B><BR>Sual: </B>Bir kimse akşam namazından önce uyusa veya bayılsa öbür gün öğleyin uyansa hemen oruca niyet edebilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Artık niyet edemez. Öğleden bir saat önce uyanıp niyet etseydi sahih olurdu; fakat böyle durumlarda İmam-ı Züfer’in kavline uyup, bir şey yiyip içmeden, o andan itibaren niyet ederek, hatta hiç niyet etmeden de orucunu tutabilir.<BR><B><BR>Sual: </B>Ailemden uzakta başka şehirde talebeyim. Annem telefonda, sahura kalkabiliyor musun dedi, evet kalkıyorum dedim halbuki kalkamadığım çok oldu. Aç olarak oruç tuttuğumu bilip üzülmesin diye böyle söyledim bu yalan caiz olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Burada yalan caizdir.<BR><BR><B>Sual: </B>3 senelik oruç borcu olan, bunu 30’ar gün olarak peş peşe mi tutması lazım?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hayır. Fırsat buldukça birer ikişer veya üçer beşer tutulur, yani 30 gün birden tutmak gerekmez. 90 gün oluncaya kadar böyle devam edilir.<BR><BR><B>Sual: </B>Kaza orucum yoktur. Fakat bazı oruçlarım bozulmuş, kabul olmamış diye, oruç tutarken kazaya niyet edilse, mahzuru olur mu? Kaza orucum yoksa, bunlar nafile olur mu? <BR><B>CEVAP<BR></B>Kazası olmayanın da kaza namazı kılmasında, kaza orucu tutmasında mahzur yoktur. Kazası yoksa nafile olur.<BR><B><BR>Sual: </B>Oruca hesapla başlanılan yerlerde, yanlışlık olma ihtimali olacağı için, bayramdan sonra kaza orucu tutmak gerekir mi? <BR><B>CEVAP<BR></B>İki gün kaza orucu tutmak gerekir. Çünkü büyük İslam âlimi seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Böyle yerlerde bulunan müslümanların bayramdan sonra, dilediği zaman, kaza niyeti ile, iki gün daha oruç tutmaları lazımdır) buyurdu. <BR><B><BR>Sual: </B>Bu sene yılbaşı Ramazana geldi. Bu ayda kumar oynamak, içki içmek daha kötü değil midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kumar oynamak, içki içmek her zaman haramdır. Fakat mübarek yerlerde ve mübarek günlerde bu haramları işlemek elbette daha büyük günah olur.<BR><BR>Yılbaşı ile Noel birbirinden farklı ise de, 21 veya 25 Aralıktaki Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden, yılbaşı gecesi Hıristiyanlar gibi eğlenmek caiz olmaz. Yalnız Hıristiyanların değil, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibadetlerini yapmak, onlara benzemek olur. Kâfirlerin yaptıkları ibadetler ve çirkin işleri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta mahzur yoktur. Yani onlara benzemiş olunmaz. <B>(Redd-ül Muhtar)</B><BR><BR>Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır!<BR><B><BR>Sual: </B>Bayramın ikinci günü oruç tutmak caiz mi? <BR><B>CEVAP<BR></B>Ramazan bayramının ikinci günü oruç tutmak caizdir. <BR><BR><B>Sual: </B>Kaza orucuna niyet eden bir kimse, cünüp iken, imsak vaktinden sonra kalkıp banyo yapsa orucu yine de tutabilir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Tutabilir. Hatta namaz kılmayan kimse akşama kadar da cünüp dursa orucu yine sahih olur. Fakat namaz kılmadığı için ve cünüp durduğu için büyük günah olur. Yani cünüp oruç tutmakla, oruç bozulmuş olmaz.<BR><B><BR>Sual: </B>Fecirle imsak vakti aynı şey mi? <BR><B>CEVAP <BR></B>Fecir, sabah namazı vaktidir. İmsak, oruçken yiyip içmeyi kesme zamanıdır. <BR><B><BR>Sual: </B>Kazaya kalmış Ramazan orucunu bilerek bozan bir kimse kaç gün oruç tutması lazım?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kaza orucunu bozunca bir gün tutar. <BR><BR><B>Sual: </B>Ölü veya diri için namaz kılmak, oruç tutmak ve ona bu sevabı yollamak olur mu? <BR><B>CEVAP</B><BR>Namazın orucun sevabı ona gönderilir. Bizzat onun için namaz kılınamaz, oruç tutulamaz. Gönderilen sevap da, onun kılmadığı namaz, tutmadığı oruç yerine geçmez. <BR><B><BR>Sual: </B>Orucun sahih olması için, sahura kalkma mecburiyeti var mı? <BR><B>CEVAP<BR></B>Hangi oruç olursa olsun sahura kalkma mecburiyeti yoktur. Kalkmak sünnettir. Kalkılırsa sevap olur. <BR><BR><B>Sual: </B>Yeni namaza başladım. Oruç da tam olarak bu Ramazan tutacağım. Ancak namaz ve oruç kazalarımı nasıl hesaplayacağım, tam bilmiyorum. <BR><B>CEVAP<BR></B>Zannı galibe göre hesaplarsınız.<BR><BR><B>Sual: </B>El, yüz vücut losyon veya kremlerinde alkol olduğu ve namaz kıldığımız için bu kremleri kullanmamamız gerektiği, oruçluyken de necis olduğu doğru mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır o karışım alkoller affedilmiştir.<BR><BR><B>Sual: </B>Orucun haram olduğu aylar ve günleri yazar mısınız?<BR><B>CEVAP<BR></B>Oruç tutmak sadece bayram günleri haramdır. Senede beş gün. Yani dört gün Kurban bayramı, bir gün de Ramazan bayramı. Diğer günler oruç tutulabilir.<BR><B><BR>Sual: </B>Kaza orucuna yalnız olarak nasıl niyet etmeli ve hangi zamanlar arasında niyet etmeli? <BR><B>CEVAP <BR></B>İlk kazaya kalan Ramazan orucuna demeli. Akşamdan imsak vaktine kadar niyet etmeli. <BR><BR><B>Sual: </B>Nezri muayyen, nezri mutlak oruçlar nedir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Vacip oruçlar, muayyen olur. Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, nezri muayyen oruç olur. <BR><BR>Gayr-i muayyen oruçlar: Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir.<BR><BR><B>Sual: </B>İki sene adak orucu yerine yemin kefareti vermek caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><BR><B>Sual: </B>Bir ay oruç tutmayı adayan, 30 gün peş peşe mi tutar?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Farklı günlerde de tutabilir.<BR><BR><B>Sual: </B>Ebem, bir yıl oruç tutacağım diye adakta bulundu. Tutmadan öldü. Ne lazım?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bu adak için bir senelik oruç kefareti yapılır.<BR><B><BR>Sual: </B>3 gün üst üste oruç tutmayı adamıştım, fakat üçüncü gün, (orucu bozan fakat kefaret gerektirmeyen bir durum neticesinde) orucum bozuldu. Nasıl hareket etmem lazım?<BR><B>CEVAP</B><BR>Adak orucunu kasten bozsanız kefaret gerekmez. Yeniden üç gün oruç tutarsınız.<BR><BR><B>Sual: </B>(İşim olursa iki sene oruç tutacağım) dedim. Fakat Allah rızası için demediğim için oruç tutmam lazım mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. Çünkü oruç zaten Allah rızası için tutulur.<BR><BR><B>Sual: </B>(Şu işi yaparsam bir gün oruç tutacağım) diye söylendiğinde, bu şeyi her yaptığımız sefer için bir gün oruç mu tutmalıyız, yoksa birkaç sefer sözümüzden çıktığımızda da 1 gün oruç tutmak yeterli mi? <BR><B>CEVAP<BR></B>Bir gün oruç tutmanız yeter.<BR><B><BR>Sual: </B>Amerika’dan yola çıkıyorum. Gece yolculuğu yapacağım. Sahur vaktinde uçakta olacağım, hangi ülkeye göre imsak vaktini esas alacağım. Evim Hollanda’da. Eve dönünce Hollanda'nın iftar vaktini mi esas alacağım? <BR><B>CEVAP <BR></B>Çıktığınız ülkenin yani Amerika’nın imsak vakti esas alınır. Gittiğiniz yerin de iftar vakti esas alınır. Yani Hollanda’nın. Güneş batmadan iftar edilmez. <BR><B><BR>Sual: </B>Biz iki kardeşiz, annem bize hamileyken oruçlarını tutamamış. O zamanki Ramazan imsakiyelerini saklayıp daha sonra (yıllar sonra) o imsakiyelere bakarak sırayla tutmuş. Niyet ederken bunlara göre niyet etmiş. Bunları tekrar tutması gerekiyor mu? <BR><B>CEVAP</B><BR>Çok iyi olmuş. Tekrar tutması gerekmez. Fakat imsakiye saklamasa da ilk kazaya kalan diyerek de tutabilirdi. Namazları da öyle kaza etmek gerekir. İlk kılınan kılınınca ondan sonraki ilk olur.<BR><BR><B>Ezan okunurken</B><BR><B>Sual:</B> Ezan okunurken hemen orucumuzu açmakta mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Vaktin girmesi şarttır, ezan erken veya geç okunabilir. Vakit girmişse, ezan okunmasa bile oruç açılabilir. Sonra namazı kılmalı. Yemeğin namazdan sonra yenmesi daha uygun olur.<BR><BR>Vakit girmemişse, ezan okunsa da, top atılsa da orucu açmak caiz olmaz.<BR><BR>İmsak vakti yiyip içmek de böyledir. Yani ezana değil vaktin girmesine itibar edilir. İmsak vakti girmişse, daha ezan okunmasa bile, artık yiyip içmeyi kesmek gerekir. Ezana değil vakte itibar edilir.<BR><B><BR>Sual: </B>Bazı kimseler, her çeşit gıdayı yiyorlar, fakat et, süt gibi hayvani gıdalar yemeyip kırk gün perhiz yapıyorlar. Buna da oruç diyorlar. Müslümanlıkta böyle bir oruç var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Müslümanlıkta böyle bir oruç yoktur. Hıristiyanlıkta böyle perhizler vardır. Demek ki onlar, Hıristiyanların ibadetlerini yapıyorlar. Gayrı müslimlerin ibadetlerini yapanlar veya yapmadığı halde beğenenler kâfir olur. <B>(Berika)<BR></B><BR><B>Üç aylarda oruç tutmak<BR>Sual: </B>Kaza borçları üç aylarda tutulabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kaza ve nafile oruçları Receb, Şaban ve diğer aylarda tutmakta mahzur yoktur, fakat kaza oruçlarını, mazeretsiz geciktirmemek iyi olur! Bu aylarda kaza orucu tutan, bu aylarda nafileye verilecek sevablara da kavuşur. <B>(Nevadir-i fıkhiyye)<BR></B><BR>Receb ve Şaban aylarında kaza orucu veya nafile oruç, her gün veya aralıklı olarak da tutulur. Tek başına Cuma veya Cumartesi günü oruç tutmamalıdır! Perşembe ile Cuma veya Cuma ile Cumartesi birlikte tutulursa mahzuru olmaz.<BR><BR>Receb veya Şaban aylarında oruç tutarken, kazası olan, (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) diye niyet eder. Kaza yoksa bile, kaza orucu tutmak yine caizdir.<BR><B><BR>Sual: </B>12-14 yaşlarında çocuklarım var. Namaz kılıp oruç tutmaları farz mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Büluğa erince kız ve erkek çocuğa, namaz, oruç farz olur. Ay hâlinde tutamadığı oruçları, bayramdan sonra kaza eder. Ay hâli sebebiyle kılamadığı namazları kaza etmez. Hazret-i Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan orucu kaza etmek gerektiği, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmediği bildirilmiştir. <B>(Buhari) <BR></B><BR>Hazret-i Havva validemiz, Ramazan ayında hayz olunca, Allahü teâlâ, namaz kılmamasını ve oruç tutmamasını, hayzlı iken kılamadığı namazları kaza etmemesini, fakat orucu kaza etmesini emretmiştir. <B>(Mevkufat)<BR><BR>Sual: </B>Kış günleri kısa olduğu için nafile veya kaza orucu tutmam uygun olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. Kolaylıklardan istifade etmek iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<BR><B>(Kışın oruç tutmak, meşakkatsiz elde edilen bir ganimettir.) </B>[Tirmizi]<BR><B><BR>(Kış mevsimi, müminin baharıdır. Gündüzleri kısadır, oruç tutar, geceleri uzundur, o vakitleri ibadet eder.) </B>[Gunye]<BR><B><BR>Sual: </B>Maliki’yi taklit eden kadının hayzı 15 gündür. 15 gün oruç tutmayıp sonra mı kaza eder? <BR><B>CEVAP<BR></B>Oruçta taklit edilmediği için, Hanefi’deki hayz müddeti geçtikten sonra oruç tutulur. <BR><BR><B>Sual: </B>Ramazanda oruçlu iken hanımını öpmenin bir mahzuru olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Veda öpüşü gibi bir öpüş caizdir, şehvetle öpmek ise caiz değildir. Cünüp olmak şüphesi varken öpmek mekruhtur. Öperken cünüp olursa oruç bozulur ve kaza gerekir. Maliki mezhebinde oruçlu iken hanımını öpmek haramdır. <BR><BR><B>Sual: </B>Gündüz öğleyin yatarken ihtilam olup, herhangi bir sebeple gusledemeyen kimsenin orucu sahih olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Zaruretsiz cünüp durmak haramdır. Namazını da kılamadığı için ayrıca büyük günaha girer. Su bulma imkanı olamayan teyemmüm eder yine cünüp durmaz. Teyemmüm edileceğini de bilmeyen kimsenin orucu sahih olur. Çünkü cünüp durmak dört mezhepte de, oruca mani değildir.<BR><BR><B>Sual: </B>Sadece Cuma günü oruç tutmakta mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmam-ı Ebu Yusuf’a göre mekruhtur. İmam-ı a'zama göre mekruh değildir. Bir ibadet için mekruh ve sünnet diyen olunca, bütün müctehid âlimlere uyabilmek için, o işi yapmamak gerekir. Yani Cuma günü bir ihtiyaç olmadan oruç tutmamalı. Perşembe-Cuma veya Cuma-Cumartesi olarak tutmak iyi olur.<BR><BR><B>Oruç tutamayan namaz kılar<BR>Sual:</B> Bir mazeretle oruç tutamayan kimse, mukabele okuyamaz, teravihe gidemez mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Oruç, namaz ve mukabele birbirine bağlı ibadetler değil. Bir mazeretle oruç tutamayan Kur’an-ı kerim de okur, mukabele de dinler, namazını kılar, teravihini kılar. <BR><BR><B>Nafile orucu bozmak<BR>Sual:</B> Nafile bir orucu, kasten veya bir özürle bozunca kazası gerekir mi?<B><BR>CEVAP<BR></B>Evet, kasten veya bir özürle de bozulsa, yine o orucu kaza etmek vacibdir. Bir özürle orucu bozmak caiz, kasten bozmak ise günahtır.<BR><BR><B>Şaban’ın son günü oruç<BR>Sual:</B> Şaban ayının son günü oruç tutmak, uygun mudur?<BR><B>CEVAP</B><BR>Şaban ayının son gününe, yevm-i şek denir; şüpheli gün demektir. Bu günde oruç tutmanın, mekruh, caiz ve caiz olmayan durumları vardır. Bugün tutulan oruç, üç türlü olur:<BR><B>1-</B> Ramazan orucuna veya (ramazan ise ramazan orucuna, ramazan değilse, nafileye) diye niyet ederek tutulan oruçtur. Bu niyetle oruç tutmak, mekruhtur.<BR><BR>Ramazan orucunu karşılamak gerektiğini sanıp Şabanın son günü oruç tutmak da mekruhtur. Hıristiyanlara benzememek için, Şabanın son günü oruç tutmanın mekruh olduğunu bildiren âlimler de vardır.<BR><BR>Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:<B> (Ramazanı bir-iki gün önce oruç tutmakla karşılamayınız! Devamlı oruç tutan, bu orucu tutabilir.)</B> [Müslim] <BR><BR><B>2-</B> Nafile oruca veya kaza orucuna niyet ederek oruç tutmak caizdir, mekruh değildir. <BR><BR><B>3-</B> (Ramazansa, ramazan orucuna; değilse, niyet etmiyorum) diye tutulan oruç, hiç caiz değildir.<BR><BR><B>Sual:</B> Ramazan orucunu tutarken, aynı zamanda adak ve kaza orucuna da niyet edilebilir mi<B>?<BR>CEVAP<BR></B>Hayır, sadece Ramazan orucuna diye niyet edilir. Bunun gibi, vaktin farzını mesela öğle namazının farzını kılarken, sünnetine diye de niyet edilmez. Ama sünnet kılarken, ilk kazaya kalmış öğlenin veya başka bir vaktin farzına diye niyet edilir. Bunun gibi, mübarek günlerde nafile oruç tutarken ilk kazaya kalmış ramazan orucuna da niyet edilebilir. Vaktin namazı ile kazaya kalan namaz farklı olduğu gibi, ramazan orucu ile kazası da farklıdır. Nafile oruç tutarken, hem nafileye hem de ilk kazaya kalan Ramazan orucuna niyet edilebilir.<BR><BR><B>Oruç borcu olan <BR>Sual: </B>(Oruç veya namaz borcu olan kız, borçlarını ödemeden evlenemez) deniyor. Bu doğru mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, doğru değildir. Evlenince kocasından izinsiz nafile oruç tutmak uygun olmadığı için, belki oruç borcuyla kocasının evine gitmemeli denmiş olabilir. Namaz borcu bitmeden de evlenebilir.<BR><BR><B>Sual:</B> Ramazan ayında tutamadığımız oruçları, istediğimiz zaman kaza edebilir miyiz?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, her zaman kaza edilebilir ise de, fırsat buldukça bir an önce kaza etmek iyi olur. Şafii’de ise, gelecek Ramazana kadar kaza edilmezse, hem oruç tutmak, hem de fidye vermek gerekir.<BR><BR><B>Sual:</B> Unutup yiyip içene, oruçlu olduğunu hatırlatmak gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Eğer oruç yiyen kuvvetliyse söylemek gerekir, söylememek mekruh olur. Zayıfsa, söylememek gerekir. Allahü teâlâ ona unutturup, oruç yedirmiş olabilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Oruçlu bir kimse unutarak yiyip içerse, bu, Allahü teâlânın ona gönderdiği bir rızıktır, bu orucu kaza etmek gerekmez.)</B> [Dare Kutni]<BR><BR><B>Kaza orucuna niyet<BR>Sual:</B> Hiç oruç kazası olmayan kimse, kaza orucu tutabilir mi? Mübarek günlerde tuttuğu oruçları kazaya da niyet edebilir mi?<B><BR>CEVAP<BR></B>Ramazan-ı şerif ayı dışında, Pazartesi, Perşembe günlerinde, her ayın 13, 14 ve 15’inde veya aybaşlarında yahut diğer mübarek günlerde, her zaman, nafile oruç tutarken kazaya da niyet etmek iyi olur. Eğer sahih olmamış oruçlarımız varsa, hem bu oruçlar kaza edilmiş olur, hem de bildirilen mübarek günlerde nafile oruç tutulmuş olur.<BR><B><BR>Sadece pazar günü oruç tutmak<BR>Sual:</B> Cumartesi günü tek olarak oruç tutulmadığı gibi, Pazar günü de Hıristiyanlarca kutsal sayıldığına göre, Pazar günü de tek olarak oruç tutmak mekruh olur mu? <BR><B>CEVAP</B><BR>Hayır, mekruh değildir. Pazar günü, tek olarak oruç tutmakta hiçbir mahzur yoktur.<BR><BR><B>Adak oruçları<BR>Sual:</B> Muayyen olan ve olmayan adak oruçları nedir? Bunlara ne zaman niyet edilir?<BR><B>CEVAP</B><BR><B>Muayyen oruçlar:</B> <BR>Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, muayyen adak orucu olur. Bunlara, öğleye bir saat kalana kadar niyet edilebilir.<FONT size=1><BR><BR></FONT><B>Gayr-i muayyen oruçlar:</B><BR>Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela, (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir. Bunlara, imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır.<BR><BR><B>Adak orucunda niyet<BR>Sual:</B> Adak orucunda niyet ne zamana kadar yapılır?<BR><B>CEVAP<BR></B>İki türlü adak orucu vardır:<BR><B>1-</B> Muayyen [Vakti bilinen],<BR><B>2-</B> Gayri muayyen [Vakti bilinmeyen].<BR><BR>Muayyen mesela Şaban ayının ilk Perşembe günü oruç tutacağım diye adakta bulunan kimse, o gün, öğleye bir saat kalıncaya kadar niyet edebilir. Allah rızası için bir gün oruç tutacağım diyen ise, imsak vaktine kadar niyet eder.<BR><BR><B>Oruçta niyet<BR>Sual: </B>Kaza veya nafile oruçlarda,<B> </B>Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü oruç tutmak isteyen, nasıl niyet ederse daha çok sevab alır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü de oruç tutmak isteyenin, (Cuma günü oruç tutmak müstehab diyen âlimlere uymak niyetiyle, bugün oruç tutuyorum) diye niyet etmesi daha iyi olur.<BR><B><BR>Belli günlerde oruç<BR>Sual: </B>(Orucu<B> </B>pazartesi ve perşembe günleri tutulmalıdır) deniyor. Diğer günlerde tutulan orucun sevabı yok mudur?<BR><B>CEVAP</B><BR>Her gün oruç tutmak sevabdır. Cuma günü tek başına oruç tutmak müstehabdır, fakat mekruhtur diyen âlimler de olduğu için, perşembe günüyle veya cumartesi günüyle birlikte tutmak daha uygundur. Cumartesi tek gün hariç, haftanın diğer günleri oruç tutmak da sevabdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Çarşamba ve perşembe günleri oruç tutana, kıyamette Cehennem ateşinden uzak kalacağına dair beraat verilir.)</B> [Ebu Ya'lâ]<BR><BR><B>(Çarşamba, perşembe, cuma günlerinde oruç tutana Allahü teâlâ, Cennette dışı içinden, içi dışından görünen bir saray verir.)</B> [Taberanî]<BR><BR><B>(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de, amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.)</B> [Tirmizi]<BR><BR><B>(Allahü teâlâ, çarşamba, perşembe ve cuma günü oruç tutana cennette, inci, yakut ve zebercetten bir köşkten sonra, ateşten koruma beraatı da verir.)</B> [Taberani, Beyhekî]<BR><BR><B>(Çarşamba, perşembe, cuma günleri oruç tutanın ve cuma günü de az veya çok sadaka verenin, bütün günahları affedilir, anasından doğduğu gün gibi temiz olur.)</B> [Taberani, Beyhekî]<BR><BR>Ümmü Seleme validemiz anlatır:<BR>Resulullah efendimiz çoğunlukla cumartesi ve pazar günleri oruç tutar ve <B>(Bu </B><B>iki gün, müşriklerin bayram günleridir, onlara muhalefet etmek için oruç tutuyorum)</B> buyururdu. (İbni Hüzeyme)<BR><BR>Tek başına cumartesi günü oruç tutmak mekruhsa da, pazar günü tek olarak da oruç tutmak mekruh değildir. Görüldüğü gibi haftanın her günü oruç tutmakta bir mahzur yoktur.<BR><BR><B>İftarı başka ilde açmak<BR>Sual: </B>Van’da saat 19.00 da akşam oluyorsa, İstanbul’da bir saat sonra, saat 20.00 de olduğu bir dönemde, bir kimse, İstanbul’da oruç tutarken, iftar daveti için Van’a gitse, orucu Van’ın saatine göre mi, yoksa İstanbul’un saatine göre mi açar? Van’da sahuru yiyen kimse, iftar için İstanbul’a gelse, hangi şehrin saatine göre iftarını açar?<BR><B>CEVAP<BR></B>Nerede olursa olsun, iftar açılan yerin saati geçerlidir. Nerede olursak olalım, güneş batınca, orada oruç açılır.<BR><BR><B>Oruca niyet etmemek<BR>Sual: </B>Yarın nasıl olsa kesin diş çektireceğim, iğne vurulacak ve orucum bozulacak. Gece niyet etmeyip yiyip içsem günah olur mu?<B><BR>CEVAP<BR></B>Ramazanda oruç tutmamak büyük günahtır. Oruca niyet edilir. Dişçi iğne vurunca oruç bozulmuş olur. Sadece kaza gerekir. Diş çektireceğim kesin dense de, kesin olmayabilir. Sabah evden dişçiye giderken ölebilir. Oruçluyken ölmek büyük nimettir. Gittiğimiz dişçinin işi çıkmış, başka yere gitmiş olabilir veya ölebilir. Deprem olur, binalar yıkılabilir. Bunların hiç birisi olmasa bile, diş çekimi yapılmadan orucu bozmak caiz olmaz.<BR><BR><B>Sual:</B> Abdest alırken boğaza su kaçsa, istemeden ağızdaki kan yutulsa, helâda taharetlenirken içeriye su kaçsa, bunların hepsinde oruç bozuluyor. Bunlar için bir çare var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet vardır. <B>(Mezhebler rahmettir) </B>buyuruluyor. Bir farzı yapmakta veya bir haramdan sakınmakta harac yani sıkıntı olursa dört mezhepten biri taklit edilerek o iş yapılır. Abdestte boğazına su kaçan,&nbsp;istemeden ağzındaki kanı yutan ve taharetlenirken içeriye su kaçıran da, (Hanbelî’ye göre bu orucu tutuyorum) derse, oruçları sahih olur.<BR><BR><B>Daha vakit var sanmak</B><BR><B>Sual:</B> Daha imsak vaktinin bitmesine vakit var sanarak veya güneş battı diye yiyip içilse, sonradan yanlış olduğu anlaşılsa kaza mı, kefaret mi gerekir?<BR><B>CEVAP</B><BR>Yalnız kaza gerekir. <B>(Kuduri)</B><BR><BR>Çünkü bunda kasıt yok, yanılma vardır. Yanılmalarda, kefaret gerekmez. Oruç tutmadığı için günaha da girmez. <B>(Mecmua-i Zühdiye)</B><BR><BR><B>Ramazanda kaza</B><BR><B>Sual:</B> Ramazanda seferde iken, kaza orucu tutmak sahih olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>İmam a'zama göre, kaza orucu olarak sahih olur, İmameyn'e göre, ramazan orucu tutulmuş olur. <B>(Mülteka)</B><BR>Böyle seferi olan kimse, nasıl olsa mukim olunca, ramazanda tutmadığı orucu kaza edecektir. O hâlde, seferde oruç tutacaksa, kaza değil, ramazan orucunu tutması daha uygundur.<BR><BR><B>Kaza gerekir</B><BR><B>Sual:</B> İhtilam olunca oruç bozuldu sanarak yiyip içene kefaret gerekir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Ramazanda gündüz, uyurken ihtilâm olsa, bir şeye şehvetle bakarken meni gelse, vücuduna krem sürünse, gözlerine sürme çekse orucu bozulmaz. Fakat orucum bozuldu zannederek yiyip içse yalnız kaza gerekir<B>. (Mecma-ul-enhür)</B><BR><BR>Kefaret gerekmemesinin sebebi, orucum bozuldu diyerek yiyip içmesidir. Bozmadığını bilse kefaret de gerekir.<BR><BR><B>Oruç tutmaktan vazgeçmek<BR>Sual:</B> Akşam veya gece oruca niyet edip, herhangi bir sebeple oruç tutmaktan vazgeçmek istese, ne vakte kadar niyetinden vazgeçebilir?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmsak vaktine kadar oruç tutmaktan vazgeçilebilir, daha sonra vazgeçemez. İmsak vaktinden önce niyetten vazgeçince, oruca başlanmamış olur.<BR><BR><B>Oruç ve vesvese<BR>Sual:</B> Oruçlu iken; elimize, yüzümüze, dudağımıza, saçımıza, tüm vücudumuza zeytinyağı veya başka gıda olan yağları da, krem gibi sürebilir miyiz? Bunlar gıda maddesi olduğu için, kremden farklı mıdır? Orucumuz bozulur mu?<BR>Oruçlu iken, elimize, yüzümüze, dudağımıza, saçımıza, tüm vücudumuza sürmüş olduğumuz zeytinyağı ve başka gıda olan yağları, bilerek sabunlamasak, hiç sabun kullanmasak böylece abdest alsak orucumuz bozulur mu? Çünkü abdest alırken burnumuza su veriyoruz. Parmağımızı kulağımıza sokuyoruz. Bu sürdüklerimiz, sabunlamadığımız için, su ile birlikte kulağımızdan ve burnumuzdan içeri girip orucumuzu bozar mı? Abdest alırken ağızımıza su alıyoruz. Bu sürdüklerimizi sabunlamadığımız için; elimizden, dudağımızdan suya karışıp ağızımıza girip, tükürüğümüze karışıp, yutup orucumuz bozulur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hiç birisi orucu bozmaz.<BR><BR><B>Kolonya sürerken<BR>Sual:</B> Elimize, yüzümüze kolonya sürünce, ister istemez kokusu ağzımıza, burnumuza giriyor. Bunun oruca bir zararı var mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, oruca da zararı olmaz.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1076]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 16 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Çeşitli sual ve cevaplar]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Bıçağı ve makası elden ele vermek uğursuzluğa sebep olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Elden ele vermenin bir mahzuru olmaz. Dinimizde uğursuzluk yoktur. Bıçak, alanın elini kesmesin diye, yere veya masaya konabilir. Başka bir hikmeti yoktur.<BR><BR><B>Sual:</B> Yönetici durumundayım. Villada oturuyor, çeşitli elbiseler giyiniyorum. <B>(Süsten kaçınmak imandandır)</B> hadisi-i şerifini görünce korktum. Hep aynı elbiseyi mi giyineyim, villadan çıkıp basit bir evde mi oturayım?<BR><B>CEVAP<BR></B>O hadis-i şerif, gösteriş için öyle giyinmenin zararını bildiriyor. İhtiyaç için süslü giyinmekte ve villada oturmakta mahzur yoktur. Hatta imkanı olanın böyle yapması gerekir.<BR><B><BR>İmam-ı a’zam</B> hazretleri buyuruyor ki:<BR>Cahillerin hakaret etmemeleri ve düşmanlara azametli, kuvvetli görünmek için, âlimlerin, âmirlerin elbiselerinin ve binalarının gösterişli olması lazımdır.<BR><BR>Hikmet ehli de buyuruyor ki:<BR>(Öyle bir elbise giy ki, sen ona değil, o sana hizmet etsin!)<BR><BR>Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<BR><B>(Güzel giyinin ki, Allahü teâlânın size verdiği nimetlerin eseri görülsün!)</B> [Taberani]<BR><B><BR>(Allahü teâlâ bir kuluna nimet verdiğinde, o nimetin eserinin o kulun üzerinde görülmesini sever.)</B> [Taberani]<BR><B><BR>(Allahü teâlânın verdiği nimetin eseri üzerinde görülmelidir.) </B>[Nesai] <BR><BR><B>Sual:</B> Arkadaşla ceketleri birkaç günlüğüne değişmek mekruh mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Tırnakları gömmek<BR>Sual:</B> Kesilen tırnakları ne yapmalıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Toprağa gömmek sünnettir. Basılmayan bir yere, kabir üzerine veya denize de atılabilir. Biriktirilip herhangi bir yere gömülebilir.<BR><BR><B>Sual:</B> Kadın tırnak ve saçını gömmek zorsa, yakmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Biriktirip gömme imkanı varken, yakmak caiz olmaz. <BR><BR><B>Sual:</B> Dini levhayı alkolle, kolonya ile silmek caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sabunlu su ile silinir. Buna imkan yoksa, caizdir. <BR><B><BR>Sual:</B> Gıda paketlerinin veya deterjanların içinde bardak, tava gibi şeyler çıkıyor. Bazılarının içinden bir kağıt çıkıyor. "Bu kağıdı getirene şu hediye verilecektir" deniyor. Paket içinden çıkan malı ve kağıdı götürüp verilecek şeyi almak günah olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır günah olmaz. <B>(Redd-ül Muhtar)</B><BR><BR><B>Sual:</B> Âdetli hazır petleri yıkamadan atmanın bir mahzuru var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mahzuru yoktur. <BR><B><BR>Sual:</B> Yatak odasına dini levha asmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Düğmeleri, küflenmemesi için altın suyuna batırmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Hastaya veya misafirliğe giderken çiçek götürmek caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Şifa âyetlerini muska yaparak üzerimizde taşımak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Talebeye öğretmek için Kâbe maketi yapmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Hacıların getirdiği içi âyet yazılı tastan yiyip yemek caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual:</B> Cami resmi bulunan kağıtla kitap kaplamak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual:</B> Zurna çalmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Savaşta caizdir.<BR><BR><B>Sual: </B>Kabrin üstüne çiçek dikmekte mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mezar üstüne çiçek dikmek ölüye faydalıdır, iyidir. Çiçeğe verilecek parayı, namaz kılan fakire sadaka vermek daha iyidir. Bundan daha iyisi de, uygun bir din kitabı alıp birine vermektir.<B><BR></B><BR><B>Sual: </B>Tayt giymek uygun değil. Erkeklerin de, kışın pantolonun altından giydiği ince veya kalın giyecekler var. Bunlara da tayt diyorlar. Bunlar caiz değil midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bunları imal etmekte ve giymekte mahzuru yoktur. Hatta taytları da iç kıyafeti olarak giymek caizdir.<BR><B><BR>Sual:</B> Gece çamaşır yıkamak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Sual: </B>İhramı kefen yapmak ve kefeni zemzemle yıkamak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>İhramı kefen yapmak caizdir. Kefeni zemzemle yıkamak ise, Hanefi’de caiz, Şafii’de haramdır. <B>(Redd-ül Muhtar)<BR><BR>Sual:</B> Eskiyen seccadeyi yırtıp yer bezi yapmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual:</B> Süte okunup içiliyor, caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bir şeye okumak faydalıdır.<BR><B><BR>Sual:</B> Şifa âyetlerini görünür şekilde PVC yaptırıp taşımak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Açık gibidir. Görünmez şekilde kaplanırsa caiz olur.<BR><BR><B>Sual:</B> Dini yazı bulunan gazeteyi yerlere atmak mahzurlu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. Okuyunca yukarı koymalıdır.<BR><B><BR>Sual:</B> Müzik alarmlı kol saati mekruh mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Domuz derisinden kalb kapakçığı taktırmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Zaruret varsa caizdir.<BR><B><BR>Sual:</B> Tarladaki sap artıklarını yakıyoruz, içindeki böcekler de yanıyor. Günah mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Çünkü siz böceği değil sapı yakıyorsunuz. Sırf böceği yaksanız caiz olmaz.<BR><B><BR>Sual:</B> Odunlarda kurt var. Yere vurunca, düşmeyen de olabilir. Bu odunları böyle yere vurduktan sonra, yakmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. <BR><B><BR>Sual:</B> Din kitaplarını dolabın içine belden aşağı koymak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caizdir. Mushafı daima yukarı koymalıdır.<BR><B><BR>Sual:</B> Kadın saçından fırça yapmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual:</B> Hayvan ve insan motifleri işlemek günah mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Battaniyedeki aslan resmi net değildir. Resim hükmünde mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Resim hükmünde değil. Fakat, resimli almamaya, dikkat etmeli. Şüphelilerle meşgul olmak harama sebep olur.<BR><BR><B>Sual:</B> Halıdaki mübarek bir isim boyansa, kullanmak caiz olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Mushaf okunmuş rahleyi, tabure olarak kullanmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Zaruret olursa caizdir.<BR><B><BR>Sual:</B> Dini yazı bulunan gazeteyi divanın, karyolanın altına koymak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual:</B> Cami resimli çay tabağı kullanmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><BR><B>Sual:</B> Kanlı pamuğu yakmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Âyet-i kerime yazılı gazeteleri ne yapmak lazımdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yakıp külü denize veya&nbsp;ayak basmayan temiz yere dökülür.<BR><B><BR>Sual:</B> Sahabenin temsili resimlerini yapmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Değildir. <BR><B><BR>Sual:</B> İnsan başlı pipo yapmak mekruh mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Sual:</B> Donmaması için lağıma tuz koymak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Kiracı ev sahibinden izinsiz evde değişiklik yapabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yapamaz. Musluk gibi şeyleri değiştirebilir.<BR><B><BR>Sual:</B> Ekmek kırıntılarını, yakmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Toplayıp denize atılabilir. Kuşlara verilebilir. <BR><BR><B>Sual:</B> Otobüs altındaki bagajda, paketle mushaf taşımak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Otobüsün üstünde de taşımak mümkün.<BR><B><BR>Sual:</B> İki katlı otobüsün, birinci katının rafında, mushaf taşınır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Ezan okuyan saatleri kullanmakta mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Okunurken hürmet etmek şartı ile mahzuru olmaz.<BR><B><BR>Sual:</B> Tekelden hediye edilen içki yerine, çay almak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Sual:</B> (Abdest havlumu herkes kullanabilir) dedim. Caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Sual:</B> Evde, karyolanın altına çuvalla un, pirinç koymak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual:</B> İspirtolu kalemle, dini yazı yazmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caizdir.<BR><B><BR>Sual:</B> Evde, canlı hayvan biblosu bulundurmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual:</B> Tutkallı hamurdan, ağaç gibi şekiller yapmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Mescitteki halıyı, ayakkabıyla girilen yere sermek caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Ayakkabı ile girilmeyen eve sermek caiz.<BR><B><BR>Sual:</B> Babamın resmini albümde saklamak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Sual:</B> Mezar taşına Ali oğlu Veli ve miladi tarih yazmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Bekçinin izniyle H.Bağdadi türbesinden örtü aldım. Caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Piyasadaki esansları kullanmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. Esans demek alkolsüz demektir.<BR><B><BR>Sual:</B> Namaz kitabı ile helaya girilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual:</B> Resimler, yerde olsa oraya rahmet melekleri girmez mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Girmez.<BR><BR><B>Sual:</B> Rahmet meleği girmeyen oda, rahmetten mahrum kalır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Meleklerin faydalarından mahrum kalır.<BR><B><BR>Sual:</B> Kelime-i tevhid yazılı takke ile helaya girmek caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual:</B> Melek girsin diye, okunan gazeteyi kapalı yere mi koymalı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Takkeyi pantolonun cebine koymak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Âyet yazılı bozuk kitabı, yakarak imha caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Mezarlıkta teybi açıp çalgı çalmak uygun mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mezarlıkta gülmek uygun olmadığı gibi kaset çalmak da uygun değildir.<BR><B><BR>Sual:</B> Süs niyeti ile pastaya mum dikmek mahzurlu mudur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mum uygun değildir <BR><B><BR>Sual:</B> Satın alınan hazır elbiseyi, yıkamadan giyip onunla namaz kılmakta mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Eşyada esas olan temizliktir. Necis olduğu kati olarak bilinmedikçe hepsi temiz kabul edilir. Hatta gayri müslimlerin elbiseleri de temiz kabul edilir. <B>(Hadika)</B><BR><BR><B>Sual:</B> Tıraş fırçalarının domuz kılından yapıldığını duydum, kullanmamız uygun mu? <BR><B>CEVAP</B> <BR>Duymakla hüküm verilmez. Yani fırçaları kullanmakta mahzur yoktur. <BR><B><BR>Sual:</B> Kâfirden kullanılmış ceket alınca yıkamak lazım mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yıkamak gerekmez.<BR><BR><B>Sual:</B> Şafii mezhebinde bulaşık makinesi ile bulaşık yıkamak veya çamaşır makinesi ile çamaşır yıkamak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet caizdir.<BR><BR><B>Sual:</B> Üzerinde Allah yazılı tesbihleri kullanmak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caizdir, fakat bunları yere atmak caiz değildir. <BR><B><BR>Sual:</B> Almanya'da resmi kurumlar, bazı yerlerde tabutsuz gömme izni vermiyor. Ölülerimizi tabutla gömmenin mahzuru var mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Toprak nemli ise, erkeği tabut ile koymak caiz olur. Toprak kuru ve sağlam ise, erkeği tabut ile gömmek mekruh olur. Tabut ile gömünce tabut içine biraz toprak konur. Kadınları, her zaman tabut ile gömmek efdaldir. Tabutsuz gömme izni verilmeyince, erkeği de tabutla gömmek mekruh olmaz. <BR><B><BR>Sual:</B> Eve Âyet-el Kürsi, Fatiha-i Şerif, Yasin-i Şerif, âyet-i kerime yazılı levhaları asmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet caizdir.<BR><BR><B>Sual:</B> Âyet-el kürsi yazılı kolyelerle tuvalete girilmesi caiz mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Üstü örtülü olursa caizdir. Eğer Âyet-el kürsi çok küçük yazılmışsa caiz olmaz. <BR><B><BR>Sual:</B> Bebeğe muska olarak âyât-ı hırz takmakta mahzur olur mu? <BR><B>CEVAP</B><BR>Âyât-ı hırz, koruyucu, muhafaza edici âyetlerdir, takılması çok iyi olur.<BR><B><BR>Sual:</B> Pardösüye, paltoya kuşak, kemer bağlamak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caizdir.<BR><B><BR>Sual:</B> Gece aynaya bakmak ve tırnak kesmekte mahzur var mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Dinen mahzuru yoktur. Tırnak gece veya gündüz her zaman kesilebilir. Haftanın her günü kesilebilir. Cuma günü, Cuma namazından sonra kesmek daha iyi olur.<BR><B><BR>Sual:</B> Hazret-i Osman’ın kabrinden aldığım toprağı kabre koymam caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>İyi olur, mağfirete sebep olur.<BR><B><BR>Sual:</B> Bulunmuş para, bir vakfa nasıl verilir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Devir ile verilir. Yani önce bir fakire verilir, fakir dilerse vakfa veya başka yere verebilir.<BR><B><BR>Sual:</B> Helayı kapatıp mescit yapmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Sual:</B> İhtiyaç halinde otopsi yapmak dinen caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. <BR><B><BR>Sual:</B> Domuz kılı fırça ile tıraş olan Şafii, yüzünü biri toprakla olmak üzere 7 kere mi yıkar?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Sual:</B> Doktor, burnuna su verme dedi. Sözüne uymam caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Fâsık doktora tedavi olunur. İbadeti bozan, harama sebep olan sözü adil tabibe sormak lazım.<BR><BR><B>Sual:</B> Ekmek bulunan heybe, motosikletin arkasına konur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Bir yaşlı insan ölmek üzere ise can veriyorsa benim ona serum vermem bir kaç saat fazla yaşamasını sağlayabilirse, doktor olarak benim ona serum vermem dinimizce nasıl sayılır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Can verirken ölmek üzere olanı rahatsız etmek iyi değil. Eziyet olabilir. Fakat bir doktor olarak, onun yaşama imkanı olacağını tahmin ediyorsanız, serum vermenizin mahzuru olmaz.<BR><BR><B>Sual:</B> Yanında taşınması sünnet olan ayna, tarak misvak, iğne iplik gibi şeyleri çantamızda taşımakla da sünnet yerine getirilmiş olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet. <BR><BR><B>Sual:</B> Camilerin üstüne, imam lojmanı yapmak caiz olur mu?<BR><B>CEVAP <BR></B>Yapılmış bir caminin, bir mescidin üstüne bina yapmak caiz değildir. Caminin üstü de semaya kadar cami hükmündedir. Nitekim ceddimizin yaptığı camilerin üstünde bina yoktur. Mescit yeni yapılırken, üstüne imam lojmanı yapılması caiz ise de, caiz olan bir şeyi zaruret bulunmadıkça yapmamak iyi olur. Camilerin altına dükkan yapılabilir.<BR><BR><B>Sual:</B> Tesbihler bid’at değil midir? Tesbihi numaratörle çekmek caiz midir? <BR><B>CEVAP<BR></B>Tesbih çekmek sünnettir. Tesbih aletinin kendisi bid’at mi diye soruluyorsa, Peygamber efendimiz zamanında tesbihler, parmakla, çekirdekle, taşla sayarak tesbih çekiliyordu. Resulullah efendimiz, bir kadının tesbihleri, çekirdeklerle saydığını görmüş, fakat men etmemiştir. Âlimler buradan tesbih kullanmanın caiz olduğunu bildirmişlerdir. Mekanik veya elektronik numaratör denilen alet ile tesbih çekmekte caizdir. İslam âlimleri de bu izne uyarak tesbih hazırlamışlar, tesbih bid’at değildir.<BR><BR><B>Sual:</B> Mescide girerken niçin "itikâfa niyet ettim" deniyor? <BR><B>CEVAP<BR></B>İtikâfa niyet edince orada yatmak, yiyip içmek v.s caiz olur. Niyet etmezsek bunlar yapılmaz.<BR><B><BR>Sual:</B> "Sakız çiğnemek erkekler için özür değil ise mekruhtur" deniyor. Acaba stres yüzünden sakız çiğnemek özür sayılabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sakız çiğnemenin herhangi bir faydası varsa, mesela dediğiniz gibi strese faydası varsa, sakız çiğnemekte mahzur olmaz. Başka faydaları varsa o fayda için çiğnenebilir. <B><BR><BR>Sual:</B> Bayanların misvak kullanması uygun mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bayanların misvak kullanması caizdir. Kitaplarda misvak yerine sakız çiğnemeleri bildirilmiştir. <B><BR><BR>Sual:</B> İnsan dışkısını toprakla karışınca gübre olarak kullanmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Baston taşımak niyetiyle, şemsiyeyi baston olarak kullanmak uygun olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Şemsiyeyi, baston niyetiyle kullanmak iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(Asa taşımak, Enbiyanın sünneti, müminin alametidir.)</B> [Deylemi]<BR><BR>Hasan-ı Basri hazretleri de buyurdu ki:<BR>Asa, salihlerin süsü, hayvanlara karşı silah ve zayıfların yardımcısıdır. <B>(T. Gafilin)<BR><BR>Sual:</B> Almanya’da yaşıyoruz. Annem uzun zamandır ağır hasta, doktorların da umudu kalmadı, çok sancılarına karşı morfin kullanılmasını tavsiye ediyorlar, ben oğlu olarak karar veremiyorum vicdanen. Bana dini bilgi verirseniz memnun olurum.<BR><B>CEVAP<BR></B>Vurmak caiz ise de, ağır hastalara vurmamak daha iyi olur. <B><BR><BR>Sual:</B> Kadınların el işi yapması, dantel, örgü vs. mubah eğlence olarak caiz mi? <BR><B>CEVAP</B><BR>Örgü işleme gibi şeyler çok iyidir mubahın ötesinde iyidir, sünnettir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: <BR><B>(Ya Fatıma, ne mutlu o kadına ki, kocası ondan razı olur. Allahü teâlânın farz kıldığını yapmaktan ve kocasına itaatten sonra kadınlar için, yün eğirmekten, iplik bükmekten üstün iş yoktur. Bir saat yün eğirmek, iplik bükmek veya dokumak, el işleri yapmak kadınlar için bir yıl ibadet etmekten daha sevaptır. Dokudukları her iplik için amel defterlerine bir şehit sevabı yazılır.) </B>[R. Nasıhin]<BR><BR><B>Sual: </B>Ekmek hamurunu kıvama getirmek için, hamurun üzerine bez koyarak üzerine çıkıp çiğneniyor. Böyle çiğnemek caiz midir? <BR><B>CEVAP</B><BR>Evet, caizdir.<BR><BR><STRONG>Sual:</STRONG> </B>Islık çalmak, uygun mudur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sesini duyurmak için caizdir. Sebepsiz çalmak, uygun değildir.<BR><BR><B>Sunî tohumlama<BR>Sual:</B> Hayvanlarda sunî tohumlama caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, caizdir.<BR><BR><B>Bulaşık suyu<BR>Sual: </B>Evlerde bulaşık suları ile abdest suları, evin kanalizasyonuna karışıyor. Günah oluyor mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Zaruret olduğu için, günah olmaz.<BR><BR><B>Tuvalete dökmek<BR>Sual: </B>Çayın posasını tuvalete dökmek caiz midir?<B><BR>CEVAP<BR></B>Çöpe koyma imkânı varken tuvalete dökülmez, mekruh olur.<BR><BR><BR<BR><B>Duvar saati</B><BR><B>Sual: </B>Duvar saatimiz, çan şeklinde çalıyor. Kullanmakta mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, bir mahzuru yoktur.<BR><B><BR>Sual: </B>Böcek koleksiyonu yapmakta mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mahzur yoktur. <B>(Hadika)<BR></B><BR><B>Ateşle dağlamak<BR>Sual:</B> Bir hadiste, <B>(Şu üç şeyde şifa vardır: Bal şerbeti, hacamat, ateşle dağlama; ama ateşle dağlamadan menederim)</B> deniyor. Şifalı şey neden yasaklanıyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hasta olmamak için, sağlam insanı ateşle dağlamak, tevekkülü bozar. Hasta olanın doktor tavsiyesi üzerine yaptırması caizdir. İkincisi dağlamak tehlikeli yaralara sebep olabilir. Herkese aynı faydayı vermesi de kesin değildir. Bir de, dağlamanın faydası, başka ilaçlarla da, temin olunabilir. Bu bakımdan dağlamak tavsiye edilmiyor. <B>(S. Ebediyye)</B><BR><BR><B>Beyin ölümü gerçekleşen hasta<BR>Sual:</B> Bir kimseye karaciğer, böbrek veya başka organ nakli yapabilmek, yani bir başka hastayı kurtarabilmek için, beyin ölümü gerçekleşmiş bir hastanın, makineye bağlı fişini çekip kalbini durdurmak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Böyle bir zaruret varsa, beyin ölümü gerçekleşmiş hastanın fişini çekmek caiz olur; ama sebepsiz yere veya daha fazla acı çekmesin diye, beyin ölümü gerçekleşmiş hastanın fişini çekmek caiz olmaz.<BR><BR><B>Sual:</B> <B>Allah </B>kelimesinin İslami hat olarak bir düzü, bir de simetrik olarak tersi yazılı. Böyle yazmak ve böyle yazılmış bir hattı duvara asmak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yazmak da, asmak da caiz değildir. <BR><BR><B>Sual:</B> Bazı kimseler su, tuz ve ateşin ortak olduğunu, bunları komşuya vermek gerektiğini, vermemenin günah olduğunu söylüyorlar. Böyle bir şey var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Böyle bir şey yoktur. Bir kimsenin mülküne başkası ortak olamaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(Müslümanlar üç şeyde ortaktır: Ot, su ve ateş.)</B> [Ebu Davud]<BR><BR>Hiç kimsenin mülkü olmayan böyle şeylerde Müslümanlar ortaktır demek, (Ele geçirenin mülkü olur) demektir. Mülkü olunca da, artık başkalarına vermeye zorlanamaz. Fakat bir kimse, umuma ait bir suyu, başkalarının kullanmasına mani olamaz. <B>(Mecelle)<BR></B><BR><B>Sual:</B> Alkışlamanın hükmü nedir? Katıldığımız toplantılarda şarkı v.s. söyleniyor ve herkes bunu alkışlıyor hatta şarkı devam ediyorken alkışla tempo tutuluyor. Böyle bir durumda alkışa istemeyerek katılmanın hükmü nedir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Peygamber efendimiz konuşurken, sözü duyulmasın diye müşrikler alkış yapıyorlardı. Alkış protesto idi. Şimdiki alkışlar ise beğenme işaretidir. İyi konuşanları alkışlamak caizdir, mahzuru yoktur. Kötü konuşanları, haramları alkışlamak da onları beğenmek olur. Beğenmeden, protesto olarak niyet edilse, içinden, Allah ıslah etsin seni denilse mahzuru olmaz.<BR><BR><B>Sual: </B>Zikrettiği için, çimenlere basmanın günah olduğunu söylüyorlar. Çimenler yeşil olduğu için mi zikreder?<BR><B>CEVAP<BR></B>Basmanın mahzuru olmaz. Sadece çimenler, yeşil olan bitkiler değil, bastığımız toprak ve taşlar da, yani canlı cansız her şey tesbih eder, zikreder. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<BR><B>(Yedi kat gökle yer ve bunların içindekiler, Allah’ı tesbih eder. Hiçbir varlık yok ki, Onu hamdle tesbih etmesin; fakat siz, onların tesbihini anlayamazsınız!)</B> [İsra 44]<BR><BR><B>Sual: </B>Bir hadiste, hac veya cihad dışında, deniz vasıtalarına binilmeyeceği; çünkü denizin altında ateş, ateşin altında da deniz olduğu söyleniyor. Bu iki iş dışında, mesela seyahat için gemiye binmek, caiz değil mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Gemiye binmekte hiçbir mahzur yoktur. Müteşabih hadis-i şerifleri, âlimlerin açıklaması olmadan yazmak uygun olmaz.<BR><BR><B>Sual: </B>İçinde âyet-i kerime meali bulunan dini kitapların üstünde bir şeyler yazmak, üzerine elini kolunu koymak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Uygun değildir. Dini yazılara hürmet etmelidir.<BR><BR><B>Haram ve helal karışırsa<BR>Sual: </B>Çeşitli haram mallar birbirleriyle veya helal malla karışınca bu para kullanılabilir mi? Mesela, bir camiye yardım edenler arasında, haram para verenler de olursa, bu camide namaz kılmak caiz olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, caiz olur. Gasp, hırsızlık, rüşvet, kumar, alkollü içkilerden alınan para gibi, haram malı kendi helal malıyla veya çeşitli kimselerden aldığı haram paraları birbirleriyle karıştırmışsa ve bunları birbirlerinden kolayca ayıramazsa, o zaman bu karışımlar, kendi mülkü olur. Tayyib [temiz] olmasa da, kullanması caiz olur. Bu paralarla yapılan camide namaz kılınır. Tek cins haram parayla yapılan camide namaz kılınmaz. Mesela tamamı kumar parası, tamamı hırsızlık, tamamı gasp, tamamı alkollü içkilerden elde edilen para gibi, tek cins haram parayla yapılan camide namaz kılınmaz.<BR><BR><B>Bebeğin ölümüne sebep olmak</B><BR><B>Sual:</B> Bir kimse, elinden düşürüp bebeği ölse veya bebekle yatakta yatarken, üstüne yatıp çocuğun ölümüne sebep olsa, bugün için dinen cezası nedir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kasıt olmayıp, hatayla ölümüne sebep olduğu için, 60 gün kefaret orucu tutması gerekir.<BR><BR><B>Trafik kazası<BR>Sual:</B> Trafik kazasında, ölüme sebep olana, kusursuz da olsa, kanuni cezadan başka kefaret de gerekir mi?<BR><B>CEVAP:<BR></B>Evet, 60 gün kefaret orucu tutması gerekir.<BR><BR><B>Horoz dövüşü, boks ve sirk</B><BR><B>Sual: </B>Horoz ve deve dövüşü, boğa güreşlerini ve boks maçlarını seyretmek, sirke gitmek günah mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Horoz ve deve dövüşleriyle boğa güreşleri, hayvanlara zulüm olduğu için günahtır. İnsanları dövüştürmek de günahtır. Avret yerlerinin açık olması da, bir başka günah oluyor. Canlının yüzüne vurmak da günahtır. Sirklerde de, genelde tehlikeli gösteriler, cambazlıklar yapılıyor. Sirke gitmek, bu gösterileri tasvip etmek demektir. Bu günah olan şeyleri seyretmek de günahtır; çünkü din kitaplarında deniyor ki:<B><BR></B>Cambaz ipten düşüp ölürse, seyirciler de günaha girer; çünkü onlar seyretmeselerdi, cambaz, cambazlık yapmaz ve ipten düşüp ölmezdi. Öldürülen kimse, eceli geldiği için ölürse de; öldüren veya ölümüne sebep olan kimse de, cezasını görür. <B>(S. Ebediyye)</B><BR><BR><B>Çiçek ve mendil<BR>Sual: </B>Ceketin üst cebinde, yani yakada, çiçek veya mendil taşımak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ziynet olacağı için, elde veya yakada çiçek taşımak mekruh olur. Mendil koymak da böyledir.<BR><BR><B>Hak aranır, beklenmez<BR>Sual: </B>Dilekçeye, zamanında cevap verilmezse, araştırma yapmak uygun olur mu?<BR><B>CEVAP </B><BR>İyi olur. Hak aranır, beklenmez.<BR><BR><B>Hacizle hakkımızı almak<BR>Sual:</B> Kirasını aylarca ödemeyen kiracıyı mahkemeye verip, haciz yoluyla hakkımızı almak caiz midir?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet, caizdir.<BR><BR><B>Maaş promosyonu<BR>Sual: </B>Bankaların, maaşlarını kendilerinden alan müşterilerine verdikleri promosyonları almak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, caizdir.<BR><BR><B>Uzun pantolon<BR>Sual</B><B>:</B> Erkeklerin, pantolonu ayaklarını örtecek kadar uzatmaları caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mekruh olduğu <B>Seadet-i</B> <B>Ebediyye</B>’de yazılıdır.<BR><BR><B>Cami resimli havlu<BR>Sual:</B> Üzerinde cami resmi olan havlulara el yüz silmek caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, caiz değildir, hürmetsizlik olur. Böyle havluları, kullanmak için satın almak da caiz olmaz.<BR><BR><B>Pirinçte Allah ismi</B><BR><B>Sual: </B>Pirinçte Allah ismi yazılı diyorlar, doğru mu?<B><BR>CEVAP<BR></B>Evet, İmam-ı Birgivî’nin bir kitabında öyle yazdığını görmüştük.<BR><B><BR>Gece aynaya bakmak<BR>Sual:</B> Gece aynaya bakmakta bir mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Gece de olsa, gündüz de olsa, aydınlıkta aynaya bakmakta bir mahzur yoktur. Loş karanlıkta aynaya bakılırsa, aynanın arkasındaki madde, yüzdeki parlaklığı gideriyor. Bu tecrübeyle de bildirilmiştir.<BR><BR><B>Dinî yazıları çöpe atmak</B><BR><B>Sual:</B> Dinî yazı bulunan takvim yapraklarını, gazete sayfalarını, bozuk dinî kitapları ve üzerinde İslami yazılar bulunan gofret ambalajlarını, kâğıt toplanan geri dönüşüm kutularına atmak uygun mudur?<BR><B>CEVAP</B><BR>Bu kâğıtlar, kâğıt fabrikasına giderek hamur yapıldığı için mahzuru olmaz.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1560]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 16 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Namazını aksatma]]></title>
<description><![CDATA[Namaz dinin direği,<BR>Kul olmanın gereği,<BR>Sevindirir meleği,<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>İnsan dertten kurtulur,<BR>Kalbi imanla vurur,<BR>Rabbimiz razı olur,<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>Gözün nuru namazdır,<BR>Bekleme vaktin azdır!<BR>Meleğe sevap yazdır!<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>İnsanın saadeti,<BR>İmanın alameti,<BR>İstersen selameti,<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>Hak’tan yüce hitaptır,<BR>Edası çok sevaptır,<BR>Kabrimizde cevaptır,<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>Ruhumuza gıdadır,<BR>Kalbimize ciladır,<BR>En kıymetli duadır,<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>Herkes namaza muhtaç,<BR>Müminler için Mirac,<BR>Mahşerde başına taç,<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>Gönülleri şen eder,<BR>Kötülükten men eder,<BR>Doğru huzura gider,<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>Namaz yüce bir paye,<BR>Mahşerde olur saye,<BR>Vasıta değil, gaye,<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>Göster üstün gayreti!<BR>Büyüktür fazileti,<BR>Kaçırma cemaati!<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>Kim doğru namaz kılmaz,<BR>Hikmetten nasip almaz,<BR>Bunalır, huzur bulmaz,<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>Namaz şifa her derde,<BR>Cehennem için perde,<BR>Kılmalısın her yerde,<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>Yüzler kaplanır nurla,<BR>Vücut çevrilir surla,<BR>Kılmalısın şuurla,<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>Ölüm özür anlamaz,<BR>Yaşlı ve genç ayırmaz,<BR>Dünya sana da kalmaz,<BR>Namazını aksatma!<BR><BR>Namaz imanın başı,<BR><B>Hoca</B>, dök gözden yaşı!<BR>Erit kalbdeki taşı!<BR>Namazını aksatma!<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3454]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 16 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Abdestle ilgili çeşitli sorular]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Namaz âyeti Mekke’de, abdest âyeti ise Medine’de indiğine göre, Mekke’de namaz abdestsiz mi kılınıyordu?<B><BR>CEVAP<BR></B>Abdest, Mekke’de [Miracda] namaz ile birlikte farz oldu. Hatta, evvelki ümmetlere de farz idi. Miracdan önce, Eshab-ı kiram da abdestle namaz kılardı. Kıyamete kadar, ümmetin ihtilafa düşmemesi için, Maide suresinde emredilerek önemi bildirildi. <B>(Redd-ül-muhtar)<BR><BR>Tuvalet yanında abdest<BR>Sual: </B>Banyomuzda alafranga tuvalet de var. Böyle banyoda abdest alınır mı?<B><BR>CEVAP<BR></B>Banyoda tuvalet olsa da, abdest alınır, abdest duaları okunur, gusledilir.<B><BR></B><BR><B>Abdest alana selam</B><BR><B>Sual: </B>Abdest alana selam verilir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet.<BR><BR><B>Karanlıkta abdest</B><BR><B>Sual: </B>Zifiri karanlıkta abdest almak caiz mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet.<BR><BR><B>Abdestmatik</B><BR><B>Sual:</B> Abdestmatik aletiyle abdest almanın mahzuru var mıdır?<BR><B>CEVAP</B><BR>Şu şartlar yerine getirilirse mahzuru olmaz:<BR><B>1-</B> Her uzuv ayrı ayrı üç kere, ayrı su ile yıkanabiliyorsa,<BR><B>2-</B> Su israf edilmiyorsa,<BR><B>3-</B> Her uzvu yıkarken, delk yapılabiliyorsa yani ovalanabiliyorsa.<BR><BR><B>Abdestten sonraki vesvese</B><BR><B>Sual:</B> Abdestten sonra ara sıra, (Acaba başımı mesh ettim mi?) veya (Abdestim var mı?) diye şüphe eden ne yapar?<BR><B>CEVAP<BR></B>Vesvesedir, buna itibar etmez, yeniden abdest almaz.<BR><BR><B>İhtilam ve abdestli yatmak</B><BR><B>Sual: </B>Abdestli yatan ihtilam olmaz mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>İhtilam olmak tabii haldir. Abdestli yatmakla bir ilgisi yoktur. Yani abdestli yatan da ihtilam olabilir.<BR><BR><B>Abdestsiz camiye girmek</B><BR><B>Sual:</B> Namaz kılıp camiden çıkınca abdesti bozulan kimse, camide şemsiyesini unuttuğunu hatırlasa, şemsiyesini almak için camiye abdestsiz girmesi caiz mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>İhtiyaç olduğu için girip hemen çıkması caizdir.<BR><BR><B>Hayrını gör<BR>Sual:</B> Abdest almış olana, <B>(Hayrını gör)</B> demek caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet caizdir; çünkü o bir duadır.<BR><BR><B>İç sürmesi<BR>Sual: Tam İlmihal</B>’de özür bahsinde, abdesti bozduğu bildirilen <B>iç sürmesi</B> ne demektir?<BR><B>CEVAP<BR></B>İç sürmesi, ishal demektir.<BR><BR><B>Abdesti bozanlar</B><BR><B>Sual: </B>Hanefî birinin, diğer üç mezhepte abdesti bozacak şeyi yapınca, mesela yabancı kadının eline veya kendinin yahut çocuğun avret yerine dokununca, ölü yıkayınca, abdesti bozulur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hayır, kendi mezhebinde bozmayan hususlar, abdesti bozmaz. Ancak, başka mezhepte farz olan bir şeyi yapmak, kendi mezhebimizde mekruh değilse, bunu yapmak müstehab olur.<BR><BR><B>Yara kabuğunun düşmesi<BR>Sual:</B> Yara kabuğunun düşmesiyle, su değmemiş kuru yer kalacağı için, abdest bozulmuş olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, abdest bozulmuş olmaz. <B>(S. Ebediyye)<BR></B><BR><B>Kullanılan elle mesh<BR>Sual:</B> Abdestte kollardan artan suyla baş mesh edilebilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kollardan artan suyla başı mesh etmek caiz değildir. <B>(Redd-ül-muhtar)<BR></B><BR><B>Abdest alırken<BR>Sual:</B> Abdest uzuvlarını, bildirilen huduttan daha fazla yıkamak uygun mudur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bildirilen huduttan çok fazla yıkamamalı, fakat yüzü, kolları, ayakları yıkarken, farz olan yerlerden biraz fazlasını yıkamak müstehabdır. Mesela, kolları dirsekleri biraz aşarak yıkamak iyi olur, ama aşırı davranıp omuzlara kadar yıkamak uygun olmaz.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3519]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 16 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Yemin ve yemin kefareti]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Yemin etmek ne demektir?<B><BR>CEVAP<BR></B>Yemin, kuvvet demektir. Sözün, niyetin, işi yapmak veya yapmamak arzusunun kuvvetli olduğunu gösterir. En kuvvetli şekilde söz vermek olur. Bu söz de, ancak Allahü teâlâ için verilir. Diğer yeminler günahtır. Bazıları çocuğumun ölüsünü öpeyim gibi yeminler ediyor. Bu uygun değildir. Yemin yalnız Allah adıyla yapılır. Mesela vallahi demek, Allah adıyla yemin ediyorum demektir. Sadece yemin ediyorum demek de yemin olur. O da Allah için yemin olur.<BR><BR><B>Sual:</B> Yemin nasıl olur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yemin, yalnız Allahü teâlânın isimlerini söylemekle olur. Vallahi, billahi, tallahi gibi.<BR>Kur’an, Peygamber, Kâbe için demekle yemin olmaz. Fakat âdet olduğu için Mushaf hakkı için demek veya elini Mushafa koyarak bunun hakkı için demek yemin olur. (Kur’an çarpsın) demek, Allah şahidim olsun demek yemin olur. <BR><BR>Kalben vallahi dense, yemin sahih olmaz. Dil ile söylemek gerekir. Küfre sebep olan şeyleri, yemin niyeti ile söylerse, kâfir olmaz, yemin etmiş olur. (Eğer şunu yaparsam kâfir olayım) gibi küfre sebep olan bir şeyi yemin kastı ile söylemek de yemin olur. Yemin kastı ile söylemedi ise kendisi kâfir olur. Onun için kâfir olayım sözünü hiç söylememeli! <BR><BR>(Babamın başı için, çocuğumun, annemin ölüsünü öpeyim...) diye yemin etmek haramdır. Tevbe etmek gerekir. Allah’tan gayrısı için yemin edilmez. Bu yemin olmadığı için, bozulursa yemin kefareti gerekmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <BR><B>(Babam hakkı için diyerek yemin etmeyiniz! Yemin, Allahü teâlânın ismi ile olur.)</B> [Müslim] <BR><BR>Haram işlemek veya ibadet yapmamak için yemin eden, yeminini bozar, sonra yemin kefareti verir. Mesela, (Şu işim olursa vallahi şarap içeceğim) diyen kimse, şarap içmez, yemin ettiği için yemin kefareti verir. <BR><BR>Helal malını haram ederek yemin etmekle o mal haram olmaz. Mesela, (Şu elbiseyi giyersem haram olsun) diyen kimse, sözünde durmayıp giyse, elbisesi haram olmaz. Fakat, o elbiseyi giyince, kefaret vermesi gerekir. <BR><BR>Yalan yere yemin büyük günahtır. Doğru olarak çok yemin etmek de uygun değildir. Allahü teâlânın ismine ve yemine kıymet vermemek olur. Şarkılarda, türkülerde, eğlencelerde yemin etmek de böyle günah olur. <B>(Dürr-ül-muhtar)</B> <BR><B><BR>Sual:</B> Yemin kefareti nasıl verilir? <BR><B>CEVAP<BR></B>Yemin kefareti için, zekât alması caiz olan on fakire, bütün bedenini örtecek kadar bir kat çamaşır verilir. Yahut aç olan on fakire, bir gün iki defa yemek verilir. On fakire bir defa, bir fıtra miktarı buğday, un da verilebilir. Yahut bu değerde kumaş, havlu, mendil, çorap, et, pirinç, terlik, ayakkabı, ilaç, altın vermek de olur veya doğru bir din kitabı da vermek daha uygundur. Mesela on tane <STRONG>İslam Ahlakı</STRONG> kitabını on fakire vermek uygun olur. Veya bir fakire on gün vermek de olur. Bunları yapamayan fakir, peş peşe yani aralıksız 3 gün oruç tutar.<BR><BR>En kolay yemin kefareti, on fakire uygun bir din kitabı [mesela Hakikat Kitabevi yayınlarından <B>Herkese Lazım Olan İman</B> ve <B>İslam Ahlakı</B>] vermektir. Yeminini bozmadan önce yemin kefareti verilmez. Verilirse sahih olmaz. Bozunca tekrar vermesi lazım olur. Yemin kefaretini geciktirmek günah olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: <BR><B>(Allahü teâlâ, bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi mesul tutar, hesap sorar.)</B> [Maide 89]<BR><BR>Sigara içmeyeceğine üst üste on kere yemin edenin, sigara içerse, bir yemin kefareti vermesi kâfidir.<BR><BR>Nezri, yapılması uygun olmayan bir şarta bağlayan, mesela, (Ali’nin çantasını çalarsam, bir ay oruç nezrim olsun) diyen, çalmadan oruç tutar veya yemin kefareti verir.<BR><BR>(Kağıt para ile bir şey almam) diye yemin eden, altın ile satın alınca, yemini bozulmaz. Kapıdan çıkmayacağım diyen, pencereden çıkarsa; kırbaç vurmayacağım diyen, sopa vursa; ekmek yememeye yemin eden, simit yese, yemini bozulmuş olmaz. Konuşmayacağına yemin eden, mektup yazsa yemini bozulmaz. Sigara içmeyeceğine yemin eden, puro içse, yemini bozulmaz.<BR><BR>(Falancanın yüzüne bakmayacağım) diye yemin eden, o kimsenin aynadaki [veya TV’deki] görüntüsüne, yahut resmine baksa, yemini bozulmuş olmaz.<BR><BR>(Şu bakkaldan alış-veriş yapmayacağım) diye yemin eden, oğlunu veya başka birini gönderip alış-veriş yaptırsa, yemini bozulur. Çünkü vekil asıl gibidir.<BR><BR>(Hakkımı Ali’ye helal etmem) diye yemin eden, (Hakkımı herkese helal ettim) dese, yemini bozulur. Ali’ye de hakkını helal etmiş olur.<BR><BR>Hastalığı iyi olursa, ömür boyu Receb ayında oruç tutacağına dair adakta bulunanın, oruç yerine yemin kefareti vermesi caizdir. Yemin kefareti, büluğa ermiş fakire verilir, çocuğa verilmez. <B>(Redd-ül-muhtar</B>, <B>Hindiyye</B>,<B> Tahtavi)<BR></B><BR><B>Sual:</B> Kardeşlerime inatla babama para vermeyeceğim diye yemin ettim, sonra verdim. Ne yapmam lazım?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yemininizi bozduğunuz için yemin kefareti vermeniz gerekir. Ana-babanız, diğer evlatlarından almasa da, sizden para alsa ne olur? Peygamber efendimiz, <B>(Sen de, malın da babanındır)</B> buyurmuştur. Ana-babadan hiçbir şeyi esirgememelidir!<BR><B><BR>Sual:</B> Bir kişi şu şöyledir diye yemin etse fakat bilmeyerek yanlış söylemiş olsa ne yapmak gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Tevbe etmesi yeterlidir. Çünkü bilmeden yaptığı için günah olmaz.<BR><BR><B>Sual:</B> Bir işi yaptığı halde yapmadım diyerek insan yalan yere yemin etse sonra pişman olsa, (yalan yere yeminin) cezası nedir?<BR><B>CEVAP <BR></B>Sadece tevbe gerekir. <BR><B><BR>Sual:</B> Günah işlememek için (vallahi ve billahi ve tallahi..... günahı işlemeyeceğim işlersem imansız öleyim) şeklinde söz verip, bu sözü tutamayıp yanlış olduğunu bile bile hata işlersek bunun tevbesi nedir, affı nedir? <BR><B>CEVAP</B><BR>İmansız öleyim demek çok tehlikelidir. Şakadan ben imansızım diyen kâfir olur. Fakat yemin niyetiyle söylediğiniz için kâfirlik olmaz. Sizin yaptığınız gibi üç kere yemin edilirse üç defa yemin kefareti vermeniz gerekir.<BR><BR><B>Sual:</B> Vallahi, billahi, tallahi demek üç yemin mi olur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Aralarında (<B>ve</B>) denmediği için bir yemin olur.<BR><B><BR>Sual:</B> Yemin kefareti orucunu tutamayan hasta, iyi olunca mı tutar?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. Tutmadan ölürsem, iskatı yapılsın diye vasiyet eder.<BR><B><BR>Sual:</B> (Doğru söyleyeceğine yemin eder misin) denince (Yemin ederim) demek yemin olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Olur. <BR><B><BR>Sual:</B> Vermeyip, verdim sanıp yemin eden, kefaret verir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Vermez. Günah da olmaz.<BR><B><BR>Sual:</B> Yemin kefareti parasını, hanımla, misafirle yemek caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Bir fıtranın değerinden az olan yemek fişi ile fakir doyurulsa yemin kefareti yerine gelir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Gelir. Fişin kıymeti değil, fakirin doyması matluptur.<BR><B><BR>Sual:</B> Sigara içmeyeceğine yemin eden, puro içse yemin bozulur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hanefi’de yemini bozulmaz.<BR><B><BR>Sual:</B> (Ahdım olsun yüz kiloya çıkacağım) diyen yemin kefareti verir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Arabamı satmamaya yemin ettim. Hediye etsem caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hediye edince yemin bozulmamış olur. <BR><B><BR>Sual:</B> Yemin kefaretinde, sabah öğle yemek vermek de caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. <BR><B><BR>Sual:</B> Fakire yemek verirken, bu yemin kefareti demek gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. <BR><B><BR>Sual:</B> Kötü filmleri kastederek (Vallahi bir daha sinemaya gitmem) dedim. Uygun filmler için sinemaya gitsem yeminim bozulur mu? <BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> (Vallahi sigara içmeyeceğim) diye üst üste on kere yemin ettim. Sigara içersem, on tane mi yemin kefareti vermem gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bir kefaret kâfidir.<BR><B><BR>Sual:</B> Yemin kefaretinde, başka mal deniyor. Başka maldan, din kitabı, süt, meyve, kalem gibi mallar da anlaşılır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Kâfir (Şu günahı işlersen, müslüman olacağım) diye yemin etse, o günahı işlemek caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual:</B> (Vallah billah) veya (valla billa, vallaha) demekle de yemin olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Vallahi billahi denince olur.<BR><BR<B><BR><STRONG>Sual:</B></STRONG> Arkadaşa (Vallahi sana bu işi yaptırmam) dedim. Arkadaş, ben namazda iken o işi yapmış. Yemin kefareti gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual:</B> Beyime (Mahkemeye verip vallahi senden boşanacağım) dedim. Yemin kefareti vermem gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Doğru söyleyeceğine yemin eder misin denilince, (evet) dense ve yalan söylense kefaret gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>Sual:</B> (Hayvan olsaydın seni vallahi keserdim) demek yemin mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yemin değildir. <BR><B><BR>Sual:</B> Aynı işi yapmayan birine (Vallahi bu işi yapmazsın) dedim. Bu defa o işi yaptı. Ettiğim yemin lagv mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> 2 kişi 5, beş kişi 2 gün doyurulsa, yemin kefareti ödenir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sual:</B> Bir şeyi yapmayacağımıza yemin ettiğimizi unutsak ve o işi yapsak yine kefaret gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Unutularak da olsa o işi yapınca yemin kefareti gerekir. <BR><BR><B>Sual:</B> Öğrenci, yemin kefareti olarak üç gün oruç tutsa olur mu? Yoksa on fakiri doyurması veya on fakire kitap mı vermesi gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Öğrenci veya öğretmen olması bir şeyi değiştirmez. On tane namaz kitabı alacak kudreti yoksa, peş peşe üç gün oruç tutması gerekir.<BR><BR><B>Sual:</B> Çok sinirli bir anda söylediğimiz yeminden sorumlu muyuz?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet mesulüz. Ağzımızdan çıkmışsa tamam. Adakta da böyle. Bir gün oruç tutacağım diyecek yerde bin gün desek bin gün tutmamız gerekir. Yeminde adakta boşamada evlenmede niyetin yeri yok, söze bakılır. <BR><BR><B>Sual:</B> Dua ederken, Allahü teâlâya söz verip mesela "Bir daha gıybet etmeyeceğim eğer edersem bir gün oruç tutacağım" veya "Allah’ım her gece Tebareke suresini okumaya söz veriyorum" gibi sözler söylemek adak mı oluyor? Böyle sözler yerine getirilemezse ne yapmak gerekiyor?<BR><B>CEVAP</B><BR>Yemin kefareti vermek gerekir.<BR><BR><B>Sual:</B> Her sigara içişte on mark sadaka vereceğim diye adakta bulundum. Dayanamayıp içmeye başladım. Sadaka vermem gereken para miktarı çok fazla oluyor. Ne yapmam gerekir?<BR><B>CEVAP <BR></B>Hasıl olması istenmeyen bir şey için şart edilince, o şey hasıl olunca, isterse nezrettiği sadakayı verir, istemezse, yemin kefareti verir. <B>(Tahtavi)<BR></B><BR>İstemediğiniz şey hasıl olmuştur. Yemin kefareti vermekle adak borcundan kurtulmuş olursunuz. İmkansız olan şeyi nezretmek de yemin olur. Bir yemin kefareti kâfi gelir. <B>(İmdat haşiyesi)<BR></B><BR><B>Sual:</B> Şu işim olursa her ay bir horoz kesip sadaka vereceğim diye adakta bulunanın, ömür boyu mu kesmesi gerekir?<BR><B>CEVAP <BR></B>"Her ay" denince kaç ay olduğu bilinmediği için, adak olmaz, yemin kefareti verilir.<BR><BR><B>Sual:</B> Sigara içersem, 7 defa hacca gideceğim veya 3 yıl oruç tutacağım veya 7 milyar lira fakirlere sadaka dağıtacağım diyen bunların yerine yemin kefareti verse caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caizdir. <B>(F. Hayriyye)<BR></B><BR><B>Sual:</B> Yemin kefareti olarak, 9 fakire 9 kitap ve bir fakire de, bir sadaka-i fıtr tutarında ilaç veya meyve vermek caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Sual:</B> Bir kimse, Allahü teâlânın rızası için oruç tutayım dese, hem adak hem yemin olmasını niyet etse, tutacağı oruç, yemin mi olur, adak mı olur? Orucunu bozarsa ne yapması gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bu oruç, hem yemin, hem de adak olur. Bu orucu bozarsa, hem kaza, hem de yemin kefareti gerekir.<BR><BR><B>Sual:</B> Karımın boş olmasına yemin ederim demek, yemin olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, yemin olmaz.<BR><B><BR>Sual:</B> Şunu yaparsam her helal bana haram olsun denirse, her şey haram olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>O işi yapınca yenilip içilen şeyler haram olduğu gibi, evli ise karısı da bir bain talak ile boş olur. Fakat yemin kefareti vermesi gerekmez. Evli ise, iddet müddeti bitince nikahını tazelemesi gerekir.<B><BR><BR>Sual:</B> Aşağıdaki sözlerden birisini söyleyip de sözünde durmayan ne yapar?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yemin edip, yemini bozan kimse, yemin kefareti verir.<BR><B>Bunları söylemek yemin olur:<BR></B>Allah’a ahd ediyorum [söz veriyorum].<BR>Allah’a misak ediyorum [sözleşmede bulunuyorum].<BR>Allah’a ant veriyorum.<BR>Allah hakkı için.<BR>Yemin ediyorum. <BR>Yeminim olsun. <BR>Ahdım olsun.<BR>Nezrim olsun.<BR><BR><B>Sual:</B> Alış verişte çok yemin ediliyor, uygun mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Hadis-i şferiflerde buyuruldu ki:<BR><B>(Yalan yemin ile mal çok satılsa da böyle kazancın bereketi olmaz.)</B> [Buhari]<BR><BR><B>(Malını, yemin ederek beğendirene kıyamette merhamet edilmeyecektir.) </B>[Müslim]<BR><B><BR>(Alış-verişte </B>"Vallahi böyle, billahi öyle değildir"<B> diye yemin edenlere ve sanatkârdan, </B>"Yarın gel, öbür gün gel"<B> diye sözünde durmayanlara yazıklar olsun!)</B> [Deylemi]<BR><B><BR>Anam avradım olsun demek <BR>Sual: </B>Anam avradım olsun ki... demek küfür olur mu? Diyenin nikahı bozulur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>İnsanın anası avradı olmaz, bu cahillik, görgüsüzlük, terbiyesizliktir. Böyle yemin olmaz. Yemin Allah adına yapılır. Maalesef Türkiye'de, Allah'tan gayrisi için yemin ediliyor. Anam avradım olsun demekle, nikahına zarar gelmez, küfür de olmaz. Fakat Allah'tan başkası için yemin etmekten çok sakınmalı. Kâbe için, nâmus için, çocuğumun ölüsünü öpeyim gibi yemin etmemeli. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<BR><B>(Babam hakkı için diyerek yemin etmeyin! Yemin, Allah ismi ile olur.) </B>[İbdâ]<BR><BR><B>(Emanet, yani namus için yemin eden, bizden değildir.) </B>[Ebu Davud] <BR><B><BR>(Allah'tan başka bir isim ile yemin eden kâfir olur.) </B>[Tirmizi]<BR><BR><B>Ant vermek ve kefaret<BR>Sual: </B>Tam İlmihal’de diyor ki: <BR>(Yanından geçerken, kalkmak isteyene, (Allah aşkına) veya (Allah için) kalkma dese, o da dinlemeyip kalksa, söyleyene bir şey lazım gelmez ama, ötekinin Allahü teâlânın ismine saygı göstermesi, ant verilen işi yapmaması lazımdır. Bir işe başlamak için ant verirse, yemin olur. Öteki yapmazsa, ant verenin kefaret vermesi lazım olur.)<BR>Burada ant verilen işi yapmamanın saygısızlık olduğu anlaşılıyor. Ama son cümlede, ant verenin niye kefaret vermesi gerekiyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Birinci cümlede, zaruret olmadıkça, mubah bir iş için, Allah aşkına şunu yapma denince yapmamak gerekir. Ama dine aykırı bir iş için yapmak gerekmez. Mesela, (Allah aşkına bir bardak bira iç) denilse, içmek gerekmez, içmek haram olur.<BR><BR>Son cümlenin açıklaması ise şöyledir:<BR>Biri, arkadaşına, “Allah'a ant içiyorum, bu akşam sana ilmihal okutacağım” dese, arkadaşı da okumasa, veya ”Allah hakkı için bu akşam sana çay içireceğim” dese, öteki de çay içmese, sözünde durmadığı için, dediklerini yaptırmadığı için, ant verenin yemin kefareti vermesi gerekir.<BR><BR><B>Günah için yemin<BR>Sual:</B> Günah olan bir şey için yemin eden, mesela (Vallahi bira içeceğim) veya (Kumar oynayacağım, falancayı öldüreceğim) diyen ne yapar?<BR><B>CEVAP<BR></B>Haram işlemez, yani bira içmez ve kumar oynamaz, kimseyi öldürmez, yemin ettiği için yemin kefareti verir.<BR><BR><B>Telefonla konuşmak<BR>Sual:</B> Birine, <B>(Seninle konuşmayacağım)</B> diye yemin eden, telefonla konuşsa yemini bozulur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Üçünüzle de konuşmayacağım<BR>Sual</B>: Üç kişiye, <B>(vallahi üçünüzle de konuşmayacağım)</B> diye yemin eden kimse, birisi ile konuşunca yemin kefareti vermesi gerekir mi? Üçü ile konuşursa üç yemin kefareti mi verir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Biri ile konuşunca kefaret gerekmez. Üçü ile konuşunca bir yemin kefareti verir.<BR><BR>Bu konuda, <B>Redd-ül-muhtar</B> kitabındaki ifadeler şöyledir:<BR>Bir kimse, bir topluluğa hitaben, (Vallahi ben sizlerle konuşmam) dese, o kimselerin hepsiyle konuşmadıkça yemini bozulmaz. <BR><BR>Bir kimse (dört kitaptan beriyim) dese, bu bir tek yemindir. Keza (Kur'andan, Zebur'dan, Tevrat'tan, İncil'den beriyim) dese, yine bir tek yemin olur. Bir kimse (Kur'an-ı Kerim'den beriyim, Tevrat'tan beriyim, İncil'den beriyim, Zebur'dan beriyim) dese bu dört yemin olur. <BR><BR>Bu cins meselelerde beri olma ifadesi, ne zaman müteaddit olursa, kefaret de müteaddit olur, beri olma ifadesi bir olduğu takdirde, kefaret de bir olur. <BR><B><BR></B>(Falan ve filan ile konuşmak bana haram olsun) veya (Vallahi falan ve filan ile konuşmayacağım) diye yemin edildiğinde de, sahih olan kavle göre, o iki kimseden yalnız birisiyle konuşulsa, yemin bozulmuş olmaz. Ancak o iki kimseden her biriyle konuşulmamaya niyet edilirse, bu takdirde onlardan biriyle konuşulduğunda yemin bozulmuş olur. Çünkü yemin eden şahıs, o iki kimseden her biriyle konuşmamaya niyet etmekle, hükmü kendi aleyhine şiddetlendirmiştir. <BR><BR>Bir kimse, (Zeyd ile yahut Amr ve Bekir ile konuşmayacağım) diye yemin etse, Zeyd ile yahut Amr ve Bekir ile konuşursa, yemini bozulur. Yemin eden kimse yalnız Amr yahut yalnız Bekir ile konuşsa, diğeriyle konuşmadıkça yemini bozulmaz. Aksine, yani (Zeyd ve Amr ile yahut Bekir ile konuşmayacağım) diye yemin etse, bu takdirde Bekir ile konuşursa yahut Zeyd ve Amr ile konuşursa, yemini bozulur.<BR><BR>Bir kimse (Filan ve falan ile konuşmak bana haram olsun) diye yemin etse bunlardan biriyle konuşursa yemini bozulur. Keza, (Bağdat halkıyla konuşmak bana haram olsun) diye yemin eden kimse, Bağdat halkından biriyle konuşursa yemini bozulur.<BR><BR>(Vallahi, ne falan ve ne de filan ile konuşurum) denilse iki yemin olmuş olup, herhangi biriyle konuşulsa yemin bozulmuş ve kefaret icap etmiş olur. (Yemin bahsi)<BR><BR>Buna göre:<BR><B>1- </B>Vallahi üçünüzle de konuşmayacağım diye yemin ederse, üçüyle de konuşmadıkça yemini bozulmaz. Üçüyle konuşup da yemini bozulunca, bir yemin kefareti verir.<BR><BR><B>2- </B>Vallahi üçünüzle de konuşmayacağım diye yemin ederken, her biri ile, ayrı ayrı konuşmamaya niyet ederse, biriyle de konuşsa yemini bozulmuş olur. Bir yemin kefareti verir. Sonra diğerleriyle konuşsa da, başka kefaret vermesi gerekmez. <BR><BR><B>3- </B>Üçüyle konuşmak bana haram olsun diye niyet ederse, biriyle de konuşsa yemini bozulmuş olur. Bir yemin kefareti verir. Sonra ötekiyle konuşunca, başka kefaret gerekmez.<BR><BR><B>4-</B> Ahmet ve Mehmet ile konuşmam diye yemin edince, ikisiyle de konuşmadıkça yemini bozulmaz. İkisiyle konuşup da, yemini bozulunca, bir yemin kefareti verir.<BR><BR><B>5-</B> Ne Ahmet ile ve de ne Mehmet ile konuşurum diye yemin ederse, iki yemin olmuş olur. Herhangi biri ile konuşulursa, yemin bozulur ve kefaret icap eder. Sonra diğeriyle konuşulsa, diğer yemin de bozulmuş olur ve onun için de kefaret vermek gerekir.<BR><BR><B>Sual: </B>Çocuğumun ölüsünü öpeyim, annemin ölüsünü göreyim, kâfir olayım, başım için, şerefim için, Kâbe için, Peygamber için diyerek yemin etmek caiz midir?<BR><B>CEVAP</B><BR>Yemin yalnız, Allahü teâlânın isimleri ile olur. Başka şeylerle yemin olmaz. Başka şeyler için yemin etmek haramdır. <B>(Mülteka)<BR></B><BR>Böyle caiz olmayacak şekilde yemin edince, yemin kefareti vermek gerekmez. Sadece tevbe etmek gerekir.<BR><BR><B>Yemine inanmamak<BR>Sual:</B> Salih bir Müslümanın yeminine inanmamak haram mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, haramdır. Yalan yere yemin ediyorsun demektir ki, suizan olur, günah olur.<BR><BR><B>Yemin kefareti için<BR>Sual: </B>Yemin kefareti için, bir fakiri on gün doyurmak yerine, on fakire, o değerde, eczacı olan ilaç, konfeksiyoncu olan havlu, kasap et, bakkal pirinç, kuyumcu altın, kitapçı din kitabı verse yemin kefareti yerine gelmiş olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, yemin kefareti yerine gelir. O mesleği yapanların, illa ticaretini yaptığı maldan vermesi gerekmez. Kuyumcu pirinç verebildiği gibi, bakkal da altın verebilir. Kitap satmayan da, din kitabı verebilir. Doğru din kitabı verirse, ayrıca farz olan ilim yayma sevabı da hâsıl olur. Yemin kefaretlerinde doğru yazılmış yani nakli esas alan din kitabı vermeyi tercih etmelidir. Hakîkat Kitabevi’nin yayınları, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından tercüme edilmiş, nakli esas alan eserlerdir.<BR><BR><B>Yemin olur mu?<BR>Sual: </B>(Bu işi yaparsam, Allah lanet etsin) demek yemin olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, yemin olmaz. Bunun gibi, (Eğer bunu yaparsam, şarap içmiş olayım) demek de, yemin değildir; çünkü bu sözlerle yemin etmek, Müslümanların âdeti değildir. <B>(Dürr-ül-muhtar)</B><BR><BR><B>Sual:</B> Bir kimse, (Şu iş şöyle olursa, kellemi keseceğim veya oğlumu kurban edeceğim) diye adakta bulunsa, dört mezhebe göre ne yapması gerekir?<BR><B>CEVAP</B><BR>İmam-ı a’zama, İmam-ı Malik’e ve İmam-ı Ahmed’e göre bir koyun kesmesi gerekir. İmam-ı Şafii’ye göre bir şey gerekmez. Hanefi’deyse, İmam-ı a’zamın kavli değil, diğer imamların kavli tercih edilmiştir. Tercih edilen kavle göre, yemin kefareti vermek gerekir; çünkü çocuğunu veya kendini öldürmek haramdır. Haram bir şeyi adamak yemin olur. <B>S. Ebediyye </B>kitabında,<B> </B>(Filanı öldürmek, Allah için nezrim olsun diyen, öldürmez, yemin kefareti verir) deniyor. Bunun gibi, (Şu işim olursa, vallahi bir şişe şarap içeceğim) diyen de, işi olunca şarap içmez, yemin kefareti verir.<BR><BR><B>Yemin kefareti için para vermek<BR>Sual:</B> Yemin kefareti olarak, bir fakire 10 gün, sabah akşam doyuracak kadar kâğıt para vermek caiz olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Verilen parayla karnını doyuracağı kesin bilinirse, para vermek caiz olur.<BR><BR><B>Doyurabilecek kadar<BR>Sual:</B> Yemin kefareti olarak, bir öğün için fakire ne kadar para vermelidir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Belli bir para miktarı yoktur. Ölçü, fakirin doymasıdır. Karnını doyurabilecek kadar vermelidir.<BR><BR><B>Yemin etsem</B><BR><B>Sual:</B> (Yemin etsem başım ağrımaz) demek caiz midir?<BR><B>CEVAP</B><BR>Caiz değildir. Yemini hafife almış olur.<BR><BR><B>Yemin kefareti orucu</B><BR><B>Sual:</B> Yemin kefaretini ödemek maksadıyla, fakir doyuramadığı ve ona giyecek elbise veremediği için, üç gün oruç tutmak zorunda kalan kimsenin, oruca imsak vaktinden önce mi niyet etmesi gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, imsak vaktinden önce niyet etmesi gerekir.<BR><BR><B>Allah'a söz vermek</B><BR><B>Sual:</B> Allah'a söz veriyorum demek, yemin olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, yemin olur. <B>(Mülteka, Dürr-ül-muhtar)</B><BR><B><BR>Çok yemine çok kefaret<BR>Sual:</B> (Vallahi ve billahi ve tallahi) demek, tek yemin mi olur? Bir kefaret yeter mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bir değil, üç yemin olur. Çeşitli yeminlerin kefaretleri ayrı yapılır. (Vallahi ve-r-rahmâni ve-r-rahîmi şu işi yapmam veya yaparım) dese, üç yemin olur.<B> (Damad)<FONT size=1></B><BR><BR></FONT>Aralarına <B>(ve)</B> konmazsa bir yemin olur.<FONT size=1><BR><BR></FONT><B>Hülasa</B>’dan ve <B>Tecrid</B>’den naklen, <B>Bahr</B>’da bildirilmiştir ki:<BR>Yemin birden fazla olursa kefaret de birden fazla olur. Birden fazla yapılan yemin, gerek bir mecliste olsun, gerek ayrı ayrı meclislerde olsun hüküm aynıdır. [Mesela evde yemin etse, aynı yemini kahvede de etse, iki yemin olur.]<FONT size=1><BR><BR></FONT><B>Bahr</B>’da bildirilmiştir ki:<BR>Bir kimse, (Ben şu işi yaparsam Yahudi olayım, Hıristiyan olayım) dese, bu iki yemin olur. Fıkıh âlimleri ittifakla bildiriyor ki:<BR>Yemin edenin atıf harfiyle söylerse iki yemindir ve atıfsız olursa sıfat olacağı için bir yemin olur. <B>(Redd-ül muhtar) </B>[<B>Vallahi billahi</B> atıfsızdır, <B>vallahi ve billahi</B> atıflıdır.]<BR><BR><B>Bir yemin olur<BR>Sual:</B> (Vallahi, billahi, tallahi) diye yemin edenin, bir yemin kefareti vermesi gerektiğine göre, aynı şeyi kuvvetlendirmek amacıyla, peş peşe veya başka zamanlarda defalarca vallahi şunu yapacağım diye, yemin etse, bu yeminini bozunca yine bir yemin kefareti mi gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, bir kefaret gerekir; çünkü sonraki yeminler birinci yemini tekit yani kuvvetlendirmek için söylenmiştir, ayrı bir yemin değildir. Tekit için değilse, aynı iş için olsa da, hepsi ayrı yemin olur.<BR><BR><B>Yeminin bozulması<BR>Sual: </B>Arkadaş, (Sana şu yardımı yapacağım) dedi. Ben de (vallahi yaptırmam) dedim. Haberim yokken o işi yapmış. Yemin kefareti vermem gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır; çünkü siz yaptırmadınız, o kendisi yaptı. Yemininiz bozulmadı.<BR><BR><B>Yemin ettim demek<BR>Sual:</B> (Ben, o işi yapmamaya yemin ettim) demekle yemin edilmiş olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, doğru söylüyorsa, yani gerçekten o işi yapmayacaksa yemin etmiş olur. O işi yapacağı halde, yalandan öyle diyorsa yemin olmaz. <B>(Hindiyye)<BR><BR>Kadının yemin etmesi<BR>Sual:</B> Kadın, beyine, (Sen, bana haramsın) veya (Seni, kendime haram ettim) dese, ne gerekir?<B><BR>CEVAP<BR></B>Bu yemin olur. Kadının söylemesinin nikâha zararı olmaz. Sözünde durmayıp kocasıyla beraber olursa, yemin kefareti vermesi gerekir. <B>(Hindiyye)</B><BR><BR><B>Seninle konuşmak haramdır<BR>Sual:</B> Bir kimse diğerine, (Seninle konuşmak haramdır) dese yemin olur mu? Yani konuşursa yemin kefareti vermesi gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, yemin olur. Konuşursa yemin kefareti vermesi gerekir. <B>(Hindiyye)<BR></B><BR><B>Almanya’da yemin kefareti<BR>Sual:</B> Almanya’da unun kilosu 0,25-0,30 Euro arasındadır. Bir fıtra miktarı 1750 gram olduğuna göre, bir günlük fıtra tutarı yaklaşık 0,50 Euro ediyor. 10 günlük yemin kefareti için 5 Euro tutarında kitap vermek yetiyor. Yani 0,50 Euro’dan 10 tane din kitabını 10 fakire versem, yemin kefareti yerine gelir mi? Mesela 10 tane <B>Namaz Kitabı</B> 10 Euro ediyor. 10 tane <B>Namaz Kitabı</B> verilse yemin kefareti verilmiş olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Elbette olur. Buğdaya göre hesap edilirse, 10 Euro ile birkaç yemin kefareti verilebilir. Türkiye’deki durum da bundan pek farklı değildir. Ölçü, bir fıtra tutarındaki kitaptan 10 tane vermektir. Bir fıtra tutarı Almanya’da da, Türkiye’de de yarım Euro’dur. 5 Euro bir yemin kefareti için kâfi gelir. Yemin kefareti için 10 kitap şarttır. Fiyatları önemli değildir. Yarım veya 1 Euro da olabilir, 10 Euro da olabilir. Önemli olan 10 kitap vermektir.<BR><BR><B>Sual:</B> Maide suresinin, <B>(Yeminin kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek veya giydirmek yahut bir köle azat etmektir. Bunları yapamayan üç gün oruç tutar. Yeminlerinizin kefareti budur) </B>mealindeki 89. âyetinde bildirilen yedirmenin veya giydirmenin kıymeti, fakire verilemez mi? Fıkıh kitaplarında bu husus nasıl açıklanmıştır?<BR><B>CEVAP</B><BR>Fıkıh kitaplarımızda deniyor ki:<BR>Sarık ve mest, elbise olarak caiz olmaz. Yemek bedeli olarak, caiz olur. Şayet, her fakire birer sarık verilir; bu da, gömlek veya uzun don olmaya müsait olursa, caiz olur, değilse elbise olarak caiz olmaz, fakat kıymeti bir fıtra miktarı olursa, yemeğe bedel olarak caiz olur.<BR><BR>On fakire bir elbise verilse de, bunun kıymeti, her fakire verilecek bir elbise bedelinden de fazla olsa, bu elbise yerine caiz olmaz. Ancak, yemek yerine olur.<BR><BR>Yemin kefareti için, eski bir elbise verse, şayet yeni elbisenin dayandığı müddetin yarısından az zaman dayansa bu caiz olmaz; fazla dayanırsa caiz olur. Kıymetine değer verilmez.<BR><BR>Bir kimse bir fakire, bir defada on elbise verse, yemekte olduğu gibi bu caiz olmaz.<BR><BR>On fakire bir hayvan verse de, kıymeti on elbiseye veya on yemeğe bedel olsa, kıymeti itibariyle, elbiseden bedel caiz olur. Verilen dirhemler de [gümüş paralar da] böyledir, yani kıymeti, elbiseye değil de, yemeğe bedel olursa caiz olur.<BR><BR>Yemin kefareti için, ölü kefenlemek; mescid yapmak veya ölünün borcunu ödemek caiz olmaz. Yolda kalmışa verilirse caiz olur.<BR><BR>Buğdaydan veya undan yarım sa’ olmak üzere, on fakire ayrı ayrı vermek veya arpadan birer sa’ vermek gerekir. Bir kimse, bir fakire buğday, diğer bir fakire de, arpa verse, caiz olur. Bir kimse beş fakiri doyursa, beş fakire de elbise giydirse, eğer yedirdiği tam bir temlik ise, caiz olur. Temlik, yemeğin bedelini bizzat fakire verip, fakiri o meblağa sahip etmek demektir. <B>(Fetava-i Hindiyye)<BR></B><BR>Yemin kefareti için, bir köle azat etmek veya on fakiri akşamlı sabahlı doyurmak yahut on fakire orta halli insanlara elverişli, üç aydan fazla dayanacak ve bedenin çoğunu örtecek bir kat elbise vermek gerekir. Elbise yerine yalnız don caiz olmaz. Ancak donun kıymeti akşamlı sabahlı bir fakiri doyuracak kadar yani bir fıtra miktarı değerde olursa, kıymeti itibariyle caiz olur.<B> (Dürr-ül-muhtar)<BR></B><BR>Tefsirlerde ve fıkıh kitaplarında sirke, zeytinyağı, başa giyilen sarık, peynir gibi maddelerin de verilebileceği yazılıdır. <B>(Kurtubi)<BR></B><BR>Yemin kefareti olarak, on fakire bir kere veya bir fakire on gün, her gün bir kere <B>yarım sa’</B> buğday, un veya ekmek yahut bu değerde <B>başka mal</B>, altın, gümüş para temlik etmek [vermek] de olur. [Bir fıtra değerinden aşağı olmamak şartıyla] kumaş, havlu, mendil, çorap, et, pirinç, çamaşır, terlik, ilaç veya din, fen, ahlak kitabı verilebilir. <B>(S. Ebediyye)</B><BR><BR><B>Yemin ederken<BR>Sual:</B> Yeminde, kelimenin sözlük mânası mı, yoksa âdet olarak kullanılan mânası mı esas alınır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Şâfiî mezhebinde sözlük mânasına, Mâlikî’de, Kur’an-ı kerimde kullanılan mânasına, Hanbelî’de ise, yemin edenin niyet ettiği mânaya bakılır.<B><BR></B><BR>Hanefî'de, o zamanda, o memleketlerde, o kelimenin kullanılması âdet olan mânası kabul edilir. Birkaç örnek verelim:<BR><B>1-</B> (Hayvana binmeyeceğim) diye yemin eden, insanın sırtına binerse, yemini bozulmaz. Çünkü sözlükte, insan (Hayvan-ı natık = Konuşan hayvan) diye tarif edilirse de, insana hayvan demek âdet değildir.<BR><BR><B>2-</B> (Direk üstüne oturmayacağım) diye yemin eden kimse, dağ üzerine oturursa, yemini bozulmaz. Kur’an-ı kerimde dağa direk buyurulduysa da, böyle demek âdet olmamıştır.<BR><B><BR>3-</B> (Ev yıkmayacağım) diye yemin eden kimse, örümcek yuvasını bozunca, yemini bozulmaz. Kur’an-ı kerimde, örümcek yuvasına da ev buyurulduysa da, buna yuva demek âdettir.<BR><BR><B>4-</B> (Kelimenin Kur’an-ı kerimdeki veya sözlükteki mânasını niyet ederek yemin ettim) diyenin, sözü kabul edilir. Fakat kelime mecaz olarak, yani mânası dışında kullanılıyorsa, (Böyle âdet olan mânaya niyet ettim) demesi kabul edilmez.<BR><BR><B>5-</B> (Kâğıt parayla bir şey almam) diye yemin eden, altınla satın alınca, yemini bozulmaz. Çünkü altın ayrı, kâğıt para ayrıdır. (Hiçbir şey satın almam) demek istedim denemez. Böyle demek âdet olsa da, kâğıt paranın mânası açıktır. Bu mânayı âdet değiştiremez.<BR><BR><B>6- </B>(Kapıdan çıkmayacağım) diyen, pencereden çıkarsa, yemini bozulmaz.<BR><BR><B>7- </B>(Kırbaç vurmayacağım) diyen, sopa vurursa, yemini bozulmaz.<BR><BR><B>8</B><B>- </B>(Onun yüzüne bakmayacağım) diye yemin eden, aynadaki görüntüsüne baksa, yemini bozulmuş olmaz.<BR><BR><B>9-</B> (Onunla konuşmayacağım) diye yemin eden, telefon veya benzeri bir cihazla konuşursa yemini bozulur.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3520]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 16 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Mushaf abdestsiz tutulabilir mi?]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Bir müslüman Mushafı abdestsiz tutabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Peygamber efendimiz, Bekara suresinin, <B>(Hayzdan temizleninceye kadar kadınlarınıza yaklaşmayın)</B> mealindeki 222. âyeti ile, Vakıa suresinin, <B>(Kur’an-ı kerime temiz olanlardan başkası dokunamaz)</B> mealindeki 79.âyet-i kerimesini açıklayarak buyuruyor ki:<BR><B><BR>(Kur'ana ancak hadesten </B>[abdestsizlikten, cünüplükten, hayz ve nifastan] <B>temiz olan el değdirebilir.) </B>[Nesai, Hakim, Beyheki, Taberani, Darekutni]<BR><BR>Bütün fıkıh kitaplarında da Kur’an-ı kerime cünüp ve abdestsiz iken dokunulamayacağı, cünüpken de okunamayacağı bildiriliyor. Bu açık hükme rağmen, mezhepsizlerin sözüne kanarak, Allahü teâlânın emrine, Resulullah efendimizin ve Onun vârisi âlimlerin sözlerine aykırı olarak hayzlı ve nifaslı iken namaz kılan, Kur’ana cünüp dokunan veya cünüpken okuyanlara yazıklar olsun.<BR><BR>Kur’ana abdestsiz dokunulamaz diyen kim? Elbette Allah ve Resulüdür. Mübarek gecelerde okumayı da dinimiz bildiriyor, Peygamber efendimiz bildiriyor. <BR><BR>İmam-ı Nesai, kütüb-i sitte denilen en kıymetli altı hadis kitabından birinin müellifidir. Yukarıdaki âyet-i kerimeyi de bütün İslam âlimleri aynı şekilde anlamıştır. Mason Abduh ve çömezleri ise Kur'ana abdestsiz de dokunulabilir demişse de onların sözü dinde senet değildir. Her biri birer fitne kaynağı olan mezhepsizlerin sözü dinde senet olamaz. Allah’ın ve Resulünün sözü dinde senettir. İslam âlimlerinin sözü dinde senettir. Allahü teâlâ da <B>(Bilmiyorsanız âlimlere sorun)</B> buyuruyor. Peygamber efendimiz de, <B>(Âlimler rehberdir)</B>, <B>(Âlimler benim ve diğer Peygamberlerin vârisidir)</B> buyuruyor.<BR><BR>(Merakıl-felah) haşiyesi ve bunun tercümesi olan (Nimet-i İslam) kitabında diyor ki: <BR>Cünüp, namaz kılamaz, Kur’an-ı kerim okuyamaz, Mushafa ve âyetlere dokunamaz, mescide, camiye giremez. Kâbe’yi tavaf edemez. Abdestsiz olarak da namaz kılamaz, tavaf edemez ve Mushafı tutamaz, yani bir âyet bile olsa, abdestsiz Mushafa el süremez.<BR><B><BR>Hayz ve nifaslıya yasak olanlar <BR></B>19’cuların bâtıl dininde olanlarla, bazı mezhepsizler, kadın özel hallerinde, yani hayzlı ve nifaslı [lohusa] iken (Namaz kılar, oruç tutar ve Kur’an okur, bunu kadınların iyiliği için yapıyoruz) diyorlar. Hasta kadına bunları yaptırmak iyilik mi? İyilik, Allah’ın ve Resulünün emri ne ise ona uymaktır. Allahü teâlâ, <B>(Bir işte anlaşmazlık olursa o işi Kur’ana ve sünnete arz edin)</B>,<B> (Resulüm Kur’anı açıkla)</B>, <B>(Bilmiyorsanız âlimlere sorun)</B> buyuruyor. <BR><BR>Bu emirlere göre hayzlı, nifaslı şunları yapamaz:<BR><B>1- Namaz kılamaz.</B> <BR>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<BR><B>(Hayzlı kadın namaz kılamaz.)</B> [Buhari, Müslim]<BR><BR><B>(İstihazalı</B> [özürlü], <B>hayzı bitince yıkanır, namazını kılar, orucunu tutar.)</B> [Darimi]<BR><BR>Aşağıdaki hadis-i şerifler de, istisnalar hariç, hayzın da cünüplük gibi olduğunu göstermektedir:<BR><B>(Hayzlı ile cünübe rahmet melekleri yaklaşmaz.)</B> [Nesai] (Hayz bittikten sonra ve sebepsiz guslü geciktirenlere rahmet getiren meleklerin yaklaşmadığı bildirilmiştir.)<BR><B><BR>(Hayzlı ile cünüp kadının saç diplerine su ulaşıyorsa, guslederken örgülerini çözmesi gerekmez.)</B> [Ziya el Makdisi, Hattâbi]<BR><BR>Resulullah efendimiz, hanımına, (şu seccadeyi getir) dedi. O da, ben hayzlıyım deyince, <B>(Hayzın elinde değil ya)</B> buyurdu. (Müslim) [Demek ki hayzlıya bazı yasaklar var.]<BR><B><BR>2- Oruç tutamaz.</B> <BR>Hadis-i şerifte, <B>(Hayzlı iken tutulamayan oruçlar kaza edilir, kılınmayan namazlar affolur)</B> buyuruldu. Hayz veya nifas sebebiyle Ramazanda oruç tutmayan kadınların öteki Ramazana kadar kazalarını geciktirebilecekleri de Resulullah efendimiz tarafından bildirildi. (Buhari, Müslim) <BR><B><BR>3- Kur’an okuyamaz. <BR></B>Hadis-i şerifte, <B>(Hayzlı ve cünüp, Kur’an okuyamaz)</B> buyuruldu. (Tirmizi) <BR><B><BR>4- Mushafa el süremez. <BR>(Kur’ana temiz olanlardan başkası dokunamaz)</B> mealindeki [Vakıa 79] âyeti açıklayan Allah’ın Resulü buyurdu ki:<BR><B>(Kur’ana ancak </B>[hadesten]<B> temiz olan dokunabilir.)</B> [Nesai]<BR>Abdestsiz iken bile Mushafa dokunulmaz. (Dürer ve bütün fıkıh kitapları)<BR><BR><B>5- Camiye giremez.</B> <BR>Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: <BR><B>(Cünübe ve hayzlıya mescide girmek helal olmaz.)</B> [İbni Mace]<BR><BR><B>(Hayzlı, duaları okur, ancak musallaya</B> [namaz kılınan yere] <B>girmez.)</B> [Buhari]<BR><B><BR>6- Tavaf edemez.</B> <BR>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: <BR><B>(Hayzlı Beytullahı tavaf edemez, ancak veda tavafı affedilmiştir.)</B> [Buhari]<BR><BR><B>(Tavafta namaz gibi abdestli olmak lazımdır.)</B> [Tirmizi]<BR><B><BR>7- Cima edemez. <BR></B>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: o, bir rahatsızlıktır. Hayz halindeki kadınlardan uzak durun, temizleninceye kadar yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit de, Allah’ın size emrettiği yerden yaklaşın.)</B> [Bekara 222] <BR><BR>Yahudiler hayzlı ile bir odada oturmaz, beraber yemek yemezdi. Eshab-ı kiram hayz halini sorunca Resulullah efendimiz, bu âyeti okuyup, <B>(Cima hariç, her şeyi yapabilirsiniz)</B> buyurdu. (Müslim)<BR><BR>Bir dinde reformcu, (Kadın, özel halinde Namaz ve oruç hariç, birçok ibadeti yapabilir, mesela Kur’an okuyabilir, mescide girebilir, tavaf yapabilir. Bu konular, çoğunluğa rağmen birer müctehid olan İbni Kayyım [İbni Teymiye’nin talebesi], zahiri fırkasından İbni Hazm ve felsefeci İbni Rüşd bunlara cevaz vermiştir) diyor. Bu üç kişinin hiçbiri Ehl-i sünnet değildir. Böyle konuşmaları dinde senet olmaz.<BR><BR><B>Sual: </B>Arapça yazılar abdestsiz tutulur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Âyet değilse, sadece Arapça yazılar ise abdestsiz tutulur.<BR><BR><B>Sual: </B>Kur'anı abdestsiz olarak alıp okuyabilir miyiz? <BR><B>CEVAP<BR></B>Ezbere veya elimizi dokunmadan bakarak okuyabiliriz. Dokunarak okumak her mezhepte böyledir. Okuması değil dokunması haramdır.<BR><BR><B>Sual:</B> Kur’an-ı kerim teyp kasetlerini de abdestli mi tutmalıyız?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. <BR><BR><B>Sual:</B> Abdestsiz elifcüzü tutulur mu?<BR><B>CEVAP </B><BR>Evet, tutulur. <BR><B><BR>Sual:</B> Çocuğum Mushafı abdestsiz getirince bana günahı olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Olmaz. Fakat abdestli tutmaya alıştırmalıdır!<BR><B><BR>Sual: </B>Arapça kitapları ve sureler bulunan CD’leri abdestsiz birine veya gayri müslime vermek uygun mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>CD’lere Kur'an-ı kerim alınmışsa abdestsiz tutulmaz. Ama Arapça kitapları abdestsiz tutmak caizdir. Kitabı tutmak caiz olduğu gibi CD’sini de tutmak caizdir. İhtiyaç varsa gayri müslime de verilir. Ama mushafı vermek uygun değil.<BR><B><BR>Sual: </B>İçinde âyet-i kerimeler de olan din kitaplarını abdestsiz tutmak ve okumak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet caizdir, fakat âyetlere el ile dokunmamak gerekir.<BR><BR><B>Mushaf'ı abdestsiz tutmak<BR>Sual:</B> Naylonla kaplanmış olan Mushaf, abdestsiz tutulabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Naylon, kapağa yapışık hâlde değilse Mushaf'ın kılıfı olmuş demektir, abdestsiz tutulabilir. Yani kılıf şeklindeyse tutulur, cilt kapağına yapışıksa tutulmaz.<BR><BR><B>Cünübün Kur'an okuması</B><BR><B>Sual: </B>İbni Hazm, <EM>(Hayzlının ve cünübün Kur'anı tutması ve okuması caizdir)</EM> demiş midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>İbni Hazm'ın kendisi de, sözü de senet değildir. Selef-i salihini beğenmeyip, Ehl-i sünnetten ayrılarak Zahiriye fırkasına giren bir felsefecidir.<B> (Keşf-üz-zünun)<BR></B><BR>Evet, dört mezhepten birinde olmayan bu felsefeci, <EM>(Hayzlının ve cünübün Kur'anı tutması ve okuması caizdir) </EM>diyor. (Muhallâ, s. 94)<BR><BR>Resulullah, Vakıa suresinin,<B> (Kur'an-ı kerime temiz olanlardan başkası dokunamaz) </B>mealindeki 79. âyet-i kerimesini açıklayıp, <B>(K</B><B>ur'ana ancak hadesten </B>[abdestsizlikten, cünüplükten, hayz ve nifastan]<B> temiz olan el değdirebilir) </B>buyuruyor.<B> </B>(Nesai, Hâkim, Beyheki, Taberani, Dâre Kutnî)<BR><BR>Üç hadis-i şerif meali daha:<B><BR>(Hayzlı ve cünüp, Kur'andan bir şey okuyamaz.) </B>[Tirmizi]<BR><BR><B>(Cünüp ile hayzlıya, mescide girmek helal olmaz.) </B>[İbni Mace]<BR><BR><B>(Hayzlı kadın namaz kılamaz.)</B> [Ebu Davud]<BR><BR>Dört mezhebin âlimleri de, Resulullah gibi açıklamışlardır. Mezhepsizlerin sözlerine itibar edilmez.<BR><BR><B>Âyete dokunmak</B><BR><B>Sual:</B> Para, perde, duvar gibi bir şey üzerinde İslam harfleriyle yazılı âyet-i kerimeye, tefsirine veya tercümesine dokunmak için abdestli olmak gerekir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet, abdestli olmak farzdır. (<B>İslam Ahlakı)</B><BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3529]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 16 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hastalıkta abdest]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Yatalak bir hasta, nasıl abdest alır, nasıl namaz kılar?<BR><B>CEVAP<BR></B>Abdest alması veya aldırtılması mümkün değilse, teyemmüm eder, namazlarını ima ile kılar. <B>(Merakıl-felah)<BR><BR></B><B>Kesilen yeri yıkar</B><BR><B>Sual: </B>Ayağı topuk kemiğinden kesik olan, kesilen yeri abdestte yıkaması gerekir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet.<BR><BR><B>Ayağında protez olan</B><BR><B>Sual: </B>Ayağım topuk kemiğinden kesik olduğu için protez kullanıyorum. Protezi giyip çıkarmam zordur. Bu özür olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet. Protezin üstünden mesh etmek caizdir.<BR><BR><B>Elde olmadan yel kaçıran</B><BR><B>Sual: </B>Akıntısı olan ve yel kaçıran yani gelen yeli tutamayan hanımlar da Maliki’yi taklit edebilir mi?<BR><B>CEVAP </B><BR>Evet. Sadece erkeklere mahsus değil. Kadın da yel kaçırır. Elinde olmadan kaçırmak Maliki’yi taklit edenin abdestini bozmaz. Namaz kılarken böyle bir durum meydana gelirse namaz bittikten sonra abdesti devam eder, namazı da bozulmaz.<BR><BR><B>Abdestini bozmaz</B><BR><B>Sual: </B>Bir insanın hem yel hem idrar özrü varsa yani gelen yeli ve idrarı tutamıyorsa, nasıl yapmalı? <BR><B>CEVAP</B><BR>Maliki’yi taklit etmeli. İsterse beş tane özrü olsun, hiçbirisi abdesti bozmaz. Yani elde olmadan çıkan yel, idrar, akıntı, ishal, basur kanı, yaradan çıbandan çıkan kan irin, burun kanaması, gözden ağrı ile gelen yaşlar vs. abdesti bozmaz. Başka abdesti bozan bir şey olmazsa, sabahtan yatsıya kadar namaz kılar Kur’an okur. Çünkü abdesti bozulmadı. Ama Hanefi mezhebinde farklı, Hanefi’de her namaz vakti girince abdest alması gerekir.<BR><B><BR>İdrar kaçıran kimse<BR>Sual: </B>İdrar kaçıran özürlü bir Hanefî, az da olsa isteyerek idrar yapsa, abdesti bozulmuş olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Özürlü olduğu için elde olmadan zaten idrarı damlıyor, idrarını tutamıyor. Bu arada kendi zorlamasıyla da olsa idrar yapsa abdesti bozulmuş olmaz.<BR><BR><B>İdrar kaçıranın namazı</B><BR><B>Sual:</B> Günde bir defa veya iki günde bir defa idrar kaçırıyorum. Bazen namazda kaçırdığımı sanıyorum. Namazım sahih oluyor mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>İdrar kaçıran, fakat sizin gibi özür sahibi olmayan kimse, temiz olarak bağladığı bezde yaşlık görür, ne vakit damladığını bilmezse, hayz kanında olduğu gibi, gördüğü anda damladı sayılır. Şüphe eden kimse, namaza dururken beze bakar, yaşlık görürse, yeniden abdest alır. Namazda iken şüphelenirse, selam verince hemen bakıp, damlamış olduğunu görürse, namazını iade eder. Selamdan birkaç dakika sonra bakıp görürse, namazını abdestli kılmış sayılır.<BR><BR>Bu durumda olan kimse, Hanefi’de özürlü sayılmaz ise de, Maliki’de özürlü sayılır. Onun için Maliki mezhebini taklit ederse, idrar kaçırmakla abdesti bozulmuş olmaz ve namazda iken beze veya çamaşıra akan idrar da necis sayılmaz. Bu ruhsattan faydalanıp kendimizi sıkıntıya sokmamalıyız.<BR><BR><B>Necasetli çamaşırla namaz </B><BR><B>Sual: </B>İdrar için, sonda takıldı. İdrar, bir torbada birikiyor. Üstüm başım necasetlidir. Bu durumda Maliki’yi taklit edip necasetli çamaşır ile namaz kılmam caiz midir? Yoksa kılmayıp iyi olunca mı kaza etmeliyim?<BR><B>CEVAP</B><BR>Kazaya bırakmak haramdır, başka çareniz olmadığı için, o hâliyle kılmak caizdir. Maliki’de necaset namaza mani değildir.<BR><BR><B>Ameliyatlı hastadan gelen necaset</B><BR><B>Sual: </B>Ameliyatla, karnımdan delik açılarak torba bağladılar. Torbadan bazen necaset sızıyor. Maliki’yi taklit caiz mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet.<BR><BR><B>Kendiliğinden olan akıntı</B><BR><B>Sual: </B>İdrar yollarımı üşüttüğüm için devamlı tuvalete gitme ihtiyacı duyuyorum. Namaz kılarken beni rahatsız ediyor, bu durumda kılmam mekruh olur mu? Kaza namazlarına iyileşinceye kadar ara vermem daha mı iyi olur?<BR><B>CEVAP</B><BR>Mekruh olmaz. Maliki’yi taklit ederseniz, kendiliğinden akıntı olursa abdestiniz bozulmaz. Kaza kılmayı geciktirmeyin. Maliki’yi taklit edip, o hâlinizle kılın.<BR><BR><B>Ağızdan gelen kan</B><BR><B>Sual:</B> Dişini çektiren kimsenin kanaması devam ediyorsa, vaktin sonunu mu bekler, yoksa hemen kılabilir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Vaktin sonunu beklemesine lüzum yoktur, hemen kılabilir. Çünkü ağızdan kan çıkmadığı müddetçe, abdest bozulmuş olmaz.<BR><BR>Ağzı tuz ile gargara yaptıktan sonra, pamuk konur. Sonra abdest alıp namaz kılınır. Şayet namaz kılarken ağızdan dışarı kan çıkarsa abdest bozulur. Abdestin bu sebeple bozulmaması için, abdest alırken Maliki taklit edilir. O zaman dişten gelen kan, ağızdan dışarı çıksa da abdest bozulmuş olmaz.<BR><BR><B>Diş etleri kanayan</B><BR><B>Sual: </B>Diş etleri kanayan nasıl abdest alır?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hanefî mezhebine göre özür sahibi olabilmek için, kanamanın bir namaz vaktinin başından sonuna kadar devam etmesi gerekir. Sonraki vakitlerde de, en az bir defa akarsa özür sahibi olur. Bir defa akmazsa özür sahibi olmaz. Hanefî mezhebine göre özür sahibi olamayan bir kişi, Mâlikî mezhebini taklit eder. Mâlikî mezhebinde diş kanamaları abdesti bozmaz. Bir abdest ile, abdesti bozan başka şey olmazsa istediği kadar namaz kılar. Mesela sabah abdesti ile yatsıyı bile kılar.<BR><BR><B>Yardımcısız hasta</B><BR><B>Sual: </B>Bir yardımcısız hasta, nasıl abdest alır ve gusleder?<BR><B>CEVAP</B><BR>Abdest alamayan bir hasta, bir yardımcı bulamazsa, teyemmüm edip namaz kılar. <BR><BR><B>Yaşlıların abdesti</B><BR><B>Sual: </B>Yaşlı anne babam abdestte çok sıkıntı çekiyorlar. Ne tavsiye edersiniz?<BR><B>CEVAP</B><BR>Yaşlılar genelde özür sahibi olurlar. Bunlar Maliki’yi taklit ederse akıntıları, yel kaçırmaları yani gelen yeli tutamamaları, idrar kaçırmaları, kanamaları abdestlerini bozmaz. Nasıl diş dolgusu için Maliki taklit ediliyorsa, hastalık için de aynen taklit edilir.<BR><BR><B>Haram işlememek için</B><BR><B>Sual: </B>Çalışan bir bayanım. Tenha yer bulup abdest almakta zorluk çekiyorum. Hastalığım sebebiyle iğne oluyorum, kan çıkabiliyor. İçinde bulunduğum durumdan dolayı Maliki’yi taklit etmem caiz olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet, caiz olur. Yabancı erkekler yanında kolları açmak haramdır. Haram işlememek için de mezhep taklit edilir.<BR><BR><B>Yaradan kan akarken</B><BR><B>Sual:</B> Bir yerimiz kanıyor. Kan az da olsa akıyor. Namaz vakti de çıkacaksa veya daha vakit var ise ne yapmalıyız? <BR><B>CEVAP</B><BR>Yaranın üstüne yara bandı sarmalı. Abdest alıp Maliki’ye uyarak namaz kılmalıdır. Bandın üstünü mesh etmek yeterlidir. Bu abdestle, abdesti bozan başka bir şey olmadığı müddetçe sayısız vakit namaz kılınabilir. Yaradan kan akıyor diye tekrar abdest almak gerekmez.<BR><BR><B>Elinde yara olanın abdesti</B><BR><B>Sual: </B>Elinde çatlak, yara veya egzama olan nasıl abdest alır ve gusleder?<BR><B>CEVAP</B><BR>Elindeki çatlak, yara veya egzamayı ıslatmak zarar verirse, eline eldiven takıp, eldiven ile abdest alabilirse, böyle abdest alması gerekir. Eldiven bulamazsa, ellerine su alamaz ve yüzünü, başını, ayaklarını suya sokamaz ise, teyemmüm eder. Yaralı kısımları ıslatmadan gusledemezse, yine teyemmüm eder.<BR><BR><B>Ellerini kullanamayan</B><BR><B>Sual: </B>İki eli çolak veya felçli olup kullanamayan nasıl taharet edip abdest alır?<BR><B>CEVAP</B><BR>Elleri çolak olan, taharetlenmez. Kollarını toprağa, yüzünü duvara sürüp teyemmüm eder.<BR><BR><B>Abdest uzuvları yaralı olan</B><BR><B>Sual: </B>Abdest uzuvlarının bir kısmı yaralı olan nasıl abdest alır?<BR><B>CEVAP</B><BR>Abdest uzuvlarından hepsinin yarıdan çoğu veya dört abdest uzvundan ikisi sağlam ise, abdest alıp, yaralı yerleri mesh eder. Mesh zarar verirse, sargı üzerine mesh eder. Abdest uzuvlarının yarıdan çoğu yaralı ise teyemmüm eder. Teyemmüm edenin, bazı yerleri yıkaması caiz değildir.<BR><BR><B>Başı ve yüzü yara olan</B><BR><B>Sual:</B> Başım ve yüzüm tamamen yara beredir. Vücudumu yıkarken yüzüme de su sıçrayabiliyor. Doktor, su değmemesini söyledi. Bu durumda nasıl abdest alırım ve nasıl guslederim?<BR><B>CEVAP</B><BR>Baştan boynunuza kadar olan kısma renksiz bir poşet geçirirsiniz. Vücudunuzun diğer yerlerini yıkarsınız. Islak el ile, baş ve yüzünüzü poşetin üstünden mesh edersiniz. Eğer poşetin üstünden başınızdan aşağı su dökerseniz mesh yerine geçer. Ayrıca mesh etmenizin de mahzuru olmaz.<BR><BR><B>Sargı üstüne mesh</B><BR><B>Sual:</B> Abdest veya gusülde, su değmemesi gereken bir yerin üstüne sarılan sargının veya poşetin üstünü mesh etsek, sonra bunları kaldırınca yıkanmamış yeri mesh etmek gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yaranın, çıbanın, derideki çatlak veya yarıkların üzerine veya içine konan merhem, pamuk, fitil, gazlı bez, sargı gibi şeylerin çözülmesi, çıkarılması yaraya zarar verirse veya bunlar çıkınca, yıkamak veya mesh etmek zarar verirse, bunlardan merhem, poşet gibi, su geçirmeyenler üzerine su akıtılır. Su geçirenler üzerine mesh edilir. Zarar vermek, şifanın gecikmesi yahut ağrının artması demektir.<BR><BR>Mesh ettikten sonra, bunlar, yara iyi olmadan alınır veya düşerlerse, mesh bozulmaz. Yara iyi olup da düşerlerse, altlarını yıkamak gerekir. Bunlar üzerine mesh, altlarını yıkamak yerine geçer. Bunlara mesh eden, özür sahibi olmaz, böyle biri, sağlam kimselere imam olabilir. Salih ve uzman doktorun<B> </B>(Islatılmaması lazımdır) dediği bir yer, yara gibi olur. Bunlara mesh etmekte, abdestsiz ve cünüp arasında, fark yoktur. <B>(S. Ebediyye)<BR></B><BR><B>Alçının üstü mesh edilir</B><BR><B>Sual: </B>Sağ ayağım burkulduğu için alçıya aldılar, herhangi bir kanama veya yara yok, buna rağmen her vakit namazda abdest tazelemem lazım mı, yoksa bir abdestle iki üç vakit namazı kılabilir miyim?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, abdest bozulmadan beş vakit de kılabilirsiniz. Bozulunca, abdest alırken alçının üstü mesh edilir.<BR><BR><B>Özür sahibi</B><BR><B>Sual: </B>Trafik kazası geçirdim. Birkaç haftadır, alçılı koluma mesh ederek abdest alıyorum. Bir hoca, (Sen özürlüsün, vaktin sonuna kadar bekleyerek her namaz vaktinde abdest alman gerekir) dedi. Doğru mudur?<BR><B>CEVAP</B><BR>Çok yanlıştır. Bir kere, kolu sargılı olan özürlü olmaz, bir akıntısı olan özür sahibi olabilir. Sabah aldığı abdestle, abdesti bozan bir şey olmadıkça, yatsıyı da aynı abdestle kılabilir. İkincisi, özürlü olan da yine vaktin sonunu beklemez. Özür sahibi olmayıp da, akıntısı ilk defa olan kimse, vaktin sonuna kadar bekler. Bunun, alçılı kol ile alakası yoktur.<BR><BR><B>Spiral taktırınca</B><BR><B>Sual: </B>Spiral taktırıldığında birkaç gün kanama olabiliyormuş. Bu durumda diş dolgusu sebebiyle Maliki mezhebini taklit eden bir kişi bu süre zarfında namazlarını kılabilir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Geçen aydaki temiz ve hayzlı günlerin&nbsp;bilinmesi gerekir. Geçen aydaki de istihazalı ise, ondan önceki ayın temiz ve kanlı günlerinin bildirilmesi gerekir. Bilinmezse cevap verilemez. Eğer 15 temiz gün içinde spiral takılmışsa ve kan gelmişse, namazını kılar. Spiral âdet düzenini de bozabilir. Her namaz vakti abdest alarak kılabilir. Maliki’yi taklit ederse, her namaz vakti abdest almaya lüzum yok. Abdesti bozan başka bir şey olmadıkça, spiralden meydana gelen kanama abdesti bozmaz. Ancak 15 günden sonra gelmişse hayız kabul edilir.<BR><BR><B>Sık sık kusanın abdesti</B><BR><B>Sual: </B>Hastalık veya hamilelik sebebiyle sık sık kusan kimsenin abdesti bozulur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Maliki’yi taklit ederse bozulmaz.<BR><BR><B>Burnu kanayanın abdesti</B><BR><B>Sual: </B>Bir hastalık sebebiyle zaman zaman burun kanasa abdest bozulmuş olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Burundan kan akarsa elbette abdest bozulur; ama Maliki’yi taklit edenin abdestini bozmaz; çünkü elinde olmadan akıyor. Semavi bir özürle aktığı için abdesti bozmaz. Burnunu bir yere vurup kanatsa semavi özür olmadığı için abdesti bozulur.<BR><BR><B>Namazda burnu kanayan</B><BR><B>Sual: </B>Sık sık veya ara sıra burnu kanayan kimsenin, namazda iken burnu kanasa abdesti ve namazı bozulur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Maliki’yi taklit ederse, abdesti de namazı da bozulmuş olmaz.<BR><BR><B>Malikiyi taklit eden beklemez</B><BR><B>Sual: </B>Bir vaktin girmesiyle eli veya herhangi bir yeri kanayan bir kimse, farzı kılacak kadar bir zamanda kan durmazsa, vaktin sonuna doğru o haliyle vaktin farz namazını kılabiliyorken, yatsı vaktinin girmesiyle eli kanayan ve kanaması devam eden bir kimse yatsı namazını ve vitri kılmak için yatsının son vakti olan imsak vaktine kadar mı beklemesi lazım? <BR><B>CEVAP</B><BR>Evet; ancak Maliki taklit edilirse hemen kılınır, sabaha kadar beklenmez.<BR><BR><B>Ayaktaki yaradan çıkan kan</B><BR><B>Sual: </B>Ayağında mantar ve yara olan, ayakta durunca tazyikten dolayı kan veya irin çıkan abdestinin bozulmaması için oturarak kılması caiz midir?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet, caizdir. <B>(Hindiyye)<BR></B><BR>Böyle hallerde Maliki mezhebini taklit etmek iyi olur. Maliki taklit edilirse, çıkan kan, irin abdesti bozmaz. Bunun gibi sebeplerle veya başka bir özürden dolayı Maliki mezhebi taklit edilirken, gusülde, abdestte ve namazda Maliki’nin farzlarına ve müfsitlerine riayet etmek gerekir.<BR><BR><B>Basurdan akan kan</B><BR><B>Sual: </B>Basur hastasıyım, kanama oluyor, çamaşırım kirleniyor. Abdestli durmam zor. Bir kolayı yok mu?<BR><B>CEVAP </B><BR>Kolayı var. Maliki mezhebini bu konuda taklit ederseniz, basurdan akan kan, abdesti bozmadığı gibi, necis de sayılmaz. Yani namaz içinde kan gelse, hem abdestiniz bozulmaz, hem de çamaşırı kirleten kan, necis sayılmadığı için o hâliyle kılabilirsiniz. <BR><BR>Namazdan önce kan gelirse, yine abdestinizi bozmaz ancak imkan ve vakit varsa çamaşırınızı değiştirmeniz gerekir, çünkü kendi mezhebimizden çıkmış değiliz. İmkan yoksa, o hâliyle kılmak caizdir.<BR><BR><B>Günde bir defa</B><BR><B>Sual: </B>Kadın, günde bir defa gelen akıntı için, Maliki’yi taklit eder mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet.<BR><BR><B>Maliki’de özür sahibi olur</B><BR><B>Sual: </B>Günde 2-3 sefer akıntısı olan bir hanım özür sahibi midir? Akıntısının ne zaman olduğunu hissetmediği zaman da oluyor. Abdestinden devamlı şüpheleniyor. Bu durumda ne yapması gerekir?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hanefi’de özürlü olabilmek için iki namaz arasında en az bir kere gelmesi gerekir. Yani günde beş kere akıntı gelmesi lazım ki özürlü olasınız. Maliki’de ise günde bir kere gelse hatta üç beş günde bir kere gelse bile yine özürlü oluyor. Onun için Maliki’yi taklit ederseniz akıntılar abdesti bozmaz, isterse namazda gelsin mahzuru olmaz.<BR><BR><B>Abdestte kolaylık</B><BR><B>Sual: </B>Doktor bir bayanım. Bayanlarda mensturuel sıklusun yani aylık âdet döngüsünün dönemlerine bağlı olarak miktarı ve kıvamı değişen fizyolojik yani doğal akıntı vardır. Bu akıntı meselesi abdest ve namaz konusunda bayanların yaşadığı en büyük sıkıntı. Ancak benim birçok tesettürlü arkadaşım var ve hiçbirinin böyle bir şeyden yani Maliki mezhebini taklitten haberleri yok. O zaman kadınlar Maliki’yi neden taklit etmiyorlar?<BR><B>CEVAP</B><BR>Bilmedikleri için taklit etmiyorlar. Çekinip rahatça soru soramamalarından bu sıkıntıyı çekiyorlar. Maliki’yi taklit etseler rahat edecekler. Bu akıntılar ne abdestlerini ne de namazlarını bozacak. <BR><BR>Ayrıca, iç çamaşırına akıntı bulaşmış ise, temizini bulmak zor olursa, bunu değiştirmeden namaz kılabilir. Maliki’de necaseti temizlemek farz değil. İhtiyaç halinde necasetle namaz kılmak caizdir. <BR><BR><B>Doğal akıntı nasıl olur?</B><BR><B>Sual: </B>Doğal akıntı sarı akıntı mı, rengi nasıl? Evlide bekârda değişir mi? Menopozdan sonra da doğal akıntı olur mu? Bu doğal akıntı nedir, diğerlerinden farkını nasıl anlayacağız?<BR><B>CEVAP</B><BR>Nisaiye uzmanı bayan doktor diyor ki: <BR>Doğal akıntı denilen şeyin rengi aslında şeffaf-beyaz arasıdır. Ancak bu akıntı çamaşırda veya pamukta birikince ve biraz bekleyince sarımsı renk alır. Dolayısıyla çamaşırda görülen sarı renk doğaldır. Evlide bekârda aynıdır. Menopozdan sonra olmaz, ancak eğer hormon hapı kullanılıyorsa, bir rahatsızlık varsa olabilir. <BR><BR><B>Maliki’de bozmaz</B><BR><B>Sual: </B>Kadınların hayzı bittikten sonra, istihaza yani özür hâli oluyor. Normal akıntıları da oluyor. Bunlar için Maliki’yi taklit edebilir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet, taklit eder ve bu durumlar abdesti bozmaz.<BR><BR><B>Akıntısı olan</B><BR><B>Sual: </B>13 yaşında buluğa eren kızım akıntıdan dolayı Maliki mezhebine uyabilir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Elbette, akıntısı o zaman abdestini bozmaz.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4089]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Amel imandan parça değildir]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Amel imandan parça mıdır, yani bir farzı yapmayan veya bir haramı işleyen kâfir olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, kâfir olmaz. Amel imandan bir parça olsaydı, her günah işleyen kâfir olurdu. Hiç müslüman kalmazdı.<FONT size=1><BR><BR></FONT>Mutezile ile Vehhabiler ve diğer bazı bid’at fırkaları, (Amel, imandan parçadır) demişlerse de, amel, imanın parçası değildir. Küfrün zıddı iman, günahın zıddı ise ibadettir. İmanı bırakan kâfir olur, ibadeti terk eden günahkâr olur. Amelsiz iman makbuldür, imansız amel ise makbul değildir. Kadınların muayyen hallerinde olduğu gibi, namaz, oruç gibi ibadetleri bırakmak caiz ve gerekirken, imanı hiçbir zaman bırakmak caiz olmaz.<FONT size=1><BR><BR></FONT>Yalnız iman ile Cennete girilirse de, yalnız amel ile Cennete girilmez. Amelsiz iman makbul, imansız amel ise makbul değildir. İmanı olmayanların yaptığı ibadetler, ahirette hiçbir işe yaramaz. İman başkasına hediye edilmez, fakat amelin sevabı, başkalarına hediye edilir. İman vasiyet edilmez, fakat kendi için amel yapılması vasiyet edilir. Ameli terk eden kâfir olmaz ise de, imanı terk eden hemen kâfir olur. Özrü olan kimseden amel affolur ise de, iman kimseden affolunmaz.<FONT size=1><BR><B><BR></FONT>İmam-ı Gazali</B> hazretleri buyuruyor ki: <BR>Sapık fırkalar, <B>(Onlar, iman edip salih amel işlediler)</B> mealindeki (Rad) suresinin 29.âyet-i kerimesini delil gösterip, <B>(Amel imanın parçasıdır) </B>dediler. Halbuki bu ve benzeri âyetler, amelin, imanın içinde değil, dışında olduğunu gösterir. Eğer aksi olsaydı, <B>(ve amilussalihat) </B>sözü lüzumsuz tekrar edilmiş olurdu. Mutezile fırkasının [ve vehhabilerin], günah işleyenlerin ebedi Cehennemde kalacağını söylemesi yanlıştır. Çünkü hadis-i şerifte, <B>(İkrar ettiği şeyi, inkâr etmeyen, kâfir olmaz)</B> buyuruldu. Günah işleyen, tasdik ettiği imanın esaslarını inkâr etmiş olmaz. Ahirette yalnız imansızlara şefaat edilmez. Bu da, şefaat edilen günahkârların kâfir olmadığını gösterir. Hadis-i şerifte, <B>(Büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim) </B>buyuruldu.<B> </B>Ebüdderda hazretleri,<B> </B>(Ya Resulallah, zina ve hırsızlık eden de, şefaate kavuşacak mıdır?) diye sual etti. Cevabında, <B>(Evet zina ve hırsızlık edene de şefaat edeceğim) </B>buyurdu. İman ile ölen herkes, er geç Cennete girer. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<BR><B>(Şirk üzere ölmeyen her mümine şefaat edeceğim.) </B>[Bezzar, Hakim, Beyheki]<FONT size=1><BR><BR></FONT><B>(Zina etmiş, hırsızlık yapmış, içki içmiş mümin de Cennete girer.) </B>[Buhari]<FONT size=1><BR><B><BR></FONT>(Kalbinde zerre kadar imanı olan Cehennemde kalmaz.) </B>[Buhari]<FONT size=1><BR></FONT><FONT size=1><BR></FONT>Günahkâr mümin, cezasını çektikten sonra, Cennete girer.<B> (Zina edenden, içki içenden iman çıkar)</B> hadis-i şerifi, günahkârların kâmil mümin olmadığını bildirmektedir. <B>(İman, kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve azalarla ameldir)</B> sözünün manası şudur: İnsanda iman, vücuttaki baş gibidir. El kol gibi uzuvlar da ameller gibidir. Elsiz, kolsuz insan olursa da, başsız insan olmaz. Normal bir insan tarif edilirken, bütün azaları ile tarif edilir. Yani bazı azaları eksik olsa bile insan yine insandır. Bunun gibi, kâmil mümin tarif edilirken, amel de dahil edilmiştir. Eli ayağı kesik kimseye (yaşayan ölü) dendiği gibi, büyük günah işleyene de, kâmil mümin değil manasına <B>"mümin değildir"</B> buyurulmuştur. <B>(İhya)<BR><BR></B><B>Şarap içeri, iman dışarı mı?</B><BR><B>Sual:</B> <B>İslam Ahlakı</B> kitabında, Hazret-i Osman’ın, "<B>Allahü teâlâya yemin ederim ki, bir kimse, şarap içerken, iman o şaraba der ki, ey melun dur, ben çıkayım da ondan sonra sen gir</B>" dediği bildiriliyor. Bir de bu anlamda hadis-i şerifler de var:<B> <BR>(İnsan, mümin olduğu halde içki içemez.)</B> [Nesai]<BR><B>(Şarap içenin imanı, gömleğin sırttan çıktığı gibi çıkar.)</B> [Hakim]<BR><B>(İçki ile iman, bir arada bulunmaz, biri, diğerini uzaklaştırır.)</B> [Beyheki]<BR><B>(İçki içenin kalbinden iman nuru çıkar.)</B> [Taberani]<BR>Sualim, şarap içenin imanı çıkıyor mu, yani kâfir mi oluyor?<B> </B><BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Dinimizde amel imandan parça değildir, yani şarap içen veya başka günah işleyene kâfir denmez. <B>Amel imandan bir parça olsaydı, her günah işleyen kâfir olur, hiç müslüman kalmazdı. Hatta (amel imandan parçadır, günah işleyen kâfir olur) diyen sapıklar da, müslüman olamazdı. Çünkü masum yani günahsız olmak Peygamberlere mahsustur. <FONT size=1></B><BR><BR></FONT>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: <BR>İmam-ı a’zam hazretleri, "Mümin büyük günah işlese de imanı gitmez, kâfir olmaz” buyurdu. Günahı çok olan bir mümin, tevbesiz ölmüş ise, Allahü teâlâ dilerse, günahlarının hepsini affeder, dilerse günahları kadar azap eder; fakat sonunda yine Cennete koyar. Ahirette kurtulmayacak olan yalnız kâfirlerdir. Zerre kadar imanı olan kurtuluşa erer. <B>(2/67)<FONT size=1><BR></B><BR></FONT>İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<BR>Günah işleyene kâfir denmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(Cebrail aleyhisselam, “Allah’a şirk koşmadan ölen her Müslüman Cennete girer” dedi. Zina ve hırsızlık eden de Cennete girer mi dedim. “Evet” dedi. Aynı suali üç defa sordum. Üçüncüsünde ise “Evet zina ve hırsızlık eden mümin de</B> [Affa veya şefaate kavuştuktan sonra yahut sevabları günahlarından çoksa veyahut günahının cezasını çektikten sonra] <B>Cennete girer” dedi.)</B> [Buhari, Müslim, Bezzar]<BR><BR><B>Amel imanın parçası mı?<BR>Sual:</B> Amelin, imandan bir parça olmadığını biliyoruz, fakat <B>(İman, dille ikrar, kalble tasdik ve uzuvlarla amel etmektir)</B> mealindeki hadis-i şerifin manası nedir? Günah işleyene kâfir denebilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Asla denemez. İmam-ı Gazâli hazretleri bu hadis-i şerifi şöyle açıklıyor:<BR>Bir hadis-i şerifte, <B>(İkrar ettiği şeyi, inkâr etmeyen, kâfir olmaz)</B> buyuruldu. Bir Müslüman günah işleyince, tasdik ettiği imanın esaslarını inkâr etmiş olmuyor. Ahirette yalnız imansızlara şefaat edilmez. Bu da, şefaat edilen günahkârların kâfir olmadığını gösterir. <B>(İman, kalble tasdik, dille ikrar ve uzuvlarla ameldir)</B> ifadesinin mânâsı şudur:<BR>İnsanda iman, vücuttaki baş gibidir. El, kol gibi uzuvlar da, ameller gibidir. Elsiz, kolsuz insan olursa da, başsız insan olmaz. Normal bir insan tarif edilirken, bütün uzuvlarıyla tarif edilir. Yani bazı uzuvları eksik olsa bile insan yine insandır. Bunun gibi, kâmil mümin tarif edilirken, amel de dâhil edilerek bildirilmiştir. Elsiz ayaksız kimseye (Yaşayan ölü) dendiği gibi, büyük günah işleyene de, (Kâmil mümin değildir) manasına (Mümin değildir) buyurulmuştur.<B> (İhya)</B><BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=333]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Vehbi ilim ve ilham senet değildir]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> “Vehbi ilim, Allah tarafından ilham edildiği için kesbi ilme zıt düşerse, vehbi ilmi tercih ederiz" demek uygun mudur? Vehbi ilim dinde senet olur mu? <BR><B>CEVAP<BR></B>(Vehbi ilmi tercih ederiz) demek çok yanlış bir düşünce ve harekettir. Çünkü dinde senet yalnız <B>edille-i şeriyyedir</B>. Bunlar, <B>Kitab, Sünnet, İcma ve Kıyas</B>’tır. Akıl, ilham, rüya dinde senet olmaz. Çünkü, ilhamlara ve rüyalara, vehim, hayal ve şeytan karışabilir. Karışmamış olanları da, tevilli, tabirli olabilir. Doğruları, eğrilerinden ayırt edilemez. Evliyanın ilhamı başkalarına senet olamaz.<BR><BR>İlham, Allah tarafından kalbe gelen bilgi demektir. Ehlullahın ilhamlarının doğruluğu, İslamiyet bilgilerine uygun olmalarından anlaşılır. Dine sarılmayan, bid'atten sakınmayan kimsenin söyledikleri, nefsten ve şeytandan gelen bozuk fikirlerdir. İlm-i ledünni ve ilham, Muhammed aleyhisselama uyanlara ihsan olunur. Bu ihsana kavuşanlar, Kur'an-ı kerimi ve hadis-i şerifleri iyi anlar. Her sözü bunlara uygun olur. Bugün din bilgileri, ancak Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından öğrenilir.<BR><B><BR>İlham senet değil<BR></B>Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: <BR>İlham ile dinimizin hükümleri anlaşılamaz. Yani, Allahü teâlânın, evliyanın kalblerine verdiği bilgiler, helal ve haramlar için delil, senet olamaz. Resulullah efendimizin mübarek kalbine gelen ilham, her müslüman için senettir. Her müslümanın bunlara uyması gerekir. Evliyanın ilhamı İslamiyet’e uygun ise, yalnız kendisine senettir. Başkalarına senet olamaz. Buhari’deki hadis-i şerifte, <B>(İlim üstaddan öğrenilir)</B> buyuruldu. Marifet ise ilham ile hasıl olur. İlim, ilham ile hasıl olmaz. İlmin kaynağı Kur'an-ı kerim ve hadis-i şeriflerdir. <B>(Berika s.385)<BR></B><BR>Mearif-i ilahiyye bilgileri, ilham ile hasıl olur, hocadan öğrenilmez. İbadetlerin yapılması ve bütün din bilgileri ise, üstaddan öğrenmekle elde edilir. Din bilgileri, ilham ile hasıl olsaydı, Allahü teâlânın Peygamberler ve kitaplar göndermesine lüzum olmazdı. <B>(Hadika s.378)<BR><BR>İmam-ı Rabbani</B> hazretleri buyurdu ki: <BR>(Kıyas ve ictihad, dinin dört temelinden birisidir. Buna uymaya emrolunduk. Evliyanın keşf ve ilhamları böyle değildir. Bunlara uymaya emrolunmadık. İlham, yalnız sahibi için delildir, başkaları için senet değildir.) <B>[m. 272] <BR></B><BR>(Evliyanın keşfinde hata etmesi, yanılması, müctehidlerin ictihadda yanılması gibidir; kusur sayılmaz. Bundan dolayı, Evliyaya dil uzatılmaz. Müctehidlere uyanlara, onların mezhebinde bulunanlara da, hatalı işlerde sevap verilir. Evliyanın yanlış ilhamlarına uyanlara, sevap verilmez. Çünkü ilham, ancak sahibi için senettir. Müctehidlerin sözü ise, mezhebinde bulunan herkes için senettir. O halde, Evliyanın yanlış ilhamlarına uymak caiz değildir. Müctehidlerin hata ihtimali olan sözlerine uymak ise vaciptir.) <B>[m.31]<BR><BR>Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa<BR></B>(Tasavvuf büyüklerinden birkaçı, kendilerini hâl ve sekr kaplayınca, doğru yolun âlimlerinin bildirdiklerine uymayan bilgiler, marifetler söylemişler ise de, keşf yolu ile anladıklarını bildirmişlerdir. Bunun için, suçlu sayılmazlar. Bunlar ictihadında yanılan müctehidler gibidir. Onlar gibi, bunların yanılmalarına da bir sevap verilir. Böyle, birbirine uymayan bilgilerde, hep Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri doğrudur. Çünkü bunların bilgileri, Peygamberlik kaynağından alınmıştır. Bu bilgiler, vahiy ile bildirilmiştir. Elbette doğrudur. Tasavvuf büyüklerinin marifetleri ise, keşf ve ilham ile anlaşılmaktadır. İlhamın, doğruluğu kesin değildir. İlhamın doğru olup olmadığı, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmaması ile anlaşılır. Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa, yanlış demektir. İşin doğrusu böyledir. İşin doğrusu bilinince, buna uymayan ilhamların, sapıklık oldukları anlaşılır.) <B>[m.112]<BR><BR></B>İkinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretlerinin bu yazıları ile diğer âlimlerin yazıları, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına aykırı olan ve yanlış olarak vehbi ilim mahsulü denilen sözlerin veya kitapların bozuk olduğunu göstermektedir. Böyle görüş veya kitapların vehbi ilimle de bir alakası olmadığı ilim ehlince kolayca anlaşılır.<BR><B><BR>Kesin olan edille-i şeriyyedir<BR>Sual:</B> Bir arkadaş, (Edille-i şeriyyeye [dört delile] aykırı olsa da, evliyanın ilhamları senettir) diyor. Aşağıdaki sözleri senet olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bir ilhamın veya kitabın doğru olup olmadığı edille-i şeriyye ile anlaşılır. İlham adı altında dine aykırı şeyler söyleniyor veya yazılıyorsa hiç kıymeti yoktur.<BR><BR>İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bütün büyük âlimler, <B>(İlham senet değildir. Kesin olan edille-i şeriyyedir. Bunlara aykırı olan ilhamlar senet olamaz)</B> buyuruyor.<BR><B><BR>Bildirdiğiniz sözlere bakalım:<BR><BR>Büyük ilim adamı</B> [Mason] <B>Abduh, bir üstaddır</B> deniyor. Bu bir ilhamsa yanlıştır. Abduh mason olmasa bile, mezhepsiz biridir. <BR><B><BR>Mazlum olarak ölen Hıristiyan Cennete gider</B> deniyor. Bu bir ilhamsa yanlıştır. Çünkü edille-i şeriyyede [dört delilde], her çeşit kâfirin ebedi olarak Cehenneme gideceği bildirilmiştir. Dağda çölde kalıp da İslamiyet’i duymamışsa, bunlar Cehenneme gitmez, imanları olmadığı için Cennete de gitmez, hayvanlar gibi yok edilir.<BR><B><BR>İlhamın doğruluğu, vahiy kadar değilse de, şüphe götürmeyecek kadar kesin</B> deniyor. Bu da yanlıştır. İlhamı vahye benzetmek çok tehlikelidir. O zaman dinimizin dört delili nerede kaldı? <BR><B><BR>Akıl eskiden senet değildi, şimdi ise senettir ve akılla Allah’ı ispat edemeyenin imanı muteber değildir </B>deniyor. Bu da dört delile aykırıdır. Akıl, sadece şiilerce hüccettir. Akla, normalden, yani dinin verdiği ölçüden fazla önem veren, dini aklı ile ölçen mutezile fırkasıdır.<BR><B><BR>İman tahkik edilmedikçe muteber olmaz</B> deniyor. Bu ilhamsa bu da yanlıştır. Çünkü dinimizin bildirdiği iman, acaba doğru mu diye tahkik edilmez yani araştırılmaz. İman, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, tahkik etmeden, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan, tasdiktir. Akla uygun olduğu için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. İtimat tam olmayınca, iman olmaz. <B><BR><BR>Ben Mehdi’yim, falanca da İsa’dır</B> sözü ilhamsa, bu da yanlıştır. Çünkü Hazret-i Mehdi’nin adı Muhammed, babasının adı Abdullah olacaktır. Gökten bir melek <B>(Bu Mehdi’dir)</B> diyeceği hadis-i şerifle sabittir.<BR><B><BR>Kıyamet şu tarihte kopacaktır</B> deniyor. Bu bir ilhamsa, bu da yanlıştır. Çünkü bu ifade âyet ve hadislere aykırıdır. Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmemiştir. Güneşin batıdan doğması, Deccalin çıkması gibi, sadece alametleri bildirilmiştir. Bazı gruplar, <B>(Kıyamet falanca tarihte kopacak)</B> diyerek halktan para toplamışlar, dedikleri tarih gelip geçtiği halde kıyamet kopmamıştır. Hemen her grupta, <B>(Kıyamet şu tarihte kopacak)</B> diye yanlış bir ilham bulunmaktadır. Hatta <B>Yehova şahitleri </B>denilen hıristiyanların lideri Charles Russel de 1914’te kıyamet kopacak demişti. Yehovacılar, <B>(İsa’nın dünya krallığı başladı)</B> diyerek, devletlerin sonunun yaklaştığını, tarihler vererek ortaya atmışlardır. Bu tarihler, 1914, 1918, 1925 ve 1975’tir. Tabii hepsi de boşa çıkmıştır. 19 cular da birkaç tarih verdi. Şu kıyameti bir türlü koparamadılar.<BR><BR>Ben evliyayım diyerek, kendi grubundan olmayan müslümanlara kâfir diyenler çoğalıyor. Unutulmamalı ki, müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olur. Din kimsenin tekelinde değildir. Bölücülük yapmamalıdır.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=536]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Ehl-i kıble ve ehl-i sünnet olmak için]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Günah işleyen müslümanlara kâfir denir mi, onlara lanet edilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Günah işleyen müslümana kâfir denmez. Çünkü Ehl-i sünnete göre, bir insan günah işlemekle kâfir olmaz. Bazı bid'at fırkaları, günah işleyene, kendileri gibi düşünmeyen müslümanlara kâfir demek sapıklığında bulunmuşlardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <BR><B>(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) </B>[Buhari] <BR><BR>Müslümanım diyen, kelime-i şehadet söyleyen kimseye kâfir denmez. Bir savaşta, kelime-i şehadet getiren birisini öldüren kimseye, Resulullah efendimiz, <B>(Kelime-i şehadet söyleyen kimseyi niçin öldürdün?) </B>buyurdu. O da, dili ile söylüyordu ama kalbi ile inkâr ediyordu dedi. <B>(Kalbini yarıp da baktın mı?) </B>diyerek onu tekdir buyurdu.<BR><BR>Onun için mümine kâfir demekten, ona lanet etmekten sakınmalıdır! Lanet, sahibine döner. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(Kul, lanet ettiği zaman, lanet edilen buna müstahak değilse, kendine döner.) </B>[Beyheki]<BR><BR><B>Sual: </B>“Günde beş defa Kâbe’ye yönelip, tehiyyatta kelime-i şehadeti söyleyen, küfre düşüp küfrüne tevbe etmese de, küfrü üzerinde sabit kalmaz” diyenler çıkıyor. Bu yanlış değil mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bu söz ehl-i sünnet itikadına aykırıdır. İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki: Tevbe için yalnız kelime-i şehadet söylemek kâfi değildir, küfre sebep olan şeyden de tevbe etmesi gerekir. O şeyden tevbe etmezse, namaz kılsa da kâfirdir. <BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=702]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Dinimiz bir düşünce, görüş değildir]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Özellikle Mısırlı, Suriyeli bazı yazarlar ile onların etkisinde kalan kimseler, İslam dini yerine, "İslam nazariyesi" "İslam düşüncesi", "İlahi şuur", “İlahi görüş birliği” tabirlerini çekinmeden kullanıyorlar. Acaba bunlar müsteşrikler gibi, İslamiyet’in semavi din olduğuna inanmıyorlar mı? Küfre düşürücü ifade kullananın imanının gideceğini bilmiyorlar mı? Yoksa, Ehl-i sünnet itikadına uygun inanmaya önem vermiyorlar mı? <BR><B>CEVAP<BR></B>Piyasada Allah’ı tanımakla ilgili ve Allah’ın varlığını ispat etmeye kalkışan kimisi tercüme birçok kitap vardır. Genelde bu kitaplar, akli ve felsefi görüşlerle doludur. Kaynakça olarak gösterilen kitapların çoğu da asrımızdaki sapık yazarların eserleridir.<BR><B><BR>İmam-ı Rabbani, imam-ı Gazali, Seyyid Abdülkadir-i Geylani </B>gibi büyük İslam âlimlerinin kitaplarından nakil yoktur. Milyonlarca hadis-i şerif, âlimlerin ictihadları ve hikmetli sözleri varken, bunlardan nakil yapılmayıp, şahsi görüşe, şahsi yoruma yer verilmiş. <BR><BR>Anlaşılan bu tip yazarlar, küfre düşürücü sözleri bilmiyorlar. Zaten Allah’ın varlığını ispat ile uğraşanlar, genelde küfre düşürücü ifadeler kullanıyorlar.<BR><BR>İslam âlimleri, <B>(Allah’ın yaratmak, vücud, muhalefetün-lil-havadis gibi sıfatlarını insanlar için kullanmak veya insanın, akıl, şuur, hafıza ve düşünce gibi yaratılmış olan sıfatlarını Allahü teâlâ için kullanmak küfürdür)</B> buyuruyorlar. [<B>Vücud,</B> kendiliğinden var olmak; <B>muhalefetün-lil havadis</B> de, hiçbir mahlûka, hiçbir bakımdan benzememek demektir.]<BR><BR>Mesela bir kimse, (Allah akılsızdır) dese, bu bir hakaret olacağı için küfre düşer. (Allah akıllıdır) dese, bu sefer de, onu yaratık kabul ettiği için küfre düşer. (Allah iyi düşünür) dese yine kâfir olur. Çünkü akıl, şuur, hafıza, düşünme işi, görüş mahluktur, yani yaratıktır. Allah’ın böyle sıfatları yoktur. Bu Yazarlar ise bunun gibi büyük hatalara düşmüştür. <B>(Yaratılmış olanın özelliklerine bakarak, yaratanın özelliklerini bulmaya çalışacağız) </B>diyorlar. İslam âlimleri, <B>(Bilinenle bilinmeyen mukayese edilmez) </B>buyuruyor. Yani yaratıcı ile Onun yarattıkları mukayese edilemez. <BR><BR>Bu yazarlar işe yanlış başladığından yanlış sonuçlar çıkarıyorlar. İnsan vasfı sayar gibi, Allah’ın vasfını sayıyorlar. <B>(Allah çok akıllıdır, hafızası çok geniştir, çok hızlı düşünür, çok çalışkandır)</B> diyorlar. Senâüllah Pâni-püti hazretleri <B>(Allahü teâlânın varlığı, sıfatları, razı olduğu şeyler, ancak Peygamberlerin bildirmesi ile anlaşılır. Akıl ile anlaşılamaz)</B> buyuruyor. <BR><BR>Bu yazarlar kaderi de iyi bilmiyorlar, (İnsan, kendi kaderine tesir eder) diyor. Kader, değişmeyen son şekildir. Kaderi Allah da değiştirmez. Allah’ın vasıflarını bildirirken, âlimlerin kitaplarından alarak, sıfat-ı zatiyye ile sıfat-ı sübütiyyeyi yazsalar, büyük hizmet etmiş olurlar. Kendi görüşlerini, kendi akıllarını din gibi ortaya atıyorlar.<BR><B><BR>Düşünce</B>, bir iş için düşünülen çare veya kıyaslanan neticedir. <B>Görüş</B> de düşünce demektir.<BR><B>Nazariye</B> de, akli, zihni esaslara dayanan görüş, teori demektir. <BR><BR>Allahü teâlânın bildirdiği hükümlere <B>ilahi</B> <B>düşünce, ilahi görüş, ilahi nazariye, ilahi şuur</B> denmez. <BR>Kur'an-ı kerimdeki hükümlere bile "Kur'ani görüş" diyorlar. Yeni ifadeler kullanmayı marifet sanıyorlar. Bunları kullanmak küfürdür. Böyle küfür dolu yazılara itibar etmemelidir.<BR><B><BR></B>İman ne kadar kıymetli ise, zıddı olan küfür de o kadar kötüdür. İmanı kurtarmak için haramlardan kaçarak ibadetleri yapmak ve özellikle küfre düşürücü söz ve hareketlerden sakınmak gerekir. Sakınmayanın imanı gider de haberi olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <BR><B>(Öyle bir zaman gelir ki, kişinin imanı gider de haberi olmaz. Ondan, gömleğin çıktığı gibi, iman çıkmış olur.)</B> [Deylemi]<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=733]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Amel imandan parça değildir]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Amel imandan parça mıdır, yani bir farzı yapmayan veya bir haramı işleyen kâfir olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, kâfir olmaz. Amel imandan bir parça olsaydı, her günah işleyen kâfir olurdu. Hiç müslüman kalmazdı. <BR><BR>Vehhabiler diyor ki: <BR>(Amel [ibadet], imanın parçasıdır, azalır çoğalır. Bir farzı yapmayan, mesela farz olduğuna inandığı halde, tembellikle namaz kılmayan kâfir olur. Bu öldürülür, malları vehhabilere taksim edilir.) <BR><B>CEVAP<BR></B>İbadetin vazife olduğuna inanmak imandandır. İnanmak başka, yapmak başkadır. Bunları birbirlerine karıştırmamalıdır. İnandığı halde, tembellikle yapmayan kâfir olmaz. Vehhabiler, “Müslümanlar şirk üzere yaşadılar, bu yüzden, ölenleri müşriktir yani kâfirdir” diyorlar. Bir müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olur. Aslında bu itikadları yüzünden, yani vehhabi olmayan müslümanlara kâfir demeleri yüzünden bunlara cevap vermeye lüzum yok ise de, müslümanların bunları yakından tanımaları için bu hususlara açıklık getiriyoruz. <BR><B><BR>İmam-ı a’zam Ebu Hanife</B> hazretleri, ameller imandan parça değildir buyurdu. İman, inanmak demektir. İnanmakta azlık çokluk olmaz. İbadetler, iman olsaydı, iman azalıp çoğalırdı.<BR><BR>Âyet-i kerimelerde, imanı olanlara, ibadet yapmaları, günahtan sakınmaları emrediliyor. <BR><B>(Ey iman edenler, rüku edin; secde edin; Rabbinize ibadet edin.) </B>[Hac 77]<BR><BR><B>(Ey iman edenler, Cuma günü namaz için ezan okununca, Allah’ı anmaya koşun.) </B>[Cuma 9]<BR><B><BR>(Ey iman edenler, faiz yemeyin.)</B> [Al-i imran 130]<BR><BR><B>(İman edip salih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır.) </B>[Hac 50]<BR><BR><B>(İman edip salih amel işleyenlere kesintisiz mükafat vardır.) </B>[İnşikak 25]<BR><BR><B>(İman edip salih ameller işleyenlere Cennetler vardır.) </B>[Tin 11]<B><BR></B>Bu âyetler, imanın ibadetten başka olduğunu göstermektedir. <BR><BR>Şu âyet-i kerime de, amellerin imandan ayrı olduklarını açıkça göstermektedir:<BR><B>(Erkek veya kadın, mümin olarak, iyi amel işleyeni mutlaka güzel bir hayata kavuşturacağız.)</B> [Nahl 97]<BR><BR>İman edip, hiç ibadet yapamadan, hemen ölenin, mümin olduğu söz birliği ile bildirilmiştir. Cibril hadisinde de imanın [Amentü’deki altı esasa] inanmak olduğu bildirilmiştir.<BR><BR>Meşhur (Emali kasidesi) 43. beytinde diyor ki:<BR><B>(Farz olan ibadetler, imandan sayılmaz.)<BR></B><BR>Ehl-i sünnet âlimlerinden bazıları, şu âyet ile hadis-i şerifi delil getirerek, iman [yani imanın nuru] artar eksilir dediler:<BR><B>(Müminler ancak, Allah’ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran kimselerdir.) </B>[Enfal 2]<BR><BR><B>(İman artarak, sahibini Cennete götürür. Azalarak da, Cehenneme sürükler.)</B> [M. Nasihat]<BR><B><BR>İmam-ı a’zam</B> hazretleri, bu âyet ve hadis-i şerifi şöyle açıkladı:<BR>İmanın artması, devam etmesi, çok zaman sürmesi demektir. İmanın çok olması, inanılacak şeylerin çoğalması demektir. Mesela, Eshab-ı kiram, önce az şeylere inanırlardı. Yeni emirler gelince, imanları çoğalırdı. İmanın artması demek, kalbde nurunun artması demektir. Bu parlaklık, ibadet ile artar. Günah işlemekle azalır. <B>(Şerh-ı Mevakıf , Cevheret-üt-tevhid)<BR></B><BR>Mutezile ile Vehhabiler ve diğer bazı bid’at fırkaları, (Amel, imandan parçadır) demişlerse de, amel, imanın parçası değildir. Küfrün zıddı iman, günahın zıddı ise ibadettir. İmanı bırakan kâfir olur, ibadeti terk eden günahkâr olur. Amelsiz iman makbuldür, imansız amel ise makbul değildir. Kadınların muayyen hallerinde olduğu gibi, namaz, oruç gibi ibadetleri bırakmak caiz ve gerekirken, imanı hiçbir zaman bırakmak caiz olmaz. <BR><BR>Yalnız iman ile Cennete girilirse de, yalnız amel ile Cennete girilmez. Amelsiz iman makbul, imansız amel ise makbul değildir. İmanı olmayanların yaptığı ibadetler, ahirette hiçbir işe yaramaz. İman başkasına hediye edilmez, fakat amelin sevabı, başkalarına hediye edilir. İman vasiyet edilmez, fakat kendi için amel yapılması vasiyet edilir. Ameli terk eden kâfir olmaz ise de, imanı terk eden hemen kâfir olur. Özrü olan kimseden amel affolur ise de, iman kimseden affolunmaz.<BR><B><BR>İmam-ı Gazali</B> hazretleri buyuruyor ki: <BR>Sapık fırkalar, <B>(Onlar, iman edip salih amel işlediler)</B> mealindeki (Rad) suresinin 29.âyet-i kerimesini delil gösterip, <B>(Amel imanın parçasıdır) </B>dediler. Halbuki bu ve benzeri âyetler, amelin, imanın içinde değil, dışında olduğunu gösterir. Eğer aksi olsaydı, <B>(ve amilussalihat) </B>sözü lüzumsuz tekrar edilmiş olurdu. Mutezile fırkasının [ve vehhabilerin], günah işleyenlerin ebedi Cehennemde kalacağını söylemesi yanlıştır. Çünkü hadis-i şerifte, <B>(İkrar ettiği şeyi, inkâr etmeyen, kâfir olmaz)</B> buyuruldu. Günah işleyen, tasdik ettiği imanın esaslarını inkâr etmiş olmaz. Ahirette yalnız imansızlara şefaat edilmez. Bu da, şefaat edilen günahkârların kâfir olmadığını gösterir. Hadis-i şerifte, <B>(Büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim) </B>buyuruldu.<B> </B>Ebüdderda hazretleri,<B> </B>(Ya Resulallah, zina ve hırsızlık eden de, şefaate kavuşacak mıdır?) diye sual etti. Cevabında, <B>(Evet zina ve hırsızlık edene de şefaat edeceğim) </B>buyurdu. İman ile ölen herkes, er geç Cennete girer. <BR><BR>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<BR><B>(Şirk üzere ölmeyen her mümine şefaat edeceğim.) </B>[Bezzar, Hakim, Beyheki]<BR><BR><B>(Zina etmiş, hırsızlık yapmış, içki içmiş mümin de Cennete girer.) </B>[Buhari]<BR><B><BR></B>Günahkâr mümin, cezasını çektikten sonra, Cennete girer.<B> (Zina edenden, içki içenden iman çıkar)</B> hadis-i şerifi, günahkârların kâmil mümin olmadığını bildirmektedir. <B>(İman, kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve azalarla ameldir)</B> sözünün manası şudur: İnsanda iman, vücuttaki baş gibidir. El kol gibi uzuvlar da ameller gibidir. Elsiz, kolsuz insan olursa da, başsız insan olmaz. Normal bir insan tarif edilirken, bütün azaları ile tarif edilir. Yani bazı azaları eksik olsa bile insan yine insandır. Bunun gibi, kâmil mümin tarif edilirken, amel de dahil edilmiştir. Eli ayağı kesik kimseye (yaşayan ölü) dendiği gibi, büyük günah işleyene de, kâmil mümin değil manasına <B>"mümin değildir"</B> buyurulmuştur. <B>(İhya)</B><BR><BR><B>İmam-ı Rabbani</B> hazretleri de buyurdu ki: <BR>İbadetler, imandan, parça değildir. Fakat ibadetler, imanın kemalini artırır. İmam-ı a’zam hazretleri, "İman artmaz ve azalmaz" buyurdu. Çünkü iman, kalbin tasdiki, kabul etmesi, inanması demektir. İnanmanın azı, çoğu olmaz. Azalan ve çoğalan inanışa, iman değil, <B>zan ve vehim</B> denir. Mümin büyük günah işlese de imanı gitmez, kâfir olmaz. <BR><BR>Günahı çok olan bir mümin, tevbe etmeden ölmüş ise, Allahü teâlâ dilerse, günahlarının hepsini affeder, dilerse günahları kadar azap eder; fakat sonunda yine Cennete koyar. <BR>Ahirette kurtulmayacak olan yalnız kâfirlerdir. Zerre kadar imanı olan kurtuluşa kavuşur. <B>(M. Rabbani 2/67) <BR></B><BR><B>Günah ile imansızlık ayrı şeylerdir<BR>Sual: (Zani, zina ederken; içkici, içki içerken; hırsız, çalarken mümin değildir)</B> hadis-i şerifi, günah işleyenlerin kâfir olacaklarını göstermiyor mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, kâfir olacaklarını göstermiyor. Âlimler, bunların kâmil mümin olmadıklarını gösterdiğini bildirdiler. Bunların iman kuvveti zayıftır, küfre düşmeleri kolay olur. <B>(Fuhuş söz söyleyen, komşusu zararından emin olmayan, komşusu aç iken tok olan mümin değildir)</B> hadis-i şerifleri de böyledir. (Şu günahı işleyen Cennete giremez, Cehennemliktir, mümin değildir) demek, <B>(O günahtan tevbe edilmezse, af veya şefaate uğramazsa, günahının cezasını çekmeden Cennete giremez) </B>demektir. Çünkü günah ile, imansızlık ayrı şeylerdir. Günah ne kadar büyük olursa olsun, o günahı işleyen kâfir olmaz. Fakat hangi günah olursa olsun, günaha devam edenin kalbi kararır, küfre sürüklenir. Onun için her günahtan kaçmalıdır.<BR><BR>İbadet yapmayan ve günah işleyen müslümana kâfir dememelidir. Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamaları olmadan hadis-i şeriflerden, âyet-i kerimelerden hüküm çıkarmak çok yanlış olur. Mesela, <B>(Bir mümini kasten öldüren Cehennemdedir)</B> mealindeki âyet-i kerimeyi İslam âlimleri, <B>(Bir mümini, mümin olduğu için öldüren Cehennemliktir)</B> şeklinde açıklamışlardır.<BR><BR>Allahü teâlânın var ve bir olduğunu ve Peygamberi ile bildirdiği ahkamı tasdik eden bir mümin, bu ahkama uymakta kusur ederek günah işlerse elbette üzülür. Günah işlemekle kâfir olmaz.<BR>Allah’ı ve Peygamberi tanımayan ve yaptığı iyi işleri, Allah’ın emri olduğu için değil de, başka sebeple yapan bir kimse, Allah’a kul olmayı bile kabul etmiyor. Bu ikisine karşı Allahü teâlânın muamelesi, elbette bir olmaz. Çünkü birisi suçlu ise de müslümandır. Diğeri iyi iş yapmış olsa da kâfirdir. <B>(Hadika)</B><BR><B><BR>Vehhabi İbni Baz’ın bozuk kitabı <BR>Sual: </B>Abdülaziz bin Baz’ın "Akidet-üs-sahiha" adlı kitabı "Doğru İnanç" ismi altında Türkçeye tercüme edilerek dağıtılıyor. Kitapta <B>(İman, dil ile ikrar ve inanılanı yapmaktır. İman itaat ile artar, isyan ile azalır) </B>diyor. Böyle söylemesi doğru mudur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yanlıştır. Dikkat edilirse kalb ile tasdik demiyor. Halbuki bir kâfir de dil ile ikrar edebilir. Kalb ile tasdik etmedikçe kıymeti olmaz. İnanılanı yapmak ameldir. Mesela orucun farz olduğuna inanan kimse bunu yapmazsa günaha girer, imanı gitmez. <B>İbni Baz</B>, inanılanı yapmak iman diyerek amel, imanın parçasıdır diyor. Halbuki amel imandan parça değildir. Mesela namaz kılmayana kâfir denmez.<BR><BR><B>(İman artar, eksilir) </B>demekle de, gerçekte imanın artıp eksildiğini zannediyorlar. Halbuki iman, <B>"Amentü..." </B>de bildirilen altı esasa inanmaktır. Bunun birine inanmamak küfür olur. Bu bakımdan iman zamanla azalıp çoğalmaz. Tevilsiz <B>(iman artar, eksilir) </B>demeleri küfür olur. <B>(İmanın parlaklığı artar, eksilir) </B>demekte mahzur olmaz.<BR><BR>Ehl-i bid’at, (Amel, imandan parçadır) demişlerse de, amel, imanın parçası değildir. Küfrün zıddı iman, günahın zıddı ise ibadettir. İmanı bırakan kâfir olur, ibadeti terk eden günahkâr olur. Amelsiz iman makbuldür, imansız amel ise makbul değildir. Kadınların muayyen hallerinde olduğu gibi, namaz, oruç gibi ibadetleri bırakmak gerekirken imanı hiçbir zaman bırakmak caiz olmaz. <BR><B><BR>İmam-ı Gazali </B>hazretleri buyuruyor ki: <BR>Bid’at ehli, <B>(İman edip salih amel işleyenler) </B>mealindeki âyetleri delil gösterip, (Amel imanın parçasıdır) dediler. Halbuki bu ve benzeri âyetler, amelin, imanın içinde değil, dışında olduğunu gösterir. Eğer aksi olsaydı, (ve amilussalihat) sözü lüzumsuz tekrar edilmiş olurdu.<BR><B><BR>İmam-ı a'zam</B> hazretleri de buyurdu ki: <BR>İman, dil ile ikrar, kalb ile de tasdiktir. İmanda azalma, çoğalma olmaz. Ancak parlaklığında, kuvvetinde çoğalma olur. Amel, imandan parça değildir. Günah işleyene kâfir denmez. İman herkese gerekirken, her amel herkese gerekmez. Mesela nisaba ulaşmayan fakir zekat vermez. Hayz halinde namaz kılınmaz. Fakat fakire ve hayzlıya iman gerekmez denilemez. <BR><BR>Avrupa’dan bir okuyucumuz diyor ki:<BR><B>İbni Hudayri </B>diye birisinin<B> Tevhid inancı</B> diye Türkçe’ye çevirdiği kitap ektedir. Bu kitap Vehhabi kitabı mıdır?<BR><B>CEVAP <BR></B>Evet Vehhabi kitabıdır.<B> İbni El Hudayri</B>, İbni Baz’a göre daha yumuşak yazmıştır. Mesela ahirette Resulullahın şefaat edeceğine, kerametin hak olduğuna inanıyor. Ama yine bir mezhebi kabul etmemekte direniyor, delil sadece kitab ve sünnet diyor. İbni Teymiyye ve ibni Hazm gibi ehli bid’atten deliller veriyor. İbni Baz’a şeyh ve âlim diyor. Her Vehhabi gibi, evliya ve peygamberlerden istigaseye [yardım istemeye] şirk diyor. <B>(Bilerek namazı terk eden kâfir olur)</B> diyerek de şu âyeti delil gösteriyor: <BR><B>(Tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse, din kardeşiniz olurlar.)</B> [Tevbe 11]<BR><BR>Burada namazı zekattan ayırmak yanlıştır. O zaman zekat vermeyen de kâfirdir. Zekat vermeyen, namaz kılmayan kâfir olunca, diğer farz olan ibadetleri yapmayan da kâfir olur. Yani amel imandan parça olur. Amel imandan bir parça olsaydı, her günah işleyen kâfir olurdu. Yeryüzünde hiçbir Müslüman kalmazdı. Sadece namaz kılmayan kâfir demekle sanki biraz yumuşadıklarını göstermek istiyorlar. Daha başka yanlışlıkları da vardır.<BR><B><BR></B><B>İbadet etmeyenin imanı yok mudur?<BR>Sual: </B>İman ile amel bir midir? İbadet etmeyenin imanı yok mudur?<BR><B>CEVAP<BR>(İman edenler ve salih, iyi amel işleyenler)</B> ve <B>(Mümin olarak salih amel işleyenler) </B>mealindeki âyet-i kerime, iman ile amelin başka başka olduklarını göstermektedir. Eğer amel, imanın parçası olsa idi, âyet-i kerimede ayrıca bildirilmezdi. Bir şey başka şeye atfedilince, ikisinin başka başka oldukları anlaşılır. Hucurat suresinde,<B> (Müminlerden iki fırka birbiriyle döğüşürse, aralarını bulun)</B> mealindeki âyet-i kerimede, savaşarak günah işleyenlere mümin denmektedir. Devamındaki, <B>(Müminler, elbette kardeştir. Kardeşlerinizin arasını bulun)</B> mealindeki âyet-i kerime, bunların mümin olduklarını bildirmektedir. <BR><BR>Nisa suresinde mealen, <B>(Allah, şirki elbette affetmez. Dilediklerinin, şirkten</B> [imansızlıktan] <B>başka günahlarını affeder)</B> buyuruldu. Bir hadis-i şerifte, <B>(Cebrail aleyhisselam, şöyle müjdeledi ki, şirk üzere ölmeyen, zina ve hırsızlık etse de, sonunda Cennete girer) </B>buyuruldu. (Buhari)<BR>Bu âyet-i kerime ile hadis-i şerif, iman ile amelin başka başka olduğunu göstermektedir. <BR><B><BR>Günahkâra kâfir denmez<BR></B>Allahü teâlânın var ve bir olduğunu ve Peygamberi ile bildirdiği ahkamı tasdik eden bir mümin, bu ahkama uymakta kusur ederek günah işlerse elbette üzülür. Günah işlemekle kâfir olmaz. Allah’ı ve Peygamberi tanımayan ve yaptığı iyi işleri, Allah’ın emri olduğu için değil de, başka sebeple yapan bir kimse, Allah’a kul olmayı bile kabul etmiyor. Bu ikisine karşı Allahü teâlânın muamelesi, elbette bir olmaz. Çünkü birisi suçlu ise de müslümandır. Diğeri iyi iş yapmış olsa da kâfirdir.<BR><BR>Amel imandan bir parça olsaydı, her günah işleyen kâfir olurdu. Hiç müslüman kalmazdı. Hadis-i şeriflerde bazı iyilikler imana, bazı kötülükler küfre bağlı olarak bildirilmiş ise de, böyle buyurulması, bu iyilik ve kötülüklerin önemini, şiddetini bildirmek içindir. <B>(Haya imandan bir şubedir)</B>,<B> (Temizlik imanın yarısıdır) </B>ve <B>(İman namazdır)</B> hadis-i şerifleri böyledir. Başka âyet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin yardımı ile, bunların, imandan veya küfürden parça olmadığı anlaşılmaktadır. <BR><BR>Büyük günah işleyenin imanı gitmez, kâfir olmaz. Günah işleyen müslümana (fâsık) denir. İtikadı [imanı] düzgün olan fâsıklar, ahirette Cehennem azabını görse de, sonunda mutlaka Cehennemden çıkar.<BR><BR>Müslümanlığın temeli, Allahü teâlânın birliğine ve Muhammed aleyhisselamın bildirdiği belli olan emirlerin ve yasakların hepsini Allah tarafından getirmiş olduğuna inanmaktır. Yani emirleri yapmak ve yasak edilenleri yapmamak imanın şartı değil ise de, yapmak ve yapmamak gerektiğine inanmak imanın şartıdır. Böyle imanı olmayan, yani müslüman olmayana (kâfir) denir. Kâfirler, ne kadar iyi iş ve faydalı buluşlar yapsa da, ahirette azaptan kurtulamaz. <BR><B><BR>Önce iman, sonra amel<BR></B>İbadetler ve bütün iyi işler kıymetli ise de, bunları yapmak, imanın yanında ikinci derecede kalır. İman temel, iyi işleri yapmak ikinci derecededir, imandan sonra gelir. İmanın ve iman ile birlikte olan iyi işlerin dünyada da, ahirette de faydaları vardır. İnsanı saadete ulaştırırlar. İmansız olan iyi işler insanı dünyada saadete kavuşturabilir. Ahirette faydası olamaz. <BR><BR>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(Allah’a iman etmeyenlerin yaptıkları faydalı işler, fırtınalı bir günde rüzgarın savurduğu küller gibidir. Ahirette o işlerin hiçbir faydasını bulamazlar.)</B> [İbrahim 18]<BR><B><BR>(Kıyamet günü onların iyi işlerini, bizim için yapmadıklarından, kimler için yaptılar ise, onlara doğru saçılan ince toz haline getiririz.)</B> [Furkan 23]<BR><B><BR>(Emekleri en ziyade boşa gidenler, dünyada güzel iş yaptıklarını sanır. Halbuki boşuna uğraşırlar, Rablerinin âyetlerine ve kıyamette Onun huzuruna çıkacaklarına inanmazlar. Biz de onların iyiliklerini yok ederiz. İyilikleri ile kötülüklerini ölçmeyiz.)</B> [Kehf 103-105]<BR><B><BR>(Kâfirlerin cami yapmaları caiz değildir. Yerinde ve yarar bir iş değildir. Onların cami yapmaları ve diğer bütün beğendikleri işleri, kıyamette boşa gidecek ve Cehennemde, sonsuz olarak cezalandırılacaktır.)</B> [Tevbe 17] <BR><B><BR>(İşte ahirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da bâtıldır.)</B> [Hud 16] <BR><B><BR>(Kâfirlerin dünyada yaptıkları iyi işler, çölde görünen seraba benzer. Susuz kalan adam onu uzaktan su sanır. Fakat, yanına varınca, umduğunu bulamaz. Kâfirler de, kıyamette, dünyada yaptıkları iyilikleri serap gibi yapan, yani yok eden Allah’ı bulur ve hesabını Ona verir.)</B> [Nur 39] <BR><BR>Bu âyet-i kerimeler de, amelin, imanın bir parçası olmadığını, kâfirlerin hiçbir amelinin fayda vermeyeceğini göstermektedir.<BR><BR><B>İddia sahipleri de müslüman olamazdı<BR>Sual:</B> Mısırlı bir yazarın <B>(Biz Müslüman mıyız?)</B> isimli bir kitabını okudum. Kitabın adı tuhafıma gitmişti. Kitapta büyük günah işleyenlerin Müslüman olmadıklarını bildiriyor. Dinimizde büyük günah işleyen kâfir mi olur?<BR><B>CEVAP<BR></B>30 sene önce, bir dergide, bu kitabın ismi için bir fiske yazılmıştı. (Biz Müslüman mıyız diyorsunuz, sizi bilmeyiz, ama Elhamdülillah biz Müslümanız) denmişti. <BR><BR>Müslüman, imanından, Müslümanlığından şüphe etmemelidir. Günah ayrı, kâfirlik ayrıdır.<BR>Mısırlı yazarlar genelde, Selefiye itikadında mezhepsiz kimselerdir. Ameli imandan parça bilirler ve günah işleyen Müslümanlara kâfir derler. Özel olarak şu hadis-i şerifi delil olarak alırlar:<BR><B>(Zâni, zina ederken, şârib, şarap içerken, hırsız, çalarken mümin değildir.)</B> [Buhari]<BR><BR>Halbuki İslam âlimleri, bu hadis-i şerifi açıklarken, kâmil mümin değildir diye açıklamışlar. İmanı parlak değildir, kuvvetli değildir diye açıklamışlardır. Çünkü başka bir hadis-i şerifin meali şöyledir:<BR><B>(Cibril aleyhisselam, “Allah’a şirk koşmadan ölen Cennete girecektir” dedi. Ben “hırsızlık yapsa, zina etse de mi?” dedim evet dedi. Üç kere sordum. Sonra evet şarap içse de dedi.)</B> [Buhari, Tirmizi]<BR><BR>Demek ki, zina eden, içki içen ve hırsızlık eden de, sonunda Cennete gidecektir. Çünkü Ehl-i sünnet itikadında amel imandan parça değildir. Günah işleyen kâfir olsaydı, dünyada Müslüman kalmazdı. Bu iddia sahipleri de Müslüman olamazdı. Masum olmak, yani günah işlememek Peygamberlere mahsustur.<B><BR></B><BR><B>Bedenin işi, kalbin işi değildir <BR>Sual: </B>Vehhabi kitabı, <B>(Bir kimse, beni çocuklarından, ana babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, imanı tamam olmaz) </B>hadis-i şerifini yazıyor. (Muhabbet, kalbde olur. Kalbin işidir. Bunun için, bu hadis, amellerin, ibadetlerin imandan parça olduğunu, imanın şartı olduğunu gösteriyor) diyor.<BR><B>CEVAP<BR></B>Muhabbet, kalbin işi değil, sıfatıdır. Kalbin işi olduğunu kabul etsek bile, bedenin, organların işi, kalbin işi değildir. Büyük günahları işleyen ceza görür. Bunları kalbinde bulunduran, yapmaya niyet eden ceza görmez. Kalbin iyi işi, inanmaktır. Kalbin kötü işi inanmamaktır, imansızlıktır. Bedenin kötü işi, imansızlık değildir. Mesela, yalan söylemek haramdır. Yalan söyleyen kötü iş yapmış olur. Fakat, kâfir olmaz. Ancak yalan söylemenin haram olduğunu kabul etmeyen veya beğenen kâfir olur.<BR><BR>Vehhabi [Feth-ül-mecid] kitabının 339. sayfasında, <B>(Allah sevgisi olunca, Ona itaat edenleri, Onun Peygamberlerini, salih kullarını, Allah’ın sevdiklerini de sevmek lazım olur)</B> diyor. O halde, Evliyayı sevmek, Allah sevgisinin alametidir. Bu sevgisini açıklayanlara dil uzatılamaz. Vehhabi kitabının da yazdığı gibi, Allahü teâlânın sevmediklerini sevmek yasaktır, küfürdür. Allahü teâlânın sevdiklerini sevmek lazımdır ve imanın alametidir. İbadetlerin en üstünü olduğu bildirilen <B>hubb-i fillah ve buğd-ı fillah </B>da bu demektir. Kâfirler, müşrikler, Allahü teâlâyı sevmiyor. Başka şeyleri seviyor. Müslümanlar, Allahü teâlâyı sevdikleri için, Onun sevdiği Peygamberi ve Evliyayı seviyorlar. Vehhabi kitabı, bu iki sevgiyi birbirine karıştırıyor. Birincisinin kötü olduğunu bildiren âyet-i kerimeleri, ikinci sevgiye de yaymaya kalkışıyor. <BR><BR>[Aslında burada da maksatlarını gizlemektedirler. Yani demek istiyorlar ki: <BR>“Ey müslüman olduğunu iddia edenler! Vehhabilikten önce atalarınızın asırlarca küfür üzere yaşayıp, müşrik olarak öldükleri gibi siz de küfür üzere yaşıyorsunuz. Böyle devam ederseniz siz de müşrik olarak öleceksiniz. Vehhabilik gelince İslam dini tamam oldu, kemal buldu. Vehhabiliğin dışındaki itikadınız yanlıştır. Şirk üzeresiniz. Gerçek Allah sevgisi bizde vardır. Gerçekte Ona itaat biz ediyoruz. Onun salih kulları biziz. Bu yüzden Allah bizi sevmektedir. Bize inanmak, bizi sevmek herkese lazım olur.”] <BR>Evet, aslında böyle demek istiyorlar. <BR><BR>Biz de aynı mantıkla diyoruz ki, ingilizlerin kurduğu bu yolunuzdan dönün, tevbe edin, müslüman olun, yani ehl-i sünnet olun. Küfrü gerektiren diğer inanışlarınız bir yana, müslümanlara kâfir dediğiniz için, sadece bu yüzden kâfir olmaktasınız. Bu yüzden sizi sevmiyoruz. Sevmemiz de mümkün değildir. <BR><BR>Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<BR><B>(İmanın temeli müslümanları sevmek ve kâfirleri sevmemektir.)</B> [İ. Ahmed]<B> <BR><BR>(İmanın efdali Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, diliyle de Allah’ı anmak, kendisine hoş geleni, başkasına da hoş görmek, istemediği bir şeyi başkası için de istememek, hayır konuşmak veya susmaktır.)</B> [Taberani]<BR><BR>Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa’ya buyurdu ki: <BR><B>(Yer ve göklerdeki bütün mahlukatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.)</B> [K. Saadet]<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1663]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Resulullah efendimizin şefaati]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Şefaatin hak olduğunu kabul etmeyen bir tek Ehl-i sünnet âlimi var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bütün Ehl-i sünnet âlimleri, ittifakla, hepsi şefaati kabul etmişlerdir. Sadece nakilden çok akla tâbi olan <B>Mutezile </B>denilen sapık bir fırka ve <B>Vehhabiler </B>şefaati inkâr etmiştir. <BR><BR>Yeni türedi bazı yazarlar da Peygamber efendimize düşmanlık ederek, “Kur'anı getirmekle onun vazifesi bitmiştir. Kimseye faydası olmaz, şefaat edemez” diyorlar. Onun, âlemlere rahmet olarak geldiğini kabul etmiyorlar, Mutezileye, Vehhabilere inanıyorlar da, şefaatin hak olduğunu bildiren âyet ve hadisleri inkâr ediyorlar.<BR><BR>Halbuki Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: <BR><B>(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) </B>[Nisa 80] <BR><BR><B>(Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) </B>[Ahzab 71] <BR><B><BR>(Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) </B>[Haşr 7] <BR><BR><B>(De ki; “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!”)</B> [Al-i İmran 31] <BR><BR>{Bu âyet-i kerime gelince, münafıklar, “Muhammed kendisine tapılmasını istiyor” dediler. [Şimdiki mezhepsizler de, “Peygamber, Allah’tan üstün tutuluyor” diyorlar.] Bunun üzerine aşağıdaki âyet-i kerime inmiştir. <B>(Şifa-i şerif)</B>} <BR><B>(De ki; “Allah’a ve Peygambere itaat edin! </B>[İtaat etmeyip]<B> yüz çeviren </B>[kâfir olur]<B> Elbette Allahü teâlâ kâfirleri sevmez.)</B> [Al-i İmran 32] <BR><BR>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: <BR><B>(Allahü teâlâ, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez. Kalblerindeki müthiş korku giderilince, </B>[şefaat bekleyenler, şefaat edenlere]<B> “Rabbiniz şefaat hakkında ne buyurdu?” diye soracaklar. Onlar </B>[şefaat edenler]<B> ise, “Hak olanı buyurdu </B>[şefaate izin verdi]<B>” diyecekler.) </B>[Sebe 23] <BR><B><BR></B><B>(Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder.)</B> [Zuhruf 86] <BR><B><BR>(Onlar, Onun</B> [Allah’ın] <B>rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler.)</B> [Enbiya 28] <BR><B><BR>(Sadece Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.)</B> [Necm 26] <BR><B><BR>(Allah’ın izni olmadan kim şefaat edebilir?) </B>[Bekara 255] <BR><BR><B>(Allah’ın izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz.) </B>[Yunus 3] <BR><BR><B>(Bütün şefaatler Allah’ın iznine bağlıdır.) </B>[Zümer 44] <BR><BR>Bu âyet-i kerimelerde görüldüğü gibi, şefaat yetkisine sahip olanlar, (Peygamberler, âlimler, şehidler gibi) ancak Allahü teâlânın izni ile şefaat edeceklerdir.<BR><BR>Yukarıdaki âyet-i kerimelerde, Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemiyeceği açıkça bildirilmektedir. Ancak Allah’ın izin verdiklerinin bundan müstesna oldukları, yani ancak Allah’ın izni ile şefaat edecekleri bildirilmiştir. <BR><B><BR>Kimler şefaate kavuşur?<BR></B>Kâfirlere şefaatçi olmadığını ve putların şefaat edemiyeceğini gösteren âyetleri vehhabiler müslümanlara yüklemeye çalışıyorlar, Peygamberler de şefaat edemez diyorlar. Şefaate sadece iman ehli kavuşacak, kâfirler şefaatten mahrum kalacaklardır. <BR>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: <BR><B>(Artık şefaat edicilerin </B>[Peygamberlerin, meleklerin, salihlerin, şehidlerin]<B> şefaati, onlara </B>[kâfirlere]<B> fayda vermez.) </B>[Müddesir 48] <BR><B><BR>(O gün zalimler </B>[kâfirler]<B> için, müşfik bir dost, sözü dinlenecek şefaatçi de yoktur.) </B>[Mümin 18] <BR><BR><B>(Kâfir için dost ve şefaatçi yok) </B>demek,<B> (Müminler için dost ve şefaatçi var) </B>demektir. Mesela Mümin suresinin 7, 8 ve 9.âyet-i kerimelerinde, meleklerin müminler için dua ettiği bildirilmektedir. Meleklerin duası elbette kabul olur.<BR><B><BR>(Kitabın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Haber verilenler ortaya çıktığı gün, önce onu unutmuş olanlar, “Rabbimizin Peygamberleri elbette bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek </B>[dünyaya tekrar gitsek]<B> de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek” derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler [putlar] onları koyup kaçmışlardır.)</B> [Araf 53] <BR><B><BR>(Orada putlarıyla çekişerek derler ki: “Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da, inananlardan olsak.)</B> [Şuara 96-102]<BR><B><BR>(Allah'a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmayacaktır. Zaten onlar, ortaklarını da inkâr edeceklerdir.)</B> [Rum 13]<BR><B><BR>(Ondan başka ilahlar mı edineyim? O Rahman olan Allah, eğer bana bir zarar dilerse putların şefaati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramaz.) </B>[Yasin 23]<BR><BR>Yukarıdaki âyetler, kâfirlere putların şefaat edemiyeceğini göstermektedir. Bu âyetleri ileri sürerek, (Müslümanlara Peygamberler, melekler, âlimler, evliya, şehidler, Kur’an-ı kerim şefaat edemez) diyerek cahilce iftira ediyorlar. <BR><B><BR>Kur’anı insanlara açıkla<BR></B>Eşsiz mucize olan Kur’an-ı kerime uyabilmek için, Kur’anın muhatabı olan Peygamber efendimize uymak ve şerefli sözlerini [hadis-i şeriflerini] kabul etmek lazımdır. Allahü teâlâ, Resulüne Kur’anın açıklamasını, hüküm koymasını emredip, iman, itaat ve Kelime-i şehadette de Resulünü kendisiyle birlikte bildiriyor:<BR><B>(Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.)</B> [Nahl 44]<BR><B><BR>(İhtilaflı şeyleri insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye bu Kitabı sana indirdik.)</B> [Nahl 64] <BR><B><BR>(İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan</B> [Kur’andan] <B>ve Resulünden</B> [Sünnetten] <B>anlayın!)</B> [Nisa 59] <BR><B><BR>(Aralarındaki anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip, verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar.)</B> [Nisa 65]<BR><B><BR>(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.)</B> [Ahzab 36]<BR><B><BR>(Allah’a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!)</B> [Araf 158]<BR><BR><B>(Allah’a ve Resulüne itaat edin!)</B> [Enfal 20]<BR><B><BR>(Allah’a ve Resulüne inanmayan</B> [kâfir olur]<B> kâfirler için de çılgın bir ateş hazırladık.) </B>[Feth 13]<BR><BR><B>(Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.)</B> [Bekara 151]<BR><B><BR></B>(Yalnız Kur’an) diyenler kesinlikle Kur’an-ı kerime inanmıyorlar. İslamiyet’i yıkmak için inanmış gibi görünüyorlar. Bunların, Kur’an ve Sünneti kabul etmedikleri için kâfir olduklarını âyetlerle bildirdik. Bu konudaki hadis-i şerifler de şöyledir:<BR><B>(Cebrail aleyhisselam, Kur’an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirmiştir.)</B> [Darimi]<BR><BR><B>(Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.)</B> [İ. Ahmed]<BR><B><BR>(Yalnız Kur’andaki helal ve haramı kabul edin diyenler çıkar. İyi bilin, Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir.)</B> [Tirmizi, Darimi]<BR><B><BR>(Bana uyan Cennete girer, bana isyan eden ise giremez.)</B> [Buhari]<BR><BR><B>(Bir zaman gelir “Kur’andan başka şey tanımam” diyenler çıkar)</B> [Ebu Davud]<BR><B><BR>(Kur’ana ve sünnete uyan hiç sapıtmaz.)</B> [Hakim]<BR><BR><B>(Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.)</B> [Müslim]<BR><B><BR>(Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, “Resulullah böyle şey söylemez. Bunu bırak, Kur’andan söyle” der.)</B> [Ebu Ya’la]<BR><BR>Yalnız Kur’an diyenler, Kur’andaki İslam diyenler, utanmadan yalan söylüyorlar. Sözlerinde zerre kadar samimiyet yoktur. Kur’ana inanmalarında samimi olsalardı, âyetlere inanırlardı. Allahü teâlâ yalnız Kur’an mı diyor? <B>(Resulüme uyun, onun bildirdiği her şeyi kabul edin, haram ettiklerinden sakının, Resule uyan bana uymuş olur. Ona isyan eden bana isyan etmiş olur. Onun sözleri vahye dayanır. Onun sözünü benim sözüme aykırı görenler ve Allah’ın yolu ile Peygamberin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler kâfirdir) </B>buyurmuyor mu? <BR><BR>İşte âyet-i kerime mealleri:<BR><B>(Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!)</B> [Haşr 7]<BR><BR><B>(O,</B> [Resulüm] <B>vahiyden başkasını söylemez.)</B> [Necm 3,4]<BR><B><BR>(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!)</B> [Araf 158, Nur 54]<BR><BR><B>(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.)</B> [Nisa 80] <BR><BR><B>(Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.)</B> [Nisa 13,14]<BR><B><BR>(Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: “İşittik, itaat ettik” demek, ancak müminlerin sözüdür, işte kurtuluşa erenler onlardır.)</B> [Nur 51]<BR><B><BR>(Allah’a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.)</B> [Enfâl 13]<BR><B><BR>(Allah’a ve Resulüne itaat edin!</B> [uymayıp] <B>yüz çeviren</B> [kâfirdir] <B>Allah da kâfirleri sevmez.)</B> [A. İmran 32]<BR><B><BR>(Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.)</B> [Nisa 150,151]<BR><BR>Kur’anda, (yalnız Kur’ana uyun) denmiyor, (Allah’a ve resulüne uyun) deniyor. Resulünü devreden çıkaran, Kur’anın açıklaması olan hadisleri delil saymayan, Kur’anın ifadesi ile kâfir olur.<BR><B><BR>Resulullah efendimiz açıklıyor<BR></B>Allahü teâlâ, (Ey Resulüm, Kur’anı insanlara açıkla) buyuruyor. Resulü de açıklıyor: <BR><B>(İsra suresinin (yakında Rabbin sana makamı mahmudu verecektir) </B>[mealindeki]<B> âyet-i kerimedeki "Makamı mahmud" bana verilecek şefaat hakkıdır.)</B> [Tirmizi] <BR><B><BR>(Ahirette ilk şefaat eden ve şefaati kabul olan ben olacağım.)</B> [İbni Mace]<BR><BR><B>(Kıyamet günü en önce ben şefaat edeceğim.) </B>[Müslim] <BR><BR><B>(İmanla ölen herkese şefaat edeceğim.)</B> [Buhari, Müslim]<BR><B><BR>(Ümmetimin yarısının Cennete girmesi ile şefaat etmem arasında serbest bırakıldım. Şefaat etmeyi seçtim. Çünkü şefaatimle daha çok kimse Cennete girer.) </B>[İbni Mace] <BR><B><BR>(Benden önce hiçbir Peygambere verilmeyen beş şeyden biri şefaattir. Şirk üzere ölmeyen </B>[imanla ölen]<B> herkese şefaat edeceğim.) </B>[Bezzar] <BR><B><BR>(Ümmetimden büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.)</B> [İmam-ı Ahmed, Nesai, Tirmizi, Ebu Davud]<BR><BR>Peygamber efendimiz, günahkârlara şefaat edeceğini bildirince, Hazret-i Ebüdderda, (İmanı olan hırsız ve zâniler de şefaate kavuşacak mı?) diye sual etti, <B>(Evet, onlara da şefaat edeceğim) </B>buyurdu. (Hatib)<BR><B><BR>(Nefslerine aldananlara şefaat edeceğim.) </B>[Deylemi]<BR><BR><B>(Kıyamette, kum sayısından daha çok kimseye şefaat ederim.) </B>[Taberani]<BR><B><BR>(Ehl-i beytimi sevenlere şefaat edeceğim.) </B>[Hatib]<BR><BR><B>(Eshabımı kötüleyenden başka, herkese şefaat edeceğim.) </B>[Buhari]<BR><B><BR>(Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip oldu.) </B>[İbni Huzeyme, Bezzar, Dare Kutni, Taberani]<BR><BR><B>(Kabrimi ziyaret edenin şefaatçisiyim.)</B> [Taberani]<BR><B><BR>(Sırf beni ziyaret için gelen, Allah’ın izniyle şefaatime kavuşur.) </B>[Müslim]<BR><BR><B>(Medine’de ölenlere şefaat ederim.) </B>[Tirmizi]<BR><B><BR>(Medine’nin sıkıntılarına katlanana, şefaat ederim.) </B>[Müslim]<BR><BR><B>(Sünnetimi </B>[imanını]<B> elinden kaçıran kimseye </B>[kâfire]<B> şefaatim haram oldu.) </B>[Şir’a]<BR><B><BR>(Şefaatime inanmayan kimse, ona kavuşamaz.) </B>[Şir’a]<BR><BR><B>(Şefaatime kavuşmak isteyen kızını fâsıka vermesin!) </B>[Şir’a]<BR><B><BR>(Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır.) </B>[Tirmizi]<BR><B><BR>(Cuma günü ve gecesi çok salevat getirene şefaat ederim.)</B> [Beyheki]<BR><B><BR>(Ümmetimden geri kalan olur korkusu ile Cennete girdiğim halde tahtıma oturmam. Allahü teâlâya, "Ya Rabbi ümmetim ümmetim" derim. Rabbim "Ümmetine ne yapmamı istiyorsun?" buyurur. Ben de "Ya Rabbi onların hesaplarını çabuk gör, sıkıntıdan kurtulsunlar" derim. Cehennemliklerin listesi bana verilir. Onlara şefaat ederim. Hatta Cehennem hazini Malik "Ümmetinden cezalanacak kimse bırakmadın" der.)</B> [Beyheki, Taberani]<BR><B><BR>(Rabbin sana </B>[ahirette çeşitli nimetler, şefaat izni]<B> verecek, sen de hoşnut, razı olacaksın) </B>mealindeki Duha suresi beşinci âyet-i kerimesi inince, Resulullah efendimizin, <B>(Ümmetimden bir kişi Cehennemde kalsa razı oldum demem) </B>diye söylediği tefsirlerde bildirilmiştir. <B>(Tibyan)<BR><BR>Lütfu ile daha fazla verir<BR></B>Şuarâ suresinin 100. âyetinde, Cehennemdekilerin, <B>(Bizim için şefaat edici</B> [şefaat etmesine izin verilen] <B>kimse yoktur)</B> dedikleri bildirilmektedir. Şurâ suresinin 26. âyetinde ise, <B>(İman edip salih amel işleyenlerin dualarına icabet eder. Lütfundan, fazlasını da verir)</B> buyuruluyor. Fazlasını verir ifadesi<B>, “Onlara şefaat edici arkadaşlar verir ve beraber Cennete girerler”</B> diye tefsir edilmiştir. <B>(İhya)<BR></B><BR>Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<BR><B>(Kıyamette Peygamberler, âlimler ve şehidler şefaat eder.) </B>[İbni Mace] <BR><BR>Bütün müfessirler, muhaddisler ve fakihler gibi, dört mezhep imamı da şefaatin hak olduğunu bildirmişlerdir. Bütün âlimlerin en büyüğü olan <B>imam-ı a’zam </B>hazretleri, <B>(Peygamberler, âlimler ve salihler, günahkârlara şefaat edecektir) </B>buyurdu. <B>(Fıkh-ı ekber)<BR></B><BR>Buraya kadar, şefaatin hak olduğunu bildiren âyet-i kerime ve hadis-i şerifler ile Ehl-i sünnet âlimlerinin yazılarından bazısını bildirdik. Kur’an-ı kerimi açıklayan Peygamber efendimiz ve Eshabı ve Ehl-i sünnet âlimlerinin tamamı şefaatin hak olduğunu bildirmiştir. Bir hadis-i şerifin Kur’an-ı kerime aykırı olup olmadığını en iyi bilen muhaddisler ve diğer Ehl-i sünnet âlimleridir. Bütün muhaddisler, şefaatle ilgili hadis-i şerifleri bildirmişlerdir. Onlar, bir hadisin Kur’an-ı kerime aykırı olup olmadıklarını bilemiyor da, Mısırlı, Suriyeli ve yerli türedi mezhepsizler mi biliyor?<BR><B><BR>Sen razı olana kadar <BR></B>Putlarla ilgili âyet-i kerimeleri gösterip, (Resulullah müminlere şefaat edemez) demek, mezhepsizliğe has bir taktiktir. <BR><BR>Duha suresinin,<B> (Sen razı olana</B> [yeter diyene] <B>kadar, her dilediğini vereceğim)</B> mealindeki 5. âyeti, Allahü teâlânın, Peygamberine bütün ilimleri, bütün üstünlükleri, ahkam-ı İslamiyeyi, düşmanlarına karşı yardım ve ümmetine kıyamette her türlü şefaat ve tecelliler ihsan edeceğini vaad etmektedir. Bu âyet-i kerime gelince, Cebrail aleyhisselama bakıp, <B>(Cehennemde bir müminin kalmasına razı olmam)</B> buyurdu. <BR><BR>Yine buyurdu ki: <BR><B>(O kadar çok kimseye şefaat ederim ki, Rabbim Allahü teâlâ, bana, “Razı oldun mu?” diye sorunca, “Evet razı oldum” derim.)</B> [Beyheki, Bezzar, Taberani] <BR><B><BR>(Kıyamette Sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. Allahü teâlâ, "Dilediğini iste, istediklerine şefaat et, şefaatin kabul olunacaktır" buyurur. Ümmetime şefaatten sonra, yalvarmaya devam ederim. Rabbim bana "Ümmetinden ihlasla bir defa "La ilahe illallah" diyen ve imanla ölen herkesi Cennete koy" buyuruncaya kadar yerimden kalkmam.)</B> [İ. Ahmed]<BR><B><BR>(Allahü teâlâ bana, "Ümmetinin üçte ikisini sorgusuz sualsiz Cennete koymamı mı istersin, yoksa şefaat izni mi istersin?" buyurdu. Ben de şefaat hakkı vermesini istedim. Şefaatim elbette bütün müslümanlaradır.)</B> [Taberani]<BR><B><BR>(Şirk üzere ölmeyen </B>[imanla ölen]<B> herkese şefaat edeceğim.) </B>[İbni Hibban]<BR><BR>Resulullahı vesile edenlerin, onun şefaati ile tevbelerinin kabul olunacağını şu âyet-i kerime de göstermektedir: <BR><B>(Nefslerine zulmedenler, sana gelip, Allah’tan af diler ve Resulüm olarak sen de, onlar için af dilersen, Allahü teâlâyı, tevbeleri kabul edici ve merhamet edici bulurlar.) </B>[Nisa 64]<BR><B><BR>Resulullah gibi şefaatçi olmasaydı<BR></B>Kabirden, önce Resulullah efendimiz, üzerinde Cennet elbisesi ile kalkacak. Burak üzerinde, elinde liva-ül-hamd isimli bayrakla mahşer yerine gidecek, Peygamberler ve bütün insanlar bu bayrağın altında duracak, hepsi, beklemekten çok sıkılacak, önce Peygamberlerden Hazret-i Âdem, sonra Hazret-i Nuh, sonra Hazret-i İbrahim, Hazret-i Musa ve Hazret-i İsa’ya gidip, hesaba başlanması için şefaat etmelerini dileyeceklerdir. Her biri, birer özür bildirerek, Allahü teâlâdan utandıklarını söyleyecekler, şefaat edemiyecekler, sonra Resulullaha gelip yalvaracaklardır. <BR><BR>Önce, Onun ümmeti, Sırattan geçip Cennete girecektir. Sonra bütün Peygamberler şefaat edecektir. <B>(Buhari) <BR></B><BR>Peygamber efendimizin şefaati şöyle olacak: <BR><B>1-</B> Makam-ı Mahmud şefaati ile, mahşerde beklemek azabından kurtaracaktır.<BR><B>2-</B> Çok kimseyi, sorgusuz, sualsiz Cennete sokacaktır.<BR><B>3-</B> Azap çekmesi gereken müminleri azaptan kurtaracaktır.<BR><B>4-</B> Günahı çok olan müminleri Cehennemden çıkaracaktır.<BR><B>5-</B> Sevapla günahı eşit olup, Araf’ta bekleyen kimselerin Cennete gitmelerine şefaat edecektir.<BR><B>6-</B> Cennete girmiş olanların derecelerinin yükselmesine şefaat edecektir. <BR><BR>Şefaat ile hesaptan kurtardığı yetmiş bin kimsenin her birinin şefaatleri ile de, yetmişer bin kişi sorgusuz, sualsiz Cennete girecektir.<BR><BR>İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: <BR>(Peygamberlerin sonuncusu gibi bir şefaatçi olmasaydı, bu ümmetin günahları kendilerini helak ederdi. Bu ümmetin günahları çok ise de, Allahü teâlânın af ve mağfireti de sonsuzdur. Allahü teâlâ, bu ümmete af ve mağfiretini o kadar saçacak ki, geçmiş ümmetlere böyle merhamet ettiği bilinmiyor. Doksandokuz rahmetini, sanki bu günahkâr ümmet için ayırmıştır. <BR><BR>Allahü teâlâ, af ve mağfiret etmeyi sever. Günahı çok olan bu ümmet kadar af ve mağfirete uğrayacak hiçbir şey yoktur. Bunun için, bu ümmet, ümmetlerin en hayırlısı oldu. Bunların şefaatçileri olan Peygamberleri, Peygamberlerin en üstünü oldu. <BR><BR>Furkan suresi, 70. âyet-i kerimesinde mealen, <B>(Allahü teâlânın, günahlarını iyiliklerle değiştireceği kimseler, onlardır. Onun mağfireti, merhameti sonsuzdur) </B>buyuruldu.) <B>[C.2, m.3] <BR></B><BR><B>İmanlı ölen herkese şefaat<BR></B>İmanını muhafaza ederek ölen herkes şefaate kavuşacaktır. Şefaate kavuşabilmek için imanlı ölmek şarttır. İmanlı ölenler de ebedi kurtuluşa kavuşmuş demektir. <BR><BR>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(O gün Allah, Peygamberlerini ve iman edip onunla beraber olanları rüsvay etmez.)</B> [Tahrim 8]<BR><BR>Peygamber efendimiz, <B>(Ya Rabbi, ümmetimin kusurlarını başkalarının duymaması için onların hesaplarını bana ver!) </B>deyince, Allahü teâlâ, <B>(Onlar senin ümmetin ise, benim de kullarımdır. Ben onlara senden daha merhametliyim. Ne sen, ne başkaları onların kusurlarını bilemez, hesaplarını gizli görürüm) </B>buyurdu. (İ. Gazali)<BR><B><BR>(Kıyamette “Ya Rabbi, zerre kadar imanı olanı Cennete koy!” diyeceğim. Hepsi şefaatimle Cennete girecek.) </B>[Buhari]<BR><B><BR></B>Hazret-i Ebu Hüreyre anlatır: <BR>Resulullah efendimizden, kıyamette şefaatine kavuşacak en mutlu kişinin kim olduğunu sordum. <B>(Senin hadislerime olan sevginin çokluğunu bildiğim için, böyle bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. O mesud kişi, La ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyerek imanla ölen kişidir)</B> buyurdu. (Buhari)<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1678]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Her şeyden önce doğru itikad]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Hangi hallerde Ehl-i kıbleye [namaz kılana] kâfir denir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Din kitaplarında bildiriliyor ki:<BR><B>1-</B> İmam-ı a’zam ve imam-ı Şafii, Ehl-i kıble olana kâfir denilmez buyurdu. Bu söz, Ehl-i kıble olan, günah işlemekle kâfir olmaz demektir. 72 fırka, Ehl-i kıbledir. İctihad yapılması caiz olan açıkça anlaşılamayan delillerin tevillerinde yanıldıkları için, bunlara kâfir denilmez. Fakat, zaruri olan ve tevatür ile bildirilmiş olan din bilgilerinde ictihad caiz olmadığı için, böyle bilgilere inanmayan, sözbirliği ile kâfir olur. Çünkü, bunlara inanmayan, Resulullaha inanmamış olur. İman demek, Resulullahın Allahü teâlâ tarafından getirdiği, zaruri olarak bilinen bilgilere inanmak demektir. Bu bilgilerden birine bile inanmamak küfür olur. <B>(Milel-nihal tercümesi)</B><BR><B><BR>2-</B> 72 bid'at fırkası, namaz kıldığı ve her ibadeti yaptığı halde, bir kısmı mülhiddir. Dinde icma ile bildirilen bir inanışı veya bir işi inkâr eden, kâfir olacağı için, La ilahe illallah Muhammedün Resulullah dese ve her ibadeti yapsa ve her günahtan sakınsa da, artık buna ehl-i kıble denmez. <B>(Hadika)</B><BR><B><BR>3-</B> Zaruri din bilgilerinden veya iman edilecek şeylerden birine bile inanmayan, La ilahe illallah Muhammedün Resulullah dese de, kâfir olur. <B>(Redd-ül Muhtar)</B><BR><B><BR>4-</B> 72 bid'at fırkası, Ehl-i kıble olduğu için, bunlara kâfir denmez. Fakat bunların, dinde inanması zaruri olan şeylere inanmayanları kâfir olur. <B>(Mekt. Rabbani</B> 2/67, 3/38<B>)</B><BR><B><BR>5-</B> Meşhur bir farzı inkâr eden kimse, namaz kılsa da kâfir olur. <B>(Berika)</B><BR><B><BR>6-</B> Her namaz kılana ehl-i kıble denmez. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: <BR><B>(Yalan söyleyen, sözünde durmayan ve emanete hıyanet eden, Müslüman olduğunu söylese, namaz kılsa, oruç tutsa da münafıktır.)</B> [Buhari]<BR><B><BR>7-</B> İmanın 6 şartından birine inanmayan, namaz kılsa da kâfirdir. <STRONG>(Eşiat-ül-lemeat)<BR><BR>(Haramlardan kaçıp, ihlasla, la ilahe illallah diyen Cennete girer)</STRONG> hadis-i şerifindeki <STRONG>İhlasla </STRONG>ifadesi için Resulullah efendimiz, <STRONG>(Söyleyeni haramlardan alıkoymasıdır)</STRONG> buyurdu. (Taberani)<BR><BR>Haramlardan kaçmayanın imanını koruması zorlaşır. Eğer imanını koruyamamışsa sonsuz Cehennemde kalır.<BR><BR><STRONG>8- </STRONG>Ahir zamanda, namaz kıldığı halde kâfir olanlar olacaktır. Bir hadis-i şerif meali:<BR><B>(Ahir zamanda bir camide binden fazla kişi namaz kılacak, fakat, içlerinde bir tane mümin bulunmayacaktır.)</B> [Deylemi]<BR><B><BR>9- </B>Bir Müminin kâfir olmasını isteyerek ona kâfir diyen Mümin kâfir olur. Bir hadis-i şerif meali:<BR><B>(Bir Müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olur.) </B>[Buhari]<BR>Vehhabiler, Ehl-i sünnete müşrik dedikleri için, bu yönden de kâfir oluyorlar. Kâfire Müslüman diyen de kâfirdir. <B>(Şevahid-ül-hak)</B><BR><B><BR>10- </B>Küfür söz söyleyen namaz kılsa da kâfir olur. Küfür söz çoktur. Mesela şunlar küfürdür:<BR><B>-</B> Zaruretsiz Hıristiyanın Noel’ini kutlamak, Kilise’ye gidip âyinlerine katılmak, âyinlerini tasvip etmek, haçlarını takmak. <B>(Birgivi,</B> <B>Mek. Rabbani)<BR></B><BR><STRONG>-</STRONG> (Muhammedün Resulullah demek şart değil, Allah’a inanan herkes Cennete gidecek) demek. Hıristiyan ve Yahudileri de Cennetlik bilmek. <B>(Feraid-ül-fevaid)<BR></B><BR><B>-</B> Allah’ı cisim sanmak, gökte oturuyor demek. <B>(Miftah-ül Cenne)</B> <BR>Bir âyet meali:<B> <BR>(Onun benzeri hiç bir şey yoktur.) </B>[Şura 11] (Mekan sahibi olmak, bir yere oturmak mahluka benzetmek olur.)<BR><B><BR>- </B>Mirac’da<B> </B>Resulullahın, Mekke’den Kudüs’e götürüldüğüne inanmamak.<B> (Bahr)<BR></B><BR>Doğru iman sahibi olmaya çalışmalı. İtikadı düzeltmeden namazın, ibadetin faydası olmaz. Doğru itikad, ehl-i sünnet itikadıdır, bu da 1 rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan sıfır gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 çekilirse hepsi 0 olur. <BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1748]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İnsan niçin yaratıldı]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> İnsan niçin yaratıldı, vazifesi nedir?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<BR>Bütün varlıkların hülasası, özü olan insan, eğlence için, oyun için, yiyip içmek, gezmek, yatmak keyf sürmek için yaratılmadı. Kulluk vazifelerini yapmak için, Rabbine itaat, tevazu, kuvvetsizliğini, ihtiyacını göstermek, Ona sığınmak ve yalvarmak için yaratıldı. <BR><BR>Muhammed aleyhisselamın bildirdiği ibadetlerin hepsi, insanlara faydalı şeylerdir. İnsanlara yaradığı için emredilmiştir. Yoksa, hiçbir ibadetin Allahü teâlâya faydası yoktur. Candan teşekkür ederek, minnet ile ibadet yapmalı, tam teslim olarak emirleri yapmaya ve yasaklardan kaçınmaya çalışmalıdır. Allahü teâlâ hiçbir şeye muhtaç olmadığı halde, kullarını, emir ve yasaklar vermekle şereflendirdi. Her şeye muhtaç olan, biz kulların, bu büyük ihsana, bol bol teşekkür etmemiz, bunun için de, emirleri yapmaya candan sarılmamız gerekir. <B>(73. Mektub)<BR></B><BR>Allahü teâlâ, her şeyin sebepsiz, şartsız, maliki, hepimizin sahibidir. Bütün insanlar, Onun kullarıdır. Kullarına verdiği her emri ve her şeyi istediği gibi kullanması, hep yerindedir ve faydalıdır. Bunda, zulüm olamaz. Memurlar âmirlere, kullar sahiplere emirlerin, işlerin sebebini soramaz. Akla uygun, bundan daha açık bir şey yoktur.<BR><BR>Bütün insanları Cehenneme koyup, sonsuz azap yapsaydı, kimin bir şey söylemeye hakkı olabilirdi? Çünkü, kendi yarattığı, yetiştirdiği mülkünü kullanıyor. Başkası yok ki, onun mülküne tecavüz olsun ve zulüm denilebilsin. Halbuki, insanların kullandığı, öğündükleri mallar, mülkler, hakikatte onların değil, hepsi, Onundur. Bizim bunlara el uzatmamız, karışmamız, hakikatte zulümdür. Allahü teâlâ, bu dünyanın düzeni için ve bazı faydalara yol açması için, bunları bize mülk kılmış ise de, hakikatte hepsi Onundur. O halde, bizim bunları, asıl sahibinin mubah ettiği, izin verdiği kadar kullanmamız yerinde olur. <B>(266. mektub)<BR></B><BR>[Bugün bile, Allahü teâlâyı inkâr eden, İslamiyet’i beğenmeyen, cahilliğin verdiği cesaret ve taşkınlıkla öğünen cemiyetlerin, Allahü teâlânın emirlerinden çoğunu benimsedikleri göze çarpıyor. Bütün insanların, din ahlakından uzaklaştıkça, geçimsizlik, sefalet, işkence, sıkıntı ile kıvrandıkları görülüyor. Fen aletleri, medeni vasıtalar, akıllara hayret verecek şekilde, ilerlediği halde, dünyadaki huzursuzluğun, insanlıktaki sıkıntının azalmadığı, arttığı, ibretle görülüyor.]<BR><B><BR>“Sizi boş yere mi yarattık?” <BR>Sual:</B> Bir arkadaş “ Hiçbir şey kendiliğinden olamayacağı için Allah’a inanıyorum, ama dinlere, Peygamberlere, ahirete inanmıyorum” diyor. Buna ahiretin varlığını nasıl inandırabilirim?<BR><B>CEVAP<BR></B>Arkadaş sözünde samimi değildir. Çünkü Nasreddin Hocanın, doğduğuna inanıyorsun da öldüğüne niye inanmıyorsun dediği gibi, “Ben öğrenciyim ama, öğretmene, derse, imtihana inanmam denir mi? Ben kanuna inanırım ama, savcıya, mahkemeye inanmam denir mi?<B><BR></B><BR>İstisnalar hariç, bütün fen adamları, bu kâinatın kendiliğinden var olmadığını, bir yaratıcısının bulunduğunu ittifakla bildirmişlerdir. Fen ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanlar, bir karıncayı, bir kuşu, bir arpa tanesini yaratamaz. Akıllı ve bilgili bir kimse, kâinata bakınca, çok intizamlı yaratıldığını görür. Bunun kendiliğinden olmadığını anlar. <BR><BR>Başıboş yaratılmayan insanın, ne yapması gerektiğini Peygamberleri vasıtası ile, kitaplar göndererek bildirmiştir. Son Peygamber olan Muhammed aleyhisselama gönderilen kitabı ise Kur'an-ı kerimdir. Kur'an-ı kerim çok veciz olduğu için, Peygamber efendimiz bunu hadis-i şerifleri ile açıklamıştır. <BR><BR>Hadis-i şerifler de, diğer insanların sözlerine göre veciz olduğu için, bizlerin kolayca anlayabilmesi için âlimler bunları açıklamıştır. Bu, doktor ve eczacının ilacı hastaya verirken, aç karnına-tok karnına, sabah akşam birer tane, suyla iç, sütle içme gibi tarifine benzetilebilir. Kur'an-ı kerimde insanın niçin yaratıldığı bildirilmiştir: <BR><B>(Cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.) </B>[Zariyat 56] <BR><BR>Allahü teâlâ, “Emrime uyan Cennete, uymayan ise Cehenneme gidecektir” buyurmuştur. İbadetlerin faydası Allahü teâlâya değil, herkesin kendinedir. Maaşla çalışan bir doktor, bir hastaya ilaç verse, ilacın doktora faydası yok diye o ilacı kullanmamak akla uygun değildir. Zehir içsem doktora ne zararı olur diyerek zehir içmesi de ahmaklıktır. İşte, günahlarımın Allah’a bir zararı yok diyerek, her çeşit günahı işlemek akıllı insanın yapacağı iş değildir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: <BR><B>(Akıllı kimse, Allah’a ve Peygamberine inanan ve ibadetlerini yapandır.) </B>[İ.Muhber] <BR><BR>Öldükten sonra başına gelecekleri düşünmeyene, kendisini ebedi tehlikeye atana akıllı denebilir mi? Kur'an-ı kerimin çok yerinde, <B>(Düşünmüyor musunuz?)</B> diye ikaz edilmektedir. Hadis-i şerifte, <B>(Aklı olmayanın dini de yoktur) </B>buyurulmuştur. (Tirmizi) <BR><BR>Her insanın yaptığı ibadetin faydası kendisinedir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: <BR><B>(Kim, </B>[ibadetlerini yapar ve günahlarından] <B>temizlenirse, faydası kendisinedir.) </B>[Fatır 18] <BR><BR>(Benim ibadetime Allah’ın ihtiyacı yok) diye, yanlış düşünen kimse, perhiz yapmayan hastaya benzer. Bu hastasına doktor, perhiz tavsiye ediyor. Bu ise, “Perhiz yapmazsam doktora hiç zararı olmaz” diyerek, perhiz yapmıyor. Evet doktora zararı olmaz, ama kendine zarar vermektedir. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, onun hastalıktan kurtulması için, perhiz yapmasını tavsiye etmiştir. Doktorun tavsiyesine uyarsa, şifa bulur. Uymazsa ölür gider. Tabibin bundan hiç zararı olmaz. Bunun gibi, (Allah’ın benim ibadetime ihtiyacı yok) diyerek ibadetten kaçanlar da, Cehenneme gider.<BR><B><BR></B><B>Muhammed Masum </B>hazretleri buyurdu ki:<BR>(Allahü teâlâ, insanları başıboş bırakmadı. Her istediklerini yapmaya izin vermedi. Nefslerinin arzularına tabi olmalarını, böylece felaketlere sürüklenmelerini dilemedi. Rahat ve huzur içinde yaşamaları ve sonsuz saadete kavuşmaları için gereken faydalı şeyleri yapmalarını emretti. Zararlı şeyleri yapmalarını yasak etti. Saadete kavuşmak isteyen, dine uymaya mecburdur. Nefsinin ve tabiatının, dine uymayan arzularını terk etmesi gerekir. Dine uymazsa, sahibinin, yaradanının gadabına, azabına düçar olur. Dine uyan kul, mesut, rahat olur. Sahibi onu sever. <BR><BR>Dünya ziraat yeridir. Tarlayı ekmeyip, tohumları yiyerek zevk ve safa süren, mahsul almaktan mahrum kalacağı gibi, dünya hayatını, geçici zevklerle, nefsin arzularını yapmakla geçiren de, ebedi nimetlerden, sonsuz zevklerden mahrum olur. Bu hâl, aklı başında olanın kabul edeceği bir şey değildir. Sonsuz lezzetleri kaçırmaya sebep olan geçici ve zararlı lezzetleri tercih etmez. Dine uymak için, önce <B>Ehl-i sünnet</B> âlimlerinin, Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden anlayıp bildirdikleri <B>Akaid</B>e uygun iman etmek, sonra haram, yasak edilmiş olanları öğrenip bunlardan sakınmak, daha sonra, yapması emr olunan farzları öğrenip yapmak gerekir. Bunları yapmaya <B>İbadet </B>etmek denir. Haramlardan sakınmaya <B>Takva </B>denir.) <B>[c.2, m.11]<BR><BR></B><BR<BR><B>Yaratılış gayesi</B><BR><B>Sual:</B> Allah, dünyayı ve insanları niye yarattı? Niye bir kısmını Cennete, bir kısmını da Cehenneme koyacak?<BR><B>CEVAP<BR></B>Allahü teâlâ dünyayı ve kâinatın tamamını insan için yarattı. Bitkileri, hayvanları, su, taş, toprak, maden gibi her şeyi insanın faydalanması için yarattı. İnsanları da, kendisini tanımaları ve kendisine ibadet etmeleri için yarattı. Bu tanımanın ve ibadetin faydası da, yine insanlaradır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<BR>Allahü teâlâ, hiçbir şey için, hiçbir şeye muhtaç değildir. Yaratılmakla, biz kıymetlendik, şereflendik. Zâriyat suresinin, <B>(İnsanları ve cinleri, bana ibadet etmeleri için yarattım) </B>mealindeki 56. âyet-i kerimesindeki <B>(ibadet etmeleri için)</B> ifadesi, <B>(beni tanımaları için)</B> demektir. Yani, Allahü teâlâyı tanımak, inanmak için yaratıldık. Hadis-i kudside, <B>(Tanınmak için, her şeyi yarattım) </B>buyurması, <B>(Beni tanımakla şereflenmeleri için)</B> demektir. <B>(1/266)</B><BR><BR>Cennet ve Cehennem de, insanların amellerine göre yaratıldı. İman edip iyi işler yapanlar Cennete, iman etmeyenler Cehenneme gidecek ve hepsi orada sonsuz kalacaktır. Hiç kimseye zulmedilmeyecek, orada herkes yaptığının karşılığını görecektir.<BR><BR><B>Yaratılış sebebi<BR>Sual: </B>Allah’ın<B> (İnsanları, beni tanımakla şereflenmeleri için yarattım) </B>dediği bildiriliyor. Kâfirler, Allah’a inanmadıkları için tanımış olmuyorlar. Tanımayınca yaratılmalarının sebebi nedir?<B><BR>CEVAP<BR></B>Kur’an-ı kerimde, <B>(İnsanları bana kulluk etmeleri için yarattım) </B>buyuruluyor. İnananlar kulluk edip şerefleniyorlar. Kâfirler inanmadıkları için bu şereften mahrum kalıyorlar. Böylece imtihanı kaybetmiş oluyorlar. Kâfir de ahirette tanıyacak; ama bu tanıması, müminin tanımasından çok farklı olacaktır. Mümin Allahü teâlâyı görmekle şereflerin, nimetlerin, en büyüğüne kavuşacak, kâfir ise, görünce azapların en büyüğüne maruz kalacaktır. Kâfirlerin, kıyamette Allahü teâlâyı görmesi, Cehennem azabından çok daha şiddetli olacaktır.<B><BR></B>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2504]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İlim, amel, ihlas]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Daha çok hangi ibadetleri yapmayı tavsiye edersiniz?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bir kimse, Peygamber efendimiz aleyhisselama en hayırlı amelin ne olduğunu sual edip, <B>(İlim)</B> cevabını alınca tekrar sordu:<BR>- Ya Resulallah, ben amelden sual ediyorum. Siz ilimden bahsediyorsunuz.<BR><B>- Allahü teâlâ, hiç ilimsiz ameli kabul eder mi? </B>(B. Arifin)<BR><BR>Yine Peygamber efendimiz buyurdu ki: <BR><B>(Bir müddet ilim mütalaa etmek, bütün geceyi ibadet ve namazlı geçirmekten efdaldir.) </B>[Beyheki]<BR><BR>Şeytan, ihlas ve ibadeti çok olan bir âbidi kandırmak için insan kılığında, Âbidin evine gelerek dedi ki:<BR>- Senin Cennetlik olduğunu öğrendim. İbadet ve ihlasın yedi bucağa yayılmıştır. Senden istifade edebilmek için bir müddet misafirin olmak istiyorum.<BR><BR>Âbid, [çok ibadet eden], şeytana bir oda verdi. Şeytan bir odaya çekilip yiyip içmeden ve uyumadan beş-on gün ibadet eder göründü. Âbid, hayret içinde dedi ki:<BR>- Ey yabancı, aç, susuz ve uykusuz uzun müddet böyle nasıl ibadet edebiliyorsun?<BR>- Çok günahkârdım. Tevbe ettim. İbadet kuvvetini tevbemden alıyorum.<BR>- Aynı şeye kavuşabilmek için tevbe etmek şartı ile, hangi günahı tavsiye edersin?<BR><B><BR>Şeytanın tuzakları<BR></B>Şeytan, bir adam öldürmesini söyledi. Âbid kabul etmedi. Zina teklifine de razı olmadı. Şarabı diğerlerine göre hafif gördüğü için, içip, sarhoş oldu. Şeytan, hemen âbidi kötü bir kadınla tanıştırdı. Âbid kadınla beraberken, kadının kardeşine haber verdi. Kardeşi sarhoşu döverken, âbid, kadının kardeşini bıçaklayıp öldürdü. Şeytan, hemen zaptiyeye haber verdi. Sarhoş suçüstü yakalanıp adalete teslim edildi. Neticede idama mahkum oldu.<BR><BR>Asılacağı sırada şeytan, kendisine secde ederse kurtaracağını söyledi. Âbid, elleri bağlı şekilde nasıl secde edeceğini sordu. Şeytan, (Gözlerinle olsa da yetişir) dedi. Âbid gözleriyle secde ederken idam edildi.<BR><BR>Menkıbedeki âbid, ilmi az olduğu için, günahı küçük görüp felakete maruz kalmış ve Allahü teâlâdan yardım isteyeceği yerde, şeytandan, medet bekleyerek imansız gitmiştir.<BR><BR>***<BR><BR>Bir kere Abdülkadir Geylani hazretleri çölde giderken, gaipten şöyle bir ses işitti: "Ey Abdülkadir! Ben senin Rabbinim! Sana haramları mubah, serbest kıldım.” Bunun üzerine Abdülkadir Geylani Euzü çekti. "Kovulmuş şeytandan Allahü teâlâya sığınırım. Sus ey melun!" diye bağırdı. Bunun üzerine aynı ses; "Ey Abdülkadir! Rabbinin izni ile çeşitli yerlerde bana aldanmayarak, şerrimden, kötülüğümden kurtuldun. Halbuki ben bu yolda yetmiş kişiyi yoldan çıkardım" dedi. Onun şeytan olduğunu nasıl anladığını sorduklarında; "Sana haramları helal ettim, sözünden anladım. Çünkü Allahü teâlâ böyle şeyleri emretmez" buyurdu.<BR><BR>***<BR><BR>İlimsiz amel sapıklıktır, amelsiz ilmin de vebali büyüktür. Hadis-i şerifde buyuruldu ki: <BR><B>(İlmi ile amel etmeyen âlim, kıyamette en şiddetli azaba düçar olur.) </B>[Beyheki]<BR><BR>Âlimler hariç, insanlar helak olmuştur. İlmiyle amel edenler hariç, âlimler de helak olmuştur. İhlas sahipleri hariç, ilmiyle amel eden âlimler de aldanmıştır. <B>(Sehl bin Abdullah) <BR><BR>İhlas</B>,<B> </B>her işte Allahü teâlanın rızasını gözetmek, kötülükleri gizlediği gibi, iyilikleri de gizlemek, övülünce sevinmemek, kötülenince üzülmemek, riyadan uzak olmaktır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(İhlas ile amel etmek, az da olsa yetişir.) </B>[Hakim]<BR><B><BR>İmam-ı Rabbani </B>hazretleri, (Ebedi saadete kavuşabilmek için ilim, amel ve ihlas muhakkak gerekir) buyurmaktadır.<BR><BR><B>Sual: </B>Çok ibadet etmek için ne yapmak gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Allahü teâlâ, muhakkak çok ibadeti değil, ihlaslı ve az da olsa devamlı olan ibadetleri makbul saymaktadır. Kur'an-ı kerimde Cenab-ı Hak, <B>(Salih amel) </B>işleyenleri övüyor. Salih, yani ihlaslı ameli tavsiye ediyor. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: <BR><B>(Amelin halis ise, azı da sana yeter.) </B>[Deylemi]<BR><BR><B>(Allahü teâlâ, ancak ihlaslı olan ameli kabul eder.) </B>[Nesai]<BR><BR>Demek ki ilim sahibi kimsenin, az da olsa ihlaslı amel etmesi kâfidir. Ancak devamlı olması da gerekir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(Allah indinde amellerin en kıymetlisi, az da olsa, devamlı olanıdır.) </B>[Buhari] <BR><BR><B>İhlâs ne demektir?<BR>Sual:</B> <B>İslam Ahlakı</B> kitabında, <B>(İhlâs, ibadetleri, Allah emrettiği için yapmaktır)</B> deniyor. Zaten herkes, Allah emrettiği için yapmıyor mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>O cümlenin devamında açıklanıyor. İhlâs, ibadetleri, sırf Allah rızası için, başka hiçbir menfaat düşünmeden, onun emri olduğu için yapmaktır. Başka bir menfaat düşünülünce ihlâsı zedeler. Mal, mevki, hürmet, şöhret kazanmak için yapılan ibadete riya karışmış olur. Böyle ibadete sevab verilmez. Günah olur, azap yapılır. Demek oluyor ki:<BR><B>1-</B> İbadetler, Allahü teâlâ emrettiği için yapılmalı,<BR><BR><B>2-</B> Onun rızasından başka, maddi, manevi hiçbir menfaat gözetilmemeli,<BR><BR><B>3-</B> Her ibadet severek, beğenerek yapılmalıdır.<BR><BR><B>Biri noksan olursa<BR>Sual:</B> (İslamiyet’e tam uyabilmek, ilim, amel ve ihlâsla olur) deniyor. Bunlardan biri noksan olursa niye uyulmuş olmuyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Üçünü ayrı ayrı açıklayalım: <B>İlim</B>, dinimizin emirlerini ve yasaklarını öğrenmektir. <B>Amel</B>, öğrendiklerini tatbik etmektir. <B>İhlâs</B>, bunları yalnız Allah rızası için yapmaktır. Bu üçünü yapan İslamiyet’e uymuş olur. İlim ve ihlâs var; fakat o ilimle amel etmiyorsa ne kıymeti olur? Mesela ilacın hastalığına şifa verdiğini biliyor; ama ilacı kullanmıyor. O ilacın ne faydası olur? Amel yoksa, ilmin o kimseye faydası olmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Amelsiz âlim, mum gibidir, kendini yakar, insanları aydınlatır.)</B> [Bezzar]<BR><BR>İlim ve amel var; fakat ihlâs yoksa yani Allah rızası için değilse, gösteriş içinse yine kıymeti olmaz. İhlâslı olması şarttır. İhlâssız amel sahte para gibidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Allahü teâlâ, ancak ihlâsla yapılan ameli kabul eder.)</B> [Dâre Kutnî]<BR><BR>İhlâs ve amel var; fakat ilim yoksa bid’at işler, hurafelere dalar, yaptığı amel işe yaramaz. Onun için,<B> (Amelsiz ilim vebal, ilimsiz amel sapıklıktır)</B> buyurulmuştur. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Allahü teâlâ, ilimsiz ameli kabul etmez.)</B> [B. Arifin]<BR><BR><B>(İlimle az amel faydalı olur, ilimsiz çok amel kıymetsizdir.)</B> [Deylemi]<BR><BR>Şair de diyor ki:<BR>İlimsiz ihlâssız Cennet bulunmaz.<BR>Amelsiz ilimle âlim olunmaz.<BR><BR><B>Dinimize uymak için<BR>Sual: </B>Dinimize severek uymak için ne lazımdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>İslamiyet’e severek uymak için, ilmin yanında, bir de ihlâs lazımdır. <B>İhlâs</B>, işleri, ibadetleri, Allahü teâlâ emrettiği için yapmak, başka hiçbir menfaat düşünmemektir. Kalbde ihlâs hâsıl olması, kalbin zikretmesiyle, yani Allah ismini çok söylemesiyle olur.<BR><BR>Dünya düşüncesi hiç kalmazsa, kalb kendiliğinden zikretmeye başlar. Şişedeki su boşalınca, havanın şişeye kendiliğinden, hemen girmesi gibidir. İslamiyet’e uymak, kalbi kuvvetlendirdiği gibi, nefsi zayıflatır. Bu sebeple nefs, kalbin İslamiyet’e uymasını, Mürşid-i kâmilin sohbetinde bulunmayı, kitaplarını okumayı istemez. Dinsiz, imansız olmasını ister. Akıllarına uymayıp, nefslerine uyan kimseler, bunun için, dinsiz olmaktadır. Nefs ölmez; fakat gücü kuvveti kalmayınca, kalbi aldatamaz.<BR><BR>Nefs, bedene tatlı gelen şeylere düşkündür. Bunların iyi, kötü, faydalı, zararlı olduklarını düşünmez. İstekleri, İslamiyet’in emirlerine uygun olmaz. İslamiyet’in yasak ettiği şeyleri yapmak, nefsi kuvvetlendirir. Daha kötüsünü yaptırmak ister. Kötü, zararlı şeyleri, iyi gösterip, kalbi aldatır. Kalbe bunları yaptırarak, zevklerine kavuşmak için çalışır. Kalbin nefse aldanarak, kötü huylu olmaması için, dinimizin emir ve yasaklarına uyarak kalbi kuvvetlendirmek ve nefsi zayıflatmak lazımdır. Aklı kuvvetlendirmek, İslam bilgilerini okuyup, öğrenmekle olduğu gibi, kalbin kuvvetlenmesi, yani temizlenmesi de, dinimizin emir ve yasaklarına uymakla olur. <B>(İslam Ahlakı)<BR></B><BR><B>Amelsiz ilim - ilimsiz amel</B><BR><B>Sual:</B> Bir arkadaşa kitap verdim. (Bilerek yapmamak daha büyük günah olur, ben dinimi öğrenmek istemiyorum) dedi. <B>(Amel edilmeyen ilim vebaldir. Bilerek yapmamak daha büyük günah olur) </B>buyuruluyor. Bundan dolayı dinimizi öğrenmemek mi gerekiyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Dinini öğrenmemek daha büyük günah olur. Çünkü <B>(Dinini bilmeyenin dini yoktur)</B> buyuruluyor.<BR><BR>Amel edilmeyen ilim vebaldir, fakat ilim öğrenmemek bundan daha büyük vebaldir. Onun için, (Amelsiz ilim vebal, ilimsiz amel sapıklıktır) buyurulmuştur. Bunun için, amel edemem diye düşünerek kitap okumamak, ilim öğrenmemek, asla uygun değildir. Öğrenmesi farz olan şeyi öğrenmemek, ayrı bir günah olur. Bir hadis-i şerif meali:<BR><B>(Aynı günahı işleyen âlime bir, cahile iki günah yazılır. Âlim, yalnız günahının cezasını; cahilse, hem günahının, hem de o meseleyi öğrenmemenin cezasını çeker.) </B>[Deylemi]<BR><BR>O hâlde kitap okumayı, ilim öğrenmeyi ihmal etmemeli. Dinini bilmeyen, nasıl doğru Müslüman olur ki? İlimden kaçmanın hiçbir mazereti olmaz.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2534]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Günah işleyene kâfir denmez]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Günah işlediği sanılan veya günah işleyen müslümanlara kâfir denir mi, onlara lanet edilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Günah işleyen müslümana kâfir denmez. Çünkü Ehl-i sünnete göre, bir insan günah işlemekle kâfir olmaz. Bid'at fırkaları, günah işleyene, kendileri gibi düşünmeyen müslümanlara kâfir demek sapıklığında bulunmuşlardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.)</B> [Buhari] <BR><BR>Müslümanım diyen, kelime-i şehadet söyleyen kimseye kâfir denmez. Bir savaşta, kelime-i şehadet getiren birisini öldüren kimseye, Resulullah efendimiz, <B>(Kelime-i şehadet söyleyen kimseyi niçin öldürdün?)</B> buyurdu. O da, (Dili ile söylüyordu ama kalbi ile inkâr ediyordu dedi. <B>(Kalbini yarıp da baktın mı?)</B> diyerek onu tekdir buyurdu.)<BR><BR>Onun için mümine kâfir demekten ona lanet etmekten sakınmalıdır! Lanet, sahibine döner. Hadis-i şerifte, <B>(Kul, lanet ettiği zaman, lanet edilen buna müstahak değilse, kendine döner)</B> buyuruldu. (Beyheki)<BR><BR><B>Sual:</B> Günah işleyen ve ibadet etmeyen kâfir olup ebedi Cehennemde kalır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Günah işleyen ve ibadet etmeyen müslümana kâfir denmez. Kâfirden başkası, ebedi Cehennemde kalmaz. Günah işleyen müslümanın kâfir olmayacağı hakkında birçok âyet ve hadis vardır. Mutezile, (Günah işleyen ve ibadet etmeyen kâfirdir) demişse de, Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: <BR>Küfrün zıddı iman, günahın zıddı ise ibadettir. İmanı bırakan kâfir olur, ibadeti terk eden günahkâr olur. Amelsiz iman makbuldür, imansız amel ise makbul değildir. Kadınların, muayyen hallerinde, namaz, oruç gibi ibadetleri bırakmaları caiz ve lazım iken, imanı hiçbir zaman bırakmaları caiz olmaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen bildiriliyor ki:<BR><B>(İman edip salih amel işleyenler...)</B> [Araf 42, Hud 23, Rad 29, Hac 50]<BR><BR>Bu ve benzeri âyetler, iman ile amelin başka başka olduğunu, amelin, imanın içinde değil, dışında olduğunu gösterir. Eğer aksi olsaydı, <B>(ve amilussalihât)</B> sözü lüzumsuz tekrar edilmiş olurdu. Halbuki âyet-i kerime için lüzumsuzluk düşünülmez. Eğer amel, imanın parçası olsa idi, âyet-i kerimede ayrıca bildirilmezdi. Bir şey başka şeye atfedilince, ikisinin başka başka oldukları anlaşılır. (İhyâ)<BR><BR>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<BR><B>(De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden </B>[bizi affetmez diye]<B> ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah</B>, [iman ehlinin]<B> bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) </B>[Zümer 53]<BR><B><BR>(Müminlerden iki fırka birbiriyle dövüşürse, aralarını bulun!)</B> [Hucurat 9] Bu âyet-i kerimede, birbirini öldürenlere de mümin denmektedir.<BR><B><BR>(Allah’a iman etmeyenlerin yaptıkları faydalı işler, fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu küller gibidir. Ahirette o işlerin hiçbir faydasını bulamazlar.) </B>[İbrahim 18]<B><BR><BR>(Kıyamet günü onların iyi işlerini, bizim için yapmadıklarından, kimler için yaptılar ise, onlara doğru saçılan ince toz hâline getiririz.) </B>[Furkan 23]<BR><B><BR>(Emekleri en ziyade boşa gidenler, dünyada güzel iş yaptıklarını sanır. Halbuki boşuna uğraşırlar, Rablerinin âyetlerine ve kıyamette Onun huzuruna çıkacaklarına inanmazlar. Biz de onların iyiliklerini yok ederiz. İyilikleri ile kötülüklerini ölçmeyiz.) </B>[Kehf 103-105]<BR><B><BR>(Kâfirlerin dünyada yaptıkları iyi işler, çölde görünen serâba benzer. Susuz kalan adam onu uzaktan su sanır. Fakat, yanına varınca, umduğunu bulamaz. Kâfirler de, kıyamette, dünyada yaptıkları iyilikleri serap gibi yapan, yani yok eden Allah’ı bulur ve hesabını Ona verir.)</B> [Nur 39]<B><BR></B><BR>Bu âyet-i kerimeler de, amelin, imanın bir parçası olmadığını, kâfirlerin hiçbir amelinin fayda vermeyeceğini göstermektedir.<BR><BR>Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<BR><B>(İkrar ettiği şeyi, inkâr etmeyen, kâfir olmaz.) </B>[Taberani]<BR><BR><B>(Zina etmiş, hırsızlık yapmış, içki içmiş mümin de Cennete girer.) </B>[Buhari]<BR><B><BR>(Ömründe bir defa Allah’ı anan veya Ondan korkan müslüman, Cehennemden çıkar.)</B> [Tirmizi]<BR><BR>Müslümanlığın temeli, Allahü teâlânın birliğine ve Muhammed aleyhisselamın bildirdiği belli olan emirlerin ve yasakların hepsini, Allah tarafından getirmiş olduğuna inanmaktır. Yani emirleri yapmak ve yasak edilenleri yapmamak imanın şartı değil ise de, yapmak ve yapmamak lazım olduğuna inanmak imanın şartıdır. <BR><BR>Böyle imanı olmayan, yani müslüman olmayana <B>kâfir</B> denir. Kâfirler, ne kadar iyi iş yapsa da, ahirette azaptan kurtulamaz. İmanın ve iman ile birlikte olan ibadetlerin ve bütün iyi işlerin dünyada da, ahirette de çok faydası vardır. Fakat imansız olana, iyi işlerin ahirette faydası olamaz. Günahı çok olan bir mümin, tevbe etmeden ölmüş ise, Allahü teâlâ dilerse, günahlarının hepsini affeder, dilerse günahları kadar azap eder; fakat sonunda yine Cennete koyar. Ahirette kurtulmayacak olan yalnız kâfirlerdir. Zerre kadar imanı olan kurtuluşa kavuşur. <B>(Mektubât-ı Rabbani)</B><BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2547]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Günahkâr da şehid olur]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Büyük günah işleyen kâfir olur mu? Savaşırken ölen sarhoş şehid olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ehl-i sünnete göre, amel, imandan bir parça değildir. Bir mümin, çok günah işlese de kâfir olmaz, kâfir olmadığı için şefaate kavuşabilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<BR><B>(Büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.) </B>[Nesai, Tirmizi]<BR><BR><B>(Şirk üzere ölmeyen her mümine şefaat edeceğim.) </B>[Buhari, Müslim]<BR><BR>Peygamber efendimiz, günahkâr müminlere şefaat edeceğini bildirince Ebüdderda hazretleri, (Hırsızlar ve zina eden müminler de şefaate kavuşacaklar mı?) diye sual etti. <B>(Evet onlara da şefaat edeceğim) </B>buyurdu. (Hatib) <BR><BR>Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden </B>[bizi affetmez diye]<B> ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah</B>, [iman ehlinin]<B> bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) </B>[Zümer 53]<BR><BR>İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: <BR>Günah işleyene kâfir denmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <BR><B>(Cebrail aleyhisselam bana dedi ki: </B>“Ümmetine müjde ver ki, mümin olarak ölen herkes Cennete girer." <B>Zina ve hırsızlık eden de Cennete girer mi</B> <B>dedim, </B>“Evet”<B> dedi. Aynı suali üç defa sordum. Üçüncüsünde ise</B> "Evet zina ve hırsızlık eden mümin de [günahının cezasını çektikten sonra] Cennete girer"<B> dedi.)</B> [Buhari, Müslim, Bezzar]<BR><BR>Burada Ehl-i sünnet itikadı bildirilmiştir. Günah hafife alınmaz. Günahlar zehir gibidir. Her günah Cehenneme götürür. Ama zerre kadar imanı olan, sonunda Cehennemden çıkar. Fakat içki içen, zina eden kimse, kolay kolay imanını muhafaza edemez. Büyük günaha devam edenin kâfir olması kolaylaşır. <BR><BR>Günahkâr veya günah işlerken şehidliği icap ettiren bir sebeple ölen veya öldürülen mümin şehiddir. <BR><B>İbni Abidin </B>hazretleri buyuruyor ki: <BR>İşlediği günah sebebiyle ölen, şehid olmaz. Günah işlerken, şehidliği gerektiren bir sebeple ölürse, Ahiret şehidi olur ve günahının cezasını da yüklenir. Mesela, günah işlerken üzerlerine ev yıkılıp ölenler, şehid olurlar. Fakat şarap içip çatlayan şehid olmaz. Şarap içerken, zulmen öldürülen kimse şehid olur. Çünkü, şaraptan ölmemiş, başka sebeple ölmüştür. Fakat, şarap günahını da yüklenir. Bir kimse, yol keserken boğulursa şehiddir. İşlediği günahın cezasını da çeker. Gasp edilmiş bir at üzerinde savaşırken ölürse, yahut günah işleyenlerin üzerlerine ev yıkılırsa şehid olurlar. İşledikleri günahın cezasını da yüklenirler. Hazret-i Remlinin bildirdiğine göre, zinadan çocuk doğururken ölen kadın da şehid olur. Fakat kadın, çocuğunu düşürmeye çalışırken ölürse şehid olmaz. <B>(Redd-ül muhtar, c.2, s.253) </B>[İbni Abidin’in Türkçe tercümesine, şarap kısmını almamışlar. Aslında vardır.]<BR><BR>Hanefi mezhebinin büyük âlimlerinden <B>Hayreddin-i Remli </B>hazretlerinin fetvası şöyle:<BR><B><BR>Sual: </B>Şarap içen kimse, sarhoş halde iken zulmen öldürülürse şehid olur mu? <BR><B>CEVAP<BR></B>Evet şehid olur. Şarap içmek masiyet [günah] ise de, şehid olmaya mani değildir. Çünkü şehidlik için, sarhoş olmamak ve masiyet içinde olmamak gibi bir şart yoktur. <B>(Fetava-i Hayriyye c.1, s.16)</B><BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2585]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Cennete Müslüman olan girer]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> İnsanlara da hizmet etmek sevab mıdır? Sevapsa, bazı kâfirlerin hizmetleri pek çoktur. Onların da Cennete gitmesi gerekmez mi? Sayısız iyilikleri, cami yaptırmak gibi ibadetleri ve insanlığa büyük hizmetleri olan çok cömert bir kâfir, zulüm ve işkence görüp, mazlum olarak öldürülse, Cennete gitmez mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmanı olmayanın hiçbir amelinin kıymeti yoktur. İbadetler ve bütün iyi işler kıymetli ise de, bunları yapmak, imanın yanında ikinci derecede kalır. İman temel, iyi işleri yapmak, ikinci derecededir, imandan sonra gelir. İmanın ve iman ile birlikte olan iyi işlerin dünyada da, ahirette de faydaları vardır. İnsanı saadete ulaştırırlar. İmansız olan iyi işler, insanı, dünyada saadete kavuşturabilir. Ahirette faydası olamaz.<BR><BR>İyi işlere, ibadetlere sevap verilebilmesi için düzgün iman sahibi olmak gerekir. Bir kâfirin yaptığı hiçbir iyiliğin Allah katında kıymeti yoktur, hatta cami, çeşme yaptırsa, namaz kılsa, oruç tutsa hiç kıymeti olmaz. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<B><BR>(İmansızların yaptıkları faydalı işler, fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu kül gibidir. Ahirette o işlerin hiçbir faydası olmaz.)</B> [İbrahim 18]<BR><B><BR>(Kıyamette onların yaptıkları her işi toz duman ederiz.)</B> [Furkan 23]<BR><B><BR>(Kıyamette en çok ziyana uğrayanlar, iyi işler yaptıklarını sanıp da, bütün çabaları boşa gidenlerdir.)</B> [Kehf 103–104]<BR><B><BR>(Kâfir olarak ölenlerin yaptıkları işler, dünyada da, ahirette de boşa gider, Cehennemde devamlı kalırlar.)</B> [Bekara 217]<BR><BR>Kâfirlerin azapları hafiflemez. Birkaç âyet meali şöyledir:<B><BR>(Kâfirler orada temelli kalırlar, azapları hafifletilmez ve geciktirilmez.) </B>[Al-i İmran 88]<BR><B><BR>(Onlar, Cehennemin bekçilerine, </B>“Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün, azabımızı hafifletsin”<B> derler. Halbuki kâfirlerin yalvarması boşunadır.) </B>[Mümin 49, 50]<BR><B><BR>(Ey iman edenler, Yahudileri de, Hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardandır. Allah,</B> [gayrimüslimleri dost edinerek kendilerine] <B>zulmeden kavme hidayet etmez.)</B> [Maide 51]<BR><B><BR>(Hak din yalnız İslam’dır.) </B>[Al-i İmran 19]<BR><B><BR>(İslam dininden başka din isteyenlerin, dinlerini Allah kabul etmez. Bunlar ahirette en büyük zarara uğrayacaklardır.) </B>[Al-i İmran 85]<BR><BR>Kâfirlerin iyilikleri, Müslüman olmalarına sebep olabilir. Fakat iman etmedikçe, kâfirlerin hiçbir iyiliğine sevap verilmez. Müslümanların yaptığı iyilikler de, günahlarının affına sebep olur. Hadis-i şerifte bildiriliyor ki, Müslüman bir kadın, susuz bir köpeğe pabucu ile kuyudan çıkarıp su verdiği için, Allahü teâlâ onun günahlarını affetmiştir.<BR><BR>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(İman edip, salih amel işleyenler Cennete girer.)</B> [Kehf 107]<BR><BR>İman doğru olmazsa, ibadetlerin, hizmetlerin hiç kıymeti olmaz. Bunun için Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi iman etmek, ibadetleri yapıp haramlardan sakınmak lazımdır. Kalbde doğru imanın bulunmasına alamet, dinin emirlerini seve seve yapmak ve kâfirleri düşman bilmektir.<BR><BR>Mülk Allah’ındır. Mülkün sahibi Odur. Allahü teâlâ, Cennete girmek için, sadece imanlı olma şartını koymuştur. Suç ve günah işlese de, iman kaydı bulunan mümin Cennete gider. İman kaydı bulunmayan kâfir de, yararlı işler yapsa da Cehenneme gider.<BR><BR>Şimdi ilk suale cevap verelim. Muhammed Masum hazretleri buyurdu ki: <BR><BR>Allahü teâlânın kullarına hizmet etmek için çalışmalı! Rabbimizin kullarına hizmet etmekle dünyada ve ahirette nimetlere kavuşulacağını düşünmeli! İnsanlara karşı yumuşak olmanın, onlara iyilik etmenin, onların işlerini güler yüzle ve tatlı dille ve kolaylıkla yapmanın, Allah sevgisine kavuşturan yol olduğunu bilmeli! Ahiretin azaplarından kurtulmaya ve Cennet nimetlerinin artmasına sebep olacağında, hiç şüphe etmemelidir! İnsanlara hizmet etmek ve onların ihtiyaçlarını karşılamak, dünya ve ahiret derecelerine kavuşmaya sebeptir.<BR><BR>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<B><BR>(Seferde, topluluğun efendisi, onlara hizmet edendir. Şehitlik hariç, hiçbir amel onun sevabına erişemez.)</B> [Hâkim]<BR><B><BR>(İnsanlar, Allah’ın ıyali </B>[çoluk çocuğu gibi] <B>dir</B>,<B> Allahü teâlâya en sevimli olan, Onun ıyâline iyilik edendir.]</B> [Bezzar] <BR><B><BR>(Din kardeşine yardım edenin yardımcısı, Allahü teâlâdır.)</B> [Müslim] <BR><B><BR>(Müslümanın işini gören, hac ve umre yapmış gibi sevaba kavuşur.)</B> [Hatib]<BR><B><BR>(Bir Müslümana elbise veren, o elbiseden bir parça kalsa da, Allahü teâlânın hıfzı emanında olur.) </B>[Hâkim]<BR><BR>Cennete girmenin şartlarının ne olduğunu, Allahü teâlâ açıkça bildirdi. Cennete gitmenin şartı imanlı, yani Müslüman olmaktır. İmanlı olmayan, yani kâfir olan Cennete giremez. Kâfirlerin gideceği ve sonsuz kalacağı yer cehennemdir. <BR><BR>Şu halde, bir kâfir haksız olarak, işkence ile zulüm ile öldürülse, bütün dünyaya hizmet etse, Cennete giremez. <BR><BR>Bazıları da, <B>(çok temiz olan, yalan dolan bilmeyen, hırsızlık etmeyen, yol köprü, çeşme gibi insanlığa hizmet eden kâfirler de var. Bunlar da mı cennete girmeyecek)</B> diyorlar. Cennete girmenin çaresini, yolunu Cennetin, Cehennemin ve kâinatın sahibi olan Allahü teâlâ bildirdi. Bizim istememizle kimse Cennete veya Cehenneme girmez. Zengin-fakir, zenci-beyaz, köylü-şehirli, kadın-erkek, temiz-kirli, tembel-çalışkan, cimri-cömert, cahil-bilgin, zalim-mazlum benzeri hiçbir ayrım yapılmaz. Sadece imanlı ve imansız ayrımı yapılır. Yani Müslüman olan Cennete girer, ebedi nimetlere kavuşur. İmansız olan da, Cehenneme gider, ebedi azaba maruz kalır.<BR><BR><B>Ehl-i kitap Cennete girer mi?<BR>Sual:</B> Bir yazar, (Allah’a inanıp barışa yönelik hizmetler veren herkes, ister Yahudi, ister Hıristiyan olsun Cennete girecek) diyor. Doğru mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Elbette doğru değildir. Cennete yalnız Müslüman olanlar girer. Hud suresi 16. ve Tevbe suresi 17. âyet-i kerimelerinde, gayrimüslimlerin iyi amellerinin hiç fayda vermeyeceği, Muhammed aleyhisselama tâbi olmadıkları için Cehennemde sonsuz kalacakları bildirilmektedir. İyi işlere, ibadetlere sevap verilebilmesi için düzgün iman sahibi bir Müslüman olmak şarttır. <B>(Kitab-üt-tevhid) <BR></B><BR>Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<B><BR>(Eğer Ehl-i kitap </B>[Kur'ana ve Muhammed aleyhisselama]<B> iman edip</B> [kötülükten] <B>sakınsaydı, günahlarını örter, nimetleri bol Cennetlere koyardık.)</B> [Maide 65]<BR><B><BR>(İman edenlere en şiddetli düşmanlık edenler Yahudi ve müşriklerdir.) </B>[Maide 82]<BR><B><BR>(</B>[Ehl-i kitap]<B> "Yahudi ve Hıristiyanlar hariç hiç kimse Cennete girmeyecek" dediler. O iddia, onların kuruntusudur. Onlara de ki "Doğru söylüyorsanız delilinizi getirin.") </B>[Bekara 111]<BR><B><BR>(Kendi dinlerine uymadıkça, Yahudilerle Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar.) </B>[Bekara 120]<BR><B><BR>(İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi; fakat o, Allah’ı bir tanıyan hanif, doğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi.)</B> [Al-i İmran 67]<BR><BR>Hazret-i İbrahim, Hazret-i Musa, Hazret-i İsa da her Peygamber gibi Müslüman idi. Hazret-i Musa’ya ve Hazret-i İsa’ya o zaman inanan kimseler de Müslüman idi. Şimdiki Yahudi ve Hıristiyanlar, Muhammed aleyhisselama inanmadıkça, yani Müslüman olmadıkça ebedi Cehennemliktir. <BR><BR><B>Diyalogcuyu sollayan kişi<BR>Sual:</B> Bir yazar, sanki azap âyetleri yokmuş gibi, hep rahmet âyetlerini yazarak, Hıristiyanlara kucak açan diyalogcuları geride bırakıyor. Kitap, sünnet, icma ve kıyasa aykırı olarak, mazlum olarak ölen Hıristiyanların şehit olduklarını söylüyor. Şöyle diyor: (Şirke girmemiş, fakat zulümle ölmüş Hıristiyanların bir nevi şehit olduklarını söylemek âyet ve hadislere aykırı değildir. Çünkü Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır.)<BR><B>CEVAP<BR></B>Yazarın bu sözü dindeki dört delile [Kur’ana, sünnete, icmaya ve kıyas-ı fukahaya] aykırıdır. Şirke girmemiş Hıristiyan demek, Müslüman bir kâfir demektir. Kâfirse Müslüman denmez, Müslümansa kâfir denmez. Bu söz, necasete [pisliğe], temiz necaset demeye benzer. Yani temiz necaset denmez, temiz ise, o zaman necaset değildir. Hıristiyan gayrimüslimdir, kâfirdir. Her kâfir şirke girmiştir. Şirke girmemiş olana gayrimüslim veya Hıristiyan denmez, o Müslümandır. Şirke girerse kâfir olur. Hangi Hıristiyan Amentü’deki altı esasın hepsine inanıyor ki? Diyalogcu bir yazar da, (Hıristiyanlarla iman birliğimiz, Amentü’de ittifakımız var) diyordu. Ama o mazlum ölen Hıristiyana şehit demiyordu.<BR><BR>Hıristiyanlarla aramızdaki inanç farklılıkları çok ise de birkaçını bildirelim:<BR><B><BR>1-</B> Biz bir Allah’a inanırız. Onlar üç ilaha inanırlar. Hazret-i İsa’ya tanrının oğlu ve tanrı diyorlar. Onlar melekleri kız gibi görüyorlar, biz ise, meleklerde erkeklik dişilik olmadığını biliyoruz. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: <BR><B><BR>(Allah ile birlikte başka ilah edinen Cehenneme atılır. Rabbiniz oğulları size ayırdı da kendisi için kız olarak melekleri mi edindi? Elbette vebali çok büyük söz ediyorsunuz.)</B> [İsra 39, 40]<BR><B><BR>2-</B> Onlar tanrı gökte derler, biz Allah’ı mekândan münezzeh biliriz. <BR><B><BR>3-</B> Biz semavi kitapların hepsine inanırız, onlar, Kur’ana inanmazlar.<BR><B><BR>4-</B> Biz bütün Peygamberlere inanırız, onlar, Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki:<BR><B><BR>(Kimi, Ona</B> [Resulüme] <B>iman etti, kimi de, Ondan yüz çevirdi. Bunlara da çılgın ateşli Cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr ederek kâfir olanları elbette ateşe atacağız.)</B> [Nisa 55–56]<BR><BR><B>5-</B> Biz hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanırız, onlar, (Tanrı kötülükleri takdir etmez) derler.<BR><BR>Amentü’ye inanmayan Cennete gider mi? Yazar, Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmış diyerek gâvurlara da ahirette rahmet edileceğini söylüyor. Rahman, dünyadaki her mahlûka acıyan, Rahim, ahirette yalnız müminlere acıyan demektir. Allahü teâlânın rahmeti, şefkati dünyada müminlere ve kâfirlere, herkese birlikte yetiştiği halde, ahirette kâfirlere merhametin zerresi bile yoktur. İşte üç âyet meali: <BR><BR><B>(Kâfirlerin cami yapmaları ve diğer bütün</B> [iyi] <B>işleri, boşa gidecek, Cehennemde sonsuz kalacaklar.)</B> [Tevbe 17]<BR><BR><B>(Bunlara ahirette yalnız Cehennem vardır. Emekleri ahirette boşa gider.)</B> [Hud 15, 16] <BR><BR><B>(Kâfirlerin dünyada yaptıkları iyi işler, çölde görünen seraba benzer.)</B> [Nur 39]<BR><BR>Doğru iman [Ehl-i sünnet itikadı] şöyledir: Allah’ın azabından emin olmamak, rahmetinden de ümit kesmemek. Dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak... Hazret-i Zekeriyya şöyle övülüyor: <BR><B>(Korku ile ümit arasında dua ederdi.)</B> [Enbiya 90]<BR><BR>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: <BR><BR><B>(Müslüman havf ve reca</B> [korku ile ümit] <B>arasında bulunursa, Allahü teâlâ, ona umduğunu verir ve korktuğundan onu emin kılar.)</B> [Tirmizi]<BR><BR><B>(İmanın temeli Müslümanı sevmek ve kâfiri sevmemektir.)</B> [İ. Ahmed]<BR><BR><B>(İmanın efdali Allah için sevgi, Allah için buğzdur.) </B>[Taberani]<BR><BR>Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa’ya buyurdu ki: <BR><B>(Yer ve göklerdekilerin ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve kâfirlere düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.)</B> [K.Saadet]<BR><BR><B>Hak din yalnız İslam’dır<BR>Sual:</B> (Hıristiyanların mazlumları şehit olarak ölür ve Cennete gider) deniyor. Niye Yahudilerin veya başka kâfirlerin değil de, Hıristiyan kâfirlerin mazlumları şehit oluyor ve Cennete gidiyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Müslüman olmayan kimse, mazlum da olsa, zalim de olsa asla Cennete giremez. Zerre imanı olan Müslüman da, çok zalim de olsa, çok günahkâr da olsa, yine sonunda Cennete gider. Böyle inanmayan kimse Müslüman olamaz.<BR><BR><B>Çocuktan al haberi<BR>Sual:</B> Hıristiyanlarla irtibat halinde olan Müslüman bir komşumuzun 9–10 yaşlarında bir kız çocuğuyla konuşuyordum. Namaz kılıyor musun dedim. Bana dedi ki:<BR>(Hıristiyanlık da hak dinmiş. Onlar da Allah’a inanıyormuş. Müslümanlıkta olduğu gibi emir ve yasaklar yokmuş. Her gün namaz kılmak gerekmiyormuş. Kadınların örtünmesi de lazım değilmiş. Bunun için, annem babam, namaz kılmama lüzum olmadığını söylediler.)<BR>Acaba, Allah'a inandıkları için, Hıristiyanlar da Cennete girerler mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>İman, sadece Allah’ın varlığına inanmak demek değildir. Amentü’de bildirilen altı esasın hepsine birden inanmak ve beğenmek gerekir. Yani <B>Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna</B> <B>inanmak</B> şarttır. Bunlardan birisine inanmayan Müslüman olamaz. Peygamber efendimize iman etmeyen, hangi dinden olursa olsun, kâfirdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Beni duyup da iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan elbette Cehenneme girecektir.) </B>[Hâkim]<BR><BR>Hıristiyanlar ehl-i kitabdır. Ehl-i kitab kâfirdir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<BR><B>(Elbette, ehl-i kitaptan</B> [Yahudi ve Hıristiyan] <B>olsun, müşriklerden olsun bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en kötüsüdür.</B>) [Beyyine 6]<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3324]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Gitmezmiş]]></title>
<description><![CDATA[Mevlâ’yı bilip seven,<BR>Başkasını anmazmış,<BR>Onu maksut edinen,<BR>Şeytanlara kanmazmış.<BR><BR>Ölmez âşığın canı,<BR>Çürümez onun teni,<BR>Aşk kimi kıldı fâni,<BR>Ona zeval ermezmiş.<BR><BR>Emrine baş eğenin,<BR>Vuslatına erenin,<BR>Bülbül gibi ötenin,<BR>Kimse dilin bilmezmiş.<BR><BR>Aşkı ile bilişen,<BR>Allah için bölüşen,<BR>Halvetine erişen,<BR>Ölümden çekinmezmiş.<BR><BR>Büyük sözü tutmayan,<BR>Kibri söküp atmayan,<BR>Aşk tadını tatmayan,<BR>Doğru yola gitmezmiş.<BR><BR>Ona gönül verenin,<BR>İlmi ona erenin,<BR>Kalb gözüyle görenin,<BR>Talihleri sönmezmiş.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3340]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Gayrimüslimleri sevmek]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Bazı kimseler, kiliseye gidip âyinlere katıldığımız için, onlarla yakınlık ve dostluk kurduğumuz için bizi eleştiriyorlar. Eğer kâfirleri sevmek yasak olsaydı, onlara hoşgörüde bulunmak yasak olsaydı dinimiz kitaplı kâfirlerle evlenmeye izin vermezdi. Çünkü insanın hanımını sevmemesi mümkün değil. Yoksa Ehl-i kitapla evlenmek yasak mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ehl-i kitap zimmi ise tenzihen mekruh, harbi ise tahrimen mekruhtur. Bugün zimmi olan Ehl-i kitap yoktur. Hepsi harbidir. Tahrimen mekruh olsa da caizdir. Ancak evlenmekle kâfiri sevmeyi aynı kefeye koymak ne kadar yanlıştır. İnsan muzu da sever ama bunu yemek için sever. Gayrimüslim kızının kaşını, gözünü sever. Dinini sevmesi asla caiz olmaz. <BR><B><BR>Muhammed Masum</B> hazretleri buyurdu ki: <BR>Kâfirleri sevmemek Kur'an-ı kerimde açıkça emredilmiştir. Kur'ana uymak ise farzdır.<BR><BR>Kâfirleri sevmenin haram olduğunu bildiren âyet-i kerimelerden birkaçının meali şöyledir:<BR><B>(Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar, </B>[İslam düşmanlığında] <B>birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan</B> [kâfir] <B>olur. Allahü teâlâ, </B>[kâfirleri dost edinip, kendine] <B>zulmedenlere hidayet etmez.) </B>[Maide 51]<BR><B><BR>(Kâfirleri dost edinen, Allah’ın dostluğunu bırakmış olur.)</B> [Al-i İmran 28]<BR><B><BR>(Ey iman edenler, benim ve sizin düşmanınız olanları dost edinmeyin.)</B> [Mümtehine 1]<BR><BR><B>(Ey Nebi, kâfirlerle</B> [silahla] <B>ve münafıklarla</B> [öğütle, delille, belgeyle] <B>cihad et,</B> [öğüt de kâr etmezse] <B>onlara sert davran! Onların gidecekleri Cehennem, ne kötü yerdir.)</B> [Tevbe 73, Tahrim 9]<BR><BR>Eshab-ı kiram <B>(Kâfirlere gazap ederler, birbirlerine merhametlidirler)</B> diye övülüyor. (Feth 29) <BR><BR><B>Hakiki imana kavuşmak<BR></B>Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:<BR><B>(Allah’ın dostunu seven, düşmanını düşman bilenin imanı kâmil olur.)</B> [Ebu Davud] <BR><BR><B>(İsyan edenlere düşmanlık ederek, Allah’a yaklaşın!)</B> [Deylemi] <BR><B><BR></B><B>(Kâfirlerle mal, can ve dilinizle cihad edin!)</B> [Redd-ül-muhtar] (Kâfirleri sevmek cihad değildir.)<BR><BR>Halife Hazret-i Ömer'e, (Hireli bir Hıristiyan var. Çok zeki, yazısı da çok güzel, bunu kendine kâtip yap) dediler. Kabul etmedi. Aşağıdaki âyeti okuyup, <B>(Mümin olmayan birini dost edinemem)</B> dedi. <BR><BR>Ebu Musel Eşari hazretleri anlatır: <BR>Halife Ömer'e (Hıristiyan kâtibim çok işe yarıyor) dedim. “Niçin bir Müslüman kâtip almadın? <B>(Ey müminler, Yahudi ve Hıristiyanları sevmeyin)</B> âyetini işitmedin mi sen?” dedi. Ben de, “Onu dini için değil, kâtipliği için aldım” dedim. “Allahü teâlânın hakir ettiğine ikram etme! Onun zelil ettiğini aziz eyleme! Allah’ın uzaklaştırdığına yaklaşma” dedi. “Ama Basra’yı onunla idare edebiliyorum” dedim. “Hıristiyan ölürse ne yapacaksan, şimdi onu yap! Hemen onu değiştir”<B> </B>dedi.<BR><BR>Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: <BR><B>(Allahü teâlâ, hakkı Ömer’in diline ve kalbine yerleştirdi.)</B> [Tirmizi]<BR><B><BR>Sual: </B>Bazı kimseler, hoşgörü adı altında gayrimüslimlerle arkadaşlık kuruyorlar, Kiliselerine gidiyorlar, ayinlerine katılıyorlar. Bu dinen caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Asla caiz değildir. Aşağıdaki âyet-i kerimeler, kâfirleri sevmenin haram olduğunu bildiriyor:<BR><B>(Ey müminler, mümin olmayan kâfirlerle dost olmayın!)</B> [Âl-i İmran 118] <BR><B><BR>(Ey iman edenler, benim ve sizin düşmanınız olanları dost edinmeyin.)</B> [Mümtehine 1]<BR><BR><B>(İbrahim ve Onunla beraber olan müminlerin sözlerinden ibret alın! Onlar, kâfirlere dediler ki: Biz sizden ve putlarınızdan uzağız. Dininizi beğenmiyoruz. Allah’a inanıncaya kadar, aramızda düşmanlık, nefret vardır.)</B> [Mümtehine 4]<BR><BR>Eshab-ı kiram, <B>(Kâfirlere karşı çok çetin, sert davranırlar)</B> diye övülüyor. (Feth 29)<BR><BR>Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: <BR><B>(Allahü teâlâ, bir Peygambere vahy etti ki, şu âbide söyle: Benim için ne yaptı?) Âbid dedi ki: Yâ Rabbi! Senin için ne yapılır? Allahü teâlâ buyurdu: (Düşmanıma, benim için düşmanlık ettin mi ve sevdiğimi benim için sevdin mi?)</B> [Mektubat-ı Rabbani 3/55]<BR><BR>Kâfirler ve fâsıklar, Allahü teâlânın düşmanı olmasalardı, <B>Buğz-ı fillah</B> farz olmazdı. İnsanı Allahü teâlânın rızâsına kavuşturacak şeylerin en üstünü olmaz ve imanın kemaline sebep olmazdı. <BR><BR>Şeyhülislam <B>Abdullah-ı Ensâri</B> hazretleri buyuruyor ki: Falancayı sevmiyorum; çünkü hocamı üzmüştü. Bir kimse, hocanı üzer de sen üzülmezsen, köpekten aşağı olursun.<BR><BR><B>Mektubat-ı Masumiyye</B>’de buyuruluyor ki: <BR>Müminin kâfiri sevmesi üç türlü olur:<BR><B>1-</B> Onun küfrünü beğenir. Bunun için sever. Bu muhabbet yasaktır; çünkü onun dininden razı olmuştur. Küfrü beğenen kâfir olur. Böyle muhabbet, imanı giderir.<BR><B><BR>2-</B> Herkesle iyi geçinmek lazım olduğu için onlarla da iyi geçinilir.<BR><B><BR>3-</B> İkisi ortasıdır. Onlara meyleder, yardım eder. Dininin bâtıl olduğunu bilerek, akrabalık, iş arkadaşlığı sebebi ile dostluk yapar. Bu sevgi küfre sebep olmaz ise de, caiz değildir; çünkü bu sevgi, zamanla onun dinini beğenmeye sebep olur. Zaruretsiz gayri müslimler ile beraber olmak, kiliselerine gitmek, ayinlerine katılmak caiz değildir. <BR><BR>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(Müminler, müminleri bırakıp da, kâfirleri dost edinmesinler! Onları dost edinenler, Allah’ın dostluğunu bırakmış olurlar.)</B> [Al-i İmran 28]<BR><BR>Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: <BR><B>(Bir kavmi sevip de onlarla dostluk kuran, kıyamette onlarla haşrolur.) </B>[Taberani]<BR><BR>Yani bir milletin, âdete, tekniğe ait işlerini değil de, onların dinlerini, ibadetlerini, günah olan işlerini seven kimseler, kıyamette onlarla birlikte Cehenneme giderler. Fenne ait işlerini ve günah olmayan âdetlerini yapmak caiz ve lazımdır; çünkü fen, müminin kaybettiği malıdır, nerede bulursa alması lazımdır. Gayrimüslimler ile ticaret yapılır. Aldatılmaz, kötülük yapılmaz. Herkese olduğu gibi onlara da iyi davranılır. Müslüman olmaları için dua da edilir. Fakat onları kâfir iken şerefli kabul etmek caiz değildir. Cenab-ı Hak buyurdu ki:<BR><B>(Kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet, şeref mi arıyorlar? Bilsinler ki, bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.)</B> [Nisa 139]<BR><B><BR>(İzzet ve şeref isteyen, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır.)</B> [Fatır 10] <BR><B><BR>(Münafıklar, “Eğer bu savaştan Medine’ye dönersek, andolsun ki, şerefliler, alçakları oradan çıkaracak” diyorlardı. Oysa, şeref Allah’ın, Resulünün ve müminlerindir; ama münafıklar bunu bilmezler, anlamazlar.)</B> [Münafikun 8]<BR><BR>Hazret-i Ömer, kölesi ile nöbetleşe deveye biniyorlardı. Şam’a girerken deveye binme sırası köleye geldiği için, köle deve üzerinde idi. Şam ordusunun kumandanı olan Ebu Ubeyde bin Cerrah, bir heyetle karşılayıp, (Ya Halife! Böyle ne yapıyorsun? Bütün Şamlılar, bilhassa Rumlar, Müslümanların halifesini görmek için toplandılar. Sana bakıyorlar. Bu yaptığını beğenmezler) der. <BR><BR>Hazret-i Ömer buyurur ki: <BR>(Ya Eba Ubeyde, senin bu sözün, çok zararlıdır. İşitenler, şerefi, vasıtaya binip gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Şerefin, Müslüman olmakta olduğunu anlamayacaklar. Biz aşağı insanlardık. Allahü teâlâ Müslüman yapmakla bizleri şereflendirdi. Onun verdiği bu şereften başka şeref ararsak, Allahü teâlâ bizi yine zelil eder. Her şeyden aşağı eder. İzzet, İslam’dadır. İslam’ın ahkâmına uyan, aziz olur. Bu ahkâmı beğenmeyip, izzeti, şerefi başka şeylerde arayan zelil olur.)<BR><BR><B>Dünya kardeşliği mi?<BR>Sual: </B>Hazret-i Mevlana’nın veya Yunus Emre hazretlerinin ismini kullanıp, <B>(Dünya kardeşliği) </B>veya<B> (Evrensel din birliği)</B> gibi isimler altında yayınlar yapılıyor. (Herkes kardeştir. Bütün dinler aynıdır. İleride tek kutsal kitap olacak)<B> </B>gibi şeyler söyleniyor. Bunların dinimizdeki yeri nedir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bu açıkça dinsizliktir. Hakla bâtıl birleşmez. Mezhepsizler de, bid’at yani sapık mezhepleri hak mezheple birleştirip, tek mezhep haline getirmek için çalışıyorlar. Domuz sütüyle inek sütü aynı kaba konursa, inek sütü de necis olur. Bid’at mezheplerle, hak mezhep birleşirse bâtıl bir mezhep ortaya çıkar. Hıristiyanlık, Yahudilik ve Mecusilik gibi batıl dinlerle İslamiyet birleştirilmeye kalkılırsa, inek sütünün içine, idrar, kan ve zehir katmaya benzer. Allahü teâlâ, <B>(Hak din İslamiyet’tir. Başka dini kabul etmem)</B> buyuruyor. (Âl-i İmran 19, 85)<BR><BR>Allahü teâlânın emrine aykırı hareket etmek, dinsizlik olur.<BR><BR>Dünya kardeşliği demek çok yanlıştır. Batıl din mensuplarıyla müminler kardeş olamaz. Allahü teâlâ,<B> (Ancak müminler kardeştir)</B> buyuruyor. (Hucurat 10)<BR><BR>Masonların ve bazı başka grupların da bunlara benzer çalışmaları vardır. Sözün özü, İslamiyet’e aykırı olan her şey dinsizliktir.<BR><BR><B>Saplantının böylesi<BR>Sual:</B> Bir arkadaş, (Biz, hocamıza çok bağlıyız. Bizim hocamız bana Hıristiyan ol dese, tereddütsüz olurum) dedi. Böyle söylemek küfür olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, küfür olur. Bu söz, hocaya bağlılığını göstermek için söylenmiş gibi görünse de, bu sözden o hocanın talebelerine Hıristiyanlığı ne kadar cazip ve şirin gösterdiği de anlaşılmaktadır. İçki içerim, filan günahı işlerim yahut Yahudi veya başka dinden olurum demiyor da, özellikle Hıristiyan olurum diyor.<BR><BR>Bir kimse, filan şey, filan kimsededir yahut yoktur, kâfir olayım, Yahudi olayım diye, yemin etse, o şey, onda olsun veya olmasın, o kimse, kendi rızasıyla küfre varmıştır. İmanını ve nikâhını yenilemesi gerekir. <B>(İslam Ahlakı)</B><BR><BR>Bir kâfir için, başka kâfirden daha hayırlıdır demek küfür olur. <B>(Redd-ül muhtar)</B><BR><BR>Mesela Hıristiyan olmak Yahudi olmaktan daha iyidir veya Yahudi olmak Hıristiyan olmaktan iyidir demek küfür olur, çünkü böyle söylemekle bu bâtıl dinlere <B>iyi</B> denmiş oluyor. Bu konu bu kadar hassasken, sebebi ne olursa olsun, Hıristiyan olurum demenin ne kadar tehlikeli olduğu meydandadır. İhtiyaç olunca, biri diğerinden daha kötüdür demek gerekir. Hak din, iyi din, yalnız İslam'dır.<BR><BR><B>Ancak müminler kardeştir</B><BR><B>Sual:</B> <B>Evrensel din kardeşliği</B> ismi altında, gayrimüslimlere <B>kardeşlerimiz</B> demek doğru mudur?<BR><B>CEVAP</B><BR>Çok yanlıştır. Böyle bir düşünce, Kur’an-ı kerimi yalanlamak olur. Dinimiz, kâfirlerle de iyi geçinmeyi emreder, fakat iyi geçinmek ayrı, onları dost ve kardeş bilmek ayrıdır. Allahü teâlâ, <B>(Ancak müminler kardeştir)</B> buyururken, mümin olmayanları, gayrimüslimleri kardeş bilmek, bu âyet-i kerimeye de aykırıdır. Mümin, İslamiyet’e inanan demektir. Ehl-i kitaba inananlara mümin denmez. Müslüman olmayan herkes kâfirdir. Nelere inanırsa inansın, kâfirlere mümin denemez.<BR><BR>İmam-ı Kurtubi hazretleri, Bekara suresinin, <B>(Müslüman olarak can verin)</B> mealindeki 132. âyet-i kerimesinin, <B>(Müminler olarak can verin)</B> demek olduğunu bildiriyor. Hücurat suresinin, <B>(Ancak Müminler kardeştir)</B> mealindeki onuncu âyet-i kerimenin tefsirinde ise, bunun <B>(Müslümanlar kardeştir)</B> anlamında olduğunu bildiriyor. Peygamber efendimiz de bu âyet-i kerimeleri, aynı şekilde açıklamıştır. Mümin ve müslüman olanlar için <B>din kardeşiniz</B> tabirini kullanmıştır. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:<BR><B>(Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder.) </B>[Buhari, Müslim]<BR><BR><B>(Din kardeşinize rastlayınca selam verin!) </B>[İ. Sünnî]<BR><BR><B>(Mümin geçim ehlidir. O, din kardeşine rahatlık verir.) </B>[Dare Kutnî]<BR><BR><B>(Mümin beş çeşit şiddet arasındadır: Müslüman kardeşi onu çekemez, münafık ona buğzeder, sevmez onu, kâfir onun canına kasteder, kendi nefsi onunla uğraşır ve şeytan onu şaşırtmaya uğraşır.) </B>[İbni Lâl]<BR><BR><B>(Bir Müslüman, bir din kardeşine, onun hidayetinin artmasına vesile olacak hikmetli bir söz veya kendisini tehlikeden kurtaracak bir söz kadar iyi hediye veremez.) </B>[Ebu Ya’la]<BR><BR><B>(Bir müminin, Müslüman din kardeşine, hayırla, sevgiyle ve şefkatle bakması, benim şu mescidimde bir yıl itikâf etmesinden daha sevabdır.) </B>[İbni Lâl]<BR><B><BR>(Bir Müslümanın din kardeşine üç günden fazla dargın durması helâl değildir.) </B>[Ahmed]<BR><BR><B>Gayrimüslimlerle dostluk<BR>Sual:</B> Hristiyanlar düşman bilinip, onlara kâfirsiniz denirse, onlarla savaşılırsa, onlara dinimizi nasıl anlatabiliriz? Müslüman olmaları için, onlara hoş davranıp, dinlerine saygı göstermek gerekmez mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Dinimizi anlatmak için, diğer kâfirler değil de, niye özellikle Hristiyanlar tercih ediliyor? Sanki aralarında iş bölümü yapılmış gibi, başkaları da Yahudileri şirin göstermeye çalışıyor.<BR><BR>Gayrimüslimlerin Müslümanların dostu olamayacağını Allahü teâlâ bildiriyor. Onları dost bilmeden, uygun şekilde emr-i maruf yapılır.<BR><BR>İslam dini yeni gelmedi. 1400 yıldır dünyada Müslümanlarla gayrimüslimlerin aynı ülkelerde beraber yaşadıkları da olmuştur. Osmanlılar ve onlardan önceki Müslümanlar, gayrimüslimleri dost bilmediler, fakat hepsiyle iyi geçinerek, onlara güler yüz göstererek, aynı yerde yaşadıkları gayrimüslimlere yaşayışlarıyla örnek oldular. Onlara kötü davranmadılar. Merhametli davranarak çoğunun Müslüman olmasına sebep oldular. Zaten yüzlerine karşı siz kâfirsiniz diye hakaret etmek, günah olur.<BR><BR>Cihad da, kâfirlerin şahsına karşı yapılmadı. Cihad, İslam devletinin, insanların İslam dinini işitmelerine, Müslüman olmalarına mani olan, zalim diktatörlerin ordularıyla savaşması demektir. Böylelikle fethedilen yerlerdeki gayrimüslimlerden bir kısmı, İslamiyet’in adaletini, güzelliğini, Müslümanların örnek hayatını görerek Müslüman oldular. Müslüman olmayanlar bile, bu adalet sayesinde dünyada rahat ve huzur içinde yaşadılar.<BR><BR><B>Kâfiri sevmek<BR>Sual: </B>Kâfirleri sevmek küfür müdür?<B><BR>CEVAP<BR></B>Bu husus, sevginin durumuna göre değişir.<BR><BR>Eshab-ı kiramdan Enes bin Malik hazretleri buyuruyor ki: <B>(İnsan, dünyada kimi seviyorsa, âhirette onun yanında olacaktır)</B> hadis-i şerifi, Müslümanları sevindirdiği kadar, hiçbir şey sevindirmemiştir. Müslümanları seven, Müslümanlarla birlikte Cennete; Kâfirleri seven ise, kafirlerle birlikte Cehenneme gidecektir. <B>(Berika)</B><BR><BR>Bir hadis-i şerif meali:<BR><B>(Kâfirlerle muaşeret ve mübaşeret edene Allahü teâlâ lanet eder.)</B> [Kıymetsiz Yazılar]<BR>Yani, kâfirlerle dostluk kurup, onları seven lanetleniyor. Bu kadar açıkça yasak edilmesine rağmen, bir kimse kâfirleri severse, zamanla bu emre önem vermez. Yukarıda da bildirildiği gibi, zaruretsiz onlarla görüşmemek gerektiği anlaşılıyor. Zaruretsiz olan bu dostluk ve sevginin küfre sürükleyeceği anlaşılıyor.<BR><BR>Değil kâfiri, bid’at ehli Müslümanı bile sevmek çok tehlikelidir. Fudayl bin İyad hazretleri buyuruyor ki: Bid’at ehlini sevenlerin ibadetlerini, Allahü teâlâ kabul etmez, kalblerinden imanlarını çıkarır. <B>(Gunye)<BR></B><BR>Bid’at ehline sevgi besleyenin kalbinden iman nuru çıkar. <B>(Seyf-ül Ebrar)</B><BR><BR>İmam-ı Rabbani hazretleri, (Bid’at sahibine kıymet veren İslamiyet’i yıkmaya yardım etmiş olur) buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<BR><B>(Bid'at sahibine hürmet eden, İslamiyet’i yıkmaya yardım etmiş olur.)</B> [Taberani] (İslamiyet’i yıkmaya yardım etmek küfür olur.)<BR><BR>Müslüman olan bid’at ehlini sevmek bu kadar tehlikeli olursa, kâfiri sevmenin dehşeti daha kolay meydana çıkar. Kâfirleri, münafıkları ve mürtedleri sevmemek dinin emridir. Bunun için, <B>Hubb-i fillah</B> ve <B>Buğd-i fillah</B> imanın şartı oldu. <B>(S. Ebediyye)</B> [İmanın şartı yoksa, o iman nasıl geçerli olur?]<BR><BR><B>S. Ebediyye</B>’de de, (Kızını kâfire veren kimsenin kendisi de, kızı da kâfir olur) buyruluyor. Kızı kâfirle evlendirmekle, Allah'ın emri beğenilmemiş oluyor. Allah'ın emrine önem vermediği için evlenmiş veya evlendirmiş oluyor. Allah'ın emrine önem vermeyen de kâfir oluyor.<BR><BR><B>Kıyamet ve Âhiret</B> kitabında, (Allahü teâlânın sevmediklerini sevmek yasaktır, küfürdür) buyuruluyor. Burada da aynı incelik var. Allahü teâlâ, (Dinsizle evlenilmez) buyurduğu gibi, (Düşmanlarım sevilmez) de buyuruyor. Bir dinsizle evlenince veya onu sevince, Allah'ın emri beğenilmemiş oluyor. Hem Allah'ın emrini beğenmek, hem de dinsizle evlenmek mümkün değildir. Burada küfür olan, günah işlemek değil, emri beğenmemektir.<BR><BR>Kâfirle zina küfür olmaz. Ama onunla evlenmek küfür oluyor. Küfür olmasının sebebi, Allah’ın, (Dinsizle evlenilmez) emrini hiçe saymak oluyor. Günah olduğunu bilerek zina edilince, haram işleniyor, fakat evlenince, Allah'ın emrine önem verilmemiş oluyor. Günaha önem vermemek de böyle küfür oluyor. Mesela içki içtiğine veya namaz kılmadığına üzülmeyen kimse, içki içtiği veya namaz kılmadığı için değil, dinin emir ve yasaklarına önem vermediği için küfre giriyor.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3597]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kıyametin büyük alametleri]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Kıyametin büyük alametleri nelerdir?<BR><B>CEVAP<BR>Müslim</B>, <B>İbni Mace</B>, <B>Ebu Davud</B>, <B>Nesai</B>,<B> Tirmizi</B>,<B> İ. Ahmed</B>,<B> Taberani</B>,<B> İbni Cerir ve İbni Hibban</B>’daki hadis-i şerifte, şu on alametin çıkacağı bildirilmiştir:<BR><B><BR>1- Hazret-i Mehdi gelecek</B><BR>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<BR><BR><B>(Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) </B>[Tirmizi]<BR><B><BR>(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, </B>“Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” <B>diyecektir.) </B>[Ebu Nuaym] <BR><B><BR>2- Deccal gelecek </B><BR>Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <BR><B>(Deccal çıkar, tanrı olduğunu söyler. Onun tanrılığına inanan kâfir olur.)</B> [İ. E. Şeybe] <BR><B><BR>3- Hazret-i İsa gökten inecek: <BR></B>Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: <BR><BR><B>(Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için Yahudileri lanetledik. Onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi.) </B>[Nisa 157] <BR><BR><B>Hazret-i İsa göğe kaldırılmıştır.</B> (Nisa 158) <BR><B><BR>(Elbette o </B>[Hazret-i İsa’nın Kıyamete yakın gökten inmesi], <B>Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyiniz!) </B>[Zuhruf 61, Beydavi] <BR><BR>Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<BR><B>(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak</B>, [Hıristiyanlığı kaldıracak]<B> domuzu öldürecek, </B>[domuz etini yasaklayacak]<B> İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.) </B>[Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe] <BR><B><BR>(İsa inince, her yerde sükûn, emniyet meydana gelir. Öyle ki aslanla deve, kurtla kuzu serbestçe dolaşır, çocuklar yılanlarla oynar.) </B>[Ebu Davud]<BR><B><BR>(On alamet çıkmadan kıyamet kopmaz. Biri İsa’nın gökten inmesidir.)</B> [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Mace, Nesai, İ.Ahmed, Taberani, İ.Hibban, İ. Cerir] <BR><B><BR>4- Dabbet-ül-arz çıkacak </B><BR>Bu husustaki hadis-i şeriflerden birinin meali şöyledir: <BR><B>(Dabbet-ül arz, Musa’nın asası ile mümine dokunur, alnına </B>Cennetlik <B>yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman’ın mührü ile vurur, </B>Cehennemlik <B>yazılır, yüzü simsiyah olur.) </B>[Tirmizi] <BR><BR><STRONG>(O söz başlarına geldiği zaman, </STRONG>[Kıyamet alametleri zuhur edince]<B>, onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin iman etmemiş olduklarını söyler.)</B> [Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]<BR><B><BR>5- Yecüc ve Mecüc çıkacak </B><BR>Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki: <BR><B>(Yecüc ve Mecüc, set yıkılıp her tepeden akın ederler.) </B>[Enbiya 96] <BR><BR>Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: <BR><B>(Yecüc ve Mecüc, kıyametin ilk alametlerindendir.) </B>[İbni Cerir] <BR><B><BR>6- Duman çıkacak </B><BR>Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: <BR><B>(Gökten bir duman çıkacağı günü gözetle!) </B>[Duhan 10] <BR><BR>Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: <BR><B>(Dumanın</B> <B>tesiri mümine nezle gibi gelir, kâfire ise çok şiddetlidir.) </B>[Ebu Davud] <BR><B><BR>7- Güneş batıdan doğacak </B><BR>Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <BR><B>(Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama imanı fayda vermez.) </B>[Buhari, Müslim]<BR><BR>Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(Rabbinin bazı âyetleri </B>[alametleri]<B> geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez.)</B> [Enam 158]<BR><BR>Âlimler, bu âyetteki alametlerden birinin de güneşin batıdan doğması olarak bildirmişlerdir. Yukarıdaki hadis-i şerif de zaten bunu açıkça bildiriyor. <BR><B><BR>8- Ateş çıkacak</B><BR>Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <BR><B>(Hicazdan çıkan ateş, Basra’daki develerin boyunlarını aydınlatır.) </B>[Müslim] <BR><B><BR>9- Yer batması görülecek</B><BR>Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<BR><B>(Doğu, Batı ve Ceziret-ül Arab’da yer batışı görülecek.) </B>[Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace] <BR><B><BR>10- Kâbe yıkılacak</B><BR>Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<B><BR>(Bir Habeşli Kâbe’yi tahrip edecektir. Onu şu anda siyah elleri ile Kâbe’nin taşlarını bir bir söker halde görüyorum.)</B> [Buhari, Müslim]<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3941]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hazret-i Mehdi gelecektir]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Mehdi hurafedir diyenler oluyor. Nasıl cevap verilebilir?<BR><B>CEVAP<BR></B>İbni Hacer-i Mekki, <B>(Alamat-i Mehdi)</B>, imam-ı Süyuti, <B>(El-bürhan)</B> ve imam-ı Şarani <B>(Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi)</B> kitabında iki yüze yakın, Hazret-i Mehdi’nin alameti bildirilmektedir. Hazret-i Mehdi için hurafe demek, ilme ihanettir, kıyamet alametidir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:<BR><B>(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, </B>“Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” <B>diyecektir.) </B>[Ebu Nuaym] <BR><B><BR>(Ehl-i beytimden bir zat yeryüzüne hâkim olmadıkça kıyamet kopmaz. Onun alnı açıktır, kemer burunludur. Yeryüzü zulümle dolu iken, o, dünyayı adaletle doldurur. İdaresi yedi yıl sürer.) </B>[Müslim]<B><BR><BR>(Eshab-ı Kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacak ve İsa bunun zamanında gökten inecek ve Deccal ile harb ederken, Mehdi, onunla beraber olacaktır.)</B> [İ.Süyuti]<BR><B><BR>(Yeryüzüne dört kişi malik oldu. İkisi mümin Zülkarneyn ile Süleyman idi. İkisi kâfir, Nemrud ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak, benim evladımdan biri yeryüzüne malik olacaktır.)</B> [İ.Süyuti]<BR><B><BR>(Horasan tarafından gelen siyah sancaklılara katılın. Onların içinde Allah'ın halifesi Mehdi vardır.)</B> [Hakim, İ.Ahmed, Deylemi]<BR><BR><B>(Nasıl helak olur bir ümmet ki, başında ben, sonunda Meryem oğlu İsa ve ortasında da ehl-i beytimden Mehdi vardır.)</B> [Hâkim, İ.Asakir]<BR><B><BR>(Şarktan çıkan bir grup, Mehdi’ye yardım ederler.)</B> [İbni Mace, Taberani]<BR><BR><B>(Mehdi çıkınca, Allahü teâlâ ona rahmetini indirir.)</B> [İ.Ahmed, Hakim]<BR><B><BR>(Mehdi bendendir, yeryüzünü hak ve adaletle doldurur.)</B> [Ebu Davud]<BR><BR><B>(Dünyayı</B> <B>küfür kaplamadıkça Mehdi gelmez.) </B>[Mekt.Rabbani 2/68]<B> <BR><BR>(Mehdi gelince, bir bereket olacak, ümmetim rahat edecektir.)</B> [İbni Ebi Şeybe]<BR><BR><B>(Mehdi ehl-i beyttendir. Allahü teâlâ onu bir gecede olgunlaştırır.)</B> [İbni Mace, İ.Ahmed]<BR><BR><B>(Deccal’ın veya Mehdi’nin geleceğine inanmayan kâfir olur.)</B> [Favaid-il Ehbar - Şerh’is-Siyer]<BR><B><BR>(Mehdi, Kureyşten ve ehl-i beytimdendir.)</B> [İ.Ahmed, Baverdi]<BR><BR><B>(Mehdi benim soyumdandır.)</B> [İbni Mace]<BR><BR><B>(Mehdi evladı Fatıma’dandır.)</B> [Ebu Davud, Hakim]<BR><B><BR>(Mehdi, amcam Abbas’ın soyundandır.)</B> [İ.Asakir, Dare Kutni]<BR><BR><B>(Ya Abbas, senin soyundan bir genç dünyayı adaletle doldurur, İsa ile namaz kılar.) </B>[Hatib, İbni Asakir, Dare Kutni]<BR><BR>[Burada tenakuz [çelişki] yoktur. Abdülkadir-i Geylani hazretleri anne tarafından seyyid, baba tarafından şerif idi. Hazret-i Mehdi de, Hazret-i Fatıma’nın soyundan bir genç, Hazret-i Abbas’ın soyundan biri ile evlenince, her iki soydan da gelmiş olur.]<BR><BR>Hazret-i Ali, oğlu Hasanı gösterip, "Bu oğlumun neslinden biri çıkacak, dünyayı adaletle dolduracaktır" buyurdu. <B>(Ebu Davud)</B><BR><BR>Kütüb-i sitteden <B>Buhari</B>,<B> Müslim</B>,<B> Ebu Davud</B>,<B> İbni Mace</B>,<B> Tirmizi </B>ve diğer hadis âlimlerinin bildirdikleri bu hadis-i şerifleri ve Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamalarını akıl ve iman sahibi hiç kimse inkâr edemez. Tevil etmek de dinimize aykırıdır. Herkes dinin hükümlerini tevil etmeye kalkarsa ortada din diye bir şey kalmaz. <BR><BR>İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki:<BR><B>(Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hazret-i İsa'nın gökten inmesi, Deccal’ın ve diğer kıyamet alametlerinin hepsi aynen hadis-i şerifte bildirildiği gibi,</B> [tevilsiz olarak] <B>zamanı gelince gerçekleşeceğine inanırız.)</B> [Fıkhı ekber]<BR><BR><B>Hazret-i Mehdi gelince<BR>Sual:</B> Tam İlmihal’deki,<B> </B>(Hazret-i Mehdi, ahir zamanda dünyaya gelecektir. İsa aleyhisselamla buluşacak, mezhepleri kaldıracak, yalnız onun mezhebi kalacaktır) ifadesinden kasıt nedir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hazret-i Mehdi geldiğinde, hak mezheplerin hükmü unutulmuş olacak, bid'at mezhepleri ortalığı kaplayacak, ortada hak bir mezhep kalmayacaktır. Yani mezheplerin doğru bilgileri kalmayacak, sadece isimleri kalıp, din düşmanları veya sapıklar tarafından bu isimler suistimal edilecektir. <BR><BR>Hazret-i Mehdi, ictihad edecek, ictihadı Hanefi mezhebine uygun olacaktır. Zaten İsa aleyhisselamın Hıristiyanlığı yasak ettiği gibi, Hazret-i Mehdi de diğer bozuk fırkaları, bozuk mezhepleri yasak edecektir. Bozuk mezhepleri kaldıracağı için mezhepleri kaldıracak ifadesi kullanılmıştır.<BR><BR><B>Hazret-i Mehdi’nin üstünlüğü<BR>Sual:</B> Hazret-i Mehdi, dört halifeden daha üstün müdür?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kesinlikle değildir. Bu hususta İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<BR>Resulullahın vefatından bin sene geçtikten sonra, ümmetinden gönderilen âlimlerin sayısı azsa da, İslamiyet’i tam kuvvetlendirmeleri için, çok yüksek olacaklardır. Resulullah efendimiz, hazret-i Mehdi’nin geleceğini haber vermiştir. Bin sene sonra gelecektir. İsa aleyhisselam da, bin sene sonra, gökten inecektir. Bin sene sonra gelen Evliyanın yükseklikleri, Eshab-ı kiramın yüksekliklerine benzemektedir. Her ne kadar, Peygamberlerden sonra, en üstün insanlar Eshab-ı kiram ise de, sonra gelenler, bunlara çok benzedikleri için, hangilerinin daha üstün oldukları anlaşılamaz gibi olmuştur. Belki de bunun içindir ki, Resulullah efendimiz, <B>(Öncekiler mi daha üstündür, yoksa sonrakiler mi? Bilinemez)</B> buyurdu. Yoksa (Öncekiler mi daha üstündür, yoksa sonrakiler mi, bilmem) buyurmadı, çünkü hangilerinin daha üstün olduğunu elbette biliyordu. Bunun için, <B>(En üstün olanlar, benim zamanımda bulunan Müslümanlardır)</B> buyurmuştu, fakat çok benzedikleri için, şüphe hâsıl olduğundan <B>(Bilinemez)</B> buyurdu.<BR><BR>Resulullah, Eshab-ı kiramın zamanından sonra, Tabiinin zamanının yüksek olduğunu bildirdi. Bundan sonra da Tebe-i tabiinin zamanının üstün olduğunu bildirdi. Bunların da, bin sene sonra gelenlerden daha üstün oldukları anlaşıldı. Sonra gelenlerin, Eshab-ı kirama çok benzemesi nasıl olur denilirse, şöyle cevap veririz ki, o iki asrın, bu son gelenlerden daha üstün olması, belki onlarda Evliya sayısının çok ve bid’at sahiplerinin az olduğu için olabilir. Bunun için, sonra gelenler arasında birkaç Evliyanın, o iki asırda bulunan Evliyadan daha yüksek olduğunu söylemek, yanlış olmaz. Mesela, hazret-i Mehdi böyledir, fakat Eshab-ı kiramın zamanı, her bakımdan, daha yüksektir. Bunun üzerinde konuşmak bile lüzumsuzdur. Önce gelenler, onlardır. Naim Cennetinde yakîn olanlar onlardır. Başkalarının dağ kadar altın sadaka vermesi, onların bir avuç arpa vermesinin sevabına kavuşturamaz. Allahü teâlâ, dilediğini rahmetine kavuşturur. <B>(1/209)</B><BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3945]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İbadetle başka şey mukayese edilmez]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Tam İlmihal’de, <B>(Hoparlörden çıkan imamın sesine âmin denince namaz bozulur. Çünkü imamın değil, benzeri bir sese âmin denmiş oluyor)</B> deniyor. Hoparlörden çıkan ses, sahibinin gerçek sesi olmadığına göre, radyodan, kasetten dinlediğimiz sesler de gerçek müzik olmaz. O zaman radyodan müzik dinlemek caiz olmuyor mu? <BR>İbni Âbidin’de, <B>(Birisinin yüzüne bakmayacağım diye yemin eden, aynadaki görüntüsüne bakabilir. Çünkü, bu görüntü, kendisi değildir, benzeridir)</B> deniyor. Bu duruma göre porno film seyretmek caiz olmuyor mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Her ikisi de caiz olmaz. Birinci örnekte ibadetle müzik dinlemek birbirine karıştırılıyor.<B> </B>İbadet ayrı, müzik ayrıdır. İbadetle başka şey mukayese edilmez. Namazda yiyip içmek namazı bozar, ama başka zaman yiyip içmenin mahzuru olmaz. Namazda iken başkasının sözü ile hareket edince namaz bozulur, ama başka zaman mahzuru olmaz. Biz namazda iken, birisi Fatiha okusa, sonunda biz âmin desek namaz bozulur. Ama imamın Fatihasına âmin dense bozmaz. İmamdan gayrisine âmin denmez. Hoparlörden çıkan ses de hakiki bir sestir, ama imamın sesi değildir. Hoparlörden çıkan sese <B>gerçek ses değildir</B> denmez. Gerçek sestir. Ama imamın sesi değildir, benzeri bir sestir. Onun için namaz sahih olmuyor.<BR><BR>Müzik, müziktir, ister bunu Yeliz çalsın, isterse Kaya çalsın, isterse teypten gelsin, fark eden bir şey olmaz. Şarkıcının bizzat kendi sesi olmasa da, benzer bir ses oluyor, yani yine aynı günah oluyor. Burada sesin benzeri ile aynısı fark etmiyor. Ortada bir iş ve bir ses var, benzeri ile aynısı olması neticeyi değiştirmiyor.<BR><BR>Resim bir insanın bizzat kendisi değildir, kendisinin resmidir. Resme bakmakla kendisine bakılmış olmaz. Ama çıplak resmine bakmak haram olur. Şimdi bilgisayarla çıplak kadın resmi de yapılıyor. Bu tamamen hayali bir resimdir buna bakmak haram olmaz denemez.<BR><BR>Bilgisayarla yazılan yazı, asıl yazı değil diye, bu yazılar, şahıslar ve kanun nezdinde ve dinimize göre geçersiz olur mu hiç? İyi ise iyi yazıdır, kötü ise kötü yazıdır.<BR><BR>Bir CD'nin içine yüzlerce cilt kitap sığıyor. Elektronik ortamda kitaplar, hatta kütüphaneler var. Hakiki kitap değil diye bunlar yok sayılır mı? Radyoda, TV’de, telefonda veya bilgisayarda, çeşitli suç işlesek, sonra bunları dikkate almayın, bunlar bizim hakiki görüntümüz, hakiki sesimiz ve hakiki yazımız değil, benzerleridir desek, suç işlememiş mi oluruz? Yazdığımız ve söylediğimiz şeyler dinen yasak ise, günahtan kurtulur muyuz?<BR><BR>Telefon sapıkları, musallat oldukları insanlara neler çektiriyor. İlanı aşk yapan, sövüp sayan veya müstehcen konuşanları var, her türlüsü var. Şimdi bunların hakiki sesi değil diye yaptıklarını hoş görebilir miyiz? Bu sapık, benim hakiki sesim değil, beni suçlu sayamazsınız diyebilir mi?<BR><BR>Bunun için ibadetle ibadet olmayan işi karıştırmamak gerekir. Robotla çok iş yapılabilir ama, robota namaz kıldırsak kendimiz kılmış olmayız veya namazımızı filme alsak, namaz vakitlerinde onu oynatsak namaz kılmış olmayız. Bazı kimseler, (Hoparlör günlük işlerde kullanılıyor da niye ibadette kullanılmasın) diyorlar. Robotlara birçok işler yaptırılıyor. Robota imamlık da yaptırılabilir, Kur’an da okutulabilir, namaz da kıldırılabilir. Belki hacca da robot gönderilir. Peki ama bunların dinimizle ne alakası olur? Bu aletler ibadet olmayan işlerde kullanılır. İbadete bid’at sokulmaz.<BR><BR><B>Hoparlörden çıkan ses<BR>Sual:</B> Telefonla boşamak, yemin etmek, vekâlet vermek gibi şeyler geçerli oluyor da, aynı ses ve nakil olması sebebiyle niçin namazda hoparlördeki ses imamın sesi olmuyor?<B><BR>CEVAP<BR></B>Telefonda, radyoda ve hoparlörde, hem söyleyenin sesi var, hem de elektrikle mıknatısın hâsıl ettiği metalik ses var. Bu iki ses birbirine çok benzese, hiç ayırt edilmese de birbirinin aynı değildir. Birisi asıl, diğeri bunun benzeridir. Sinema ve televizyonda hareket eden şekiller, resimler gibidir. Hiç kimse, bu resimler, kendilerini meydana getiren asıllarının aynıdır diyemez. Boşanmada, zekât vermede, yazışmalarda vasıta, araç kullanmak, yani bu işleri bir vekile de yaptırmak caizdir. Telefonla hoparlör, mektup gibi araç olduğu için caiz olmaktadır. Mektupla, boşama, vekâlet caiz olur. Ezanda, namazda ve Kur’an-ı kerim okumada, dinlemede, bizzat kendisinin bu işleri yapması şarttır. Başkası yapsa kendisi yapmış sayılmaz. Mesela bir kimsenin namaz kılışı kameraya alınsa, bu film gösterilse o kişi namaz kılmış olmaz. Birisine, (Git, okunan Kur’an-ı kerimi dinle) denilse, o da dinlese, gönderen bizzat dinlemiş olmaz.<BR><BR>Namazda, o namazı kılan imam ve müezzinin sesinden başka sese uymanın caiz olmadığı bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. Onun için zekâtla namaz birbirinden ayrılır. Din kitaplarımızda deniyor ki:<BR>Toprağa konan küçük bir karpuz çekirdeğinden, kocaman bir karpuz meydana geliyor. Bu karpuz o çekirdek değildir. Çekirdek çürüyüp, yok olmuştur. Hoparlörün mikrofonuna söylenen söz de, yok olmakta, başka ses hâsıl olmaktadır. Yani, hoparlörün sesi, insan sesine çok benzediği halde, insan sesi değildir. Müezzinin sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Duyulan ses, imamın, müezzinin sesi değil, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği sestir. Bu sese ezan denmez. Ancak salih Müslüman olan erkeğin kendi sesiyle okuduğuna ezan denir. Hatta kendi sesi olsa da, fâsığın, çocuğun veya kadının okuduğuna da ezan denmez. İbadetlere faydalı şeyler ilave ediyoruz demek çok yanlıştır. İslam âlimleri, kendiliklerinden bir değişiklik yapmazlar. Yapılan değişikliğin bid’at olup olmadığını anlarlar. Hoparlörün sünnet olmadığı, bid’at olduğu meydandadır, çünkü Peygamber efendimiz, <B>(İbadetleri bizim gibi yapmayan, bizden değildir)</B> buyuruyor. <B>(S. Ebediyye)</B><BR><BR><B>Hoparlör ve çalgı</B><BR><B>Sual:</B> Hoparlörden çıkan ses söyleyenin sesi olmadığına, başka ses olduğuna göre, hoparlörden çıkan çalgı sesini dinlemek caiz olmaz mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hoparlör de çalgıdır. Yani çalgıyı kim söylerse söylesin, caiz olmaz. Çalgı, kendiliğinden ses çıkarmaz. Ses çıkarmak yani kullanılmaları için, davula vurmak, kavala üflemek ve hoparlöre söylemek gerekir. <B>(S. Ebediyye)</B><BR><BR><B>Hoparlörle vaaz etmek<BR>Sual:</B> Ezan ve namazda hoparlör ve diğer çalgı aletleri kullanmak bid’at oluyor da, TV’de veya hoparlör kullanarak konuşmak, vaaz etmek niye caiz oluyor?<B><BR>CEVAP<BR></B>Radyo, TV ve hoparlörle, faydalı yayınlar yapılması caiz, hattâ sevab olur. Ses farklı da olsa, vaazları, nasihatleri, faydalı bilgileri duyurmak için, hoparlör, teyp, kaset, CD kullanmak caizdir. Bunlarda önemli olan, ses değişikliğe uğrasa da, söylenen bilgilerin karşı tarafa iletilmesidir. Yazıyla da iletilse aynıdır. İnsan sesi olmasıyla, aletten çıkan farklı bir ses olması arasında fark yoktur. TV’de vaaz edilebilir; ama namazda TV’deki imama uymak caiz olmaz. Dinimiz, ezan ve namazda, bizzat insan sesinin kullanılmasını emretmiştir. İbadetlerde değişiklik yapılamaz. Üç hadis-i şerif meali:<BR><B>(İbadetleri bizim gibi yapmayan, bizden değildir.)</B> [Miftah-ül cenne]<BR><BR><B>(Bizim yaptığımıza benzemeyen her amel, merduddur.) </B>[Mizan-ül-kübra]<BR><BR><B>(Bir millet, dinlerinde bir bid’at çıkarırsa, Allahü teâlâ, buna benzeyen bir sünneti yok eder. Kıyamete kadar bir daha geri getirmez.)</B> [Mektubat-ı Rabbani]<BR><BR><B>Hoparlörün faydası<BR>Sual: </B>Hoparlör de mizmar yani çalgı aleti olduğuna ve ibadetlerde çalgı kullanmak da küfür olduğuna göre, ilahi okurken hoparlör kullanmak da küfür olmaz mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hoparlör, çalgı olarak kullanıldığı gibi, konuşmaları iletmek için de kullanılıyor. Günah işlerde kullanılmadığı zaman, ibadete haram karıştırılmış olmaz. Mesela davul çalgıdır. Davulu sofra gibi kullanıp, üzerinde yemek yense, davul çalma günahı olmaz. Çalgı olarak kullanılmış olmaz. Davul derisinin günahı olmaz, onu çalgı olarak kullanmak günahtır. Davulu su kırbası olarak, su tulumu olarak kullanmak günah değildir. İçki konmuş bir şişe, yıkanıp su konsa hiç mahzuru olmaz. Bunun gibi, zurnaları birbirine bağlayıp su akıtılsa içilen suya mizmar, çalgı karışmış olmaz.<BR><BR>Radyolarda hiç müzik ve dine aykırı şey yapılmasa, radyonun, hoparlörün suçu ne ki? Dine uygun şeyler, dini bilgiler verilse, gayet uygundur, günah değildir. Bunun için din kitaplarımızda da şöyle bildiriliyor:<BR>İslam âlimleri fennin bulduklarını hep iyi karşılamıştır. Radyo, televizyon ve hoparlörle, her yerde faydalı yayınlar yapılması sevabdır, fakat ibadetleri, hoparlörün tırmalayıcı sesi ile yapmak caiz değildir. <B>(S. Ebediyye)<BR></B>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4730]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kadıyanilik (Ahmedilik)]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual</B>: Kadıyanilik nedir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hindistan’ın Pencap eyaletinde 1880’de Mirza Gulam Ahmed Kadıyani tarafından kurulmuştur. <B>Ahmediye</B> de denir. İngilizlerin Hindistan’ı sömürge yaptıktan bir yıl sonra ortaya çıkan bu fırka, onlar tarafından beslenmiştir. İslâmiyet’i içerden yıkmak için çalışan İngiliz casuslarının yardımıyla Pencap ve Bombay’da cahil halk arasında süratle yayıldı. Sonra Avrupa ve Amerika’da gayrimüslimlerden ve dinini bilmeyen cahillerden taraftarlar buldu.<BR><BR>Daha önce İsmailiye fırkasında olan Mirza Gulam Ahmed, önce müceddid, daha sonra da <B>Mehdi</B> olduğunu iddia etti. İsmailî ve Behaîlerden taraftar buldu. En sonunda kendisinin, gökten ineceği bildirilen <B>İsa Mesih</B> olduğunu, yeni bir din getirdiğini söyledi. Kadıyan’da yaptırdığı mescide, <B>Mescid-i Aksa</B> dedi. Kendisinin Kur’an-ı kerimde övüldüğünü iddia etti. Hazret-i İsa’ya iftiralarda bulundu. İslam âlimleri, Kadıyanilerin Müslüman olmadıklarını ittifakla bildirmiştir. İslâm âlimlerinin bunlara verdiği cevapları dikkate alan Pakistan Parlamentosu da, 7 Eylül 1974 tarihli kararıyla Kadıyanileri, İslâm dışı azınlık olarak ilân etti. Buna rağmen, Müslüman süsü verebilmek için, kendilerinden <B>Müslüman Ahmediye cemaati </B>diye bahsediyorlar. Kadıyanilerin İslamiyet’e uymayan görüşleri çoktur. Birkaçı şöyledir:<BR><B>1-</B> (<EM>İsa’yı Yahudiler asmak istemişlerdi; fakat kendiliğinden öldü ve toprağa kondu. Sonra kabirden çıkıp Keşmir’e gitti. Orada İncil’i öğretip tekrar öldü) </EM>diyorlar. Hâlbuki Ehl-i sünnet âlimleri, İsa aleyhisselamın ölmediğini, diri olarak göğe kaldırıldığını bildirmişlerdir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(Allah’ın resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için Yahudileri lanetledik. Hâlbuki onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen kimse kendilerine İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler tam bir kararsızlık içindedir. Bu konuda zandan başka hiçbir bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. Bilakis Allah İsa’yı kendi nezdine kaldırmıştır.) </B>[Nisa 157–158]<BR><BR><B>2</B>- <EM>(İsa ve Muhammed aleyhisselâmın ruhları insan şeklinde görünecektir. Bu da Mirza Ahmed’dir. Başka Mehdi yoktur. İsa Mesih ve Mehdi, aynı kişiye verilen iki isimdir)</EM> diyorlar. Halbuki İsa aleyhisselamla hazret-i Mehdi aynı kişi değildir. İkisinin de gelmesi kıyametin büyük alametlerindendir.&nbsp;İki hadis-i şerif meali:<BR><B>(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak,</B> [Hıristiyanlığı kaldıracak] <B>domuzu öldürecek,</B> [domuz etini yasaklayacak] <B>İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.)</B> [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe]<BR><BR><B>(İsa, Mehdi’nin arkasında namaz kılacaktır.)</B> [İbni Hacer-i Mekki]<BR><BR><B>3-</B> İslâmiyet’le bildirilen cihadı, yanlış yorumlayarak, Kur’an-ı kerimin mânâsını değiştiriyorlar. Cihad sadece sözle olur diyorlar. İslam âlimleri ise, cihadı üçe ayırıyorlar: Savaşla yapılan cihadı, devlet yapar. Sözle ve her türlü yayın vasıtasıyla olan cihadı İslam âlimleri yapar. Bu iki cihadı yapamayan da, mal, can ve duayla yardım eder. Bu da her Müslümanın vazifesidir. Bir âyet-i kerime meali:<BR><B>(Ey iman edenler! Din düşmanlarının eziyetlerine sabredin. Onlarla olan cihadda üstün gelmek için, sabır yarışı yapın. Sınır boylarında kâfirlere karşı cihad için nöbet bekleyin ve Allah’tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz) </B>[Al-i İmran 200]<BR><BR><B>4- </B>Mirza Gulam Ahmed, <B>Hakikat-ul-Vahy</B> kitabında, <EM>(Allah bu ümmet arasında, İsa’dan daha üstün bir Mesih yarattı. O da benim. İsa şimdi sağ olsaydı, benim yaptıklarımı yapamazdı. Bende görülen mucizeler, onda görülmezdi. Allah beni peygamber olarak gönderdi. Bana üç yüz bin mucize verdi</EM><B><EM>)</EM> </B>diyerek küfrünü açıkça ortaya koymuştur. Üç hadis-i şerif meali:<BR><B>(Nübüvvet ve risalet sona erdi. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.)</B> [Tirmizi]<BR><BR><B>(Benden sonra peygamber gelmez; ama peygamberim diyen yalancılar çıkar.)</B> [Mişkat]<BR><B><BR>(Allah’ın resulüyüm diyen yalancılar çıkmadıkça, kıyamet kopmaz.)</B> [Buhari]<BR><BR><B>5-</B> <EM>(Talimatlarımıza gönülden bağlı olana da, Allah mucizeler ihsan eder)</EM> diyorlar. Hâlbuki <B>mucize,</B> sadece Peygamberlerde görülür.<BR><BR><B>6-</B> <EM>(Herkesi sev, kimseden nefret etme!)</EM><B> </B>diyorlar. Dinimiz ise, Müslümanları sevip, Allah düşmanlarını sevmememizi emrediyor. Üç âyet-i kerime meali:<BR><B>(Allah’a ve kıyamet gününe iman edenler; babaları, kardeşleri ve akrabası olsa da, Allah’ın ve Resulünün düşmanlarını sevmez.)</B> [Mücadele 22]<BR><BR><B>(Kâfirleri dost edinen, Allah’ın dostluğunu bırakmış olur.)</B> [Âl-i İmran 28]<BR><BR><B>(Ey iman edenler, Yahudileri de, Hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar,</B> [İslam’a olan düşmanlıklarında] <B>birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan</B> [kâfir] <B>olur. Allahü teâlâ, </B>[kâfirleri dost edinip, kendine] <B>zulmedenlere hidâyet etmez.) </B>[Maide 51]<BR><BR><B>7-</B> <EM>(Mümin olsun, kâfir olsun, hiç kimse, ebediyen azap içinde kalmaz; çünkü Kur’anda “Benim rahmetim her şeyi kaplar” denmektedir)</EM> diyorlar. Hâlbuki Allahü teâlânın rahmeti, şefkati dünyada müminlere ve kâfirlere, herkese birlikte yetiştiği ve herkesin çalışmasına, iyiliklerine dünyada karşılığını verdiği halde, ahirette kâfirlere merhametin zerresi bile yoktur. Kâfirler, cehennemde ebedi kalacaklardır, cehennemden çıkmalarına, kesinlikle imkân ve ihtimal yoktur. İşte üç âyet-i kerime meali:<BR><B>(Elbette, ehl-i kitabdan</B> [Yahudi ve Hıristiyan] <B>olsun, müşriklerden olsun bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en kötüsüdür.)</B> [Beyyine 6]<BR><BR><B>(Âyetlerimizi yalanlayan kâfirler, cehennemliktir, orada ebedi kalırlar.)</B> [Bekara 39]<BR><BR><B>(Âyetlerimizi yalanlayıp büyüklük taslayanlar cehennemliktir. Onlar, orada temelli kalırlar.)</B> [Araf 36]<BR><BR>Kur’anı kerimin tamamına inanmadıkça, Müslümanız demekle Müslüman olunmaz.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5193]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Yaratıcı var demek yetmez]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Bir ateist, <EM>(Hiçbir şey kendiliğinden olamayacağı için, fen ve teknik çok ilerlemesine rağmen bir karınca, bir domates bile yaratılamadığına göre, bu muazzam kâinatın bir yaratıcısı olduğuna inanıyorum, ama dinlere, peygamberlere, kitaplara, âhirete, Cennete ve Cehenneme inanmıyorum. Ben bir deistim) </EM>diyor. Bu kimseye dinsiz denir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR><B>Ateist</B> de olsa, <B>deist</B> de olsa İslamiyet’e inanmayan dinsizdir. Deist, bir yaratıcı var dediği hâlde, hiçbir dine ve peygambere inanmayan kâfir demektir. Nasreddin Hoca'nın, <B>(Doğduğuna inanıyorsun da, öldüğüne niye inanmıyorsun?)</B> dediği gibi, (Ben öğrenciyim, ama öğretmene, derse, imtihana inanmam) denir mi? Öğrenci ise, öğretmene, derse inanması gerekir. (Ben kanuna inanırım, ama savcıya, mahkemeye inanmam) denir mi? Ortada bir kanun varsa, bunu hazırlayanlar var, onları uygulayan mahkemeler var demektir. Yaratık yani kul ise, onu yaratana inanması lazımdır. Gerçekten yaratıcıya inanan kimsenin, elbette onun emir ve yasaklarına da inanması gerekir.<BR><BR>Yaratıcı var demekle, Allah’a inanmak çok farklıdır. Yaratıcı diye, hâşâ bostan korkuluğu gibi, hiçbir şeye karışmadığı tasavvur edilen hayâli bir varlığa inanmanın ateistlikten hiç farkı yoktur. Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamdan beri çeşitli dinler, peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Bunları kabul etmeyen, Allah’ı kabul etmiş sayılmaz.<BR><BR>Peygamberlerin hepsi, zamanlarındaki en ileri ilimlerde mucize gösterip, Allahü teâlânın birer elçisi olduklarını ispat etmişlerdir. <B>İmam-ı Rabbani </B>hazretleri buyuruyor ki:<BR>Musa aleyhisselam zamanında sihir çok ileriydi. O zaman, sihir yapanlar, olmayan şeyleri, hayalde, varmış gibi gösteriyorlardı. Sihrin en yüksek derecesine çıkmışlardı. Musa aleyhisselamın asasının büyük yılan olup, kendi sihirleri olan yılanları yuttuğunu görünce, bunun sihrin dışında ve insan gücünün üstünde olduğunu anlayıp, hemen iman ettiler.<BR><BR>İsa aleyhisselamın zamanında, tıp ilmi çok ileriydi. Çok hastalığa çare bulunmuştu. Hazret-i İsa gelince, tıp uzmanlarının tedavi edemediği hastalıkları iyileştirdi. Anadan doğma körlerin gözünü açtı. Ölmüş kimseleri diriltti. Beşikteyken konuştu ve peygamber olduğunu ispat etti.<BR><BR>Muhammed aleyhisselam zamanında da, Arabistan yarım adasında, edebiyat, şairlik ve belagat sanatı en yüksek derecesine varmıştı. Yazdıkları şiirlerin belagatleriyle övünürlerdi. Resulullah, Kur’an-ı kerimi getirince çoğu, Kur’an-ı kerimin belagatinin icazı karşısında, bunun Allah kelamı olduğunu anlayarak, Müslüman oldu. <B>(İsbat-ün-nübüvve)<BR></B><BR>Bütün peygamberler, hep aynı imanı söylemiş, hepsi ümmetlerinden aynı şeylere iman etmelerini istemişlerdir. Hepsi Allahü teâlânın var ve bir olduğunu, sıfatlarını, sonsuz ahiret hayatının, Cennetin, Cehennemin var olduğunu bildirmiştir. İman konusunda hiçbir farklılık yoktur.<BR><BR>Tarih incelenirse insanların, önlerinde Allahü teâlânın gönderdiği bir rehber olmadan, kendi başlarına gidince, hep yanlış yollara saptıkları görülür. İnsan, kendisini yaratan büyük kudret sahibinin var olduğunu, aklı sayesinde anladı, fakat ona giden yolu bulamadı. Peygamberleri işitmeyenler, yaratıcıyı önce etraflarında aradı. Kendilerine en büyük faydası olan güneşi yaratıcı sandılar ve ona tapmaya başladılar. Sonra, büyük tabiat güçlerini, fırtınayı, ateşi, kabaran denizi, yanar dağları ve benzerlerini gördükçe, bunları yaratıcının yardımcıları zannettiler. Her biri için bir resim, alamet yapmağa kalktılar. Bundan da putlar doğdu. Böylece, çeşitli putlar ortaya çıktı. Bunların gazabından korktular ve onlara kurbanlar kestiler. Hattâ insanları bile bu putlara kurban ettiler. Her yeni olay karşısında, putların miktarı da arttı. İslamiyet geldiği zaman Kâbe’de 360 put vardı. Kısacası insan, bir, ezelî ve ebedî olan Allahü teâlâyı kendi başına bir türlü tanıyamadı. Bugün bile güneşe ve ateşe tapanlar vardır. Bunlara şaşmamalı, çünkü rehbersiz, karanlıkta doğru yol bulunamaz.<B> (H.L.O. İman)</B><BR><BR>Görüldüğü gibi, yaratıcıyı kabul etmekle doğru yol bulunmuş olmuyor. Allah’ı robot gibi düşünmek, hiçbir şeye karışmaz demek, ne kadar yanlıştır. Her asırda peygamberler gelmiş, Allah adına konuşmuş, hâşâ yalan söylemişler!<BR><BR>Mucizesiz peygamber olmaz. Yalandan peygamberim, resulüm diyen kimseler elbette çıkar, ama bunlar mucize gösteremez. Yalanları kolayca anlaşılır. Körün gözünü açmak, ölüleri diriltmek, parmağından suların akıp bir ordunun içmesi, bir anda Mekke’den Kudüs’e gitmesi oradan da gökleri gezip gelmesi, cansızların ve hayvanların konuşması basit olaylar değildir. Bunları ancak Allah’ın gönderdiği peygamber yapar. Hâşâ peygamber yalan söylese Allah müdahale etmez mi? Bir âyet-i kerime meali:<BR><B>(Eğer o</B> [Resul] <B>bize atfen,</B> [Kur’ana] <B>bazı sözler katsaydı, biz onu kuvvetle yakalayıp şah damarını koparır, helak ederdik, hiçbiriniz de buna engel olamazdı.)</B> [Hakka 44–47]<BR><BR>Şu halde, ben Allah’a inanıyorum diyen kimsenin, kitaplara ve peygamberlere de iman etmesi ve ibadetlerini yapması, haramlardan kaçması gerekir. İmanın altı şartından birine bile inanmayan iman sahibi olamaz. <EM>(Ben sadece Allah’a inanıyorum)</EM> demesi kendini aldatmaktan başka bir şey değildir. Allah’ın varlığına inanmayan kimseyle, <EM>(Allah’a inanıyorum ama âhirete inanmıyorum)</EM> diyen kimse arasında, âhiretteki durumu bakımından fark yoktur. İkisi de sonsuz olarak cehennemliktir. Yaratıcıya inanıyorum dediği hâlde, ebedî azaptan korkmamak ne büyük ahmaklıktır. Hazret-i Ali, dirilmeye inanmayan birine diyor ki:<BR><B>(Biz âhirete inanıyoruz. Diyelim ki, senin dediğin gibi tekrar dirilmek olmasaydı, inanıp ibadet etmekle bizim hiç zararımız olmazdı. Ya bizim dediğimiz gerçek meydana çıkarsa ki, elbette çıkacak, o zaman sen sonsuz olarak azaba maruz kalacaksın.)</B><BR><BR>Dinsiz kimse ölünce, kendi inancına göre, yok olacak. İslamiyet’e göre ise, o Cehennemde sonsuz azap görecektir. İnanan da, sonsuz nimetler içinde yaşayacaktır. Aklı, bilgisi olan bir insan, bu ikisinden elbette, ikincisini seçer. Sonsuz azapta kalmak, bir ihtimal bile olsa, bunu hangi akıl kabul eder? Hâlbuki âhiret hayatı, bir ihtimal değil, apaçık bir gerçektir. O halde aklı, ilmi olanın, Allah’a ve onun bildirdiklerine inanması gerekir.<BR><BR>İslamiyet’in koyduğu kurallar, sadece âhirette değil, dünyada da rahat içinde yaşamaya sebep olur. Bir ateist bile, İslam ahlakına uygun yaşarsa, dünyada rahat ve huzur içinde olur. Mesela, bir eczanede yüzlerce ilaç vardır. Her ilacın kutusunda tarifesi vardır. İlacı, tarifeye uygun kullanan, yararını; tarifeye uymayan zararını görür. Yeni bir makine, cihaz imal edilince, içine prospektüsü [tanıtım yazısı, tarifesi] konur. O cihazı yapan, aletin sağlıklı çalışabilmesi için nelere dikkat edilmesi gerektiğini bilir. İnsanları yoktan yaratan da, onun sağlıklı çalışabilmesi için ne yapması gerektiğini elbette bilir. Kur’an-ı kerimde, <B>(Yaratan hiç bilmez mi?)</B> buyuruluyor. (<B>Mülk</B> 14)<BR><BR>Öldükten sonra başına gelecekleri düşünmeyene, kendisini ebedi tehlikeye atana akıllı denebilir mi? Kur’an-ı kerimin çok yerinde, <B>(Düşünmüyor musunuz?)</B> diye ikaz edilmektedir. Üç hadis-i şerif meali:<BR><B>(Aklı olmayanın dini de yoktur.) </B>[Tirmizi]<BR><BR><B>(Akıllı kimse, Allah’a ve Peygamberine inanan ve ibadetlerini yapandır.)</B> [İ. Muhber]<BR><BR><B>(Aklı olan kimse iman eder.)</B> [Beyheki]<BR><BR>Başıboş yaratılmayan insanın, ne yapması gerektiğini, peygamberleri vasıtası ile, kitaplar göndererek bildirmiştir. Son peygamber olan Muhammed aleyhisselama gönderilen kitabı ise Kur'an-ı kerimdir. Kur'an-ı kerim çok veciz olduğu için, Peygamber efendimiz bunu hadis-i şerifleri ile açıklamıştır.<BR><BR>Hadis-i şerifler de, diğer insanların sözlerine göre veciz olduğundan, bizlerin kolayca anlayabilmesi için âlimler bunları açıklamıştır. Bu, doktor ve eczacının ilacı hastaya verirken, aç karnına tok karnına, sabah akşam birer tane, suyla iç, sütle içme gibi tarifine benzetilebilir. Kur'an-ı kerimde insanın niçin yaratıldığı bildirilmiştir:<BR><B>(Cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.) </B>[Zariyat 56]<BR><BR>Allahü teâlâ, (Bana doğru iman edip emrime uyan Cennete, uymayan ise Cehenneme gidecektir) buyurmuştur. İbadetlerin faydası Allahü teâlâya değil, herkesin kendinedir. Maaşla çalışan bir doktor, bir hastaya ilaç verse, ilacın doktora faydası yok diye o ilacı kullanmamak akla uygun değildir. Zehir içsem doktora ne zararı olur diyerek zehir içmesi de ahmaklıktır. İşte, günahlarımın Allah’a bir zararı yok diyerek, her çeşit günahı işlemek akıllı insanın yapacağı iş değildir.<BR>Her insanın yaptığı ibadetin faydası kendisinedir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(Kim, </B>[ibadetlerini yapar ve günahlarından] <B>temizlenirse, faydası kendisinedir.) </B>[Fatır 18]<BR><BR>(Hiç kimsenin ibadetine Allah’ın ihtiyacı yoktur. İbadet etsek de etmesek de Allah'a bir faydası ve zararı yoktur) diye, yanlış düşünen kimse, perhiz yapmayan hastaya benzer. Bu hastasına doktor, perhiz tavsiye ediyor. Bu ise, (Perhiz yapmazsam doktora hiç zararı olmaz) diyerek, perhiz yapmıyor. Evet, doktora zararı olmaz, ama kendine zarar vermektedir. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, onun hastalıktan kurtulması için, perhiz yapmasını tavsiye etmiştir. Doktorun tavsiyesine uyarsa, şifa bulur. Uymazsa ölür gider. Doktorun bundan hiç zararı olmaz. Bunun gibi, (Allah’ın benim ibadetime ihtiyacı yok) diyerek ibadetten kaçanlar da, Cehenneme gider.<BR><BR><B>Dinsiz felsefeciler<BR>Sual:</B> Bir arkadaş, (Ben deistim, ateiste göre dinsiz sayılmam) derken, bir başkası da, (Ben agnostik inanca sahibim, ben de ateiste göre dinsiz sayılmam) diyor. Bunlar da dinsiz değil mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Bunlar Fransızca kelime ve tâbirlerdir. Önce bunlar ne demek onu açıklayalım:<BR><B>Athéisme</B> = ateizm, bir yaratıcıya inanmayan felsefe akımıdır. Bu dinsizlere, <B>athéiste</B> = ateist denir. Bu muazzam düzenli hâlde olan her şeyin, kendiliğinden tesadüfen yaratıldığını sanan ve savunan ahmak kâfirlerdir.<BR><BR><B>Déisme</B> = deizm, bu kâinatın bir yaratıcısının olduğunu kabul edip, bu kâinattaki insanlara karışmadığını, onları başıboş bıraktığını zanneden felsefe akımıdır. Hiçbir dine inanmayan bu kâfirlere <B>déiste</B> = deist diyorlar.<BR><BR><B>Agnosticisme </B>=<B> </B>agnostisizm, bir yaratıcıya yok denilemeyeceği gibi, var da denemez, görülmediği için bilinemez diyen felsefe akımıdır. Bu bataklığa girenlere <B>agnostique</B> = agnostik diyorlar.<BR><BR><B>Théisme</B> = teizm, bu akım deistler gibi bir yaratıcıya inanırlar. Bunlara <B>théiste</B> = teist diyorlar. Deistlerden farkı, yaratıcının insanlık için dinler gönderdiğini söylerler. Brahmanizmin kolu olan budizme ve ateşe tapan Mecusilik gibi semavî olmayan dinlere de inanıyorlar. Ateistler, bu teistlere dinci diyorlar.<BR><BR>Müslümanlığın haricindeki bütün yollar, bütün <B>“…izm”</B>ler dinsizliktir.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5387]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Yahudiler ve Mehdi]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>(Yahudilere göre de Mehdi gelecek. Mehdi gelince Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar kucaklaşacaktır. Müslümanlar, Ehl-i kitapla omuz omuza verip, ateizme karşı mücadele edeceklerdir. Zaten ehl-i kitap bizim kardeşimizdir, fakat Hıristiyanların üç tanrı inancı yanlıştır. Yahudiler onlar kadar kötü değildir, can ciğer kardeşimizdir. Tevrat’ı okumak gerekir. Şiiler gibi Vehhabiler de din kardeşimizdir, bunlar Mehdi’nin askerleri olacaktır. Yahudilerin bekledikleri Mesih, bizim beklediğimiz Mehdi’dir. Bu onları baskıdan kurtaracak, vaat edilmiş toprakları yeniden elde edecek ve Yahudileri tüm dünyaya hâkim kılacaktır) diyenler çıktı. Bunların maksatları nedir? Mehdi, Müslümanları değil de, niye Yahudileri dünyaya hâkim kılacak? Sanki aralarında iş bölümü yapar gibi, niye günümüzdeki insanların bazıları Hıristiyanlara, bazıları da Yahudilere daha çok sempati duyar ki? Bu işin Yahudi İbni Sebe ile de bir ilgisi olabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Dinimizde böyle bir şey yoktur, hiçbir din kitabında böyle bir şey yazmaz. Bunlar yeni türedilerin uydurmalarıdır.<BR><BR>Yahudilerin Mehdi’yi beklediğini söylemek çok yanlıştır. Onlar, Muhammed aleyhisselam kendi ırklarından olmadığı için, âhir zaman peygamberini bekliyorlar, (Kral Mesih gelecek ve bizi dünyaya hâkim kılacak) diyorlar. Buna Mehdi demek kadar saçma bir şey olamaz.<BR><BR>Hazret-i Mehdi ve Hazret-i İsa gelince, Yahudilik veya Hıristiyanlık değil, İslamiyet yeryüzüne hâkim olacak ve bütün bâtıl dinler ortadan kalkacaktır. Üç hadis-i şerif meali:<BR><B>(İsmini duyduğunuz kimselerden, yeryüzüne dört kişi malik oldu. İkisi mümin, ikisi de kâfirdi. Mümin olan iki kişi, Zülkarneyn ile Süleyman idi. Kâfir olan ikisi de, Nemrut ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak, yeryüzüne, benim evladımdan biri, </B>[Mehdi]<B> malik olacaktır.)</B> [M. Rabbani]<BR><BR><B>(Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak</B> [Hıristiyanlığı kaldıracak], <B>domuzu öldürecek </B>[domuz etini yasaklayacak]<B>, <U>İslam’dan başka her şeyi</U> yasak edecektir.)</B> [Buhari]<BR><BR><B>(İsa inince İslamiyet’le hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, <U>Müslümanlardan başka herkesi</U> helak edecek, sonra yeryüzünde sükûn, emniyet meydana gelecektir. O kadar ki, aslan deveyle, kaplan inekle ve kurt kuzuyla serbestçe dolaşacak, çocuklar yılanlarla oynayacak. İsa ölünce, cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır.)</B> [Ebu Davud]<BR><BR>Peygamber efendimiz, Hazret-i İsa gelince, Allahü teâlânın Müslümanlardan başka herkesi helak edeceğini bildirirken, Müslümanların Yahudi ve Hıristiyanlarla, yani Allahü teâlânın düşmanı olan kâfirlerle kucaklaşacaklarını söylemek, normal insanın söyleyeceği bir söz değildir.<BR><BR>Yahudilere ve Hıristiyanlara kucak açanlar, şu mealdeki âyet-i kerimeleri hiç mi görmediler? Gördüler de, yoksa hâşâ inanmıyorlar mı?<BR><B>(İman edenlere en şiddetli düşmanlık edenler Yahudi ve müşriklerdir.)</B> [Maide 82]<BR><BR><B>(Ey iman edenler, Yahudileri de, Hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar, </B>[İslam’a düşmanlıkta]<B> birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan </B>[kâfir]<B> olur. Allahü teâlâ, </B>[kâfirleri dost edinip, kendine]<B> zulmedenlere hidayet etmez.)</B> [Maide 51]<BR><BR><B>(Dinlerine uymadıkça, Yahudilerle Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar.)</B> [Bekara 120]<BR><BR>Demek ki, Tevrat ve İncil okumakla, onlarla dost olmakla, bunlar Müslümandan hoşnut olmazmış. Hoşnut olmaları için, Allahü teâlânın bildirdiği gibi, dinlerine uymak gerekiyormuş. Peki, bunu bir Müslüman nasıl yapar?<BR><BR>Allahü teâlânın, sevmeyin, dostluk kurmayın dediği kimseleri sevmek ve onlarla dostluk kurmak, dinimize aykırıdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(İmanın en sağlam temeli ve en kuvvetli alameti, hubb-i fillah, buğd-i fillahtır.)</B> [Ebu Davud]<BR><BR><B>(İsyan edenlere düşmanlık ederek, Allahü teâlâya yaklaşın!)</B> [Deylemi]<BR><BR><B>(Bir kavmi sevip de onlarla dostluk kuran, kıyamette onlarla haşrolur.)</B> [Taberani]<BR><BR>Hıristiyanlarla Yahudilere olduğu gibi, Vehhabilerle Şiilere neden kucak açıldığını, özellikle de Yahudilerle Şiilerin ön planda tutulmasının sebebini anlamak da zordur.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6144]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kıyamet alameti yok mu?]]></title>
<description><![CDATA[Reformcu yazar diyor ki:<BR><EM>(Kıyamet alametleri diye bir şey yoktur. Bunu statükocular, hadis rivayet materyallerine dayandırıyorlar ki, bu da Kur’ana zıttır<B>. Mehdi, Deccal</B> ve <B>İsa</B>’nın gelişine dair yaptığım bilimsel araştırmalar, bunların İslam literatürüyle ilgisi olmadığını göstermiştir. Kıyamet alametlerinin imanla da bir ilgisi yoktur.)<BR></EM><B>CEVAP<BR></B>Kıyametin<B> </B>ne zaman kopacağı bildirilmemişse de, alametleri âyet ve hadiste açıkça bildirilmiştir. Süper mezhepsiz olandan başkası bunları inkâr edemez.<BR><B><BR><U>Kıyametin büyük alametleri:<BR></U></B><BR>Meşhur Cibril hadisinde, bir zat, kıyametin alametlerini sordu. Resulullah da bildirdi. O zat gittikten sonra, Resulullah bize, <B>(Bunları sorup giden, Cebrail aleyhisselam idi. Size dininizi bildirmek için gelmişti)</B> buyurdu. (Müslim, Nesai, Ebu Davud, Tirmizi)<BR><BR>Kıyametin bir büyük alametleri, bir de küçük alametleri vardır. Önce büyük alametleri bildirelim:<BR><B>Müslim</B>, <B>İbni Mace</B>, <B>Ebu Davud</B>, <B>Nesai</B>,<B> Tirmizi</B>,<B> İ. Ahmed</B>,<B> Taberani</B>,<B> İbni Cerir ve İbni Hibban</B>’daki hadis-i şerifte, şu on alametin çıkacağı bildirilmiştir:<BR><BR><B>1- Hazret-i Mehdi gelecek,</B><BR><B>2- Deccal gelecek,</B><BR><B>3- Hazret-i İsa gökten inecek,</B><BR><B>4- Dabbet-ül-arz çıkacak,</B><BR><B>5- Yecüc ve Mecüc çıkacak,</B><BR><B>6- Duman çıkacak,</B><BR><B>7- Güneş batıdan doğacak,</B><BR><B>8- Ateş çıkacak,</B><BR><B>9- Yer batması görülecek,</B><BR><B>10- Kâbe yıkılacak.<BR></B><BR>İsa aleyhisselam, <B>(Deccal’ın çıkması Kıyamet alametidir. Ben gökten inip onu öldüreceğim)</B> dedi. (Müslim, İ. Mace, Ebu Davud, İ. Ahmed, Taberani, İ. Süyuti, İ. Münavi, İ. Nevevi, Kenzil ummal, Mecmul zevaid)<BR><B><BR><U>Kıyametin küçük alametleri<BR></U><BR></B>Kıyametin kopmasına yakın önce küçük alametler çıkacaktır. Sonra da büyük alametler çıkacaktır. Kıyametin küçük alametleri ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:<BR><B>(İnsanlar camilerle ve camilerin süsüyle övünmedikçe kıyamet kopmaz.) </B>[İbni Mace]<BR><BR><B>(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmaz.) </B>[Hatib]<BR><BR><B>(Fitneler artmadıkça, kıyamet kopmaz.) </B>[Buhari]<BR><BR><B>(İnsanlarda cimrilik artar ve kıyamet kötülerden başkası üzerine kopmaz.) </B>[İ. Neccar]<BR><BR><B>(Ahlaksızlık ve fuhuş açık olmadan, komşular kötüleşmeden, hainler emin, eminler hain sayılmadan, akrabalık arasında soğukluk olmadan kıyamet kopmaz.)</B> [İ. Ahmed]<BR><BR><B>(Yemin ederim ki, cimrilik, fuhuş meydana çıkmadıkça, emine hıyanet edilip, haine güvenilmedikçe, iyiler helak olup kötüler kalmadıkça kıyamet kopmaz.) </B>[Hâkim]<BR><BR><B>(Yeryüzünde Allah diyen Müslüman kaldıkça kıyamet kopmaz.) </B>[Müslim]<BR><BR><B>(İlim kalkmadıkça, depremler, katliamlar çoğalmadıkça kıyamet kopmaz.) </B>[Buhari]<BR><BR><B>(Mal çoğalıp artmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki, zekât verilecek kimse bulunmaz. Birine zekât teklif edilince, </B>“Benim buna ihtiyacım yok”<B> der.) </B>[Buhari]<BR><BR><B>(İki büyük taife, davaları bir olduğu halde, çarpışmadıkça, kendilerine Allah’ın resulüyüm </B>[peygamberim] <B>diyen yalancılar çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) </B>[Buhari]<BR><BR><B>(Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça, taşlar bile, “Ey Müslüman şu arkamda gizlenen Yahudi’yi öldür” diye haber vermedikçe kıyamet kopmaz.) </B>[Buhari]<BR><BR><B>(Yetmiş tane resulüm diyen yalancı kişi çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) </B>[Taberani]<BR><BR><B>(Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak.)</B> [Buhari]<BR><BR><B>(Livata mubah sayılmadıkça, gökten taş yağmadıkça kıyamet kopmaz.) </B>[Deylemi]<BR><BR><B>(Kıyamet kopmadan yüz yıl önce yeryüzünde Allah’a ibadet eden kalmaz.) </B>[Hâkim]<BR><BR><B>(</B>“Keşke şu kabirdeki ben olsaydım” <B>denmedikçe kıyamet kopmaz.) </B>[Müslim]<BR><BR><B>(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmaz.) </B>[Buhari]<BR><BR><B>(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.) </B>[Deylemi]<BR><BR><B>(Kötüler dünyaya hâkim olmadıkça kıyamet kopmaz.) </B>[Tirmizi]<BR><BR><B>(Kıyamet ancak kötü insanların başına kopar.) </B>[Müslim, İbni Mace]<BR><BR>Kıyamet yaklaştığı zaman şunların da olacağı bildirilmiştir:<BR><B>(İnsanlar temizlikte fazla titiz olacak, vesvese edip dinde haddi aşacaklar.) </B>[Ebu Davud]<BR><BR><B>(Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor olacak.) </B>[Hâkim]<BR><BR><B>(Kötü kadınlar, çoğalıp, fuhuş bir toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş </B>[frengi, AIDS gibi] <B>bulaşıcı hastalıklara maruz kalacak. Ölçüde, tartıda hile yapılacak ve geçim darlığı baş gösterecek.)</B> [Beyheki]<BR><BR><B>(Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.)</B> [Beyheki]<BR><BR><B>(Zengine malı için tazim edilecek, fuhuş yayılacak, piçler çoğalacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek. Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.) </B>[Hâkim]<BR><BR><B>(İlim kalkar, cehalet, anarşi ve ölüm çoğalır.) </B>[İbni Mace]<BR><BR><B>(Ulema, halkın istediği yönde fetva verip, helale haram, harama helal derler; Kur’anı ticarete, menfaate alet ederler.) </B>[Deylemi]<BR><BR><B>(Vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz.) </B>[Tirmizi]<BR><BR><B>(Kıyamet alametleri bir ipteki boncukların peş peşe kopması gibi birbirini takip eder.) </B>[İ.Ahmed, Taberani]<BR><BR><B>(Kıyamet alametlerinin ilki, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vaktinde insanlara Dabbet-ül-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen peşindedir.)</B> [Müslim, Ebu Davud]<BR><BR><B>(Din cahillerinin çoğalması, kıyamet alametlerindendir.)</B> [Buhari]<BR><BR>Bu kadar vesikayı inkâr edene ilim sahibi denebilir mi?<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6500]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İbadet ve Cennet]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> <B>İslam Ahlakı</B> kitabında, (Allahü teâlâ, ibadetleri, Cennete girmek için sebep yaptığını bildiriyor. Yani Cennet nimetlerini ibadetlere karşılık olarak yaratmıştır. Hadis-i şerifte <B>“Hiç kimse Cennete, ibadeti sebebi ile girmez”</B> buyuruldu. Karşılık başkadır, sebep olmak başkadır) deniyor. Burada bir çelişki yok mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Çelişki yoktur. İman etmeyeni ve ibadet etmeyeni de Cennetine koymaz. Cenneti ibadetlere karşılık yaratmıştır. Karşılık başkadır, sebep başkadır. Cennete, Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı ile girilir. Lütuf ve ihsana kavuşmak için, imanlı olmak şart olduğu gibi, imanı korumak için ibadete de ihtiyaç vardır. İmanı olmayanlara bu lütfu yapmıyor.<BR><BR>Yurtdışına çıkmak için pasaport alsak, hac mevsimiyse hacca gidemeyiz, pasaportumuzu vize etmezler. Pasaportumuz var diye her ülkeye giremeyiz. Pasaportun vize şartı vardır. Ama pasaportu olmayan o ülkeye giremez. Pasaport oraya girmek için bir sebeptir, ama vizesi şarttır.<BR><BR>İşte imansız ve ibadetsiz kimse pasaportsuz kimseye benzer. Vize edecek bir şeyi yoktur.<BR><BR>Pasaportu olan ise eğer vizesi yapılırsa o ülkeye girer. Girmesinde bir sakınca yoksa vizeleri yapılıyor. İbadet eden kimsenin imanı düzgünse vizesi yapılıp Cennete giriyor. Bizim ibadetimiz var, çekilin, biz vizesiz gireriz diyemeyiz. Eğer imanı bozuksa bu ibadeti de işe yaramaz pasaportu vize edilemez. Demek ki, pasaportu olan bile vizesiz Cennete giremiyor. Pasaportsuz ise hiç girilmez. Vize edilebilecek bir pasaporta sahip olmak gerekiyor.<BR><BR><B>İmanla ölen kurtulur</B><BR><B>Sual: (İmanla öl, gerisine karışma) </B>deniyor. O zaman günahlarımız ne olacak?<BR><B>CEVAP</B><BR>Bu söz hadis-i şeriftir. İmanla ölmek, Ehl-i sünnet itikadı üzerine ölmek demektir. Bid’at inanışla ölen, bu müjdeye kavuşamaz. Büyüklerimiz, <B>(Doğru imanla ölene şefaat çoktur, onun için korku yoktur) </B>buyuruyor. Ahirette şefaat çoktur. Peygamberler şefaat edecek, melekler, âlimler, salihler, şehidler, hacılar şefaat edecek, okunan Kur'an-ı kerim şefaat edecek. Daha çok, şefaatler olacaktır. Yeter ki doğru imanla ölmelidir. Tevbe edilen günahlar, zaten affedilir. Tevbe edilmeyen günahlar ne kadar büyük olursa olsun, şefaatle affolacaktır. Bir hadis-i şerif meali:<BR><B>(Büyük günah işleyen her mümine şefaat edeceğim.)</B> [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]<BR><BR>Görüldüğü gibi, imanla ölen şefaate kavuşur. Önemli olan düzgün imanla ölmektir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<BR><B>(Kıyamette Allahü teâlâ, “Melekler, Peygamberler ve salihler şefaatlerini yaptılar. Bundan sonra benim büyük rahmetim kaldı” buyurur.) </B>[Buhari]<BR><BR>Garanti şefaat olacak diye, günah işlemeye devam edilmemeli, çünkü günahlar zamanla insanı küfre sokar. Küfre düşene de şefaat olmaz. İman ancak, günahlardan kaçıp ibadetleri yapmakla korunur.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=7166]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 15 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Güle güle demek]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Bâtınî inancında olan bir arkadaş, <EM>(Hele şükür demek, Hel isimli puta teşekkür etmek anlamına gelir) </EM>dediği gibi, şimdi de, Kutlu Doğum Haftası için gönderdiği tebrik mesajı şöyledir:<BR><EM>(Güle güle git demek, “Muhammed'e Muhammed'e git!” demektir. Buradaki gül, Peygamberimiz demektir. Gül’e yani Peygamberimize git demektir. Haydi sen de Gül’e Gül’e!)<BR></EM>Böyle bir şey var mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bâtınîlik, sapık bir fırkadır. <EM>(Kur’anın zâhir ve bâtın mânaları vardır. Bâtın [iç, öz] mânası lazımdır, cevizin kabuğu değil, içi, özü işe yarar)</EM> derler. Kur'an-ı kerim âyetlerini böyle tevil ettikleri gibi, günlük deyimleri de tevil ettikleri görülür.<BR><BR>Hel putu ile hele kelimesi ayrıdır. Gül ile güle güle ifadeleri tamamen ayrıdır. Güle güle demenin iki anlamı vardır:<BR><B>1-</B> Üzüntüsüz bir hayat sürerek, gönül ferahlığı ile (Giy, otur, kullan, büyüt!) gibi anlamlara gelen bir iyi dilek sözüdür. (Elbiseni güle güle giy!), (Evinizde güle güle oturun!), (Arabanı güle güle kullan!) gibi yerlerde kullanılır.<BR><BR><B>2-</B> Birinden ayrılırken, duranın gidene, (Selametle git!) anlamında söylediği veda sözüdür. (Güle güle git!) denir.<BR><BR>Güle güle’nin, (Gül’e git!) gibi bir mânası yoktur.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13673]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 14 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kıraat ilmine dair]]></title>
<description><![CDATA[<B>Arapçada ü sesi vardır<BR>Sual:</B> Arapçada kesin olarak ü sesi yok diyorlar. Kur’an-ı kerimdeki ince harfler de u sesiyle okunsa mahzuru olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Arap şivesine uygun olarak okunursa mahzuru olmaz. Ancak Türkler Arapçayı bilmedikleri için ince harflerde <B>ü</B> sesi çıkarmaları daha uygun, daha isabetlidir; çünkü böylece Kur’an-ı kerim doğru okunmuş olur. İstanbul Türkçesi, Anadolu Türkçesine göre daha kibar olduğu gibi, ince harfleri ince okumak, şimdiki Arap şivesine göre, daha kibar, daha isabetlidir. Birkaç örnek verelim:<BR><BR><B>Kaf </B>ile <B>kef </B>ötre ile olunca, ikisini de <B>ku </B>diye okuyup yazmak, Arapçada yanlışlığa sebebiyet verebilir. Mesela <B>kul </B>ile <B>kül </B>farklı manaya gelir. <B>Kul</B>, söyle demektir. <B>Kül </B>ise, ye veya hep manasına gelir. İkisi de kul diye okunup yazılırsa, yanlışlık olur.<BR><BR><B>Kum </B>ile <B>küm </B>de böyledir. <B>Kum</B>,<B> </B>kalk demektir, <B>küm </B>ise siz manasına gelir. <B>Evladüküm, </B>evladınız demektir. <B>Kur, </B>ziftler; <B>kür </B>ise, demirci ocağı demektir. <B>Kusur, </B>eksiklik, ayıp, suç, kusur; <B>küsur, </B>kesirler, artan parçalar demektir. <B>Sükut</B>,<B> </B>konuşmamak; <B>sukut </B>ise düşmek, aşağı inmek demektir. İkisi de <B>sin</B>’le başlamaktadır; fakat birincisinde <B>sin’</B>den sonra ince olan <B>kef</B> harfi gelmekte, ikincisindeyse, kalın olan <B>kaf </B>harfi gelmektedir. İkisini de <B>u</B> harfiyle yazarsak birbirine karışır. Birincisine <B>sükut</B>, ikincisine de <B>sukut</B> demek daha uygun olur. Mesela <B>sukut-u hayâl</B>,<B> </B>hayâl kırıklığı demektir. <B></B><BR><BR><B>Sad</B>’la <B>sin </B>birbirinden farklıdır. <B>Sad</B>’la yazılan <B>suud </B>kelimesi,<B> </B>yukarı çıkmak, <B>sin</B>’le yazılan <B>süud </B>kelimesiyse, mesud olmak demektir. <B>Sin’</B>den ve <B>sad’</B>dan sonra <B>ayın</B> da vardır. <B>Süud</B> diye yazmak daha doğru olur. <B>Sual </B>kelimesi <B>sin</B> harfiyle yazılır, <B>süal </B>diye okunur. Sual denirse<B> Sad</B> harfiyle okunmuş olur.<BR><BR><B>Zı </B>ile <B>Ze, Tı </B>ile <B>Te, Ha </B>ile <B>he </B>harfleri de böyle farklıdır. Diğer harflerin bazılarında da bu durum vardır. Yanlış anlaşılmayacak şekilde okuyup yazmak gerekir. Mesela Allahu teâlâ yerine <B>Allahü teâlâ</B> demeli ve öyle yazmalıdır. <B>Hü</B> denilince, <B>ha</B> harfiyle karışmaz. <B>Hu</B> denilince <B>ha</B> harfiyle karışabilir. <B>Dat </B>harfini <B>zı</B> veya <B>ze</B> olarak okumak yanlış olduğu gibi, <B>dal</B> harfi gibi okumak da yanlıştır. Mahrecine uygun şekilde <B>dat</B> olarak okumalı, <B>zat </B>okumamalı.<BR><BR><B>Secaventler [Duraklar] <BR>Sual:</B> Kur’an-ı kerimde, kelimelerin üstünde ve altında bazı işaretler vardır. Bunlar ne demektir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kur’an-ı kerimde, kelimelerin üstünde bulunan işaretler şunlardır:<BR><BR><B>[Mim]:</B> Muhakkak durmalıdır. <BR><B>[Tı]:</B> Durmak gerekir.<BR><B>[Cim]:</B> Geçmek de, durmak da caizdir. Fakat durmak daha iyidir.<BR><B>[Ze]:</B> Geçmek de, durmak da caizdir. Fakat geçmek daha iyidir.<BR><B>[Kaf]: </B>Geçmek de, durmak da caizdir. Fakat geçmek daha iyidir.<BR><B>[Lâ]:</B> Durulmaz! Lâ bulunan yerde durulursa, önceki kelime ile birlikte tekrar okunur. Âyet-i kerime sonunda durunca, tekrar edilmez.<BR><B>[Kıf]:</B> Durmak daha iyidir.<BR><B>[Sad]:</B> Durmakta mahzur yoktur.<BR><B>[Sad, lam, ya]:</B> Geçmek daha iyidir.<BR><B>[Sad, lam, ha]:</B> Geçmek de, durmak da caizdir.<BR><B>[Ayn]:</B> Bazı âyet-i kerimelerin sonunda bulunur. Namazda okunursa, ayn işaretinde rükuya gitmek iyi olur.<BR><B>[Kef]:</B> Kezalik demektir. Kendisinden önce hangi secavent geçmişse, bu da öyle demektir.<BR><B>[3 nokta]:</B> Bu üç noktanın birisinde durulur. Eğer üzerinde üç nokta olan birinci kelimede durulursa, üç nokta olan ikinci kelimede durulmaz. Eğer üzerinde üç nokta bulunan birinci kelimede durulmazsa, ikinci üç nokta bulunan kelimede durulur. Her ikisinde de durmak veya her ikisinde de geçmek caiz değildir. Bir misal: Kadr suresinde, emrin ve selamün kelimeleri üzerinde üç nokta vardır. Emr diye durulunca, selamün hiye diye devam edilir. Birincide durmayıp, emrin diye devam edilirse, selam kelimesinde durulur. <BR><B><BR>Kelime altındakiler<BR></B>Kur’an-ı kerimde bir de kelimelerin altlarında yazılmış işaretler vardır. Bunlara da birer misal verelim:<B><BR>[Kasr]:</B> Bu kelimenin yazıldığı yerler kısa okunur. Misal, Kâfirun suresinde ena kelimesinin altında kasr yazar. Bu kelime ene diye okunur. Ülâike kelimesinde eliften sonra vav olduğu halde, kısa okunur.<BR><B>[Med]: </B>Bu kelimenin yazıldığı yerler uzun okunur, kısa okunmaz. Misal, Maun suresinde yürâüne kelimesindeki <B>ü</B> uzun okunur.<BR><B>[Sekte]:</B> Bu kelimenin yazıldığı yerde, kısa bir zaman nefes alınmadan durulur. Durulmadan geçilirse, anlamı bozulur. Kur’an-ı kerimde dört yerde sekte vardır. <BR><B>[İdgam]:</B> Kelime yazıldığı gibi değil de, idgam ile okunur. Kelimelerin altında yazılı olan idgam, Kur’an-ı kerimde, yalnız Hud suresi 42. âyetinde vardır. Burada, (İrkeb me’anâ) yazılır ise de, (İrkemme’anâ) okunur.<BR><B>[Sin]:</B> Sad harfinin altına yazıldığı yerde, sad harfi, sin gibi okunur.<BR><B>[İmâle]:</B> Yalnız Hud suresinin 41. âyetinde geçer. Mecrahâ kelimesinin altında imâle yazar. Buradaki <B>ra</B> harfi, üstünden esireye doğru meyillendirilerek okunur. Mecrihâ diye okunmaz. Okunuşunu, bilen birisinden öğrenmek gerekir. <BR><B>[Teshil]:</B> Kolaylaştırmak demektir. Birbirini takip eden iki hemzeden ikincisi, elif ile he sesi arasında yumuşak okunur.<BR><B><BR>Not:</B> Bunları yazı ile tarif etmek, anlatmak zordur. Bilen birisine sorarak öğrenmelidir.<BR><BR>Tecvid ilminde, vacib, lazım gibi ifadeler, kıraatin vacibleridir. Yoksa Kur’an-ı kerimi çekilecek yerlerde hiç çekilmeden de okunsa caiz olur, günah işlenmiş olmaz. Ancak kıraati düzgün okumak için tecvid kaidelerine uymaya çalışmak iyi olur. Kur’an-ı kerim öğreticilerin, bilhassa yaşlı kimselere namaz surelerini öğretirken, şunu az çektin, şunu çok çektin, şunu tecvide göre okumadın gibi zorluklar çıkarmamalı, dilinin döndüğü kadar okuması yetişir. Daha fazla zorlayıp da öğrenmekten temelli mahrum bırakmamalıdır.<BR><BR><B>Sual:</B> Dat harfini, <B>ZE</B>, Tı harfini <B>DAL</B>, kaf harfini de <B>GAYIN</B> gibi okuyanlar var. Bu doğru mudur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Dat harfini ze veya zı olarak okumak yanlış olduğu gibi dal harfi gibi okumak da yanlıştır. Mahrecine uygun olarak <B>DAT</B> olarak okumalı <B>ZAT</B> olarak okumamalıdır. Mesela velazzallin dememeli, <B>veladdallin </B>demelidir.<BR><BR>Tı harfini dal gibi okumamalı. Mesela Sıradal müstakiym dememeli, <B>sıratal müstekıym</B> demeli. Şeydanırraciym dememeli, <B>şeytanırraciym</B> demeli. Yani şeydan değil, <B>şeytan</B> demelidir.<BR><BR>Kaf harfini g gibi okumamalı, k gibi okumaya çalışmalı. Mesela gonya dememeli, <B>Konya</B> demeli. Gul huvallahü ehad dememeli, <B>Kul huvallahü ehad</B> demeli.<BR><BR><B>Allahü ekber’deki hü<BR>Sual: Allahü ekber </B>kelimesindeki <B>hü,</B> bir elif miktarı mı çekilir? Hu diye de okunur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, hiç çekilmez. Sadece<B> hü </B>denir. <B>Hu</B> da denebilir; ama <B>He</B> harfinin <B>Ha</B> harfiyle karışmaması için, <B>He</B> olduğunun bilinmesi için, <B>hü</B> demek daha iyi olur. Osmanlılar hep hü diye okumuşlardır.<BR><BR><B>İmam-ı Asım kıraati<BR>Sual: </B>Kur’an-ı kerimin okunuşunu bildiren yedi büyük kıraat âliminin olduğu bildiriliyor. Biz hangisine göre okuyoruz?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmam-ı Asım’ın kıraatine göre okuyoruz. Basılan Mushaflar da bu kıraate göredir.<BR><BR><B>Ra için Re demek</B><BR><B>Sual:</B> <B>R </B>harfi Arapçada kalın okunduğu hâlde, S. Ebediyye’de, niye Rasulullah değil de, <B>Resûlullah</B> yazılmış?<BR><B>CEVAP</B><BR>Başka bir kavilde <B>Re</B> diye okunuyor. İkincisi de, <B>R</B> harfinden sonra <B>Sin</B> harfi geliyor. Rasulullah denince sanki <B>Sin </B>yerine <B>Sad</B> okunmuş gibi oluyor. Bu iki sebepten dolayı Resûlullah diye yazılmıştır. <B>Sin</B> harfinden sonra vav harfi olduğu için ü harfinin üstüne çekme, uzatma [^] işareti konmuş, yani <B>sül</B> değil de <B>sûl </B>olarak yazılmıştır. Arapça kelimeler Latin harfleriyle tam doğru olarak yazılamıyor.<BR><B><BR>Arapçada ü ve e sesi<BR>Sual:</B> Türk dünyasından gelen bir hafız, (Arapçada e sesi yoktur) diyor. A sesi ile e sesi arasında okuyor. Melek demiyor da, malak kelimesine yakın, ikisi arası bir şey söylüyor.<BR>Mısır’dan gelen biri de, (Arapçada a ve ü sesi yoktur, a ve ü okumak yanlıştır) diyor. Mesela âmin yerine eeemin diyor. Amenerresulü demiyor, eeemenerrasulü diyor. Allahü ekber yerine Ellahu ekber diyor. Biz Türklerin okudukları yanlış mı?<BR><B>CEVAP</B><BR>Türk dünyasından gelen hoca gibi okuyanı yeni duyduk. Öyle bir okuma şekli duymadık. Sadece Allahü ekber derken elif harfi e harfi ile a harfi arasında okunur, başka yerlerde okunmaz. Melek, melek olarak okunur.<BR><BR>En güzel okuma şekli Osmanlıların okuduğu kıraattir. Şimdiki Araplarınki, Doğu Anadolu’daki insanların konuştukları Türkçeye benziyor. Mâna değişmese de Osmanlıdaki kadar düzgün olmuyor.<BR><BR>Ha harfiyle he harfinin karışmaması için hu değil, hü diye okumalı. Sad harfini ötre olarak okuyunca su diye okunur, sin harfini ötre olarak okuyunca sü diye okunur. Ü sesi yok diye onu da su diye okumak uygun olmaz. Osmanlının okuduğu gibi okunursa hiç yanlışlık olmaz. Sin ve Sad harfleri rahatça çıkmış olur. Mâna da değişmez.<BR><BR>Allah ve Amenerresulü derken ayın harfiyle söylemiyoruz, elifle söylüyoruz. Elifle söyleyince mahzuru olmaz.<BR><BR><B>Dört elif miktarı uzatmak<BR>Sual:</B> Kur’an-ı kerimde dört elif miktarı uzatılması gereken yerde bir elif miktarı uzatırsak vacibi terk etmiş mi oluruz?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, vacib terk edilmiş olmaz. Dört elif miktarı uzatmak kıraat ilminin vacibidir, bildiğimiz vacib gibi değildir. Dört elif miktarı uzatılmasa da namaz mekruh olmaz.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=491]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 14 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Cemaatle namaz]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Teheccüd namazı kılıyorum. Fakat sabah namazına camiye gelemiyorum. Bir mahzuru var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hazret-i Ömer, sabah namazında, camide Süleyman isimli bir genci göremeyince, nerede olduğunu sordu. Dediler ki:<BR>(O, gece pek uyumaz. Teheccüd ve benzeri nafile ibadetle meşgul olur, belki şimdi uykuya dalmıştır.)<BR><BR>Hazret-i Ömer buyurdu ki:<BR>(Eğer bütün gece uyuyup da sabah namazını cemaat ile kılsaydı daha iyi olurdu.) [İmam-ı Malik]<BR><BR>Cemaatle namaz kılmak Sünnet-i hüda, yani İslam’ın şiarı olan mühim sünnettir. Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan 25 veya 27 derece daha faziletlidir. Cemaatle namaz kılmanın önemi hakkında bildirilen hadis-i şerif meallerinden birkaçı şöyle:<BR><B>(Beş vakit namazı cemaatle kılan, Sırat köprüsünü şimşek gibi geçer.) </B>[Taberani]<BR><B><BR>(Bir kimse, kırk gün sabah namazının ilk tekbirine yetişirse, kendisine iki berat yazılır: Cehennemden kurtuluş beratı ile münafıklıktan eminlik beratı.)</B> [Ebuşşeyh]<BR><B><BR>(İlk tekbire yetişecek şekilde, kırk gün cemaatle kılana Cennet vacip olur.) </B>[Ebu Ya’la]<BR><BR><B>(Cemaatle namaz kılmak için bekleyen, hep namazda gibi sevap kazanır.) </B>[Buhari]<BR><B><BR>(Evi mescide uzak olanın </B>[her adımına sevap verileceği için]<B> sevabı daha fazladır.) </B>[Buhari]<BR><B><BR>(Peygamberin sünnetini </B>[önem vermeyip] <B>terk eden kâfir olur.) </B>[Ebu Davud]<BR><BR><B>(Cemaatin bir kısmı dua eder, ötekiler de âmin derse, o dua kabul olur.) </B>[Hakim]<BR><B><BR>(İmam, namazı tamamlayıp cemaate yüzünü döndürünceye kadar onunla bulunan, gece ibadet etmiş gibi sevaba kavuşurlar.) </B>[Tirmizi]<BR><B><BR>(Namazlarını cemaatle kılanları Allahü teâlâ sever.) </B>[Taberani]<BR><B><BR>(En kıymetli yer mescitlerdir. Cami ehlinin en efdali, ilk girip son çıkandır. Cemaate ilk gelen ilk müslüman olan gibi kıymetlidir.) </B>[İ. Râfi’i]<BR><B><BR>(Ezanı işitip de, cemaate gitmemek, münafıklık alametidir.) </B>[İmad-ül-islam]<BR><B><BR></B>Yatsı ile sabah namazını cemaatle kılmamak münafıklık alametidir. Nasıl ki, yalan söylemek münafıklık alameti ise, cemaate gelmemek de münafıklık alametidir. Bu, cemaate gelmeyen münafık demek değildir. Kendisinde münafıklık alametinden bir alamet var demektir. Verdiği sözde durmamak da münafıklık alametidir. Sözünde durmayana münafık denmez. Fakat münafıklık alametinden birini işlemiş olur. Bu konudaki hadis-i şeriflerin mealleri de şöyle:<BR><B>(Yatsı ile sabahı cemaatle kılmak, bizi münafıklardan ayıran alamettir. Münafıklar, yatsı ve sabah namazına devam edemezler.) </B>[Beyheki]<BR><BR><B>(Yatsı ile sabah namazını cemaatle kılmak, münafıklara çok ağır gelir. Eğer bundaki ecri bilselerdi, sürünerek de olsa, cemaate gelirlerdi. Namaza gelmeyenlerin evlerini yakmak istedim.) </B>[Buhari]<BR><B><BR>(Yatsıyı cemaatle kılan, gecenin yarısını, sabahı da cemaatle kılan, gecenin tamamını ibadetle geçirmiş olur.) </B>[Müslim]<BR><B><BR>(Yatsıyı cemaatle kılan Kadir gecesinden hisse almış olur.) </B>[Taberani]<BR><B><BR></B>Fıkıh kitaplarında cemaate gitmemeyi mubah kılan mazeretler vardır. Böyle bir mazereti olmadan cemaate gitmemek caiz değildir. Bunlar kendilerinde münafıklık alameti bulunan kimselerdir. Böyle kimselerden olmamaya dikkat etmeliyiz!<BR><BR>Münafık, müslüman görünen kâfir demektir.<BR><BR>Bir mazereti olup da camiye gitmeyenlere de suizan etmemelidir!<BR><BR><B>Cemaatle namazın önemi<BR>Sual:</B> Camide yalnız kılınan namazın sevabı, evde cemaatle kılınanın sevabından daha fazla mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Evde de cemaatle kılınsa camide yalnız kılanın sevabından çok fazladır.<BR><BR><B>Buhari'</B>de bildirilen hadis-i şerifte, cemaatle kılınan namazın sevabı, yalnız kılınandan 25 ve başka rivayette 27 kat fazla olduğu bildirilmektedir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<BR><B>(Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan daha çok sevabdır. İki kişiyle birlikte kılınan namaz da, bir kişiyle kılınandan daha çok sevabdır. Cemaat ne kadar çok olursa, sevabı daha çok olur.)</B> [Tirmizi]<BR><BR>Camide kılmanın ise, ayrı bir sevabı vardır. Yani camide namaz kılmak, evde kılmaktan daha sevabdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Evde kılınan namaza bir sevab, mahalle mescidinde yirmi beş sevab, Cuma namazı kılınan büyük camide beş yüz sevab, Mescid-i Aksa'da beş bin sevab, Medine'deki bu mescidimde elli bin sevab, Mescid-i haramda </B>[Kâbe'de] <B>yüz bin sevab vardır.)</B> [İbni Mace]<BR><BR>Evde de cemaatle kılınsa, yalnız kılmaktan 27 derece fazla sevab alınır. Bir hadis-i şerif meali:<BR><B>(Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan 27 derece daha faziletlidir.)</B> [Buhari]<BR><BR><B>Cemaate gitmemek<BR>Sual:</B> Camiye yani cemaate gitmemek için neler özür olur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mazeretsiz cemaate gitmemek caiz olmaz. Çünkü bazı âlimler cemaate gitmeye vacip demişlerdir.<BR><BR>Şunlar, cemaate gitmemek için özür olur:<BR><B>1-</B> Yağmur, çamur, şiddetli sıcak ve soğuk, gece şiddetli rüzgar, havanın çok kararması gibi hava muhalefeti.<BR><B><BR>2-</B> Felçli, yaşlı veya başka sebeple yürüyemeyen, bir ayağı kesik olan veya kör. [Bunların yardımcıları veya arabaları olsa da, gitmeleri gerekmez.]<BR><B><BR>3-</B> Canına veya malına saldıracak düşman korkusu.<BR><BR><B>4-</B> Abdesti sıkışık olan.<BR><B><BR>5-</B> Hareket halindeki yolcu.<BR><BR><B>6-</B> Hastalığının artmasından veya uzamasından korkan hasta.<BR><B><BR>7-</B> Yerine bırakacak kimse bulunmayan hasta bakıcı.<BR><BR><B>8- </B>Nadir bulunan fıkıh dersini kaçırmak.<BR><B><BR>9-</B> Sofra hazır iken, sevdiği yemeği veya içeceği kaçırmak istemeyen.<BR><BR><B>10-</B> İmamın bid'at sahibi olduğunu veya abdestin, guslün, namazın şartlarını gözetmediğini bilen.<BR><BR>Cemaat ile kılınan namazın sevabı, yalnız kılınan namaz sevabından pek çoktur. Cemaatin bu kadar büyük fazileti, imamın namazının sahih olduğu takdirdedir.<BR><BR>Eskiden İslamiyet kuvvetli olduğu zamanlarda, imamlara ve her müslümana hüsn-i zan edilirdi. Fakat şimdi, müslümanım diyenlerin ve imam olmak isteyenlerin bazısının, dinden, imandan haberi olmayan cahiller olduğu söz, hâl ve hareketlerinden anlaşılıyor.<BR><BR>O halde, bugün Ehl-i sünnet itikadına karşı olduğu belli olmayan ve guslünü, abdestini ve namazını doğru yapabilen ve haram işlemekten sakınan imam bulup ona uymak lazımdır. Aksi takdirde cemaat sevabı değil, namazımız da elden kaçar. Fâsık imamın arkasında kılınan namaz, Maliki’de sahih değildir. <B>(Halebi)</B><BR><B><BR>Sabahı cemaatle kılmak<BR>Sual:</B> Tam İlmihal’de <B>Tahtavi</B>’den naklen deniyor ki:<BR><B>(Sabah namazının sünneti çok faziletlidir. Fakat, bunu bile kılmayan için, hiç ceza bildirilmedi. Halbuki, sabah farzını cemaat ile kılmayıp, yalnız kılanın Cehenneme gideceği bildirildi.)<BR></B>Burada cemaatin önemi mi, yoksa sabah namazını cemaatle kılmanın önemi mi anlatılmak isteniyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Burada hem cemaatin, hem de sabahı cemaatle kılmanın önemi bildiriliyor. O cümlenin devamında cemaatin önemi vurgulanıyor. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<BR><B>(Cemaati terk edip evde namaz kılan sünneti terk etmiş, sapıtmış olur.)</B> [Müslim]<BR>(Mazeretsiz cemaate gitmemenin sapıklık olduğu bildiriliyor.)<BR><B><BR>(Ezanı duyup da cemaate gitmemek kişinin asi ve bedbahtlığına kâfidir.) </B>[Taberani]<BR>(Buradaki bedbahtlık Cehennemlik anlamındadır.)<BR><B><BR>(Gece kaim, gündüz saim olan cemaate gelmezse Cehenneme gider.)</B> [Tirmizi]<BR>(Geceleri ibadet edip gündüzleri de oruç tutan kimsenin bile, mazeretsiz cemaate gitmezse Cehenneme gideceği bildiriliyor.)<BR><B><BR>(Beş vakit namazı cemaatle kılan, Sırat köprüsünü şimşek gibi geçer.) </B>[Taberani]<BR>(Cemaatin önemi bildiriliyor.)<BR><BR>Yatsıyı cemaatle kılmak, öğle, ikindi ve akşamı cemaatle kılmaktan önemlidir. Sabahı cemaatle kılmak ise hepsinden önemlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<BR><B>(Sabahı cemaatle kılmak, yatsıdan iki misli daha faziletlidir.) </B>[İbni Huzeyme]<BR><B><BR>(Emekleyerek de olsa, yatsı ve sabahı cemaatle kılmaya gidin!)</B> [Taberani]<BR><B><BR>(Sabah namazını cemaatle kılan Allahü teâlânın himayesindedir.)</B> [İbni Mace]<BR><B><BR>(Hastalar, çocuklar ve kadınlar olmasaydı, sabah namazı için, mazeretsiz cemaate gelmeyenlerin evlerini yakardım.) </B>[İ.Ahmed, İbni Mace]<BR><BR>Son hadis-i şerif, sabah namazı için camiye gelmenin önemini bildiriyor. <B>Ev yakmak</B> tabiri bir deyimdir, işin önemini gösterir. Yoksa evin yakılması gerektiğini göstermez.<BR><BR>Bir mazereti olmayan, beş vakti de cemaatle kılmaya çalışmalıdır.<BR><BR><B>Camide namaz kılmak<BR>Sual:</B> Evim camiye uzaktır. Namazları evde kılmamda mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Cemaatle namaz kılmak, yalnız başına kılmaktan 25 veya 27 derece daha sevaptır. Ayrıca camiye gitmenin fazileti çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<BR><B>(Camiye gidip gelen, Allah yolunda cihaddadır.) </B>[Taberani]<BR><BR><B>(Allahü teâlânın en çok sevdiği yerler camilerdir.) </B>[Müslim]<BR><B><BR>(Camiler Allah’ın evidir. Camiye devam edenin, huzura kavuşmasına ve Sırattan geçip Cennete girmesine Allahü teâlâ kefildir.) </B>[Beyheki]<BR><B><BR>(Güzel abdest alıp camiye giren Allah’ın misafiri olur. Allahü teâlâ da misafirine mutlaka ikram eder.) </B>[Beyheki]<BR><B><BR>(Hak teâlâ, bir cemaate rahmet edince </B>[kötü olan] <B>birini affetmemekten haya eder.)</B> [Ebuşşeyh]<BR><B><BR>(Camiye giren, o andan itibaren namazda sayılır. Başkasına sıkıntı vermediği ve abdesti bozulmadığı müddetçe melekler ona, </B>"Allah’ım, buna rahmet et ve bunun tevbesini kabul et!" <B>diye dua ederler.) </B>[İbni Ebi Şeybe]<BR><B><BR>(Topluluk, birlik beraberlik rahmet, ayrılık ise azaptır.) </B>[Hadika]<BR><B><BR>(Şehirde, köyde, bir yerde, üç kişi beraberken namazı cemaatle kılmazlarsa, onlara şeytan hakim olur. O halde cemaat olun!) </B>[Nesai]<BR><B><BR>(Cemaatten bir karış ayrılan İslam halkasını boynundan çıkarmış olur.) </B>[Ebu Davud]<BR><BR><B>(Cemaatten ayrılan yüzüstü Cehenneme düşer.) </B>[Taberani]<BR><BR><B>(İki kişi, bir kişiden; üç kişi, iki kişiden hayırlıdır. O halde birlik olun!) </B>[İ. Asakir]<BR><B><BR>(Seferde üç kişi olunca birinizi reis seçin!) </B>[Taberani]<BR><BR><B>(Bir topluluğu seven, onların arasında haşrolur.) </B>[Hadika]<BR><BR>Cemaatle namaz kılmak "Sünnet-i hüdadır. Yani İslam’ın şiarı olan sünnettir. Özürsüz terki caiz değildir. Hadis-i şerifte, <B>(Cemaatle namaz kılmak, sünnet-i hüdadır. Cemaate gelmeyen münafıktır) </B>ve <B>(Cemaati terk eden, dört kitapta da lanetliktir) </B>buyurulmuştur. <B>(Hidaye, İmad-ül-islam)<BR></B><BR><B>Evde kılınan namaz<BR>Sual:</B> Evi camiye yakın olanın bazı sünnetleri, evde kılması uygun olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yolda konuşulmazsa evde kılmak daha uygun olur. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(Evinizi kabre çevirmeyin, evde de namaz kılın!) </B>[Buhari]<BR><BR><B>Evde cemaatle kılmak<BR>Sual:</B> Bir kimse, herhangi bir sebeple bazen camiye gidemese, evinde cemaat yaparak namazı kılsa, cemaat sevabından mahrum kalır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Herhangi bir sebeple camiye gidemeyen eğer, evinde cemaatle kılarsa cemaat sevabından mahrum kalmaz. Özürsüz camiye gitmeyip evinde cemaatsiz, yani yalnız kılarsa, cemaat sevabından, hatta namazının sevabından da mahrum kalır. <B>İslam Ahlakı</B> kitabındaki bir hadis-i şerifin meali şöyle:<BR><B>(Özürsüz, evinde </B>[yalnız]<B> namaz kılan kişinin borcu ödenir, namazının sevabı noksan kalır.)<BR></B><BR>Ancak camideki imamın itikadı düzgün değilse, bid'at ehli ise veya fâsık ise elbette evde kılmak gerekir. Cemaat sevabı alacağım derken namazdan da olmamalıdır.<BR><B><BR>Sünnete başlamak<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılınırken, sünnete başlamak mekruh mudur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet tahrimen mekruhtur.<BR><BR>Sabah sünnetini kılmamış olan, sünneti kılarsa, cemaat ile namazda oturmayı da kaçıracağını anlarsa, sünneti kılmaz, hemen imama uyar. Cemaat ile 2. rekatta oturabileceğini anlarsa, sünneti câminin dışında, sofada [holde] çabuk kılar. Hol yoksa, içerde direk arkasında kılar. Böyle yer yoksa sünneti kılmaz. Çünkü, cemaat ile kılınırken, nafile kılmak mekruhtur. Mekruh işlememek için sünnet terk edilir.<BR><BR><B>Vacib olmayan yerler<BR>Sual:</B> Cemaatin imama uyması vacip olmayan yerler var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR>Mevkufat </B>kitabında buyuruluyor ki:<BR><B>Dört şeyi, imam yaparsa, cemaat yapmaz. Bunlar:<BR>1- </B>İmam, ikiden çok secde yaparsa, cemaat yapmaz.<BR><B>2- </B>İmam, bayram tekbirini, bir rekatta üçten çok yaparsa, cemaat yapmaz.<BR><B>3- </B>İmam, cenaze namazında, dörtten çok tekbir yaparsa, cemaat yapmaz.<BR><B>4- </B>İmam, beşinci rekata kalkarsa, cemaat kalkmaz. İmamla beraber selam verirler.<BR><BR>Yine aynı fıkıh kitabında buyuruluyor ki:<BR><B>On şeyi imam yapmazsa, cemaat yapar. Bunlar:<BR>1- </B>İmam, iftitah tekbirinde el kaldırmasa da, cemaat kaldırır.<BR><B>2- </B>İmam, Sübhaneke<B> </B>okumazsa cemaat okur. "Okumaz" diyen âlimler de vardır.<BR><B>3- </B>İmam, rükuya eğilirken tekbir getirmezse, cemaat getirir.<BR><B>4- </B>İmam, rükuda tesbih okumasa da cemaat okur.<BR><B>5- </B>İmam, secdelere gidip gelirken tekbir söylemese, cemaat söyler.<BR><B>6- </B>İmam, secdelerde tesbih okumasa da cemaat okur.<BR><B>7- </B>İmam, "semiallahü..."<B> </B>demese de, cemaat "Rabbena lekel hamd"<B> </B>der.<BR><B>8- </B>İmam, ettehıyyatüyü okumazsa, cemaat okur.<BR><B>9- </B>İmam, namazın sonunda selam vermeden çıkıp gitse, cemaat selam vererek çıkar.<BR><B>10- </B>Kurban Bayramında, 23 farzdan sonra, imam selam verince tekbir okumasa da, cemaat okur.<BR><BR>Bu hususlar diğer fıkıh kitaplarında da yazılıdır. <B>(Halebi, Hindiyye)</B><BR><BR><B>Beşinci rekat<BR>Sual: </B>İmam, dördüncü rekatta oturup, Ettehıyyatüyü okuduktan sonra beşinci rekata kalkmışsa, cemaat ne yapar?<BR><B>CEVAP<BR></B>Cemaat oturarak imamı bekler. İmam, yanıldığını hatırlayıp otursa ve secde-i sehv de yapmadan hemen selam verse, cemaat de selam verir. İmam, rüku ve secdeye giderse, cemaat imamı beklemeden selam verir. Eğer imam, dördüncü rekatta oturmadan kalkmışsa, yanıldığını hatırlamayıp secdeye gitse, namaz fâsid olur, yani bozulur. Cemaatin oturması ve selam vermesi fayda vermez.<BR><B><BR>İmama tek kişi uyarsa<BR>Sual:</B> İmama tek kişi uysa, o da, ayaklarında kireçlenme olduğu için dizlerini bükemese, imam ile yan yana durunca ayakları imamın ayaklarından ileri olmuş oluyor. Böyle namaz sahih olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ayakların imamın ayaklarından ileri olup namaza mani olması, sağlam insanlar içindir. Hasta olup, dizlerini bükemeyen, bu yüzden secde edemeyerek ima ile kılan kimsenin, imamın ayaklarından ileride olmasının mahzuru olmaz. Böyle kimsenin başı, imamın başından ileri olmamalıdır.<B><BR></B><BR><B>Tekbirleri söylememek<BR>Sual: </B>Namaz içinde rükuya, secdeye giderken ve secdeden kıyama kalkarken tekbirleri imamın sesli olarak söylemesi vacip midir, unutulunca secde-i sehv gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmamın intikal tekbirlerini sesli söylemesi vacip değil, sünnettir. Unutulursa secde-i sehv gerekmez. İmam bu tekbirleri söylerken, cemaatin de Allahü ekber demesi sünnettir. <B>(Halebi)<BR><BR>Ön saftakilerin fazileti<BR>Sual: </B>Namazda ön safta bulunanın daha faziletli olduğu bildirildi. Arka saftakiler faziletsiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hadis-i şerifte de bildirildiği gibi, namazda ön safta bulunmak, fazileti daha çok olana nasip olur. Başka bir hadis-i şerifte de, sevap bakımından daha faziletli olana önce selam vermek nasip olacağı bildirilmiştir. Daha sonra selam verenin veya son saftakilerin faziletsiz olduğu değil, daha az sevaba kavuşacağı anlaşılmaktadır.<BR><BR>Bir kimse, hep ön safta bulunuyorsa, her zaman arkadaşından önce selam veriyorsa, onun daha faziletli olduğu anlaşılır.<BR><B><BR>İmamın itikadından şüphe etmek<BR>Sual:</B> İmamın durumundan şüphe edenin, onunla kıldığı öğle namazını iade etmeyip de, son sünneti kılarken (Kılması üzerime farz olan öğle namazını kılmaya) diye niyet ederek dört rekat namaz kılması uygun mudur?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmamın abdestinden veya itikadından şüphe eden veyahut namazın sıhhatinden şüphe eden kimse, <B>(Vaktine yetişip kılamadığım son öğle namazının farzını kılmaya) </B>diye niyet ederek dört rekatlık bir namaz kılmalıdır! Eğer imam ile birlikte kıldığı namaz sahih ve kabul olmuş ise, bu kıldığı kaza olur. İmamla kıldığı sahih değilse, bu kıldığı öğle namazının farzı olur. Fakat niyet ederken, <B>(Kılması üzerime farz olan)</B> dememelidir! Çünkü öğle namazı, öğle vaktinde kılınınca farz yerine gelirse de, hemen kılmak farz olmaz. İkindiye dört rekat namaz kılacak kadar zaman kalınca edası farz olur. Eğer (Kılması üzerime farz olan son öğle namazını kılmaya) diye niyet edilirse, bir gün önceki öğlenin farzı kılınmış olur. Onu da, bir gün önce kılmış olduğundan bu kıldığı nafile olur. Onun için <B>(Vaktine yetişip kılmadığım son ..... namazını kılmaya) </B>diye niyet etmelidir!<BR><BR><B>Sırta secde etmek<BR>Sual:</B> Camide cemaatle namaz kılarken yer dar olduğu için öndeki şahsın ayağının üstüne veya sırtına secde etmek sahih olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Namaz kılanların önünden geçmek<BR>Sual:</B> Ön saftaki boş yere geçmek için namaz kılanların önünden geçmek günah olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Birinci safta boş yer olup ikinci safta yoksa, ikinciyi yarıp birinciye geçilir. Ön safa geçmek için, namaz kılanların önünden geçmek günah olmaz.<BR><BR><B>İmamın burnunun kanaması<BR>Sual:</B> İmamla namaz kılarken, onun burnu kanadı. Abdesti bozulduğu için namazdan çıkıp gitti. Ben namazımı tamamladım. Namazım sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. Cemaat birden fazla olsa idi, imamın, birini vekil bırakması gerekirdi. <B>(Redd-ül-muhtar)</B><BR><BR><B>Akşam namazını geciktirmek<BR>Sual:</B> Akşam namazını cemaatle kılabilmek için yarım saat geciktirmekte mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Akşam namazını vaktin evvelinde kılmak sünnettir. Özürsüz yıldızlar görününceye kadar geciktirmek haramdır. Cemaatle kılmak sünnettir. Sünnet işlemek için namazı haram vakte bırakmak caiz değildir. Hastalık, seferi olmak gibi özürlerle yıldızlar çok görülünceye kadar geciktirilebilir. Cemaat için geciktirilemez. Cemaat için 15-20 dakikadan fazla geciktirmemelidir!<BR><BR><B>Yer değiştirmek<BR>Sual:</B> Farz namazdan sonra sünnet kılarken yer değiştirilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Cemaatle farz namazı kıldıktan sonra safları bozmak müstehaptır. Dışarıdan gelen bir kimsenin, cemaatle kılınmadığını bilmesi için, safları bozmak iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(Farz namaz kıldıktan sonra nafile namaz kılmak isteyen, biraz ileri veya geri, biraz sağa veya sola gitsin!) </B>[Ramuz]<BR><BR>İmamın son sünneti, farz kıldığı yerde kılması mekruhtur. Biraz sağda veya biraz solda kılar. Küçük mescitlerde veya cemaat çok olup safları bozma imkanı olmayan yerlerde, cemaat olduğu yerde durur. Olduğu yerde azıcık kıpırdaması kâfidir. Yanındakini kendi yerine çekmesi, onun yerine kendisinin gitmesi, böylece yanındaki müslümanı rahatsız etmesi doğru değildir. Safları bozmak şart değildir. Bu bakımdan yanındaki müslümanları rahatsız etmek asla caiz olmaz.<BR><BR><B>Ayağa kalkmak<BR>Sual:</B> İmama, ikinci veya üçüncü rekatta yetişen kimse, imam selam vermeden mi ayağa kalkıp namazını tamamlar?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmam, selam verdikten sonra ayağa kalkar.<BR><BR><B>Sübhaneke okumak<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılarken Sübhanekeyi bitirmeden imam sesli okumaya başlıyor. Okumayı kesip imamı dinlemem gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sübhaneke okumak sünnet, imamı dinlemek vaciptir. İmam sesli okurken cemaate yetişen, Sübhanekeyi okumaz. İmamın nefes almak için okumayı kestiği yerlerde, Sübhanekenin kalan kısmı tamamlanabilir! <B>(Halebi)</B><BR><BR><B>Önce selam vermek<BR>Sual:</B> Cemaatle namazda salli bariki okuyunca selam verdim, sonra imam da selam verdi. Namazım sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mekruh olarak sahih oldu. İmama uymak vaciptir.<BR><BR><B>Teyemmüm etmiş imam<BR>Sual:</B> Abdest almış olanın, teyemmüm etmiş olan imama uyması caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caizdir. Sargı üzerine mesheden imama uyması da caizdir. <B>(Redd-ül-muhtar)</B><BR><BR><B>Oturarak kılana uymak<BR>Sual: </B>Namazı ayakta kılan, oturarak kılana uyabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ayakta durarak namaz kılan kimsenin, oturduğu yerde secde edebilen kimseye uyması caizdir. Ayakta namaz kılan kimse, imayla namaz kılan kimseye uyamaz. <B>(Hindiyye)<BR></B><BR><B>Mukim olarak namaz<BR>Sual:</B> Öğle vakti misafirlerle uyuyakalmışız. İkindi vaktinde öğle namazını cemaatle kaza ederken, ev sahibi olarak ben imam oldum. Seferi olan bu misafirlerin, mukim olduğum için bana uyarak kıldıkları namaz sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sahih olmadı. Çünkü bu namazı, siz mukim olduğunuz için 4 rekat olarak, misafirler ise 2 rekat olarak kaza edecektiniz. Misafirlerin ilk oturuşu farz, mukim olan imamın ilk oturuşu vaciptir. Farz kılan bir kimse, nafile veya vacip kılan imama uyamadığı gibi, bir rüknü farz olarak eda edecek kimse de, onu nafile veya vacip olarak eda eden imama uyamaz. <B>(Redd-ül-muhtar)</B><BR><BR><B>Seferi imam<BR>Sual:</B> Öğle vakti misafirle uyuyakalmışız. İkindi vaktinde öğle namazını cemaatle kaza ederken, seferi olan arkadaş imam olup ikindiyi bize dört rekat olarak kıldırdı. Mukim olduğum için seferi olan bu imama uyup kıldığım namaz sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sahih olmadı. Çünkü misafirin kıldırdığı son iki rekat namaz nafiledir. Siz farz kılıyorsunuz, farz kılan nafile kılana uyamaz. <B>(Redd-ül-muhtar)</B><BR><BR>Misafir imam, üçüncüye kalkınca siz, ondan ayrılıp kendiniz iki rekat daha kılsaydınız namazınız olurdu.<BR><BR><B>Elleri kaldırırken tekbir<BR>Sual:</B> Bazı imamlar, namaza başlarken, Allahü ekber diyerek ellerini kulaklarına götürüyorlar. Böylece namaza başlamış oluyorlar. Sonra da namaza başlamış olduğu için, ellerini namaz içinde göbeklerine bağlıyorlar. İki elin bir hareketi namazı bozacağı için bunların namazı bozulmuyor mu? Bir de vitrin üçüncü rekatında, elleri aşağı bırakmadan tekbir almak gerekmez mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Eller, kulaktan ayrılırken <B>Allahü ekber</B> demeye başlanıp, göbek altına bağlarken bitirilir. Bahsettiğiniz şekilde yapmakla da namaz bozulmuş olmaz. Yani ellerini kulaklarına götürürken veya ellerini kulaklara kaldırınca da tekbir getirilirse yine namaz bozulmuş olmaz. Fakat uygun olanı bizim bildirdiğimiz gibidir.<BR><BR>Vitirde de tekbir, ilk başlarken alınan tekbir gibidir. Eller aşağıya salıverilmeden kaldırılır. Eller salınsa da, namaz bozulmuş olmaz. Fakat aşağı salmadan kaldırılmalıdır.<BR><BR><B>İki rekât sünnet<BR>Sual:</B> Cemaate yetişebilmek için, bazen ikindinin sünnetini iki rekat olarak kılmakta mahzur var mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Cemaat başlamışsa, iki rekat da kılınmaz. Cemaatle namaz kılmak sünneti, diğer sünnetlerden 27 derece efdaldir. Bu bakımdan cemaate yetişmek için ikindinin sünnetini iki rekat olarak kılmakta mahzur yoktur. Resulullah efendimizin, ikindinin sünnetini iki rekat kıldığı da olmuştur. <B>(Resulullah, ikindinin farzından önce, bazen iki rekat namaz kılardı) </B>diye rivayet vardır. <B>(Ebu Davud)</B><BR><BR><B>Rabbena’yı terk<BR>Sual:</B> Cemaate veya iftitah tekbirine yetişmek için Rabbena...yı terk caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>İftitah tekbirine yetişmek<BR>Sual:</B> İftitah tekbirine ne zaman yetişilmiş sayılır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Fatiha bitene kadar imama uyan, yetişmiş sayılır.<BR><BR><B>Son teşehhüt<BR>Sual:</B> Camiye girdiğimde, cemaat son teşehhüdde oturuyordu. İftitah tekbirini alıp otururken imam selam vermeye başladı. Cemaate yetişmiş oldum mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmam selam vermeden önce, iftitah tekbirini aldığınız için, cemaate yetişmiş oldunuz.<BR><B><BR>Bayılan biriyle ilgilenmek<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılarken sara tutan veya bayılan biri ile ilgilenmek için namazı bozmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Ön saftaki boş yer<BR>Sual:</B> Namaza duracağımız sırada, bazen ön safta bir kişilik boş yer oluyor. Yanımızdaki, bir yaşlıya, boş olan yere geçmesini işaret etmek caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caizdir. Kendisinin geçmesi iyidir. İsâr, muhtaç olduğu bir şeyi kendi kullanmayıp, muhtaç olan din kardeşine vermektir. İnsana lazım olan şeylerde isâr yapılır. Kurbet ve ibadetlerde isâr yapılmaz. Mesela, taharetlenecek kadar suyu, setr-i avret edecek kadar örtüsü olan, bunları muhtaç olana vermez, kendi kullanır. Namazda ön saftaki yerini başkasına vermez. Namaz vakti gelince abdestsiz kimsenin abdest suyunu başkasına vermesi caiz değildir. <B>(Eşbah)</B><BR><BR>Allahü teâlânın beğendiği şeylere taat denir. Allah rızası için taat yapmaya ise, kurbet denir.<B><BR><BR>İmamın yüksek sesle okuması<BR>Sual:</B> Birkaç kişi, sabah namazına uyanamayıp, güneş doğduktan bir saat sonra sabahın farzını cemaatle kaza etseler, imamın yüksek sesle okuması gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Gerekir. <B>(Hindiyye)</B><BR><B><BR>Mihrapta cemaatle namaz<BR>Sual:</B> Camide, mihraptan başka yerlerde, cemaatle namaz kılmak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Camilerde birinci cemaatin imamı mihrapta kıldırmazsa, mekruh olur. İmamı ve cemaati belli kimseler olan her camide, vakit namazları, imam mihrapta olarak, cemaat ile kılındıktan sonra, tekrar cemaatler yapılabilir. Ancak sonraki cemaatler, mihraptan başka yerde kılmalıdır!<BR><BR>(Eğer sonraki cemaatin imamı mihrapta bulunur, ezan ve ikamet okunmazsa, mekruh olmaz) diyen âlimler de vardır. İhtiyaten sonraki cemaatler mihrapta kılmamalıdır!<BR><BR>Yol kenarlarındaki belli bir imamı olmayan mescitlerde, ezan ve ikamet okunarak, mihrapta veya mescidin başka yerinde cemaatler yapılabilir. <B>(Halebi)</B><BR><BR><B>Camiye koşarak gitmek<BR>Sual:</B> Camiye koşarak gitmek uygun mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Cemaate yetişilemeyecek bile olsa, yine camiye koşarak gitmek mekruhtur. Peygamber efendimiz, <B>(Namaza koşarak gitmeyin)</B> buyurdu. <B>(Buhari)</B><BR><B><BR>Camide yer ayırmak<BR>Sual:</B> Camide kendine belli yer ayırmak uygun mu?<B><BR>CEVAP<BR></B>Camide kendine yer ayırmak mekruhtur. Fakat, dışarı çıkarken, kimse oturmasın diye, yerine ceketini bırakırsa, gelince oraya tekrar oturabilir. Umumi yerlerde, parkta, vapurda, otobüslerde de böyledir.<BR><BR>Bu yerin fazlasını, iki kişi isterse, hangisine verirse, o oturur. İkisi de istemeden, bu fazla yere biri oturursa, bundan alıp ikincisine veremez. Fakat, burayı, onun emri ile, onun için ayırdım, kendim için ayırmadım diye yemin ederse, kaldırabilir. Umumi yerlerde, ilk oturan, herkese zararlı olmuş ise, kaldırılabilir.<BR><B><BR>Eksik kılınırsa<BR>Sual:</B> 4 rekatlık bir namaz kılan bir kimse dalgınlıkla 3 rekat kılsa ve 4 rekat kıldığını bilmese ve namazı bitirdikten sonra onu gören başka birisi onun 3 rekat kıldığını söylemesi gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Söyleyen salih biri ise o namazı iade etmesi gerekir.<BR><BR><B>Kalkmayı unutmak<BR>Sual:</B> 4 rekatlık bir namazda ikinci rekatta kalkmayı unutup, iki tarafa da selam verdik. Ayağa kalkıp devam edip sehv secdesi yapmak kurtarıyor mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet kurtarır.<BR><B><BR>İmamın namazı<BR>Sual:</B> İmamın namazı sahih olmazsa, bundan cemaat mesul mü?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mesul değildir.<BR><BR><B>Yavaşça Kur’an okumak<BR>Sual:</B> Mescitte namaz kılanların yanında Kur’an okunabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yavaşça okunabilir.<BR><BR><B>Ettehıyyatü’yü yavaş okumak<BR>Sual:</B> Cemaate geç yetişen kimse, cemaat 4. rekata oturduğu zaman ettehıyyatüyü okuduktan sonra selam verilene kadar bir şey okur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ettehıyyatüyü yavaş yavaş okur. Hızlıca okursa, o zaman, kelime-i şehadeti tekrar eder.<BR><BR><B>Mekruh vakitte namaz<BR>Sual:</B> Akşam ezanına 10 dakika kala yani mekruh vakitte, birkaç kişi ikindiyi cemaatle kılabilir mi? Kılarsa cemaat sevabına kavuşulur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet kılabilir ve cemaat sevabına kavuşur.<BR><B><BR>Farzdan önce<BR>Sual:</B> Farzdan önce üç İhlas okumak bid’at midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet üç ihlas okumak bid’attir.<BR><BR><B>Salaten tüncina<BR>Sual: </B><U><A href="http://www.dinimizislam.com/ekart/dualar/052.jpg" target=_blank>Salâten tüncinayı</A></U>, selamdan sonra okumak bid'at midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet bid'attir. Namazlardan sonra (âyet-el-kürsi) okunur. Sonra tesbihler çekilir, ondan sonra dua edilir. Dua ederken Salâten tüncinayı okumakta mahzur yoktur. Âyet-el kürsinin okunduğu yerde Salâten tüncinayı okumak sünneti değiştirmek olur. Yani bid'attir.<BR><B><BR>Kerahet vakti<BR>Sual:</B> Kerahet vakitlerinde de namazı cemaat ile kılmak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caizdir.<BR><BR><B>Sünneti evde kılmak<BR>Sual:</B> Farzı camide cemaatle kılmak için sabah namazının sünnetini evde kılıp çıkıyoruz. Camiye gelince imam, Kuran-ı Kerim okumayı bitirince El fatiha diyor. Fatihayı okumak gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sünneti kılanlar okuyamaz. Sünneti kılmayanların okumasında mahzur yoktur.<BR><BR><B>Ettahıyyatü bitmeden kalkmak<BR>Sual:</B> Biz ettehıyyatüyü bitirmeden imam kalkarsa bizim de kalkmamız gerek mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ettehıyyatüyü bitirip kalkmamız gerekir.<BR><BR><B>Yanlış niyeti duymak<BR>Sual:</B> Öğleyi cemaatle kılarken imamın yanılarak yatsı namazına diye niyet ettiğini duydum. Namazdan sonra sen yatsıya niyet ettin dedim, hayır ben öğleye niyet ettim dedi. Namazımız sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Dil ile niyetin önemi yok. Kalben öğleye niyet etmişse, namaz sahih olur.<BR><BR><B>Namazdan sonra<BR>Sual:</B> Beş vakit namazdan sonra (Estağfirullah..) ifadesini müezzin mi, imam mı yoksa cemaat mi okur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Herkes kendisi okur.<BR><B><BR>Cemaate sonradan yetişmek<BR>Sual:</B> Cemaate sonradan yetişen, Sübhanekeyi okuması gerekir mi, gerekirse ne zaman okumalıdır?<B><BR>CEVAP<BR></B>Sübhaneke okumak sünnettir. İmam içinden okuyorsa, başlar başlamaz okur. İmam açıktan okuyorsa okumaz.<B><BR><BR>Yüksek sesle âmin<BR>Sual:</B> Yüksek sesle âmin demek uygun mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Fatihadan sonra, imam ve cemaat, sessiz olarak, âmin der. İmam Fatihayı bitirince, cemaatin ve imamın yüksek sesle âmin demesi mekruhtur. Hafif söylemelidir.<BR><BR><B>İmamla dua etmek<BR>Sual:</B> Cemaat imamla dua ederken, imamın duasına mı âmin diyecek, kendi de dua edebilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Her ikisini de yapacaktır. İmamın duasına da âmin diyecek, kendisi de dua edecek. Bazı kimseler hep kendisi dua okuyor, imamınkine âmin demiyor. Kimisi de hep âmin diyor, kendisi hiç dua etmiyor. Her ikisini de yapmalıdır.<BR><B><BR>Başka cemaat<BR>Sual:</B> İkindiyi kılıp tesbih çekerken veya akşam namazının farzını kılıp son sünnetini kılmak için ayağa kalkınca, mescitte başka bir cemaat oluşuyor. Ben farzını kıldım, onlara tekrar uyup kılmam mı gerekiyor, yoksa hemen dışarı çıkmam mı gerekiyor?<BR><B>CEVAP</B><BR>Farzı yalnız kılmışsanız, hemen çıkmanız gerekir, cemaatle kılmışsanız, çıkmanız gerekmez.<BR><BR><B>Farz için beklerken<BR>Sual:</B> Sünneti kılıp farz için cemaati beklerken kelime-i tevhid okumakta mahzur var mı?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hiçbir şey okunmaz.<B><BR><BR>Sırta dokunmak<BR>Sual:</B> Namaza sonradan gelen kişinin sırtımıza dokunmasını beklemek gerekir mi? Beklemeden onun cemaate uyacağını anlayıp kendiliğimizden geriye gelebilir miyiz?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet uygun olanı onun vurmasını beklememektir. Onun sözü ile gidilirse namaz bozulmuş olur. Kendi arzumuzla gidersek namaz bozulmuş olmaz.<BR><B><BR>Ara tekbirler<BR>Sual:</B> İmamla birlikte ara tekbirlerini bizim de söylememiz gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet gerekir.<BR><BR><B>Tertip sahibinin kazası<BR>Sual:</B> Tertip sahibiyim. Sabah namazına uyanamadım. Kaza etmeyi de unutmuşum. Aynı gün akşam namazında imam oldum. Yatsı namazını kıldıktan sonra sabahı kaza etmediğimi hatırladım. Ne yapmam lazım? Akşam namazını benimle kılan cemaatin namazı kabul oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Cemaatin namazı sahih olmuştur. Onlara duyurmak gerekmez. Sizin sabah namazını kaza etmeniz lazım, çünkü kılmadınız. Tertip sahibi olduğunuzu unutarak, kıldığınız diğer namazları kaza etmeniz gerekmez, çünkü unutmak özürdür.<BR><BR><B>Üzeride yazı olan tişört<BR>Sual:</B> Üzerinde yazı, resim, fotoğraf olan tişörtle namaz kılınır mı?<BR><B>CEVAP</B><BR>Mekruh olur.<BR><BR><B>Sırttaki yazı<BR>Sual:</B> Bazen de sırt kısmında yazı olan kıyafetler var, bunun mahzuru olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Arkasındaki yazıyı cemaat okursa namaz mekruh olur. Çünkü bir yazıya, bakıp, anlamak bozmaz ama anlayınca mekruh olur.<BR><BR><B>Telefon çalarsa<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılarken devamlı çalan cep telefonunu namazı bozup kapatmak caiz mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Namazı bozmak haram olur. Namazı bozmadan az hareketle kapatma imkanı varsa kapatılır. [Namazdan önce tedbir almalı, ya kapatmalı veya sesini kısmalıdır.]<BR><BR><B>Namazda uyumak<BR>Sual:</B> İmama uyan, namazda ayakta veya otururken uyusa namazı veya abdesti bozulmuş olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Namazda uyumak abdesti de namazı da bozmaz.<BR><B><BR>Çocukla cemaat<BR>Sual:</B> On yaşında bir çocuğum var. Onunla cemaat olup cemaatle namaz kılabilir miyim?<BR><B>CEVAP</B><BR>Çocukla da cemaat olur ve cemaat sevabı alınır.<BR><BR><B>Farzı kaçırmak<BR>Sual:</B> Mescide gelen ikindi veya yatsı namazın sünnetine başlandığını görse, o da eğer namaza duracak olsa, farzın ilk rekatını kaçıracağını anlasa ne yapar?<BR><B>CEVAP</B><BR>O rekat kaçacaksa, yani biz sünnet kılarken farz kılınacağı için mekruh olur. Onun için sünneti dört değil iki rekat olarak kılar. İki rekat kılınca da yetişemeyeceğini anlarsa, bekler, namaza durmaz.<BR><B><BR>Cemaate başlanırsa<BR>Sual:</B> Öğlenin farzını yalnız kıldım. Ben bitince yanımda farzı cemaatle kılmaya başladılar. Onlara uymam lazım mı, uymam lazımsa nasıl niyet edeceğim?<BR><B>CEVAP</B><BR>Cemaat olunca cemaate uymalı. Allah rızası için namaz kılmaya, uydum imama demeniz yeterlidir. Sadece öğle ve yatsı namazını böyle cemaatle kılabilirsiniz. Diğerlerini kılamazsınız. Çünkü sabahın ve ikindinin farzından sonra nafile kılınmaz. Akşamda ise üç rekat nafile olmaz. Sadece öğle ve yatsı namazı kılınır.<BR><BR><B>Sessiz selam<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılarken imam namazı bitirince sessiz selam verse ne yapılmalıdır?<BR><B>CEVAP</B><BR>Diğerleri de selam verip namazdan çıkarlar.<BR><BR><B>Ayakkabıların yeri<BR>Sual:</B> Camide ayakkabıları arkaya mı öne mi koymak uygundur?<BR><B>CEVAP</B><BR>Çalınma endişesi ile namaz kılmak huşuya mani olacağı için ayakkabıları arkaya koymak mekruhtur. Öne ve sağa koymak da sünnete aykırıdır. Sol tarafa koymak sünnettir. Çalınma endişesi yoksa, yani huşuya mani değilse, arkaya koymanın da mahzuru olmaz.<BR><BR><B>Namaz kılarken <BR>Sual:</B> Camide namaz kılarken yanımızdan geçen, çarpmasın diye yana çekilsek namaz bozulur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Kendi arzumuzla çekildiğimiz için namaz bozulmaz.<BR><BR><B>Takkesiz imam<BR>Sual:</B> Takkesiz namaz kıldıran imamın arkasında namaz kılınır mı?<BR><B>CEVAP</B><BR>Kılınmaz. Kılınırsa mekruh olur. Takkeye önem vermiyorsa daha kötüdür. İtikadı bozuk olabilir. Kasten sünnete riayet etmeyen imamlara uymamalıdır.<BR><BR><B>İtikâfa niyet<BR>Sual:</B> Mescide girerken niçin "itikâfa niyet ettim" deniyor?<BR><B>CEVAP</B><BR>İtikâfa niyet edince orada yatmak, yiyip içmek v.s caiz olur. İtikâfa niyet etmezsek bunlar yapılmaz.<BR><BR><B>Cemaate uymak<BR>Sual:</B> Mescitte vaktin farzını tek başına veya cemaatle kılan bir kimse, mescide gelen bir grup cemaat yapar<B> </B>ise, bu cemaate uymak zorunda mıdır? Bu konu ile ilgili hüküm nedir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Cemaatle namaz kılınırken tek başına namaz kılmak veya oturup dua etmek tesbih çekmek mekruh olur, ya cemaate uyulur veya dışarı çıkılır. Ama itikâfa niyet edilmişse orada durulabilir. İkindiyi, sabahı veya akşamı kıldıktan sonra tekrar cemaate uyulmaz; ya dışarı çıkmalı veya itikâfa niyet etmelidir.<BR><BR><B>Müezzin yerleri<BR>Sual:</B> Bazı camilerde müezzinlerin yerleri yüksek oluyor. Buradan imama uyulabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yüksekte durmanın mahzuru olmaz. Fakat tek başına dururlarsa tahrimen mekruh olur. İki veya daha fazla kişi olursa kurtarır.<BR><BR><B>Camiye gitmenin önemi<BR>Sual:</B> Camiye gidemiyorum. Ne tavsiye edersiniz?<B><BR>CEVAP<BR></B>Camiye gitmeyi ihmal etmemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(Her namaz vakti camiye giden, ya Allah yolunda istifade edeceği bir ahiret kardeşi bulur, ya güzel bir ilme, ya hidayetini artıracak veya onu sapıklığa düşmekten muhafaza edecek bir kelimeye yahut rahmet-i İlahiyyeye mazhar olur.)</B> [Taberani]<BR><BR><B>Euzü besmele<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılarken, sübhanekeyi okuduktan sonra, euzü besmele çekilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Çekilmez.<BR><BR><B>Okuduktan sonra <BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılarken, imam selam verir vermez kalkıp, Allahümme entesselamü ayakta veya başka yerde okuyabilir miyiz?<BR><B>CEVAP<BR></B>Gerek cemaatle ve gerekse yalnız kılarken, okunduktan sonra ayağa kalkmalıdır.<BR><B><BR>3 secde<BR>Sual:</B> İmamdan önce başı secdeden kaldırıp koymak 3 secde sayılır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><BR><B>İmamın adını niyette söylemek<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılarken uydum Ali’ye dedim. İmam Veli imiş. Namaz sahih mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sahih olmaz. Onun için imamın ismini söylememeli, sadece uydum imama demeli.<BR><BR><B>İkinci saf<BR>Sual:</B> İkinci safa da imamın arkasından mı başlanır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Ön saftaki boşluk<BR>Sual:</B> Ön safta boş yer varken, arkada yalnız imama uyulur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mekruh olur.<BR><BR><B>Tesbih çekmeden dua<BR>Sual:</B> İmam duaya başlayınca, tesbih çekmeyen de duaya katılır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Tesbihi çektikten sonra duaya katılması daha iyidir. İşi varsa tesbih çekmeden dua etmesi de caizdir. Hatta hiç tesbih çekmeden, dua etmeden gitmesi de caizdir.<BR><BR><B>Yatsıyı kılmış olan<BR>Sual:</B> Yatsıyı ve vitri de kılmış olan yatsının farzını kılana uyar mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Nafile olarak kılması iyi olur.<BR><B><BR>İmamın yanına durmak<BR>Sual:</B> İmamla bir kişi namaz kılarken, biri gelip imamın arkasına veya soluna veya sağdakinin sağına dursa, mekruh olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mekruh olmaz.<BR><BR><B>Mesbuka uymak<BR>Sual:</B> Mesbuka uymak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Mesbuk imam olamaz.<BR><BR><B>Dışarıdan gelenin selamı<BR>Sual:</B> Camide sünneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak, sünnet ile farz arasında bir şey okumak gibi mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. Vakit az ise, tefekkür veya kalben zikir etmeli. Vakit fazla ise, kaza namazı kılmalı.<BR><B><BR>Bir kişilik boşluk<BR>Sual:</B> Cemaatle namazda en sağda duranın solundaki kişinin abdesti bozulup gitse, bir kişilik boşluk kalıyor. Sağdaki de yana bir adım atarak boşluğu doldursa namaz bozulur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bozulmaz.<BR><BR><B>Kaza kılan kimse<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılınmaya başlansa, kaza kılan kimsenin, namazı bozup onlara uyması caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><BR><B>Cemaate uymak<BR>Sual: </B>Yalnız başına farzı kılanın yanında, sabah veya akşamın farzı cemaatle kılınmaya başlansa, o kişi namazı bozup imama uyabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet hemen sağına selam verip cemaate uyar. Sadece akşam ve sabah namazında, birinci rekâtta secde ettikten sonra da, namazı bozup cemaate uyar, fakat ikinci rekâtın secdesini yaptıysa, cemaate uymayıp namazını tamamlar. Diğer namazlarda böyle değildir.<BR><BR>Dört rekâtlı farzlarda, birinci rekâtın secdesini yapmadıysa, yine hemen sağına selam verip cemaate uyar. Birinci rekâtın secdesini yaptıysa, iki rekât kılıp selam verir. Üçüncü rekâtın secdesini yapmadıysa, ayakta bir tarafa selam verip bozar ve cemaate katılır. Üçüncü rekâtın secdesini yaptıysa, dört rekâtı tamamlar.<BR><BR><B>Sesli okumamak<BR>Sual:</B> Akşam namazını kılana uydum. Sesli okunacağını bilmediği için gizli okudu. Benim namazım sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, sizinki sahih olur. Onun da bilmemesi özür olur. Kasten yapsa idi vacibi terk etmiş olurdu.<BR><BR><B>İmamın selamı<BR>Sual:</B> İmam, selam vermedi diye imama uydum. Bir arkadaş, beni görmüş, selamdan sonra uyduğumu söyledi. Ona inanıp tekrar kılmam lazım mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Cemaatin önüne geçmek<BR>Sual:</B> Odada imamın arkasına bir saf sığıyor. Sonradan gelenlerin, cemaatin önünden geçip, imamın sağına, soluna durması caiz mi? Arka saf dolar zannı ile imamın sağına soluna durmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Her ikisi de caizdir.<BR><BR><B>İkamet okunurken<BR>Sual:</B> İkamet okunurken imam ayakta ise, cemaat de kalkar mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kalkması lazım değildir. Kalkmaları caizdir.<BR><B><BR>İkamet okunurken<BR>Sual: </B>İkamet okunurken camiye girince oturmak gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>İkamet okunurken camiye giren kimse, imam mihraba gitmek üzere ayağa kalkmamışsa, oturur.<BR><BR>İmam otururken ayakta beklemek mekruh olur. <B>(N. İslam)<BR><BR>Sırta secde etmek<BR>Sual:</B> Sırta secde edenin sırtına, secde etmek caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>İkincisinin secdesi, sahih değildir.<BR><B><BR>El Fatiha denince<BR>Sual:</B> İmam el-fatiha deyince salevat da okumak efdal mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>İmamın hatası<BR>Sual:</B> İmam, ilk oturuşu unuttu. İkaz ettik. Namazı secde-i sehv yapmadan tamamladı. Namazı iade etmesi vacip miydi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Değildi. Çünkü imamın secde-i sehv etmeme yetkisi var.<BR><B><BR>Maliki’de selam vermek<BR>Sual:</B> İmam, secde-i sehv için selam verince, Maliki’yi taklit eden secde-i sehv olduğunu bilmeden selam verse, namaz bozulur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><BR><B>Selam vermeden kalkmak<BR>Sual:</B> İmam, son rekatta salli bariki okuduktan sonra, selamı unutup, kalkıp gitse, cemaat, kendi kendine mi selam verir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Son teşehhüd<BR>Sual:</B> İmama son teşehhüdde uyan, namazı nasıl kılar?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yalnız kılan gibi kılar.<BR><BR><B>Aşır okumak<BR>Sual:</B> Her namazdan sonra mihrabiye, aşır okumak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Mihrabiye’den sonra<BR>Sual:</B> Mihrabiyeden sonra, uzun salevat-ı şerife okumak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ara sıra okunması caizdir. Sünnetmiş intibaını vermemek için her zaman okunmamalıdır.<BR><BR><B>İmamın gizli okuması<BR>Sual:</B> İmam, açık okunacak yerde, Fatihanın yarısını gizli okusa, gizli okunacak yerde, açık okusa, secde-i sehv gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. Fakat cemaatle secde-i sehv yapmamak caizdir.<BR><BR><B>Tesbihleri okumak<BR>Sual:</B> Cemaatten biri, işi varken, tesbihleri ve duayı beklemeden dışarı çıkınca, dışarıda veya gittiği yerde okuması caiz olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Dar pantolon<BR>Sual:</B> Dar pantolon olunca, cemaati terk etmek gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Cemaat terk edilmez.<BR><B><BR>İmamın getirdiği tekbir<BR>Sual:</B> İmam, cenaze namazında üç tekbir getirdi. Cemaatten dört tekbir getirenler de oldu. Bunların namazı sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Dolu mescit<BR>Sual:</B> Mescit dolu idi. İmamın son teşehhüdde oturduğunu anladım. Birinin önüne oturdum. Günah mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Zaruret olduğu için caizdir.<BR><B><BR>Cemaatin kalkması<BR>Sual:</B> İmam 4. rekata kalkmayı unutup oturursa cemaat kalkar mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ön saftaki cemaatten birinin "sübhanallah" diye ikazı iyi olur.<BR><BR><B>İki namazı cem<BR>Sual:</B> İki namazı cem ederken, yanımda, ikindi cemaatle kılınmaya başlansa, öğleyi kıldıktan sonra onlara uymam caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>İmamı duymamak<BR>Sual:</B> İmamın tekbirini duymadık. İmam, rükudan kalkarken biz rükuya indik. Secdede imama yetiştik. Namazımız sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Kerahet vaktinde ikindi<BR>Sual:</B> Kerahet vaktinde, ikindiyi yine cemaatle kılmak gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Gece yarısı yatsı<BR>Sual:</B> Yatsı gece yarısına kalsa, cemaatle mi kılmak evladır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Sübhaneke okurken<BR>Sual:</B> Biz Sübhaneke okurken, imam sesli okumaya başlıyor. İmam, nefes aldığı zamanlarda kalan kısmı tamamlamak uygun mudur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Selamı uzatmak<BR>Sual:</B> İmam, sağa selam verirken (Lah) kısmını uzatıyor. Cemaat, kısaca selam veriyor. İmamdan önce selam verilmiş sayılır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Namazları sahihtir.<BR><BR><B>İmama uymaya niyet<BR>Sual:</B> Evinden çıkarken imama uymaya niyet eden, yolda biri ile konuşsa, yeniden mi niyet etmesi gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>5. rekata kalkmak<BR>Sual:</B> İmam yanılıp 5. rekata kalksa, o anda biri gelip ona uysa, namazı sahih olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır sahih olmaz. Çünkü farz kılacak olanın nafile kılana uyması caiz değildir.<BR><BR><B>Kılınmamış rekat<BR>Sual:</B> İmam, teşehhüdden sonra, 5. ye kalktı. 6. da kılıp selam verdi. 2. rekatta imama uymuştum. İmam 5.ye kalkınca, uymayıp, kılmadığım bir rekatı tek başına kıldım. Sahih mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet.<BR><BR><B>Sure-i Haşr’ı okumak<BR>Sual:</B> Sure-i Haşrın sonunu imam okuyunca, cemaat de okumuş sayılır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. Çünkü kendisinin okuması sünnet, dinlemesi ise farzdır. Sünnet sevabı, farzın yanında denizde damla bile değildir.<BR><BR><B>İmamın namazı bozulursa<BR>Sual:</B> İmamda namazı bozan bir şey bulunduğunu anlayan kimse ne yapmalı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bu namazı tekrar kılar. Bunu imam namazda hatırlarsa yahut namazda iken namazı bozan bir şey hasıl olursa, bunu hemen cemaate bildirir. Namazdan sonra anlarsa, o cemaatten olduklarını hatırladığına söyleyerek, haber göndererek bildirir. Haber alan, iade eder. Alamayan affolur. Bir kavle göre de, imamın cemaate haber vermesi gerekmez.<BR><BR><B>Namazda adım atmak<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılarken, önümdeki saftan birisi veya yanımdaki ayrılsa, namaz içerisinde onun yerine bir adım atarak geçebilir miyim?<BR><B>CEVAP<BR></B>Geçmek gerekmez. Geçilse de mahzuru olmaz. Yani hem öne hem yana geçilebilir.<BR><B><BR>İmamla aradaki mesafe<BR>Sual:</B> İmamla cemaatın arasından 15-16 metrelik bir yol geçiyor. Yolun arkasında kalan cemaatin namazı sahih olur mu? Yol dışarıda, cemaat cami dışındadır.<BR><B>CEVAP<BR></B>Cami içi ile dışarısı farklıdır. (Fetâvâ-yı Hindiyye)de diyor ki, (İmama uymaya mani olan sebeplerden biri, imam ile cemaat arasında, kayık geçecek kadar nehir veya araba geçecek kadar yol yahut sahrada kılarken, arada iki saflık boşluk bulunmaktır. Camilerin içinde büyük boşluk arkasında, imama uymak caizdir.) Demek ki dışarıda olduğu için o kadar bir boşluk varsa imama uymak caiz olmuyor.<BR><BR><B>Elleri bağlamak<BR>Sual:</B> Cemaat otururken imama uyacağımız zaman ellerimizi bağlayıp öyle mi cemaate dahil olacağız?<BR><B>CEVAP<BR></B>Elleri bağlamak gerekmez.<B><BR></B><BR><B>Kadınla namaz<BR>Sual:</B> Ben namaz kılarken hanımım veya annem yahut yabancı bir kadın benim önümde namaz kılarsa namazım olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Sizden dokuz ayak ileride iseler namazınız sahih olur.<BR><BR><B>İmamın uyuması<BR>Sual:</B> Son teşehhüdde salli bariki okuduktan sonra imam uyusa veya epey vakit geçtiği için uyuduğu sanılsa, cemaatin selam verip namazdan çıkması caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Namazda iki niyet<BR>Sual: </B>Öğle, ikindi ve yatsı namazının ilk sünnetlerini ve akşamın farzını kılarken, abdestten sonra kılınan <B>sübha</B> namazına veya <B>tehıyyat-ül-mescid</B> namazına da niyet edilebilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, niyet edilmesi iyi olur. Hattâ bir yolculuğa çıkılacaksa veya yolculuktan yeni dönülmüşse, niyet sevabı da almak için, <B>tehıyyat-ül-menzil</B> namazına da niyet edilebilir. Mesela (Bugünkü akşam namazının farzına, tehıyyet-ül-mescide, tehiyyat-ül menzile ve sübha namazı kılmaya) diye niyet edilir.<BR><BR><B>Mukim kılmak<BR>Sual:</B> Ankara'ya gitmek üzere evden çıktım, 10 km uzaklıktaki iş yerime geldim, daha İstanbul'da olduğum için kendimi seferi hissetmedim. İmam olup öğleyi mukimlere kıldırdım. Benim ve cemaatin namazları sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sizinki mekruh olarak sahih oldu. Cemaatinki ise hiç sahih olmadı. Çünkü farz kılanın nafile kılana uyması caiz değildir. Sizin son iki rekatınız nafile olduğu için cemaatin namazı sahih olmadı.<BR><BR><B>Tesbih atmak<BR>Sual:</B> Mescitte, tesbihi olmayana, tesbih atmak edebe aykırı mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Evde cemaat<BR>Sual:</B> Evinde namazını kılanın yanına, birkaç kişi gelip, ikindi veya akşam namazını cemaatle kılsa, onun evden çıkması gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır.<BR><B><BR>İmamın yerine geçmek<BR>Sual:</B> İmamın abdesti bozulsa, yerine geçen, nereden okur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Baştan veya imamın kaldığı yerden okuması caizdir.<BR><B><BR>İmamın hatasını söylemek<BR>Sual:</B> Hariçten biri, imamın hatasını söylese, o da düzeltse caiz olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caiz olmaz.<BR><B><BR>Namaz kılınırken çalışmak<BR>Sual:</B> Odada cemaatle namaz kılınırken çalışmam caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Namaz kılmış olan için caizdir.<BR><B><BR>Namazı iade etmek<BR>Sual:</B> Tanıdığım salih arkadaşlara baktım cemaatle ikindi namazını kılıyorlar. Ben de onlara uyup kıldım. Sonra saatime baktım ki namaz vakti yeni girmiş. İade ettim. Eğer saatime bakmasaydım bu namaz veya daha önce böyle saatime bakmadan onlara hüsnü zan edip kıldığım namazlar ne oldu? Bazen unutup abdestsiz kıldırsalar veya iyi sandığımız kimsenin, sonradan inançsız olduğu meydana çıksa, bütün bu namazları kaza etmemiz gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kaza etmeniz gerekmez. Bu konuda birkaç örnek:<BR><B>1-</B> Dinimiz, zahire göre hükmeder. Adamın abdestsiz olduğunu niye bilmedin veya inançsız birisi olduğunu niye anlamadın diye sorguya çekmez.<BR><B><BR>2-</B> İmam unutup abdestsiz kıldırsa, namazdan sonra hatırlasa cemaate söylemese, abdest alıp namazını kılsa, cemaate söylemediği için günaha girmiş olmaz. Eğer cemaate benim abdestim yoktu demişse, duyanların tekrar kılmaları gerekir. Duymayanlar sorumlu olmazlar.<BR><B><BR>3-</B> Vesvese etmekten sakınmalıdır. İbadette zannı galip yeterlidir. Mesela gusledip banyodan çıksa, fakat bazı yerleri kuru kalmış olsa, kuru kaldığını bilmese guslü sahih olur. Bunun gibi insan domuz yağı bulunan bir şey yese, domuz yağı olduğunu bilmese, bilmediği için ona günah olmaz.<BR><B><BR>4-</B> Araştırıp kıble istikameti diye yanlış olarak ters yöne dönse bile, yine namazı sahih olur.<BR><B><BR>5-</B> Bayram hilaline baksa hava bulutlu olduğu için görülmese, ama gerçekte ise ertesi günü bayram olsa, o kimse hilali görmediği için ertesi günü yani bayram günü oruç tutsa, hem günah olmaz, hem de o oruç ramazan ayından sayılır.<BR><B><BR>Rüku’a gitmek<BR>Sual:</B> Cemaate imam rükuda iken yetişen mesbuk, yalnız tekbir getirip de mi rükuya gider, yoksa tekbir getirdikten sonra bir daha Allahü ekber der öyle mi rükuya gider?<BR><B>CEVAP<BR></B>Vakit müsaitse inerken de tekbir getirir, değilse sadece iftitah tekbiri yetişir.<BR><B><BR>Namazı kılmış olan<BR>Sual:</B> Vaktin farz namazını kılan bir kişi namaz kılmamış bir kişiye imam olup namaz kıldırabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kıldıramaz. Şafii’de kıldırabilir.<BR><B><BR>İlk oturuş<BR>Sual:</B> İmama sonraki rekatlarda yetişildiğinde ilk oturuşta sadece ettehıyyatü mü okunur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Farzdan sonra sünnet<BR>Sual:</B> Öğle namazı farzı kılınırken imama uyan, ilk sünneti farzdan hemen sonra mı, yoksa son sünnetten sonra mı kılmalıdır, yatsı namazında da durum böyle midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Önce ilk sünnet kılınır.<BR><BR><B>Tek kişi<BR>Sual: </B>İki kişi cemaatle namaz kılarken, cemaat olan tek kişi imamın neresine durur? Bunlar namaz kılarken bir başkası gelse o nereye durur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Cemaat bir kişi ise, imamın sağ yanında hizasında durur. Solunda veya arkasında durması mekruh olur. Ayağının topuğu, imamın topuğundan ileri olmazsa, namazı sahih olur. Çok kimse, bunu bilmediği için imamın gerisinde duruyor. İmamla omuz omuza olmalıdır. İmamdan ileri olmamak için ayağının topuğu imamın topuğundan ileri olmaması yeter. İhtiyat için dört parmak kadar geriden durulabilir.<BR><BR>İki kişi cemaatle namaz kılarken, bir kişi daha gelse, bu kişi, imamın yanındakinin omzuna hafifçe dokunur, geriye gelmesini bekler. O geriye gelirse onun yanında durur, gelmezse, yahut o kişinin geleceğini sanmıyorsa, o kişinin sağına veya imamın soluna durabilir.<BR><BR>Bazı kimseler böyle geriye gelineceğini bilmiyor. Bilmediği için de gelmeyebilir veya vuran kimsenin emri ile geriye gelirse namazı bozulur. Kendi isteği ile geriye gelirse namazı bozulmuş olmaz. Gelen kişi yalnız kalmasın diye kendi isteği ile gelmelidir.<BR><BR><B>Papazın imamlığı<BR>Sual:</B> Bir papaz, inancını saklayıp müslüman gibi senelerce namaz kıldırsa, cemaat onun papaz olduğunu bilmediği için, cemaatin namazına bir zarar gelir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Gelmez.<BR><B><BR>Âlimin yanında yürümek<BR>Sual:</B> Yaş veya ilimce büyük olan bir zatla giderken, onun sağında mı, solunda mı gitmek gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>İki kişi cemaatle namaz kılarken biri imam olunca, diğeri cemaat olur. Cemaat olan sağda, imam olan solda durur. Yürürken de rütbesi veya ilmi fazla olan solda yürür.<BR><BR><B>İmam vekil etmek<BR>Sual: </B>Ben imam oldum, birkaç arkadaşla evimizin bir odasında cemaatle namaz kılarken, öbür odada hasta yatan annem çağırdı. Ben de yavaşça selam verip namazı bozdum. Giderken bir arkadaşı yerime vekil ettim. O namazı tamamladı. Bu namaz sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet sahih oldu.<BR><B><BR>Abdestsiz namaz<BR>Sual:</B> Birkaç arkadaşla cemaatle namaz kıldırıyordum. Bir müddet sonra abdestimin olmadığını hatırladım. Hemen namazı bozup yerime birisini vekil edip gittim. Niye gittiğimi sordular, ben de abdestimin olmadığını söyledim. Onların namazı sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Onların namazı sahih olmadı. Çünkü sizinle kıldıkları sahih değildi. S. Ebediyye’de şöyle bildiriliyor:<BR>İmamda namazı bozan bir şey bulunduğunu anlayan kimse, bu namazı tekrar kılar. Bunu imam namazda hatırlarsa, bunu hemen cemaate bildirir. Namazdan sonra anlarsa, o cemaatten olduklarını hatırladığına, söyleyerek, haber göndererek, yazarak bildirir. Haber alan, iade eder. Alamayan affolur. Bir kavilde ise imamın cemaate haber vermesi lazım değildir. Şafii mezhebinde haber vermesi gerekmez.<BR><BR><B>Mekruh mu, sünnet mi?<BR>Sual:</B> İşyerinde veya evde, namazları cemaat yapıp kılalım diyoruz. Fakat namaz oldukça gecikiyor. Namazı, yalnız dahi olsa erken vaktinde kılmak mı, yoksa kerahet vaktinde dahi olsa cemaati beklemek mi daha efdaldir?<BR><B>CEVAP</B><BR>Sünnet ile mekruh çakışınca mekruh işlememek için sünnet terk edilir. Mekruh vakitte cemaatle kılmak mekruhtur. Onun için mekruh vakit girmeden yalnız kılınır.<BR><BR><B>Mihrabda durmak<BR>Sual: </B>Camide, ilk cemaatin imamı, mihrapta durmazsa mekruh olur deniyor. Namaz kıldığımız camide, birkaç bölme var. Mihrap olan yerde, Cuma ve bayram namazları kılıyoruz. Kışın burası soğuk olduğu için, beş vakit namazı küçük odada kılıyoruz, fakat orada da mihrap yok. Kıldığımız namazlar mekruh mu oluyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Her oda, müstakil yer demektir. Kışın küçük odada namaz kılmak mekruh olmaz.<BR><BR><B>Cemaatin farza başlaması<BR>Sual:</B> Sünnet veya kaza namazı kılarken, cemaat farza başlarsa, namazı bozup, imama uymak gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Dört rekat sünnete başlamış ise, iki rekat kılınca selam verip imama uyar. Üç rekat kılmışsa dörde tamamlar. Sünnet kılarken kaza namazına da niyet eden, farza başlanıldığını görürse, namazını bozmaz. İki veya dört rekata tamamlar. Mesela öğlenin ilk sünnetinde iki rekatta selam veren, farzdan sonra, iki daha kılarak, dörde tamamlar. Yeniden dört rekat kılması, daha iyi olur. Kaza kılarken cemaate başlanırsa, tertip sahibi olan bozmaz. Maliki mezhebinde de böyledir.<BR><B><BR></B>Cemaatle namaz kılarken, başka bir namaz kılmak tahrimen mekruhtur. Bunun için, iftitah tekbirine yetişemeyeceğini zanneden, başka namaza başlamaz, cemaati bekler.<BR><B><BR>Tekbiri ayakta almak<BR>Sual:</B> İmama rükuda yetişmek için, acele tekbir alıp, rükua gidince tekbiri bitiren, o rekata yetişmiş olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>İftitah tekbirini ayakta almak şarttır. Eğilirken alınırsa imam uyulmuş olmaz. O namaz sahih olmaz.<BR><BR>İftitah tekbirini ayakta alıp, sonra imamla rükuda bir an beraber kalınca, hem namaz sahih olmuş olur, hem de o rekata yetişmiş olunur. Rekata yetişeceğim diye eğilirken tekbir alınmamalı. Rekata yetişemese de, namaza uyması sahih olmalı. Namaza uymak sahih olmazsa, namaz da sahih olmaz.<BR><BR><B>Evden çıkarken niyet<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılmak niyetiyle evden çıkan, yeni bir niyet etmeden imama uyabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Uyabilir; fakat yolda namazı bozacak bir şey yapmamak gerekir. Yürümek ve abdest almak zarar vermez. <B>(S.Ebediyye)</B><BR><BR><B>Seferi imama uyan<BR>Sual: </B>Seferi imama uyunca, imam selam verdikten sonra, iki rekât daha kılarken Fatiha okumak gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bazı âlimler, seferi imama uyan mukim, üçüncü ve dördüncü rekâtlarda Fatiha okumasa da olur dediyse de, Şems-ül eimme Abdülaziz Halvani ve başka âlimler, okur dediler. O hâlde, ihtiyat ederek okumalıdır. <B>(Cami-ur-rumuz, Tatarhaniyye)<BR></B><BR><B>İmamın ve cemaatin niyeti<BR>Sual: </B>İmam cemaatle namaz kıldıracağı zaman nasıl niyet eder?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmam, (Bana uyan cemaate imam oldum) der. İmamın, erkeklere imam olmaya niyet etmesi şart değildir. Eğer niyet etmezse namaz sahih olur; ama kendisi cemaatle kılmak sevabına kavuşamaz. (Cemaate imam olmaya) niyet ederse bu sevaba da kavuşur.<BR><BR>Cemaatte kadın da varsa imamın, (Kadınlara imam olmaya) diye niyet etmesi şarttır. Böyle niyet etmezse kadınların namazı sahih olmaz.<BR><BR><B>İmamdan önce selam<BR>Sual: </B>İmam daha okumalarını bitirmeden, dalgınlıkla imamdan önce her iki tarafa da selam verenin namazı bozulur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bozulmuş olmaz. İmamın selam vermediğini görünce, namaza devam eder ve imamla tekrar selam verir.<BR><BR><B>Sünnet kılarken imama uymak<BR>Sual: </B>Tam İlmihal’de (Dört rekât sünnet kılarken, farz kılan imama uyan, namazı farz gibi kılar) deniyor. Sünnet kılarken, farz kılan imama nasıl uyulur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Nafile kılan farz kılana uyabilir. Mesela, öğlenin sünnetini kılmadan cemaate yetişen kimse, öğlenin farzını kıldıktan sonra, ilk sünneti kılacağı sırada, yanında yeniden cemaat teşekkül etse, o imama uyarak öğlenin sünnetini kılar. İmama uyduğu için de, farz gibi kılar. Son sünneti kılarken de uyulabilir; hatta son sünneti kıldıktan sonra da, imama uyup nafile kılınabilir.<BR><B><BR>Kadınla yan yana namaz kılmak<BR>Sual:</B> Hanımımla cemaat olup, on senedir namaz kılıyoruz. Hanım benim sağıma duruyordu. Şimdi öğrendim ki, kadınla yan yana durup cemaatle namaz kılınca erkeğin namazı bozuluyormuş. Şimdi bu on senelik namazımı kurtarmamın bir yolu var mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sizin namazınız bozulunca, hanımınızınki de bozulmuş olur. Şafii mezhebinde, cemaatle namaz kılarken, kadın erkeğin yanında namaza dursa ikisinin namazı da sahih olur, ancak kadının erkeklerin arkasında durması iyi olur. <B>(Muğnil muhtac, Kitab-ül Üm)<BR></B><BR>Dört hak mezhep rahmettir. (O kılınan namazları Şafii mezhebine göre kıldım) diye niyet ederseniz namazlarınız sahih olur. Kaza etmek gerekmez. Her ne kadar, o zamanlar, Şafii mezhebinin bütün şartlarına uyulamamış olsa bile, bunda zaruret olduğu için <B>telfîk</B> olmaz, caiz olur.<BR><BR><B>Telfîk</B>, kendi mezhebinde caiz değilken, bir ihtiyaç, bir harac [güçlük] olmadan ve şartlarına riayet etmeden, başka mezhepte caiz olan hükümlerle amel etmek demektir. Telfîk haramdır, söz birliğiyle bâtıldır.<BR><BR><B>Ön safa geçmek<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılarken bazen ön safta boş yer oluyor. Namaza başlamış cemaatin önünden geçerek ön safı doldurmak gerekir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Öndeki safta boş yer varken, arkasındaki safta durmak mekruhtur. Ön safa geçmek için, cemaatin önünden geçmek de günah olmaz. Hatta, birinci safta boş yer olup ikinci safta boş yer yoksa, ikinci safı yarıp birinci safa geçilir.<BR><B><BR>Bulaşıcı hastalığı olan<BR>Sual:</B> Bulaşıcı bir hastalığı olanın, mescide devam etmesi caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caiz değildir.<BR><BR><B>Cemaatle kaza kılmak</B><BR><B>Sual:</B> Bir arkadaşım, kaza borcu olduğu için, cemaatle teravih namazı kılınırken imama uyarak kaza namazı kıldığını söyledi. Bu şekilde, başka bir namaz kılana uyarak kaza kılmak caiz olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Şafii mezhebindeyse, caizdir. Hanefi mezhebinde caiz olmaz. Hanefi mezhebinde, aynı namaz kazaya kalmışsa cemaatle kaza edilebilir. Mesela bugünkü sabah namazını vaktinde kılamayanlar, kazasını cemaatle kılabilirler. Bunun haricinde, Hanefi’de cemaatle kaza namazı kılmak caiz değildir. Çünkü herkesin kazaya kalan namaz vakitleri değişiktir.<BR><BR><B>Hanefi’ye uyan Şafii<BR>Sual:</B> Hanefi imama uyan Şafii veya Şafii imama uyan Hanefi, sabah namazında kunut okur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hanefiye uyan Şafii, okumaya fırsat olmadığı için, kunut okumaz. Şafii’ye uyan Hanefi de, okumaz, imamı bekler.<BR><BR><B>İkinci cemaat<BR>Sual:</B> Mescitte, ikinci üçüncü cemaat yapılsa, imam olanın illa mihrapta mı durması gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Camide ilk cemaatin imamı mihrapta kıldırmazsa, mekruh olur. İmamı ve cemaati belli kimseler olan her camide, vakit namazları, imam mihrapta olarak, cemaat ile kılındıktan sonra, tekrar cemaatler yapılabilir. Ancak sonraki cemaatler, mihraptan başka yerde kılmalıdır!<BR><BR>(Eğer sonraki cemaatin imamı mihrapta bulunur, ezan ve ikamet okunmazsa, mekruh olmaz) diyen âlimler de vardır. İhtiyaten sonraki cemaatler mihrapta kılmamalıdır!<BR><BR>Yol kenarlarındaki belli bir imamı olmayan mescitlerde, ezan ve ikamet okunarak, mihrapta veya mescidin başka yerinde cemaatler yapılabilir.<B> (Halebi)</B><BR><B><BR>Cemaatten ayrı ikamet<BR>Sual:</B> Yollarda veya belli bir imamı olmayan yahut cemaati belli kimseler olmayan camilerde, cemaatten ayrı namaz kılarken ikamet okumak gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yollarda bulunan veya imamı ve müezzini bulunmayan ve cemaati belli kimseler olmayan camilerde, çeşitli zamanlarda gelenler, bir vaktin namazı için, çeşitli cemaatler yaparlar. Her cemaat için, ezan ve ikamet okunur. Böyle camide, yalnız kılan da, ezan ve ikameti kendi işiteceği kadar sesle okur.<BR><B><BR>İmamla yapılan hatalar<BR>Sual: </B>İmam ile namaz kılarken imam secdeden doğruldu zannederek başımı kaldırdım, baktım ki imam daha secdede. Tekrar secdeye gittim. Yani benimki üç secde oldu. Bir de yine dalgınlıkla, imam selam vermeden önce selam verdim. Sonra baktım imam daha okuyor. Bekleyip imamla birlikte selam verdim. Namazım sahih oldu mu? Secde-i sehv yapmam gerekiyor muydu?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmamla yapılan hatalarda secde-i sehv gerekmez. Namazınız sahih olmuştur.<BR><B><BR>Saf olmak<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılarken, yalnız bir kişi varsa, o bir kişinin imamdan yarım metre geriye durması mı gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Yan yana durmaya saf olmak denir. İki kişi yan yana durunca saf olur. Birisi geride, imam ileride durunca saf olmaz. İmamla yan yana aynı hizada durmaları gerekir. İmamın sağ yanında duran kimsenin, secdeye inip kalkarken, imamdan ileri gitmemesi için, topuklarının imamın topuklarından geride durması ihtiyatlı olur. İmamdan ileri geçmezse, imamla aynı hizada durmasında mahzur olmaz.<BR><BR>Bir kadınla kocası veya mahremi bir erkek, cemaatle namaz kılarken, kadın tam imamın arkasında durur.<BR><B><BR>Sesli okumak<BR>Sual: </B>Sübhaneke okumayı yetiştiremezsek imam açıktan okurken devam edip bitirmemizde veya imam açıktan okumaya başlayınca imama yeni uymuşsak, Sübhanekeyi okumakta bir sakınca var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmam sesli okurken, Sübhaneke okunmaz. Yarıda kalmışsak bile kesmemiz gerekir. Sübhaneke okumak sünnet, imamı dinlemek ve imama tâbi olmak vacibdir. İmam, âyet aralarında nefes alırken Sübhanekeyi parça parça okumakta da mahzur yoktur.<BR><B><BR>İmama tabi olmak<BR>Sual:</B> Kunut’u okumak da, Ettehıyyatü’yü okuyacak kadar durmak da vacib iken, birinci oturuşta Ettehıyyatü’yü yetiştiremeyen, tamamlayıp ondan sonra kalkıyor da, Ramazan’da vitir cemaatle kılınırken, Kunut’u yetiştiremeyen, niye Kunut’u okumayıp imamla birlikte rükûa gidiyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmam arkasında Kunut okumak, vacib değildir, sünnettir. Ayrıca<B> </B>Kunut’u bitirmeden imam rükûa giderse, kunutu bitiremeyen, okumayı kesip imama tâbi olur, çünkü imamla birlikte rükûu kaçırma tehlikesi vardır. Teşehhüd böyle değildir, bitirdikten sonra kıyama kalkabilir. Ama secde, rükû gibi rükünlerde imama muhalefet etmek, namazı bozar. <B>(Dürer)</B><BR><B><BR>Yeni Müslüman olan imam<BR>Sual:</B> 3 yıl imamlık yapan kişi, <B>(Ben Hıristiyan idim, şimdi Müslüman oldum. Arkamda kılınan namazları kaza etmeniz gerekir) </B>dedi. Arkasında kılınan namazları kaza gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, kaza etmek gerekmez. <B>(Tergib-üs-salât)<BR></B><BR>Cemaatle namaz kılmak İslam’ın şiarıdır. İslamiyet zahire bakar, Müslümanım diyeni Müslüman kabul eder. Cemaat, imamın kalbindeki imanı bilemez, zaten dinimiz de bunun bilinmesini istememiştir. İmam olan zat, cemaat için hükmen Müslüman kabul edildiği için, imamın daha sonra gayrimüslim olduğu meydana çıksa da artık, onun arkasında kılınan namazları kaza etmek gerekmez.<BR><B><BR>Safları düzeltmek<BR>Sual: </B>Resulullah, namazdan önce safları düzeltmek için değnekle işaret etmiş midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Sünnetten fazla okumak<BR>Sual: </B>Muteber bir kitapta, (İmamın farz kıldırırken, kıraati ve tesbihleri sünnetten fazla okuması tahrimen mekruhtur) buyurulurken, başka yerindeyse, (İmam cemaatin hâline göre hareket eder) buyuruluyor. Bu iki ifadeyi nasıl birleştirebiliriz?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmamın, sünnetlerden fazla okuması uygun değildir, çünkü cemaatin içinde hastalar, ihtiyarlar, yolcular ve işi acele olanlar olabilir. Bunun için sünnetten fazla okumak tahrimen mekruhtur. Cemaatin içinde hastalar ve özürlülerin olduğu biliniyorsa, imam sıkıntı vermemek için, sünnetten de kısa okuyabilir. Mesela, sabah namazında uzun sure okumak sünnetken, böyle hâllerde kısa sureyle namaz kılınır.<BR><BR><B>Üç rekât kılmak<BR>Sual:</B> Güvenilen biri, (Sen öğleyi üç rekât kıldın)<B> </B>dese, namazı iade etmek gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Öğle namazını kılan, selam verdikten sonra, güvenilir bir kimse, (Sen öğle namazını üç rekât kıldın) dese, namaz kılan kimse de dört rekât kıldığından emin olsa, kendisine üç rekât kıldığını haber veren kimsenin sözüne uyması gerekmez. <B>(Fetava-yı Hindiyye)</B><BR><BR><B>Araya şeytan girmesin<BR>Sual:</B> Sıcak havalarda, cemaatle namaz kılarken, safları seyrek tutmak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hava sıcak da olsa, safları sık tutmalı. Safların sık olması, rahmetin gelmesine sebep olur. Saflar sıklaştırılıp omuzlar birbirine sıkıca değmeli. Eshab-ı kiram safta çok sık durduğundan, elbiselerinin omuzları eskirdi. İki hadis-i şerif meali:<BR><B>(Namazda, omuz omuza sık durun! Açıklıkları kapatın ki, şeytan girmesin!)</B> [Hâkim]<BR><BR><B>(Hak teâlâ, safı sıklaştırana rahmet, safta boşluk bırakana gazap eder.)</B> [Nesai]<BR><BR><B>İftitah tekbirine yetişmek<BR>Sual:</B> Öğle, ikindi ve yatsı namazlarında, camiye girdiğimizde ilk sünnetler kılınmaya başlanmış, yarısı da kılınmışsa veya sünnetler bitmek üzereyse, ne yapmak gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>İftitah tekbirine yetişemeyeceğini anlayan, sünnete başlamaz, cemaati bekler. Cemaat farza başlamadan önce, iki rekât kılabileceğini kuvvetli tahmin ediyorsa, sabahın kazasına niyet ederek, iki rekât kaza kılabilir. Farzı kıldıktan sonra, öğle ve yatsının son sünneti, iki veya dört rekât olarak da kılınabilir. Her zaman, öğlenin ve yatsının son sünnetlerini dört rekât olarak kılmakta mahzur olmaz, hattâ iyi olur. Sabahın ve ikindinin sünnetini kılamadan farza uyan, farzdan sonra sünneti kılamaz. Çünkü sabah ve ikindi namazının farzından sonra nafile kılınmaz. Kaza borcu olan, kaza namazı kılabilir.<BR><BR><B>Ücretle namaz kıldırmak</B><BR><B>Sual:</B> Ücretle namaz kıldıran imamın arkasında, namaz kılınır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmamlık şartlarını taşıyan bir kimse, ücret veya maaş karşılığı imamlık yapıyorsa, bunun arkasında namaz kılmanın caiz olduğuna fetva verilmiştir. Kur’an-ı kerim, din dersi öğretmek, ezan ve imamlık için parayla insan görevlendirmek caiz olur. Son zamanlarda, dinde gevşeklik olduğundan, Kur’an-ı kerimin ve din bilgilerinin unutulmaması ve imamlığın, müezzinliğin yapılabilmesi için, ücretle yaptırılması zaruret haline gelmiştir; fakat bu fetva, bütün ibadetlerin ücretle yapılabileceğini göstermez. <B>(Redd-ül-muhtar)</B><BR><BR><B>İmama yetişemeyen<BR>Sual:</B> Cemaatle namaz kılarken, cemaatin de okuduğu yerlerde imama yetişemeyen, mesela ilk oturuşta, Ettehıyyatü’yü okumadan imam ayağa kalksa veya son oturuşta, Ettehıyyatü’yü bitirmeden imam selam verse imama uymamız gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>İlk oturuşta da, son oturuşta da, Ettehıyyatü’yü bitirmek gerekir.<BR><BR><B>Ettehıyyatü’yü bitirmek<BR>Sual:</B> Birinci ve ikinci oturuşta, Ettehıyyatü’yü bitirmeden imam kalkar veya selam verirse, cemaatin okuyup bitirmesi gerekiyor. Peki, imama birinci veya ikinci oturuşta uyarak mesbuk olanın da, Ettehıyyatü’yü bitirmesi gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, onun bitirmesi gerekmez.<BR><BR><B>İmamın sessiz okuması<BR>Sual:</B> İmam, sesli okunacak namazlarda, Fatiha’nın yarısını sessiz okuduktan sonra hatırlasa, sesli okumaya baştan mı yoksa kaldığı yerden mi başlaması gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Baştan başlaması daha iyi olur. Secde-i sehv de yapmaz. Tamamını sessiz okusaydı, secde-i sehv gerekirdi.<BR><BR><B>İmam Fatiha’yı gizli okursa<BR>Sual:</B> İmam, Fatiha’yı açıktan okuyacakken, yanılıp gizli okusa, sonra hatırlarsa ne yapar?<BR><B>CEVAP<BR></B>Fatiha’yı tekrar okumaz. Zamm-ı sureyi açıktan okur. Bir âyeti veya daha fazla âyeti gizli okursa, onu açıktan tamamlar. Tamamını tekrarlamaz. Gizli okuması gereken yerde, imam Fatiha’nın çoğunu açıktan okursa kalanını gizli olarak tamamlar. Namazın sonunda da secde-i sehv yapar.<BR><BR><B>Cemaatle namaz sünnettir</B><BR><B>Sual:</B> Cemaatle namaz kılmak sünnet değil midir?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet, Hanefi, Şafii ve Maliki’de, beş vakit namazın farzlarını cemaatle kılmak, erkeklere sünnettir. Hanbeli’de bazı şartlar dâhilinde farzdır.<BR><BR><B>Küfürde alışkanlık<BR>Sual: </B>Ara sıra bize imamlık yapan güneyli bir arkadaş var. Hafif kızdırsak hemen, dine, imana, Allah’a sövüyor. Tevbe et diyoruz, tevbe ediyor, fakat alışkanlık hâline getirdiği için, basit bir olaydan sonra yine aynı şekilde Allah’a sövüyor. Böyle bir arkadaşın arkasında namaz kılmak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Böyle bir kimsenin arkasında namaz kılınmaz. Tevbesinde samimiyse, ancak kendini kurtarır. Biz onun kalbini bilemeyiz, fakat o hâlini bilerek, arkasında namaz kılamayız. Çünkü hadis-i şerifte, böyle küfrü değil, günahı bile bırakmadan istiğfar edenin, Rabbiyle alay ettiği bildiriliyor.<BR><BR><B>Mekruhla sünnet çakışırsa<BR>Sual:</B> Namazı cemaatle kılmak sünnet olduğu için, vacib olan tadil-i erkâna riayet etmeyen veya başka mekruh işleyen imama uymak uygun olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Uygun olmaz. <B>(Halebî)<BR></B><BR>Bir sünnetle bir mekruh çakışınca, yani sünnet işlemek için mekruh işlemek zorunda kalınca sünneti bırakmak gerekir. Yani mekruhtan kaçmak, sünneti yapmaktan önce gelir. <B>(Uyun-ül-besair)</B><BR><BR><B>Kaza kılarken</B><BR><B>Sual:</B> Kazası olan veya olmayan kimse, kaza namazı kılarken yanında cemaat teşekkül etse, namazı bozup cemaate uyabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. <B>(Halebî)</B><BR><BR><B>İmam beşinci rekâta kalksa<BR>Sual:</B> İmam son teşehhüde oturmadan beşinci rekâta kalkınca cemaat ne yapar?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmam dördüncü rekâtta oturmayıp beşinci rekâta kalkarsa, cemaat, imamı oturduğu yerde bekler. İmam hatırlayınca secde yapmadan oturup teşehhüdden sonra selam verirse, secde-i sehv ile namaz sahih olur.<BR><BR>İmam, geri dönmeyip, beşinci rekâtın secdesini de yapınca, hepsinin namazları bozulur. Cemaatin yalnız başına teşehhüd yapması ve selam vermesi fayda vermez. <B>(Redd-ül muhtar)</B><BR><BR><B>İmam beşinci rekâtı kılsa<BR>Sual: </B>İmam, öğlenin farzını kıldırırken, <B>Ettehıyyatü</B>’yü okuduktan sonra yanılarak beşinci rekâta kalkıp, altıncı rekâtı da kılıp selam verdi. Ben ikinci rekâtta imama uydum. İmam beşinci rekâta kalkınca ben imama uymadım. Kılmadığım bir rekâtı, kalkıp kıldım. İmam selam verirken onunla selam verdim. Namazım sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sahih oldu. İmamla beşinci veya altıncı rekâtı kılsaydınız sahih olmazdı.<BR><BR><B>Halvette namaz kılmak<BR>Sual: </B>Bir erkek, evine gelen yabancı kadınlara imam olabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evde erkek, mahremi olan kadınlara imam olur, yabancı kadınlara imam olamaz, çünkü halvet olur. Eğer cemaat arasında, bir erkek veya imamın mahremi kadın bulunursa, yabancı kadınlar da cemaate girebilir. <B>(S. Ebediyye)</B><BR><BR>Bir evde kadınların arasında yalnız bir erkek bulunur da, o erkeğin kızı, kız kardeşi, annesi, halası, teyzesi gibi bir mahremi veya karısı bulunmazsa, kadınlara imam olması mekruhtur, ama yanında bunlardan biri bulunur yahut kadınlara mescidde imam olursa mekruh olmaz. <B>(Dürr-ül muhtar)</B><BR><BR><B>Kıraati sesli okumak<BR>Sual: </B>İmam, sesli okunacak namazlarda Fatiha veya zamm-ı surenin yarısını gizli okuduktan sonra hatırlarsa, kaldığı yerden mi, yoksa baştan mı sesli okuması gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Baştan okuması iyi olur.<BR><BR><B>Üst kattan imama uymak<BR>Sual: </B>Apartmanımızın alt katında cemaatle namaz kılınıyor. Biz, hemen onun üst katında oturuyoruz. İmamın sesini rahat duyabilecek büyüklükte bir delik açtık. İmamın sesi duyuluyor.<B> </B>Bu durumda üst kattan alt kattaki imama uymak caiz olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Alt katta boş yer varsa caiz olmaz.<BR><BR><B>İmama tâbi olmak<BR>Sual:</B> İmam rükû veya secdede üç kere tesbih söylemeden kalksa, cemaat üçe tamamlayıp mı kalkar, yoksa imama tâbi olup hemen kalkması mı gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hemen kalkması gerekir; çünkü cemaatin imama tâbi olması vacibdir. <B>(Dürr-ül-muhtar)<BR></B><BR><B>İmamdan önce kalkmak<BR>Sual:</B> Bir kimse, dalgınlıkla imamdan önce başını rükûdan kaldırsa, sonra cemaatin hâlâ rükûda olduğunu görünce tekrar rükûa gitse iki rükû mu yapmış olur?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmamdan önce başını kaldıran kimse tekrar rükûa döner. Bu, iki rükû sayılmaz. <B>(Dürr-ül-muhtar)</B><BR><BR><B>Yemek yerken<BR>Sual:</B> Yemek yerken namaz vakti girse, ne yapmak gerekir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Yemek yerken namaz vakti girse, yemeğe devam edildiği takdirde namaz vakti kaçacaksa, yemek bırakılıp namaz kılınır. Cemaat kaçacak diye, yemek bırakılmaz. Eğer yemek yerken Cuma namazının cemaati kaçacaksa, yine yemek bırakılır. <B>(S. Ebediyye)</B><BR><BR><B>İmam selam verirken<BR>Sual:</B> İmam sağa selam verirken imama uyanın namazı sahih olur mu? İmama yetişemese de, namazı yeni baştan kılacağına göre, namaza devam etmesinde mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sadece imama uyması değil, namaz da sahih olmaz, çünkü tek başına kılmaya değil, imama uyarak kılmaya niyet etmişti. İmama uymanın sahih olması için, selam vermeden önce uymak şarttır.<BR><BR><B>Cemaate yetişmek için<BR>Sual:</B> Bir kimse sabah namazının sünnetini kılarken, cemaatle namaza başlansa, cemaate, imam selam vermeden önce yetişemeyeceğini anlayan, namazın sünnetlerini terk edebilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Cemaatle kılınan yirmi yedi derece sevaba kavuşabilmek için, Euzü’yü, Sübhaneke’yi terk eder, Rükû ve secdelerdeki tesbihleri birer defa söyler. <B>(Halebî-yi sagir)</B><BR><BR><B>Namaz kılana uyunca<BR>Sual:</B> Yatsının farzını yalnız kılan kimseye, zamm-ı sureyi okurken bir başkası uysa, imam olan kimse, okuduğu Fatiha ve zammı sureyi tekrar okur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, ikinci defa okur. Cemaatle kılınan akşam, yatsı ve sabah namazlarında sesli okunduğu için, açıktan okur. <B>(Bahr-ür-Râık,</B> <B>Hindiyye)</B><BR><BR><B>Kadınların camiye gitmesi<BR>Sual: </B>Kadınların vaaz veya Kur’an dinlemek, teravih veya vakit namazlarını cemaatle kılmak için, camiye gitmeleri daha sevab olmaz mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Kadınların evde kıldıkları namaz, daha sevabdır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Kadınların en hayırlı namazı, evlerinin en dip köşesinde kıldıkları namazdır.) </B>[Taberani]<BR><B><BR>(Kadınların, evinin en mahrem yerinde kıldığı namaz, salonda kıldığı namazdan efdaldir. Salonda kıldığı namaz ise, camide kıldığından efdaldir.) </B>[Ebu Davud, İ. Ahmed]<BR><B><BR></B>İbni Âbidin hazretleri de buyuruyor ki:<BR>Kızların, genç ve yaşlı kadınların beş vakit namaz ile Cuma ve Bayram namazları için ve vaaz dinlemek için camiye gitmeleri caiz değildir. Eskiden, yalnız çok yaşlı kadınların, akşam ve yatsı namazına gitmesine izin verilmişse de, şimdi bunların da gitmesi caiz değildir. <B>(Redd-ül-muhtar)<BR></B><BR>Kadınların cemaate gelmeleri mekruhtur. Ancak, (Yaşlı kadınların, sabah, akşam ve yatsı namazına gelmeleri caizdir) diye fetva verilmişse de, zamanımızda fesadın meydana çıkmış olmasından dolayı, kadınların, artık bütün namazlara gelmeleri mekruhtur. <B>Tebyin</B> kitabında da böyle bildirilmiştir. <B>(Hindiyye)<BR></B><BR>Yolculukta veya evden uzakta iken camiye girip namaz kılmak gerektiği zamanlarda kadınların, cemaatin camiden çıktığı vakitleri tercih etmeleri gerekir.<BR><BR><B>Namaza başlamış olmaz</B><BR><B>Sual: </B>İmamdan önce iftitah tekbiri getirirsek imama uymuş sayılmıyoruz, fakat imam namaza başlarken<B> Allahü ekber </B>cümlesini bitirmeden hemen <B>Allahü ekber</B> diyen, imama uymuş olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hayır, imama uymuş olmaz. <B>(Dürer ve Gurer)</B><BR><BR>İmam bitirdikten sonra söylemeli.<BR><BR><B>Camide yer vermek</B><BR><B>Sual:</B> S. Ebediyye’de <B>(İbadetlerde îsar yapılmaz. Mesela, birinci saftaki yerini başkasına vermez) </B>deniyor. Bir ihtiyara veya büyük bir zata yer versek mekruh mu olur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Îsar, muhtaç olduğu bir şeyi kendi kullanmayıp, muhtaç olana vermektir. Îsar yapılmaz demek, onu yapmak gerekmez, yapılmazsa günah olmaz demektir. Yapılması da caizdir. Mesela bir âlime, bir yaşlıya veya emîr durumundaki bir zata, yerimizi vermemiz uygun olur.<BR><BR><B>İmama âmin demek</B><BR><B>Sual: </B>Cemaatle imam dua ederken, biz sadece âmin mi diyeceğiz yoksa biz de mi dua edeceğiz?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hem âmin diyeceğiz, hem de dua edeceğiz. Bunun bir istisnası vardır. Eğer imam büyük zatlardan biri ise, kendimiz dua etmeyip, sadece o zatın duasına âmin demeliyiz.<BR><BR><B>Hoparlörle kılınırken<BR>Sual: S. Ebediyye</B>’de, (İmama uymanın sahih olması için, imamın veya müezzinin sesini işitmek yahut bunları görmek veya cemaatin hareketlerini görmek lâzımdır) deniyor. Cemaat de hoparlöre uyduğu için, özellikle cuma ve bayram namazlarında ne yapmak gerekiyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Camiye önce gelip imama yakın durmalı. Buna da imkân olmazsa, caminin üst katına çıkmalı, imamı görecek bir yere durmalı. Secdede iken imam görülmez, ancak hoparlörden gelen sesten sonra, kendi isteğimizle kalkarsak hoparlöre uymamış oluruz. Kalkınca bakarız, imam kalkmışsa mesele yoktur. İmamın bid’at ehli olduğu kesin biliniyorsa, vakit namazlarında, böyle imamın arkasında namaz kılınmamalıdır.<BR><B><BR>Îmâ ile kılana uymak<BR>Sual: </B>S. Ebediyye’de, (Ayakta namaz kılan, oturarak kılana uyabilir) deniyor. Buradan îmâ ile kılana da uyabileceği, yani îmâ ile kılanın ayakta kılabilenlere imam olabileceği anlaşılır mı?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hayır, oturup îmâ ile kılan yani rükû ve secde edemeyen kimse, ayakta kılan kimseye imam olamaz. Bu hususta fıkıh kitaplarında deniyor ki:<BR>Ayakta durarak namaz kılan kimse, oturduğu yerde rükû ve secde eden imama uyabilir, fakat rükû' ve secde ile namaz kılan kimse, îmâ ile namaz kılana uyamaz. <B>(Fetava-i Hindiyye)</B><BR><BR>Oturanın, ayakta durana imam olması caizdir, fakat rükû ve secde ile namaz kılanın, îmâ ile namaz kılana uyması sahih değildir. <B>(Mecmua-i Zühdiye)</B><BR><BR>Rükû ve secde eden, îmâ ile kılana uyamaz. <B>(İbni Âbidin)</B><BR><BR>Ayakta kılan oturarak kılana uyar. Îmâ ile kılan, îmâ ile kılana uyar. Ancak oturarak îmâ ile kılan, yatarak îmâ ile kılan imama uyamaz. Ayakta olan da uyamaz. <B>(Dürer Gurer)</B><BR><BR>Hasta, namazın bir kısmını îmâ ile kılar, sonra ayağa kalkıp rükû ve secde ederek namaz kılmaya gücü yeterse, o kimsenin namazını iade etmesi gerekir. Çünkü namazı rükû ve secde ederek kılanın îmâ ile kılana uyması caiz olmadığı gibi, îmâ ile kılmaya başladığı namazı, rükû ve secde ederek tamamlaması caiz olmaz. <B>(Halebi-yi sagir)</B><BR><BR>Rükû ve secde ile namaz kılanın, îmâ ile namaz kılana uyması caiz olmaz. <B>(Nimet-i İslâm)</B><BR><BR>Hanefi’de, ayakta namaz kılanın, oturarak rükû ve secdeyi yapabilen imama uyması sahihtir. Rükû ve secdeyi yapmaktan âciz olana, ayakta kılanın uyması sahih olmaz. <B>(El-fıkhü alel mezahibil-erbea)</B><BR><BR><B>Kerahat vaktinde cemaat<BR>Sual:</B> Akşama beş dakika kala, ikindi namazını cemaatle kılmak caiz olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, cemaatle kılmak daha iyidir. Mekruh vakit girdi diye, cemaat terk edilmez.<BR><BR><B>Cami uzaksa<BR>Sual: </B>En yakın cami, bize oldukça uzaktır, fakat imamı bid’at ehli ve fâsık değildir. Uzak demeden gitmek daha mı çok sevab olur?<B><BR>CEVAP<BR></B>Uzak olunca gitmek şart değilse de, gidilebilirse çok sevab olur. Camiye giderken her adımına sevab verildiği gibi, camiden eve dönerken de, her adımına sevab verilir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(</B><B>Abdest alıp namaz kılmak için, camiye gidenin, her adımında, bir sevab yazılır, bir günahı da affedilir. Cami ne kadar uzaksa, o kadar çok sevab kazanır. Camiye gelip de, cemaatle namaz kılarsa günahları affedilir. Cemaate yetişemese, yalnız kılsa bile, yine günahları affedilir.)</B> [Ebu Davud]<BR><BR><B>(Bir kişinin evi, camiye ne kadar uzaksa, camiye gitme sevabı da, o kadar çok olur.)</B> [Müslim]<BR><BR><B>(Abdest alıp, mescide gelen, evine dönünceye kadar namazda sayılır.)</B> [Hâkim]<BR><BR>İmam bid’at ehli veya fâsıksa, evinde kılmalı. Evinde cemaatle kılarsa daha iyidir.<BR><BR><B>İmamla vacib namaz kılmak<BR>Sual:</B> Farz kılan imama uyup, nafile kılan kimse, herhangi bir sebeple namazını bozsa, sonra yine o imama uyarak, bozduğu namazın kazasına niyet etse, caiz olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, caiz olur. <B>(Fetava-i Hindiyye)</B><BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2852]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 14 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İmamlık]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Birkaç kişi, cemaatle namaz kılarken, imam olmak istemeyen olduğu gibi, teklifsiz imam olan da oluyor. Hangisi uygundur?<BR><B>CEVAP<BR></B>İkisi de uygun değildir. Aşağıda bildirilen hususlara göre kendi aralarında imam seçmelidir. İmamlığa en layık olmada tercih sırası şöyledir:<BR><B>1- </B>Sünneti yani din bilgilerini en iyi bilen, namazı bozanları ve bozmayanları en iyi bilen,<BR><BR><B>2- </B>Kur’an-ı kerimi en iyi okuyan, tecvidi en iyi bilen,<BR><BR><B>3-</B> Takvası daha çok olan,<BR><BR><B>4- </B>En yaşlı olan,<BR><BR><B>5-</B> Huyu, ahlakı daha güzel olan,<BR><BR><B>6- </B>Yüzü en güzel olan,<BR><BR><B>7-</B> Nesebi en güzel olan,<BR><BR><B>8-</B> Sesi en güzel olan,<BR><BR><B>9-</B> Elbisesi daha temiz ve güzel olan,<BR><BR><B>10-</B> Malı, mevkii daha çok olan,<BR><BR><B>11-</B> Mukim misafire tercih edilir.<BR><BR><B>12-</B> Çoğunluğun seçtiği imam olur.<BR><BR><B>13- </B>Çoğunluk da seçmezse, kur’a çekilir.<BR><BR>Bir evde, ziyafette, seçim aranmadan, ev sahibi, ziyafet sahibi imam olur. Yahut, imamı bu seçer. Kiracı, ev sahibi demektir.<B> (İbni Âbidin)</B><BR><BR>Daha üstünü varken, başkası seçilirse, uygun değilse de, günah olmaz.<BR><BR>Ümminin, kendisi gibi ümmi olanlara imam olması caizdir. Ümmi, Kur’an-ı kerimi yüzünden okumasını bilmeyen kişidir. Ümminin, Kur’an-ı kerim okumasını bilene imam olması caiz değildir. Tecvidle okuyamayan da, tecvidle okuyana imam olamaz. Kendisinden daha ehli varken imamlığa geçmemelidir.<BR><BR>İmam olmanın sorumluluğu büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<BR><B>(Kur’an-ı kerimi en iyi okuyan imam olsun; bunda eşit olunca, sünneti </B>[İslamiyet’in hükümlerini]<B> en iyi bilen imam olsun, bunda da eşit olursa, en yaşlı olan imam olsun!)</B> [Müslim]<B><BR><BR>(Ezan okumak için koşun, fakat imamlığa atılmayın!) </B>[İbni Ebi Şeybe]<B><BR><BR>(İmam olan, Allah’tan korksun, imamlık ettiklerinin sorumluluğunu yüklendiğini bilsin! Eğer imam namazı eksiksiz kıldırırsa, cemaatin sevabı kadar da imama sevap verilir. Eğer eksik kıldırırsa, günahı yalnız imama olur.)</B> [Taberani]<BR><BR>Ehil olmayanlar, bu sorumluluktan kaçmalı, ehil olanlar da bu vazifeden imtina etmemelidir! Kur’an-ı kerimi tecvid üzere okuyan ve İslamiyet’i iyi bilen imam olmalıdır.<BR><BR>Kendinde imamlık şartları bulunan kimsenin tevazu ediyorum zannıyla imamlıktan imtina edip, yerine imamlık şartları bulunmayanı geçirerek, imamlıktan kaçması uygun olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<BR><B>(Kıyametin dehşeti içinde, üç sınıfın korkmadığı ve hesap vermediği görülür. Bunlar misk tepelerinde, mahşer halkının hesabı görülünceye kadar otururlar. Bunlardan biri, bir topluluğun rızası ile onlara imamlık edenlerdir.) </B>[Taberani]<B><BR><BR>(İmam ile müezzin, cemaatın sayısı kadar sevaba kavuşur.) </B>[Ebuşşeyh]<B><BR></B><BR>- Ya Resulallah, bana bir amel bildir ki, yalnız onu işlemekle Cennete gideyim. <B>- Senin vasıtanla namaza gelmeleri için kavminin müezzini ol! </B>- Ya Resulallah bunu yapamam. <B>- O halde sana uyup namaz kılmaları için kavminin imamı ol! </B>- Onu da yapamam ya Resulallah. <B>- O vakit namazı ilk safta kıl! </B>(Buhari)<B><BR></B><BR>İmamlığa daha layıksa, oğul babasına imam olur. <B>(Halebi)</B><BR><BR><B>Özrü olan imam<BR>Sual:</B> Bir özrü olan mesela, bir yerinden kan veya irin akmak, idrar veya yel kaçırmak, üstü necis olmak, harflerin bazısını peltek okumak gibi bir özrü olan kimse, özrü olmayan sağlam kimselere imam olabilir mi? Bir de, oturarak namaz kılana ayakta kılanlar uyabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Özrü olan, özrü olmayanlara imam olamaz.<BR><BR>Özürleri birbirine benzeyenler birbirlerine ve bir özürlü olan, iki özürlü olana imam olabilir. Maliki'de ve Şafii'de, özürlü olan, özürsüz olana imam olabilir.<BR><BR>Yara üstündeki merheme, sargıya mesh eden ve herhangi bir sebeple Maliki veya Şafii'yi taklit eden Hanefiler özürlü sayılmaz.<BR><BR>Teyemmüm etmiş olan, abdest almış olana, oturarak kılan, ayakta kılana imam olabilir.<BR><B><BR>Misafir imam<BR>Sual: </B>Bir arkadaş, bize misafir olarak geldiğinde, namaz kılacağımız zaman, hemen imam oluyor. Misafir diye bir şey demiyoruz. Arkadaşın teklifsiz imamlığa geçmesi doğru mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Doğru değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<BR><B>(Bir yere ziyarete giden kimse, onlara imamlık yapmasın!) </B>[Tirmizi]<B><BR><BR>(Bir cemaat bir yere misafir giderse, o evden gidene kadar, ev sahibi o cemaatin emiri olur, ona itaat vacip olur.)</B> [Deylemi]<BR><BR><B>Açıktan günah işleyen<BR>Sual:</B> Açıktan günah işleyen imamın arkasında namaz kılmak caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>İçki içen, kumar oynayan veya başka günahları işleyen bir kimse, itikadı düzgün ise, abdestin ve namazın farzlarını iyi biliyor ve önem veriyorsa, böyle bir kimsenin arkasında namaz kılmak keraheten caiz, yani mekruhtur. Eğer namazın şartlarına önem vermiyorsa, zaten namaz sahih olmaz.<BR><BR>Ebüssüud efendi fetvasında, <B>(Salih ve facir </B>[günahkâr, fitneci],<B> arkasında namaz kılınız) </B>hadis-i şerifi açıklanırken, (Bu hadis-i şerif cami imamları için değil, Cuma kıldıran emirler içindir. Bunlara uymak, itaat etmek gerektiğinden, fitne çıkarmamak için fâsık olan [açıktan günah işleyen] emirler arkasında namaz kılınır) buyuruyor. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<BR><B>(Her imamla namaz kıl, sevabı sana, yanlışı varsa vebali onadır. Her emirle cihad et, ecri sana, yanlış karar vermişse zararı onadır. Müslüman her ölünün cenaze namazını kıl, intihar etmiş olsa da...)</B> [Deylemi]<B><BR></B><BR>Bu husus, yukarıdaki fetvada da bildirildiği gibi emirlere itaat içindir.<BR><BR>Bid’at ehli, içki içen, kumar oynayan cami imamlarının arkasında namaz kılmamalıdır!<BR><BR>Kur’an-ı kerimi teganni ile okuyan, kendinde imamlık şartları bulunmayan ve açıktan günah işleyen imamların da arkasında namaz kılmamalıdır! Hele itikadı bozuk kimselerin arkasında namaz kılmak hiç caiz değildir. Fakat camide böyle fâsık, sapık imam var sanarak camiyi terk etmemelidir.<BR><BR>Yine <B>Ebüssüud </B>efendi fetvasında buyuruluyor ki:<BR>(Kur’an-ı kerimi tecvid üzere okumasını bilmek farzdır. Tecvid bilmeyen bir imamın okuduğu Kur’an-ı kerim ve kıldırdığı namaz sahih olmaz.)<BR><BR>İtikadı bozuk veya bid’at ehli olan, İslam âlimlerinin yazılarına, fetvalarına önem vermeyen, belli bir mezhebe bağlanmayan, müfessir ve muhaddis icazeti olmadığı halde Kur’an-ı kerime ve hadis-i şeriflere kendi görüşüne göre mana veren sapık kimselerin arkasında namaz kılınmaz. <B>(Hadika)</B><BR><BR><B>Salih imam<BR>Sual:</B> Ehl-i sünnet âlimlerinin ve kitaplarının aleyhinde konuşan imamın arkasında namaz kılınır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bid’at ehli, fâsık ve mekruh işleyen imamlardan uzak durmalı, salih imamları tercih etmeli.<BR><BR><B>Kadın imam<BR>Sual:</B> Kadın, erkeklere imam olabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bütün fıkıh kitaplarında imam olmak için bildirilen şartlardan biri, (Erkek olmaktır. Kadın, erkeklere imam olamaz) buyuruluyor. <B>(Halebi)<BR><BR>Dürer</B>’deki bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Kadınların,</B> [namazda imam olarak] <B>öne geçirilmesi caiz değildir.)</B> [Rezin]<BR><BR>Kadın, erkeklerle birlikte cemaatle namaz kılsa, kadının sağındaki, solundaki ve arkasındaki erkeğin namazı bozulur. <B>(Redd-ül-muhtar)<BR><BR>Veled-i zina<BR>Sual:</B> Toplumda, babası bilinmeyen, veled-i zina denilen çocuklar gün geçtikçe çoğalıyor. Ana babalarının günahları bu çocuklara da yazılır mı? Veled-i zina, imam olabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Veled-i zinanın çoğalması, kıyamet alametidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(Ahir zamanda, veled-i zina</B> [piç]<B> çoğalır.)</B> [Taberani]<BR><BR>Kâfir çocukları bile günahsız doğar. Ana-babanın günahını çocuğu çekmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(Veled-i zina, babasının günahını çekmez. Hiç kimse, diğerinin günahını yüklenmez.)</B> [Hakim]<BR><BR>Kur’an-ı kerimde de mealen buyuruldu ki:<BR><B>(Bir kimse, diğer kimsenin günahını çekmez.)</B> [Necm 38]<BR><BR>Cahil ise, veled-i zinanın, imam olması mekruhtur. Cahil değil ise imam olmasında mahzur yoktur. <B>(Nur-ül-izâh)<BR></B><BR>Veled-i zina genelde, ilgisiz ve bilgisiz yetiştiği için, yani cahil olacağı için imamlık yapamaz. Fakat ilim sahibi olanlarının imamlık yapmasında hiç mahzur yoktur.<BR><BR><B>Cemaatin namazı<BR>Sual: </B>Büyük günah işlemiş, fakat sonradan tevbe etmiş, salih biri olmuş bir kimse, imam olsa, bunun günahını cemaat bilmese, cemaatin namazına bir zarar gelir mi? Böyle bir kimsenin imamlık yapmasında bir mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bir zararı olmaz. Böyle bir kimsenin imamlık yapmasında bir mahzur yoktur.<BR><BR><B>İmam ve cemaat<BR>Sual</B>: S. Ebediyye’de, (Cemaat istese de, imamın, farz kıldırırken kıraati ve tesbihleri sünnetten fazla okuması tahrimen mekruhtur) denirken, Mektubat-ı Rabbani’de, (İmam için ise, cemaatin haline göredir) deniyor. Bu çelişki değil mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, biri diğerini açıklamaktadır. Cemaatin haline göredir demek, sünnetten bile az okuyabilir demektir; çünkü hasta, yolcu olabilir, bir an önce gitmek isteyebilir. İmam cemaatin durumuna göre, sünnet miktarından aşağı da okuyabilir. Cemaat istese de, sünnetten fazla okuması mekruh olur. Zamm-ı sure okumak için de böyledir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(İmam olan zat, namazı uzatmadan hafif kıldırsın. Cemaatin içinde, küçük, yaşlı, hasta ve ihtiyaç sahibi bulunabilir. Yalnız kılarken dilediği kadar uzatabilir.)</B> [Buhari, Müslim]<BR><BR><B>Fâsık imam<BR>Sual:</B> Eşim açık geziyor. Eşi açık gezene fâsık denir, fâsıkın imamlığı ise mekruhtur. Arkadaşlarım sen imamlık yap diyorlar, ben de imamlık yapmak istemiyorum. Yaptığım doğru mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet yaptığınız doğrudur. Fâsık olan imam olmamalıdır.<BR><BR><B>İmamın niyeti<BR>Sual:</B> İmamlığa nasıl niyet yapılacağını bilmiyorum. (Niyet ettim, öğle namazını kıldırmaya) demek doğru mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet öyle niyet etmenin de mahzuru yoktur. Yani namaz sahih olur. Hiç imamlığa niyet etmeseniz de, erkeklere kıldırdığınız namaz sahih olur. Yani sadece (Niyet ettim öğle namazını kılmaya) deseniz de, böyle bir niyetle size uysalar yine onların da namazları sahih olur.<BR><BR>Niyet çeşitli şekilde yapılırsa da, (<B>Bana uyanlara imam oldum</B>) demek en uygunudur.<BR><BR><B>Kadına imam olmaya niyet<BR>Sual:</B> Ben imam oldum oğlumla namaz kılarken annesi de gelip bize uymuş. Namazı sahih oldu mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Onun da geleceğini biliyorsanız, namazı sahih olur. Çünkü kadınlara da imam olmaya niyet etmek şarttır. Niyetsiz olmaz. Onun geleceğini bilmiyorsanız ve kadınlara imam olmaya da niyet etmemişseniz namazı sahih olmaz. Böyle durumlarda, yani kadınların da cemaat olma ihtimali olduğu zaman, namaza dururken kadınlara da imam olmaya niyet etmelidir!<BR><B><BR>Kadınla cemaat<BR>Sual:</B> Sadece hanımla cemaatle namaz kılarken niyet nasıl olmalıdır?<B><BR>CEVAP<BR></B>Hanımın uyduğunu bilmek yeter. Mesela (Niyet ettim, bana uyanlara imam olmaya) demek yetişir. (Niyet ettim kadınlara da imam olmaya) denebilir. Hatta niyet ettim öğlenin farzını kılmaya bile demek yeter. Önemli olan arkanızda kadın cemaat olduğunu bilmektir. Niyetin değişik olmasının mahzuru olmaz.<B><BR></B><BR><B>Fasığın imamlığı<BR>Sual:</B> Cemaat yapma imkanı varken, oradakilerin hepsinin fâsık olduğu bilindiği durumlarda fâsık fâsıka imam olabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Olabilir.<BR><BR><B>İmam yavaş okursa<BR>Sual:</B> İmam, intikal tekbirlerini yavaş okusa, duymayanların namazları olmaz mı?<BR><B>CEVAP</B><BR>İmamın namaza dururken ve rükünden rüküne geçerken ve selam verirken, cemaat işitecek kadar, sesini yükseltmesi sünnettir.<BR><BR>İmama uymanın sahih olması için, imamın sesini işitmek veya imamın veya cemaatin hareketlerini görmek lazımdır.<BR><BR>İmamın hareketlerine uymak lazımdır. Sesine uymak şart değildir. İmamı göremeyen, imamı görenlerin hareketlerine uyarsa, imamın hareketlerine uymuş olur.<BR><BR>İmam tamamen içinden söylese, hiç kimse duymasa bile yine namaz sahih olur.<BR><B><BR>İmamın yüksek sesle okuması<BR>Sual: </B>İmamın namazda yüksek sesle okumasında bir mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmamın namazda, ihtiyaçtan fazla yüksek sesle okuması namazı bozmazsa da, haramdır; çünkü arkadaki cemaatin, imamın okuduğunu duyması şart değildir. <B>(Dürr-ül muhtar)</B><BR><BR><B>Tövbe eden zani<BR>Sual:</B> Tevbe eden zaninin imam olması uygun olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Başkası biliyorsa, nefret edilen kimsenin imamlığı mekruh olur. Tevbesi kendinedir. Fakat onun zinasını da tevbesini de hiç kimse bilmiyorsa, imam olması caiz olur.<BR><B><BR>Şafii imam<BR>Sual: </B>Namaz kılınırken Şafii mezhebinde rükudan kalkarken eller kaldırılır. Hanefi olanlara imam oluyor namaz kıldırıyoruz. Ellerimizi kaldırmamızda bir mahzur var mı?<BR><B>CEVAP</B><BR>Şafii’de elleri kaldırmak sünnettir. Mecbur kalmadıkça bu sünnet terk edilmez. Hanefilere de imam olsanız ellerinizi kaldırmanız lazım.<BR><BR><B>Topal imam<BR>Sual:</B> Topal kimse imam olabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Misafir<BR>Sual:</B> (Misafir, dört rekatlı olan farzları eda ederken, mukime uyabilir. Mukim imama vakit içinde uyan misafirin namazı değişerek, imamın namazı gibi dört rekat olur. Fakat misafir kazayı iki rekat kılması gerektiğinden, mukim imama uyamaz. Çünkü, oturması ve okuması farz olan, nafile olana uymuş olur)<B> </B>ifadesinin izahı nasıldır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Seferi olan, öğle, ikindi ve yatsı namazını kılamayıp kazaya bırakınca, kazayı iki rekat kılması gerektiğinden, aynı namazı kaza eden mukim imama uyamaz. Çünkü, mukim imamın, ikinci rekatın sonunda oturması farz değildir. Seferi olanın ise, oturması farz olduğundan mukim imama uyamaz.<BR><BR>Seferi olan kimse, vakit namazlarında mukim imama uyabilir.<BR><B><BR>Zamm-ı sure<BR>Sual:</B> Zammı sure nedir, en kısası ne kadar olmalıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Fatihadan sonra okunan, üç âyete veya üç âyete eşit bir âyete denir. Üç âyet miktarı, kelime itibarı ile on kelime, harf itibarı ile otuz harf olmalı! <B>(Redd-ül-muhtar)<BR><BR>İmamın cemaate dönmesi<BR>Sual:</B> Cemaat kaç kişi olursa imam yüzünü cemaate döndürür?<BR><B>CEVAP<BR></B>Cemaat az olsun, çok olsun imamın namazdan sonra yüzünü cemaate döndürmesi sünnettir. <B>(Halebi)<BR></B><BR>Eğer cemaat bir kişi ise, yüzünü o bir kişiye dönmez. Bir kişiden fazla ise döner. İmam-ı Ebulleys<B> </B>hazretleri Mukaddime<B> </B>şerhinde buyuruyor ki: İmam-ı a’zam Ebu Hanife (imam, namazdan sonra dua ederken cemaat on kişiden çok ise yüzünü döndürür, az ise döndürmez) buyurdu. <B>(Şir’a)<BR></B><BR>Eğer cemaat on kişiden az olur, birinci safta namaz kılanlar da var ise, ikinci kavli tercih ederek imam yüzünü cemaate döndürmez. Namaz kılan yoksa, cemaat az olsa da birinci kavle uyarak imam yüzünü cemaate döndürmelidir. Çünkü müminlerin yüzüne dönmek, Kâbe-i şerife dönmekten evladır. Cemaat çok olsa da, namaz kılanın yüzüne dönmek mekruhtur. Yan dönülürse mekruh olmaz. <B>(Hindiyye)<BR></B><BR><B>Âmirin imamlığı<BR>Sual:</B> Âmire imam olmak uygun mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Âmire izni olmadan imam olmamalıdır. İzin almadan imamlığa geçmek dargınlığa sebep olabilir. İstenmeyen kimsenin imam olması mekruhtur.<BR><B><BR>İmamın ikameti<BR>Sual:</B> İmamlık yapacak kimsenin, ikameti de kendisinin okuması mekruh olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mekruh olmaz. Hazret-i Ömer bazen böyle yapardı.<BR><B><BR>Telaffuzu kötü olan imam<BR>Sual:</B> Yeni müslüman birinin telaffuzu iyi değilse imamlığı caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır. Hemen öğrenmelidir.<BR><BR><B>Mukim ile misafir<BR>Sual:</B> Maliki’yi taklit eden mukimle misafir, birbirine imam olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Tecvid bilmeyen<BR>Sual:</B> Tecvid bilmeyen mahreçleri doğru çıkarıyorsa okuması sahih olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Mahreçleri doğru çıkarıyorsa, tecvidi bilmese de okuduğu sahih olur.<BR><BR><B>Sünnetle farz arası<BR>Sual:</B> “İmam namazdan önce cemaate safları düzeltmesini söyler" deniyor. Halbuki sünnet ile farz namazı arasında konuşmamak gerekmez mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bu akşam namazına mahsustur. [Hanefi’de böyle, Şafii’de her zaman söyler.]<BR><B><BR>Fatiha’dan sonra amin<BR>Sual:</B> İmam Fatiha’dan sonra âmin der mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Kamet<BR>Sual:</B> Kad kametissalat denirken, imamın namaza başlaması gerekir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kad kametissalat denirken imam efendi namaza durur. Cemaat de beraber durur. Yani ikamet bitmeden durulur. İkamet bitince de hemen durulursa olur. Fakat daha fazla geciktirmek mekruh olur.<BR><BR><B>Namazdan sonra cemaate dönmek<BR>Sual: </B>İmam, namazdan sonra ayağa kalkarak mı, yoksa kalkmadan mı yüzünü, cemaate döndürür?<BR><B>CEVAP<BR></B>Her ikisi de caizdir.<BR><B><BR>Kıbleye arkasını dönmek<BR>Sual:</B> İmam niçin namazdan sonra arkasını kıbleye doğru dönüyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sünnet olduğu için dönüyor. Kâbe şereflidir. Ancak müminin şerefi daha fazladır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<BR><B>(Merhaba ey Beytullah. Ne büyüksün ve hürmetin ne büyüktür. Lakin mümin, Allahü teâlâ indinde senden daha muhteremdir.)</B> [Beyheki]<BR><B><BR>(Ey Kâbe "Seni Allahü teâlâ, şerefli, mükerrem ve muazzam kıldı. Fakat mümin, hürmet bakımından senden daha kıymetlidir.)</B> [Taberani]<BR><B><BR>(Mümin Kâbe’den üstündür.)</B> [İbni Mace]<BR><BR>Bu sebepten dolayı imam, cemaate yönünü dönüyor. Müminin kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş defa yıkmaktan daha büyük günahtır.<BR><B><BR>İmamın niyeti<BR>Sual:</B> Cemaatte farklı mezheplerden insanlar varsa imamın niyeti farklı olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır her zamanki gibi niyet eder.<BR><B><BR>İmamın tesbihleri okuması<BR>Sual:</B> (İmam tesbihleri cemaatin haline göre okur) ne demektir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Cemaat isterse, sünnet miktarından bile az okuyabilir demektir. Cemaat sünnetten fazla istese de okuyamaz.<BR><B><BR>Cemaat sevabı<BR>Sual:</B> Tek başına farza duran (Bana uyan olabilir) diye, imamlığa niyet etse, sonra ona uyan olsa, cemaat sevabı alır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>İmamın cemaat sevabı<BR>Sual:</B> Tek başına duran kimseye uyan cemaat sevabı alıyor. İmam olan cemaat sevabı alamaz mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmamlığa niyet etmediği için cemaat sevabı alamaz.<BR><B><BR>İmamın dua okuması<BR>Sual:</B> İmamın duayı yalnız kendine tahsisi mekruhtur. Rabbenağfirli gibi duaları okuması da mekruh mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Meşhur olan duaları okumak mekruh değildir.<BR><B><BR>Vacibi geciktirmek<BR>Sual: </B>(Unutularak bir vacip geciktirilmesi secde-i sehvi gerektiriyor, kasten geciktirilirse tahrimen mekruh olur) deniyor. İmamın ve yalnız kılanın, son oturuşta salli barikten sonra Rabbena…yı ve başka duaları okuması selam verme vacibini geciktiriyor mu, secde-i sehvi gerektiriyor mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, gerektirmez. Çünkü orası dua okuma yeri olduğu için âyet-i kerime ve hadis-i şerifle bildirilen bütün duaları okumak caizdir. Bunun gibi, kıyam kıraat mahallidir. Burada bir rekatta, bir sure değil, 10 sure de 20 sure de okunabilir. Sen çok sure okudun, o zaman, rükuu geciktirdin, secde-i sehv yapman lazım denmez elbette. Son teşehhüd de böyle, orası dua okuma yeridir, fazla dua edilse de secde-i sehv gerekmez.<BR><BR><B>Nimet-i İslam</B> kitabında, namazın sünnetlerinin 43. sünde diyor ki:<BR>Salevattan (salli barikten) sonra dua okunur.<BR><BR>Namazda Arapça’dan başka dilde dua okumak haram olur. Arapça da olsa, halk sözüne benzememesi için okunan dualar âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerden alınmış olmalıdır. Mesela şu âyet-i kerimeler okunabilir:<BR>(Bekara 201, Rabbena… âyeti), (Âl-i İmran 8 ve 9), (İbrahim 40,41), (Kehf 10, Rabbena ile başlayan kısmı), (Furkan 74).<BR><BR>Nimet-i İslam kitabında hadis-i şerifte geçen iki dua da örnek olarak bildirilmiştir. Demek ki dua âyetlerini ve dua hadislerini salli barikten sonra okumanın hiç mahzuru yoktur. Ne kadar çok okunursa okunsun mahzuru olmaz.<BR><B><BR>İmam kendinden eminse<BR>Sual:</B> İmam dört rekatlı namazda dördüncü rekatta otursa fakat cemaat üç diye ayağa kalksalar, imam kendinden emin ise ne yapar?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ettehıyyatüyü ve Salli barikleri okuyup selam verir. Namazdan sonra, bu yetki bana aittir der. Cemaat yanlış diye diretseler de, imam kendine güveniyorsa veya bir şahidi olursa, tekrar kılınmaz.<BR><BR><B>Mahrem kadınlar<BR>Sual:</B> İmam mahrem kadınlara namaz kıldırsa, namaz sonunda cemaate döner mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><B><BR>Yabancı kadın<BR>Sual:</B> Cemaatimizde yenge, baldız gibi yabancı kadın da varsa yine dönebilir miyim?<B><BR>CEVAP</B><BR>Yabancı kadınlara karşı dönülmez. Yahut yan dönüp onlara bakmamalıdır.<BR><BR><B>Son teşehhüdde Rabbena<BR>Sual: </B>İmam, son oturuşta Rabbena veya başka bir dua okuyabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet okuyabilir. <B>(Gurer)</B><BR><BR><B>Diş dolgusu ve imamlık<BR>Sual:</B> Bazen imamlık yapıyorum. Diş dolgusundan ve hastalıktan dolayı Maliki'yi taklit ediyorum. Cemaatte her mezhepten insan varken de, bunlara imam olmam caiz mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet.<BR><BR><B>Abdestsiz olduğunu hatırlamak<BR>Sual:</B> Cemaate namaz kıldırdıktan sonra abdestsiz olduğumu hatırladım. Kendim iade ettim. Cemaate de haber vermem gerekir miydi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet duyurabildiğiniz cemaate de haber vermek gerekir. Ancak başka bir kavle göre haber vermek gerekmez, sadece sizin iade etmeniz yeter.<BR><B><BR>Fasığın arkasında namaz<BR>Sual:</B> Kumar oynayan kişinin arkasında namaz kılınır mı?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hangi çeşit kumar olursa olsun kumar oynayan fâsıktır. Çayına kağıt oynasa da yine kumardır, haramdır. Fâsıkın arkasında namaz kılınmaz. Kılmak tahrimen mekruhtur. Maliki’de hiç caiz değildir.<BR><B><BR>Tesbihleri tek okumak<BR>Sual:</B> Namazda rüku ve secdedeki tesbihler 3 den fazla (5 veya 9) gibi söylenebilir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Tek olmak şartı ile 5, 7, 9,11 gibi okumak müstehaptır iyi olur. İmam 3 den fazla okuyamaz.<BR><BR><B>Camiye koşarak gitmek<BR>Sual: </B>İmamlık yapıyorum. Namaz geç kalınca camiye koşarak gidiyorum. Görevli olduğum için camiye koşup gitmenin dinen mahzuru var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Zaruretsiz camiye koşarak gitmek mekruhtur. Cemaati kaçırma ihtimali de olsa koşmak yine mekruhtur. Cemaatle namaz kılmak sünnet, koşarak camiye gitmek mekruhtur. Mekruh işleyerek sünnet yapılmaz. Eskiler bu durumu tenkit için şöyle derlerdi:<BR>Görürsen camiye koşup giden iki civan,<BR>Bil ki, biri müezzindir, öteki de imam.<BR><BR><B>Sünnet miktarı zammı sure<BR>Sual: </B>İmamın sünnet miktarından uzun sure okuması tahrimen mekruh diye bildirdiniz. Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarında imamın en fazla kaç âyet okuması mekruh olmaz? Yani sünnet miktarı ne kadardır?<BR><B>CEVAP<BR>Sabah</B> namazının iki rekatında toplam kırk, en fazla elli âyet okumak sünnettir.<BR><B>Öğle</B> namazında sünnet olan, sabah namazından daha aşağı miktar okumaktır.<BR><B>İkindi </B>ve<B> yatsı</B> namazında sünnet olan, yirmi âyet okumaktır.<BR><B>Akşam</B> namazında sünnet olan, her rekatta kısa bir sure okumaktır. Kısa sureler, <B>Beyyine</B> suresinden sonraki surelerdir.<BR><BR>İmam olan kimsenin farz kıldırırken yukarıda bildirilen âyet miktarlarından fazla okuması tahrimen mekruhtur. Cemaat uzun okunmasını istese de yine mekruh olur. Fakat cemaat sünnet miktarından daha kısa okunmasını isterse, imamın kısa okuması, caiz, uzun okuması caiz değildir. Mesela yolcular, abdesti zor tutan kimseler, sabahın farzını kıldıracak imama, "<B>Kısa sure ile namazı kıldır</B>" deseler, imam da <B>Kevser</B> ve <B>İhlas</B> suresi ile namazı kıldırsa mahzuru olmaz. <B>(Hindiyye)<BR></B><BR>Cemaati rahatsız edecek uzun sure ile namaz kıldırmak tahrimen mekruh olur. Hadis-i şerifte bildiriliyor ki: Hazret-i Muaz’ın, Bekara, bazen de Nisa suresi ile namaz kıldırdığını haber alan Resulullah efendimiz, üç kere buyuruyor ki:<BR><B>(Ya Muaz, sen fettan mısın? Alâ, Şems ve Duha sureleri ile kıldırsaydın. Çünkü cemaat arasında, yaşlı, zayıf ve ihtiyaç sahibi kimseler bulunabilir.) </B>[Buhari]<BR>[<B>Fettan: </B>çok fitneci demektir. Fitneci misin, fitneye mi sebep olacaksın buyuruluyor.]<BR><BR>Cemaatin hepsi uzun sure okunmasını istese, bir tanesi de kısa okumasını istese, o bir kişiye uymak ve kısa sure okumak gerekir. Hiç kimseyi camiden nefret ettirmemelidir. Namazdan sonra da, ilahi, tesbihat gibi şeyler okuyarak cemaati rahatsız etmek de caiz değildir. Çünkü adamın ihtiyacı vardır, gitmesi gerekiyordur. Camiden çıkarsa ayıp olur diye onu dinlemeye mecbur etmek caiz olmaz. Böyle şeyler, isteyenlere ayrıca caminin ayrı bir yerinde dinletilebilir, gösterilebilir.<BR><B><BR>Yabancı kadınlara imam olmak<BR>Sual: </B>Bir erkek, evde yabancı kadınlara, imam olabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bir erkek, aralarında mahrem akrabası veya hanımı bulunmayan yabancı kadınlara imam olamaz. Halvet olur, yani günah olur. Eğer kadınların içinde bir tane mahrem akrabası veya hanımı varsa yahut yabancı da olsa, bir erkek daha varsa, halvet olmayacağı için imam olabilir.<BR><B><BR>Yüksek sesle okumak<BR>Sual: </B>İmâmın yüksek sesle okumasında bir mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmâmın namazda, ihtiyaçtan fazla yüksek sesle okuması, namazı bozmaz ise de, haramdır. Çünkü arkadaki cemaatin, imamın okuduğunu duyması şart değildir. <B>(Dürer)</B><BR><B><BR>İmam olmaya niyet<BR>Sual: </B>İmamın kadınlara imam olmaya da niyet etmesi gerekiyormuş. Uzun zamandır, hanımımla beraber, cemaatle namaz kılıyoruz. Fakat kadınlara da imam olmak için niyet gerektiğini bilmiyordum. Şimdi hanımın namazları sahih olmadı mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sahih oldu. Hanımın size uyduğunu bildiğinize göre, kadınlara da, niyet etmiş olursunuz.<BR><BR><B>Gençlerin imam olması<BR>Sual: </B>Kıymetli, muhterem ve yaşca büyük olan kişiler; bazen imamete gençleri geçiriyorlar, kendileri geçmiyorlar. Genç olanlar da, söz dinlemiş olmak ve edepsizlik etmemek için imamete geçiyorlar. Yaşça, ilimce ve takva yönünden daha üstün kişiler varken, gençlerin imamete geçmesi uygun oluyor mu efendim? Ben geçmeyeceğim diye ısrar mı etmesi lazım, söz dinleyip imamete geçmesi mi lazım?<BR><B>CEVAP</B><BR>El emru fevkal edep. Emir edepten üstündür. Söz dinleyip geçmesi gerekir.<BR><BR><B>Özürlünün imamlığı<BR>Sual:</B> Abdesti bozan bir şeyden dolayı özürlü olan bir âlim, cahile imam olabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Özürlü olduğu için, özürsüze imam olamaz. Özürleri birbirine benzeyenler, birbirlerine ve bir özrü olan, iki özrü olana imam olabilir. Maliki’de ve Şafii’de, özürlü olan, özürsüz olana imam olabilir.<BR><BR><B>Fâsık imam<BR>Sual:</B> Fâsık olmak ne demektir? Fâsık kimse imam olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Fâsık kimsenin imam olması tahrimen mekruhtur. Maliki’de hiç sahih değildir. <B>(Halebi-yi Kebir)<BR></B><BR>Fâsık, hangi günah olursa olsun, açıktan günah işleyen kimsedir. Mesela bu günahlardan birini açıktan yapan fâsık olur:<BR><B>1-</B> Alkollü içki içen,<BR><B>2-</B> Altın yüzük takan, [Erkek için]<BR><B>3-</B> Avret yerini açan veya başkasının avret yerine bakan, [Erkeğin avret yeri göbekle diz arası, kadının yabancı erkekler için avret yeri el ve yüz hariç her yeridir.]<BR><B>4-</B> Büyü yapan ve yaptıran,<BR><B>5-</B> Çalgı çalan ve çalgı dinleyen,<BR><B>6-</B> Çayına bile olsa kâğıt, tavla, domino vesaire oynayan,<BR><B>7-</B> Faiz alıp veren,<BR><B>8-</B> Falcılık yapan,<BR><B>9-</B> Farz namazı, özürsüz kazaya bırakan,<BR><B>10-</B> Gıybet eden,<BR><B>11-</B> İpek giyinen [erkek],<BR><B>12-</B> İsraf eden,<BR><B>13-</B> Karısı veya kızı açık gezen,<BR><B>14-</B> Kibirlenen,<BR><B>15-</B> Kur’an-ı kerimi parayla okuyan,<BR><B>16-</B> Kur’an-ı kerimi teganni ederek okuyan,<BR><B>17-</B> Mazeretsiz oruç tutmayan,<BR><B>18-</B> Beş vakit namaz kılmayan,<BR><B>19-</B> Rüşvet alan,<BR><B>20-</B> Sakalı bir tutamdan kısa yaparak sünneti değiştiren,<BR><B>21-</B> Söz taşıyan,<BR><B>22-</B> Uyuşturucu kullanan,<BR><B>23- </B>Yalan söyleyen,<BR><B>24- </B>Zekât veya uşur vermeyen,<BR><B>25- </B>Zina eden.<BR><BR><B>Bid’at ehlinin arkasında namaz kılmak<BR>Sual</B>: Bid’at ehlinin arkasında namaz kılınabilir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Bid’atlerin çıktığı zamandaki bid’at ehlinin bir kısmı küfre düşmemişlerdi. Küfre düşmeyenler için kitaplarda şöyle bildirilmiştir:<BR><BR>Bid’ati küfre varırsa ona uyanın namazı sahih olmaz. Küfre sebep olmazsa, sahih; fakat mekruh olur. <B>(Hulasa)<BR></B><BR>Fâsıkla bidat ehlinin, âlim olsalar da, imam olmaları mekruhtur. Bunları imam yapmak günah olur. <B>(Nur-ul-izah, Redd-ül-muhtar)<BR><BR></B>Fakat şimdiki bid’at ehli kimse, biraz Mutezile, biraz Vehhabi, biraz Rafızî itikadına sahiptir. Doğru itikadı yoktur. Böyle bid’at ehlinin arkasında namaz kılınmaz. Hatta onlarla birlikte bile namaz kılınmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Bid’at ehlinin cenazesine gitmeyin, onlarla birlikte namaz kılmayın!)</B> [İbni Hibban]<BR><BR><B>İmamın abdesti yoksa<BR>Sual: </B>İmamın abdesti, cemaatteki bazı kimselerin mezheplerine göre sahih olmazsa, mesela imam Şâfiî olup, abdesti Hanefî’ye uygun değilse, Hanefî cemaatin namazı sahih olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sahih olur. Tahtavi’nin <B>Merak-ıl-felah</B> haşiyesinde, (Başka mezheplerdeki bir imama uymanın sahih olması için, uyanın mezhebine göre, namazı bozan bir şeyin imamda bulunmaması lazımdır. Eğer bozan bir şey varsa, imama uyan bunu bilmiyorsa yine namazı sahih olur. Güvenilen kavil budur. <B>İkinci</B> kavle göre ise, imamın kendi mezhebine göre namazı sahih olursa, uyanın mezhebine göre sahih olmadığı görülse bile, buna uyması sahih olur) buyuruyor. Bu ikinci kavil, her ne kadar zayıfsa da, harac olunca, zayıf kaville amel etmek lazımdır. Fitneye mani olmak için de, zayıf kaville amel edileceği, <B>Hadika</B>’da da yazılıdır. <B>(İ. Ahlakı)<BR><BR></B>Yani birinci kavle göre bile, Şâfiî imamın abdestinin Hanefî’ye uygun olmadığı, mesela abdest aldıktan sonra elinin kanadığı, ancak <U><B>kesin olarak biliniyorsa</B></U>, ona uyan Hanefî cemaatin namazı sahih olmuyor. Bilinmiyorsa kanamış olsa bile sahih oluyor. Sormak, araştırmak da caiz değildir. İkinci kavle göre ise, kanadığı bilinse de sahih oluyor.<BR><BR>Harac olunca veya fitneye sebep olmamak için, ikinci kavle uymak gerektiği de açıkça bildiriliyor. Bu açık hükmü kabul etmemek, Müslümanları sıkıntıya sokmak olur.<BR><BR><B>Şâfiî imama uymak<BR>Sual: </B>Şâfiî bir imam, (Cemaat arasında bir tek Hanefî de olsa, namazı Hanefî’ye göre kılmak gerekir) dedi. Öyle bir şey var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Öyle bir şey yoktur. Cemaatin hepsi Hanefî de olsa, imam yine kendi mezhebine göre kıldırır. İmam, cemaatin mezhebindeki şartlara elinden geldiği kadar uyarsa iyi olur.<BR><BR><B>Cemaatte kadın varsa<BR>Sual:</B> Evde namaz kılarken, cemaatteki kadın yenge, baldız gibi yabancı veya teyze, yeğen gibi mahrem olsa, imam namaz sonunda yüzünü cemaate döner mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kadınların hepsi mahrem ise döner. İçinde bir tane yabancı varsa dönmez.<BR><BR><B>İmamın kıraati<BR>Sual:</B> İmamın birinci rekâtta, ikinci rekâtta okuduğunun iki misli veya daha uzun bir zammı sûre okuması sünnet midir?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet, sünnettir. İbni Abidin’de deniyor ki: İmamın cuma ve bayram namazlarından başka her namazda, birinci rekâtta, ikinci rekâtta okuduğunun iki misli uzun okuması sünnettir.<B> (S. Ebediyye)<BR></B><BR>Günümüzde imamların çoğu bu sünneti terk etmektedir. Dinini kayıran imamların, her sünnete olduğu gibi, bu sünnete de önem vermeleri gerekir. Çünkü bir hadis-i şerifte, <B>(Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana yüz şehid sevabı vardır)</B> buyuruluyor. (Hâkim)<BR><BR>Mesela <B>Maun</B> sûresini birinci rekâtta, <B>Kevser</B> sûresini ikinci veya <B>Kâfirun</B> sûresini birinci rekâtta, <B>Nasr </B>sûresini ikinci rekâtta okuyan imam, bu sünneti yerine getirmiş olur. Tek başına kılanın buna riayet etmesi gerekmez.<BR><BR><B>Başka mezhepteki imam</B><BR><B>Sual:</B> Kitaplardan öğrendiğimize göre, başka mezhepteki imama, mesela Hanefîler, Şâfiî imama; Şâfiîler de, Hanefî imama uyabilir. Bu uymanın doğru olması için, imamın guslünün, abdestinin ve namazının cemaatin mezhebine göre sahih olması şart değil mi? Mesela Hanefî imam, kadına dokunmuşsa, Şafiîlere imam olabilir mi? Şâfiî imamdan kan çıkmışsa, Hanefilere imam olabilir mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>Evet, imam olabilir.<BR>Başka mezhepteki imama uyan cemaat, eğer varsa, kendi mezheplerine göre namazı bozan bir şeyin, imamda bulunduğunu bilmezse cemaatin namazları sahih olur. Mesela, imamdan kan akması veya başının dörtte birinden az miktarını mesh etmesi, Hanefi mezhebinde caiz olmadığından, böyle yaptığı bilinen bir Şâfiî imama uymak âlimlerin çoğuna göre caiz olmaz.<B> (S. Ebediyye)</B><BR><BR>Yukarıdaki kavle göre imamın, cemaatin mezhebine göre de abdestli olması şarttır. İmamın namazı kendi mezhebine göre sahihse, farklı mezheplerdeki cemaatin namazının sahih olduğuna dair başka bir kavil de vardır:<BR>Başka mezhepteki kimsenin, kendi mezhebine göre sahih olmasa da, namazı kendi mezhebine göre sahih olan imama uyması caizdir. <B>(Halebi-yi kebir, Nihaye, Eşbah)</B><BR><BR><B>İmamın abdesti bozulursa</B><BR><B>Sual: </B>Namaz kıldırırken imamın abdesti bozulursa ne yapar?<BR><B>CEVAP</B><BR>Namaz kıldırırken imamın abdesti bozulursa, hemen yakınındaki birini çekip yerine imam olarak geçirir. Sonra, dışarıda abdest alıp gelince, vekil ettiği imama uyarak namazını tamamlar. Camide abdest alma imkânı varsa, vekile lüzum olmaz. Cemaat bekler, imam, abdest alıp gelince, kaldığı yerden devam eder. Vekil bırakmayıp camiden çıkarsa, cemaat birden fazla ise, namazları bozulur. <B>(S. Ebediyye)</B><BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2853]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 14 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kurtar beni]]></title>
<description><![CDATA[Tanıdım Rabbim seni,<BR>Nefsimden kurtar beni!<BR>Yıktı bütün güveni,<BR>Nefsimden kurtar beni!<BR><BR>Keser gidecek yolu,<BR>Hem bağlar eli kolu,<BR>Şaşırtır sağ solu,<BR>Nefsimden kurtar beni!<BR><BR>Şu nefsim harap etti,<BR>Her şeyi türap etti,<BR>Hissimi serap etti,<BR>Nefsimden kurtar beni!<BR><BR>İçimde doymaz ejder,<BR>Beni hep yutmak ister,<BR>Ömrümü etti heder,<BR>Nefsimden kurtar beni!<BR><BR>Gerçekler oldu hayâl,<BR>Korkutur beni bu hâl,<BR>Kararır her gün ikbal,<BR>Nefsimden kurtar beni!<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3423]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 14 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Rahmet melekleri]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Dini pek bilmeyen bir komşumuza, (Evde köpek besleme! Köpek olan eve melek girmez) dedim. O, da (Daha iyi ya, o zaman, Azrail meleği de gelmez, 250 yıl yaşarım. Ayrıca, istediğim günahı da işlerim, nasıl olsa günahlarımı yazacak olan melekler de giremez) dedi. Böyle demesi uygun mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Dini bilmeyen kimse, din cahilidir. Dinle alay etmek için böyle söylenirse küfür de olur. Rahmet melekleriyle, kirâmen kâtibîn ve ölüm meleği ayrı olduğu gibi, bunların vazifeleri de ayrıdır.<BR><BR>Köpek bulunan eve sadece <B>rahmet melekleri</B> girmez. İnsanların günah ve sevabını yazan <B>kirâmen kâtibin </B>melekleri ise girer. Bu melekler, insandan helâda ayrılır. Helâda işlenen günah veya sevabları, Allahü teâlâ meleklere bildirir. <B>(Redd-ül-muhtar)<BR></B><BR>Demek ki melek girmese bile günahları gizleme imkânı yoktur. Günahları Allahü teâlâdan gizlemek mümkün mü?<BR><BR>Rahmete vesile olan melekler, şu yerlere girmez:<BR><B>1-</B> İçinde canlı resmi veya heykeli bulunan odaya,<BR><B>2-</B> Alkollü içki içilen ve içki bulunan yere,<BR><B>3-</B> Kumar oynanan veya kumar aleti olan yere,<BR><B>4</B>- Günah işlenen yere,<BR><B>5</B>- Köpek olan yere,<BR><B>6-</B> Cünüp bulunan odaya,<BR><B>7-</B> Çalgı aletleri [mesela TV] bulunan odaya,<BR><B>8</B>- Misafir gelmeyen eve,<BR><B>9-</B> Avret yeri açık olan kimselerin olduğu yere,<BR><B>10-</B> Ana-babaya asi olunan eve. <B>(Nisabül-ahbâr)<BR></B><BR>Peki, rahmet melekleri bir eve girmezse ne zararımız olur? Rahmet meleklerinin faydaları nelerdir? Hadis-i şerifle bildirilen birkaç husus şöyledir:<BR><B>1-</B> <B>(Melek girmeyen eve şeytan girer</B>.) Şeytan da her türlü kötülüğü yaptırmak için vesvese verir. [Buralarda, melekten kasıt rahmet melekleridir.]<BR><BR><B>2-</B> <B>(Bir eve misafir gelince, melekler sofrada ev sahibine dua eder</B><B>.</B>) Melekler girmemişse, o duadan mahrum kalırız.<BR><BR><B>3-</B> <B>(Sofrada sirke yiyene, yine melekler dua eder.)</B> Melekler girmeyince, sirke de yense, duadan mahrum kalırız.<BR><BR><B>4-</B> (<B>Melekler, sahura kalkanlara dua eder.</B>) Melekler girmeyince, o kişi meleklerin yapacağı bu duadan mahrum kalır.<BR><BR><B>5-</B> <B>(Salevat getiren kişinin günahlarının affolması için melekler dua ederler.</B>) Melekler gelmezse bu duadan mahrum kalırız.<BR><BR><B>6-</B> <B>(Allahü teâlânın zikredildiği yerlere, melekler rahmet saçar</B>.) Melekler girmezse, bu rahmetten de mahrum kalırız.<BR><BR><B>7- (Kur’an-ı kerimi hatmedene 60 bin melek dua eder.</B>) Melekler gelmezse bu duadan mahrum kalırız.<BR><BR><B>8- (Bir kimse, namaz kıldığı yerden ayrılıncaya kadar, melekler, </B>“Ya Rabbi, buna rahmet et”<B> diye dua ederler.</B>) Melek girmezse bu duadan mahrum kalırız. Rahmet meleklerinin girmesine engel olan şeyler varsa, namazımız da mekruh olur.<BR><BR><B>9- (Melekler, iyilik öğretenlere dua ederler.) </B>Melek gelmezse, bu duadan mahrum kalırız.<BR><BR><B>10- (Din kardeşinin bir işini yapana, binlerce melek dua eder.)</B> Melekler gelmezse, bu duadan mahrum kalırız.<BR><BR><B>11- (Yatağa abdestli yatan kimse için, bir melek sabaha kadar, </B>“Ya Rabbi, bunu affet” <B>diye dua eder.)</B> Melek gelmezse, bu duadan mahrum kalırız.<BR><BR><B>12-</B> Ölüm hastasının bulunduğu odada, hayzlı kadın veya melek girmesine mani olan başka şey bulunmamalı. Mümin, ruhunu teslim edeceği vakit, rahmet meleklerini görüp, can verme acısını duymaz. Oraya rahmet melekleri girmezse, o kimse ölürken sıkıntılara maruz kalabilir. Onun için rahmet meleklerinin girmesine mani olacak iş yapmayalım.<BR><BR><B>Ölüm meleğinin can alması</B><BR>O kimsenin, (Melek eve girmezse canımı alan olmaz, 250 sene yaşarım) demesi çok yanlıştır. Niye 250 sene, o zaman bin sene yaşasın, hatta hiç ölmesin. Ölmemek mümkün mü? Ölmemek mümkün olmadığına göre, ölüm meleği, nerede olursak olalım, canımızı alır. Dünyanın çeşitli yerlerinde aynı anda ölen kimselerin canlarını da, aynı anda alır. Bir şehrin elektrik lambalarını aynı anda söndürmeye benzer.<BR><BR>İbrahim aleyhisselam, Azrail aleyhisselama sordu:<BR>— Dünyanın çeşitli yerlerinde deprem, savaş, hastalık gibi sebeplerle aynı anda ölen çok kimse oluyor. Aynı anda bunlara nasıl yetişiyorsun?<BR><BR>Azrail aleyhisselam dedi ki:<BR><B>— Eceli gelenleri çağırırım hemen hepsi avucumun içine geliverir.<BR></B><BR>Hikmet ehli zatlardan biri, (Yeryüzü, ölüm meleği için önündeki bir leğen gibidir. Eceli geleni alır) buyurdu.<BR><BR>Süleyman aleyhisselam, ölüm meleğine dedi ki: <BR>— Canını aldığın insanların, kimi genç, kimi çocuk oluyor. Bu nasıl oluyor?<BR><B>— Ecelleri ben takdir etmiyorum. Elime eceli gelenlerin listesi veriliyor. Ben de çağırıyorum geliyorlar.<BR></B><BR>Müslümanların ruhunu Azrail aleyhisselam alır, kâfirlerin canını ise Azrail aleyhisselamın emrindeki melekler alır. Yani fâsık ve kâfirlerin ruhunu diğer meleklere emrederek aldırır.<BR><BR><B>Lazımlığı temizlememek<BR>Sual: </B>Bebeğin lazımlığa yaptığı idrarı, gece orada bekletmekte mahzur var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Tuvalete döküp lazımlığı yıkamalı. Gece bekletmemeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Evde kap içinde idrar bırakmayın! Rahmet melekleri böyle odaya girmez.)</B> [Taberani]<BR><BR>Çöpü bile evde bekletmek uygun değildir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Bir evde çöp olursa, o evden bereket kalkar.)</B> [Deylemi]<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3566]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 14 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allah’a inandım demek yeter mi?]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Bir arkadaş, (Hiçbir şey kendiliğinden olamayacağı için Allah’a inanıyorum, ama dinlere, peygamberlere, kitaplara, ahirete inanmıyorum) diyor. Böyle düşünen Allah’a inanmış sayılır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>O, kesinlikle Allah’a inanmıyor. Nasreddin Hocanın, <B>(Doğduğuna inanıyorsun da, öldüğüne niye inanmıyorsun) </B>dediği gibi, (Ben öğrenciyim; ama öğretmene, derse, imtihana inanmam) denir mi? Öğrenci ise, öğretmene, derse inanması gerekir. (Ben kanuna inanırım; ama savcıya, mahkemeye inanmam) denir mi? Ortada bir kanun varsa, bunu hazırlayanlar var, onları uygulayan mahkeme var demektir. Samimi olarak Allahü tealaya inanıyorsa, elbette onun emir ve yasaklarına da inanması gerekir. <BR><BR>İstisnalar hariç, bütün fen adamları, bu kâinatın kendiliğinden var olmadığını, bir yaratıcısının bulunduğunu ittifakla bildirmişlerdir. Fen ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanlar, bir karıncayı, bir kuşu, bir arpa tanesini yaratamaz. Akıllı ve bilgili bir kimse, kâinata bakınca, çok intizamlı yaratıldığını görür. Bunun kendiliğinden olmadığını anlar. Bir insan bir alet, bir makine yapınca bunun nasıl ve nerelerde kullanılacağına dair bir prospektüsünü [tarifesini] de yanına koyar. Yine de anlaşılması zor ise, kullanmasını öğretecek kurslar açar. Bir makine yanlış kullanılırsa elden çıkar. Her şeyin yaratıcısı olan Cenab-ı Allah da, insan denilen bu muazzam makineyi yaratıp başıboş bırakmamıştır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<BR><B>(Sizi boş yere yarattığımızı mı sandınız?) </B>[Müminun 115]<BR><BR>İnsan denilen makinenin de, bir kullanma tarifesi vardır. Bu da Allahü tealanın, peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği kitaplardır. Son Peygamber olan Muhammed aleyhisselama gönderilen kitabı ise Kur’an-ı kerimdir. Kur’an-ı kerim çok veciz olduğu için, Peygamber efendimiz bunu hadis-i şerifleri ile açıklamıştır. <B>(Allaha inanıyorum)</B> diyenin, onun gönderdiği kitaplara, peygamberlere de inanması gerekir.<BR><BR>Ortada bir eser varsa, bu eseri elbette meydana getiren biri vardır. Bu eserin nasıl kullanılacağını elbette bildirmiştir. Öldükten sonra başına gelecekleri düşünmeyene, kendisini ebedi tehlikeye atana akıllı denebilir mi? Kur’an-ı kerimin çok yerinde, <B>(Düşünmüyor musunuz?)</B> diye ikaz edilmektedir. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:<BR><B>(Aklı olmayanın dini de yoktur.) </B>[Tirmizi] <BR><BR><B>(Akıllı kimse, Allah’a ve Peygamberine inanan ve ibadetlerini yapandır.)</B> [İ. Muhber]<BR><BR><B>(Aklı olan kimse iman eder.)</B> [Beyheki]<BR><BR>Şu halde ben Allah’a inanıyorum diyen akıllı kimsenin, kitaplara ve peygamberlere de iman etmesi ve ibadetlerini yapması, haramlardan kaçması gerekir. İmanın altı şartından birine bile inanmayan iman sahibi olamaz. Ben sadece Allah’a inanıyorum demesi kendini aldatmaktan başka şey değildir.<BR><B><BR>Allah'a inanıyormuş<BR>Sual:</B> Deistlerden farklı olarak, dine, peygambere inanan ve Tanrı'ya inancının çok kuvvetli olduğunu söyleyen, fakat hiçbir ibadeti yapmayan, hiçbir haramdan sakınmayan bir kimsenin (Tanrı’ya inanıyorum) demesi doğru olabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>O, yine deist gibidir, Allah'a değil, hayâlindeki bir ilaha, robot gibi bir varlığa inandığı anlaşılıyor. Robot değil de, her şeye gücü yeten, emrine uymayanları şiddetli şekilde cezalandıracak olan bir Allah'a inansaydı, gereği neyse onu yapardı.<BR><BR><B>1-</B> Akıllı bir kimse, yanan bir ateşe kendini atar mı? Ateşin kesin olarak yaktığına inandığı için kendini ateşe atmaz. Allah'ın, inanmayanı, emrini dinlemeyenleri ateşe atacağını bilen de, Allah'a inanıp emrine uyar.<BR><BR><B>2- </B>Düşünce param parça olacağını bilen kimse, kendini uçaktan aşağı atar mı? Atarsa ya aklı yoktur veya uçaktan düşenin öleceğine inanmıyor demektir. Ölünce dirilmeye, suçluların Cehenneme gideceğine kesin inanan kimse, nasıl öyle hiç inanmayan gibi rahatça gezebilir, haramı helâli nasıl düşünmez? İmanı olsa, haramdan korkar.<BR><BR><B>3-</B> Zehir içenin öleceğini kesin bilen kimse, zehri gazoz gibi içer mi? İçerse, zehrin tesir ettiğine inanmıyordur.<BR><BR>Bunun gibi sayısız örnek vardır. Bir şeyin büyük zararını bilen onu nasıl yapar? Bu imansızlıktan kaynaklanmaz mı? (Tanrıya inancım çok kuvvetli) dediği hâlde, hiçbir emrini yapmayan, yasak ettiği hiçbir şeyden kaçmayan kimse, nasıl mümin olabilir?<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3903]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 14 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kaza ve kader ile ilgili çeşitli sorular]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Şu Osmanlıca şiirde ne denmek isteniyor?<BR><B>Hep kesbindendir ki bu belaları çekersin<BR>Sa’yin deki noksanını atfı kader edersin<BR>CEVAP<BR></B>Başına gelen belalar, çektiğin sıkıntılar, hep dine uygun olmayan yanlış işlerindendir. Yani işlediğin günahlar sebebiyle başına bunlar geliyor. Sonra da kader böyleymiş dersin, suçunu kadere yüklersin. <B><BR><BR>Talih ve uğur<BR>Sual: </B>Talih, uğur gibi şeyler gerçekten var mıdır? İslami açıdan bu gibi şeylere inanmanın bir mahzuru var mıdır?<BR><B>CEVAP</B><BR>Talih, Kader demektir. İnanmayan Müslüman olmaz.<BR><BR>Uğur da dinimizde vardır. Uğursuzluk yoktur. Bir olayı hayra yormakta mahzur yoktur. Fakat şerre, uğursuzluğa yormak uygun değildir. Dinimizde uğursuzluk yoktur. Bir şeyin, bir yerin uğursuz olması, Yahudilikte, Hıristiyanlıkta vardır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<BR><B>(Müslümanlıkta uğursuzluk yoktur.)</B> [Mektubat-ı Rabbani 3/41]<BR><BR>Eskiden, Arabistan’da yolculuğa çıkarken, bir kuş uçururlardı. Kuş sağa uçarsa, uğurlu sayıp yola devam ederler, kuş sola uçarsa, uğursuz sayıp geri dönerlerdi. Peygamber efendimiz bunu yasaklayıp buyurdu ki:<BR><B>(Kuşlara dokunmayın, yuvalarında kalsın!)</B> [İmam-ı Maverdi]<BR><BR>Hazret-i İkrime anlatır: Bir kuş ötüp geçtiğinde, oradakilerden biri hayra alamet olduğunu söyledi. İbni Abbas hazretleri de, (Hayra da, şerre de alamet değildir) buyurdu.<BR><BR><B>Kaderime küstüm<BR>Sual: </B>Kaderime küstüm demek caiz mi?<BR><B>CEVAP <BR></B>Caiz değildir. Kader, Allahü teâlânın takdir ettiği alın yazısıdır.<BR><BR><B>Yazdıysa bozsun<BR>Sual: </B>(Allah yazdıysa, bozsun) demek caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caiz değildir; fakat dua şeklinde olursa caizdir. Bir kimseye takdir edilen bela, kaza-i muallak ise, yani, o kimsenin dua etmesi de, takdir edilmiş ise, dua eder, kabul olunca, belayı önler. <B>(Ecel-i kaza)</B>yı da, iyilik etmek geciktirir; fakat <B>(Ecel-i müsemma)</B> değişmez.<BR><BR><B>Allahü teâlâ bilir<BR>Sual:</B> Tam ilmihaldeki,<B> (Belli bir kâfirin kâfir kalacağını, Allahü teâlânın bildiğini kimse söyleyemez)</B> ifadesinden sanki (Allah bilmez) gibi anlaşılmıyor mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>O konu, hatta o paragraf tamamen okunursa öyle bir şey anlaşılmaz. Tek cümle alınınca yanlış anlaşılabilir. Ondan bir önceki cümle ise şöyledir: <B>(Belli bir kâfirin ebedi kâfir kalıp kalmayacağını Allahü teâlâ bilir.)</B><BR><BR>Demek ki, Allahü teâlâ biliyor ki, bu kâfir ebedi kâfir kalacaktır diye kimse söyleyemez; çünkü Allah’ın takdirini hiç kimse bilemez. Yani Allah indinde, o kimse kâfir olarak mı ölecek, yoksa imanlı mı ölecek bunu kimse bilemez denmek isteniyor.<BR><BR><B>Herkes eceliyle ölür<BR>Sual:</B> <B>(Ecelin benim elimden olacak)</B> demek caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ecel, takdir edilen ölüm zamanı demektir. Öldürülen de, intihar eden de, eceliyle ölür. <B>(Ecelin benim elimden olacak)</B> sözünü, (Ölümüne ben sebep olacağım, bir engel çıkmazsa, seni ben öldüreceğim) anlamında söylemek caizdir; fakat (Ölüm zamanını ben belirlerim) anlamında söylemek caiz olmaz.<BR><BR><B>Dilerse yaratır dilemezse yaratmaz<BR>Sual:</B> Sevab veya günah olan bir işi, bir insan isterse yapabilir, istemezse yapmayabilir mi? Yani Allahü teâlâ, o işi yapmamıza izin verir mi, yapmamıza mani olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ kullarına <B>irade </B>vermiş, bu iradelerini, dilemelerini, işleri yaratmasına sebep kılmıştır. Bir kul, bir şey yapmak isteyince, Allahü teâlâ da dilerse, o işi yaratır. Kul dilemezse, Allahü teâlâ da dilemez ve o şeyi yaratmaz. Görülüyor ki, insan kendi istekli işlerini, isterse yapar, istemezse yapmaz. <B>(1/286)</B><BR><BR>Kul, meyhaneye gitmek isterse, Allahü teâlâ da bunu dilerse, kul gider. Kul, camiye gitmek isterse, Allahü teâlâ da dilerse, o kul camiye de gider. Kul meyhaneye gitmek istemezse, Allahü teâlâ da dilemez ve kul oraya gitmez. Yani Allahü teâlâ zorla günah işletmez. Günah işleyenin, kaderim böyleymiş diyerek suçu kadere yüklemesi yanlıştır.<BR><BR><B>Bu işin kaderi<BR>Sual: </B>(Bu işin kaderinde şu vardır) demek, dine aykırı mıdır? Tedbire mani midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, dine aykırı değil, tedbire de mani değildir. Her işte belli olayların olması tabiî bir şeydir. Mesela savaşta kazanılabilir, tedbir alınmasına rağmen kaybedilebilir, gazi veya şehid olunabilir. (Savaşın kaderinde gazi veya şehid olmak var) denir, dine aykırı yönü de yoktur. Av hayvanı avlanabilir. (Gözü tanede olan, kuşun ayağı tuzaktan kurtulmaz) derler. Böyle bir kuş, tuzağa yakalanabilir. Olgunlaşan meyve, ağacın dibine düşer demek, tecrübeyle elde edilen bir bilgidir. Denize düşen ıslanır demek de böyledir. Denize düşenin kaderinde ıslanmak vardır demek, yanlış olmaz.<BR><BR>Trafik kilitlenebilir. Trafiğe çıkanın, bunu göze alması gerekir. Trafiğin kaderinde, tıkanmak olabilir. Ateş düştüğü yeri yakar deriz. Ateşin düştüğü yeri yakması, kaderinde var denir. Tedbir alınsa da, çok yağmur yağarsa alçak yerleri sel basabilir. Binalar çok sağlam olsa da, şiddetli bir deprem çok yeri yıkabilir. Denizde yüzen boğulabilir. Tedbir alınsa da, yer altında çalışan, göçük altında kalabilir. Her mesleğin kaderinde böyle şeylerin olması tabiîdir. Bunların hepsi normal ise de, istismarı normal değildir.<BR><BR><B>Kaderin cilvesi demek</B><BR><B>Sual: </B>Kaderin cilvesi demek küfür müdür?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hayır.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4017]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 14 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Musikinin dindeki yeri]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Dinimizde müzik haram mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Simanın caiz olduğu ve caiz olmadığı yerler vardır. Bazıları, kitaplardaki <B>sima</B> kelimesini <B>çalgı</B> olarak tercüme ettikleri için mubah çalgılar da var zannedilmektedir. Aşağıdaki yazıların tamamı İslam âlimlerinin kitaplarından alınmıştır. Nereden alındığı da sonunda yazılıdır. Kendimize ait tek cümle yoktur.<BR><BR>Aletsiz, çalgısız nağmeli sese sima denir. Çalgı aleti ile birlikte olan insan sesine gına [müzik] denir. Gına haramdır. <B>(Dürr-ül mearif)<BR></B><BR>Lokman suresinin 6. âyetindeki <B>lehv-el hadis </B>ifadesini âlimler musiki, çalgı aleti olarak bildirmiştir. İbni Mesud hazretleri yemin ederek <B>lehv-el hadis</B>’ten kasıt, çalgı aleti ve musiki olduğunu söylemiştir. <B>(Tefsir-i ibni kesir, Tefsir-i medarik) </B>[İbni Mesud gibi büyük bir zata inanmayan cahillere ne denir ki?]<B><BR></B><B><BR>(Mevahib-i aliyye) </B>ismindeki tefsirde, <B>lehv-el hadis</B> âyeti şöyle tefsir ediliyor: <BR>Yalan hikayeler yazarak veya şarkıcı kadınlar tutup herkese ses nağmeleri dinleterek, Kur’an dinlemelerine engel olmaya çalışanlara Cehennem ateşini müjdele! <B>(Mevâkib tefsiri)</B> <BR><BR>Bir hadis-i şerifte de<B> </B>buyuruluyor ki:<B> <BR>(Üçü hariç, her lehv bâtıldır.) </B>[Deylemi] <BR>Demek ki <B>lehv</B>, bir oyun, bir eğlence, bir çalgı olduğu için böyle buyuruluyor.<B><BR></B><BR>Müfessirler, İsra suresinin 64. âyetinde şeytana, <B>(Vestefziz... bi savtike </B>[Sesinle oynat]) demenin çalgı ile oynat demek olduğunu, bu âyetin, her çeşit çalgıyı haram ettiğini bildirmişlerdir. <B>(Şeyhzade) <BR></B><BR>Müfessirler Enam suresinin 70. âyetini, <B>(Dinlerini </B>[şarkı ile, musiki ile] <B>oyun ve eğlence haline sokanlardan uzak dur) </B>şeklinde tefsir etmişlerdir. <BR><B><BR>(Şimdi siz bu söze </B>[Kur’âna] <B>mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz ve siz gafletle oynuyorsunuz.) </B>[Necm 59-61] <BR><BR><B>Medarik </B>tefsirinde<B> entüm samidün </B>ifadesi, (Kur'an okunduğunu işittikleri zaman onu dinletmemek için teganniye [şarkı türkü söyleyerek şamataya] başlarlar, oynarlardı) diye açıklanıyor. İbni Abbas ve Mücahid hazretleri de bu ifadenin <B>şarkı </B>olduğunu söylemiştir. <B>(İgaset-ül-Lehfan)<BR></B><BR>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(Peygamberin emrine uyun, yasak ettiğinden sakının!)</B> [Haşr 7] <BR><BR><B>(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.)</B> [Nisa 80] <BR><B><BR>(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin, pis şeyleri haram kılar.)</B> [Araf 157]<BR><BR><B>(O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.)</B> [Necm 3, 4] <BR><B><BR>(Aralarındaki anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip, verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar.)</B> [Nisa 65]<BR><B><BR>(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.)</B> [Ahzab 36]<BR><B><BR>(Kur'anı sana insanlara açıklayasın diye indirdik.)</B> [Nahl 44]<BR><BR>Şimdi Resulullah efendimiz, yukarıdaki âyet-i kerimeleri nasıl açıklamışsa ona bakalım:<BR><B>(İlk teganni eden şeytandır.) </B>[Taberani]<BR><BR><B>(Sesini gına ile yükseltene şeytan musallat olur.) </B>[Deylemi]<BR><B><BR>(Rahmet melekleri, ceres,</B> [çan, zil, çıngırak]<B> bulunan yere girmez.)</B> [Nesai]<BR><BR><B>(Rahmet melekleri, köpek ve çan bulunan kafileye yaklaşmaz.)</B> [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi]<BR><B><BR>(Ceres, şeytanın mizmarıdır</B>.<B>)</B> [Müslim, Ebu Davud, Nesai] [Mizmar çalgıdır]<BR><B><BR>(Şarkıcı kadını dinlemek, yüzüne bakmak haramdır. Parası da haramdır. Kimin eti haramdan beslendi ise, ona Cehennem ateşi layıktır.)</B> [Taberani]<BR><B><BR>(Bir zaman gelecek, ümmetimden bazısı, zinayı, ipek giymeyi, içki içmeyi, mizmarı </B>[çalgıyı] <B>helal addedecektir.)</B> [Buhari]<BR><BR><STRONG>(Musiki, zinaya yol açar.)</STRONG> [Mektubat-ı Rabbani 3/41]<BR><BR><STRONG>(Musiki, kalbde nifak hasıl eder.)</STRONG> [Beyheki]<BR><B><BR>(Suyun otu büyüttüğü gibi, şarkı, oyun ve eğlence kalbde nifakı büyütür. Allah’a yemin ederim ki, suyun otu büyüttüğü gibi, Kur’an ve zikir de, kalbde imanı büyütür.) </B>[Deylemi]<BR><B><BR>(Rabbim bana içkiyi, kumarı, darbukayı ve şarkı söyleyen kadınları haram kıldı.) </B>[İ. Ahmed] <BR><B><BR>(Resulullah çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı.)</B> [Begavi]<B><BR><BR>(Ümmetimden bazıları, içkilere başka isim vererek içerler. Şarkıcı kadın ve çalgı aletleriyle eğlenirler. Allahü teâlâ, onları yerin dibine batırır da domuzlar ve maymunlar kılar.) </B>[İbni Mace] <BR><B><BR>(Şu beş şey zuhur ederse, ümmetimin helaki hak olur: Birbiriyle lanetleşme, içki içme, ipekli giyme, çalgılar ve erkeğin erkekle, kadının kadınla iktifa etmesi.)</B> [Deylemi, Hâkim]<BR><B><BR>(Ben, mizmarları </B>[çalgıları],<B> putları yok etmek için de gönderildim.)</B> [İ.Ahmed, Ebu Nuaym, İbni Neccar] <BR><B><BR>(İblis, yer yüzüne indikten sonra, ya Rabbi bana ev ver dedi. Hamamlar senin evin. Yemek istedi. Besmelesiz yenen yemekler senin denildi. Müezzin istedi. Mizmarlar </B>[çalgılar]<B> müezzinin denildi. Yazıların dövme, hadislerin yalandır. Resulün</B> [elçin]<B> kâhinler, falcılar, tuzağın da kadınlardır.)</B> [İbni Ebiddünya, İbni Cerir]<BR><B><BR>(İblis, benim kitabım nedir dedi. Senin kitabın dövmedir, içeceğin sarhoşluk veren her içki, sadakatin yalan, müezzinin mizmarlar </B>[çalgılar]<B>, mescitlerin de çarşılardır denildi.)</B> [Taberani]<BR><B><BR>(İki ses, melundur: Nimete kavuşunca </B>[mizmar]<B>çalgı, musibete maruz kalınca feryat.)</B> [Bezzar]<BR><B><BR>(Allahü teâlânın gazabına sebep olan şeyler: Acıkmadan yemek, uykusu yokken uyumak, tuhaf bir şey olmadan gülmek, musibette feryat etmek, nimete kavuşunca mizmar</B> [çalgı çalmak]<B>.) </B>[Deylemi]<BR><B><BR>(Şarkıcı ve çalgıcı kadınlar çoğalınca, içkiler her yerde içilince, yere batmalar görülecek, gökten taş yağacaktır.)</B> [Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace, İ.Ahmed]<BR><B><BR>(Şunlar gelmeden önce salih amel işlemekte acele edin. Sefihler başa geçmeden, güvenlik kuvvetleri çoğalmadan, hüküm rüşvetle satılmadan, adam öldürme hafife alınmadan, akraba ziyareti kesilmeden, Kur’an mizmarlardan okunmadan, Kur’anı şarkı gibi okuyanlar öne geçmeden.)</B> [Taberani] <BR><BR><B>(Kur'an mizmarlardan okunduğu zaman ölebilirsen öl.)</B> [Taberani]<BR><BR><B>(Kur'anı mizmarlardan</B> [çalgı aletlerinden]<B> okuyanlara Allah lanet eder.) </B>[Müsamere] <BR><BR><B>(Şu 15 kötü haslet işlendiği zaman ümmetim belaya maruz kalır:<BR>1- Ganimete hıyanet edilince<BR>2- Emanetin ganimet sayılınca<BR>3- Zekat cereme kabul edilince<BR>4- Erkek karısına itaat edince<BR>5- Evlat ana babaya isyan edince<BR>6- Kişi, arkadaşına itaat edince<BR>7- Babaya cefa edilince<BR>8- Toplantılarda yüksek sesle konuşulunca<BR>9- En rezil kimse iş başına geçince<BR>10- Şerrinden korkulan kimseye ikram edilince<BR>11- Her yerde içki içilince<BR>12- Erkekler ipek giyinince<BR>13- Şarkıcı kadınlar çoğalınca<BR>14- Çalgı aletleri yayılınca<BR>15- Sonra gelenler, önceki âlimlere lanet edip onları kötülediği zaman.)</B> [Tirmizi]<B><BR><BR>(Gözün zinası </B>[harama]<B> bakmak, kulağın zinası </B>[haram şeyleri]<B> dinlemektir.) </B>[Müslim]<BR><B><BR>İbni Hibban</B>’ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah, develerin boyunlarındaki ceresleri [çanları] çıkarmıştır. Halbuki çan şehveti tahrik etmez. Çan bulunan yere rahmet melekleri girmiyor. Artık çalgıyı, çalgı aletlerini siz düşünün. Şeyh-ul-İslâm Ahmed İbni Kemal efendi hazretleri <B>Kırk Hadis </B>kitabında buyuruyor ki: <BR><B>(Mizmarları kırmak ve hınzırları öldürmek için gönderildim) </B>hadis-i şerifindeki <B>mizmar</B>, bütün çalgı aletleridir. Bu hadis-i şerif, her çeşit çalgıyı ve domuz eti yemeyi yasak etmektedir. <BR><BR>Hazret-i Ebu Bekir, iki küçük cariyenin tef çalıp şarkı söylediklerini gördü ve onları azarlayarak “Şeytanın çalgısını mı çalıyorsunuz?” dedi. <B>(Buhari) <BR></B><BR>İbni Ömer hazretleri, ihramlı bir toplulukta şarkı söyleyen birine, “Allah senin ibadetini kabul etmesin” dedi. <B>(İbni Ebid-dünya) <BR></B><BR>Enes bin Malik hazretleri, “En pis kazanç, şarkı ve çalgı aletleriyle kazanılandır” dedi. <B>(İbni Ebid-Dünya) <BR></B><BR>İbni Abbas hazretleri, “Çalgı aletleri haramdır” dedi. <B>(Beyheki) <BR></B><BR>Âişe validemiz, bir evde şarkı söyleyen birini görünce ona, “Yazıklar olsun sana. Bu şeytandır, bunu çıkarın dışarı” dedi ve onu çıkardılar.<B> (Buhari) <BR></B><BR>Fudayl b. İyad hazretleri, “Müzik ve şarkı, zinanın teşvikçisidir” dedi. <B>(İbni Ebid-dünya) <BR></B><B><BR></B>Şeyh Muhammed Rebhami hazretleri buyuruyor ki:<B><BR></B>Saz, tanbur, def, ney ve diğer çalgı aletlerini çalmak, Allahü teâlânın emrini tutmamak olur. <B>(Riyad-ün-Nasıhin)</B><BR><B><BR></B>İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:<B> <BR></B>“Hakim-i Tirmizi’nin Nevadiru’l Usul adındaki kitapta rivayet ettiği hadis-i şerifte Resul-i Ekrem efendimiz, <B>(Her kim şarkı sesine kulak verirse, onun ruhanileri dinlemesine izin verilmez)</B> buyurdu. Oradakilerden biri tarafından, (Ya Resulallah, ruhaniler kimlerdir?) diye soruldu. Resulullah da, <B>(Cennet ehlinin okuyucularıdır) </B>buyurdu. <B>(Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi)<BR></B><BR>İmam-ı Birgivi hazretleri buyuruyor ki:<BR>Saz dinlemekten kulaklarını korumalıdır. <B>(Risale-i Birgivi) </B><BR><BR>Mezhepsiz İbni Teymiye bile, “Şarkı ve müzik, şeytani duyguları harekete geçiren en etkili unsurlardan biridir” demiştir.<B> (Mecmu-ul Fetava) <BR></B><BR>Şarkı, Kitap ve Sünnetle yasaklanmıştır. <B>(İmam-ı Kurtubi)</B> <BR><BR>Şarkı ve müzik aletlerinin haram olduğu konusunda icma vardır. <B>(İbni Salâh)</B><BR><BR>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<BR>İmam-ı Ziyaeddin-i Şami, <B>Mültekıt</B> kitabında (Hiçbir âlim, teganniye mubah demedi) buyurdu.<B>(m. 266) </B><BR><BR>Kur'an-ı kerimi musiki perdelerine uydurarak okumak haramdır. <B>(Bezzâziyye)<BR></B><BR>Çalgı çalmanın haram olduğu, icma ile bildirildi. <B>(Makamat-ı Mazheriyye)<BR></B><BR>Çalgı çalarak veya oyun arasında Kur'an okuyan kâfir olur. <B>(Tergib-üs-salât)<BR></B><BR>İmam-ı Münavi hazretleri <B>(Nikahı herkese duyurun! Bunun için de, camide yapın ve def çalın) </B>hadis-i şerifini açıklarken, (Mescitlerde def çalınmaz. Hadis-i şerif, mescid dışında çalınmasını, mescitte yalnız nikah yapılmasını emrediyor) diyor. <B>(Hadika) <BR></B><BR>Camide def çalmak günah olunca, başka çalgının camide çalınması hiç caiz olmaz. Kadınların düğünlerde def çalması caizdir. <B>(Redd-ül Muhtar)<BR></B><BR>Şimdiki tarikatçıların yaptıkları gibi, dönmek, dümbelek, ney, saz çalmak haramdır. <B>(Tahtavi şerhi)<BR></B><BR>Teganni ile okuyan bir imamın arkasında kılınan namazın iadesi gerekir. <B>(Halebi)</B> <BR><BR>Kur’an-ı kerimi, Arap şivesine uygun, tecvid ile ve güzel ses ile okumalıdır. Ebu Davud’daki hadis-i şerifte, <B>(Kur'anı güzel sesle okuyun)</B> buyuruldu. Yani "Allah’tan korkarak okuyun" demektir. Bu da, tecvid ilmine uyarak okumakla olur. Yoksa, harfleri, kelimeleri değiştirerek, manayı, nazmı bozarak teganni ile okumak haramdır. <B>(Berika) <BR></B><BR>Teganni haramdır. <B>(Tıbb-ün-nebevi)<BR></B><BR>Kur’an-ı kerimi teganni ile okumak ve dinlemek haramdır. Burhâneddin-i Mergınânî buyurdu ki:<BR>Kur’an-ı kerimi teganni ile okuyan hâfıza, ne güzel okudun diyen kimsenin imanı gider. Tecdîd-i iman gerekir. <B>Kuhistânî </B>de, böyle yazmaktadır. <B>(Dürr-ül-müntekâ)</B><BR><B><BR>İbni Âbidin</B> hazretleri buyuruyor ki: <BR>Eğlence veya para kazanmak için başkalarına şarkı söylemek, sözbirliği ile haramdır. Çalgı ile raks etmek büyük günahtır. Sıkıntısını gidermek için kendi kendine şarkı söylemek günah değildir. Çalgı olarak, yalnız kadınların düğünlerde def çalması caizdir. <B>(Redd-ül-Muhtar)</B><BR><BR>Fısk ve içki içilen yerlerde çalgı çalmak ve bunu dinlemek haramdır. Resulullah çobanın kavalını işitince, parmakları ile mübarek kulaklarını kapadı ise de, yanında bulunan Abdullah bin Ömer’e kulaklarını kapamasını emretmedi. Bu da, elde olmadan duymanın haram olmadığını göstermektedir. Çalgıyı, içki, oyun ve kadın bulunan yerlerde keyif için çalmak haramdır. Bayramda, savaşta, hac yolunda, sahurda, düğünlerde ve askerlikte davul çalmak da caizdir. [Okullarda, millî ve siyasi toplantılarda bando, mızıka, mehter marşı çalmak caizdir.]<B> (Hadika)<BR></B><BR>Def, tambur ve her çeşit çalgıyı evinde, dükkânında bulundurmak, kendisi kullanmasa bile, satmak, hediye etmek, ariyet veya kiraya vermek günahtır. <B>(Berika)<BR></B><BR>Sadece mehter marşında çalınan müzik aletlerini satmak caiz olur.<BR><BR>Tasavvuf müziği diye bir şey yoktur. Müzik, nefsin gıdası, ruhun zehiridir, kalbi karartır. <B>(Dürr-ül mearif)<BR></B><BR>İlahileri çalgı ile, ney çalarak okumak bid'attir. Harama helal diyen ve haramı ibadete karıştıran kâfir olur. <B>(S.Ebediyye)</B><BR><BR>İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<BR>Resulullah efendimiz, geldiği bir evde, küçük zenci kızları [cariyeler] def çalıp şarkı söylüyorlardı. Şarkıyı bırakıp, Resulullahı övmeye başladılar. Resulullah efendimiz, <B>(Onu bırakın, oyun arasında beni övmeyin.</B> <B>Beni övmek </B>[mevlid, ilahi] <B>ibadettir. Eğlence, oyun arasında ibadet caiz değildir) </B>buyurdu. <B>(K. Saadet)<BR></B><BR>[Bazıları, bu hadis-i şerife istinaden kadınların şarkı söylemesinin ve çalgının caiz olduğunu söylüyorlar. Şarkı söyleyenler cariye idi. Cariyenin avret yeri erkeğinki gibidir. Sesi de avret değildir. <B>(İhya)</B>]<BR><BR>Her çeşit çalgı dinlemek haramdır. <B>(Fetava-i Bezzaziyye, Hadika, Ahlak-ı alaiyye)<BR></B><BR>Müzik bütün dinlerde büyük günahtır. <B>(Dürr-ül-münteka)</B><BR><BR>İncilin yasakladığı müziği, sonradan papazlar Hıristiyanlığa soktu. (<B>Mevahib-i ledünniyye</B> şerhi Zerkani)<BR><BR>Müzik kelimesi, yunanlıların büyük putları olan Zeüs’ün kızları sayılan Mousa (Müz) denilen 9 heykelin adından hasıl olmaktadır. Bozuk dinler, kalbleri ve ruhları besleyemediği için, müziğin, her çeşit çalgı sesinin nefslere hoş gelmesi, nefsleri beslemesi ruhani tesir sanıldı. Bugünkü batı müziği, kilise müziğinden doğdu. Bugün yeryüzünü kaplayan bozuk dinlerin hemen hepsinde, müzik, ibadet halini almıştır. Müzik ile, her çeşit çalgı ile nefsler keyiflenmekte, şehvani, hayvani arzular kuvvetlenmektedir. Ruhun gıdası olan, kalbleri temizleyen ve nefsleri ezip, haramlara olan arzularını yok eden, ilahi ibadetler unutulmaktadır. Müzik, her çeşit çalgı, insanları, alkolikler ve morfinmanlar gibi gaflet içinde, uyuşuk yaşatmaktadır. Böylece, nefsleri azdırarak, sonsuz saadetten mahrum kalmasına sebep olmaktadır. İslam dini, insanları bu felaketten korumak için, müziği kısımlara ayırmış, zararlı olanlarını haram kılmış, yasak etmiştir. <B>(S. Ebediyye)<BR></B><BR><B>Bayram günü oyun oynamak<BR>Sual:</B> Bayram günü, sahabe çalgı çalıp oynuyorlarmış. Bize neden caiz değildir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Çalgı çalmak caiz olmaz. Peygamber efendimiz, Medine’ye geldiği zaman, Medinelilerin iki eğlence günü olduğunu bildirdiler. Cahiliyet zamanındaki eğlencelerden bahsettiler. Peygamber efendimiz buyurdu ki:<BR><B>(Allah, o iki günü onlardan daha hayırlı iki gün olan kurban ve Ramazan bayramının günleriyle değiştirdi.)</B> [Buhari]<BR><BR>Hazret-i Âişe anlatır:<BR>Bayram günü iki cariye, kahramanlık şiirlerini def çalarak terennüm ediyordu. Resulullah yatağına yatıp yüzünü çevirdi, sonra babam [Hazret-i Ebu Bekir] içeri girdi. (Bu ne hâl, Resulullahın huzurunda şeytanın düdüğü ve sesi ne arıyor?) diye beni azarlayınca, Resulullah <B>(Bırak onları, her milletin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır) </B>buyurdu. Babam başka şeyle meşgulken, cariyelere işaret ettim, dışarı çıktılar. <B>(Buhari, Müslim)</B><BR><BR>Yine Âişe validemiz anlatır:<BR>Bayram günü Habeşiler oyun oynarken Resulullah beni çağırdı, ben de başımı onun omzuna koyup, hevesim gidene kadar seyrettim<B>. (Buhari, müslim, Nesai)</B><BR><BR>Oyun oynayanlar, eğlenenler, cariyeler ve Habeşi kölelerdir. Def çalıp oynamak cariyelere verilmiş bir ruhsattır. Sesleri de avret değildir. Hür kadınların sesleriyse avrettir. Ancak düğünlerde, kadınlar arasında def çalabilirler. Cariyeler gibi erkekler arasında çalamazlar. Cariyelerin bu hareketlerini hür kadınlara da uygulamak, dinde reforma girer. Habeşi kölelerin oyunları ise, mızrak, kılıç ve kalkan oyunlarıydı. Bu hadis-i şeriflere dayanarak sahabe çalgı çalardı demek çok yanlış ve iftira olur.<BR><BR>Bayramlarda çatılmasın kaşımız,<BR>Düşmanlıktan ağrımasın başımız,<BR>Küçük olsun, büyük olsun yaşımız,<BR>Allah için artık gülsün yüzümüz.<BR><BR>Boynuzlu koçları kurban etmeli,<BR>Akrabayı ziyarete gitmeli,<BR>Dargınlıklar, kırgınlıklar bitmeli,<BR>Allah için artık gülsün yüzümüz.<BR><BR>Küskünlük içinde geçmesin hayat,<BR>Öfkeni yen, kibrini kır, çöpe at,<BR>Bak barışmak için, ne güzel fırsat,<BR>Allah için artık gülsün yüzümüz.<BR><BR>Hayırlı söz söylemeli dilimiz,<BR>Müsafeha etsin iki elimiz,<BR>Gülümseyip, açılmalı gülümüz,<BR>Allah için artık gülsün yüzümüz.<BR><BR><B>Çalgı ile ibadet<BR>Sual:</B> Fıkıh kitaplarında, fısk meclislerinde, çalgı çalınan yerlerde, tesbih, zikir, çekmek, hatta din kitabı okumanın bid’at ve haram olduğu, çünkü, Peygamber efendimizin böyle okumaları yasak ettiği bildiriliyor. Minibüslerde kadın erkek karışık olduğuna göre fısk meclisi olmuyor mu? Bir de çalgı çalınıyor. Böyle minibüslerde giderken Kur’an okumak, zikir ve tesbih çekmek haram değil mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Çalgı çalarak zikretmekle, bir yerde çalgı çalınırken zikretmek ayrıdır. Görmekle bakmak ayrı olduğu gibi dinlemekle duymak da ayrıdır. <BR><BR>Minibüslerde biz çalgı eşliğinde zikir etmiyoruz. Biz istemeden kulağımıza geliyor. Herkes gaflette iken, zikir çekmek günah olmaz aksine çok iyi olur.<BR><BR>Böyle bir durum olmadan çalgı ile zikir çekmek elbette büyük günahtır. Din kitaplarında deniyor ki:<BR>Musiki ile okunan şeyleri dinlememeli. Cahil tarikatçılar teganni ile ilahi okuyorlar. Musikiden hasıl olan şehvet lezzetlerine, ibadette lezzet hasıl olduğunu, feyiz geldiğini sanıyorlar. Böyle sapıklar, Deccal’ın askeridir. Kur'an-ı kerimi, zikri ve duayı teganni ile okuyanları dinlememek gerekir. <B>Tatarhaniyye </B>fetva kitabı, bunları teganni ile okumanın haram olduğunda sözbirliği bulunduğunu yazmaktadır.<B> (Birgivi vasiyetnamesi şerhi)</B><BR><BR>Kilisede org çalarak İncillerden parçalar okunduğu gibi, Kur'an-ı kerimi çalgı çalarak okumak küfürdür. <B>(S. Ebediyye)<BR></B><BR><B>Ney çalgısı<BR>Sual:</B> Dini yayınlarda fon müziği olarak kullanılan ney, diğer çalgılardan farklı mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Farklı değildir. Ney de diğer çalgılar gibidir. Çalgı ve diğer günahları ibadete karıştırmak daha büyük günah olur. Tasavvuf müziğinin dinde yeri yoktur. Tabiin’in büyüklerinden Hazret-i Nafi anlatır: Sahabeden Abdullah bin Ömer’le beraber gidiyorduk. Ney sesi işittik. Kulaklarını parmaklarıyla kapadı. Oradan hızla uzaklaştık. <B>(Ney sesi daha işitiliyor mu?) </B>dedi. (Hayır, işitilmiyor) dedim. Parmaklarını kulaklarından ayırdı.<B> (Resulullah da böyle yapmıştı) </B>dedi. Ben o zaman çocuktum.<BR><B><BR></B>Çocuğa günah olmayacağı için, ona da kulaklarını kapat dememiştir. Hazret-i Nafi, <EM>(Abdullah bin Ömer takvası sebebiyle kulaklarını kapattı) </EM>denmemesi için çocuk olduğunu özellikle bildirdi. <B>(Eşiat-ül-lemeat)</B><BR><BR><B>Ruha zulmet veren şey<BR>Sual: </B>Müzik ruhu besler mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Haram olan musiki, kâfir olan nefsimize hoş gelir, onu azgınlaştırır, ruhu ise zulmete boğar. Resulullah, <B>(Gına yani musiki, kalbde münafıklığı arttırır)</B> buyurdu. <B>(Beyheki)<BR></B><BR>Kur’an-ı kerim okumak, musikinin hâsıl ettiği zulmetleri temizler. Kalbi, ruhu nurlandırır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Kur’an okunan evin hayrı artar, sakinlerini sıkmaz, melekler toplanır, şeytanlar oradan uzaklaşır. Kur’an okunmayan ev, içindekilere dar gelir, sıkıntı verir, bereketsiz olur. Melekler uzaklaşır, şeytanlar oraya dolar.)</B> [Darimi]<BR><BR><B>Çalgı ve Allah sevgisi<BR>Sual:</B> (Çalgı, Allah sevgisini artıyorsa mubahtır, süslü, açık, güzel bayana bakmak da ferahlık veriyorsa, Allah sevgisini artırıyorsa, çiçeğe bakmak gibi mubah olur) deniyor. Haram olan şey, nasıl mubah olabilir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Çok yanlıştır. Çalgının haram olduğu çeşitli hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Haram olan şey derttir, derde deva, ruha gıda olmaz. Bir hadis-i şerif meali:<BR><B>(Allahü teâlânın size haram ettiği şeylerde şifa yoktur.)</B> [Hâkim]<BR><BR>Çalgı nefsin hoşuna gider, o hain nefsi besler. Günah hoşa gidince insanı Allah sevgisine mi kavuşturur?<BR><BR>Güzel bir çiçeğe bakmak, onu koklamak ruha tatlı gelir. Ruhun Allahü teâlânın varlığını, büyüklüğünü anlamasına, Onun emirlerine uymasına sebep olmaktadır. Parfümlü açık bayana bakmak ise, nefse hoş gelir. Kulak renkten zevk almaz. Göz de sesten zevk almaz; çünkü anlamazlar. Nefs Allahü teâlânın düşmanıdır. Zevklerine kavuşmak için her kötülüğü yapmaktan çekinmez. Onun zevklerinin sonu yoktur. Namahreme bakmakla doymaz. Daha başka şeylerin zevkini tatmak ister. Nefsin taşkın zevkleri, insanı, sefalete, hastalıklara, aile facialarına, felaketlere sürüklemektedir. Allahü teâlâ, bu facialara mani olmak için, kadınların, kızların açılmalarını, yabancı erkeklere yaklaşmalarını, içkiyi, kumarı, çalgıyı yasak etmiştir.<BR><BR>(Çalgı, Allah sevgisine götürüyorsa caiz olur) demek, (Zina, içki, kumar Allah sevgisine götürüyorsa caiz olur) demeye benziyor. Dinimizin yasakladığı çalgıyı böyle savunmak, tamamen ilim dışıdır.<BR><BR><B>Ruhun ve nefsin gıdası</B><BR><B>Sual:</B> Cahil biri, <EM>(Çalgı haram değildir, çünkü insanın çalgıya da ihtiyacı vardır. İyi bilinmeli ki, musiki ruhun gıdasıdır)</EM> diyor. Ben bekârım, evlenme ihtiyacı hissediyorum. Ara sıra ihtiyacımı gidermek için geneleve gitmem, bu yazara göre caiz mi oluyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>İhtiyacı gidermek için, haram caiz olursa, bu da caiz olur. Böyle kıyası ancak dinde reformcu cahiller yapar. Dinimiz çalgıyı kesinlikle haram etmiştir. Müzik, kâfir olan nefsimizin gıdasıdır, ruhumuzun zehridir. Aşağıda vesikaları vardır, açıkça kalbde nifak hâsıl eder deniyor, ruhun zehridir deniyor. Kalbin ve ruhun gıdası ibadet etmektir, Allahü teâlâyı ve onun sevdiklerini sevmektir. Nefsin gıdası ise haramlardır.<BR><BR>Genelevlerin yaygınlaşması, içki festivallerinin düzenlenmesi, içkilerin içilmesi, her yerde çalgı çalınması, <B>(Çalgıyı helal sayanlar çıkacaktır)</B> hadis-i şerifindeki hususların meydana çıktığını göstermektedir.<BR><BR><B>Saz dinlemek</B><BR><B>Sual:</B> S. Ebediyye’de, (Behaüddin-i Buhari hazretlerinin yanına ney ve saz getirdiklerinde, “Biz bunları dinlemeyiz. Dinleyen tasavvufçuları da inkâr etmeyiz” buyurdu) deniyor. Bu söz, çalgının helâl olduğunu göstermez mi?<BR><B>CEVAP</B><BR>O yazının hemen altı okunsaydı, mesele anlaşılırdı. (Nağme ve saz dinlemek kalb seyrinde olanlara zevk verir) buyuruluyor. Yani sazın, kalb seyrinde olan Evliya zatlara zarar vermediği bildiriliyor. Bu, o zamanki büyük Evliya zatlar için söylenmiştir. Bugün bu makamda olan yok gibidir. Öyle zatlar olmayınca herkese zarar verir, herkese haram olur. Çalgının haram olduğunda icma hâsıl olmuştur. İcmaya aykırı söz söylemek caiz olmaz.<BR><BR><B>Sosyolojik açıdan mûsikî</B><BR><FONT color=#0000ff>Şeyhülislam<B> Mustafa Sabri </B>efendinin bu konudaki bir yazısının özeti şöyledir:</FONT><BR>Mûsikî, mâlâyâni kabilinden bir meşguliyet şeklinde tezahür eden bir atalet [tembellik]tir. Bundan alınan lezzet ise geçici bir hevesten başka bir şey değildir. Mûsikîden hiçbir zaman âhirete ait bir fayda beklenmez.<BR><BR>İnsanları eğlendirici bütün sanatlar, selim fıtrat sahiplerince âdi sanatlardan sayılmıştır. Böyle sanatçıların şöhret bulmasına sebep olan alkış ve hürmetlere aldanmamalı. Bu hürmetler, karşı taraftan bir parça haysiyet koparmak ve bu zararı belli etmemek üzere iftihar hissini okşayarak meydana getirilmek mânâsına olduğu için eksilmez. Nâmuslarından uzaklaştırılmak istenilen kadınlara karşı da pek çok saygı gösterirler. Şarkıcılık ve çalgıcılıkta mevcut olan eğlendirmek konusunda, çocuklarına çalgı öğretmiş olmakla öğünen ana babanın aklına hayret etmemek imkânsızdır.<BR><BR>Mûsikî dinleyenler, bu esnada toplum için bir şey yapmış olmayıp, yalnız bir hayli paranın birçok ceplerden çıkarak bir başka cebe girmesine yardım etmiş oluyorlar. Sonra bu paraların karşılığında bu adamlar ne almış oluyorlar? Hiçbir şey…<BR><BR>Mûsikînin şehvet hislerini tahrik etmesi, fuhşa sürükleyici bir zemin hazırlar. Bundan dolayı, içki kadehleri ve dilberler, mûsikî âleminin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu heyecanla, âşıkların dilinde yer alamayan aşk ve sevgi kelimeleri bu iki şeyin teşkil ettiği ahenk sayesinde ortaya çıkar. Bundan dolayı, (Bir güzelin aşkından sabahlara kadar uyuyamıyorum, çıldırıyorum) demeye sıkılan birinin, bu manayı içeren bir şiir ve şarkıyı bütün kuvvetiyle insanların önünde bağıra bağıra söylemesi küstahlık sayılmaz.<BR><BR>(İşsiz kalan genç kız, kendine başka işler bulmak için düşünür) sözüne uygun olarak, çalgıyla meşgul olan kadın, uygunsuz düşüncelere dalmaktan kendini alamaz. Gönlünü birilerine kaptırmaya çalışır. Âşık olmak, sevmek kötü mü diyen çıkabilir. <B>Nasreddin Hoca </B>merhumun, (Başından aşk geçti mi?) diye sorana (Bir defa geçiyordu, üzerimize adam geldi) sözü meşhurdur. Bir erkek yalnız kendisini seven bir kadını sevgi ile anabilir. Bundan başka hiçbir kadının, hiçbir erkek hakkında aşk ve sevdasını mazur görmediği gibi, o kadına da o erkekten başkaları tarafından bir kıymet ve haysiyet izafe edilmez.<BR><BR>Güzel sanatların belki en iyisi olan şiire karşı da şüpheyle bakılmasının sebebi kötülüğünün iyiliğine galip olmasındandır. Hattâ ilim tahsili esnasında bir talebenin şiire dalması haylazlık sayılır. Şiirin baş sermayesini şairlerin kendileri şöyle itiraf ederler:<BR><B>Sermaye-i şairân tükenmez,</B><BR><B>Dünya tükenir, yalan tükenmez.</B><BR><BR>Bununla beraber, şiir, zekânın parlaması ve bilginin artmasına yardımcı olması cihetiyle mûsikîye kıyas kabul etmez elbette.<BR><BR>Eğer nağmelere, güzel seslere ihtiyaç var denirse, Kur'an-ı kerim tilâveti ile bu ihtiyaç daha yüksek bir şekilde karşılanır. Kur’an-ı kerimi güzel sesle okumak emredilmiş, bu müstehab görülmüştür. Fakat tecvit kaidelerini ihlâl ederek veya mûsikî nağmelerine uydurarak Kur'an-ı kerimi teganni ile okumayı dinimiz yasak etmiştir.<BR><BR><B>Mizmar nedir?<BR>Sual:</B> Okuduğum kitaplarda (Mizmar haram) deniyor. Mizmar nedir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ses çıkaran her çeşit çalgı âletine <B>Mizmar</B> denir. <B>(Müncid)<BR></B><BR>Derin âlim, şeyh-ul-islam Ahmed ibni Kemal hazretlerinin <B>Kırk Hadis</B> kitabının tercümesinde, 39. hadis-i şerifde, <B>(Mizmarları kırmak için ve hınzırları öldürmek için gönderildim) </B>buyuruluyor. Mizmar, düdük ve bütün çalgı aletleridir. Bu hadis-i şerifin manâsı, her çeşit çalgıyı ve domuz eti yemeyi yasak etmek için emrolundum demektir. <B>(S. Ebediyye)</B><BR><BR><B>Buhari</B>’deki bir hadis-i şerifte ise, <B>(Meryem’in oğlu İsa inince, haçı kıracak, hınzırı </B>[domuzu]<B> öldürecek)</B> buyuruluyor. Bu hadis-i şerif de, İsa aleyhisselam gelince, domuz etini yasak edeceğini ve Hristiyanlığı kaldıracağını bildirmektedir.<BR><BR>İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki: Hadis-i şeriflerde, <B>(Mizmarları yok etmek için emrolundum) </B>ve<B> (Bir zaman gelir ki, Kur’an-ı kerimi mizmarlardan okurlar. Okuyanlara ve dinleyenlere Allahü teâlâ lanet eder)</B> buyuruldu. (Keffür-rea an muharremat-ila lehvi vessima - S. Ebediyye)<BR><BR>Demek ki, Peygamber efendimiz, âhir zamanda [günümüzde], Kur'an-ı kerimin çalgı aletlerinden okunacağını bildiriyor. Günümüzde çalgı aletlerinin neler olduğunu herkes bilmektedir. Lanete müstahak olmamak için, Kur'an-ı kerimi müzik söyleyen, çalgı çalınan hoparlör gibi aletlerle okumamalı ve böyle okunanı da dinlememelidir.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4032]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 14 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Necis olanlar ve olmayanlar]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual:</B> Kir, necis midir? Necasetli çamaşırları yıkamakta sayı var mıdır? <BR><B>CEVAP <BR></B>Necaset bulaşmamış çamaşırlar, kirden temizlemek için yıkanır. Kir, necis değildir. Bir defa yıkansa da olur veya hiç yıkanmasa da yine necis değildir.<BR><BR>Necasetli çamaşırları yıkamakta belli bir sayı yoktur. Bir defa yıkayınca çıkarsa kâfidir. Necaset giderildikten sonra renk ve koku kalsa da, zararı olmaz. Sıcak su ile veya sabunlu, deterjanlı su ile yıkamak lazım gelmez.<BR><BR><B>Pis olmaz<BR>Sual:</B> Namaz kılmayan bazı kimseler temizliğe riayet etmiyorlar. Tuvaletten çıkınca, ellerini yıkamıyorlar. O ellerini evin çeşitli yerlerine sürüyorlar. Kapının koluna dokunuyorlar. Ellerini sandalyeye, koltuğa sürüyorlar. Onların ellerini sürdükleri yerlere dokununca elimiz pis olur mu? <BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, pis olmaz.<BR><BR><B>Zannetmekle necis olmaz<BR>Sual:</B> Yer necis zannediyoruz. Elimizde iki tane kâğıt mendil var. Bunları yere serip namaz kılabilir miyiz? Serersek nereye sermeliyiz?<BR><B>CEVAP<BR></B>Zannetmekle yer necis olmuş olmaz. Necis olduğu bilinmiyorsa temiz kabul edilir.<BR><BR>Kesin olarak yerin necis olduğu biliniyorsa, başka temiz yer de yoksa, en azından iki ayağın basılan ve secde edilen yerin temiz olması gerekir. Secde edilen mendil küçük olsa bile, başka tarafları pis olsa da, namaz caiz olur. <BR><BR>Ellerin ve dizlerin konduğu yerin temiz olması şart değil diyen âlimler de çoktur. Bu âlimlere göre, ayakla basılan ve secde edilen yer temiz olunca diğer yerler necis de olsa namaz sahih olur. <BR><BR><B>Necaset görünmüyorsa<BR>Sual:</B> Sık sık yurtdışına çıkıyorum. Otellerdeki halıfleksler çok temiz duruyor, böyle üzerinde kaba necaset bulunmayan yerde namaz kılmak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caizdir. Secde yerine mendil gibi bir şey sermek iyi olur. Serilmesi şart değildir.<BR><B><BR>Necis yerde yürümek<BR>Sual:</B> Çocuklar bazen halıların üstüne çiş yapıyorlar. İdrarları kuruyunca, abdest alıp yaş ayağımızla bu halılara bassak ayağımıza necaset bulaşmış olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır necaset bulaşmaz.<BR><BR><B>Yellenince taharetlenmek<BR>Sual: </B>Yellendikten sonra taharetlenmek gerekir mi? Çamaşır yaş ise yıkamak gerekir mi?<B><BR>CEVAP<BR></B>Su ile taharetlendikten sonra oturak yeri henüz yaş iken yellenince yeniden taharetlenmek mendubdur yani iyidir; fakat oturak yeri kuruyken yellenince, yıkamak bid’attir. Yellenmekle, yaş çamaşır necis olmaz, yıkamak gerekmez.<BR><BR><B>Şehidin kanı<BR>Sual:</B> Şehid, kanlı elbisesiyle gömülüyormuş. Kan necis değil midir? Temiz sayılan kan var mıdır?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kendi üzerinde kaldıkça, şehidin kanı temizdir. Yenilen et, karaciğer, yürek ve dalakta bulunup, akmayan kanlar ve balık kanı&nbsp;da temizdir. Bit, pire ve tahtakurusu kanları da necis değildir. Yani, bunların kanı bulaşınca da, namaz kılınabilir. <B>(S. Ebediyye)<BR></B><BR><B>Mezi ve vedi<BR>Sual:</B> Mezi ve vedi, Şafii’de de necis mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet. Şafii’de sadece meni temizdir.<BR><B><BR>Çamur<BR>Sual:</B> Çamur necis midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Çamur necis değildir. Sokaktan sıçrayan çamurlar da namaza mani değildir.<BR><B><BR>Dökülen deri<BR>Sual:</B> Güneş derimi yaktı. Soyulup dökülen deriler necis mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Sinir ve kan olmadığı için necis değildir.<BR><BR><B>Şarapla yıkananlar<BR>Sual: </B>Bazı Amerikan pipo tütünlerinin üzerinde, şarapla yıkanmıştır ifadesi geçiyor. Böyle tütünler necis midir? Bununla namaz kılınır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Şarapla yıkanmıştır ifadesi varsa, pipo tütünleri necis olur. Bu pipo tütünler cepte iken namaz kılınmaz. Böyle bir ifade yoksa, necis sayılmaz.<BR><BR><B>Sarhoş eden otlar<BR>Sual:</B> Afyon ve esrar gibi sarhoş edici zehirli otlar necis midir, bunlar cepte iken namaz kılınabilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Afyonun, esrarın, sarhoş etmek için kullanılması haramsa da, bunlar ot olduğu için necis değildir, cepte iken namaz kılınabilir. <B>(S. Ebediyye)</B><BR><BR><B>Akmayan kanlar<BR>Sual:</B> Ciğer, dalak, yürek ve ette bulunup da akmayan kanlar üstümüze bulaşsa yıkamadan namaz kılınır mı? <BR><B>CEVAP<BR></B>Bu kanlar necis değildir. <B>(Merakıl-felah)<BR><BR>Etlerdeki kanlar<BR>Sual: </B>Kasabın kestiği etlerden üzerine sıçrayanlar necis midir? Etlerin üzerinde kan olduğu halde, kıyma yapmak caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Dalak, ciğer ve etlerin üzerinde bulunup akmayan kanlar temizdir. Kesilmiş bir hayvanın etindeki kanlar temizdir. Etleri keserken üstümüze sıçrayanlar necistir. Sıçramayıp et üzerinde kalanlar temiz olduğu için, böyle etleri kıyma yapmakta mahzur yoktur. <BR><BR><B>Kanlı dalak<BR>Sual:</B> Cebimizdeki kanlı dalakla namaz kılabilir miyiz? Dalaktaki kan necis mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>Ciğer, dalak, yürek ve ette bulunup da akmayan kanlar necis değildir. Dalakla namaz kılınabildiği gibi, bu kanlar elbisemize de bulaşsa, elbiseyi necis etmez. <B>(Merakıl-felah)</B> <BR><BR><B>Abdestte sıçrayan su<BR>Sual:</B> Abdestten yere düşen suyun üzerine basınca ıslanan çorap necis olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Necis olmaz.<BR><BR><B>Köpek, necaset ve abdest<BR>Sual:</B> Hanefi ve Şafii’de köpeğe dokunmak abdesti bozar mı? Salyası ve kılları necis midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hanefi mezhebinde, köpeğe dokunmak abdesti bozmaz. Köpeğin salyası necis, kılları temizdir. Suya girerek veya yağmurdan ıslanan köpek silkinince, üstümüze sıçrayan sular, necis olmaz.<BR><BR>Şafii mezhebinde de, köpeğe dokunmak abdesti bozmaz. Köpeğin üstü ve kılları yaşken dokunursa veya köpeğin salyası üstümüze bulaşırsa, o yeri, biri çamurlu su olmak üzere, yedi kere temiz suyla yıkamak gerekir.<BR><BR><B>Taharette kurulanmak<BR>Sual: </B>Taharetlendikten sonra kurulanmadan kalksak, yaşlık çamaşırımıza bulaşsa necis mi olur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, necis olmaz. Bezle veya tuvalet kâğıdıyla kurulanmak müstehabdır, iyidir. Kurulanmasa da mahzuru olmaz. Bez yoksa, sadece elle de olsa, kurulamalı.<BR><BR><B>Kedinin gezdiği yerde <BR>Sual:</B> Kedinin gezdiği yerde namaz kılınır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kedi temizdir. Gezdiği yerde namaz kılınır.<BR><BR><B>Yılan ve domuz derisi <BR>Sual:</B>Yılan ve domuz derisi tabaklanmakla temiz olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Domuz ve yılan derisi, tabaklansa da temiz olmaz. Bu derilerden yapılmış cüzdan, kemer, çanta, elbiseyle namaz kılınmaz. <B>(Halebî, Hidaye, Hindiyye, Mizan-ül-kübra, Mezahib-il Erbea, S. Ebediyye)</B><BR><BR>Domuz, yılan, fare ve insan derisi tabaklanmakla temiz olmaz. <B>(Redd-ül-muhtar)</B><BR><BR>Domuzun derisi tabaklanmakla temiz olmaz. <B>(Nisab-ül fıkh, Tergib-üs salât, Nimet-i İslam, Büyük İslam İlmihali)</B><BR><BR>Şafii’de, domuzdan başka köpek derisi de tabaklanmakla temiz olmaz. <B>(Misbah-un-necat)</B><BR><BR>Bir hükme âlimin birisi sünnet, bir diğeri de mekruh dese, mekruh kavli esas alınır. Yılan ve domuz derisine temiz diyen âlimler olsa bile, necis diyenlerinki esas alınır.<BR><BR><B>Gaz yağı necis değildir<BR>Sual:</B> Yıkadığımız gaz bidonuna su koyduk. Suyun kokusu ve tadı değişti. Bu suyla abdest alınabilir mi?<BR><B>CEVAP </B><BR>Gaz yağı necis değildir, abdest alınır.<BR><BR><B>Yılan derisi<BR>Sual:</B> Ayakkabıcıyım, gayrimüslimlere yılan derisinden ayakkabı yapmam caiz midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Caizdir. Namaz kılan Müslümanlara yapmamalı; çünkü yılan derisi necistir.<BR><BR><B>Köpeğin bastığı yer<BR>Sual: </B>Köpeğin dolaşıp gezdiği yerlerde namaz kılınır mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Köpeğin bastığı yerler necis olmaz. Hatta çamura bassa, yine necis [pis] olmaz.<BR><BR><B>Süt emen çocuk<BR>Sual:</B> Süt emen çocuğun kusmuğu necis olur mu?<BR><B>CEVAP<BR></B>Evet, kaba necasettir. <B>(S. Ebediyye)</B><BR><BR><B>Meni pis değil mi?<BR>Sual:</B> Oral seks konusunda, meninin pis olduğu ve meniyi yutmanın günah olduğu söyleniyor. Bu çok yanlıştır. Kadınların göğsünden çıkan temiz süt, ağzımızdaki tükürük, vücuttan çıkan ter, yiyip içtiğimiz bal, baklava gibi gıdalardan hâsıl olduğu gibi, meni de, aynı temiz gıdalardan hâsıl oluyor. İşte bu temiz meniden çocuk da oluyor. Meniye nasıl pis denebilir ki?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bu, çok acayip ve çok yanlış bir kıyastır. İdrar yolundan çıkan meni, temiz gıdalardan hâsıl olduğu gibi, insanın idrarı da, pisliği de bu temiz gıdalardan meydana gelmektedir. Bunlar da yenip içilir mi?<BR><BR>Çocuk meniden olduğu için meniye temiz demek, Hurufî inancına benziyor. Onlar diyor ki:<BR><EM>(Karım bana helâl olduğu hâlde, kızım niye haram olsun? O da bana helâl olan karımdan çıkmıştır. Hanım helâl olunca, ondan çıkan da helâl olur.)<BR></EM><BR>Dinde, ne sizin, ne de bizim kıyasımız senettir. Senet ancak, muteber din kitaplarımızın bildirdikleridir. Kitaplar, (Meni yenmez, içilmez) diyor. <B>(Redd-ül muhtar)<BR></B><BR>Elbiseye bulaşan meni, Şâfiî'de namaza mani değildir, ama meniyi yalayıp yutmak, Şâfiî mezhebinde de haramdır. Kezzabı veya başka zehri cebe koyarak namaz kılınabilir, çünkü necis değildir. Ama içmek haram olur. Bir şeyin necis olmaması, onun yenilip içilmesinin haram olmadığı anlamına gelmez.<BR><BR><B>Kokmuş et necis mi?</B><BR><B>Sual:</B> Ağrı için belime sarılan et, çok durduğu için, kokup kurtlanmış. Böyle kokmuş et, sarılı iken, namaz kılmak caiz midir?<BR><B>CEVAP</B><BR>Et, kokup kurtlanmakla necis olmaz, namaza mani değildir. <B>(İslam Ahlakı)</B><BR><BR><B>Saç necis değildir<BR>Sual: </B>Erkek veya kadın saçı cebimizde iken namaz kılabilir miyiz? İnsan ölünce saçı, hayvan ölünce kılı necis olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>İnsan ölünce, Hanefi’de necis olur, diğer üç mezhebe göre necs olmaz. Hanefi’de ölünün kılı, kemiği, siniri ve dişi temizdir.<BR><BR>Domuzdan başka murdar ölmüş hayvanın, siniri, kemiği, boynuzu, yelesi, kılı, tırnağı temizdir. Cebinde bir tutam insan saçı varken kılınan namaz sahih olur. Çünkü insanın saçı temizdir. <B>(Halebi)</B><BR><BR>Cepte bulunan insan dişleriyle namaz kılmak caizdir. Çünkü diş temizdir. Ölmüş hayvanın kılı ve kemiği de temizdir.<B> (Hindiyye)</B><BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4096]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 14 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Namaz kılarken güneş doğsa]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>İslam Ahlakı kitabında, <B>(Sabah namazı kılarken, güneş doğmaya başlarsa, bu namaz sahih olmaz. İkindiyi kılarken güneş batarsa, bu namaz sahih olur)</B> ve S. Ebediyye’de de, <B>(Sabah namazı hariç, diğer vakitlerde, vakit çıkmadan, Hanefî’de iftitah tekbiri alan, Malikî’de ve Şafiî’de ise, bir rekât kılan, namazı vaktinde kılmış olur)</B> deniyor. Niye sabah namazı hariç tutuluyor? Akşam güneş batınca, ikindinin vakti çıkmış olduğu hâlde bu namaz sahih oluyor da, sabah güneş doğunca, sabahın vakti de çıkmış olduğuna göre, niye sabah namazı sahih olmuyor?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bu konu kitaplarda şöyle bildiriliyor:<BR>Kendi arzusuyla namazdan çıkmak, İmam-ı a’zama göre farzdır. İmameyn’e göre, farz değil vacibdir. Bir kimse namazın sonunda teşehhüd miktarı oturduktan sonra kasten namaza aykırı bir iş yapsa, mesela gülse, konuşsa, yiyip içse namazı sahih olur, fakat elinde olmadan abdesti bozulsa, bu durumda İmam-ı a’zama göre, hemen abdest alarak, gelip selam verip, kendi isteğiyle namazdan çıkması gerekir. <B>(Halebî)<BR></B><BR>Abdesti bozacak bir şey, selam vermeden önce hâsıl olursa, üç mezhepte namaz bozulur. Son teşehhüdü okumayı bitirmeden önce olursa, Hanefi’de de bozulur.<B> (İ. Ahlakı)</B><BR><BR>Sabah namazına gün doğmadan önce başlanır da, namaz tamamlanmadan güneş doğarsa, namaz bâtıl olur. Ancak teşehhüd miktarı oturmuş olan kişinin namazının bu durumda batıl olup olmayacağı hususunda ihtilâf vardır. <B>(Mezahib-i erbaa)</B><BR><B><BR></B>Tertip sahibi, namaz esnasında kılmadığı bir namazı hatırlarsa veya İmam-ı azama göre, sabah namazını kılarken güneş doğarsa yahut Cumayı kılarken ikindi vakti girerse; bunlar teşehhüd miktarı oturduktan sonra veya sehv secdesi yaparken bile meydana gelse, o kimsenin namazı bâtıl olur. Eğer bu imam ise, arkasındaki cemaatin namazları da bâtıl olur. <B>(Fetava-i Hindiyye)</B> İmameyne göre, teşehhüd miktarı oturduktan sonra, salli barikleri okurken güneş doğsa o namaz sahih olur.<BR><BR>Abdest alırken veya namaz kılarken, özrü kesilip, sonraki ikinci vaktin sonuna kadar hiç gelmezse, özürlüyken aldığı abdesti ve namazı iade eder. Namaz bittikten veya teşehhüd miktarı oturduktan sonra kesilirse, namazını iade etmez. <B>(S. Ebediyye)</B><BR><BR>Teşehhüd miktarı oturduktan sonra abdestini bozarsa, namazı tamam olur. Teşehhüd miktarı oturduktan sonra abdesti kendiliğinden bozulursa, hemen abdest alıp vacib olan selamı verirse yahut abdest almayıp, namazı bozan bir şey yaparsa, mesela selam verirse, namazı tamam olur.<B> (S. Ebediyye)</B><BR><BR>Namazın rükünlerini tamamladıktan sonra [Ettehıyyatüyü okuduktan sonra], ayağa kalkmak gibi kendi arzusuyla namazdan çıkaran bir şey yapanın namazı sahihtir. <B>(Redd-ül muhtar)</B><BR><B><BR></B>Bir kimse teşehhüd miktarı oturduktan sonra, kasten namaza aykırı bir şey yaparsa -isterse abdesti bozulduktan sonra olsun- namaz tamam olur; çünkü farzları tamamdır. Evet, selam vermek vacib olduğu için namaz tekrarlanır. Namaza aykırı hareketi kendi fiiliyle olmayarak oturmadan önce olursa, namaz ittifakla bozulur. Oturduktan sonra olursa İmam- a’zama göre bozulur. İmameyne göre sahihtir. <B>(Dürr-ül muhtar)</B><BR><B><BR></B>Sabah namazında güneşin doğmasıyla, Cuma namazında ikindi vaktinin girmesiyle, namaz içinde özürlünün özrünün yok olmasıyla, yaranın iyileşip sargısı düşmesiyle, necasetle namaz kılanın necaseti gideren şeyi teşehhüd miktarı oturduktan sonra bulmasıyla, kaza kılan kimsenin üzerine mekruh vaktin girmesiyle meydana gelen durumlar İmam-ı a’zama göre, namazı bozar. İmameyne göre bozmaz. <B>(Dürer ve gurer)</B><BR><B><BR></B>Namazın sonunda teşehhüd miktarı oturup, sonra kendi iradesiyle namazdan çıkanın namazı sahihtir. <B>(Dürer ve gurer)</B><BR><BR>Teşehhüd miktarı oturduktan sonra kasten kahkahayla gülerse namazı tamamdır. <B>(Redd-ül muhtar)</B><BR><B><BR></B>Bir kısım insanlar gemide cemaatle namaz kılsalar, bir kısmı da geminin dışında bu cemaate uysalar, teşehhüdden sonra selâm vermeden gemi hareket ederse, gemi dışında imama uyanların namazı İmam-ı a’zama göre bozulur, İmameyne göre bozulmaz. Sabah namazının farzını kılarken Ettehıyyatü’yü okuyup selâm vermeden güneş doğarsa, yine İmam-ı a’zama göre namaz bozulur, İmameyne göre bozulmaz. <B>(Tergib-üs-salât)</B><BR><BR>Mesbukun imamı teşehhüd miktarı oturduktan sonra kahkahayla gülerse, imamın ve mesbuk olmayanların namazları tamamdır. Mesbukun namazı bozulur; çünkü namazın rükünleri tamam olmadan, bozan bir şey olmuştur. <B>(Redd-ül muhtar)</B><BR><B><BR></B>Tertip sahibi bir kimse namazdayken kaza namazı olduğunu hatırlarsa; teşehhüd miktarı oturmadan hatırladığı takdirde, namazı ittifakla bozulur. Teşehhüd miktarı oturup selam vermeden önce hatırlarsa İmam-ı a’zama göre bozulur; İmameyne göre bozulmaz.<B> (Redd-ül muhtar)</B><BR><BR><B>Netice: </B>Hanefi mezhebindeki üç imama da uyabilmek için, namazın rükünlerini tamamladıktan sonra, kendi irademizle namazdan çıkmalıyız. Kendi irademiz olmadan namazdan çıkılmışsa, İmameyn’in kavline göre namaz yine sahihtir. Maliki’yi taklit edenlerin, kendi iradeleriyle namazdan çıkmaları farz olduğu için, İmam-ı a’zamın kavline uymaları gerekir.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4960]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 13 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hiç aksatma namazı]]></title>
<description><![CDATA[Dense de sana deli,<BR>Aksatma kıl namazı!<BR>Eğer değilsen ölü,<BR>Aksatma kıl namazı!<BR><BR>Yap dinin gereğini!<BR>Temizle yüreğini!<BR>Dik dinin direğini!<BR>Aksatma kıl namazı!<BR><BR>Önemli değil yaşın,<BR>Secdeye varsın başın,<BR>Ne yazın, ne de kışın,<BR>Aksatma kıl namazı!<BR><BR>Rabbimizi zikreyle!<BR>Her hâline şükreyle!<BR>Ölümünü fikreyle!<BR>Aksatma kıl namazı!<BR><BR>Gönlün namazda olsun!<BR>Mahşerde yüzün gülsün!<BR>Kabrinde ışık olsun!<BR>Aksatma kıl namazı!<BR><BR>Amel et hak fermanla!<BR>Alışırsın zamanla,<BR>Can verirsin imanla,<BR>Aksatma kıl namazı!<BR><BR>Bir gün çıka can dahi,<BR>Yalnız kala ten dahi,<BR>Derviş <B>Yunus</B> sen dahi,<BR>Aksatma kıl namazı!<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3452]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 13 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[454. Sayfa]]></title>
<description><![CDATA[<DIV style="WIDTH: 100%">
<DIV style="BORDER-BOTTOM: #473e65 1px dashed; BORDER-LEFT: #473e65 1px dashed; BACKGROUND-COLOR: #ffffff; MARGIN: auto; WIDTH: 320px; BORDER-TOP: #473e65 1px dashed; BORDER-RIGHT: #473e65 1px dashed"><EMBED height=70 type=application/x-shockwave-flash width=320 src=http://www.dinimizislam.com/JWPlayer/mediaplayer/player.swf wmode="transparent" flashvars="file=http://www.dinimizislam.com/SesliYayinlar/Kuranikerim/454.mp3&amp;backcolor=990000&amp;frontcolor=FFFFFF&amp;screencolor=333333" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" bgcolor="#ffffff"></DIV>
<DIV style="BORDER-BOTTOM: #473e65 1px dashed; BORDER-LEFT: #473e65 1px dashed; BACKGROUND-COLOR: #ffffff; MARGIN: auto; WIDTH: 320px; BORDER-RIGHT: #473e65 1px dashed">
<DIV style="PADDING-BOTTOM: 7px; PADDING-LEFT: 7px; PADDING-RIGHT: 7px; PADDING-TOP: 7px">
<DIV align=center><A style="FONT-FAMILY: Arial; COLOR: #990000; FONT-SIZE: 13px" href="http://www.dinimizislam.com/SesliYayinlar/Kuranikerim/454.mp3"><STRONG>454. sayfa ses dosyasını indirmek için tıklayın...</STRONG></A></DIV></DIV></DIV>
<P align=left>
<TABLE style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none; mso-yfti-tbllook: 1184; mso-padding-alt: 0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-border-insideh: none; mso-border-insidev: none" class=MsoTableGrid border=0 cellSpacing=0 cellPadding=0>
<TBODY>
<TR style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-firstrow: yes; mso-yfti-lastrow: yes">
<TD style="BORDER-BOTTOM: #ece9d8; BORDER-LEFT: #ece9d8; PADDING-BOTTOM: 0cm; BACKGROUND-COLOR: transparent; PADDING-LEFT: 5.4pt; WIDTH: 230.3pt; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: #ece9d8; BORDER-RIGHT: #ece9d8; PADDING-TOP: 0cm" vAlign=top width=307>
<P style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class=MsoNormal><SPAN style="FONT-FAMILY: 'Arial','sans-serif'; COLOR: windowtext; FONT-SIZE: 11pt"><STRONG><A href="http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6988">Önceki sayfa<?xml:namespace prefix = o /><o:p></o:p></A></STRONG></SPAN></P></TD>
<TD style="BORDER-BOTTOM: #ece9d8; BORDER-LEFT: #ece9d8; PADDING-BOTTOM: 0cm; BACKGROUND-COLOR: transparent; PADDING-LEFT: 5.4pt; WIDTH: 230.3pt; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: #ece9d8; BORDER-RIGHT: #ece9d8; PADDING-TOP: 0cm" vAlign=top width=307>
<P style="TEXT-ALIGN: right; LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class=MsoNormal align=right><SPAN style="FONT-FAMILY: 'Arial','sans-serif'; COLOR: windowtext; FONT-SIZE: 11pt"><STRONG><A href="http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6990">Sonraki sayfa<o:p></o:p></A></STRONG></SPAN></P></TD></TR></TBODY></TABLE></P></DIV>
<P align=center><IMG src="http://www.dinimizislam.com/sesliyayinlar/Kuranikerim/454.jpg"></P>
<P align=left>
<TABLE style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none; mso-yfti-tbllook: 1184; mso-padding-alt: 0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-border-insideh: none; mso-border-insidev: none" class=MsoTableGrid border=0 cellSpacing=0 cellPadding=0>
<TBODY>
<TR style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-firstrow: yes; mso-yfti-lastrow: yes">
<TD style="BORDER-BOTTOM: #ece9d8; BORDER-LEFT: #ece9d8; PADDING-BOTTOM: 0cm; BACKGROUND-COLOR: transparent; PADDING-LEFT: 5.4pt; WIDTH: 230.3pt; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: #ece9d8; BORDER-RIGHT: #ece9d8; PADDING-TOP: 0cm" vAlign=top width=307>
<P style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class=MsoNormal align=left><SPAN style="FONT-FAMILY: 'Arial','sans-serif'; COLOR: windowtext; FONT-SIZE: 11pt"><STRONG><A href="http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6988">Önceki sayfa<o:p></o:p></A></STRONG></SPAN></P></TD>
<TD style="BORDER-BOTTOM: #ece9d8; BORDER-LEFT: #ece9d8; PADDING-BOTTOM: 0cm; BACKGROUND-COLOR: transparent; PADDING-LEFT: 5.4pt; WIDTH: 230.3pt; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: #ece9d8; BORDER-RIGHT: #ece9d8; PADDING-TOP: 0cm" vAlign=top width=307>
<P style="TEXT-ALIGN: right; LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class=MsoNormal align=left><SPAN style="FONT-FAMILY: 'Arial','sans-serif'; COLOR: windowtext; FONT-SIZE: 11pt"><STRONG><A href="http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6990">Sonraki sayfa<o:p></o:p></A></STRONG></SPAN></P></TD></TR></TBODY></TABLE></P>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6989]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 13 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Sıkıntılar nimettir]]></title>
<description><![CDATA[<B>Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:</B><BR>Bu dünya diken tarlasıdır. İnsanların arayıp da bulamadıkları iki şey, neşe ve rahatlıktır. İkisi de Cennette olur. Bu dünyadakiler geçici ve aldatıcıdır.<BR><BR>Dert ve bela en çok peygamberlere, sonra onlara benzeyen büyük zatlara gelir. Allahü teâlâ, en çok belayı, İslamiyet'e en çok uyanlara verir. Hazret-i Ali, <B>(Mümin beladan kurtulamaz) </B>buyuruyor. Bunun çok hikmetleri vardır. Âhirette makamı yüksek olsun ve hataları, günahları yüzünden âhirette sıkıntı çekmesin diye, Müslümanlara çok bela gelir.<BR><BR>Müminin neşesi yüzündedir, alâmeti güler yüzdür. Münafığın alâmeti çatık kaştır.<BR><BR>Fakirlere verilen sadaka, namazdaki kusurları giderir. Allahü teâlâ fakirlere ne kadar kıymet veriyor ki, onlara verilen sadaka bizim namazlarımızdaki kusurlarımızı örtüyor. O hâlde insanların değil, Allah'ın değer verdiğine kıymet vermelidir.<BR><BR>Bu dünyada bir garip, bir yolcu gibi olmalı ve kendini ölmüş kabul etmeli. Ne yapsak, ne kadar çok yaşasak bir gün mutlaka öleceğiz. Öldükten sonra pişmanlık fayda vermez. Şimdiden ona hazırlanmamız gerekir.<BR><BR>Genelde yaşlandıkça, insanların dünyaya meyli artar. Eskiler buna <B>hırs-ı pîrî</B> diyorlar. Bu çok kötüdür, tersi olacağına, dünyadan soğuyacağına, ne hikmetse, dünyaya daha çok sarılıyor. Ölümün yaklaştığını düşünerek dünyalık işi azaltmak gerekirken, aksini yapmak akıl işi değildir. Ama yaş ilerledikçe dinimize yani Ehl-i sünnete hizmeti arttırmalı. Müslümanın dünyada istirahati olmaz, onun istirahati musalla taşına konunca başlar.<BR><BR><B>Kalbi kırık olanın duası</B><BR>Bir talebesi, Süfyan-ı Sevrî hazretlerine der ki:<BR>- Efendim, bizim aile çok kalabalık, gelirimiz de azdır, sıkıntılı bir hayat yaşıyoruz. Bazen evden un istiyorlar, yağ istiyorlar, bende de hiç para olmuyor, çok üzülüyorum. Dua buyurun da, Rabbimiz bize biraz daha fazlasını versin.<BR><BR>Süfyan-ı Sevri hazretleri ona şu cevabı verir:<BR>- Bu gıda maddeleri istendiğinde, sende para yoksa, kalbin kırılır. Allahü teâlâ hadis-i kudside, <B>(Ben kalbi kırık olanların yanındayım) </B>buyuruyor. Yani, (Hastaların, dertlilerin, sıkıntılı olanların, borçluların yanındayım. Onların duasını kabul ederim) buyuruyor. Bu durumda senin duan, bizim duamızdan daha kıymetlidir, öyle hâllerde sen, hem kendine, hem de bize dua et!<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13671]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 13 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Sakın kızma!]]></title>
<description><![CDATA[<B>Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:</B><BR>Küfürden sonra en kötü ahlak, en büyük günah, kibirli olmaktır. Aile içinde, cemiyet içinde, çektiğimiz her sıkıntı, kibirdendir. Peygamber efendimiz, <B>(Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete giremez)</B> buyuruyor. Güzel ahlak, kalb kırmamaktır. Kibirli olan, tez öfkelenir. Öfkeli olan da, kalb kırar. Mümin hep güler yüzlü, tatlı sözlü olur, kimseyi incitmez, kalb kırmaz. Peygamber efendimiz, Müslümanı, <B>(Elinden ve dilinden emin olunan kimse) </B>diye tarif ediyor.<BR><BR>Kavgaların, gürültülerin baş sebebi, haddini bilmemektir, sınır tecavüzüdür, hakkına razı olmamak ve kendini haklı sanmaktır.<BR><BR>Başımıza gelen bir şey karşısında, nefsimizin arzusuna göre değil, dinimize uygun hareket etmeliyiz.<BR><BR>Emirle ve izinle yapılan işlerde, kazanan da, kaybeden de kârdadır. Çünkü o işi dine uygun yapmıştır. Kendi istek, düşünce ve iradesiyle yapılan işlerde, kazanan da, kaybeden de zarardadır. Çünkü o işe dine uygun başlamamıştır.<BR><BR>Savaşı başlatmak kolay, ama bitirmek zordur. Nerede, nasıl biteceği belli olmaz. Bir gün bir kabile reisi, Peygamber efendimizi ziyaret edip ayrılırken, (Yâ Resulallah, bana bir nasihat verin!) der. Kabile reisine sadece, <B>(Sakın kızma!)</B> buyurur. O da, (Peki) der, ama bu kısa nasihate şaşırır. Köyünün yolunu tutar. Köye gelince ne görsün! Herkes silahlanmış. (Hayrola ne oldu?) diye sorar. (Şu köydeki kabilenin hayvanlarına, bizim gençler zarar vermişler. Onlar silahlanıp buraya gelecekler, biz de kendimizi savunmak için silahlanıyoruz) derler. (Demek bize hücuma karar vermişler) diye düşünüp kabile reisi de derhal silahlanır.<BR><BR>Tam o anda hatırına, Resulullah’ın <B>(Sakın kızma!)</B> nasihati gelir. Hemen tevbe edip, silahı pusatı çıkarıp atar, (Ben karşı köye gidip onlarla görüşeceğim) der. Engel olmak isteseler de, gitmekten vazgeçmez. Karşı köye yaklaşınca, oradakiler dikkatle bakarlar, silahı olmadığını görünce, dokunmadan reislerinin yanına getirirler. İki reis aralarında konuşur. Giden kabile reisi, (Bizim gençler, sizin hayvanlara zarar vermiş. Elbette bizimkiler haksız. Kabul ederseniz, bütün zararı kendi şahsi malımdan tazmin edeceğim) der. Diğer reis, bu âlicenaplık karşısında, o kadar memnun olur ki, (O zaman ben de, bütün zararı bağışladım) der. Kan akmadan barış olur.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13672]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 12 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kadere iman]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Kadere iman ne demektir? Kader inkâr edilebilir mi?<BR><B>CEVAP<BR></B>İmanın altıncı şartı,<B> kadere, hayır ve şerrin Allahü teâlâdan olduğuna imandır. </B>Amentü’deki, <B>(Ve bil kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ) </B>ifadesi, kaderin, hayır ve şerlerin hepsinin Allahü teâlâdan olduğuna iman etmeyi bildirmektedir.<BR><BR>İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zarar, kazanç ve ziyanların hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir. <B>Kader</B>,<B> </B>lügatte, bir çokluğu ölçmek, hüküm ve emir demektir. Çokluk ve büyüklük manasına da gelir. Allahü teâlânın, bir şeyin varlığını ezelde dilemesine kader denilmiştir. Kaderin, yani varlığı dilenilen şeyin var olmasına <B>Kaza</B> denir. Kaza ve kader kelimeleri, birbirinin yerine de kullanılır. Buna göre kaza demek, ezelden ebede kadar yaratılacak şeyleri, Allahü teâlânın ezelde dilemesidir. Bütün bu eşyanın, kazaya uygun olarak, daha az ve daha çok olmayarak yaratılmasına kader denir. Allahü teâlâ, olacak her şeyi ezelde, sonsuz öncelerde, biliyordu. İşte bu bilgisine <B>kaza ve kader</B> denir. <BR><BR>Bütün hayvanların, nebatların, cansız varlıkların [katıların, sıvıların, gazların, yıldızların, moleküllerin, atomların, elektronların, elektro-magnetik dalgaların, kısaca her varlığın hareketi, fizik olayları, kimya tepkimeleri, çekirdek reaksiyonları, enerji alışverişleri, canlılardaki fizyolojik faaliyetler], her şeyin olup olmaması, kulların iyi ve kötü işleri, dünyada ve ahirette, bunların cezasını görmeleri ve her şey, ezelde, Allahü teâlânın ilminde var idi. Bunların hepsini ezelde biliyordu. Ezelden ebede kadar olacak, eşyayı, özellikleri, hareketleri, olayları, ezelde bildiğine uygun olarak yaratmaktadır. İnsanların iyi ve kötü bütün işlerini, Müslüman olmalarını, küfürlerini, istekli ve isteksiz bütün işlerini, Allahü teâlâ yaratmaktadır. Yaratan, yapan yalnız Odur. Sebeplerin meydana getirdiği her şeyi yaratan Odur. Her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır.<BR><BR>Mesela, ateş yakıcıdır. Hâlbuki yakan Allahü teâlâdır. Ateşin, yakmakta hiçbir ilgisi yoktur. Fakat, âdeti şöyledir ki, bir şeye ateş dokunmadıkça, yakmayı yaratmaz. [Ateş, tutuşma sıcaklığına kadar ısıtmaktan başka bir şey yapmaz. Organik cisimlerin yapısında bulunan karbona, hidrojene, oksijenle birleşmek ilgisi veren, elektron alış-verişlerini sağlayan, ateş değildir. Doğruyu göremeyenler, bunları ateş yapıyor sanır. Yakan, yanma tepkisini yapan, ateş değildir. Oksijen de değildir. Isı da değildir. Elektron alış-verişi de değildir. Yakan, yalnız Allahü teâlâdır. Bunların hepsini, yanmak için sebep olarak yaratmıştır. Bilgisi olmayan kimse, ateş yakıyor sanır. İlkokulu bitiren bir kimse, (ateş yakıyor) sözünü beğenmez. Hava yakıyor der. Ortaokulu bitiren de, bunu kabul etmez. Havadaki oksijen yakıyor der. Liseyi bitiren, yakıcılık oksijene mahsus değildir. Her elektron çeken element yakıcıdır der. Üniversiteli ise, madde ile birlikte enerjiyi de hesaba katar. Görülüyor ki, ilim ilerledikçe, işin içyüzüne yaklaşılmakta, sebep sanılan şeylerin arkasında, daha nice sebeplerin bulunduğu anlaşılmaktadır. <BR><BR>İlmin, fennin en yüksek derecesinde bulunan, hakikatleri tam gören Peygamberler ve O büyüklerin izinde giderek, ilim deryalarından damlalara kavuşan İslam âlimleri, bugün yakıcı, yapıcı sanılan şeylerin, aciz, zavallı birer vasıta ve mahlûk olduklarını, hakiki yapıcının, yaratıcının sebepler değil, Allahü teâlâ olduğunu bildiriyor.] Yakıcı, Allahü teâlâdır. Ateşsiz de yakar. Fakat, ateş ile yakmak âdetidir. Yakmak istemezse, ateş içinde yakmaz. İbrahim aleyhisselamı ateşte yakmadı. Onu çok sevdiği için, âdetini bozdu. [Nitekim ateşin yakmasını önleyen maddeler de yaratmıştır. Bu maddeleri, kimyagerler bulmaktadır.]<BR><BR>Allahü teâlâ dileseydi, her şeyi sebepsiz yaratırdı. Ateşsiz yakardı. Yemeden doyururdu. Tayyaresiz uçururdu. Radyosuz, uzaktan duyururdu. Fakat lütuf ederek, kullarına iyilik ederek, her şeyi yaratmasını bir sebebe bağladı. Belirli şeyleri, belli sebeplerle yaratmayı diledi. İşlerini, sebeplerin altına gizledi. Kudretini sebepler altında sakladı. Onun bir şeyi yaratmasını isteyen, o şeyin sebebine yapışır, o şeye kavuşur. [Lambayı yakmak isteyen, kibrit kullanır. Zeytinyağı çıkarmak isteyen, baskı aleti kullanır. Başı ağrıyan, aspirin kullanır. Cennete gidip, sonsuz nimetlere kavuşmak isteyen, İslamiyet'e uyar. Kendini tabanca ile vuran ölür. Zehir içen ölür. Terli iken su içen, hasta olur. Günah işleyen, imanını gideren de, Cehenneme gider. Herkes, hangi sebebe başvurursa, o sebebin vasıta kılındığı şeye kavuşur. Müslüman kitaplarını okuyan, Müslümanlığı öğrenir, sever, Müslüman olur. Dinsizlerin arasında yaşayan, onların sözlerini dinleyen, din cahili olur. Din cahillerinin çoğu kâfir olur. İnsan hangi yerin vasıtasına binerse, oraya gider.]<BR><BR>Kadere iman farzdır. Bu husus Kur'an-ı kerim ve hadis-i şerifler ile bildirilmiştir. Allahü teâlâ, ezeli ilmiyle, insanların ve diğer mahlûkatın, ne zaman doğacağını, ne zaman öleceğini ve ne yapacaklarını bilir. İlahın her şeyi bilmesi, her şeye gücü yetmesi gerekir. Bilmeyen, gücü yetmeyen, muhtaç olan, ölebilen ilah olamaz. Allahü teâlâ, herkesin ne yapacağını bilir. Kur'an-ı kerimde mealen, <B>(Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir)</B> buyuruluyor. (Bekara 255) <BR><BR>İnsanların başına gelecek olaylar, doğacakları, ölecekleri ve ne iş yapacakları gibi bütün bilgiler, levh-i mahfuz denilen bir kitaptadır. Bu kitaptaki bilgilere kader deniyor. Kader hakkında birçok âyet-i kerime vardır. Birkaçının meali şöyledir: <BR><B>(Yeryüzünde vuku bulan ve başınıza gelen bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta</B> [levh-i mahfuzda yazılmış] <B>olmasın. Elbette bu, Allah’a kolaydır.)</B> [Hadid 22]<BR><B><BR>(Yaptıkları küçük büyük her şey, satır satır kitaplarda yazılmıştır.)</B> [Kamer 52, 53] <BR><B><BR>(Her ümmetin bir eceli vardır, gelince ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri gider.) </B>[Araf 34] <BR><B><BR>(Biz, her şeyi kader ile</B> [bir ölçüye göre] <B>yarattık.)</B> [Kamer 49]<BR><B><BR>(Allah her canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. Hepsi açık bir kitapta </B>[levh-i mahfuzda]<B> dır.) </B>[Hud 6]<B> <BR><BR>(Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey, Ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de, apaçık kitaptadır.) </B>[Sebe 3] <BR><B><BR>(Bir canlıya verilen ömür ve ömrünün azaltılması da mutlaka bir kitaptadır.)</B> [Fatır 11] <BR><BR>Peygamber efendimiz, bu âyet-i kerimeleri açıklamıştır. Kadere inanmak, imanın altı şartından biridir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<BR><B>(Kadere inanmak, iman esaslarındandır.) </B>[Ebu Davud, Tirmizi]<B> <BR><BR>(Kadere inanmayan imanın gerçeğine erişmez.)</B> [Nesai]<BR><BR><B>(Kaderi inkâr edenin İslam’dan nasibi yoktur.) </B>[Buhari]<B><BR><BR>(Kadere iman etmek, tevhidin nizamıdır.) </B>[Deylemi]<B> <BR><BR>(Ahir zamanda şerli kimseler kader hakkında konuşur.) </B>[Hâkim] <BR><BR><B>(Ahir zamanda kaderi inkâr edenler çıkacaktır) </B>[Tirmizi]<BR><BR><B>(Ahir zamanda, şu üç şeyden korkuyorum: Müneccimlere </B>[falcılara]<B> inanmak, kaderi inkâr ve idarecilerin zulmü.) </B>[Taberani, İbni Asakir, Hatib, İbni Ebi Âsım] <BR><BR><B>(Kaderi inkâr etmeyin. Hıristiyanlar kaderi inkâr eder.) </B>[Cami-us-sagir]<BR><BR><B>(Ümmetim kaderi inkâr etmedikçe, dinde sabittir. Kaderi yalanlayınca helak olurlar.) </B>[Taberani]<B><BR></B><BR><B>(Ahirette kaderi tekzib edene rahmet nazarı ile bakılmaz.) </B>[İ. Adiy]<BR><B><BR>(Şu üç şeyden korkuyorum: <BR>1- Âlimin sürçmesi, <BR>2- Münafıkların </B>(Kur'an böyle diyor) <B>diyerek tartışmaya girişmesi, <BR>3- Kaderin inkâr edilmesi.) </B>[Taberani]<BR><BR><B>(Kaderden bahsedilince dilinizi tutunuz!) </B>[Taberani] <BR><BR><B>(Kaderi inkâr edene, bütün peygamberler lanet eder.)</B> [Taberani]<BR><B><BR>(Kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna&nbsp;iman etmedikçe, başa gelenin asla şaşmayacağına, başa gelmemesi mukadder olanın da asla gelmeyeceğine inanmadıkça, hiç kimse iman etmiş sayılmaz.) </B>[Tirmizi] <BR><BR><B>(Bütün Peygamberler şunlara lanet etmiştir: <BR>1) Allah’ın kitabında olmayan şeyi ona ekleyen </B>[Kur’anda böyle yazıyor diye yalan söyleyen, Kur’anı kendi görüşüne göre tevil eden]<B>, <BR>2) Allah’ın kaderini inkâr eden, <BR>3) Allah’ın zelil ettiğini aziz, aziz ettiğini de zelil eden zalim idareci.) </B>[Taberani] (Mesela fâsık bir kimseye değer vermek, onu itibarlı bir yere getirmek, salih bir kimseye değer vermemek, onu itibarsız, aşağı bir yere getirmek.)<BR><BR>Kaderi yaratan Allahü teâlâdır. Her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Allahü teâlâ buyurur: “Ben âlemlerin rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim. Hakkında şer yazdığıma yazıklar olsun, hakkında hayır yazdığıma ise ne mutlu.)</B> [İ.Neccar] (Allahü teâlâ, kullarının iyilik mi kötülük mü işleyeceklerini, Cehennemlik mi, Cennetlik mi olduklarını elbette bilir, bildiğini yazıyor. Yoksa yazdığı için kul öyle yapmak zorunda kalmıyor. Cebriye zorla Allah yaptırır der, Mutezile ise Allah’ın kaderini inkâr eder.)<BR><B><BR>(Bütün işler Allahü teâlâdandır; hayır olanı da şer olanı da.)</B> [Taberani]<BR><B><BR>(Kaderiyenin İslam’dan nasibi yoktur. Bunlar</B>,<B> Şer takdir edilmedi derler.)</B> [Beyheki] (Kaderiye, Mutezile demektir.)<B><BR><BR>(Denge, Rahman olan Allahü teâlânın elindedir. Kimini yükseltir, kimini alçaltır.)</B> [Bezzar]<BR><B><BR>(Allahü teâlâ, hayır murat ettiğinin maişetini kolaylıkla verir. Şer murat ettiğinin ise, maişetini zorlukla karşılaştırır.)</B> [Beyheki]<BR><B><BR>(Allahü teâlâ buyurdu ki: Bana iman edip de kadere, hayır ve şerrin benim takdirimle olduğuna iman etmeyen, benden başka Rab arasın.)</B> [Şirazi]<BR><B><BR>(Ümmetimin helaki üç şeydedir: Irkçılık, kaderi inkâr ve nakle itibar etmemek </B>[Kendi görüşünü din gibi anlatmak].<B>) </B>[Taberani]<BR><BR><B>(Allahü teâlâ, ilk önce Kalemi yaratıp, “Kaderi, olanı ve sonsuza kadar olacak olanı yaz” buyurdu.) </B>[Tirmizi, Ebu Davud]<B> <BR></B><BR><B>(Her şey ezelde yazıldı. Kalem kurudu.) </B>[Tirmizi]<B> </B>(Yani kader, takdir son buldu ve kaleme yazacak bir şey kalmadı.)<BR><B><BR>(Bütün insanlar toplanıp sana fayda vermek için çalışsalar, ancak Allahü teâlânın senin için takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar. Eğer bütün insanlar, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allahü teâlânın senin hakkında takdir ettiği zarardan fazlasını veremezler. Çünkü artık kaderi yazan kalem</B>[in mürekkebi]<B> kurudu, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşti.)</B> [Tirmizi] <B><BR></B><BR>(Ya Resulallah, yaptığımız ve yapacağımız işler önceden takdir edilip yazıldığına göre, iş yapmanın ne önemi var) diye soranlara, <B>(Herkes, kendi işine hazırlanır)</B> ve <B>(Herkes önceden takdir edilmiş olan işlere hazırlanır) </B>buyurdu.<B> </B>(Müslim, Tirmizi)<BR><BR>Aynı suali soran, başka birine de, Şems suresini okudu. İlgili kısmın meali şöyle: <BR><B>(Cenab-ı Hak, hayrı ve şerri </B>[taat ve günahı]<B> ve bu ikisinin hallerini öğretip bunlardan birini yapabilmesi için, insana ihtiyar </B>[tercih hakkı, irade-i cüziyye]<B> verdi. Nefsini tezkiye eden </B>[kötülüklerden temizleyip faziletlerle dolduran] <B>kurtuldu. Nefsini günahta, cehalette, dalalette bırakan, ziyan etti.)</B> [Şems 8-10] <BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=247]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 12 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hayır da, şer de Allah’tandır]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>(Hayır Allah’tan ama şer Allah’tan değil. Şerri insan kendisi yaratır. Bunlar, şerrin Allah’tan olduğu inancını bir de Amentü’ye dâhil etmişler. Âyet ve hadiste böyle bir şey yok) deniyor. Lütfen bu konuyu âyet ve hadislerle açıklayın. <BR><B>CEVAP<BR></B>Kur’an-ı kerimde de, hadis-i şeriflerde de hayrın ve şerrin Allah’tan olduğu açıkça bildiriliyor. Şimdiye kadar gelen istisnasız bütün İslam âlimleri, <B>(Hayır da şer de Allah’tan)</B> demişlerdir. Şerrin Allah’tan olmadığı inancı Hıristiyanlık ile Mutezile ve bazı sapık fırkaların görüşüdür. Hiçbir Ehl-i sünnet âlimi şer Allah’tan değildir dememiştir. Çünkü hiçbir âlim, Kur’an ve hadise aykırı konuşmaz. Kul kendi kaderini yaratamaz. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(Lut’un karısının azaba uğramasını takdir ettik.) </B>[Hicr 60] (Yani kaderini öyle kötü yazdık)<BR><B><BR>(Güzel akıbet takdir ettiklerimiz </B>[kaderi güzel olanlar]<B> Cehennemden uzak tutulur.)</B> [Enbiya 101]<BR><B><BR>(Eğer Allah insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların hepsi helak olurdu. Fakat bize kavuşmayı ummayanları</B> [ahireti, dirilmeyi inkâr edenleri] <B>biz, azgınlıkları içinde bocalar bir halde bırakırız.) </B>[Yunus 11]<BR><B><BR>(Rabbin, kendi istediğini yaratır, dilediğini seçer. Onların seçim hakkı</B> <B>yoktur.) </B>[Kasas 68]<BR><BR><B>(Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah’tır.) </B>[Saffat 96]<BR><BR><B>(Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.) </B>[Zümer 62, Mümin 62] <BR><BR>Müfessirlerin şahı imam-ı Kadı Beydavi hazretleri bu âyet-i kerimeyi şöyle açıklıyor:<BR>(Hayrı, şerri, imanı, küfrü ve her şeyi yaratan ancak Allahü teâlâdır. Her şey Onun tasarrufu altındadır.) <BR><BR>Peygamber efendimiz, Kur'an-ı kerimdeki imanla ilgili âyetleri açıklayıp buyuruyor ki:<BR><B>(Allahü teâlâ, “Bana inanıp da kadere, hayır ve şerrin benim takdirimle olduğuna inanmayan, benden başka Rab arasın” buyurdu.) </B>[Şirazi]<B> <BR><BR>(Bir kişi, kaderin, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmadıkça, mümin sayılmaz.) </B>[Tirmizi] <BR><BR>Görülüyor ki, <B>(Hayır da şer de Allah’tandır) </B>inancını Amentü’ye sokan Allah ve Resulüdür.<BR>Cebriye denilen sapık fırka da, bu âyetlere bakınca, (Bize günahları işleten Allah’tır, biz günahlardan sorumlu değiliz) demiştir. Elbette bu da yanlıştır. Ehl-i sünnete göre, insanda irade-i cüziyye vardır. İşlediği günahlardan sorumludur. <BR><B><BR>İmam-ı Rabbani </B>hazretleri buyuruyor ki: <BR>İman-küfür, hayır-şer, hidayet-dalalet, taat-günah, Allahü teâlânın yaratması olup, hepsi de Onun takdir ve iradesiyledir. Hak teâlâ sevabı ve günahı kulların ameline bağlı kılmıştır. İnsanı iradesine bırakmış, azabı ve sevabı, iradenin sarfına bağlı kılmıştır ki, buna <B>kesb </B>denir. Kesb, kuldan, yaratmak Allah’tandır. Kesb, kendi irademizle yaptığımız hareketlerdir.<BR><BR>Allahü teâlânın yaratacağı şeyleri ezelde bilmesi, irade sıfatını yok etmediği gibi, kullarının yapacağı şeyleri de ezelde bilmesi, kulların irade ve ihtiyar sahibi olmalarına mani değildir. <B><BR></B><BR>Allahü teâlânın emirler, yasaklar koyması, insanda kesb bulunduğu içindir. <B>Eğer kesb olmasaydı, hâşâ bu emir ve yasaklar lüzumsuz olurdu. Azap ve nimet vaadleri hâşâ yanlış olurdu. Peygamberlerin ve kitapların gönderilmesi de yine bu şekilde hâşâ temelinden yersiz bir iş olurdu.</B> Görülüyor ki bu zatın maksadı dinleri temelinden yıkmaktır. <BR><B><BR>Allahü teâlâ elbette her şeyi bilir<BR></B>Yukarıda, hayır ve şerrin Allah’tan olduğunu âyet ve hadislerle kısaca ispat etmiştik. Şimdi ise, “Eğer herkesin Cennete veya Cehenneme gideceğini Allah biliyorsa, o zaman bizi niçin sorumlu tutuyor? Nereye gideceğimizi biliyorsa, peki niye bize koskoca Kur’anı gönderdi? Niye emirler ve yasaklar bildirdi? Alın yazısı diye, kader diye bir şey yoktur, herkes kendi kaderini kendisi çizer” savına cevap veriyoruz.<BR><BR>Bu savların hepsinin cevabı Kur’an-ı kerimde vardır. İslam âlimleri açıklamıştır. <BR><BR>Önce şunu soralım: <BR>Bir insanın Cennete mi Cehenneme mi gideceğini Allah bilmez mi? Bilmeyen ilah olur mu hiç? Kur’an-ı kerimdeki o kadar âyetler nasıl inkâr edilir? Bunun maksadı, (Çamur at, tutmazsa da iz bırakır) misali, belki bazı gafilleri avlarım diye böyle desteksiz atıyor.<BR><BR><B>Kötülükleri yaratan başkası mı?<BR></B>Mektubat-ı Rabbanide buyuruluyor ki:<BR>İmam-ı a’zam hazretleri, İmam-ı Cafer-i Sadık hazretlerine sordu:<BR>- Allah, insanların istekli işlerini, onların arzusuna mı bırakmıştır?<BR><B>- Hayır, rübubiyetini </B>[yaratıcılığını ve her istediğini yapmak büyüklüğünü]<B> âciz kullarına bırakmaz.<BR></B>- O zaman kullarına işleri zorla mı yaptırıyor?<BR><B>- O âdildir. Kuluna zorla günah işletip, sonra da Cehenneme sokmaz.<BR></B>- O hâlde, insanların istekli hareketlerini kim yapıyor?<BR><B>- İşleri, ne insanların arzusuna bırakmış, ne de kimseyi, o işleri yapmaya mecbur bırakmıştır. Yaratmayı kullarına bırakmadığı gibi, zorla da yaptırmaz. İkisi arası olagelmektedir. </B>(1/289)<BR><BR>Mutezile’den <B>Abdülcebbar Hemedani</B>,<B> </B>Ehl-i sünnet âlimlerinden <B>Ebu İshak İsferaini</B>'ye sordu: <BR>- Allah, kötülüğü, günahı istemez ve yaratmaz. Bunları şeytan yaratmıyor mu?<BR><B>- Hayrı da, şerri de, her şeyi yalnız Allah yaratır. Başkası bir şey yaratamaz.<BR></B><BR>- Allah kendine isyan edilmesini diler mi?<BR><B>- Allahü teâlâ, küfrü ve günahları dilemese ve yaratmasa, kul, zorla Ona isyan edebilir mi? Kul, irade-i cüziyyesi ile küfür, günah, kötülük yapmak ister. Allah da dilerse, onun istediğini yaratır.<BR></B><BR>- Bir kimse hidayet istediği halde, Allah ona hidayet dilemese, ona kötülük etmiş olmaz mı?<BR><B>- Kulun hakkını vermemeyi dilemez, ama kendi hakkını almayı dilemeyebilir. </B>Zerre kadar iyilik yapana karşılığını verir. Küfürden başka günahların çoğunu da affeder. Küfrü dilemesine gelince, Hak teâlâ âlimdir, ileride olacak her şeyi bilir. Hakîmdir, her şeyin en iyisini yapar. Dilediği kuluna hidayet verir. Sapıklıktan dönmeyeceğini bildiği kulu da sapıklıkta bırakır. Bir âyet meali:<BR><B>(Dilediğini sapık yolda bırakır, dilediğine de, hidayet eder.)</B> [Fatır 8] <BR><BR>Allahü teâlâ, iyiliği ve kötülüğü, kulların irade etmesi, dilemesi ile yaratır. Kulun iradesi yaratmaya sebeptir. Müminler, irade-i cüziyyeleri ile imanı ve itaati dileyince, Allahü teâlâ da, diler ve yaratır. Kâfir, küfrü ve fâsık, günahı dileyince, O da irade ederse, yaratır. Yalnız kulun dilemesi ile bir şey var olmaz. O da dileyince var olur. Allahü teâlâ dilemedikçe, bir sinek, kanadını kımıldatamaz. İnsanların yaptıkları bütün iyilikler ve kötülükler, hep Onun dilemesi ile oluyor. Kullar bir şey yapmak irade edince, O irade etmezse o iş olmaz. Var olmasını dilemediği şey, var olmaz. Var olursa, gücü yetmemek olur. Allahü teâlânın her şeye gücü yeter.<BR><BR><B>Nefsimiz yaratıcı değildir<BR>Sual: </B>Ehl-i sünnet kitaplarında, hem hayır şer Allah’tan deniyor, hem de kul işlediği günahlardan sorumlu deniyor. Bu çelişki değil mi? Günahları nefsimiz yaratmıyor mu?<B><BR>CEVAP<BR></B>Dinimizde çelişki olmaz. Her şeyin yaratıcısı yalnız Allahü teâlâdır, başka yaratıcı yoktur. Nefsimiz bir şey yaratamaz. Nefsimizi yaratıcı bilmek mutezilenin görüşüdür. Nefsimiz insan ve cin gibi mükellef bir mahlûk bile değildir. İnsan ölünce nefsi yok olacaktır. Mükellef bile olmayan ve yok olup gidecek bir şeye <B>yaratıcı</B> demek ne kadar yanlıştır. İmanın altı esasından birisi de, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır. Buna inanmayan Müslüman olamaz. <BR><BR>Resulullahın vârisleri olan Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:<BR>Her şeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yaptıran, gönderen hep Allahü teâlâdır. Kuvvet ve kudret sahibi yalnız Odur. O hatırlatmazsa, kimse, iyilik ve kötülük yapmayı irade, arzu edemez. Kulun iradesinden sonra, O da istemedikçe, kuvvet ve fırsat vermedikçe, hiçbir kimse, hiçbir kimseye, zerre kadar, iyilik ve kötülük yapamaz. Kulun istediği her şeyi, O da irade ederse, dilerse yaratır. Yalnız Onun dilediği olur. İyilik ve kötülük yapmayı, çeşitli sebeplerle hatırlatmaktadır. Merhamet ettiği kulları kötülük yapmak irade edince, O irade etmez ve yaratmaz. İyilik yapmak irade ettikleri zaman, O da irade eder ve yaratır. Böyle kullardan hep iyilik meydana gelir. Gazap ettiği düşmanlarının kötü iradelerinin yaratılmasını, O da irade eder ve yaratır. Bu kötü kullar, iyilik yapmak irade etmedikleri için, bunlardan hep kötülük hasıl olur. <BR><BR>Demek ki, insanlar, bir alet, bir vasıtadır. Kâtibin elindeki kalem gibidir. Şu kadar var ki, kendilerine ihsan edilmiş olan <B>İrade-i cüziyye</B>’lerini kullanarak, iyilik yaratılmasını isteyen, sevap, kötülük yaratılmasını isteyen, günah kazanır. Allahü teâlâ, insanların istekli işlerini onların iradeleri ile yaratmasını ezelde dilemiştir. İşlerin insan iradesi ile yaratılması, ezeldeki ilahi irade ile yaratılması demektir.<BR><BR><B>Nefsimiz şer işletir<BR>Sual:</B> Şerleri yani kötülükleri nefsimiz işlettiğine göre, <B>(Hayır da, şer de Allah’tandır)</B> demek, doğru olur mu?<BR><B>CEVAP</B><BR>Sebep olmak bakımından, şer yani kötülük elbette nefstendir, ama yaratmak bakımından, hayır da, şer de Allah’tandır. Nefs kötülüğü ister, sebep olur, Allahü teâlâ da yaratır. Yani kötülükleri de Allahü teâlâ yaratır, O irade eder. Allahü teâlâ irade etmezse, yaratmazsa, sivrisinek kanadını oynatamaz. Başımıza gelen her türlü kötülük, Allah’ın iradesiyle ve yaratmasıyla meydana gelir. Hâşâ, nefsimiz yaratıcı değildir, şerri de, hayrı da yaratamaz. Her şeyin yaratıcısı yalnız Allahü teâlâdır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.)</B> [Zümer 62, Mümin 62]<BR><BR><B>(Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah’tır.)</B> [Saffat 96]<BR><BR><B>(Rabbin, kendi istediğini yaratır, dilediğini seçer. Onların seçim hakkı yoktur.)</B> [Kasas 68]<BR><BR>Kul belayı hak ederse, Allahü teâlâ da ona bela gönderir. İşte bir âyet meali:<BR><B>(Başınıza gelen bir bela, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.</B> [Bununla beraber]<B> Allah çoğunu affeder.)</B> [Şura 30] (Demek ki bela, günahlarımız yüzünden gönderiliyor, ama gönderen yine Allah’tır. Âyetin devamında, Allah çoğunu affeder deniyor. Demek ki belayı gönderen Odur, çoğunu da affediyor.)<BR><BR><B>(Sana gelen her iyilik, Allah’tan</B> [bir ihsanı olarak]<B> gelmekte, her kötülük de</B> [günahlarına karşılık olarak]<B> kendinden gelmektedir.)</B> [Nisa 79]<BR><BR>Görüldüğü gibi, bu âyette, günahlarınız yüzünden kötülük geliyor buyuruluyor, ama kötülüğü yaratan yine Allahü teâlâdır. Bundan önceki âyette, şerri de Allah’ın yarattığı bildiriliyor. O âyet-i kerimenin meali:<BR><B>(Kendilerine bir iyilik dokununca, “Bu Allah’tan” derler, başlarına bir kötülük gelince de “Bu senin yüzünden” derler. “Küllün min indillah”</B> [Hepsi Allah’tandır] <B>de!)</B> [Nisa 78]<BR><BR>Hayrı da, şerri de Allahü teâlânın yarattığına inanmak, imanın şartıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Kaderin, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmayan mümin değildir.)</B> [Tirmizi]<BR><BR>Bid’at ehlinin kimi kaderi, kimi de hayrın ve şerrin Allahü teâlâdan olduğunu inkâr eder. İmanın şartını altıdan aşağı indirenler olduğu gibi, yediye çıkaranlar da var. Hatta İslam’ın şartı diye bir şey olmadığını söyleyenler de var. Bu, eski âlimleri suçlayıp böylece&nbsp;onların üstüne basarak yükselmek isteme hastalığından kaynaklanmaktadır. Çok çirkin bir iştir. Dinde reform yapmak isteyen türedilerin, önceki âlimleri suçlamasının kıyamet alameti olduğu, hadis-i şerifle bildirilmektedir. Yine Peygamber efendimiz, <B>(Âlimler, Resulullah’ın vârisleridir)</B> buyuruyor. Resulullah’a vâris olan eski âlimleri suçlamak, vârisin sahibi olan Resulullah’ı üzmez mi? Önceki âlimleri suçlama hastalığından kurtulmalıdır.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=308]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 12 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kaderi bilmeyenler]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>(Trafik kazası kader değildir. Ülkenin kaderini değiştireceğiz. Eceli gelmeden öldü) gibi şeyler söyleniyor. “İnsan, yaratılışında boyunun uzunluğu ve saçının renginde kadere hükmedemez. Fakat hür iradesiyle yaptığı işlerde kaderin rolü olmaz”, “Emr-i ilahi gelmeden intihar eden, takdir-i ilahiyi değiştirdiği için Cehennemlik olur” deniyor. Kimisi, “Kader utansın” diyerek suçu kadere yüklüyor. Kimi de, “İnsan kaderini kendi çizer” diyor. Bunlar doğru mudur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bunların hepsi yanlıştır. Kaza ve kader konusu çok ince mesele olduğu için, birçok âlimin ayağı kaymış ve çeşitli bid'at fırkaları meydana çıkmıştır. Âlimlerin bile dalalete düştüğü bu konularda, kaderden bahsetmek uygun olmaz. Sadece nakil yapılır. Peygamber efendimiz de, <B>(Kaderden bahsedilince susunuz)</B> buyuruyor. (Taberani)<FONT size=1><BR><BR></FONT>Her Müslümanın, Amentü’deki esasları tasdik ettikten sonra, işlediği günahlardan mesul olduğunu bilmesi kâfidir. Eceli gelmeden kimse ölmez. Trafik kazasında veya vurularak ölen de; eceli gelerek, kaderi ile ölmüştür. Yani öldürülen veya kazada ölenin ömrü ortadan kesilmiş olmaz. O anda eceli gelmiştir, yani ömrü biterek ölmüştür. Her insanın bir tek eceli vardır. Mutezile, (İnsan kendi kaderini kendi çizer. İnsanların işlerine Allah karışmaz) der. Bu, çok yanlıştır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<BR><B>(Allah her şeyin yaratıcısıdır.) </B>[Zümer 62] (Hayrı, şerri, imanı, küfrü de yaratan Allahü teâlâdır.) [Beydavi tefsiri]<FONT size=1><BR><B><BR></FONT>(Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) </B>[Saffat 96]<FONT size=1><BR></FONT><FONT size=1><B><BR></FONT>(Allah her şeyi bilir.) </B>[Hucurat 16]<FONT size=1><BR><BR></FONT><B>(Yaratan, sinelerde olanları da bilir. Yaratan hiç bilmez mi?)</B> [Mülk 13,14]<FONT size=1><BR><BR></FONT>Allahü teâlâ ezelî ilmi ile, kullarının yapacakları işleri bilir. Eğer Allah, yarattıklarının ne yapacağını bilmezse, bilmeyenden ilah olamaz. İlahın her şeyi bilmesi, her şeye gücü yetmesi gerekir. Bilmeyen, gücü yetmeyen, muhtaç olan, ölebilen ilah olamaz. Allahü teâlâ herkesin ne yapacağını bilir. Cebriyye fırkası da, (Allah her işi zorla yaptırır. İnsan kaderine mahkûmdur. Hiç kimse, işlediği günahtan mesul değildir) der. Bu da çok yanlıştır. Herkes yaptığından mesuldür. İyilik eden mükâfatını, kötülük eden cezasını görür. Zerre kadar hayır ve şer işleyen, karşılığını alır. <B>(Tekvir 14, Zilzal 7,8)<FONT size=1><BR></B><BR></FONT>İyi kimse, iyilik yapmak isterse, Allahü teâlâ, irade edip yaratır. Böyle kimseden hep iyilik meydana gelir. Kötü kimse, kötülük yapmak isteyince, Allahü teâlâ da irade eder ve yaratır. Böyle kimse, iyilik yapmak istemediği için bundan hep kötülük hasıl olur. İnsan irade-i cüziyyesini kullanarak iyilik yaratılmasını isterse sevap, kötülük yaratılmasını isterse günah kazanır. İnsan günah işlerse cezasını, sevap işlerse mükâfatını görür. İnsan yaptığı işleri kendi yaratmıyor. İrade-i cüziyye ile yapılan işlerin yaratıcısı yani hayrın ve şerrin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Hayrın ve şerrin Allah’tan olduğunu inkâr etmek, “İntihar eden takdir-i ilahiyi değiştirir” demek küfürdür. Allahü teâlâ, onun intihar edeceğini elbet bilir. <B>(Yaratan hiç bilmez mi?)</B> buyuruyor. Allah’ın verdiği ömrü kimse değiştiremez. Allahü teâlâ buyurdu ki:<BR><B>(Allah’ın takdir ettiği ecel&nbsp;gelince, artık ertelenmez.) </B>[Nuh 4]<FONT size=1><BR><BR></FONT><B>(Sizi yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak Odur.)</B> [Enam 2]<FONT size=1><BR><BR></FONT><B>(Her ümmetin bir eceli vardır, gelince ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri gider.)</B> [Araf 34]<BR><BR><B>Kader ne demek?<BR>Sual: </B>(İşçi kaderine terk edilemez, işi kadere bırakmamalı, işi Allah’a kaldı)<B> </B>gibi sözler söyleniyor. Kader, insanların elinde midir?<BR><B>CEVAP<BR></B>Kader kelimesi yanlış kullanılıyor. Tesadüf yerine kullanılıyor. (İşi tesadüfe bırakmamalı) denir. Fakat (İşi kadere bırakmamalı) denmez. Kader, Allahü teâlânın ezeli ilmi ile, kulların yapacakları şeyleri bilmesidir. Allahü teâlânın ilmine kimse müdahale edemez. (İşi Allah’a kaldı) sözü de hoş değildir. İyi kötü her iş, Allahü teâlânın dilemesi ile olur. Hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmak, imanın esaslarındandır. (Onun işi elimizde idi, fakat şimdi Allah’a kaldı) demek yanlış olur. Her iş, her zaman Allahü teâlânın dilemesi ile olur.<FONT size=1><BR><BR></FONT>Yazarın biri (Ya Rabbi, Boşnaklar ve Çeçenler muvaffak olamadı. Artık iş sana kaldı) diye dua ettiğini yazmış. Daha önce iş kimin elindeydi? Her iş, her zaman Allahü teâlânın elindedir. Hiç kimse, Ona aykırı iş yapamaz. Kaza ve kaderi bilmeyenler, böyle hata ediyorlar.<BR><BR><B>Kader mahkûmu<BR>Sual:</B> Cezaevindeki hapislere kader mahkûmu veya kader kurbanı demek caiz midir?<BR><B>CEVAP</B><BR>Hayır ve şer, yani her şey Allahü teâlânın takdiriyle olduğu için, hapse düşmeyi kaderden bilmekte mahzur yoktur; ancak suçu kadere yüklemek caiz değildir. İçki içip veya başka günah işleyip, (Ne yapayım kaderim böyleymiş, alnıma böyle yazılmış) diyerek, suçu kadere yani Allahü teâlâya yüklemek asla caiz olmaz. Bunun gibi, kızıp birisini öldüren kimsenin de, (Ne yapayım, kaderim böyleymiş, kader kurbanıyım) diyerek, suçu kadere yani Allahü teâlâya yüklemesi caiz olmaz. Bu bakımdan kader kurbanı demek caiz olmadığı gibi, kader mahkûmu demek de caiz olmaz.<FONT size=1><BR><BR></FONT>Kader, insanın ömür boyu neler yapacağını, Allahü teâlânın ezeli ilmiyle bilmesi demektir; yoksa bize zorla yaptırması demek değildir.<BR><BR><B>Sual:</B> (Milletin kaderini değiştireceğiz, milletin kaderi bu değildir) gibi sözler söyleniyor. Mehmet Akif de, bir şiirinde <B>(Kadermiş, öyle mi? Hâşâ! Bu söz değil doğru/Belanı istedin, Allah da verdi, doğrusu bu) </B>diyor.<B> </B>Meydana gelen bir şey için, kader değildir demek, kaderi inkâr olmaz mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Bu sözler, kaderi bilmemekten kaynaklanıyor. Kadere iman, <B>Amentü</B>'nün altı şartından biridir. İnkâr eden küfre girer. Özellikle mutezile fırkası, <B>(İnsan kendi kaderini kendi çizer)</B> diyerek Allahü teâlâdan olan kaderi inkâr ediyor. Kadere iman eden Müslümanların, tehlike karşısında tedbir almadıkları sanılıyor, kaderci deniyor. Tevekkül de böyle yanlış anlaşılıyor. Tevekkül eden, tedbir almaz, sebeplere yapışmaz zannediliyor. Hâlbuki <B>tevekkül</B>, gerekenleri yaptıktan, tedbir aldıktan sonra sebeplere değil, sadece Allahü teâlâya güvenmek, sebeplerin tesir etmesini Allah'tan beklemek demektir. <B>Kader </B>ise, olacak şeylerin hepsini, ezelî ilmiyle Allahü teâlânın bilmesi, <B>kaza</B> da zamanı gelince bunları yaratması demektir. Kadere imanın, tedbir alıp almamakla alakası yoktur. Bir kimsenin yaptığı çürük bina depremde yıkılsa, sağlam bina yapanınki yıkılmasa, Allahü teâlâ, birinin yıkılacağını, ötekinin de yıkılmayacağını bilir. Zamanı gelince de bunlar, meydana gelir. İşte kaza ve kader budur.<BR><BR>Tedbir almayanın başına bir iş gelince, bu kader değildir demek, kaderi inkâr etmek veya kaderi bilmemek demektir. Suçlu veya suçsuz, sarhoş veya ayık bir kimse trafik kazası yapsa, bu da kaderdendir. Sarhoşun kaza yapması kaderdendir. İntihar edenin yaptığı iş de kaderdendir. Yani bunların hepsinin olacağını Allahü teâlâ ezelî ilmiyle bilir. Başa gelen, iyi kötü her şey, kaderdendir. Kaderin dışında bir iş olmaz. Bu, imanın altı şartından biridir, inkâr edilmesi insanı küfre sürükler. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<BR><B>(Kadere iman etmedikçe, başa gelecek olanın asla şaşmayacağına, başa gelmeyecek olanın da asla gelmeyeceğine inanmadıkça, hiç kimse iman etmiş sayılmaz.) </B>[Tirmizi]<BR><B><BR>(Kadere inanmayan, imanın gerçeğine erişmez.)</B> [Nesai]<BR><BR><B>(Kaderi inkâr edenin İslam'dan nasibi yoktur.)</B> [Buhari]<BR><BR><B>(Kaderi inkâr edene, bütün peygamberler lanet eder.)</B> [Taberani]<BR><BR><B>(Ahir zamanda, kaderi inkâr edenler çıkacaktır.)</B> [Tirmizi]<BR><BR>Görüldüğü gibi Peygamber efendimiz, ahir zamanda kaderi inkâr edenlerin çıkacağını bildirmiştir.<BR><BR><B>İrade, imtihan ve kader<BR>Sual:</B> <EM>(İnsanın iradesiyle yaptığı şeyler kader, diğerleri imtihandır. Mesela insanların göçük altında kalması, kader değil imtihandır)</EM> demek doğru mudur?<BR><B>CEVAP<BR></B>Hayır, yanlıştır. Olaylar, ister insanın iradesiyle olsun, ister olmasın, yine kaderle olur. Hiçbir ihmal olmadan, kendiliğinden maden ocağının patlaması kader olduğu gibi, insanların kendi iradesiyle patlatması da kaderdir. Yani her olay kaderdir. Kader yani Allahü teâlânın takdiri dışında bir şey olmaz.<BR><BR><B>Olmasaydı ölmezdi<BR>Sual:</B> Herhangi bir sebeple ölen bir kimse için, (O sebep olmasaydı ölmezdi) mesela, (Trafiğe çıkmasaydı veya deprem olmasaydı yahut bomba patlamasaydı ölmezdi) diyenler olduğu gibi, (Trafiğe çıkmasa da, deprem olmasa da, bomba patlamasa da, o kişi mutlaka başka bir sebeple ölecekti) diyenler oluyor. Bunların hangisi doğrudur?<BR><B>CEVAP</B><BR>Her ikisi de yanlıştır. Ölen veya öldürülen kimsenin, ne maksatla ve nasıl öleceğini veya öldürüleceğini Allahü teâlâ ezeli ilmiyle bildiği için, kaderini o şekilde yaratmıştır. Bu, değişikliğe uğramaz. O kişi için (Ölmezdi) veya (Başka sebeple ölürdü) demek yanlış olur. O iş olmuş, bitmiştir. (Şöyle olsaydı ölmezdi) denmez.<BR><BR>Bir de, (Allah öyle yazdığı için öldü veya öldürüldü) diyerek suçu Allah'a yüklemek de yanlış olur. Allahü teâlâ, neler olacağını, nasıl öleceğini bildiği için, olacak şeyi onun kaderine yazmıştır. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Kader, Allahü teâlânın ezeli ilmiyle bilmesidir, zorla yaptırması demek değildir) buyuruyor. Kimin trafik kazasında, kimin depremde, kimin bomba patlamasıyla, kimlerin ise kalb krizinden veya başka bir sebeple öleceği ezelde yazılmıştır, o iş mutlaka meydana gelecektir. (Şöyle olsaydı meydana gelmezdi) demek yanlış olur.<BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=309]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 12 May 2012 00:00:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kader değişir mi?]]></title>
<description><![CDATA[<B>Sual: </B>Dua ile kader değişir mi? (Allah yazdıysa bozsun) deyimindeki mana nedir? Dua etmeyi dilemek de kaderden mi? Kaderin ömrü nereye kadardır? Ezeli mi, yoksa ebedi mi? Kaderin de bir kaderi var mı?<BR><B>CEVAP<BR></B>Önce kaza ve kader ile çeşitlerini bilmek gerekir.<BR>Kader, Allahü teâlânın, olacak şeyleri ezelde bilmesidir. Kaza, kaderde bulunan şeyleri, zamanı gelince yaratmasıdır. Yani kader, maaş bordrosu gibidir. Kaza ise, bu maaşın dağıtılmasıdır. Allahü teâlâ, herkesin ne yapacağını, nerede nasıl öleceğini bilir. Buna, kader, kısmet, baht, nasip, talih, yazgı, alınyazısı deniyor.<BR><BR>Bir film tekrar tekrar gösterilse, bunu önceden seyretmiş birisi, ikinci, üçüncü defa seyrederken, (Baş rolde oynayan oyuncu, attan düşüp ölecek) dese, o dediği için mi filmdeki oyuncu ölüyor, yoksa, söyleyen daha önce seyrettiği için mi biliyor? <BR><BR>Takvimlere, bir yıl içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı, hesaplanarak yazılıyor. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz. Takvime yazılması, güneşin doğmasına ve batmasına tesir etmez. Allahü teâlâ da insanların başlarına ne geleceğini bildiği için, bunları levh-i mahfuza yazmıştır. Bir âyet meali şöyledir: <BR><B>(Allah her canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. Hepsi açık bir kitapta </B>[levh-i mahfuzda]<B>dır.)</B> [Hud 6]<BR><BR>Kaderin değişeni de, değişmeyeni de vardır. Mesela değişmeyen ecele, <B>ecel-i müsemma</B> denir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: <BR><B>(Ecel bir an gecikmez ve vaktinden önce de gelmez.) </B>[Araf<B> </B>34]<BR><BR>İnsanın işine göre, ömrü ve rızkı değişebilir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: <BR><B>(Allah, dilediğini siler, dilediğini değiştirmez. Ümm-ül-kitab </B>[levh-i mahfuz]<B> Ondadır.)</B> [Ra’d 39] <BR><B><BR>Ümm-ül kitap</B>,<B> </B>ezeli olan kelam-ı İlahinin yazılı olduğu kitaptır. Melekler, bunu anlayamaz. Zamanlı değildir. Allah’tan başka, kimse bilmez. Hiç yok olmaz. Levh-i mahfuzda değişiklik olur. Bunu melekler görür. İnsanın, işine göre, ömrü ve rızkı değişir. İyiler kötü, kötüler iyi olarak değiştirilebilir. Bir başka âyet meali de şöyledir: <BR><B>(Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması elbette kitapta yazılıdır.)</B> [Fatır 11]<BR><BR>Değişebilen kaza kadere <B>kaza-i muallak</B> denir. Bir kimse, iyi amel yapıp duası kabul olursa, o kaza değişebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<BR><BR><B>(Kaza-i muallakı hiçbir şey değiştirmez. Yalnız dua değiştirir.) </B>[Hakim]<BR><BR><B>(Kader, tedbirle, sakınmakla değişmez. Ama kabul olan dua, bela gelirken korur.) </B>[Taberani]<BR><BR><B>(Sıla-i rahm ömrü uzatır.) </B>[Taberani]<BR><BR>Kaderin levh-i mahfuzda yazılması kazadır. Bir kimseye takdir edilen bela, <B>kaza-i muallak</B> ise, o kimsenin dua etmesi de takdir edilmişse, dua eder, kabul olunca belayı önler. Duanın belayı önlemesi de kaza ve kaderdendir. Şemsiye yağmura siper olduğu gibi, dua da belaya siper olur.<BR><BR><B>Ecel-i müsemma </B>değişmez ama; <B>Ecel-i kaza</B> değişebilir. Bir örnek: İki kişi, Hazret-i Davud’a birbirini şikayet etti. Azrail aleyhisselam gelip,<B> (Bu iki kişiden birinin eceline bir hafta kaldı. İkincisinin ömrü de, bir hafta önce bitmişti; ama ölmedi)</B> dedi. Hazret-i Davud, hayret edip sebebini sorunca cevaben dedi ki: <BR><B>(İkincisinin bir akrabası vardı. Buna dargın idi. Bu gidip onun gönlünü aldı. Bunun için Allahü teâlâ, bunun ömrünü 20 yıl uzattı.) </B>[Levh-i Mahfuz ve Ümm-ül-kitab risalesi] <BR>]]></description>
<link><![CDATA[http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=312]]></link>
</item>
</channel>
</rss>

