<?xml version="1.0"  encoding="windows-1254" ?>
<rss version="2.0">
<channel>
<title>Dinimiz İslam</title>
<description>Merak Ettiğiniz Bütün Dini Konular</description>
<link>https://dinimizislam.com/</link>
<language>tr</language>
<lastBuildDate>Tue, 09 Jun 2026 06:26:56 +0300</lastBuildDate>
<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 06:26:56 +0300</pubDate>
<generator>Feed</generator>
<item>
<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 20:33:37 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Havf ve Reca]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Allah sevgisi ile Allah korkusunun diğer sevgi ve korkulardan farkı nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah korkusu ve Allah sevgisi, insanları saadete kavuşturan iki kanat gibidir. İman eden ve imanın tadını bulan da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı &ccedil;ok sever.<br />
<br />
Akıllı insan, nimet sahibinin sevgisini kaybetmekten &ccedil;ok korkar. Ayrıca Ona isyan edip azaba m&uuml;stahak olmaktan da korkar. Demek ki, Allah korkusu, sevileni kaybetmekten meydana gelen bir korku olduğu gibi, Ona isyan ederek tehlikelere maruz kalmaktan da meydana gelen bir korkudur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan <b>celal </b>sıfatı sebebiyle korkmak, g&uuml;nahı sebebiyle korkmaktan daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Sadece g&uuml;nahı sebebi ile korkan kimse, g&uuml;nah işlemeyi bırakınca, (G&uuml;nahları bıraktığıma g&ouml;re, artık Allah&rsquo;tan ni&ccedil;in korkayım) diyebilir. Allah&rsquo;tan korkan, korkunun gereğini yapan kimse akıllıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Aklın &ccedil;okluğu, Allah korkusunun &ccedil;okluğu ile belli olur.) </b>[İ. Muhber]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Allah&rsquo;tan korkmak ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&rsquo;tan korkmak, bir zalimden korkmak gibi değildir. Bu korku, saygı ve sevgi ile karışık olan bir korkudur.<br />
<br />
Aşıkların maşuklarına karşı yazdıkları şiirlerde, b&ouml;yle korku i&ccedil;inde olduklarını bildiren beyitleri az değildir. Maşukunu kendinden pek y&uuml;ksek bilen bir aşık, kendini o sevgiye layık g&ouml;rmeyerek, hislerini b&ouml;yle korku ile anlatmaktadır.<br />
<br />
İnsan, sevdiği kimseyi, herhangi bir şekilde &uuml;zmekten korkar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ise, herkesten &ccedil;ok sevmek gerekir. Allah&rsquo;ı &ccedil;ok seven bir kimse, herhangi bir yanlış iş yapıp, Onu &uuml;zerim diye &ccedil;ok korkar.<br />
Bizleri yoktan var eden ve &ccedil;eşitli nimetler ihsan eden Rabbimizi elbette &ccedil;ok sevmek gerektiği gibi, bu sevgiyi kaybetmekten de &ccedil;ok korkmak gerekir.<br />
<br />
Allah&rsquo;tan korkmak b&uuml;y&uuml;k derecedir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah indinde en kıymetliniz, Ondan en &ccedil;ok korkanınızdır.) </b>[Hucurat 13]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;tan korkun! Biliniz ki Allah&rsquo;ın azabı &ccedil;ok &ccedil;etindir.) </b>[Bekara 196]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.) </b>[Maide 100]<br />
<br />
&Acirc;limler ve arifler buyuruyor ki:<br />
Allah&rsquo;tan korkanın kalbi hikmetle dolar.<br />
Kalbinde Allah korkusu bulunmayan kalbler harap olmuştur.<br />
Allah&rsquo;tan korkmanın alameti, kendini hasta g&ouml;r&uuml;p, &ouml;l&uuml;m korkusuyla b&uuml;t&uuml;n isteklerinden ka&ccedil;ınmaya &ccedil;alışmaktır. Allah&rsquo;tan korkan kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinin &ccedil;ok bol olduğunu bilir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Kim g&uuml;nah işler veya kendine zulmeder, sonra pişman olup, mağfiret dilerse, Allah&rsquo;ı &ccedil;ok affedici, &ccedil;ok merhametli bulur.)</b> [Nisa 110]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;ın rahmetinden &uuml;midinizi kesmeyin; &ccedil;&uuml;nk&uuml; k&acirc;firlerden başkası, Allah&rsquo;ın rahmetinden &uuml;midini kesmez.)</b> [Yus&uuml;f 87]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azabı şiddetli olduğu gibi, rahmeti daha boldur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<b>(Rabbinizden bahsedince, korku verecek şey s&ouml;ylemeyin!) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı kullarına sevdirin ki, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da sizi sevsin!) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Eğer kul, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ne kadar affedici olduğunu bilseydi, haram işlemekten &ccedil;ekinmezdi. Azabının da ne kadar şiddetli olduğunu bilseydi, hep ibadet eder, hi&ccedil; g&uuml;nah işlemezdi.) </b>[Nesefi]<br />
<br />
İnsanları Allah&rsquo;ın rahmetinden &uuml;mitsizliğe d&uuml;ş&uuml;ren, onlara zorluk g&ouml;steren bir kişiye, Kıyamet g&uuml;n&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Sen kullarıma rahmetimden &uuml;mit kestirdin. Bug&uuml;n sen de rahmetimden mahrumsun) </b>buyuracaktır. Peygamber efendimiz de buyurdu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinden &uuml;mit kestirip </b>[dinden] <b>nefret ettirene lanet olsun!) </b>[Şir&rsquo;a]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmeti, d&uuml;nyada m&uuml;min-k&acirc;fir herkesedir. Ahirette, k&acirc;firlere rahmetin zerresi yoktur.<br />
&Acirc;yet-i kerimede mealen, <b>(Rahmetim her şeyi kaplamıştır) </b>buyurulduktan sonra, <b>(Rahmetim, benden korkup, haramlardan ka&ccedil;an ve zekatlarını veren ve Kur&#39;an-ı kerime inananlar i&ccedil;indir) </b>buyuruluyor. (Araf 156)<br />
<br />
<b>(Havf ve reca </b>[korku ile &uuml;mit] <b>arasında bulunan m&uuml;min, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur) </b>hadis-i şerifini d&uuml;ş&uuml;nmeli, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azabından korkup, rahmetinden de &uuml;mit kesmemelidir! (Tirmizi)<br />
<br />
<b>M&uuml;min orta yolda olmalıdır</b><br />
Bir kimse, ne kadar &acirc;lim olursa olsun, ne kadar ibadet ederse etsin, kendisine muhakkak Cennetlik g&ouml;z&uuml; ile bakmamalıdır. İlmine, ameline g&uuml;venenler zarara uğrayabilir. Bunun i&ccedil;in daima Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azabından korkmalı, hi&ccedil; bir ibadetine g&uuml;venmemelidir! İlmine, ibadetine g&uuml;venmek, nasıl &ccedil;ok tehlikeli ise, kendini muhakkak Cehennemlik zannederek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinden &uuml;midini kesmek de tehlikelidir. M&uuml;min, orta yolda olmalıdır. Yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinden &uuml;midini kesmemeli, azabından da emin olmamalıdır!<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinden &uuml;midini kesmek caiz olmaz. Her ibadet eden, muhakkak Cennetlik olmadığı gibi, her g&uuml;nahk&acirc;r da muhakkak Cehennemlik değildir.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Kıyamet g&uuml;n&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &quot;D&uuml;nyada beni bir defa hatırlayan veya korkup g&uuml;nahtan vazge&ccedil;eni Cehennemden &ccedil;ıkarın&quot; buyurur.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın m&uuml;mine olan merhameti, her annenin &ccedil;ocuğuna olan merhametinden daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(</b>[İhlasla] <b>&quot;La ilahe illallah Muhammed&uuml;n Resulullah&quot; diyene Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Cehennemi haram kılar.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Allah&rsquo;ın emri ve yasaklarına riayet etmeden, Allah&rsquo;ın rahmetinin &ccedil;ok olduğunu s&ouml;yleyip, yalnız Onun rahmetinden &uuml;midi kesmemek uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmalı, Onun rahmetinden &uuml;midi kesmemelidir! &Uuml;mit, Reca, korkudan &ccedil;ok olmalıdır. B&ouml;yle olanın ibadetleri zevkli olur. Gen&ccedil;lerde korkunun daha fazla olması, ihtiyarlarda recanın daha fazla olması gerekir, denildi. Hastalarda reca fazla olmalıdır. Korkusuz reca ve recasız korku caiz değildir. Birincisi emin olmak, ikincisi &uuml;mitsiz olmaktır. Hadis-i kudside, <b>(Kulumu, beni zan ettiği gibi karşılarım) </b>buyuruldu. Z&uuml;mer suresindeki 53.&acirc;yet-i kerimede mealen, <b>(De ki, ey &ccedil;ok g&uuml;nah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah&rsquo;ın rahmetinden </b>[bizi affetmez diye]<b> &uuml;midinizi kesmeyin! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah</b>, [iman ehlinin]<b> b&uuml;t&uuml;n g&uuml;nahlarını hi&ccedil; ş&uuml;phesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) </b>buyuruldu. Bunlardan, recanın fazla olması gerektiği anlaşılıyor. <b>(Allah korkusundan ağlayan, Cehenneme girmez) </b>ve <b>(Benim bildiğimi bilseydiniz, az g&uuml;ler &ccedil;ok ağlardınız) </b>hadis-i şerifleri de, havfın yani korkunun fazla olması gerektiğini g&ouml;steriyor.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Hep Allah&rsquo;tan korku i&ccedil;inde mi yaşamak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kendini garanti Cennetlik bilmek gibi, kendini mutlaka Cehennemlik bilmek de &ccedil;ok tehlikelidir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmalı ve rahmetinden &uuml;midi kesmemeli, yani <b>beyn-el-havfi ver-reca </b>[korku ve &uuml;mit arasında] olmalıdır.<br />
<br />
<b>Havf</b>,<b> </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmak, reca, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinden &uuml;midini kesmemektir. Sebebine yapışmadan bir şey beklemeye <b>temenni</b>,<b> </b>sebebine yapıştıktan sonra, beklemeye <b>reca </b>denir. Temenni, insanı tembelliğe, reca ise, &ccedil;alışmaya sevk eder. Hadis-i şerifte, <b>(Din işleri temenni ile doğru olmaz) </b>buyuruldu.<br />
<br />
Bir kimse, en iyi tohumu bulup, m&uuml;mbit toprağa eker, yabani otlardan temizler, g&uuml;breler ve gerekli ila&ccedil;lamalarını da yapar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da bu mahsul&uuml; &ccedil;eşitli afetlerden korursa, bu beklemeye &uuml;mit denir. İyi tohum atmaz, k&uuml;lt&uuml;rel ve ila&ccedil;lı m&uuml;cadelesini yapmazsa, &uuml;stelik toprak da m&uuml;mbit değilse, bu tarladan iyi mahsul almak i&ccedil;in beklerse, bu bekleyişe &uuml;mit denmez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sebeplerin hepsine yapışmamıştır. Ama yine imkansız olmadığı i&ccedil;in, buna temenni denir.<br />
<br />
Bunun gibi, doğru iman tohumunu kalbine yerleştirip, burasını fena ahlak dikenlerinden temizlerse, ibadet suyu ile iman ağacını sularsa, &ouml;l&uuml;nceye kadar her t&uuml;rl&uuml; afetlerden koruması i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya sığınırsa, yani vazifesini zamanında yaparsa, buna &uuml;mit denir. &Uuml;mitten muhabbet doğar. Muhabbet makamından y&uuml;ksek makam yoktur.<br />
<br />
İman tohumu doğru olduğu halde, k&ouml;t&uuml; ahlaktan temizlenmez ve ibadet suyu ile sulanmazsa, rahmet beklemek ahmaklık olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Her istediğini yapıp, rahmete kavuşacağını &uuml;mit eden ahmaktır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
Demek ki, b&uuml;t&uuml;n sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi beklemek &uuml;mit olur. O halde ihlasla tevbe eden, kabul edildiğini &uuml;mit etmelidir. Tevbe etmediği halde g&uuml;nahına &uuml;z&uuml;l&uuml;rse, &uuml;z&uuml;lmesi tevbeye sebep olur.<br />
Cehennem tohumu ekip, Cennet beklemek b&uuml;y&uuml;k ahmaklıktır. Salih amel işlemeden, b&uuml;y&uuml;klerin kavuştukları dereceyi &uuml;mit etmek de akılsızlık olur.<br />
<br />
Her ibadet eden, Cennetlik olmadığı gibi, her g&uuml;nahk&acirc;r da Cehennemlik değildir. Cenab-ı Hakkın gazabı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lerek ibadetlere g&uuml;venmemeli, af ve mağfireti de d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lerek rahmetinden &uuml;mit kesmemelidir!<br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyurdu ki: Kulum, g&ouml;klere ulaşacak g&uuml;nah işlese; fakat rahmetimden &uuml;midini kesmeyip, mağfiret dilerse, affederim.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>&Uuml;mit, korkudan &ccedil;ok olmalıdır: </b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kendisini affedeceğini zannedenin, ibadetleri zevkli olur. Gen&ccedil;lerde korkunun daha fazla olması, ihtiyarlarda recanın daha fazla olması gerekir. Hastalarda reca fazla olmalıdır. Korkusuz reca ve recasız havf caiz değildir. Birincisi emin olmak, ikincisi &uuml;mitsiz olmaktır.<br />
Yukarıdaki &acirc;yet-i kerime ve hadis-i şerif de recanın, &uuml;midin fazla olması gerektiğini g&ouml;stermektedir.<br />
<br />
<b>Korku, &uuml;mitten &ccedil;ok olmalıdır:</b><br />
Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Kıyamette kurtuluşa erenler, Allah&rsquo;a ve Resul&uuml;ne itaat edip Allah&rsquo;tan korkan ve sakınanlardır.) </b>[Nur 52]<br />
<br />
<b>(İşlediklerinin cezası olarak, artık az g&uuml;l&uuml;p, &ccedil;ok ağlasınlar.) </b>[Tevbe 82]<br />
<br />
<b>(Allah katında en kıymetliniz, ondan &ccedil;ok korkup sakınanınızdır.) </b>[Hucurat 13]<br />
<br />
M&uuml;minun suresinin, <b>(Rablerinin huzuruna &ccedil;ıkacaklarından kalbleri korku ile &ccedil;arpar) </b>mealindeki 60. &acirc;yet-i kerimesindeki kimselerin hırsız mı, z&acirc;ni mi olduğu sorulunca, Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
<b>(Bunlar, namaz, oru&ccedil; ve zekat gibi ibadetlerini yerine getirdikleri halde &ldquo;acaba ibadetlerimiz kabul olmadı mı&rdquo; diye korkan kimselerdir.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
Bu &acirc;yet-i kerimeler de, korkunun fazla olması gerektiğini g&ouml;stermektedir. &Uuml;midi ve korkuyu bildiren nasslar birlikte incelenince, m&uuml;minin, havf ve reca arasında olması gerektiği anlaşılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Havf ve reca </b>[korku ile &uuml;mit] <b>arasında bulunan m&uuml;min, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
Yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azabından korkarak, rahmetinden de &uuml;midini kesmeyerek, haramlardan ka&ccedil;ıp ibadetlerini yapmaya &ccedil;alışan m&uuml;min Cennete gider.<br />
<br />
<b>Allah korkusunun &ouml;nemi</b><br />
Allah&rsquo;tan korkmalı, ona karşı k&ouml;t&uuml; zanda bulunmamalıdır. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&rsquo;tan nasıl korkmak gerekiyorsa, &ouml;ylece korkunuz) </b>[A.İmran 102]<br />
<br />
<b>(Sizden &ouml;ncekilere de, size de Allah&rsquo;tan korkmanızı tavsiye ettik.) </b>[Nisa 131]<br />
<br />
<b>(K&ouml;t&uuml; zanda bulunduğunuz i&ccedil;in helake mahkum kavim oldunuz.) </b>[Feth 12]<br />
<br />
<b>(Rabbinize olan </b>[&uuml;mitsizliğiniz, k&ouml;t&uuml;] <b>zannınız sizi helak etti.) </b>[Fussilet 23]<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah korkusundan ağlayan, Cehenneme girmez.) </b>[Nesai]<br />
<br />
<b>(Benim bildiğimi bilseydiniz, az g&uuml;ler &ccedil;ok ağlardınız.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Cenab-ı Hak, yemin ile buyuruyor ki: &ldquo;D&uuml;nyada benden korkarak ağlayan hi&ccedil; kimse yoktur ki, onu Cennette ebedi g&uuml;ld&uuml;rm&uuml;ş olmayayım!&rdquo;) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Allah korkusu ile, kalbi &uuml;rperenin, ağa&ccedil;tan yaprak d&ouml;k&uuml;l&uuml;r gibi, g&uuml;nahları d&ouml;k&uuml;l&uuml;r.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan hakkıyla korksaydınız, cehilsiz ilme kavuşurdunuz.) </b>[İbni S&uuml;nni]<br />
<br />
<b>(Allah korkusu, her hikmetin başıdır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>Sevgiyi yitirmek korkusu</b><br />
İnsan sevdiği şeylerin elden &ccedil;ıkmasından korkar. Sevdiği kimselerin sevgisini kaybetmekten korkar. Bunun i&ccedil;in Allah&rsquo;ı en &ccedil;ok sevenler, Allah&rsquo;tan en &ccedil;ok korkanlardır. Keza Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı en iyi tanıyanlar da Ondan en &ccedil;ok korkanlardır. Allah&rsquo;tan korkup g&uuml;nahtan sakınan kimselere m&uuml;tteki denir. M&uuml;ttekiler hakkında &ccedil;ok m&uuml;jdeler vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(M&uuml;ttekilerin hepsi hesapsız Cennete girer.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Allah korkusunun sebebi, ilim ve marifettir. İlim ve marifet sahipleri, kendi ayıplarını, g&uuml;nahlarını ve ibadetteki kusurlarını g&ouml;rerek, bunun yanında Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kendisine verdiği sayısız nimetleri d&uuml;ş&uuml;n&uuml;nce, yaptıklarından utanıp, kalbinde korku başlar. Bu kimsenin hali şuna benzer. Bir padişah bir kimseye iltifat ederek sayısız yardım ve ihsanlarda bulunsa, &uuml;stelik sadrazamlık r&uuml;tbesi verse, bu kimse de, padişahın bu iyiliklerine karşılık nank&ouml;rl&uuml;k ve hıyanet etse, bunu da padişahın g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; anlasa, o kimsenin kalbine bir korku ateşi d&uuml;şer.<br />
<br />
Korkunun dereceleri vardır: İnsanın kendisini arzulardan men etmesine <b>iffet</b>,<b> </b>haramlardan men etmesine <b>takva</b>, ş&uuml;phelilerden men etmesine <b>vera </b>denir. Allah&rsquo;a yaklaşmaya mani olan her şeyden men etmesine ise <b>sıdk</b> denir. B&ouml;yle kimselere de <b>sıddık </b>denir.<br />
<br />
Salih bir m&uuml;sl&uuml;man Cehennemden, gaflete d&uuml;ş&uuml;p kalbinin kararacağından, nimetlerin &ccedil;okluğu sebebiyle zevke dalıp ahireti unutacağından, b&uuml;t&uuml;n kusur ve kabahatlerinin ortaya d&ouml;k&uuml;l&uuml;p rezil olacağından korkar.<br />
<br />
En b&uuml;y&uuml;k korku da imansız gitme korkusudur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan celal sıfatı sebebiyle korkmak, g&uuml;nahı sebebiyle korkmaktan daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Sadece g&uuml;nahı sebebi ile korkan kimse, g&uuml;nah işlemeyi bırakınca, (G&uuml;nahları bıraktığıma g&ouml;re, artık Allah&rsquo;tan ni&ccedil;in korkayım) diye d&uuml;ş&uuml;nebilir. Bu bakımdan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan, <b>Celal sıfatı </b>sebebiyle korkmak daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r.<br />
<br />
Cenab-ı Hak, Davud aleyhisselama, <b>(K&uuml;kremiş aslandan nasıl korkuyorsan, benden de &ouml;yle kork) </b>buyurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; aslan, senden korkmaz, &ouml;ld&uuml;rmemek i&ccedil;in bir sebep aramaz. &Ouml;ld&uuml;rmek isteyince de seni bir su&ccedil;undan dolayı &ouml;ld&uuml;rmez. B&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nenin korkmaması m&uuml;mk&uuml;n değildir.<br />
<br />
<b>İmansız &ouml;lmek korkusu</b><br />
Hazret-i Ebud-derda<b> </b>buyuruyor ki:<br />
Hi&ccedil; kimse, &ouml;l&uuml;m zamanında imanının geri alınmayacağından emin olmaz. Sıddıklar k&ouml;t&uuml; akıbetten &ccedil;ok korkarlar. S&uuml;fyan-i Sevriyi ağlarken g&ouml;rd&uuml;ler. (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın affının, senin g&uuml;nahından b&uuml;y&uuml;k olduğunu bilmez misin?) dediler. (İmanla &ouml;leceğimi bilsem, dağlar kadar g&uuml;nahım olsa yine korkmam) buyurdu. M&uuml;rid, g&uuml;nah işlemekten, arif ise k&uuml;fre d&uuml;şmekten korkar.<br />
<br />
İlim ve marifetten korku hasıl olur. Korkudan ise, <b>z&uuml;hd</b>,<b> sabır</b>,<b> tevbe</b>,<b> sıdk</b>,<b> ihlas </b>ve bunlardan da muhabbet hasıl olur. Muhabbet makamı &ccedil;ok &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Marifet, kendini ve Rabbini bilmek demektir. Marifetten aciz olan ise, marifet sahipleri ile sohbet etmeli, gafillerden uzak durmalıdır.<br />
<br />
Allah&rsquo;tan korkan, Onun emir ve yasaklarına riayet eder. Hi&ccedil; kimseye zararı dokunmaz. Kendine edilen k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğe sabreder. Kusurlarına tevbe eder. &Ccedil;alışırken, alışveriş ederken, kimsenin hakkını yemez. İlim ve ahlak sahiplerine saygı g&ouml;sterir. Arkadaşlarını sever ve kendini sevdirir. Kimseyi &ccedil;ekiştirmez, kimseye sert davranmaz. Malı ve mevkiyi herkese iyilik etmek i&ccedil;in ister. Kendini beğenmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın her an g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve bildiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r, hi&ccedil; k&ouml;t&uuml;l&uuml;k etmez. Kısaca, Allah&rsquo;tan korkan, herkese faydalı olur.<br />
<br />
<b>Allah korkusu faydalıdır</b><br />
İbadet yapmamak, g&uuml;nahlardan ka&ccedil;mamak insanın kalbini karartır, zamanla k&uuml;fre sokar. Yani k&acirc;fir olur. Ebedi Cehennemde kalır. G&uuml;nahların hepsi Allah&rsquo;ın emrini yapmamak olduğundan b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Bir hadis-i şerifte,<strong> (&Ccedil;ok az bir g&uuml;nahtan ka&ccedil;ınmak, b&uuml;t&uuml;n cin ve insanların&nbsp;</strong>[n&acirc;file]<strong> ibadetleri toplamından daha iyidir) </strong>buyuruluyor. Her g&uuml;nah, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isyan olduğundan, b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r; fakat bazısı, bazısına g&ouml;re k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. Bir k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;nahı yapmamak b&uuml;t&uuml;n cihanın nafile ibadetlerinden daha sevabdır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; nafile ibadet yapmak farz değildir. G&uuml;nahlardan ka&ccedil;ınmaksa farzdır. <b>(Rıyad-un-nasıhin)</b> Tevbe edilmeyen g&uuml;nahların cezası verilirse, bu cezaya katlanmak &ccedil;ok zordur.<br />
<br />
İnsan, kendi acizliğini d&uuml;ş&uuml;nerek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azabının &ccedil;ok &ccedil;etin ve şiddetli olduğunu iyi bilmelidir.<br />
<br />
Kişi, d&uuml;nyada hi&ccedil;bir şeyine g&uuml;venmemelidir! Ne ilmine, ne ibadetine, ne soyunun y&uuml;ce olmasına, hasılı hi&ccedil;bir faziletine g&uuml;venmemelidir!<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın gazabı g&uuml;nahlar i&ccedil;inde saklıdır. Bir g&uuml;nah y&uuml;z&uuml;nden b&uuml;y&uuml;k azaba maruz bırakabilir. Yıllarca ibadet eden makbul bir kulunu ebediyen Cehenneme koyabilir.<br />
<br />
Y&uuml;z bin yıl ibadet eden <b>İblis</b>,<b> </b>kibrederek, &Acirc;dem aleyhisselama doğru secde etmediği i&ccedil;in, sonsuz olarak lanetlik oldu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, y&uuml;zbin yıllık ibadetini y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;arptı.<br />
<br />
<b>Cezaya maruz kalanlar</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir zelle y&uuml;z&uuml;nden &Acirc;dem aleyhisselamı Cennetten &ccedil;ıkardı. Hazret-i &Acirc;dem yıllarca felaketlere maruz kaldı. [<b>Zelle</b>, doğrular i&ccedil;inde en doğruyu bulamamak demektir. Peygamberler asla g&uuml;nah işlemez.]<br />
<br />
&Acirc;dem aleyhisselamın oğlu <b>Kabil</b>,<b> </b>kardeşi <b>Habil</b>&rsquo;i &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in ebedi Cehennemlik oldu.<br />
<b>Nuh </b>aleyhisselam, ufak bir s&ouml;z y&uuml;z&uuml;nden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sert hitabına maruz kaldı. Utancından kırk yıl, başı eğik gezdi.<br />
<br />
Allah&rsquo;ın dostu <b>İbrahim </b>aleyhisselam da bir zellesi y&uuml;z&uuml;nden uzun m&uuml;ddet ağladı. Cebrail aleyhisselam gelip dedi ki:<br />
<b>- Ni&ccedil;in bu kadar ağlıyorsun? Sen Allah&rsquo;ın dostusun. Hi&ccedil; dost, dostunu cezalandırır mı?</b><br />
İbrahim aleyhisselam ş&ouml;yle cevap verdi:<br />
<b>- Yaptığımı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken dostluk hatırıma gelmiyor.<br />
<br />
Yunus </b>aleyhisselam, zelle sayılacak bir hareketinden dolayı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu deniz altında kırk g&uuml;n balığın karnında hapsetmiştir.<br />
<br />
<b>Davud </b>aleyhisselam da bir zelle y&uuml;z&uuml;nden o kadar ağladı ki, g&ouml;zyaşlarından otlar bitti. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya dua ederken dedi ki:<br />
<b>- Ya Rabbi, g&ouml;zyaşımı g&ouml;r&uuml;yorsun. </b><br />
Cenab-ı Hakkın cevabı ş&ouml;yle oldu:<br />
<b>- Ey Davud, yaptığını unutuyor, g&ouml;zyaşlarını hatırlıyorsun.</b><br />
Davud aleyhisselam, kırk sene daha ağlamıştır.<br />
<br />
Her duası makbul, &acirc;lim ve evliyadan bir zat olan <b>Belam-ı Baura</b>,<b> </b>Musa aleyhisselama beddua ettiği i&ccedil;in k&acirc;fir oldu. Akabinde dili g&ouml;ğs&uuml;ne kadar sarkıp yapıştı. Kur&#39;an-ı kerimde, dilini sarkıtıp soluyan k&ouml;peğe benzetildi. (<b>Araf </b>176)<br />
<br />
&Ccedil;ok zengin olan <b>Karun</b>, zekat vermediği i&ccedil;in malı ile helak oldu.<br />
<br />
O halde, her g&uuml;nahtan ka&ccedil;maya &ccedil;alışmalıdır. G&uuml;nah işleyince de, &uuml;mitsizliğe kapılmamalı, hemen tevbe etmelidir. Peygamber efendimiz, <b>(Ya Rabbi, gazabından rızana, azabından affına, senden sana sığınırım)</b> diye dua ederdi. (Hakim)<br />
<br />
<b>Allah&rsquo;ın rahmeti boldur</b><br />
M&uuml;sl&uuml;man, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinin sonsuzluğunu d&uuml;ş&uuml;nerek, &uuml;mitsiz olmamalı. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın m&uuml;mine olan merhameti, annenin &ccedil;ocuğuna olan merhametinden daha fazladır.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kıyamette buyurur ki:<br />
D&uuml;nyada bir g&uuml;n beni hatırlayıp ananı, benden bir kerecik korkanı, Cehennemden &ccedil;ıkarın!) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min, Allah&rsquo;ın azabının şiddetini bilseydi, Cenneti &uuml;mit etmez, k&acirc;fir de Allah&rsquo;ın rahmetinin sonsuzluğunu bilseydi, Cennetten &uuml;midini kesmezdi.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Kıyamette, </b>[g&uuml;nahı sevabından &ccedil;ok] <b>biri, Cehenneme g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;rken, &ldquo;Ya Rabbi, d&uuml;nyada sana hep h&uuml;sn&uuml; zan ettim, </b>[rahmetinden &uuml;mit kesmemiştim]<b>&rdquo; der. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, &ldquo;Onu bırakın! Kulumu beni zannettiği gibi karşılarım&rdquo; buyurur.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kıyamette, hi&ccedil; kimsenin tahmin edemeyeceği kadar &ccedil;ok kişiyi affeder. Hatta İblis bile affolunacağını umar.) </b>[İbni Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki: Ben Allah&rsquo;ım, benden başka ilah yoktur. Rahmetim, gazabımı ge&ccedil;miştir. Allah&rsquo;tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın, Onun kulu ve resul&uuml; olduğuna şehadet eden, Cennete girer.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(</b>[İhlasla] <b>&ldquo;La ilahe illallah Muhammed&uuml;n Resulullah&rdquo; diyen kimseye Cehennem haramdır.) </b>[Buhari]<br />
<br />
Kadi Yahya bin Eksem<b> </b>vefat edince, r&uuml;yada g&ouml;r&uuml;p halini sordular.<br />
O da, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bana, <b>&ldquo;Ey k&ouml;t&uuml; ihtiyar, şunları ni&ccedil;in yaptın&rdquo; </b>diye beni azarlayınca, beni b&uuml;y&uuml;k bir korku kapladı. Ben de, &ldquo;Ya Rabbi, b&ouml;yle sorguya &ccedil;ekileceğimi bildirmediler&rdquo; dedim. <b>&ldquo;Ne bildirdiler?&rdquo; </b>buyurdu.<br />
Ben de r&acirc;vilerin ismini sayarak, <b>&ldquo;Ben azim&uuml;şşan m&uuml;sl&uuml;man olarak sa&ccedil;ı sakalı ağaran kuluma azap etmekten hay&acirc; ederim&rdquo; </b>buyurduğunu bildirdiler, dedim. <b>&ldquo;Sen ve r&acirc;viler sadıksınız. Ben de seni mağfiret ettim&rdquo; </b>buyurdu) diye cevap verdi.<br />
<br />
Cehennemden iki kişiyi &ccedil;ıkarırlar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Yaptıklarınızın karşılığını g&ouml;rd&uuml;n&uuml;z. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ben zulmetmem) </b>buyurduktan sonra, (Haydi tekrar Cehenneme) denilince, biri &ccedil;ok hızlı y&uuml;r&uuml;r, diğeri ise y&uuml;r&uuml;mez, bekler.<br />
<br />
Her ikisine bunun sebebini sorarlar. Hızlı y&uuml;r&uuml;yen, (Emre uymamanın, s&ouml;z dinlememenin neye mal olduğunu anladım, onun i&ccedil;in, bu emri olsun yerine getireyim diye hızlı y&uuml;r&uuml;yorum) der. Diğeri ise, (Rabbime h&uuml;sn-i zan ettim. Cehennemden &ccedil;ıkarınca, bir daha sokmaz diye &uuml;mit ettim) der. Her ikisini de cenab-ı Hakkın ihsanı ile Cennete g&ouml;t&uuml;r&uuml;rler.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın af ve mağfiretini &uuml;mit eden m&uuml;minleri ve kendisinden korkanları Cehennemden &ccedil;ıkaracağı, bildirilmiştir. Peygamber efendimizin şefaati de, g&uuml;nahı sevabından &ccedil;ok olan m&uuml;minler i&ccedil;indir.<br />
<br />
<b>Hazret-i Ebu Bekir </b>buyurdu ki:<br />
Allah&rsquo;tan korkmanızı, havf ile recayı birleştirmenizi tavsiye ederim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Zekeriyya aleyhisselamı ve ehl-i beytini ş&ouml;yle &ouml;v&uuml;yor:<br />
<b>(Hayır işlerinde yarışır, korku ile &uuml;mit arasında bize dua ederlerdi.) </b>[Enbiya 90]<br />
<br />
<b>Hazret-i &Ouml;mer </b>buyurdu ki:<br />
(Eğer dense ki, Cennete yalnız bir kişi girecek, o kişinin kendin olduğunu &uuml;mit etmelisin! Yine dense ki, Cehenneme yalnız bir kişi girecek, o kimsenin kendin olacağını zannedip korkmalısın.)<br />
<br />
<b>Hazret-i Ali </b>de, (G&uuml;nahlarım &ccedil;ok, Allah beni affetmez) diyerek &uuml;mitsizliğe d&uuml;şen birine buyurdu ki: (&Uuml;mitsiz olma, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmeti senin g&uuml;nahlarından b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Rahmeti gazabını aşmıştır.)<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetini &uuml;mit etmek, kulu Cennete &ccedil;eken ip gibidir. Havf, yani Allah&rsquo;tan korkmak ise, Cehenneme d&uuml;şmemek ve Cennete gitmesi i&ccedil;in vurulan kam&ccedil;ı gibidir.<br />
<br />
Peygamber efendimiz, &ouml;l&uuml;m halindeki bir gence sorar:<br />
<b>- Kendini nasıl buluyorsun?</b><br />
- G&uuml;nahlarımdan korkuyor; fakat Allah&rsquo;tan &uuml;mit kesmiyorum.<br />
<b>- Bu korku ile &uuml;mit, şu &ouml;l&uuml;m anında kimde bulunursa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ona umduğunu verir ve onu korktuğundan emin kılar. </b>(İ. Gazali)<br />
<br />
M&uuml;min daima korku ile &uuml;mit arasında yaşamalıdır. Korkunun fazla olması daha iyidir. B&ouml;ylece k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden ka&ccedil;ıp iyilik etmeye koşar. &Ouml;l&uuml;rken ise &uuml;midi korkusundan fazla olmalıdır.<br />
Ya Rabbi! Bizleri azabından korkan ve rahmetinden &uuml;mit eden kullarından eyle!<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir arkadaş, (Biz b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyanın M&uuml;sl&uuml;man olması i&ccedil;in &ccedil;alışıyoruz) dedi. Ben de (Bu m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;?) dedim. (Tevbe de, Allah&rsquo;tan &uuml;mit kesmek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Sen k&acirc;fir oldun) dedi. Benim &ouml;yle s&ouml;ylememin k&uuml;f&uuml;rle ilgisi var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, k&uuml;f&uuml;rle ilgisi yoktur. Allah&rsquo;tan &uuml;mit kesmenin bu konu ile ilgisi yoktur. Allah&rsquo;ın rahmetinden &uuml;mit kesmek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Yani, beni kesin Cehenneme atar, ben bu g&uuml;nahk&acirc;r halimle asla Cennete giremem demek k&uuml;f&uuml;r olur. Kendini kesin Cehennemlik bilmek k&uuml;f&uuml;r olduğu gibi, kendini garanti Cennetlik bilmek de k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r, yani doğru imana, emir ve yasaklara &ouml;nem verilmez, varlığıyla yokluğu, yapmasıyla yapmaması eşit hale gelir, yani onun i&ccedil;in fark etmez, bu y&uuml;zden k&uuml;fre d&uuml;şer.<br />
<br />
Hazret-i Mehdi geldiği zaman b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya h&acirc;kim olacak ama o ayrı bir konudur.</p>

<p align="left"><strong>İbadet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in yapılır<br />
Sual: İbadetleri yaparken neye dikkat etmeli, korkarak mı yoksa &uuml;mit ederek mi ibadet etmelidir?<br />
Cevap:</strong> İbadet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına kavuşmak i&ccedil;in yapılır. Başkasının muhabbetine, sevgisine, ihsanına kavuşmak i&ccedil;in yapılan ibadet, ona tapınmak olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ihlas ile ibadet etmemiz emir olundu. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın birliğine iman edenden, namazı ve zekatı ihlas ile yapandan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; razı olur)</strong> buyuruldu. Res&ucirc;lullah efendimiz Mu&#39;&acirc;z bin Cebel hazretlerini, Yemene vali olarak g&ouml;nderirken;<br />
<strong>(İbadetlerini ihlas ile yap. İhlas ile yapılan az amel kıyamet g&uuml;n&uuml; sana yetişir)</strong> buyurmuştur. Had&icirc;s-i şeriflerde;<br />
<strong>(İbadetlerini ihlas ile yapanlara m&uuml;jdeler olsun. Bunlar hidayet yıldızlarıdır. Fitnelerin karanlıklarını yok ederler.)</strong></p>

<p align="left"><strong>(D&uuml;nyada haram edilmiş olan şeyler melundur. Ancak Allah i&ccedil;in yapılan şeyler kıymetlidir)</strong> buyuruldu.</p>

<p align="left">D&uuml;nya nimetleri ge&ccedil;icidir. &Ouml;m&uuml;rleri pek kısadır. Bunları ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in dinini vermek ahmaklıktır. İnsanların hepsi acizdir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; dilemedik&ccedil;e, kimse kimseye fayda ve zarar yapamaz. İnsana Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; k&acirc;fidir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmalı, Onun rahmetinden &uuml;midi kesmemelidir. &Uuml;mit, reca, korkudan &ccedil;ok olmalıdır. B&ouml;yle olanın ibadetleri zevkli olur. Gen&ccedil;lerde korkunun daha fazla olması, ihtiyarlarda recanın, &uuml;midin daha fazla olması lazımdır denildi. Hastalarda reca, &uuml;mit fazla olmalıdır. Korkusuz reca ve recasız korku caiz değildir. Birincisi emin olmak, ikincisi &uuml;mitsiz olmaktır. Had&icirc;s-i kudside;<br />
<strong>(Kulumu, beni zan ettiği gibi karşılarım)</strong> buyuruldu. Z&uuml;mer s&ucirc;resinin 53. &acirc;yet-i kerimesinde me&acirc;len;<br />
<strong>(Allah b&uuml;t&uuml;n g&uuml;nahları affeder. O gafurdur, rahimdir) </strong>buyuruldu.</p>

<p align="left">Bunlardan, recanın, &uuml;midin fazla olması lazım geldiği anlaşılmaktadır.</p>

<p align="left"><strong>(Allah korkusundan ağlayan, Cehenneme girmez)</strong> ve</p>

<p><strong>(Benim bildiğimi bilseydiniz, az g&uuml;ler &ccedil;ok ağlardınız)</strong> had&icirc;s-i şerifleri de, havfın, korkunun fazla olması lazım geldiğini g&ouml;stermektedir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>&quot;Azabınla helak etme...&quot;</strong></p>

<p>Az&acirc;b; işlenen g&uuml;nahlar sebebiyle &acirc;hirette &ccedil;ekilecek cez&acirc; demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan ve az&acirc;bından korkmak l&acirc;zımdır. Bir M&uuml;sl&uuml;man, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan utanmazsa ve az&acirc;b yapılacağını d&uuml;ş&uuml;nmezse b&uuml;y&uuml;k g&uuml;n&acirc;h olur. Zira, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın az&acirc;bından korkmamak b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlardandır. T&ucirc;r s&ucirc;resinin 7. &acirc;yet-i kerimesinde me&acirc;len: (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın az&acirc;b yapacağı g&uuml;n elbette gelecektir. Onu kimse &ouml;nleyemez) buyurulmaktadır. Peygamber efendimiz, zaman zaman; (Y&acirc; Rabb&icirc;! Bizi gadabınla &ouml;ld&uuml;rme, az&acirc;bınla hel&acirc;k etme ve bundan &ouml;nce bize &acirc;fiyet ihs&acirc;n eyle) diye dua ederlerdi.</p>

<p>Eb&ucirc; Ali Rodb&acirc;r&icirc; hazretleri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmak aynı zamanda da &uuml;mitli olmak gerektiğini s&ouml;yler ve: &quot;Havf; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın az&acirc;bından korkmak ve rec&acirc;; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinden &uuml;mitli olmak, bir kuşun iki kanadı gibidir. İkisi birden bulunursa, hem kuş, hem de u&ccedil;uş d&uuml;zg&uuml;n ve m&uuml;kemmel olur. Kanatların birisi bulunmazsa, kuş da, u&ccedil;uş da noksan olur. Kanatlarının ikisi de bulunmazsa kuş &ouml;l&uuml;me terk edilmiştir&quot; buyururdu.</p>

<p>Havf ve rec&acirc; arası... M&uuml;&#39;&#39;minin &icirc;m&acirc;nı, havf ve rec&acirc; arasında olmalıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın az&acirc;bından korkmalı, fakat rahmetinden bir an &uuml;mit kesmemelidir. Her g&uuml;n&acirc;hı işlemekten &ccedil;ok sakınmalı, g&uuml;nahı sebebiyle &icirc;m&acirc;nının gitmesinden korkmalıdır. B&uuml;t&uuml;n g&uuml;n&acirc;hları işlemiş olsa bile Rabbimizin affedeceğinden hi&ccedil; &uuml;mit kesmemelidir. Gen&ccedil;likte, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kahrından, az&acirc;bından korkmak, titremek l&acirc;zımdır. İhtiy&acirc;rlıkta affına, merhametine sığınmalıdır.</p>

<p>T&ouml;vbe edilmeyen herhangi bir g&uuml;n&acirc;hdan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; intik&acirc;m alabilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın gadabı, g&uuml;n&acirc;hlar i&ccedil;inde saklıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; pek kuvvetli, herkese g&acirc;lib ve intik&acirc;m alıcıdır. Y&uuml;zbin sene ib&acirc;det eden makb&ucirc;l bir kulunu, bir g&uuml;n&acirc;h i&ccedil;in, sonsuz olarak reddedebilir ve hi&ccedil;bir şeyden &ccedil;ekinmez. Bunu Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;m bildiriyor ve iki y&uuml;z bin sene it&acirc;at eden İbl&icirc;s&#39;&#39;in, kibredip, secde etmediği i&ccedil;in, ebed&icirc; mel&ucirc;n olduğunu, haber veriyor. Yery&uuml;z&uuml;nde hal&icirc;fesi olan, &Acirc;dem aleyhissel&acirc;mın oğlunu, bir adam &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in, ebed&icirc; tardeyledi... M&ucirc;s&acirc; aleyhissel&acirc;m zamanında, Bel&#39;&#39;am bin B&acirc;&ucirc;r&acirc; İsm-i a&#39;&#39;zamı biliyordu. Her du&acirc;sı kab&ucirc;l olurdu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir har&acirc;mına, az bir meylettiği i&ccedil;in, &icirc;m&acirc;nsız gitti. (Onun gibiler k&ouml;pek gibidir) diye dillerde kaldı... K&acirc;r&ucirc;n, M&ucirc;s&acirc; aleyhissel&acirc;mın akrab&acirc;sı idi. M&ucirc;s&acirc; aleyhissel&acirc;m buna hayır du&acirc; edip ve kimy&acirc; ilmi &ouml;ğretip, o kadar zengin olmuştu ki, yalnız haz&icirc;nelerinin anahtarlarını kırk katır taşırdı. Birka&ccedil; kuruş zek&acirc;t vermediği i&ccedil;in, b&uuml;t&uuml;n malı ile birlikte, yer altına sokuldu... Sa&#39;&#39;lebe, sah&acirc;be arasında &ccedil;ok z&acirc;hid idi. &Ccedil;ok ib&acirc;det ederdi. C&acirc;miden &ccedil;ıkmazdı. Bir kerre s&ouml;z&uuml;nde durmadığı i&ccedil;in, sah&acirc;b&icirc;lik şerefine kavuşamadı, &icirc;m&acirc;nsız gitti... Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bunlar gibi dah&acirc; nice kimselerden, bir g&uuml;n&acirc;h sebebi ile, b&ouml;yle intik&acirc;m almıştır. Sure-i İbr&acirc;himin 7. &acirc;yet-i kerimesinde me&acirc;len: (N&icirc;metlerimin kıymetlerini bilir, emrettiğim gibi kullanırsanız, onları artırırım. Kıymetlerini bilmez, bunları beğenmezseniz, elinizden alır, şiddetli az&acirc;b ederim) buyurulmaktadır.</p>

<p>Kıy&acirc;metin dehşetinden!.. Eb&ucirc; Bekr Verr&acirc;k hazretleri, oğlunu mektebe g&ouml;ndermişti. Bir g&uuml;n &ccedil;ocuğun benzinin sararıp bedeninin titrediğini g&ouml;rd&uuml;. Sebebini sorduğunda, oğlu: &quot;Efendim, hocam bana M&uuml;zzemmil s&ucirc;resinin 17. &acirc;yetini &ouml;ğretti. O &acirc;yette cen&acirc;b-ı Hak me&acirc;len; (Eğer siz &quot;d&uuml;ny&acirc;da&quot; k&uuml;frederseniz, &ccedil;ocukları aksa&ccedil;lı ihtiyarlara &ccedil;evirecek olan bir g&uuml;nde &quot;kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml;n&uuml;n şiddet ve az&acirc;bından&quot; kendinizi nasıl koruyabilirsiniz?) buyuruyordu. Bu &acirc;yetin şiddetinden b&ouml;yle oldum&quot; diye cevap verdi. Daha sonra &ccedil;ocuk hastalandı ve bir m&uuml;ddet sonra da vef&acirc;t etti. Babası Eb&ucirc; Bekr Verr&acirc;k hazretleri oğlunun mezarının başında ağlayarak kendi kendine ş&ouml;yle dedi:</p>

<p>&quot;Ey Eb&ucirc; Bekr! &Ccedil;ocuğun bir &acirc;yet işitmekle hastalanıp can verdi. Bunca yıldır Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;m okur hatmedersin, sana bir şey olmuyor. Yoksa kalbin taş mıdır?&quot; Ahmed bin &Acirc;sım Ant&acirc;k&icirc; hazretlerine; &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın beğendiği işlerle meşg&ucirc;l olan kimsenin sakınması gereken nedir?&quot; diye sual edildiğinde:</p>

<p>&quot;Yaptığı s&acirc;lih amelleri g&ouml;z&uuml;nde b&uuml;y&uuml;terek bir hayli ib&acirc;det yaptığını, ib&acirc;det ve t&acirc;at hus&ucirc;sunda durumunun iyi olduğunu d&uuml;ş&uuml;nerek, g&uuml;nahlarını unutmaktan sakınması gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunda, amellerinin onu şımartması ve işlediği g&uuml;nahların az&acirc;bından emin olması vardır. B&ouml;yle bir durum ise tehlikelidir&quot; buyurmuştur.</p>

<p>&#39;&#39;Kimseden bir şey istemem&#39;&#39; Bir g&uuml;n, R&acirc;bia-i Adviyye hazretlerine yemek yapmak istediler, fakat soğan yoktu. Komşudan alalım dediler. O da; &quot;Kırk senedir, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başkasından bir şey istememek &uuml;zere s&ouml;z verdim. Zararı yok soğansız olsun&quot; buyurdu. S&ouml;z&uuml;n&uuml; yeni bitirmişti ki, bir kuş ayaklarındaki soğanları oraya bırakıp gitti. Bunu g&ouml;ren hazret-i R&acirc;bia; &quot;Bu il&acirc;h&icirc; bir imtihandır, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın az&acirc;bından emin değilim, korkuyorum!&quot; deyip, yemek yerine kuru ekmeği yedi. Şak&icirc;k-i Belh&icirc; hazretleri de buyuruyor ki: &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın az&acirc;bından korkmanın al&acirc;meti haramları terk etmektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinden &uuml;midli olmanın al&acirc;meti de &ccedil;ok ib&acirc;det etmektir.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1234]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 07 Jun 2026 00:02:26 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Dünya sevgisi günahların başıdır]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Bir hadis-i şerifte, &quot;D&uuml;nyaya, burada kalacağınız kadar, ahirete de, orada kalacağınız kadar &ccedil;alışınız!&quot; buyuruluyor. Ne kadar b&uuml;y&uuml;k olursa olsun, bir sayının sonsuzun yanındaki değeri sıfır kabul edildiğine g&ouml;re, d&uuml;nya i&ccedil;in hi&ccedil; &ccedil;alışmamak gerekmez mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dinimiz, d&uuml;nyaya da, ahirete de &ccedil;alışmayı emretmektedir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen <b>(D&uuml;nyadan da nasibini unutma!)</b> buyuruluyor. (Kasas 77)<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
<b>(D&uuml;nyanızı ıslaha, d&uuml;zeltmeye &ccedil;alışınız! Yarın &ouml;lecekmiş gibi de ahiret i&ccedil;in amel ediniz!)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Hi&ccedil; &ouml;lmeyecekmiş gibi d&uuml;nya i&ccedil;in, yarın &ouml;lecekmiş gibi de ahiret i&ccedil;in &ccedil;alışınız!)</b> [İbni Asakir]<br />
<br />
<b>(Sizin hayırlınız, ahireti i&ccedil;in d&uuml;nyasını, d&uuml;nyası i&ccedil;in ahiretini terk etmeyen ve insanlara y&uuml;k olmayandır.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(D&uuml;nya malından ayrılınca &uuml;z&uuml;lmek, buna kavuşunca sevinmek ve azgınlık yapmak, insanı Cehenneme g&ouml;t&uuml;r&uuml;r.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(D&uuml;nyayı seven, ahiretine zarar verir. Ahireti seven, d&uuml;nyasına zarar verir. O halde, devamlı olanı, ge&ccedil;ici olana tercih etmelidir.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(İlim, Allah rızası i&ccedil;in değil, d&uuml;nya menfaati i&ccedil;in &ouml;ğrenildiği ve ibadetler, d&uuml;nya menfaatlerine alet edildiği zaman fitneler zuhur edecektir.)</b> [A.Rezzak]<br />
<br />
Kur&#39;an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Mal ve evlat d&uuml;nya hayatının s&uuml;s&uuml;d&uuml;r. Baki olan, salih ameller, Rabbinin katında, mal ve evlatlardan ve d&uuml;nyalıklardan iyidir.) </b>[Kehf 46]<br />
<br />
<b>D&uuml;nya binektir</b><br />
İmam-ı Maverdi hazretleri buyuruyor ki:<br />
D&uuml;nya &ccedil;alışma yeridir. Hadis-i şerifte, <b>(D&uuml;nya ne g&uuml;zel binektir. Ona binin ki, sizi ahirete kavuştursun!) </b>buyuruluyor. D&uuml;nya mutlak manada k&ouml;t&uuml; değildir. Ahiret azığını hazırlayanlar i&ccedil;in servet yurdudur. İbrahim aleyhisselam, <b>(Ya Rabbi ne zamana kadar daha d&uuml;nyayı takip edeceğim) </b>dediği zaman Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyurdu ki:<br />
<b>(Ya İbrahim, b&ouml;yle konuşma! &Ccedil;oluk &ccedil;ocuğunun nafakası i&ccedil;in &ccedil;alışmak d&uuml;nya talebi değil ki ondan şikayet edilsin!) </b>[Edeb-&uuml;d-d&uuml;nya]<br />
<br />
D&uuml;nya bir alet, bir vasıtadır. Bu vasıtayı iyi yolda kullanan kazanır, k&ouml;t&uuml; yolda kullanan kaybeder. Mesela size yeni, g&uuml;zel bir araba veriyorlar. (Bu araba ile, şu kadar zamanda şu karşıdaki k&ouml;pr&uuml;y&uuml; ge&ccedil;erseniz, kurtuluşa ereceksiniz) deniyor. Siz de, arabaya bakıp (Ne kadar da g&uuml;zelmiş) diyerek onu sevmekle meşgul olur, verilen zaman i&ccedil;inde karşıya ge&ccedil;mezseniz, d&uuml;şman gelir, sizi kıskıvrak yakalar, k&ouml;pr&uuml;y&uuml; ge&ccedil;emezsiniz. Bu vasıta, yolcuları sahile &ccedil;ıkaran bir gemi de olabilir. Bu vasıtaya zamanında binip gitmeyen kurtulamaz. Dinimiz bu vasıtayı, k&ouml;t&uuml;lememiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(D&uuml;nya, ahiretin tarlasıdır.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(D&uuml;nya, ahiretin k&ouml;pr&uuml;s&uuml;d&uuml;r.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Allah rızasını kazanmak, ahiret azığını temin etmek i&ccedil;in, d&uuml;nya ne g&uuml;zel yerdir. Allah rızasını kazanmayan, ahiret azığını temin etmeyen i&ccedil;in de, d&uuml;nya ne k&ouml;t&uuml; yerdir. Bir kimse, &quot;Allah d&uuml;nyayı rezil etsin!&quot; derse, d&uuml;nya da ona, &quot;Hangimiz Rabbimize asi oluyorsa, Allah onu rezil etsin!&quot; der.)</b> [Hakim, İbni Lal]<br />
<br />
<b>(D&uuml;nyaya s&ouml;vmeyin; &ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;min i&ccedil;in ne g&uuml;zel bir binektir. Hayra onunla erişilir, şerden onunla kurtulunur.)</b> [Deylemi, İbni Neccar]<br />
<br />
<b>D&uuml;nya sevgisi</b><br />
Dinimiz, bu bineğin sevgisini k&ouml;t&uuml;lemiştir. Yani &quot;Binek ne g&uuml;zelmiş&quot; diyerek, onunla meşgul olup hedefe varmamak k&ouml;t&uuml;lenmiştir. Nitekim hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(D&uuml;nya sevgisi b&uuml;t&uuml;n g&uuml;nahların başıdır.) </b>[Beyheki, İbni Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
Demek ki, bineği sevmekle meşgul olmayıp, binip bir an &ouml;nce saadet diyarına gitmeye &ccedil;alışmalıdır!<br />
<br />
Bizi maksadımıza ulaştıran bineğin iyi, sağlam olması istenir. Onun i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bize verdiği akıl, sağlık, mal gibi nimetleri yerinde kullanmalıdır! Cenab-ı Hak, d&uuml;nya saadetini de istememizi emrediyor. <b>(Ey Rabbimiz, bize d&uuml;nyada da ahirette de iyilik, g&uuml;zellik ver!) </b>diye dua etmemizi istiyor. (Bekara 201)<br />
<br />
Hadis-i kudside de buyuruldu ki:<br />
<b>(Hak te&acirc;l&acirc; buyurdu ki, &quot;Ey d&uuml;nya, bana hizmet edene hizmet&ccedil;i ol! Sana hizmet eden de senin hizmet&ccedil;in olsun.&quot;)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
D&uuml;nyanın faydasız işlerinden uzak durmak, ahirete yarayacak işler yapmak gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(D&uuml;nyaya meyledenin emeli uzun olur, sonunu getiremez, bitmez t&uuml;kenmez ihtiyaca d&uuml;şer; &ouml;yle bir meşgale kaplar ki mihnetinden kendini kurtaramaz.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Ahireti isteyip onun i&ccedil;in &ccedil;alışan, ge&ccedil;im sıkıntısı &ccedil;ekmez, zengin olarak sabahlar, zengin olarak akşamlar. D&uuml;nyayı talep edip onun i&ccedil;in koşan ge&ccedil;im darlığı &ccedil;eker, fakir olarak sabahlar, fakir olarak akşamlar.)</b> [İbni Neccar]<br />
<br />
<b>(Ahiret işi sana kolay gelir, d&uuml;nya işi zor gelirse, bil ki sen iyi h&acirc;l &uuml;zeresin. Ahiret işi zor, d&uuml;nya işi kolay gelirse, bil ki durumun k&ouml;t&uuml;d&uuml;r.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>Haksız kazan&ccedil;</b><br />
Muhammed aleyhisselam Peygamber olarak g&ouml;nderilince, şeytanlar İblisin başında toplanıp &uuml;z&uuml;nt&uuml;lerini bildirdiler. Bunun &uuml;zerine İblis onlara, (Bunlar d&uuml;nyayı sever mi?) dedi. Onlar, evet deyince, (&Ouml;yleyse &uuml;z&uuml;lecek bir şey yok. Onlara haksız kazan&ccedil; sağlatırım. L&uuml;zumsuz masraf yaptırır, l&uuml;zumlu yere de harcatmam. Zaten her k&ouml;t&uuml;l&uuml;k bu &uuml;&ccedil; şeyden meydana gelir) dedi.<br />
<br />
D&uuml;nyalık i&ccedil;in ne kadar &uuml;z&uuml;l&uuml;rsen o nispette ahiret sevgisi kalbden &ccedil;ıkar. Ahiret i&ccedil;in ne kadar &uuml;z&uuml;l&uuml;rsen, o nispette d&uuml;nya sıkıntısı kalbden &ccedil;ıkar. D&uuml;nyada herkes misafirdir. Yanındaki şeyler emanettir. Misafirin gitmekten, emanetin ise geri alınmaktan başka &ccedil;aresi yoktur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(D&uuml;nya m&uuml;mine zindan, k&acirc;fire Cennettir.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
M&uuml;mine d&uuml;nyanın zindan olması, Cennete nispetledir. Cennette M&uuml;minler, g&ouml;zlerin g&ouml;rmediği, kulakların duymadığı, akla ve hayale gelmeyen b&uuml;y&uuml;k nimetlere kavuşacaklardır. Hi&ccedil;bir sıkıntı g&ouml;rmeyeceklerdir. Cennetin sonsuz nimetleri karşısında d&uuml;nya hayatı, m&uuml;minler i&ccedil;in bir zindan, bir Cehennem azabı gibi gelecektir. K&acirc;firler i&ccedil;in Cehennem azabı o kadar şiddetli olacaktır ki, d&uuml;nyadaki en şiddetli işkence bile onlar i&ccedil;in &ccedil;ok hafiftir.<br />
<br />
<b>Nafaka kazanmak</b><br />
<b>Sual: </b>Nafakamı kazanmak i&ccedil;in ticaret yapıyorum. K&acirc;r edince seviniyorum. D&uuml;nya malına sevindiğim i&ccedil;in haram mı işlemiş oluyorum?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Nafakayı kazanmak farzdır, nafakadan fazlasını kazanmak s&uuml;nnettir. K&acirc;r edince sevinmek haram değildir, niyetine g&ouml;re sevab da kazanmış olur. Nefsin arzularını sevmek haramdır. Mesela k&acirc;r edince, (Ben işini bilen adamım) diye kibirlenmek haram olur.<br />
<br />
<b>D&uuml;nya işine &uuml;z&uuml;lmek<br />
Sual:</b> D&uuml;nya işlerimiz, d&uuml;zg&uuml;n gitmediği i&ccedil;in &uuml;z&uuml;lmek g&uuml;nah mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
D&uuml;nya işi, &acirc;hirete yarayan bir iş de olabilir, yaramayan da olabilir. O d&uuml;nya işi, &acirc;hiret i&ccedil;in yapacağımız ibadete mani oluyorsa &uuml;z&uuml;lmek, &acirc;hiret i&ccedil;in olur, d&uuml;nya i&ccedil;in olmaz. Eğer o işin &acirc;hiretimize faydası yoksa, &uuml;z&uuml;lmek yersizdir. <b>İmam-ı Rabbani</b> hazretleri de buyuruyor ki:<br />
D&uuml;nya işlerinin bozuk gitmesinden ve h&acirc;linizi toparlayamadığınızdan hi&ccedil; sıkılmayın! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; d&uuml;nya işleri, &uuml;z&uuml;lmeye değmez. Bu d&uuml;nyada olan her şey ge&ccedil;ecek, yok olacaktır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olduğu şeylerin arkasında koşmak gerekir. G&uuml;&ccedil; olsa da, kolay gelse de, bunları yapmaya &ccedil;alışmalıdır. <b>(1/150)</b></p>

<p><strong>Sual: &Ccedil;oluk, &ccedil;ocuğun ihtiya&ccedil;ları i&ccedil;in &ccedil;alışmak, para, mal kazanmak da d&uuml;nyaya g&ouml;n&uuml;l bağlamak sayılır mı?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İnsanın muhta&ccedil; olduğu şeyleri zaruret miktarı kullanması ve bunları elde etmek i&ccedil;in &ccedil;alışması, d&uuml;nyaya g&ouml;n&uuml;l bağlamak olmaz. İhtiya&ccedil;tan fazla ve faydasız şeyler, d&uuml;nyadır. Bunların da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına uygun olarak elde edilmeleri ve sarf edilmeleri d&uuml;nya olmaz. Riyazet &ccedil;ekmenin ve mubahları zaruret miktarı kullanmanın, b&uuml;y&uuml;k bir faydası da, Kıyamet g&uuml;n&uuml; hesabın kısa ve kolay olmasıdır. Ahiretteki derecelerin y&uuml;kselmesine de sebep olur. D&uuml;nyada ne kadar sıkıntı &ccedil;ekilirse, ahirette o kadar &ccedil;ok rahatlık olacaktır. Peygamberler, bu bakımdan da, riyazat ve m&uuml;cahedat &ccedil;ekmişlerdir. B&uuml;t&uuml;n bunlardan anlaşılıyor ki, riyazet &ccedil;ekmek ve mubahları zaruret olduğu kadar kazanıp kullanmak, ictib&acirc;, se&ccedil;ilmişlerin yolunda şart olmamakla beraber, bunlar iyi ve faydalı şeylerdir. Faydalarının &ccedil;okluğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;nce zaruri ve lazım da diyebiliriz.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Y&uuml;z&uuml; d&uuml;nyaya d&ouml;n&uuml;k olandan uzaklaş!..</strong></p>

<p>İnsanın, d&uuml;nyada rahata, &acirc;hirette de ebedi saadete kavuşabilmesi i&ccedil;in, y&uuml;z&uuml;n&uuml;, g&ouml;nl&uuml;n&uuml; &acirc;hirete &ccedil;evirmesi, y&uuml;z&uuml;, g&ouml;nl&uuml; d&uuml;nyaya y&ouml;nelmiş olanlardan da uzaklaşması lazımdır. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki: &quot;En iyi kimse, kalbi d&uuml;ny&acirc;ya bağlı olmayan ve Allah sevgisi ile &ccedil;arpandır. D&uuml;ny&acirc; muhabbeti, g&uuml;n&acirc;hların başıdır. D&uuml;ny&acirc;yı sevmekten kurtulmak da, ib&acirc;detlerin başıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, d&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olmayı sevmez.</p>

<p>D&uuml;ny&acirc; demek, kalbi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan g&acirc;fil eden, Onu unutturan, kalbe Allah&#39;&#39;tan başkalarını getiren şeyler demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutturan mallar, sebepler, mevkiler, şerefler hep d&uuml;ny&acirc; olur. İşte bu d&uuml;ny&acirc;, insanın c&acirc;n d&uuml;şmanıdır. Bu d&uuml;ny&acirc;nın d&uuml;şk&uuml;nleri, hi&ccedil; toparlanamaz, kendilerine gelemezler. &Acirc;hirette de, pişm&acirc;n olacaklar, &ccedil;ok acılarla karşılaşacaklar. D&uuml;ny&acirc;yı terk etmek demek, kalbin onu sevmemesi, ona d&uuml;şk&uuml;n olmaması, kıymet vermemesi demektir. Ona d&uuml;şk&uuml;n olmamak da, varlığı ile yokluğu m&uuml;s&acirc;v&icirc; olmaktır.</p>

<p>D&uuml;ny&acirc; ile &acirc;hiret zıttır! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevmediği bu d&uuml;ny&acirc;nın arkasında koşmamalıdır! G&ouml;nl&uuml;n&uuml; hep Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya bağlamak serm&acirc;yesini elden ka&ccedil;ırmamalıdır! Ne sattığını ve buna karşılık neyi aldığını d&uuml;ş&uuml;nmelidir! D&uuml;ny&acirc;yı ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in &acirc;hireti vermek ve insanlara yaranmak i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı bırakmak al&ccedil;aklık ve ahmaklıktır. D&uuml;ny&acirc; ile &acirc;hiret birbirinin zıddıdır, tersidir. İkisinin sevgisi bir kalbde toplanamaz.</p>

<p>D&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olanlarla arkadaşlık etmek, onlarla g&ouml;r&uuml;şmek, &ouml;ld&uuml;r&uuml;c&uuml; zehirdir. Bu zehirle &ouml;ld&uuml;r&uuml;len kimse, sonsuz olarak &ouml;l&uuml;r. Bunların yağlı, tatlı yemekleri, kalbin hastalığını arttırır. Onlarla g&ouml;r&uuml;şmekten, arslandan ka&ccedil;ar gibi, hatt&acirc; dah&acirc; &ccedil;ok ka&ccedil;malıdır. Arslan insanın yalnız c&acirc;nını alır. Bu da, &acirc;hirette faydalı olur. D&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olanlarla ber&acirc;ber olmak ise, insanı sonsuz fel&acirc;kete ve zarara s&uuml;r&uuml;kler. Onlarla konuşmaktan, onların lokmalarını yemekten ve onları sevmekten ve onları g&ouml;rmekten sakınmalıdır. Had&icirc;s-i şer&icirc;fte; (Zengine, zenginliği i&ccedil;in al&ccedil;aklık g&ouml;sterenin d&icirc;ninin &uuml;&ccedil;te ikisi gider) buyuruldu. Onlara karşı yapılan bu al&ccedil;almalar ve yaltaklanmalar, onların malları ve mak&acirc;mları i&ccedil;in midir, yoksa değil midir? İyi d&uuml;ş&uuml;nmek l&acirc;zımdır. Malları, mevkileri i&ccedil;in olduğunda hi&ccedil; ş&uuml;phe yoktur. Bunun sonu da, d&icirc;ninin &uuml;&ccedil;te ikisinin gitmesidir. Artık M&uuml;sl&uuml;m&acirc;nlık nerede, kurtuluş nerededir? Onların sohbetinden sakın! Onları g&ouml;rmekten sakın!&quot; Eb&uuml;ss&uuml;&#39;&#39;&ucirc;d Eb&uuml;&#39;&#39;l-Aş&acirc;ir El-B&acirc;zin&icirc; hazretleri buyuruyor ki: &quot;Bir kimse, seni d&uuml;ny&acirc;lık şeylerle anar ve senin yanında onları &ouml;verse, ondan ka&ccedil;ın! Yine bir kimse, Rabbine karşı senin gaflete dalmana sebep olursa, ondan y&uuml;z &ccedil;evir, derhal ayrıl! D&uuml;ny&acirc; sevgisini doğuran her t&uuml;rl&uuml; madd&icirc; d&uuml;ş&uuml;nceyi ve buna benzer meşgaleleri kalbinden s&ouml;k&uuml;p at. Seni, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamaktan alıkoyan her ne olursa olsun, bundan y&uuml;z &ccedil;evir! Kafanda ve kalbinde yer eden l&uuml;z&ucirc;msuz h&acirc;tıralarla oyalanıp durmaktan sakın. B&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;ncelerden keder meydana gelir. &Ccedil;ok kerre kederden de gaflet h&acirc;sıl olur. B&ouml;yle olunca, insanda nefs&acirc;n&icirc; arzular harekete ge&ccedil;er. Bu istek kuvvet bulunca, boş ve faydasız şeylerle uğraşmak arzusu h&acirc;sıl olur. Bu arzular galip gelince, kalp zayıflar ve n&ucirc;ru s&ouml;ner. &Ccedil;ok def&acirc; tam&acirc;men telef olur ve akıl ondan sıyrılıp gider. Artık bundan sonra, sanki kalbin &uuml;zerine bir perde gerilmiş olur.&quot; Abdullah-i Dehlev&icirc; hazretleri; &quot;İsl&acirc;m &acirc;limi, d&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olmaz ve d&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olanlarla birlikte bulunmaz. İsl&acirc;miyetin bildirdiği iyi işleri yapar. &Ccedil;alıştıklarının d&uuml;ny&acirc;daki ve &acirc;hiretteki karşılığını yalnız Allah&#39;&#39;tan bekler. Her işinde takv&acirc;, sabır, kan&acirc;at, tevekk&uuml;l ve rız&acirc; yolunu tutar. Onu g&ouml;renler Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı h&acirc;tırlar. D&uuml;ny&acirc; d&uuml;ş&uuml;nceleri kalbinden ka&ccedil;ar&quot; buyurmuştur.</p>

<p>Bah&acirc;edd&icirc;n-i Buh&acirc;r&icirc; hazretleri anlatır: &quot;Talebeliğimin ilk g&uuml;nlerinde, bir yerde iki kişinin konuşup sohbet ettiğini g&ouml;rsem, gider onlara katılırdım. Onları dinlerdim. Eğer Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan, Res&ucirc;lullah&#39;&#39;tan, Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mden konuşup, hayır olan işlerden bahsederlerse, memnun olur ferahlık duyardım. Boş şeyler konuşanlardan ise, keder ve &uuml;z&uuml;nt&uuml; duyarak uzaklaşırdım.&quot;</p>

<p>Ecel ansızın yakalayıverir!.. Hasan-ı Basr&icirc; hazretleri, &Ouml;mer bin Abd&uuml;laz&icirc;z hazretlerine yazdığı mektupta; &quot;D&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n kimse, mur&acirc;dına kavuşamaz. Bir g&uuml;n olsun rahat nefes alamaz. Her g&uuml;n, ayrı bir d&uuml;ş&uuml;nce, keder getirir. Derken d&uuml;ny&acirc;ya o kadar dalar, &ouml;m&uuml;r biter de ecel bir g&uuml;n onu yakalayıverir. Sonunda, azıksız &acirc;hiret yolculuğuna &ccedil;ıkmak zorunda kalır. İşte b&ouml;yle duruma d&uuml;şmekten sakın&quot; buyurmuştur. Ahmed Siy&acirc;h&icirc; hazretleri de, oğluna nasihat ederek buyuruyor ki: &quot;Ey oğul! D&uuml;ny&acirc;ya sarılmış ona g&ouml;n&uuml;l vermiş olanlarla bulunma. Onlarla sohbet ve ber&acirc;berlik, gam, keder ve &uuml;z&uuml;nt&uuml; getirir. Bu tecr&uuml;be ile s&acirc;bittir.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2500]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 06 Jun 2026 00:36:44 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Övmek ve övünmek]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Haklı olarak birini y&uuml;z&uuml;ne karşı &ouml;vmek uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Haklı olarak da birini y&uuml;z&uuml;ne karşı &ouml;vmek, onun felaketine sebep olabilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sevdiği kimseyi &ouml;vmek, aşırılığa ka&ccedil;ar ve yalan karışabilir. Sevmediği kimseyi &ouml;vmekte ise riya olabilir.<br />
<br />
Bazen bir kimseyi &ouml;vmekle, &ouml;v&uuml;len kimse sevinir, kendini beğenir, insanlar beni &ouml;rnek alsın diye g&ouml;sterişe kapılabilir. Kendini diğer insanlardan &uuml;st&uuml;n g&ouml;rebilir. Halbuki kendini aciz, eksik, g&uuml;nahk&acirc;r g&ouml;ren, kibirlenemez, salih amel işlemeye ve haramlardan daha &ccedil;ok sakınmaya gayret eder. Kendisini başkalarından &uuml;st&uuml;n g&ouml;ren kimse ise, b&uuml;t&uuml;n faziletlerden mahrum kalır. &Ouml;v&uuml;len kimse, kendisinde bir şeyler olduğunu zanneder. Resulullah efendimizin yanında birisini &ouml;vd&uuml;ler. &Ouml;vene, <b>(Onun boynunu kestin, duyarsa iflah olmaz) </b>buyurdu. (Buhari, M&uuml;slim)<br />
<br />
Birini &ouml;vmek, onun kibirlenmesine sebep olabilir. Kibir ve ucub ise, insanı helak eder. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<b>(Din kardeşinden bir ihtiyacını isterken onu &ouml;vmekle s&ouml;ze başlamayın. B&ouml;yle yapan onun belini kırmış olur.) </b>[İbni Lal]<br />
<br />
<b>(Birbirinizi &ouml;vmekten sakının. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;vmek onu boğazlamaktır.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Kişiyi y&uuml;z&uuml;ne karşı &ouml;vmek, onu boğazlamaktır.)</b> [İ. Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
Bizi &ouml;ven bize iyilik etmiş olmaz. Bizi arkadan han&ccedil;erlemiş olur. Onun i&ccedil;in &ouml;venlerin s&ouml;zlerine itibar etmemeli. İki hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Meddahların </b>[herkesi &ouml;venlerin, yağcıların] <b>y&uuml;z&uuml;ne toprak sa&ccedil;ın!) </b>[M&uuml;slim, Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Meddahların ağzına toprak atın.)</b> [İbni Hibban]<br />
(Toprak sa&ccedil;mak, onu aşağı bilmek, s&ouml;zlerine değer vermemektir.)<br />
<br />
İyileri &ouml;vmek uygun olmayınca, f&acirc;sıkları, yani a&ccedil;ıktan g&uuml;nah işleyenleri &ouml;vmek hi&ccedil; uygun olmaz. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(F&acirc;sık &ouml;v&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; gazaplanır.) </b>[İbni Ebidd&uuml;nya, Beyheki]<br />
<br />
Bizi &ouml;venlerin tesiri altında kalmak da uygun değildir. İnsanların &ouml;vmesiyle, yermesini bir kabul edenler makbul insanlardır. Birisini tenkit ettiğiniz zaman &uuml;z&uuml;lm&uuml;yor, haktan ayrılmıyorsa, &ouml;v&uuml;nce de sevinmiyorsa, o kimse salih biridir. Hazret-i &Ouml;mer, kendisini &ouml;ven birine, (Beni de, kendini de helak mı edeceksin) buyurdu. Bir &acirc;lim de, kendini y&uuml;z&uuml;ne karşı &ouml;vene buyurdu ki: (Beni ni&ccedil;in &ouml;v&uuml;yorsun? &Ouml;fkeli iken tecr&uuml;be ettin de beni halim selim mi buldun? Benimle yolculuk ettin de iyi biri olarak mı g&ouml;rd&uuml;n? Bana bir emanet verdin de buna riayet ettim mi? Bilmediğin kimseyi nasıl &ouml;versin?)<br />
&Ouml;v&uuml;lmeyi sevmek felakettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(&Ouml;v&uuml;lmeyi sevmek, insanı k&ouml;r ve sağır eder. Kusurlarını g&ouml;rmez olur. Doğru s&ouml;zleri, verilen nasihati işitmez olur.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Din işlerine, insanların sizi &ouml;vmeleri arzusunu karıştırmaktan sakının. Sonra amelleriniz boşa gider.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Cennetin ebedi nimetlerini isteyen, &ouml;v&uuml;lmekten hoşlanmasın.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
Bir insan i&ccedil;in &ouml;l&uuml;m anı m&uuml;himdir. Yani imanla gitmek m&uuml;himdir. &Ouml;l&uuml;rken imanla gitmeyen kimseyi hayatında &ouml;vmek neye yarar? Kendimizi &ouml;vmek, &ouml;venlere ses &ccedil;ıkarmamak, bilmediğimiz insanları &ouml;vmek uygun olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bize iman gibi b&uuml;y&uuml;k bir nimet ihsan etmiştir. Bununla &ouml;v&uuml;nebiliriz. Ancak son nefese kadar bu imanı muhafaza edip etmeyeceğimiz belli değildir. Bunun i&ccedil;in daima korku i&ccedil;inde yaşamak, haramlardan ka&ccedil;mak, dinimizin b&uuml;t&uuml;n emirlerini yapmak ve Allah&rsquo;ın rahmetinden &uuml;mit kesmemek gerekir.<br />
<br />
<b>İlmin faydasını g&ouml;rmek i&ccedil;in<br />
Sual:</b> İlmi hangi maksatla &ouml;ğrenmeli ki faydasını g&ouml;relim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İlmi, yalnız Allah rızasını kazanmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmek gerekir. Başka maksatlarla &ouml;ğrenmek, caiz değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Kim &acirc;limlere &ouml;v&uuml;nmek, sefihlerle, cahillerle, aklı noksan olanlarla m&uuml;nakaşa etmek, onları susturmak, insanların tevecc&uuml;h&uuml;n&uuml; kazanmak i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenirse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu Cehenneme atar.) </b>[Tirmizi, İbni Mace]<br />
<br />
<b>(&Acirc;limlere &ouml;v&uuml;nmek, sefihlerle m&uuml;cadele etmek maksadıyla ilim tahsil etmeyin! Toplantılarda ilimle &uuml;st&uuml;nl&uuml;k taslamayın! B&ouml;yle yapanın gideceği yer, Cehennemdir Cehennem.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
İlmi yukarıda bildirilen maksatlarla &ouml;ğrenmek caiz olmadığı gibi, Allah rızası i&ccedil;in &ouml;ğrenip de yukarıdaki maksatlarla kullanmak da caiz değildir. İlmi ile &ouml;v&uuml;nmek de Allah rızasına aykırıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Bir kavim &ccedil;ıkar, Kur&#39;an okuyup &quot;Kim bizden daha iyi bilir? Kim, bizden daha fazla fıkıh bilgisine sahiptir?&quot; der. İşte bunlar, Cehennem yakıtıdır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Vallahi bir zaman gelecek, insanlar Kur&#39;anı &ouml;ğrenecek ve okuyacaklar. Sonra, &quot;Biz okuduk, &ouml;ğrendik. Bizden hayırlı daha kim var?&quot; diyecekler. İşte onlar Cehennem odunudur.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Bu hadis-i şerifler, ilmi ile &ouml;v&uuml;nmenin caiz olmadığını g&ouml;stermektedir. İlmi ile &ouml;v&uuml;nen kimselerle tartışmak asla uygun değildir.<br />
<br />
<b>Afetlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;</b><br />
İlmi ile kibirlenmek, afetlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r. Hastalıkların en ağırı ve tedaviyi en zor kabul edeni ilmi ile kibirlenmektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Acirc;limin afeti, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;rmesidir.)</b> [İ. Gazali]<br />
<br />
Bir şeyler bilen kimse, kendini b&uuml;y&uuml;k, bunları bilmeyenleri de hakir, aşağı g&ouml;r&uuml;r. Onlardan her zaman saygı, hizmet bekler. Başkalarını aşağı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in, onların halinden endişeye d&uuml;şer. B&ouml;yle kimseler ilmi arttık&ccedil;a, daha &ccedil;ok tehlikeye d&uuml;şer. Fakat tevazu ehlinin ilmi artarsa, tevazuu da artar. <b>(Allah&rsquo;tan ancak &acirc;limler korkar)</b> &acirc;yet-i kerimesi, tevazu ehli &acirc;limleri bildirmektedir.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Kıyamette en şiddetli azap, ilmi kendine fayda vermeyen din adamınadır.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Cehennemde azap &ccedil;ekenlerden bazılarının yaydıkları k&ouml;t&uuml; kokular, diğerlerine ateşten daha fazla azap verir. &quot;Sen ne g&uuml;nah işledin ki, &ouml;yle pis koku &ccedil;ıkarıyorsun?&quot; diye sorulunca, &quot;Ben din adamı idim. Bildiklerimi yapmazdım&quot;der.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
Kendinden aşağı olanlara, f&acirc;sıklara ve facirlere karşı da kibirli olmamalıdır. Bir &acirc;lim, cahili g&ouml;r&uuml;nce, (Bu, bilmediği i&ccedil;in g&uuml;nah işliyor. Ben ise bilerek g&uuml;nah işliyorum) demelidir. Bir &acirc;limi g&ouml;r&uuml;nce, (Bu benden daha &ccedil;ok biliyor ve ilim ve ihlas ile amel ediyor. Ben b&ouml;yle değilim) demelidir. Kendinden yaşlısını g&ouml;r&uuml;nce, (Bu benden daha &ccedil;ok ibadet etmiştir) demelidir. Gen&ccedil;leri g&ouml;r&uuml;nce (Bunların g&uuml;nahı az, benim g&uuml;nahlarım &ccedil;ok) demelidir. Kendi yaşındakini g&ouml;r&uuml;nce, (Ben kendi g&uuml;nahlarımı biliyorum, onun ne yaptığını bilmiyorum) demelidir. Bir bid&#39;at sahibini veya gayrim&uuml;slimi g&ouml;r&uuml;nce, (İnsanın h&acirc;li son nefeste belli olur. Bu belki hidayete kavuşabilir. Acaba benim h&acirc;lim ne olacak?) demeli, bunlara kibretmemelidir.<br />
<br />
İnsanın kendi g&uuml;nahlarını unutmaması ve son nefesinin nasıl olacağını d&uuml;ş&uuml;nmesi gerekir. Ahirette kimin kimden &uuml;st&uuml;n olacağı, d&uuml;nyada kesin olarak bilinemez. Nice din adamı, k&acirc;fir olarak can vermiştir. Nice k&acirc;firlere de iman ile can vermek nasip olmuştur. O halde, hi&ccedil; kimseye Cehennemlik, kendine de Cennetlik dememelidir.<br />
<br />
F&acirc;sık ve bid&#39;at sahiplerine buğzederken kibirden sakınmalıdır. Bu da kızmayı kendi i&ccedil;in değil, bunu emreden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in yapmakla ve kızarken kendini selamette, karşısındakini helakte g&ouml;rmemekle olur. Mesela; bir kimse, &ccedil;ocuğunu, hizmet&ccedil;isi ile bir yere g&ouml;nderirken, &ccedil;ocuk kabahat işlerse, darılmasını, hatta d&ouml;vmesini emreder. Bu da, &ccedil;ocuk kabahat yapınca, onu d&ouml;ver. Fakat d&ouml;verken, babasının yanında kendinin &ccedil;ocuktan daha kıymetli olmadığını da bilmektedir. Ona kibredemez. M&uuml;minin k&acirc;firi sevmemesi, buna benzemektedir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; m&uuml;minlerin kendilerinin değil, imanlarının &uuml;st&uuml;n olduğunu bildirdi. İman kimde bulunursa, o &uuml;st&uuml;n olur. Sonsuz &uuml;st&uuml;nl&uuml;k ise, son nefeste belli olur.<br />
<br />
<b>Nimetlerle &ouml;v&uuml;nmek<br />
Sual:</b> Allah&rsquo;ın verdiği nimetleri, başkalarına bildirerek &ouml;v&uuml;nmek uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği nimetleri bildirmek, bunlara ş&uuml;kretmek olur.)</b> [Beyheki]<br />
&Ouml;v&uuml;nmek haramdır. Kendindeki iyilikleri, nimetleri, kendinden bilirse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiğini d&uuml;ş&uuml;nmezse, &ouml;v&uuml;nmek olur. Yani (Tezkiye-i nefs)<b> </b>olur. Bu nimetlerini Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan geldiğini bilir, kendinin kusurlu olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rse, (Ş&uuml;k&uuml;r)<b> </b>olur.<br />
<br />
<b>Babası ile &ouml;v&uuml;nmek<br />
Sual:</b> Kendi yaşayışları uygun olmayan kimselerin babaları ile ve dedeleri ile &ouml;v&uuml;nmeleri uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Babaları ile, dedeleri ile &ouml;v&uuml;nmek ve tekebb&uuml;r etmek, cahillik ve ahmaklıktır. <b>Kabil</b>,<b> </b>&Acirc;dem aleyhisselamın oğlu idi. <b>Yam </b>da, Nuh aleyhisselamın oğlu idi. Babalarının Peygamber olması, bunları k&uuml;f&uuml;rden kurtarmadı. İnsanın &ouml;v&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; dedeleri, bir avu&ccedil; toprak oldu. Onların salih olmaları ile &ouml;v&uuml;nmemeli, onlar gibi salih olmaya, onların yolunda bulunmaya &ccedil;alışmalıdır!<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Atalarınız ile &ouml;v&uuml;nmeyi terk edin.) </b>[Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(Bir kimsenin kendi k&ouml;t&uuml; ise, ahirette nesebinin</b> [soy-sopunun] <b>&uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; ona fayda vermez.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Bir g&uuml;n iki kişi birbirine &uuml;st&uuml;nl&uuml;k taslayarak biri, &quot;Ben falancanın oğlu filanım. Ya sen kimsin?&quot; dedi. Bunun &uuml;zerine Peygamber efendimiz aleyhisselam buyurdu ki:<br />
<b>(Hazret-i Musa&rsquo;nın yanında iki kişi birbirine karşı &ouml;v&uuml;nmeye başladı. Biri ecdadını 9 g&ouml;bek geriye doğru saydı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Hazret-i Musa&rsquo;ya, </b>&quot;<b>Ona s&ouml;yle, iftihar ettiği 9 kişi Cehennemdedir. Kendi de onuncusudur&quot; diye vahyetmiştir.) </b>[İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>İltifat değil ger&ccedil;ek<br />
Sual:</b> Bir arkadaş, diğer arkadaşı takdir edip &ouml;v&uuml;nce, &ouml;v&uuml;len arkadaş, &ouml;vene <b>(iltifatınıza teşekk&uuml;r ederim)</b> diyor. Diğeri ise ben iltifat yapmadım ger&ccedil;eği s&ouml;yledim diyor. İltifat ger&ccedil;ek değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İltifat; ilgilenmek, saygı g&ouml;stermek, birinin hatırını sormak, nazik ve yumuşak davranmak, tevecc&uuml;h g&ouml;stermek, g&ouml;nl&uuml;n&uuml; hoş etmek gibi anlamlara gelir.<br />
<br />
Bilhassa dini bilgilerden uzak kimseler arasında iltifat, yalandan takdir etme anlamında kullanılıyor. Takdir etmenin ger&ccedil;eği de olur, yalanı da olur. Ama m&uuml;sl&uuml;man takdir ederken doğru s&ouml;yler. Yani M&uuml;sl&uuml;manın takdiri ger&ccedil;ektir. Bu bakımdan iltifat değil ger&ccedil;ektir s&ouml;z&uuml; k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;ze uygun değildir. Yabancılardan ge&ccedil;miştir.</p>

<p><strong>Sual: Beş vakit namazını kılan bir kimsenin, sadece cuma namazlarına gidenleri &ouml;l&ccedil;&uuml; alarak, ben onlara g&ouml;re daha iyiyim demesi dinen uygun olur mu?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Peygamber efendimiz, konu ile alakalı bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar ki:<br />
<strong>(O kimseye bakma ki, dinde senden aşağıdır, zira kendini beğenip, helak olursun. Dinde senden yukarısına bak ki, senden hayırlıdır. Malı &ccedil;ok olana bakma ki, Allahın kısmetine gadab edersin. Şu kimseye bak ki, yiyeceğini zahmet &ccedil;ekerek alın teri ile hazırlar, o zaman da, Hak te&acirc;l&acirc;nın sana verdiği nimete ş&uuml;kredersin.)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>&Ouml;vmek ve &ouml;v&uuml;lmeyi sevmek...</strong></p>

<p>&Ouml;v&uuml;lmeyi sevmek, kalb hastalıklarından yani k&ouml;t&uuml; huylardan birisidir. &Ouml;v&uuml;lmeyi sevmenin sebebi, insanın kendini beğenmesi, y&uuml;ksek, iyi sanmasından ileri gelmektedir. Medhedilmek, b&ouml;yle kimselere tatlı gelir. Bu sebeple bu halin, bir &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, bir iyilik olmadığını, velev ki &ouml;yle olsa bile, bunun ge&ccedil;ici olduğunu, kalıcı olmadığını d&uuml;ş&uuml;nmek ve bu huydan kurtulmanın yollarını aramak lazımdır.</p>

<p>Dinimizde &ouml;vmek de, bir başkasını k&ouml;t&uuml;lemek gibi yasak edilmiştir. Zira herhangi bir kimseyi k&ouml;t&uuml;lerken, gıybet, su-i zan ve o kimsenin gizli hallerini a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarmak gibi benzeri g&uuml;nahlar işlenmektedir. Herhangi bir kimseyi &ouml;verken de benzer g&uuml;nahlara girilmektedir. Mesela bir başkasını &ouml;ven kimse, s&ouml;zlerine yalan karıştırabilir ve b&ouml;ylece de yalan s&ouml;yleme g&uuml;nahına girebilir. Bunun i&ccedil;in Halid bin Ma&#39;&#39;den hazretleri: &quot;Herhangi bir şahsı, onda olmayan vasıflarla &ouml;ven kimse, kıyamet g&uuml;n&uuml; dili peltek olarak mahşer yerine gelir.&quot; buyurmuşlardır.</p>

<p>Ayrıca herhangi bir kimseyi &ouml;verken, karşısındaki şahsa yaranmak i&ccedil;in riyaya ka&ccedil;ılabilir. Bazan &ouml;yle durumlar olur ki, bir kimse, karşısındakini &ouml;verken, s&ouml;ylediği s&ouml;zlere kendisi de inanmaz. Fakat o şahsa yaranmak i&ccedil;in bunları s&ouml;ylemektedir. Bu şekilde konuşmak, s&ouml;ylemek ise, hem yalan, hem de riya olur. B&ouml;yle s&ouml;zleri s&ouml;yleyen de, bunları dinleyen de g&uuml;naha girmektedir.</p>

<p>&quot;Yazıklar olsun sana!&quot; Bir kimse, herhangi bir şahsı &ouml;verken, o şahsın bilinmeyen ve bilinmesine de imkan olmayan y&ouml;nlerini &ouml;vebilir. B&ouml;yle &ouml;vmek de, tamamen yalan ve riya olur. Peygamber efendimizin huzurunda, orada bulunmayan bir kimse &ouml;v&uuml;lm&uuml;şt&uuml;. &Ouml;ven şahsa karşı Resulullah efendimiz: (Yazıklar olsun sana! O kişinin boynunu kopardın. Eğer senin bu s&ouml;ylediklerini o kimse duysaydı iflah olmazdı.) buyurduktan sonra: (Muhakkak bir kimseyi methetmeniz gerekiyorsa, falan kimseyi b&ouml;yle zannediyoruz. Allah&uuml; tealaya karşı hi&ccedil; kimseyi temize &ccedil;ıkaracak değiliz. Herkesin murakıbı, g&ouml;zetleyicisi Allah&uuml; tealadır. Eğer o kimse Allah&uuml; teala indinde de b&ouml;yle ise iyidir dersiniz) buyurmuşlardır. Herhangi bir kimsenin iyi olduğu kesin olarak bilinmedik&ccedil;e veya o şahısta c&ouml;mertlik, yardımseverlik gibi hasletlerin mevcudiyeti yakinen g&ouml;r&uuml;lmedik&ccedil;e, o kimse i&ccedil;in c&ouml;merttir, iyidir, yardımseverdir gibi methedici s&ouml;zleri s&ouml;ylemek uygun olmaz. Hele bir kimsenin g&ouml;z&uuml;m&uuml;zle g&ouml;rmediğimiz, yakinen bilmediğimiz huyları hakkında &ccedil;ok g&uuml;zeldir, iyidir gibi methedici s&ouml;zleri s&ouml;ylememiz ise, hi&ccedil; uygun olmaz. Nitekim hazret-i &Ouml;mer, bir kimsenin başka birisini &ouml;vd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;nce, o kimseye; - Sen &ouml;vd&uuml;ğ&uuml;n o şahısla bir yolculuk yaptın mı? diye sorar. O şahıs: - Hayır yapmadım diye cevap verince hazret-i &Ouml;mer: - Peki &ouml;vd&uuml;ğ&uuml;n o şahısla bir alışveriş veya ticari bir ortaklık yaptın mı? diye tekrar sorar. O şahıs da: - Hayır yapmadım diye cevap verir. Hazret-i &Ouml;mer: - Peki &ouml;vd&uuml;ğ&uuml;n o şahısla, sabah-akşam bir arada bulundun mu, komşuluk yaptın mı? diye sorar. O şahıs da. -Hayır b&ouml;yle bir durumumuz hi&ccedil; olmadı cevabını verir. Bunun &uuml;zerine hazret-i &Ouml;mer: - Vallahi sen, &ouml;vd&uuml;ğ&uuml;n o şahıs hakkında hi&ccedil;bir şey bilmiyorsun. Bu halde iken nasıl olur da onun hakkında b&ouml;yle &ouml;v&uuml;c&uuml; s&ouml;zler s&ouml;ylersin! buyurmuşlardır. Eb&uuml;&#39;&#39;l-Abb&acirc;s-ı M&uuml;rs&icirc; hazretleri anlatır: &quot;Bir gece r&uuml;y&acirc;mda hazret-i &Ouml;mer&#39;&#39;i g&ouml;rd&uuml;m. &#39;&#39;Ey m&uuml;minlerin em&icirc;ri! D&uuml;ny&acirc; sevgisinin al&acirc;meti nedir?&#39;&#39; diye sual ettiğimde: &#39;&#39;K&ouml;t&uuml;lenme korkusu ve &ouml;v&uuml;lmeyi sevmektir&#39;&#39; cevabını verdiler. D&uuml;ny&acirc;yı sevmenin al&acirc;meti bunlar olunca, z&uuml;hd&uuml;n yani d&uuml;ny&acirc;yı terk etmenin al&acirc;meti, doğru yolda bulunmakta k&ouml;t&uuml;lenmekten korkmamak ve &ouml;v&uuml;lmeyi sevmemektir.&quot; Bir insan, başkalarını &ouml;vme hastalığına yakalanmışsa, bunun sonu gelmez. Bu kimse, menfaati gereği fasık ve zalimleri de &ouml;vebilir. Halbuki bunların &ouml;v&uuml;lmesi, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. Nitekim hadis-i şerifte: (Fasık, k&ouml;t&uuml; bir kimse &ouml;v&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman, Allah gadap eder) buyurulmuştur. Hasan-ı Basri hazretleri de: &quot;Zalim bir kimseye, uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; olması i&ccedil;in dua eden bir kimse, yery&uuml;z&uuml;nde Allaha isyan edilmesini seviyor demektir.&quot; buyurmuşlardır.</p>

<p>&Ouml;v&uuml;len i&ccedil;in de tehlikeler var! &Ouml;ven kimse a&ccedil;ısından b&ouml;yle tehlikeler olduğu gibi, &ouml;v&uuml;len kimse i&ccedil;in de bir&ccedil;ok tehlikeler vardır. Her şeyden &ouml;nce, insanlar tarafından &ouml;v&uuml;len kimsede, gurur, kibir ve ucub gibi hastalıklar meydana gelir. Kibir ve ucup ise, tedavisi &ccedil;ok zor bir hastalıktır. Peygamber efendimiz:</p>

<p>(Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse Cennete girmeyecektir) buyurmuşlardır. &Ouml;lmek &uuml;zere yaratılan bir insanın, ge&ccedil;mişi, g&uuml;zelliği, yakışıklılığı, gen&ccedil;liği, mal ve mevki sahibi olması ile &ouml;v&uuml;nmesi, cahilliktir. Bunlarla &ouml;v&uuml;nmek, olgun bir insana ve hele bir M&uuml;sl&uuml;mana hi&ccedil; yakışmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, insanın kendinde bulunan &uuml;st&uuml;nl&uuml;kler değildir. Vehb bin M&uuml;nebbih hazretleri buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;İnsanın dini i&ccedil;in en faydalı ahl&acirc;k, d&uuml;ny&acirc;ya rağbet etmemesi, en k&ouml;t&uuml;s&uuml; de, nefsinin arzu ve isteklerine uymasıdır. Nefse uymanın al&acirc;meti; malı, mak&acirc;mı ve herkes yanında medhedilmeyi sevmektir. Malı ve r&uuml;tbeyi seven kimse, har&acirc;mlara d&uuml;şer. Har&acirc;mları yapan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı gazablandırır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı gazablandıran kimse ise, hel&acirc;k olur.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1278]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 23:51:12 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Medeni]]></title>
<description><![CDATA[<p>G&uuml;zel ahlak sahibi olan ve zamanının fen bilgilerinde y&uuml;kselmiş olan m&uuml;sl&uuml;mana medeni denir. Fende ilerlemiş, fakat ahlakı bozuk olana zalim, yobaz, eşkıya ve diktat&ouml;r denir. Fen ve sanatta geri ve ahlakı bozuk olana vahşi denir. Medeniyet, şehirler yapmak ve insanlara hizmettir. Bu da, fen ile sanat ve g&uuml;zel ahlak ile olur. Kısacası, fen ve sanatın g&uuml;zel ahlak ile birlikte olmasına Medeniyet denir.<br />
<br />
Medeni insan, fen ve sanatı insanların hizmetinde kullanır. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, hakiki m&uuml;sl&uuml;man, ilerici; dinsiz ise gerici, şaki ve zavallı bir kimsedir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Batılılar, M&uuml;sl&uuml;manları gayri medeni olarak tanıtmaya &ccedil;alışmışlardır h&acirc;lbuki İslamiyet medeniyetin kendisi değil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda Bayan Georgina Max M&uuml;ller&#39;in 1897&#39;de yayınlanmış &quot;Letters from Constantinople=İstanbuldan Mektuplar&quot; eserinde ş&ouml;yle yazmaktadır:</p>

<p>&ldquo;Mektepte okurken, bize M&uuml;sl&uuml;manların vahşi, hele T&uuml;rklerin b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n gaddar olduğu &ouml;ğretilmişti. Onun i&ccedil;in, Dışişleri Bakanlığında memur olan oğlumun İstanbul&#39;a tayin edildiği haberini alınca, &ccedil;ok korktum ve &uuml;z&uuml;ld&uuml;m. Oğlum İstanbul&#39;a gidince, kocam Prof. M&uuml;ller&#39;le birlikte, onu ziyarete karar verdik. Kocam tarihi hadiseler &uuml;zerinde araştırmalar yapan meşhur bir kimse idi. O, benim kadar T&uuml;rklerden korkmuyordu ve bu tarihi yerlerde bazı araştırmalar yapmak istiyordu.</p>

<p>Nihayet, İstanbul&#39;a geldik. İstanbul&#39;un latif manzarası, &uuml;zerimizde &ccedil;ok hoş bir tesir yaptı. Fakat, asıl bizi şaşırtan, kendileri ile temas ettiğimiz M&uuml;sl&uuml;manlar oldu. Bunlar son derece nazik, son derece kibar, son derece medeni insanlardı.</p>

<p>İstanbul&#39;un kalabalık sokaklarından ge&ccedil;erken, bir cami ziyaret ederken, Bizans eserlerini gezerken, herhangi bir korku veya tehlike d&uuml;ş&uuml;ncesi aklımızdan ge&ccedil;medi. B&uuml;t&uuml;n tesad&uuml;f ettiklerimiz, bize son derecede dost davrandılar. Başka bir dinden olmamız, onların &uuml;zerinde fena bir tesir yapmadı.</p>

<p>Onlar, diğer dinlere de kendi dinleri kadar h&uuml;rmet ediyorlardı. Bunları g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e, bize yanlış bilgi ve terbiye verenlere ne kadar kızıyordum. Bize &ouml;ğretildiğinin tam aksine, onlar İsa aleyhissel&acirc;mdan nefret etmiyorlar, Ona da, Peygamber olarak inanıyorlardı. Bizim ayinlerimize m&uuml;dahale etmiyor, ibadetlerimizle alay etmiyorlardı. Bize, bir insan olarak h&uuml;rmet ediyorlar, bizim, M&uuml;sl&uuml;manları şeytana uymuş olarak g&ouml;rmemize mukabil, onlar dinimize karşı, en ufak bir fena kelime kullanmıyorlardı.</p>

<p>Bize &ouml;ğretilen &#39;M&uuml;sl&uuml;manlık ile medeniyet cem olamaz, birleşmez&#39; lafı, k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir hakikat &ccedil;ekirdeğinin &ccedil;ok şişirilmesiden olsa gerek. Bu hakikat &ccedil;ekirdeği, M&uuml;sl&uuml;manların kendi &acirc;det ve &ouml;rflerine &ccedil;ok sadık olmaları ve onun i&ccedil;in Batılıların medeniyet zannettikleri bazı k&ouml;t&uuml; &acirc;detleri, kendi İslam &ouml;rf ve &acirc;detlerine uymadığı i&ccedil;in, kabul etmemeleridir. H&acirc;lbuki dikkatle d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lecek olursa, bunların hakiki medeniyet ile hi&ccedil;bir alakaları yoktur.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>İsl&acirc;miyete uyan, zulmedemez!..</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanları zayıf ve muhta&ccedil; olarak yaratmıştır. İnsanlar, giyecek, yiyecek, barınacak, d&uuml;şmandan korunmak gibi ve dah&acirc; nice şeylere muhta&ccedil;tırlar. Bir kimse, kendi ihtiya&ccedil;larını yalnız olarak h&acirc;zırlayamaz. Zaten buna &ouml;mr&uuml; de yetmez. İnsanların ortaklaşa &ccedil;alışmaları, birlikte yaşamaları l&acirc;zımdır. Bir insan, yaptığı herhangi bir &acirc;leti, bir başkasına verir ve ondan da, kendine l&acirc;zım olan başka bir şeyi alır. Bu ortaklık ihtiy&acirc;cına, &quot;İnsan meden&icirc; olarak yaratılmıştır&quot; denir.</p>

<p>Meden&icirc;, yani birlikte yaşayabilmek i&ccedil;in, ad&acirc;let l&acirc;zımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; herkes muhta&ccedil; olduğu şeye kavuşmak ister. Bu arz&ucirc;ya, Şehvet denir. Herhangi bir kimse, arz&ucirc; ettiği şeyi başkası alırsa, alana kızar. Aralarında &ccedil;ekişme, zul&uuml;m, işkence başlar. Topluluk par&ccedil;alanır. Toplulukta, ad&acirc;leti sağlamak i&ccedil;in, belli kuralların, kan&ucirc;nların olması lazımdır. Bu kuralların da, &acirc;dil olarak bildirilmesi l&acirc;zımdır. Bunun i&ccedil;in bunları, insanların &uuml;st&uuml;nde bir &acirc;dil varlığın bildirmesi l&acirc;zımdır. Bunun tekl&icirc;flerine uyulması i&ccedil;in, g&uuml;&ccedil;l&uuml; kuvvetli olması ve tekl&icirc;flerin ondan geldiğinin anlaşılması l&acirc;zımdır. Bunu anlatan, inandıran da, mucizelerle kuvvetlendirilen Peygamberlerdir. Peygamberler, her şeyin sahibi, yaratanı, hayat vereni olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın el&ccedil;ileridir. Bu el&ccedil;iler vasıtası ile cen&acirc;b-ı Hak, insanların toplu olarak yaşarken uymaları gereken kuralları, kaideleri, insanlara bildirmektedir. Bu kurallara, kaidelere din denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın en son g&ouml;nderdiği din ise, İsl&acirc;miyyettir.</p>

<p>Zevklerine d&uuml;şk&uuml;n olanlar! Kendi zevklerine, şehvetlerine d&uuml;şk&uuml;n olanlar ve kendilerini başkalarından &uuml;st&uuml;n g&ouml;renler, İsl&acirc;miyyetin h&uuml;k&uuml;mlerini beğenmezler. Bu h&uuml;k&uuml;mlere uymak istemezler. Başkalarının haklarına saldırır, g&uuml;n&acirc;h işlerler. İsl&acirc;miyyete uyana sev&acirc;b, uymayana az&acirc;b olacağı bildirilince, d&uuml;zen kuvvetli olur. Bunun i&ccedil;in, h&uuml;k&uuml;mleri koyanın, cez&acirc;yı verecek olanın tanınması l&acirc;zımdır. Bunun i&ccedil;in de, ib&acirc;det yapılması emrolundu. Her g&uuml;n ib&acirc;det yaparak, O h&acirc;tırlanır. İb&acirc;det, Onun varlığını, Peygamberini, &acirc;hiretteki nimetleri ve az&acirc;bları tasd&icirc;k etmekle, inanmakla başlar. Bunlara inanmakla ve ib&acirc;detleri yapmakla, &uuml;&ccedil; şey h&acirc;sıl olur: Birincisi, insan, şehvetine uymaktan kurtulur. Kalb, r&ucirc;h temizlenir. Gazab edilmez, yan&icirc; &ouml;fkelenilmez. Şehvet ve gazab, yaratanı h&acirc;tırlamaya m&acirc;ni olur.</p>

<p>İkincisi, insanda, maddeler &uuml;zerinde yapılan tecr&uuml;beler ve his organları ile h&acirc;sıl olan bilgilerle ilgisi olmayan başka bilgiler, zevkler h&acirc;sıl olur.</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;, iyilere nimetler, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapanlara az&acirc;b yapılacağı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;nce, insanlar arasında ad&acirc;let h&acirc;sıl olur.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tanıyan, Ona im&acirc;n eden, Onun Peygamberini ve o Peygamber vasıtası ile g&ouml;nderdiklerini de kabul eder. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini yapıp, yasak ettiklerinden sakınan da, kimseye zulmedemez, işkence yapamaz, kimsenin hakkını gasbedemez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Peygamber efendimiz, bir M&uuml;sl&uuml;manın nasıl olması gerektiğini; (En kıymetli amel, elinden ve dilinden kimsenin incinmemesidir) buyurarak bildirmişlerdir. Temel fıkıh kitaplarından D&uuml;rr-&uuml;l-muht&acirc;rda; &quot;Gayr-i m&uuml;slim vatandaşa zulmetmek, m&uuml;sl&uuml;m&acirc;na zulmetmekten dah&acirc; fen&acirc;dır. Hayvana zul&uuml;m, işkence etmek, gayr-i m&uuml;slime zulmetmekten dah&acirc; fen&acirc;dır&quot; denmektedir. Peygamber efendimiz; (Şerrinden, zararından em&icirc;n olunmayan kimsenin, d&icirc;ni, nam&acirc;zları, zek&acirc;tları, kendisine fayda vermez) buyurmuşlardır. Bunları bilen ve yaptıklarının hesabını ahirette vereceğine inanan bir M&uuml;sl&uuml;man, zulmedemez, haksızlık yapamaz, yalan s&ouml;yleyemez, insanları aldatamaz, hi&ccedil;bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;k d&uuml;ş&uuml;nemez ve yapamaz. Zira Zilz&acirc;l s&ucirc;resinin 7. ve 8. &acirc;yet-i ker&icirc;melerinde me&acirc;len; (Zerre kadar iyilik yapan, onun m&uuml;k&acirc;f&acirc;tına, zerre kadar k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapan da, onun karşılığına kavuşur) buyurulmaktadır.</p>

<p>İnsan iki şeyden ib&acirc;rettir! R&uuml;knedd&icirc;n Eb&uuml;&#39;&#39;l-Feth hazretleri, bir talebesine yazdığı mektupta buyuruyor ki: &quot;Kesin olarak bilmelidir ki, insan iki şeyden ib&acirc;rettir; s&ucirc;ret ve sıfat. H&uuml;k&uuml;m sıfata g&ouml;redir, s&ucirc;rete g&ouml;re değil. Had&icirc;s-i şer&icirc;fte; (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, s&ucirc;retlerinize ve amellerinize bakmaz, kalblerinize bakar) buyuruldu. Ama sıfatın h&uuml;km&uuml;, hak&icirc;kat &uuml;zere, ancak &acirc;hirette g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; orada her şeyin hak&icirc;kati z&acirc;hir olur. Bu s&ucirc;ret gidicidir ve herkes kendi sıfatına uygun şekilde haşrolunur. Nitekim Bel&#39;&#39;am-ı B&acirc;ur&acirc;, o kadar t&acirc;atiyle birlikte, k&ouml;pek s&ucirc;retinde haşrolunacaktır. A&#39;&#39;r&acirc;f s&ucirc;resi 176. &acirc;yet-i ker&icirc;mesinde me&acirc;len; (Onun h&acirc;li k&ouml;peğe benzer) buyuruldu. Bunun gibi zulmeden, başkasının malına, canına tec&acirc;v&uuml;z eden, kendini kurt s&ucirc;retinde; kibirli olan kaplan s&ucirc;retinde; cimri ve har&icirc;s olan da kendini domuz şeklinde bulacaktır.&quot; Zul&uuml;m, g&uuml;n&acirc;h, iyi niyyet ile işlenirse, yine g&uuml;n&acirc;h olur. B&ouml;yle işleri yapmamak sev&acirc;bdır. Bilerek yapılırsa, g&uuml;n&acirc;hı, daha da b&uuml;y&uuml;k olur. Bunun i&ccedil;in dinini iyi bilen bir kimse, zulmedemez ve bir z&acirc;lime de yardımcı olamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; M&uuml;sl&uuml;man, Peygamber efendimizin;</p>

<p>(Bir z&acirc;lime yardım edene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; o z&acirc;limi musallat eder) buyurduğunu bilir...</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2646]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 27 May 2026 23:17:52 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İbadeti gizlemek]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>N&acirc;file ibadetleri teşvik i&ccedil;in, farzlar gibi a&ccedil;ıktan yapmak uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Riya yani g&ouml;steriş korkusu yoksa, teşvik maksadıyla n&acirc;file ibadetleri a&ccedil;ıktan yapmak caiz olur. Riya tehlikesi varsa yahut riyaya yol a&ccedil;abilecekse, n&acirc;file ibadetleri gizli yapmalıdır.<br />
<br />
İslam &acirc;limleri, <b>(Bir hayrın yapılmasına yol g&ouml;steren, onu yapan gibidir) </b>hadis-i şerifine g&ouml;re, sadakayı a&ccedil;ıktan vermenin, iyiliği a&ccedil;ık&ccedil;a yapmanın iki kat sevab olduğunu bildirmiştir. Biri, sadaka sevabı, ikincisi ise, başkalarını teşvik etmek sevabıdır. Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(Sadakayı gizli vermek, a&ccedil;ıktan vermekten efdaldir, ancak &ouml;rnek olmak, teşvik etmek i&ccedil;in a&ccedil;ıktan verilen sadaka, gizli sadakadan efdaldir.)</b> [Deylem&icirc;]<br />
<br />
Riya endişesi olursa sadakayı gizli vermek daha sevabdır. (Y&acirc; Resulallah, hangi sadaka daha faziletlidir?) diye sorulunca, <b>(Az maldan gizli verilen sadaka)</b> buyurup, <b>(Eğer sadakayı a&ccedil;ık verirseniz g&uuml;zel olur, gizli verirseniz sizin i&ccedil;in daha hayırlıdır)</b> mealindeki &acirc;yeti okudu. (Taberan&icirc;)<br />
<br />
İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki: Farzlar yapılırken araya riya karışmaz. N&acirc;file ibadetlerde ise, g&ouml;steriş &ccedil;ok olur. Bunun i&ccedil;in, zek&acirc;tı a&ccedil;ıktan vermek gerekir. N&acirc;file olan sadakayı gizli vermeli ki, b&ouml;ylece kabul olma ihtimali fazla olur. <b>(2/82)</b><br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Gizli sadaka daha iyidir.)</b> [Bekara 271]<br />
<br />
<b>(Rabbinize yalvararak, gizli, sessiz dua edin!)</b> [Araf 55]<br />
<br />
<b>(Rabbini i&ccedil;inden zikret!) </b>[Araf 205]<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah&rsquo;ı gizlice zikredin!)</b> [İbni M&uuml;barek]<br />
<br />
<b>(Hafaza meleklerinin işitmediği zikir, işittikleri zikirden 70 kat daha kıymetlidir.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(Kıyamette, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın himaye ettiği yedi kişiden biri, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar sadakayı gizli verendir.) </b>[Buh&acirc;r&icirc;]<br />
<br />
<b>(Gizli verilen sadaka, Allah&rsquo;ın gazabını s&ouml;nd&uuml;r&uuml;r.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(Sadakayı gizli vermek, iyilik hazinesidir.)</b> [Taberan&icirc;]<br />
<br />
<b>(En &uuml;st&uuml;n sadaka, gizli verilendir.)</b> [Taberan&icirc;]<br />
<br />
<b>(Gece kılınan namazın, g&uuml;nd&uuml;z kılınan namaza g&ouml;re &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;, gizli verilen sadakanın, a&ccedil;ıktan verilen sadakaya olan &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; gibidir.) </b>[Taberan&icirc;]<br />
<br />
<b>(Farzlar hari&ccedil;, evde kılınan namaz, mescidimde kılınandan &uuml;st&uuml;nd&uuml;r.) </b>[İ. &Acirc;bidin]<br />
<br />
<b>(Farzlar hari&ccedil;, evde kılınan namaz daha hayırlıdır.)</b> [Buh&acirc;r&icirc;]<br />
<br />
<b>(Tenhada kılınan n&acirc;file namazın sevabı, a&ccedil;ıkta kılınandan 25 kat daha fazladır.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Kur&rsquo;anı &acirc;şik&acirc;re okuyan, &acirc;şik&acirc;re sadaka veren gibi, gizli okuyan da gizli sadaka veren gibidir.) </b>[Tirmizi]</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>İb&acirc;detleri g&ouml;stermekten utanmak</strong></p>

<p>İb&acirc;detleri başkalarına g&ouml;stermekden hay&acirc; etmek, utanmak c&acirc;iz değildir. Hay&acirc; yani utanmak, g&uuml;n&acirc;hları, kab&acirc;hatleri g&ouml;stermemeye denir. Bunun i&ccedil;in, Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;m okumaktan, namaz kılmaktan, oru&ccedil; tutmaktan, haramlardan sakınmaktan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dinine hizmet etmekten ve bunları yaparken başkalarının g&ouml;rmesinden &ccedil;ekinmek, utanmak c&acirc;iz değildir. (Hay&acirc; &icirc;m&acirc;ndandır) had&icirc;s-i şer&icirc;finde bildirilen hay&acirc;, k&ouml;t&uuml;, g&uuml;n&acirc;h şeyleri g&ouml;stermekten haya etmek, utanmak demektir. H&acirc;ris el Muh&acirc;sib&icirc; hazretleri;</p>

<p>&quot;Hay&acirc;, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın beğenmediği k&ouml;t&uuml; huylardan vazge&ccedil;mektir&quot; buyurmuştur. M&uuml;&#39;&#39;minin, &ouml;nce Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan hay&acirc; etmesi l&acirc;zımdır. Bunun i&ccedil;in, ib&acirc;detlerini ihl&acirc;s ile yapmalıdır. Had&icirc;s-i şerifte:</p>

<p>(Başkalarına g&ouml;steriş i&ccedil;in nam&acirc;zını g&uuml;zel kılan, yalnız olduğu zam&acirc;n b&ouml;yle kılmayan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tahk&icirc;r etmiş olur) buyuruldu. Ziy&acirc;edd&icirc;n Nurş&icirc;n&icirc; hazretleri:</p>

<p>&quot;Eğer insan, bir &ccedil;ocuktan utandığı kadar Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan utansa, o kimseden il&acirc;h&icirc; emirlere zıt bir hareket zuh&ucirc;r etmez&quot; buyurmuştur.</p>

<p>&quot;İb&acirc;detlerini ihl&acirc;s ile yap!&quot; İb&acirc;det, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sına kavuşmak i&ccedil;in yapılır. Başkasının muhabbetine, ihs&acirc;nına kavuşmak i&ccedil;in yapılan ib&acirc;det, ona tapınmak olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ihl&acirc;s ile ib&acirc;det etmemiz emrolundu. Had&icirc;s-i şer&icirc;fte:</p>

<p>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın birliğine &icirc;m&acirc;n edenden ve nam&acirc;zı ve zek&acirc;tı ihl&acirc;s ile yapandan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; r&acirc;zı olur) buyuruldu.</p>

<p>Res&ucirc;lullah efendimiz, Mu&#39;&#39;&acirc;z bin Cebel hazretlerini, Yemen&#39;&#39;e v&acirc;li olarak g&ouml;nderirken:</p>

<p>(İb&acirc;detlerini ihl&acirc;s ile yap. İhl&acirc;s ile yapılan az amel kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml; sana yetişir) buyurmuştur. Abdullah ı Ens&acirc;r&icirc; hazretleri buyurdu ki: &quot;&Ouml;yle zaman olur ki, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bir kulunu ib&acirc;detleri ile meşg&ucirc;l eyler. O ib&acirc;detler, o kulun azıtmasına sebep olur. Y&acirc;ni kibir ve ucba kapılmasına yol a&ccedil;ar. Yine &ouml;yle zaman olur ki, o kulunu bir işe, bir g&uuml;n&acirc;ha d&uuml;ş&uuml;r&uuml;r. O g&uuml;n&acirc;hı sebebiyle kul o kadar &uuml;z&uuml;l&uuml;r ki, bu &uuml;z&uuml;lmesi o kimsenin hid&acirc;yetine sebep olur. H&acirc;line bakıp gafletten uyanır. T&ouml;vbe ve istigf&acirc;r eder. Bu her iki durumda da atılgan olmamalıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ces&acirc;ret ve atılganlıkla g&uuml;n&acirc;h işleyip de; &quot;O bizi affeder&quot; diyen kullarını sevmez. G&uuml;n&acirc;hları k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rmekten daha zararlı bir şey yoktur. G&uuml;n&acirc;hların k&uuml;&ccedil;&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; değil de, kimin koyduğu yasakları &ccedil;iğnemekte olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p, hay&acirc; etmelidir.&quot; Ali Hav&acirc;s Berlis&icirc; hazretleri de; &quot;D&uuml;ny&acirc;da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan hay&acirc; edenleri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml;nde azarlamaktan ve onlara gazab etmekten hay&acirc; eder&quot; buyurmuştur.</p>

<p>&quot;Arslandan korkmadın mı?&quot;</p>

<p>Amr bin Utbe hazretleri, T&acirc;bi&icirc;n d&ouml;neminde yetişen evliy&acirc;dandır. Bir gaz&acirc;da O da bulunmuştu. Bir n&ouml;bet esn&acirc;sında, n&ouml;beti arkadaşlarına devredip namaza durur. Bu sırada bir arslan k&uuml;kremesi işitilir. Herkes tel&acirc;şa kapılıp, sağa sola ka&ccedil;maya başlar. Amr bin Utbe hazretleri, kendinden ge&ccedil;miş bir vaziyette namazına dev&acirc;m eder. Arslan, O&#39;&#39;nun etr&acirc;fında dolaşıp bir şey yapmaz. Sonra arkadaşları; &quot;Arslandan korkmadın mı?&quot; deyince O; &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dışında başka bir şeyden korkmaktan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı hay&acirc; eder, utanırım&quot; diye cevap vermiştir. İsm&acirc;il Ankarav&icirc; hazretlerine, hay&acirc; yani utanmakla alakalı bir su&acirc;l arzedilince, cevaben buyurur ki: &quot;Bir g&uuml;n Peygamber efendimiz Esh&acirc;bına buyurdu ki: &quot;Esh&acirc;bım! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan tam bir şekilde hay&acirc; ediniz.&quot; Esh&acirc;b ı kir&acirc;m; &quot;Y&acirc; Res&ucirc;lallah! Biz zaten Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan, hay&acirc; eder utanırız&quot; dediler. Bunun &uuml;zerine Peygamber efendimiz buyurdu ki: &quot;Hay&acirc; bu değildir. O kimse ki Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan tam bir şekilde hay&acirc; eder. G&ouml;z&uuml;n&uuml;, kulaklarını ve diğer uzuvlarını haramlardan, b&acirc;tınını ve edep yerini haram ve zin&acirc;dan korur, &ouml;l&uuml;m&uuml; hatırlar, &acirc;hireti diler, d&uuml;ny&acirc;nın s&uuml;s ve z&icirc;netlerini terk eder ise, hak&icirc;katte bu kimse Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan hay&acirc; etmiştir.&quot; Hay&acirc; g&uuml;zel bir huydur ki d&icirc;nimizce iyi olduğu bildirilmektedir.&quot; Bişr-i H&acirc;f&icirc; hazretlerinin, kendisine t&ouml;vbe nasib olduğu zaman ayağında ayakkabısı yoktu. Daha sonra da hi&ccedil; ayakkabı giymedi. Kendisine bunun sebebi sorulduğu zaman; &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya t&ouml;vbe ettiğim, g&uuml;n&acirc;h işlememeye s&ouml;z verdiğim zaman yalın ayaktım. O zaman giymediğim ayakkabıyı şimdi giymeye hay&acirc; ederim&quot; cevabını vermiştir.</p>

<p>&quot;Kul hay&acirc; ederse...&quot; Eb&ucirc; S&uuml;leym&acirc;n D&acirc;r&acirc;n&icirc; hazretleri; &quot;Kul, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan hay&acirc; ederse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onun ayıplarını &ouml;rt&uuml;p, insanlardan gizler, hat&acirc;larını affeder. Kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml; hes&acirc;bını kolay eyler&quot; buyurmuştur. Abd&uuml;lk&acirc;dir Geyl&acirc;n&icirc; hazretleri ise; &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan hakkıyla hay&acirc; ediniz. Gaflette olmayınız. Zam&acirc;nınız, z&acirc;yi olup gidiyor. H&acirc;lbuki siz, yiyemeyeceğiniz şeyleri toplamak, ulaşamayacağınız şeylerin peşinde koşmak, oturamayacağınız bin&acirc;ları kurmakla meşg&ucirc;l oluyorsunuz. B&uuml;t&uuml;n bunlar size, Rabbinizin huz&ucirc;runda hesap vermek i&ccedil;in duracağınızı unutturuyor&quot; buyurmuştur.</p>

<p>D&uuml;ny&acirc; nimetleri ge&ccedil;icidir. &Ouml;m&uuml;rler ise, pek kısadır. Bunları ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in d&icirc;nini vermek, ibadetleri terk etmek ve haramlara dalmak ahmaklık ve hay&acirc;sızlıktır. Y&ucirc;suf bin H&uuml;seyin hazretleri: &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kendilerini her an g&ouml;rmekte olduğunu bilen insanlar, O&#39;&#39;nun kendilerini g&ouml;rmekte olduğunu d&uuml;ş&uuml;nerek, O&#39;&#39;ndan ve emirlerinden başka şeye iltifat etmekten hay&acirc; ederler&quot; buyurmuştur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4688]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 27 May 2026 19:59:03 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İman ve akıl]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Gayba inanmak, yani g&ouml;rmeden inanmak doğru değildir. İnsan anlamadığı şeye nasıl inanır? İlk gelen emir, oku değil mi? Burada da akla hitap var. Mesela şimdi biri, ben peygamberim, bana vahiy geliyor dese, akılla incelemeden ona hi&ccedil; inanılır mı? Aklı olmayan m&uuml;kellef olur mu? Aklın g&ouml;revi nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Aklı olmayan kimse, zaten m&uuml;kellef yani sorumlu olmaz, fakat bu ayrı bir konudur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını, birliğini ve Resulullah&rsquo;ın Peygamber olduğunu anlamakta, aklın, felsefi ve tecr&uuml;bi ilimlerin yardımı b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r, fakat bunların yardımıyla Resulullah&rsquo;a inandıktan sonra, Onun bildirdiği şeylerin her biri i&ccedil;in akla, felsefeye ve tecr&uuml;bi ilimlere danışmak doğru olmaz, &ccedil;&uuml;nk&uuml; akılla, tecr&uuml;be ve felsefe yoluyla elde edilen bir&ccedil;ok bilgilerin, zamanla değiştiğini, yenileri bulununca, eskilerinin atıldığını g&ouml;steren &ouml;rnekler literat&uuml;rlerde az değildir.<br />
<br />
<b>Seyyid Abd&uuml;lhakim-i Arvasi </b>hazretleri, imanı ş&ouml;yle tarif ediyor:<br />
(<b>İman</b>, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, tecr&uuml;beye ve felsefeye danışmadan, tasdik etmek ve inanmaktır. Akla uygun olduğu i&ccedil;in tasdik ederse, aklı tasdik etmiş olur, Resul&uuml; tasdik etmiş olmaz veya Resul&uuml; ve aklı birlikte tasdik etmiş olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. İtimat tam olmayınca, iman olmaz.)<br />
<br />
İmanın ge&ccedil;erli olması i&ccedil;in, gayba iman etmek şarttır. Kur&rsquo;an-ı kerimde m&uuml;minler &ouml;v&uuml;l&uuml;rken, <b>(Onlar gayba inanırlar)</b> buyuruluyor. Mesela Cennet, Cehennem gibi şeyler akılla anlaşılmaz, nakille anlaşılır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Cennet var diyorsa vardır, Cehennem var diyorsa vardır, melekler var diyorsa vardır, cin var diyorsa vardır. Bunlar akılla anlaşılsaydı peygamberlere, kitaplara l&uuml;zum kalmazdı. Herkes aklıyla doğruyu bulabilirdi. Namazın nasıl kılınacağı, diğer ibadetlerin nasıl yapılacağı da, akılla anlaşılmaz, nakille anlaşılır. Aklın g&ouml;revi, naklin sağlam yerden, yani Peygamberden geldiğini anladıktan sonra, hi&ccedil; teredd&uuml;t etmeden ona inanmaktır.<br />
<br />
Akıl, her şey demek değildir. Sonra herkesin aklı aynı da değildir, onun i&ccedil;in akıl, şaşmaz &ouml;l&ccedil;&uuml; olamaz. &Ouml;yle olsa herkes aynı şeyi s&ouml;yler, herkes aynı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Herkes aynı dine, aynı mezhebe inanır, herkes aynı partili olur, farklı g&ouml;r&uuml;şe rastlanmaz. Farklı dinler, farklı partiler, farklı g&ouml;r&uuml;şler olduğuna g&ouml;re, akılların da farklı olduğu anlaşılır. B&ouml;yle farklı olan akla nasıl g&uuml;venilir ki? Onun i&ccedil;in nakil şarttır. Nakle inanmak i&ccedil;in de, aklı kullanmak şarttır.<br />
<br />
Mesela akıl, asırlardır doğup batan g&uuml;neşe bakar, hi&ccedil; ısısının ve ışığının eksilmediğini g&ouml;r&uuml;r. K&acirc;inattaki yıldızlara, gezegenlere, insanın v&uuml;cut yapısına, meyvelere, hayvanlara bakar. Buradan, k&acirc;inatın bir yaratıcısı olduğunu anlar ve ona inanır. Bu da, gayba inanmak demektir. Yoksa yaratıcıyı g&ouml;rmesi m&uuml;mk&uuml;n değildir. Yaratıcıyı, ancak eserleriyle anlar. Yine akılla, peygamberlere, kitaplara inanır. Orada bildirilenlere inanır. Akılla, Kur&rsquo;an-ı kerimdeki şeyler doğru mu diye &ouml;l&ccedil;emez. Aklın buradaki g&ouml;revi, (Bu k&acirc;inatı yoktan yaratan Allah, Kur&rsquo;an-ı kerimde de yanlış şey bildirmez) diye inanmaktır, akıl gerisine karışmaz. İnandıktan sonra da, artık akla değil, nakle itibar eder.<br />
<br />
Nakilden &ouml;ğreniyoruz ki; akıl hakla b&acirc;tılı, eğriyle doğruyu ayıran bir kuvvettir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Kur&rsquo;an-ı keriminde, Peygamber efendimiz de hadis-i şeriflerinde, şu doğru, şu yanlış diyor. Akılla bunları &ouml;ğreneceğiz. &Ouml;ğrenmeyen milyarlarca insan var, onlar elbette sorumludur. Onlara niye &ouml;ğrenmedin diye sorulacak. &Ouml;ğrenmişsen &ouml;ğrendiğini niye yapmadın diye sorulacak. Nakl&icirc; bilgilerle doğruyu eğriyi niye bulmadın diye sorulacak. İşte kitap burada, niye bununla amel etmedin diye sorulacak. Kitaba bakmadan, aklınla bunları bil denmeyecektir. Kitabın g&ouml;nderilmesi doğru ve eğrinin bilinmesi i&ccedil;indir. Akılla bu kitaptan doğru eğri &ouml;ğrenilir. Akıl kendi başına, kitap olmadan, bu doğruları eğrileri bilemez. Bilebilseydi zaten kitap g&ouml;nderilmezdi. Kitap g&ouml;nderildiği halde &ouml;ğrenmeyip doğruyu eğriyi bilmeyen sayısız insan var. Akılla bunları bilemiyorlar, bulamıyorlar. Demek ki, kitaptan, nakilden &ouml;ğrenmekten başka &ccedil;are yoktur.<br />
<br />
<b>(Ben peygamberim, bana vahiy geliyor)</b> diyen &ccedil;ıksa, bunun doğru mu yanlış mı olduğunu akılla nasıl biliriz ki? Ancak nakille bilinir. Mesela Amerika&rsquo;da bir deli, <b>(Ben peygamberim, bana vahiy geliyor)</b> dedi. Eğer bu, akla ters gelseydi, ona binlerce kişi inanmazdı. Hepsi de, kendi akıllarına yattığı i&ccedil;in inandılar, ama biz, nakle aykırı olduğu i&ccedil;in inanmadık. Muhammed aleyhisselamdan sonra peygamber gelmeyeceğini nakilden &ouml;ğrendik. Aklımızı değil, naklimizi kullandık. Aklını kullanan binlerce insan, o sapık adamı resul olarak kabul etti.<br />
<br />
<b>(Ben resul&uuml;m)</b> diyen gibi, <b>(Ben mehdiyim) </b>diyen de &ccedil;ıktı. Nakli değil de, aklını kullananların &ccedil;oğu onu tasdik etti. Biz nakle baktık. Mehdi&rsquo;nin vasıfları var. Adı <b>Muhammed,</b> babasının adı <b>Abdullah </b>olacak. G&ouml;kten bir melek, <b>(Bu</b> <b>Mehdi&rsquo;dir)</b> diyecek, bunu herkes duyacak. İsa aleyhisselam gelecek, Deccal ile savaşacaklar. Daha bunun gibi y&uuml;zlerce mesele var. Bunlar olmayınca, onun Mehdiliğine inanmadık. Aklımızı kullansaydık, diğer cahiller gibi biz de, onun Mehdi olduğuna, sapık fikirlerine inanırdık.<br />
<br />
Oku emrinin de, akılla hi&ccedil; ilgisi yoktur. Okumak, nakli bilgileri &ouml;ğrenmek i&ccedil;in yapılır. Nakl&icirc; bilgileri bilmeden, nasıl neye inanacağımızı bilemeyiz. Din ilimlerini &ouml;ğrenmek, nakli &ouml;ğrenmek demektir. Hatta nakle itibar etmeyen kimse, aklının &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;nde sapıtır. Kendini ne kadar &ccedil;ok akıllı zannederse, nakl&icirc; bilgileri de o oranda kendi aklıyla &ouml;l&ccedil;meye &ccedil;alışır. Ne kadar akıllı olursa olsun, bir kimsenin ilmi yoksa hi&ccedil; kıymeti olmaz. İlim demek de, nakli bilmek demektir. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Dini aklıyla &ouml;l&ccedil;mek kadar zararlı şey yoktur. B&ouml;ylece hel&acirc;le haram, harama da hel&acirc;l denmiş olur.)</b> [Taberani]<br />
<br />
Hazret-i Ali buyuruyor ki:<br />
<b>(Din, akılla olsaydı, mestin &uuml;st&uuml;n&uuml; değil, altını mesh ederdim.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:<br />
Dinin h&uuml;k&uuml;mlerini kendi aklıyla anlamak ve aklı ona rehber etmek isteyen, Peygamberliğe inanmamış olur. Onunla konuşmak akıl işi değildir. <b>(1/214)</b></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Akıl kıymetlidir ancak...</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın merhameti sonsuz olduğundan, insanlarda, sa&acirc;deti felaketten, doğruyu eğriden ve yararlıyı zararlıdan ayırabilen bir kuvvet yaratmıştır. Bu &ccedil;ok kıymetli kuvvet, akıldır. Akıl, anlayıcı bir kuvvettir. Faydalıyı zararlıdan ayırdetmek i&ccedil;in yaratılmıştır. Akıl bir &ouml;l&ccedil;&uuml; &acirc;leti gibidir. İki iyi şeyden, daha iyi olanını ve iki k&ouml;t&uuml; şeyden, daha k&ouml;t&uuml; olanını ayırır. Akıllı kimse, sadece iyiyi ve k&ouml;t&uuml;y&uuml; anlayan değil, iyiyi g&ouml;r&uuml;nce onu alan ve k&ouml;t&uuml;y&uuml; g&ouml;r&uuml;nce de onu terkedendir. Akıl g&ouml;z gibidir. Din de ışık gibidir. Işık olmazsa g&ouml;z g&ouml;remez. Şaşmayan, yanılmayan akla Akl-ı selim denir. Akl-ı selim sahibi olan kimse, nefsine değil İslamiyete uyar.</p>

<p>Akıl kıymetlidir ancak tek başına senet değildir. Akıl yalnız başına yol g&ouml;sterici değildir. D&icirc;nin rehberliğine muhta&ccedil;tır. Yoksa sapıtır. Akıl tek başına doğru yolu bulamaz, bulabilseydi Peygamberler g&ouml;nderilmezdi. Bunun i&ccedil;in insan, kendi aklına g&ouml;re hareket etmemelidir. Felsefeciler aklı rehber edinmişlerdir. M&uuml;tefekkirler ise aklı kullanmakla beraber, akla da rehber olarak peygamberleri ve onların bildirdiği im&acirc;nı almışlardır. G&ouml;z i&ccedil;in ışık ne ise, akıl i&ccedil;in im&acirc;n da odur. Işık olmayınca g&ouml;z g&ouml;remediği gibi, im&acirc;n olmayınca akıl da doğru yolda y&uuml;r&uuml;yemez.</p>

<p>Aklı olmayan delidir. Aklını kullanmayan sef&icirc;hdir. Akla uygun iş yapmamak sef&acirc;hettir. Aklı az olan da ahmaktır. Yalnız akla uyup, yalnız ona g&uuml;venip, aklın ermediği şeylerde yanılan kimse, felsefecidir. Aklın erdiği şeylerde ona g&uuml;venen, aklın ermediği, yanıldığı yerlerde, Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;min ışığı altında akla doğruyu g&ouml;steren y&uuml;ksek insanlar da, isl&acirc;m &acirc;limleridir.</p>

<p>O h&acirc;lde, isl&acirc;miyyette felsefe yoktur, İsl&acirc;m felsefesi, İsl&acirc;m filozofu yoktur. Felsefenin &uuml;st&uuml;nde olan İsl&acirc;m ilimleri ve felsefecilerin &uuml;st&uuml;nde olan İsl&acirc;m &acirc;limleri vardır. İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri gibi zatlar, filozof değil m&uuml;ctehittir.</p>

<p>Akıl g&ouml;z gibidir... Akıl, g&ouml;z gibidir, din bilgileri de ışık gibidir. Yani insanın aklı, g&ouml;z&uuml; gibi zayıf yaratılmıştır. G&ouml;z&uuml;m&uuml;z, maddeleri, cisimleri karanlıkta g&ouml;remiyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, g&ouml;rme &acirc;letimizden faydalanmamız i&ccedil;in, g&uuml;neşi, ışığı yaratmıştır. G&uuml;neşin ve &ccedil;eşitli ışık kaynaklarının n&ucirc;ru olmasaydı, g&ouml;z&uuml;m&uuml;z işe yaramazdı.</p>

<p>Akıl, yalnız başına maneviyatı, faydalı, zararlı şeyleri anlayamıyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, aklımızdan faydalanmamız i&ccedil;in, Peygamberleri ve -Onlar vasıtası ile g&ouml;nderdiği- dinleri yaratmıştır. Peygamberler, d&uuml;nyada ve &acirc;hirette rahat etmek yolunu bildirmeseydi, aklımız bunları bulamaz, işe yaramazdı. Tehlikelerden, zararlardan kurtulamazdık. Molla C&acirc;m&icirc; hazretleri; &quot;Akıl dışında olan şeyler, keşif, m&uuml;ş&acirc;hede ve kalb g&ouml;z&uuml; ile anlaşılır. Akıl bunları anlayamaz. Nitekim, his uzuvları da, aklın anladığı şeyleri anlayamıyor&quot; buyurmaktadır. İsl&acirc;miyyete uymayan veya aklı az olan kimseler, Peygamberlerden faydalanamaz. D&uuml;nyada ve &acirc;hirette tehlikelerden, zararlardan kurtulamaz. Fen v&acirc;sıtaları, mevki, r&uuml;tbe, para ne kadar bol olursa olsun, Peygamberlerin g&ouml;sterdiği yolda gitmedik&ccedil;e, hi&ccedil;bir ferd, hi&ccedil;bir cemiyet mesut olamaz. Ne kadar neşeli, sevin&ccedil;li g&ouml;r&uuml;nseler de, i&ccedil;leri kan ağlamaktadır. D&uuml;nyada da, &acirc;hirette de rahat ve mesut yaşayanlar, ancak, Peygamberlere uyanlardır.</p>

<p>Din işleri, akıl &uuml;zerine kurulamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; akıl, bir kararda kalmaz. Herkesin aklı, birbirine uymadığı gibi, bir adamın, sel&icirc;m olmayan aklı da, bazan doğruyu bulur, bazan da yanılır ve yanılması daha &ccedil;ok olur. En akıllı denilen kimse, din işlerinde değil, m&uuml;tehassıs olduğu d&uuml;nya işlerinde bile, &ccedil;ok hata eder. &Ccedil;ok yanılan bir akla nasıl g&uuml;venilebilir? Devamlı, sonsuz olan &acirc;hiret işlerinde, nasıl olur da, akla uyulur? İsr&acirc; s&ucirc;resinin 15&#39;&#39;inci &acirc;yetinde me&acirc;len; (Kim doğru yola girerse, kendi lehine girer. Kim, kendi aklına uyarsa, sapıtırsa, kendi zararına sapıtır. Kimse kimsenin g&uuml;n&acirc;hını &ccedil;ekmez. Biz Peygamber g&ouml;ndermedik&ccedil;e az&acirc;b etmeyiz) buyurulmaktadır. İnsanların şekil ve ahl&acirc;kları başka başka olduğu gibi, akıl, tabiat ve ilimleri de farklıdır. Birinin aklına uygun gelen bir şey, başkasının aklına uygun gelmeyebilir. Birinin tabiatına uygun olan bir şey, başkasının tabiatına uymaz. O halde, din işlerinde, akıl, tam bir &ouml;l&ccedil;&uuml;, doğru bir senet olamaz. Ancak, akıl ile din, birlikte, tam ve doğru bir vesika ve &ouml;l&ccedil;&uuml; olur. Bunun i&ccedil;indir ki din b&uuml;y&uuml;kleri: &quot;Dinini ve im&acirc;nını, insan d&uuml;ş&uuml;ncelerinin neticelerine bağlama ve akıl ile inceleyerek varılan sonu&ccedil;lara uydurma!&quot; buyurmuşlardır.</p>

<p>Hangi akıl h&uuml;ccettir?.. Evet akıl h&uuml;ccettir, doğru yolu g&ouml;sterir. Fakat, selim olan akıl g&ouml;sterir, her akıl değil. Selim olmayan akılların, yanıldıkları i&ccedil;in, bir hakikati kabul etmemeleri, uygun bulmamaları, bir kıymet bildirmez. Selim olan akıllar, yani Peygamberlerin akılları, din h&uuml;k&uuml;mlerinin hepsinin pek yerinde ve doğru olduklarını a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;r.</p>

<p>İsl&acirc;miyetin b&uuml;t&uuml;n emirlerini aklına uygun getirmek isteyen, aklı ile isb&acirc;ta kalkışan kimse, Peygamberliğe inanmamış olur.</p>

<p>Onunla konuşmak akıl işi değildir. Her şeyi akıl ile &ccedil;&ouml;zmek isteyen kişi, Tahta ayak takmış bacaksızlara benzer. Kısa aklına uydurmak ister her işi, D&uuml;n yaptığını, bug&uuml;n değiştirmek ister...</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6436]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 27 May 2026 18:40:09 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Acelecilik]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Acele etmek uygun mu? Daha &ccedil;ok hangi işlerde acele etmek gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İnsanın fıtratında acelecilik vardır. İki &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(İnsan aceleci </b>[tabiatta] <b>yaratıldı.) </b>[Enbiya 37]<br />
<br />
<b>(İnsan pek acelecidir.) </b>[İsra 11]<br />
<br />
Acele işe şeytan karışır. İki hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Acele şeytandan, teenni Rahmandandır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Teenni eden isabet eder, acele eden hata eder.) </b>[Beyheki] (Teenni, acelenin zıttıdır.)<br />
<br />
O h&acirc;lde, işlerde acele etmemeli ve hemen karar vermemeli! Aceleyle verilen kararlara şeytan karışır. Nefsin istediği bir şey hatıra gelince şeytan, (Fırsatı ka&ccedil;ırma, hemen yap!) der. Onun i&ccedil;in kalbe gelen şeyi yapmadan &ouml;nce, bu işten Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; razı mı, sevab mı, g&uuml;nah mı diye d&uuml;ş&uuml;nmeli! G&uuml;nah değilse yapmalı! B&ouml;ylece teenni edilmiş, yani acele edilmemiş olur.<br />
<br />
Yalnız 5 yerde acele gerekir:<br />
<b>1- </b>Misafir gelince, hemen yemek vermeli,<br />
<b>2- </b>G&uuml;nah işleyince, hemen tevbe etmeli,<br />
<b>3- </b>Namazı vakti girince, hemen kılmalı,<br />
<b>4- </b>Defin işini acele yapmalı,<br />
<b>5- </b>Kız veya oğlan &ccedil;ocuklara din bilgilerini ve namaz kılmayı &ouml;ğrettikten sonra, b&uuml;luğa erip de dengi &ccedil;ıkınca, hemen evlendirilmelidir. <b>Eşiat-&uuml;l-lemeat </b>kitabındaki hadis-i şerifte, <b>(Ya Ali, &uuml;&ccedil; şeyi geciktirme! Namazı vakti girince hemen kıl, cenaze namazını hemen kıl! Dul veya kızı, k&uuml;fv&uuml; isteyince, hemen evlendir!) </b>buyuruldu. (Tirmizi)&nbsp;O h&acirc;lde, namazını kılan, g&uuml;nahlardan sakınan ve nafakasını helalden kazanan biri varsa, hemen onunla evlendirmeli! Eğer evlendirilmezse, fitneye sebep olabilir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Dinini, ahl&acirc;kını beğendiğiniz bir kimse, kızınıza talip olursa, hemen evlendirin! Eğer evlendirmezseniz, fitne ve fesada sebep olursunuz.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
İbadetleri ve hayırlı işleri yapmakta acele etmeli. Birka&ccedil; hadis-i şerif meali:<br />
<b>(&Ouml;lmeden &ouml;nce tevbe edin! Hayırlı işleri yapmaya mani &ccedil;ıkmadan &ouml;nce acele edin! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı &ccedil;ok hatırlayın! Zek&acirc;t ve sadaka vermekte acele edin! B&ouml;ylece Rabbinizin rızklarına ve yardımına kavuşun!) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Sadaka vermekte acele edin, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bela sadakayı ge&ccedil;emez.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Beş şey gelmeden &ouml;nce beş şeyin kıymetini biliniz: &Ouml;lmeden &ouml;nce hayatın kıymetini, hastalıktan &ouml;nce sıhhatin kıymetini, d&uuml;nyada ahireti kazanmanın kıymetini, ihtiyarlamadan gen&ccedil;liğin kıymetini, fakirlikten &ouml;nce zenginliğin kıymetini.) </b>[Hakim]<br />
<br />
Zek&acirc;tını vermeyen ve malını ahiret yolunda sarf etmeyen kimse, fakir olunca &ccedil;ok pişman olur. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Tesvif eden helak olur.) </b>[Berika] (Tesvif, hayırlı iş yapmayı sonraya bırakmaktır.)<br />
<br />
<b>İfrat ve Tefrit zararlı</b><br />
Tembellik, bir işi geciktirmek, sonraya bırakmak nasıl k&ouml;t&uuml; ise, acele etmek de k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Bunun biri ifrat, diğeri tefrittir. Dinimiz orta yolu, aşırılıklardan uzak olmayı emretmektedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Aşırı giden helak olur.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
Bir kimse, m&uuml;srif olursa buna ifrat denebilir. Bir kimse de cimrilik ederse, buna da tefrit denebilir. Dinimiz, her iki aşırılığı da yasaklamıştır. Furkan suresinin 67. &acirc;yet-i kerimesinde, israf edenlerle cimrilik edenler k&ouml;t&uuml;lenmiş, ikisinin ortası olanlar &ouml;v&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.<br />
<br />
Acele eden f&uuml;tura d&uuml;şer. Yani gevşeklik ve bezginlik hasıl olur. Hayırlı bir işin olması i&ccedil;in acele eden, gecikince, bezginliğe, &uuml;mitsizliğe d&uuml;şer. Dua eder, hemen duasının kabul olmasını ister. Duası gecikince duayı bırakır, maksudundan mahrum kalır. Acele edenin ihlası, takvası bozulabilir. Ş&uuml;pheli şeylere, hatta haramlara dalabilir.<br />
<br />
Namaz kılarken acele eden, tadil-i erkanı terk edebilir. Hızlı okurken tecvide uymayabilir, yanlış okuyabilir. Onun i&ccedil;in ağırbaşlı olmalı, d&uuml;ş&uuml;nerek hareket etmelidir. Salihlerin vasfı Kur&#39;an-ı kerimde mealen ş&ouml;yle bildiriliyor:<br />
<b>(Onlar Allah&rsquo;a ve ahirete inanırlar, iyiliği emredip k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten vazge&ccedil;irmeye &ccedil;alışırlar, hayır işlerinde birbirleriyle yarış ederler. İşte bunlar salihlerdendir.)</b> [A.İmran 114]<br />
<br />
B&ouml;yle hayırlı işlerin haricinde acelecilik uygun değildir. D&uuml;ş&uuml;nerek hareket etmek ve hayırlı işlerde sebat g&ouml;stermek gerekir.<br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Yavaş, yumuşak davranmak, Allah&rsquo;ın kuluna verdiği b&uuml;y&uuml;k bir ihsandır. Aceleci olmak, şeytanın yoludur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği şey, yumuşak ve ağırbaşlı olmaktır.)</b> [E.Ya&rsquo;la]<br />
<br />
<b>İftarda acele etmeli</b><br />
İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip i&ccedil;meye ve dolayısı ile her şeye muhta&ccedil; olduğunu g&ouml;stermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.<br />
<br />
<b>Namaz borcu varsa acele kaza etmeli</b><br />
Farz namazı &ouml;z&uuml;rs&uuml;z, vaktinde kılmamak b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. Acele kaza etmek gerekir. Zaruri işler haricinde kaza etmeyi geciktirmek de b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. Nafile zaruri iş olmadığı i&ccedil;in, nafile kılarak, terk edilen kazayı geciktirmek d&ouml;rt mezhepte de haramdır. [Nafileleri kılarken kazaya da niyet etmeli. Hem s&uuml;nnet sevabı alınmış olur, hem de namaz borcu &ouml;denmiş olur.] D&uuml;şman karşısında, bir farz namazı kılmak m&uuml;mk&uuml;n iken terk etmek, 700 b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işlemek gibidir. <b>(Umdet-&uuml;l isl&acirc;m)</b><br />
<br />
<b>Tevbe edilen g&uuml;nahlar affedilir</b><br />
İnsan g&uuml;nahını ne kadar &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k g&ouml;r&uuml;rse o kadar iyidir. Fakat g&uuml;nahı y&uuml;z&uuml;nden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sonsuz rahmetinden &uuml;mit kesmek caiz değildir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyurdu ki: İşlediği g&uuml;nahı affımın yanında b&uuml;y&uuml;k g&ouml;rene gazaplanırım. Eğer acele etmek şanımdan olsaydı, acele ceza verseydim, rahmetimden &uuml;mit kesenlere acele ceza verirdim.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, tevbe edilen g&uuml;nahları affeder. Tevbede acele etmeli.<br />
<br />
<b>M&uuml;stehap işlemek i&ccedil;in s&uuml;nnet terk edilmez</b><br />
Cenaze olduğu zaman, &Acirc;yet-el k&uuml;rsiyi ve tesbihleri okumayarak s&uuml;nnet terk edilmektedir. Cenaze sebebiyle s&uuml;nneti terk etmek uygun değildir. Cenaze namazını acele kılmak m&uuml;stehaptır. M&uuml;stehap işlemek i&ccedil;in s&uuml;nnet terk edilmez. Cemaat &ccedil;ok olsun diye, cenaze namazını vakit namazlarından sonraya bırakmak mekruhtur. Cemaatın &ccedil;ok olması i&ccedil;in, cenazeyi saatlerce bekletip, sonra acele ederek &Acirc;yet-el k&uuml;rsiyi ve tesbihleri terk etmek pek yanlıştır. &Ouml;z&uuml;rs&uuml;z bir s&uuml;nneti terk etmemeli, ortadan kaldırmamalıdır.</p>

<p align="left"><strong>Sual: İbadetlerde ve yapılan işlerde acele etmenin, dinimiz a&ccedil;ısından bir mahzuru var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Eyy&uuml;hel-veled kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;İşlerinde acele etme ve hemen karar verme! Acele ile verilen kararlara şeytan karışır. Hadis-i şerifte; <strong>(Acele şeytandandır. Teenn&icirc; Rahmandandır)</strong> buyuruldu. Nefsin istediği bir şey hatırına gelince, şeytan, fırsatı ka&ccedil;ırma, hemen yap der. O da, yapar. Kalbe gelen şeyi yapmaktan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; razı olur mu d&uuml;ş&uuml;nmeli, sevap mı, g&uuml;nah mı olacağını anlamalı. G&uuml;nah değil ise, yapmalıdır. B&ouml;ylece, teenni etmiş, yani acele etmemiş olur. Yalnız beş yerde acele etmek lazımdır:<br />
1- Misafirin gelince, &ouml;n&uuml;ne yiyecek getir! 2- Hasbel beşer bir g&uuml;nah işleyince, hemen t&ouml;vbe, istiğfar eyle! 3- Her beş vakit namazını, vakit ge&ccedil;meden, acele, yani erken kıl! 4- Kız veya oğlan &ccedil;ocuklarına, din bilgilerini ve namaz kılmasını &ouml;ğret! Bul&ucirc;ğa erişince, geciktirmeden evlendir! 5- &Ouml;len şahsın defin edilmesinde acele eyle! Fakat bunun i&ccedil;in, beş vakit namazın sonundaki, &Acirc;yetel k&uuml;rs&icirc; ve tesbihleri terk etme!&rdquo;</p>

<p align="left">&nbsp;</p>

<p><strong>Yarın yaparım diyenler...</strong></p>

<p>Hayırlı işleri sonraya, yarına bırakmak, k&ouml;t&uuml; huylardandır. İbadetleri vaktinde yapmamak, haramlardan sakınmamak ve kendisine l&acirc;zım olan ilimleri &ouml;ğrenmeyi geciktirmek, k&ouml;t&uuml; huylardan sayılmaktadır. Peygamber efendimiz:</p>

<p>(&Ouml;lmeden &ouml;nce t&ouml;vbe ediniz. Hayırlı işleri yapmaya m&acirc;ni &ccedil;ıkmadan &ouml;nce acele ediniz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı &ccedil;ok h&acirc;tırlayınız. Zek&acirc;t ve sadaka vermekte acele ediniz. B&ouml;ylece Rabbinizin rızıklarına ve yardımına kavuşunuz!) buyurmaktadır. Zekatını vaktinde vermeyen kimse, fakir olunca, &ccedil;ok pişman olur. Namazlarını vaktinde kılmayan, orucunu tutmayan, farzları yapmayan, haramlardan sakınmayan kimse de, &ccedil;ok pişman olacaktır. Bu bor&ccedil;lardan kurtulmadan vefat ederse, ahirette &ccedil;ok ah eder. Fakat bu ah etmenin bir faydası olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onun feryadını kimse işitmez ve dinlemez. Nitekim Res&ucirc;lullah efendimiz:</p>

<p>(Yarın yaparım diyen hel&acirc;k oldu, ziy&acirc;n etti) buyurmuştur.</p>

<p>Pişman olmamak i&ccedil;in... Abd&uuml;lehad Serhend&icirc; hazretleri, bir talebesine hitaben; &quot;İyi amelleri sonraya bırakanlar hel&acirc;k oldular. Yarın yaparım diyenler, ya yarına kavuşamazsa... Yarına kavuşup da, bu imk&acirc;nı, sıhhati, kuvvet ve rahatlığı bulamaz... O zaman &ccedil;ok pişm&acirc;n olurlar&quot; buyurmuştur. Amasya&#39;&#39;da yetişen vel&icirc;lerden Ali H&acirc;fız Efendi de talebelerine sık sık; &quot;&Ouml;l&uuml;mden korkuyor ve hazırlığımız yok diyorsak ne duruyoruz? Ne yapacaksak bir &acirc;n &ouml;nce yapalım. Yarın, vakit, fırsat elverir mi, bunu bilmiyoruz. Giden g&uuml;nler &ouml;m&uuml;rden gidiyor. Sonra bu serm&acirc;ye &acirc;niden t&uuml;kenir de haberimiz bile olmaz!&quot; diye nasihat ederdi. İm&acirc;m ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri de, bir yakınına hitaben; &quot;Bug&uuml;n, her istediğini kolayca yapabilecek bir h&acirc;ldesin. Gen&ccedil;liğin, sıhhatin, g&uuml;c&uuml;n, kuvvetin, malın ve rahatlığın bir arada bulunduğu bir zamandasın. Sa&acirc;det-i ebediyyeye kavuşturacak sebeplere yapışmağı, yarar işleri yapmağı, ni&ccedil;in yarına bırakıyorsun?&quot; buyurmuştur.</p>

<p>&quot;Geliniz, sizinle s&ouml;zleşelim!&quot; C&acirc;fer-i S&acirc;dık hazretleri, Peygamber efendimizin torunlarındandır. &Ccedil;ok al&ccedil;ak g&ouml;n&uuml;ll&uuml; olup kimseyi incitmezdi. Her m&uuml;mini kendisinden daha kıymetli bilirdi. Bir g&uuml;n hizmet&ccedil;ilerini &ccedil;ağırıp onlara: &quot;Geliniz, sizinle s&ouml;zleşelim. Kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml; i&ccedil;inizden hanginiz kurtulursa, onun diğerlerine şef&acirc;at&ccedil;ı olması i&ccedil;in birbirimize s&ouml;z verelim&quot; buyurdu. Onlar da;</p>

<p>&quot;Ey Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın Res&ucirc;l&uuml;n&uuml;n evl&acirc;dı! Sizin bizim şef&acirc;atimize ihtiy&acirc;cınız yoktur. Dedeniz Muhammed aleyhissel&acirc;m, b&uuml;t&uuml;n insanların ve cinlerin şef&acirc;at&ccedil;ısıdır&quot; dediler. Bunun &uuml;zerine C&acirc;fer-i S&acirc;dık hazretleri;</p>

<p>&quot;Ben bu amellerimle, işlerimle yarın kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml;nde ceddimin y&uuml;z&uuml;ne bakmaya utanırım&quot; buyurmuştur. Daygam bin M&acirc;lik hazretlerinin yakınlarından biri, başlarından ge&ccedil;en bir hadiseyi ş&ouml;yle anlatır: &quot;Biz, Daygam bin M&acirc;lik hazretleri ile beraber gemi ile yolculuk yapıyorduk. Gece olunca O, sabaha kadar ağladı, inledi. Sabah olunca biz; &quot;Ey M&acirc;lik! Gecen &ccedil;ok uzun s&uuml;rd&uuml;&quot; dedik. Yine ağladı. Sonra; &quot;İnsanlar yarın başlarına gelecek şeyleri bilseler, hayattan ebed&icirc; olarak lezzet almazlardı. Vallahi şu gecenin şiddetli karanlık ve korkusu, bana &acirc;hireti ve oradaki işin zorluğunu hatırlattı. O g&uuml;n b&uuml;t&uuml;n işler insanı &uuml;zer dedikten sonra, Lokman s&ucirc;resinin 33. &acirc;yet i ker&icirc;mesini okudu. Bu &acirc;yet i ker&icirc;mede me&acirc;len; (Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evl&acirc;dı, ne evl&acirc;dın babası i&ccedil;in bir şey &ouml;deyemeyeceği g&uuml;nden &ccedil;ekinin. Bilin ki Allah&#39;&#39;ın verdiği s&ouml;z ger&ccedil;ektir. Sakın d&uuml;ny&acirc; hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah&#39;&#39;ın affına g&uuml;vendirerek sizi kandırmasın) buyurulmakta idi.&quot;</p>

<p>G&uuml;n bug&uuml;nd&uuml;r... Eb&uuml;&#39;&#39;l Hasan-ı Ş&acirc;zil&icirc; hazretleri, başlarından ge&ccedil;en bir h&acirc;diseyi ş&ouml;yle anlatır:</p>

<p>&quot;Bir arkadaşımla bir mağarada bulunuyorduk. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın muhabbetiyle yanmayı ve O&#39;&#39;na kavuşmağı istiyorduk. Yarın kalbimiz a&ccedil;ılır, vel&icirc;lik makamlarına kavuşuruz derdik, yarın olunca da, yine yarın a&ccedil;ılır derdik. Yarınlar gelip ge&ccedil;iyor ve bir t&uuml;rl&uuml; bitmiyordu. Bir g&uuml;n birden heybetli bir z&acirc;t yanımıza girdi. Ona; &quot;Kimsin?&quot; dedik. Abd&uuml;lmelik&#39;&#39;im, y&acirc;ni Melik olan Rabbimizin kuluyum dedi. Vel&icirc;lerden olduğunu anladık. &quot;Nasılsınız?&quot; dedik. &quot;Yarın olmazsa, &ouml;b&uuml;r yarın kalbim a&ccedil;ılır diyenin h&acirc;li nasıl olur? Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, sırf Allah i&ccedil;in ib&acirc;det etmedik&ccedil;e, vil&acirc;yet ve kurtuluş yoktur&quot; dedi. Bu s&ouml;z &uuml;zerine gafletten uyandık. T&ouml;vbe ve istigf&acirc;r ettik. Bunun &uuml;zerine kalblerimiz Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın muhabbetiyle doldu.&quot; Eb&ucirc; Sa&icirc;d-i Eb&uuml;&#39;&#39;l Hayr hazretleri buyurdu ki: &quot;Vakit, iki nefes arasındadır. Biri ge&ccedil;ti biri hen&uuml;z gelmedi. O halde d&uuml;n gitti, yarın nerede. G&uuml;n bug&uuml;nd&uuml;r. Vakit keskin bir kılı&ccedil;tır.&quot; İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri de; &quot;Bug&uuml;n, ecelin geldiğini, daha bir g&uuml;n m&uuml;s&acirc;ade etmeleri i&ccedil;in, yalvardığını, sızladığını ve sana, bir g&uuml;n bağışladıklarını ve şimdi, o g&uuml;nde bulunduğunu farzet ve yarın &ouml;lecekmiş gibi, dilini, g&ouml;zlerini ve yedi az&acirc;nı haramdan koru!&quot; buyurmuştur. Netice olarak, Bişr-i H&acirc;f&icirc; hazretlerinin buyurduğu gibi; &quot;D&uuml;n &ouml;ld&uuml;, bug&uuml;n can &ccedil;ekişiyor, yarın doğmadı. &Ouml;yle ise şu anı değerlendirmek i&ccedil;in amele sarıl.&quot;</p>

<p>Gel, d&uuml;ş&uuml;nme kara kara!</p>

<p>Yarın, girince mezara,</p>

<p>Cevap i&ccedil;in hazır mısın?</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1208]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 26 May 2026 22:49:23 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Tevekkül]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Tevekk&uuml;l&uuml;n dinimizdeki yeri nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tevekk&uuml;l, dinimizin bildirdiği sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi sebeplerden değil, sebepleri yaratandan beklemektir.<b> (Bir işe başladığın zaman, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya tevekk&uuml;l et, Ona g&uuml;ven!)</b> &acirc;yet-i kerimesi, tevekk&uuml;l ile beraber azmederek &ccedil;alışmak gerektiğini g&ouml;steriyor. (Al-i imran 159)<br />
<br />
Tevekk&uuml;l, herhangi bir işin, dinen, &ouml;rfen sebeplerine yapışarak gayret g&ouml;sterip, neticeye ihlasla teslim olmaktır. Yani sonucu Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan beklemek ve bu sonucun kendisi i&ccedil;in mutlaka hayırlı olduğuna inanmaktır. Doğru sebebe yapışan doğru netice alır.<br />
<br />
Tevekk&uuml;l, değiştirilmesi insan g&uuml;c&uuml;n&uuml;n dışında olan &uuml;z&uuml;c&uuml; olayları, ezelde takdir edilmiş bilip, &uuml;z&uuml;lmemek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan geldiğini d&uuml;ş&uuml;nerek seve seve karşılamaktır. İnsan, bir işin neticesinin iyi mi, k&ouml;t&uuml; m&uuml; olacağını bilemez. Hayır sandığı &ccedil;ok şey, şerle, şer sandığı &ccedil;ok şey de, hayırla neticelenebilir. Muhakkak şu işim olsun diye ısrar etmemeli, &ldquo;Hayırlı ise olsun&rdquo; demelidir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kimseye muhta&ccedil; olmamak i&ccedil;in &ccedil;alışmayı, hasta olmamak i&ccedil;in tedbir almayı, hasta olunca ila&ccedil; kullanmayı, g&ouml;rebilmek i&ccedil;in ışığı sebep kılmıştır. Sebebi, istenilen şeye kavuşmak i&ccedil;in bir kapı gibi yaratmıştır. Bir şeyin hasıl olmasına sebep olan şeyi yapmayıp da sebepsiz olarak gelmesini beklemek, kapıyı kapayıp pencereden atılmasını istemeye benzer ki, bu, akla ve dine uygun değildir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanların, ihtiya&ccedil;larına kavuşmak i&ccedil;in bu sebepler kapısını yaratmış ve a&ccedil;ık bırakmıştır. Tesiri kesin olan ila&ccedil;ları kullanmamak tevekk&uuml;l değil, ahmaklıktır, haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Her hastalığın ilacı vardır. Yalnız &ouml;l&uuml;me &ccedil;are yoktur.)</b> [Taberani]<br />
<br />
Hazret-i Musa, hastalanınca, &ldquo;İla&ccedil;sız da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; şifa verir&rdquo; diyerek ila&ccedil; kullanmadı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; <b>(İla&ccedil; kullanmazsan şifa ihsan etmem) </b>buyurdu. İlacı kullanınca iyi oldu. Fakat sebebini merak etti. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Tevekk&uuml;l etmek i&ccedil;in, benim &acirc;detimi, hikmetimi değiştirmek mi istiyorsun? İla&ccedil;lara tesir veren kimdir? Elbette tesirleri yaratan benim) </b>buyurdu. (K. Saadet)<br />
<br />
Doktora gitmeli, ila&ccedil; kullanmalı; fakat, doktora ve ilaca g&uuml;venmemeli, şifayı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan istemelidir! İla&ccedil; kullanıp da iyi olmayan, ameliyat masasında &ouml;len az değildir.<br />
<br />
Hazret-i İbrahim&rsquo;in, mancınıkla ateşe atılırken, Hasbiyallah ve ni&rsquo;mel vekil dediği hadis-i şerifle bildirilmiştir. [Bana Allah&rsquo;ım yetişir, O ne iyi vekil, ne iyi yardımcı demektir.] Ateşe d&uuml;şerken Hazret-i Cebrail gelip, &ldquo;Bir dileğin var mı?&rdquo; diye sorunca, &ldquo;Var, fakat sana değil&rdquo; diyerek s&ouml;z&uuml;n&uuml;n eri olduğunu g&ouml;sterdi. Bunun i&ccedil;in &acirc;yet-i kerimede, <b>(S&ouml;z&uuml;n&uuml;n eri olan İbrahim)</b> diye &ouml;v&uuml;ld&uuml;. (Necm 37)<br />
<br />
Tevekk&uuml;l, kalb işidir, imandan meydana gelir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tuf ve ihsanının pek &ccedil;ok olduğuna iman etmekle hasıl olur. Bu h&acirc;l, kalbin vekile itimat etmesi, g&uuml;venmesi, ona inanması ve onun ile rahat etmesidir. B&ouml;yle bir insan d&uuml;nya malına g&ouml;n&uuml;l bağlamaz. D&uuml;nya işlerinin bozulmasından dolayı &uuml;z&uuml;lmez. Rızkından endişe etmez. Mesela, iftiraya uğrayan biri, mahkemeye d&uuml;ş&uuml;nce kendine bir avukat tutar. &Uuml;&ccedil; şeyde avukata g&uuml;venirse, bu kimsenin kalbi rahat eder. 1- Avukatı, ona yaptıkları iftirayı iyi bilir. 2- Avukatı doğruyu s&ouml;ylemekten korkmaz. 3- Avukatın bunu canla başla savunacağına inanır. Avukatına b&ouml;yle inanır, g&uuml;venirse kendi ayrıca uğraşmaz. <b>(Allah bize yetişir. O ne iyi vekildir)</b> &acirc;yetini iyi anlayıp, &ldquo;Rızık takdir edilmiş, vakti gelince bana yetişir&rdquo; der. Demek ki, &ccedil;alışmadan tevekk&uuml;l dinimizde yoktur.<br />
<br />
<b>Tevekk&uuml;l ve sebepler</b><br />
M. Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:<br />
Sebeplere yapışmak tevekk&uuml;le zıt değildir. Sebeplerin tesir etmesinin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan olduğunu bilen, tesiri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan bekleyen ve tecr&uuml;be edilmiş sebepleri kullanan kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya tevekk&uuml;l etmiş, yalnız Ona g&uuml;venmiş olur. Tesir etmeyen, hay&acirc;li sebepleri kullanmak, tevekk&uuml;l olmaz. Tesiri &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;lm&uuml;ş olan sebepleri kullanmak gerekir. Ateş yakar, fakat, ateşe yakma kuvvetini veren, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. A&ccedil; olan, bir şey yer; bu şeye doyurma kuvveti veren Odur. Gerektiği zaman, b&ouml;yle sebepleri kullanmadığı i&ccedil;in zarar g&ouml;ren kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya asi olur. Tecr&uuml;be edilmiş sebepleri kullanmak gerekir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, meşveret etmeyi, bilenlere danışmayı emretti. Meşveret de, sebebe yapışmaktır.<br />
<br />
Meşveretten sonra tevekk&uuml;l&uuml; emretti. Ahiret işlerinde tevekk&uuml;l olamaz, &ccedil;alışmak emrolundu. Burada, azabından korkmak ve merhametinden &uuml;mitli olmak gerekir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın keremine, ihsanına g&uuml;venmeli ve emrolunan ibadetleri yapmalı, yasak edilenlerden sakınmalıdır! Tevekk&uuml;l budur ve kulluk b&ouml;yle olur. (1/182)<br />
<br />
<b>Yery&uuml;z&uuml;ndeki her canlının rızkı<br />
Sual: </b>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bir kısım insanlar, ge&ccedil;im derdiyle olsa gerek, helale harama dikkat etmiyor. Ailece &ccedil;alışıp ge&ccedil;inemeyenleri var. Yalan s&ouml;yleniyor, hile yapılıyor, kul hakkına aldırış edilmiyor. Bu derece rızıktan endişe etmek doğru mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Helale harama, kul hakkına dikkat etmemek uygun değildir. İslam &acirc;limleri, <b>(Kim kime, neye g&uuml;venirse, yardımı ondan beklesin!) </b>buyuruyor.<br />
<br />
&Acirc;limlerden birine &quot;Hep ibadetle meşgul oluyorsun, ne yiyip ne i&ccedil;iyorsun?&quot; dediler. O da, dişlerini g&ouml;sterdi. &quot;Değirmeni yapan suyunu g&ouml;nderir&quot; demek istedi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; rızıkları Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;nderdiğine inancı tamdı. &Acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Yery&uuml;z&uuml;ndeki her canlının rızkını, Allah elbette g&ouml;nderir.)</b> [Hud 6]<br />
<br />
Veysel Karani hazretleri, nasihat isteyen birine &quot;Şam&rsquo;a yerleş&quot; buyurdu. O da &quot;Acaba Şam&rsquo;da ge&ccedil;im nasıldır?&quot; dedi. Hazret, &quot;Rızıklarından ş&uuml;phe edenlere yazıklar olsun. Bunlara nasihat fayda etmez&quot; buyurdu.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kendisine sığınanın her işine yetişir, hi&ccedil; ummadığı yerden ona rızk verir.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(İnsan, ihtiya&ccedil;larını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya havale ederse, ihtiya&ccedil;larını </b>[husule getirecek sebepleri] <b>ihsan eder.) </b>[Hakim]<br />
<br />
Mesela, herkesin sana merhamet ve hizmet etmesini temin eder. Yahya bin Muaz Razi<b> </b>hazretleri buyuruyor ki:<br />
&quot;İnsanlar seni, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı sevdiğin kadar sever. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korktuğun kadar, senden korkarlar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya itaat ettiğin kadar, sana itaat ederler. Ona itaatin nispetinde, sana hizmet ederler. H&uuml;lasa, her işin, Onun i&ccedil;in olsun! Yoksa, hi&ccedil;bir işinin faydası olmaz. Hep kendini d&uuml;ş&uuml;nme! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başka, kimseye g&uuml;venme!&quot;<br />
<br />
Ebu Muhammed Raşi<b> </b>hazretleri buyuruyor ki:<br />
&quot;Kendin ile Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; arasında en b&uuml;y&uuml;k perde [engel], hep kendi menfaatini d&uuml;ş&uuml;nmek ve kendin gibi, bir &acirc;cize g&uuml;venmektir. Sofilik, istediğin her yere gidebilmek ve bulutların g&ouml;lgesinde rahat etmek ve herkesten h&uuml;rmet g&ouml;rmek değildir. Her h&acirc;linde Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya g&uuml;venmektir.&quot;<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başka g&uuml;venilecek, dost edinilecek hi&ccedil; kimse, hi&ccedil;bir şey yoktur.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başkasına sığınmak, &ouml;r&uuml;mcek ağına sığınmaya benzetilmiştir. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah&rsquo;tan başka dost edinenin h&acirc;li, &ouml;r&uuml;mceğin durumuna benzer. Halbuki barınakların en &ccedil;&uuml;r&uuml;ğ&uuml; &ouml;r&uuml;mcek yuvasıdır.)</b> [Ankebut 41]<br />
<br />
<b>Nasıl tevekk&uuml;l etmeli<br />
Sual:</b> Tam İlmihal&rsquo;de, (Bir kimse, hareketlerde, işlerde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başkasının tesir ettiğini d&uuml;ş&uuml;nse, bu kimsenin tevh&icirc;di, noksan olur. Eğer, hi&ccedil;bir sebep lazım değildir dese, İslamiyet&rsquo;ten ayrılmış olur. Eğer sebepleri araya koymak lazım değildir derse, akla uymamış olur. Lazımdır derse, sebepleri hazırlayana tevekk&uuml;l etmiş olur ki, bu da tevhidde noksanlık olur) deniyor. Burasını anlayamadım. Sebeplere g&uuml;vensek de g&uuml;venmesek de su&ccedil; oluyor. Nasıl tevekk&uuml;l etmemiz gerekiyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet tevekk&uuml;l bahsi zordur. Yukarıdaki yazıyı &uuml;&ccedil; madde halinde a&ccedil;ıklayalım:<br />
<b>1-</b> İyi k&ouml;t&uuml;, hayır şer her şeyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yarattığına inanacağız. Bazı şeylere bazı şeyler tesir ediyor denirse itikadımız d&uuml;zg&uuml;n olmaz. Her şeyin yaratıcısı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Bir &acirc;yet meali:<br />
<b>(Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah&rsquo;tır.)</b> [Saffat 96]<br />
<br />
<b>2-</b> İşlerin yapılması i&ccedil;in hi&ccedil;bir sebep lazım değil denirse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın koyduğu sebepler ink&acirc;r edilmiş olur. Mesela, ben evlenmesem de benim &ccedil;ocuklarım olur demek &ccedil;ok yanlıştır. &Ccedil;ocuk olması i&ccedil;in ana baba gibi sebeplere ihtiya&ccedil; vardır.<br />
<br />
<b>3-</b> Sebepler lazımdır, sebepsiz olmaz derse, sebeplere g&uuml;venmiş olur, yine tevhidi noksan olur. Yani nasıl ana baba olmadan &ccedil;ocuk olur demek yanlış ise, &ccedil;ocuğun olması i&ccedil;in mutlaka ana babayı şart etmek ve &ccedil;ocukları Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yaratmasında rol&uuml; olmadığını s&ouml;ylemek de &ccedil;ok yanlıştır. Ana baba olsa da &ccedil;ocuk olmayabilir. Ana baba olmadan da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; &ccedil;ocuk yaratabilir. Hazret-i Adem ile Hazret-i Havva&rsquo;yı anasız babasız, Hazret-i İsa&rsquo;yı babasız yaratmıştır. Sebeplere g&uuml;venmeyeceğiz, sebepleri yaratanın da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; olduğunu bileceğiz.<br />
<br />
Sebepler &acirc;lemindeyiz, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın &acirc;deti sebeplerle yaratmaktır. Sebepsiz yaratılması mucize veya keramet olur. Sihri yaratan da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Her şeyi yaratan Odur.<br />
<br />
Bu &uuml;&ccedil; maddeyi &ouml;zetleyelim:<br />
Bir iş yapmak istersek sebeplerine yapışacağız, ama, sebepler mutlaka bu işi yapar demeyeceğiz. Mesela &ccedil;ocuk sahibi olmak i&ccedil;in evleneceğiz, ama evlendik garanti &ccedil;ocuğumuz olur da demeyeceğiz. Hastaysak doktora gideceğiz, ila&ccedil; alacağız, ameliyat olacağız, ama bu sebepler bizi iyi etti demeyeceğiz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ameliyat masasından kalkamayız da. Sebeplere g&uuml;venmeyeceğiz. Sebepleri yaratanın da, sebeplere tesir kuvvetini verenin de Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; olduğunu bileceğiz.<br />
<br />
<b>Kendine g&uuml;venmek uygun mudur?</b><br />
<b>Sual:</b> Kişisel gelişim ile ilgili yazılarda, kitaplarda, <b>(Kendinize g&uuml;venin)</b> deniyor. Kendine g&uuml;venmek, uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;man, nefsine [kendine] değil, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya g&uuml;venmelidir. Yani, her konuda, elinden geldiği kadar &ccedil;alışmalı, sebeplere yapışmalı; fakat sebeplerin tesirini Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan beklemelidir. Tevekk&uuml;l de, bu demektir.<br />
<br />
İslam &acirc;limleri buyuruyor ki: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, yalnız Allaha g&uuml;venenin, her dileğini ihsan eder.<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, yalnız Rabbine g&uuml;venenin, her dilediğini verir ve b&uuml;t&uuml;n insanları buna yardımcı yapar.)</b> [Faideli Bilgiler]<br />
<br />
Ebu Muhammed Abdullah Raşi, buyuruyor ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ile insan arasında olan en b&uuml;y&uuml;k perde, kendine veya kendisi gibi aciz olan bir kula g&uuml;venmesidir. <b>(Mektubat-ı Masumiyye)</b><br />
<br />
İslamiyet, tevekk&uuml;l&uuml; emreder, tembelliği men eder. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Deveni bağla ve sonra Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya tevekk&uuml;l et!) </b>[İbni Asakir]<br />
<br />
Bu hadis-i şerif, hem tevekk&uuml;l etmek, hem de &ccedil;alışmak lazım olduğunu a&ccedil;ık&ccedil;a bildiriyor. Tevekk&uuml;l, Allah&rsquo;tan yardım bekleyerek, g&uuml;&ccedil;l&uuml;kleri yenmek demektir.<br />
<br />
Bu &acirc;yet-i kerime, tevekk&uuml;l ile beraber, yalnız &ccedil;alışmak değil, &ccedil;alışmanın &uuml;st&uuml;nde olan, azmin de gerekli olduğunu g&ouml;steriyor. Demek ki, her M&uuml;sl&uuml;man &ccedil;alışacak, azmedecek, sonra da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya g&uuml;venecektir.<br />
<br />
Tevekk&uuml;le inanmayanlar, tevekk&uuml;lden alınan kuvvet ve cesaretin yerini boş bırakmamak i&ccedil;in, &ldquo;kendine g&uuml;venmek&rdquo; ifadesi ile, bu ihtiyacı karşılamaya &ccedil;alışıyorlar. Bu da g&ouml;steriyor ki, tevekk&uuml;l edilecek, g&uuml;venilecek bir yer lazımdır. O da, sadece, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(De ki: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dilemedik&ccedil;e, kendime hi&ccedil;bir fayda ve zarar getirmeye, k&acirc;dir değilim.)</b> [Araf 188]<br />
<br />
Bu &acirc;yet-i kerime ve daha nice benzerleri var iken, tevekk&uuml;l&uuml; kaldırarak, kendine g&uuml;venmek diye bir şey aramak yanlıştır. Kendine g&uuml;venmek, tevekk&uuml;l&uuml;n tersi ve tevekk&uuml;l&uuml; bozan bir şeydir. Bundan başka, egoistliğe, kendini beğenmeye yol a&ccedil;ar.<br />
<br />
Tevekk&uuml;lde, başkasının yardımına g&uuml;venmeyip, yalnız Allah&rsquo;a sığınarak &ccedil;alışmak inancı bulunduğundan, kendine g&uuml;venmekten beklenilen kuvvetten kat kat fazla kuvvet hasıl olmaktadır. Kendine g&uuml;venen, kimsesizdir. Tevekk&uuml;l eden, M&uuml;sl&uuml;manın, kendi &ccedil;alışmasından başka, Allah&rsquo;ı vardır. Bu t&uuml;kenmez kaynaktan kuvvet almaktadır. Tevekk&uuml;l eden M&uuml;sl&uuml;man, hem b&uuml;t&uuml;n kuvveti ile &ccedil;alışmakta; hem de, kazancını kendinden bilmek gibi egoistliğe d&uuml;şmemektedir. <b>(Faideli Bilgiler)</b><br />
<br />
<b>Rızıktan endişelenmek<br />
Sual:</b> Rızkından endişelenmek tevekk&uuml;l&uuml; bozar mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, bozar. (Rızkı kendim kazanıyorum) demek de tevekk&uuml;le zarar verir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; herkesin rızkını veren Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır.<b> </b>Bir &acirc;yet-i kerimede mealen, <b>(Bir&ccedil;ok canlı, rızkını kendi elde edemez. Sizin de, onların da rızkını Allah verir) </b>buyuruldu. (Ankebut 60)<br />
<br />
Tevekk&uuml;l etmemek &ccedil;ok tehlikelidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; tevekk&uuml;l etmek farzdır. <b>(Tevekk&uuml;l imanın şartıdır) </b>mealindeki &acirc;yet-i kerime tevekk&uuml;l&uuml;n &ouml;nemini g&ouml;stermektedir. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
Tevekk&uuml;lle ilgili &uuml;&ccedil; &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İmanınız varsa Allah&rsquo;a tevekk&uuml;l edin!)</b> [Maide 23]<br />
<br />
<b>(Tevekk&uuml;l edene Allah k&acirc;fidir.)</b> [Talak 3]<br />
<br />
<b>(Allah kuluna k&acirc;fi değil mi?)</b> [Z&uuml;mer 36]<br />
<br />
(İşimden olursam, a&ccedil; kalırım) diye rızkı i&ccedil;in endişelenen kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kendisine k&acirc;fi geldiğinden ş&uuml;phe ediyorsa, &ccedil;ok tehlikelidir. Rızkı Allah&#39;ın verdiğine inanıp Ona tevekk&uuml;l eden rızıktan mahrum kalmaz. Birka&ccedil; hadis-i şerif:<br />
<b>(Eğer Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya hakkıyla tevekk&uuml;l etseydiniz, sabah a&ccedil; kalkıp</b>, <b>akşam tok d&ouml;nen kuşlar gibi, sizin de rızkınızı verirdi.) </b>[Tirmiz&icirc;]<br />
<br />
<b>(Bir kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya g&uuml;venip sığınırsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, onun her işine yetişir. Hi&ccedil; ummadığı yerden, ona rızık verir. Kim de, d&uuml;nyaya g&uuml;venirse, onu d&uuml;nyada bırakır.) </b>[K. Saadet]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyurdu ki: Bir kul, bana ihl&acirc;sla tevekk&uuml;l ederse, herkes ona tuzak kursa, ona mutlaka bir &ccedil;ıkış kapısı a&ccedil;arım. Bir kul da bana değil mahl&ucirc;ka g&uuml;venirse, b&uuml;t&uuml;n y&uuml;kseliş sebeplerini keser ve &ccedil;&ouml;k&uuml;ş yollarını kolaylaştırırım.) </b>[İbni Asakir]<br />
<br />
Peygamber efendimiz, <b>(Allah korkusunu kendine sermaye edinenin rızkı, ticaretsiz ve sermayesiz gelir) </b>buyurup, [Talak s&ucirc;resinin] <b>(Allah&rsquo;tan korkana, Allah bir &ccedil;ıkış yolu ihsan eder, ummadığı yerden rızkını g&ouml;nderir)</b> [mealindeki 2.ve 3.] &acirc;yetlerini okudu. (Taberan&icirc;)<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Davud aleyhisselama, <b>(Bir kimse, her şeyden &uuml;mit kesip, yalnız bana g&uuml;venirse, yerde ve g&ouml;klerde bulunanların hepsi ona zarar yapmaya, aldatmaya uğraşsalar, onu elbette kurtarırım)</b> mealindeki &acirc;yet-i kerime ile vahy g&ouml;nderdi.<br />
<br />
Dağda yaşayan birine, (Her g&uuml;n ibadet ediyorsun. Ne yiyip, ne i&ccedil;iyorsun?) diye sorarlar. O da, dişlerini g&ouml;sterir. Yani, (Değirmeni yapan, suyunu g&ouml;nderir) demek ister. Biri, Veysel Karan&icirc; hazretlerine, (Nerede yerleşeyim?) diye sorar. O da (Şam&rsquo;da) buyurur. (Acaba Şam&rsquo;da ge&ccedil;im nasıldır?) deyince Veysel Karan&icirc; hazretleri, (Rızklarından ş&uuml;phe eden kalblere yazıklar olsun! Bunlara, nasihat fayda etmez!) buyurur. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b></p>

<p><strong>Nefse mi, Allaha mı g&uuml;venmelidir?<br />
Sual: </strong>Bazı din adamı kılığındaki reformistler; &ldquo;M&uuml;sl&uuml;manlar, rızkın ezelde ayrıldığına inandıkları i&ccedil;in &ccedil;alışmayı l&uuml;zumlu g&ouml;rmezler. Nefsine g&uuml;venmek ise, insana hayat i&ccedil;in m&uuml;cadele kuvveti verir. Yaşamak istiyorsak, kendimizde itimad-ı nefs hasıl edelim&rdquo; diyorlar. Bunların bu s&ouml;zlerinin ger&ccedil;eklik payı var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Birinci Cihan Harbi&#39;nde b&ouml;yle ateşli itimad-ı nefs dersleri fazlası ile verilmiş ve ne b&uuml;y&uuml;k belalara &ccedil;arpıldığı da g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Nefse g&uuml;venmek b&ouml;yle deli gibi saldırmalara sebep olmuştur. Birinci Cihan Harbi&#39;nde nefse g&uuml;venmek yerine, Allaha tevekk&uuml;l h&acirc;kim olsa idi, o hareketlerden, makul ve meşru olan ince noktalardan hi&ccedil;biri ihmal edilmezdi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Allaha tevekk&uuml;l etmek i&ccedil;in, İsl&acirc;miyete uymak lazımdır. Bu da, b&uuml;t&uuml;n ince noktalara ehemmiyet verdirir. İsl&acirc;miyet, hem &ccedil;alışmayı, hem de tevekk&uuml;l&uuml; birlikte emretmektedir. Tembel oturup da, tevekk&uuml;l ediyoruz diyenler, bu iki vazifeden birini yapmayan kimselerdir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, İsl&acirc;miyetin iki emrinden birincisini yapıyor, ikincisini yapmıyorlar. Bunları k&ouml;t&uuml;leyen reformcular da, birinci vazifeyi bırakıp, ikincisini istemekle, k&ouml;t&uuml;ledikleri kimseler gibi kusurlu oluyorlar. Bunların hatası, &ccedil;alışmayanların hatasından daha b&uuml;y&uuml;k oluyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; biz, elimizden geldiği kadar &ccedil;alıştıktan sonra, Allaha tevekk&uuml;l ederek, işimizin karşılığını Allahdan beklemek ihtiyacında bulunduğumuz gibi, &ccedil;alışırken bile nefsimize o kuvveti veren Allahı unutmayarak asıl t&uuml;kenmez ve yenilmez kuvvetin Allahı unutmamakta olduğunu d&uuml;ş&uuml;nerek, ondan yardım beklemek &uuml;zere ikinci bir tevekk&uuml;le muhtacız.</p>

<p><strong>(Allah size yardım ederse, kimse size galip gelemez. Size yardım etmezse, kimse yardım edemez. O h&acirc;lde, m&uuml;minler Allaha tevekk&uuml;l etsinler!)<br />
(Sevgili Peygamberim! Onlara de ki; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; dilemedik&ccedil;e, kendime hi&ccedil;bir fayda ve zarar getirmeye kadir değilim)</strong> mealindeki &acirc;yet-i kerimeler ve daha nice benzerleri var iken, tevekk&uuml;l&uuml; kaldırarak itimad-ı nefs diye bir şey aramak, dine yardım ettiklerini s&ouml;yleyenlere yakışır mı? Bunlar, biz tevekk&uuml;l&uuml;n yanlış anlaşılmasına karşı, bunu istiyoruz da, diyemezler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, itimad-ı nefs, yani kendine g&uuml;venmek, tevekk&uuml;l&uuml;n tersi ve tevekk&uuml;l&uuml; bozan bir şeydir. Bundan başka, egoistliğe, kendini beğenmeye yol a&ccedil;ar.</p>

<p align="left"><strong>Hastanın hastalığından şik&acirc;yet&ccedil;i olması<br />
Sual: </strong>Hasta olan bir kimsenin, hastalığını her &ouml;n&uuml;ne gelene anlatması, i&ccedil;inde bulunduğu h&acirc;lden şik&acirc;yet etmek mi olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri, bu konuda, Kimy&acirc;-i se&#39;&acirc;det kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Tevekk&uuml;l etmek i&ccedil;in, hastalığını herkese bildirmemek lazımdır. Bildirmek ve şik&acirc;yet etmek mekruhtur. Yalnız faydası olacaklara, mesela, doktora s&ouml;ylemek veya aczini, zavallılığını bildirmek i&ccedil;in s&ouml;ylemek mekruh olmaz ve tevekk&uuml;l&uuml; bozmaz. Nitekim hazret-i Ali hastalanmıştı, kendisine;<br />
- Nasılsın, iyi misin dediklerinde, cevap olarak;<br />
- Hayır dedi. Yanındakiler şaşıp birbirlerine bakışınca, hazret-i Ali;<br />
- Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya aczimi g&ouml;steriyorum buyurdu. Bu s&ouml;z onun h&acirc;line layık ve uygun idi. O cesaret ve kuvveti, yiğitliği ile, aczini biliyordu ve;<br />
&#39;Ya Rabbi! Bana sabır ihsan et!&#39; derdi.&rdquo;</p>

<p align="left">Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
<strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan &acirc;fiyet isteyiniz. Bela istemeyiniz!)</strong></p>

<p align="left">Hastalığı herkese s&ouml;yleyip, h&acirc;linden şik&acirc;yet etmek haramdır. Şik&acirc;yet niyeti ile değilse haram olmaz. Fakat, s&ouml;ylememek iyidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, &ccedil;ok s&ouml;yleyerek, şik&acirc;yet şeklini alabilir.</p>

<p align="left">Akrep, yılan, yırtıcı hayvanların zarar vermesini &ouml;nlemek lazımdır. Bunları &ouml;nlemek, tedbir almak, tevekk&uuml;l&uuml; bozmaz. Mikropların hastalık yapmasına sabretmemeli, bunları her suretle menetmeli, tedavisine bakmalıdır. Mikroplu hastalığa yakalanınca, antiseptik ila&ccedil;ları, antibiyotikleri, penisilin ve benzerlerini kullanmalıdır.</p>

<p align="left"><strong>Tevekk&uuml;l i&ccedil;in, kuvvetli iman gerekir<br />
Sual: </strong>Bir M&uuml;sl&uuml;manın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya tam g&uuml;venebilmesi i&ccedil;in ne yapması gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda, Kimy&acirc;-i se&#39;&acirc;det kitabında buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Tevekk&uuml;l i&ccedil;in, hem kuvvetli bir iman, hem de kuvvetli bir kalp lazımdır. B&ouml;ylece, kalbinde ş&uuml;phe kalmaz. İtimat ve rahatlık tam olmadık&ccedil;a, tevekk&uuml;l tam olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, tevekk&uuml;l, kalbin, her işte, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya itimat etmesi, g&uuml;venmesi demektir. İbrahim aleyhisselamın imanı, yak&icirc;ni tam idi. Fakat kalbinin rahat etmesi i&ccedil;in;<br />
<strong>(Ya Rabbi! &Ouml;l&uuml;leri nasıl diriltiyorsun? Bana g&ouml;ster!)</strong> dedi. S&ucirc;re-i Bekarada 260. &acirc;yet-i kerimede bildirdiği gibi;<br />
<strong>(İnanmadın mı?)</strong> buyuruldukta;<br />
<strong>(İnandım. Fakat kalbim rahat etmek i&ccedil;in istedim) </strong>dedi. Kalbinde yak&icirc;n vardı. Fakat, kalbinin, s&uuml;k&ucirc;net, rahatlık bulmasını istedi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, kalbin rahat etmesi, &ouml;nce his ve hayale bağlı olup, sonra kalp de, yak&icirc;ne tabi olur ve artık a&ccedil;ıktan g&ouml;rmeye muhta&ccedil; olmaz.&rdquo;</p>

<p><b>Sual: </b>Hasta olmaya sebep olan şeylerden sakınmak, bunlar i&ccedil;in tedbir almak, tevekk&uuml;l etmemek mi olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hastalık sebeplerinden ka&ccedil;ınmak, tevekk&uuml;le m&acirc;ni değildir. Hazret-i &Ouml;mer, Şam&#39;a gidiyordu. Orada ta&ucirc;n yani veba hastalığı olduğu işitildi. Yanında bulunanların bazısı, Şam&#39;a girmeyelim dedi. Bir kısmı da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kaderinden ka&ccedil;mayalım dedi. Halife de;<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kaderinden, yine Onun kaderine ka&ccedil;alım, şehre girmeyelim. Birinizin bir &ccedil;ayırı ile, bir &ccedil;ıplak kayalığı olsa, s&uuml;r&uuml;s&uuml;n&uuml; hangisine g&ouml;nderirse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın takdiri ile g&ouml;ndermiş olur&rdquo; buyurdu. Abdurrahman bin Avf hazretlerini &ccedil;ağırıp;<br />
- Sen ne dersin? buyurunca, O da;<br />
- Resulullah Efendimizden işittim<b>. (Veb&acirc; olan yere girmeyiniz ve veb&acirc; olan bir yerden, başka yerlere gitmeyiniz, oradan ka&ccedil;mayınız!)</b>&nbsp;buyurmuştu, dedi. Halife de;<br />
- Elhamd&uuml;lillah, s&ouml;z&uuml;m&uuml;z, hadis-i şerife uygun oldu deyip, Şam&#39;a girmediler.</p>

<p>Veb&acirc; bulunan yerden dışarı &ccedil;ıkmanın yasak edilmesine sebep, sağlam olanlar &ccedil;ıkınca, hastalara bakacak kimse kalmaz, helak olurlar. Veb&acirc;lı yerde, kirli hava yani mikroplu hava, veb&acirc; basilleri, herkesin i&ccedil;ine yerleşince, ka&ccedil;anlar, hastalıktan kurtulamaz ve hastalığı başka yerlere g&ouml;t&uuml;rm&uuml;ş, bulaştırmış olurlar. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:&nbsp;<b>(Veb&acirc; hastalığı bulunan yerden ka&ccedil;mak, muharebede k&acirc;fir karşısından ka&ccedil;mak gibi, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır.)</b></p>

<p>Muhyidd&icirc;n-i Arab&icirc; hazretleri, F&uuml;t&ucirc;h&acirc;t-&uuml;l-mekkiyye kitabında; &ldquo;Belalardan, tehlikelerden, g&uuml;c&uuml;n&uuml;z yettiği kadar sakınınız. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, takat getirilemeyen, dayanılamayan şeylerden uzaklaşmak, Peygamberlerin &acirc;detidir&rdquo; buyurmaktadır.</p>

<p>Eceli gelen hastanın &ouml;lmesine m&acirc;ni olunamaz. Ancak, &ouml;l&uuml;m hastasının istiğfar okuması, hastalığın vereceği sıkıntıları gidereceği Mekt&ucirc;b&acirc;t-ı Ma&#39;s&ucirc;miyyede yazılıdır.</p>

<p>Redd-&uuml;l-muht&acirc;rda ve Bezz&acirc;ziyye fetv&acirc;sında deniyor ki:<br />
&ldquo;Kapalı yerde iken zelzele, deprem olursa, oradan a&ccedil;ık bir yere ka&ccedil;mak m&uuml;stehaptır.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Nefsine g&uuml;venen pişman olur!..</strong></p>

<p>İnsan, bir iş yaparken, ya kendine yani nefsine veya nefsin de sahibi, yaratanı olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya g&uuml;venir. Nefsine g&uuml;venen, kendini beğenir, bencil, egoist ve kibirli olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya g&uuml;venen ise, tevekk&uuml;l sahibi ve m&uuml;tevazı olur. Nefse g&uuml;venmek, mantık ilmine de aykırıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bir g&uuml;venen bir de g&uuml;venilen olmak &uuml;zere ayrı ayrı iki şey d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmedik&ccedil;e, g&uuml;venmek s&ouml;z&uuml;n&uuml;n man&acirc;sı kalmaz.</p>

<p>Dinimiz, bir kimsenin, bilgisi, kabiliyeti ve &ccedil;alışması ile kendinde bir g&uuml;ven bulunmasını reddetmiyor. Zira bu g&uuml;ven olmazsa, kişi, başkalarına muhta&ccedil; olur ve zillete d&uuml;şer. Nefse itimat, kimsenin yardımına g&uuml;venmeyerek, fazla &ccedil;alışmak anlamında kullanıldığı zaman, mahzuru olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, tevekk&uuml;l de, b&ouml;yle &ccedil;ok &ccedil;alışmayı, akla ve mantığa uygun şekle sokuyor ve tev&acirc;z&ucirc; ile s&uuml;sl&uuml;yor. Ve b&ouml;ylece tevekk&uuml;l, nefse itimattan beklenilen faydayı, daha edebli ve daha kıymetli olarak temin ediyor. Dinimiz, kişinin sahip olduğu meziyetleri, kendinden yani nefsinden bilip, nefsine g&uuml;venmesini reddediyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insandaki ilmin, &ccedil;alışmanın ve her t&uuml;rl&uuml; kabiliyetin esas sahibi, Cenab-ı Hakdır. Nefsine g&uuml;venen, Yaratana değil, kendisi gibi yaratılmış bir varlığa g&uuml;venmektedir. Kendisi muhta&ccedil; olan bir varlık, nerede kaldı ki başkasına himmet, yardım etsin!..</p>

<p>İnsan, elbette bir şeye g&uuml;venecektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; g&uuml;ven, insanı huzurlu kılar ve başarıya g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. Ama bu g&uuml;venmek nereye olmalı? Nefse mi yoksa, nefsin de sahibi olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mı? Herkes kendini yani nefsini &uuml;st&uuml;n bilir. Başkasının yumruğunu yemeyen, kendi yumruğunu batman taşı sanır, atas&ouml;z&uuml; meşh&ucirc;rdur. Birbiri ile &ccedil;arpışacak kuvvetler i&ccedil;in, sebeblere elden geldiği kadar yapıştıktan sonra, nefse g&uuml;ven yerine Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya g&uuml;venerek &uuml;st&uuml;nl&uuml;k aramalıdır. İki taraf da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya g&uuml;venince, haksız olan, hakkı kabul eder. Aksi halde kavga olur.</p>

<p>Adaletin kalkmasına sebep!</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya g&uuml;venen, Rabbim bana yardım eder, &ccedil;&uuml;nk&uuml;, ben haklıyım derse, rahat eder ve kazanır. Fakat, nefsim bana yardım eder, &ccedil;&uuml;nk&uuml; ben haklıyım derse, kavga eder, yalnız kalır ve kaybeder. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, haksız olan egoistin nefsi, dah&acirc; &ccedil;ok ister ve dah&acirc; azgın bir şekilde karşı tarafa saldırır. Bu hal ise, g&uuml;&ccedil;l&uuml;lerin zayıfları ezmesine, onlara zulmetmesine ve adaletin ortadan kalkmasına sebep olur.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya g&uuml;venmek, kalbde h&acirc;sıl olan bir h&acirc;ldir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın lutuf ve ihs&acirc;nının pek&ccedil;ok olduğuna &icirc;m&acirc;n etmekle h&acirc;sıl olur. Bu h&acirc;l, kalbin vek&icirc;le g&uuml;venmesi, O&#39;&#39;na inanması ve O&#39;&#39;nunla r&acirc;hat etmesidir. B&ouml;yle bir insan, d&uuml;ny&acirc; malına g&ouml;n&uuml;l bağlamaz. D&uuml;ny&acirc; işlerinin bozulmasından &uuml;z&uuml;lmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, rızkı g&ouml;ndereceğine g&uuml;venir. D&uuml;ny&acirc;da, bunun benzeri, bir kimseye iftir&acirc; edip, mahkemeye verseler, kendine bir avukat tutar. &Uuml;&ccedil; şeyde avukata g&uuml;venirse, bu kimsenin kalbi r&acirc;hat olur. Biri, avukatın, iftir&acirc;yı, h&icirc;leyi iyi bilmesi. İkincisi, bildiğini iyi anlatmak i&ccedil;in doğruyu s&ouml;ylemekten &ccedil;ekinmemesi, iyi ve a&ccedil;ık konuşabilmesi. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;, avukatın, buna acıyıp, hakkı kurtarmaya c&acirc;ndan uğraşmasıdır. Avukatına, b&ouml;yle inanır, g&uuml;venirse, kendisi ayrıca uğraşmaz. &Acirc;l-i İmr&acirc;n s&ucirc;resindeki;</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bize yetişir... (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bize yetişir. O, &ccedil;ok iyi vek&icirc;ldir) me&acirc;lindeki &acirc;yeti kerimenin manasını iyi anlayıp, herşeyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yapar, O&#39;&#39;ndan başkası birşey yapamaz diyen, Cenab-ı Hakkın ilminde, kudretinde noks&acirc;n, kus&ucirc;r olmadığına ve rahmetinin, iyiliğinin sonsuz, &ccedil;ok olduğuna inanan bir kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın fazlına itimat ederek tedb&icirc;re, sebeblere yapıştığı halde, bunlara değil Cenab-ı Hakka g&uuml;venir. Rızık takd&icirc;r edilmiş, ayrılmıştır, sebeplerine yapışınca ve vakti gelince bana ulaşır der.</p>

<p>Bazı kimseler, ilmen bunları bilir ve inanır. Amm&acirc;, i&ccedil;inde bir korku, bir &uuml;mm&icirc;tsizlik bulunur. &Ccedil;ok kimse vardır ki, birşeye inansalar da, tabiatleri, &icirc;m&acirc;nlarına uymayıp, evh&acirc;m ve hay&acirc;llere uyar. Hatt&acirc; bu hay&acirc;llerin yanlış olduğunu bildiği h&acirc;lde, yine bunlara t&acirc;bi olur. Mesel&acirc;, tatlı yerken, başka biri tatlıyı pis bir şeye benzetirse yiyemez. Bu s&ouml;z&uuml;n yanlış olduğunu, pisliğe benzemediğini bildiği h&acirc;lde, yine yiyemez. Yine b&ouml;yle kimseler, &ouml;l&uuml; bulunan bir odada, yalnız yatamaz. &Ouml;l&uuml;n&uuml;n taş gibi olup hareket edemeyeceğini bildiği h&acirc;lde, yatamaz. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, tevekk&uuml;l i&ccedil;in, hem kuvvetli &icirc;m&acirc;n, hem de kuvvetli kalb l&acirc;zımdır. B&ouml;ylece, kalbinde ş&uuml;phe kalmaz. İtim&acirc;d ve r&acirc;hatlık tam olmadık&ccedil;a, tevekk&uuml;l, g&uuml;ven de tam olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; tevekk&uuml;l, kalbin, her işte, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya itim&acirc;t etmesi, g&uuml;venmesi demektir.</p>

<p>&quot;Hayırlı ise olsun&quot; demelidir Tevekk&uuml;l, değiştirilmesi insan g&uuml;c&uuml;n&uuml;n dışında olan &uuml;z&uuml;c&uuml; olayları, ezelde takdir edilmiş bilip, &uuml;z&uuml;lmemek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan geldiğini d&uuml;ş&uuml;nerek seve seve karşılamaktır. İnsan, bir işin neticesinin iyi mi, k&ouml;t&uuml; m&uuml; olacağını bilemez. Hayır sandığı &ccedil;ok şey, şerle, şer sandığı &ccedil;ok şey de, hayırla neticelenebilir. Muhakkak şu işim olsun diye ısrar etmemeli, &quot;Hayırlı ise olsun&quot; demelidir.</p>

<p>Kısacası, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya g&uuml;venen, O emrettiği i&ccedil;in sebeplere yapışan ve bu sebeplere tesir ihsan etmesi i&ccedil;in dua eden, huzurlu olur, kazanır. Nefsine g&uuml;venen ise, bencil, egoist, kibirli olur. Kendisi rahat edemediği gibi başkasını da huzursuz eder ve kaybeder.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1302]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 26 May 2026 21:56:31 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Emr-i maruf nehy-i münker nedir]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nkeri kimler, nasıl yapabilirler? Kimlere yapabilir? Ne zaman farz olur, ne zaman caiz olmaz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Emr-i bil maruf ve nehy-i anil m&uuml;nker, farz-ı kifayedir. Maruf, dinimizin emrettiği hususlardır. M&uuml;nker ise, dinimizin yasakladığı, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olmadığı işlerdir.<br />
<br />
Emr-i maruf &ccedil;ok m&uuml;himdir. Emr-i maruf yapılmazsa, ilim yok olur. Cehalet ve sapıklık yayılır. Fitne her tarafı kaplar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yery&uuml;z&uuml;nde şehitlerden &uuml;st&uuml;n m&uuml;cahidleri vardır. Bunlar, emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapanlardır.)</b> [İ. Gazali]<br />
<br />
B&ouml;yle m&uuml;him olan emr-i marufun bazı şartları vardır. Mesela emr-i maruf yapan, aynı k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri kendisi işlememelidir. İşlerse s&ouml;z&uuml; tesirli olmaz. Kur&#39;an-ı kerimde mealen, <b>(İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz?)</b> buyuruluyor. [Bekara 44]<br />
<br />
O halde emr-i maruf yapan, ilmi ile amil olmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İsra gecesinde, ateşten makaslarla dudakları kesilen insanlar g&ouml;rd&uuml;m. Kim olduklarını sordum. Onlar da &quot;İyilikle emreder kendimiz yapmazdık. K&ouml;t&uuml;l&uuml;kten nehyeder; fakat kendimiz sakınmazdık&quot; diye cevap verdiler.)</b> [İbni Hibban]<br />
<br />
<b>(Emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nkeri, rıfk ve hilm sahibi fakihler yapar.)</b> [İ.Gazali]<br />
<br />
Emr-i maruf &ccedil;ok m&uuml;him olduğu i&ccedil;in, insan, kendisi her iyiliği yapamazsa ve her k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten ka&ccedil;amazsa da, g&uuml;c&uuml; yetiyorsa, emr-i marufta bulunması gerekir. Hazret-i Enes, (Ya Resulallah, tamamen yapamadığımız bir şeyi emretmeyelim mi? Kendimiz tamamen sakınamadığımız bir şeyi nehy etmeyelim mi?) diye sual edince, Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
<b>(Her ne kadar iyiliğin hepsini yapamasanız ve her ne kadar k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten sakınamasanız da, emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapınız!)</b> [İ. Gazali]<br />
<br />
Abd&uuml;lgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:<br />
(S&ouml;z ve yazı ile emr-i maruf &acirc;limlerin vazifesidir. Kalb ile, dua ederek g&uuml;nah işleyene mani olmaya &ccedil;alışmak da her m&uuml;minin vazifesidir. El ile m&uuml;dahale ise devletin vazifesidir.) <b>[Hadika] </b><br />
<br />
Faydası olmayacağı ve zarar geleceği bilindiği halde, her g&uuml;nah işleyene emr-i maruf yapmaya kalkmak doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kıyamet g&uuml;n&uuml;, bir kuluna, g&uuml;nah işleyeni g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; zaman ni&ccedil;in engel olmadığını soracak, o kimse de, &quot;Onun zararından, d&uuml;şmanlığından korktum, senin af ve mağfiretine g&uuml;vendim&quot; diyecek </b>[ve mazur g&ouml;r&uuml;lecek]<b>tir.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>Emr-i maruf farzdır<br />
Sual: </b>İmam-ı Rabbani, (Emr-i bil maruf ve nehy-i anil m&uuml;nker Peygamber efendimizin s&uuml;nnetinden, belki İslamiyet&#39;in vaciblerinden ve farzlarındandır) diyor. Emr-i maruf s&uuml;nnet mi, vacib mi, farz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Emr-i bil maruf ve nehy-i anil m&uuml;nker farzdır. Farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Yani, herkese farz değil, g&uuml;c&uuml; yetene farzdır. Her g&uuml;c&uuml; yetene de farz değildir. Bir yerde, bu işi yapanlar varsa, diğerlerine farz olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<br />
<b>(İ&ccedil;inizde, hayra &ccedil;ağıran, marufu emreden ve m&uuml;nkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.)</b> [&Acirc;l-i İmran 104]<br />
<br />
<b>Maruf,</b> dinimizin emrettiği hususlardır. <b>M&uuml;nker</b> ise, dinimizin yasakladığı, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olmadığı işlerdir.<br />
<br />
<b>Belki</b> kelimesi her zaman ihtimal manasında değildir. Bazen elbette &ouml;yle demektir, kesinlik ifade eder.<br />
<br />
<b>Vacib</b> de, yalnız kullanıldığı zaman genelde farzdır, şarttır anlamındadır. Mesela bu işi yapmak vacibdir demek şarttır, farzdır demektir. Farz ve vacib denilince, o zaman farz ile s&uuml;nnet arasındaki h&uuml;k&uuml;m anlaşılır. Mesela namazın farzları ve vacibleri var denince burada vacib, herkesin bildiği vacibdir.<br />
<br />
Yukarıda vaciblerinden ve farzlarından deniyor. Bu, şartlarından ve farzlarından demek oluyor. Birbirini kuvvetlendirmek i&ccedil;in s&ouml;ylenmiştir.<br />
<br />
<b>S&uuml;nnet</b> de, tek başına kullanılınca İslamiyet anlamına gelir. Mesela (S&uuml;nnetimi terk edene şefaat etmem) demek, M&uuml;sl&uuml;man olmayana şefaat etmem demektir. Yoksa b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işleyenlere de şefaat vardır. Yukarıda emr-i maruf farzı i&ccedil;in, Peygamber efendimizin s&uuml;nnetinden demek, Peygamber efendimizin yaptığı farzlardan biridir demektir.<br />
<br />
Kelimenin tek manası ile hareket edilirse yanlış neticeye varılır.<br />
<br />
<b>Emr-i maruf nedir?</b><br />
<b>Sual:</b> (Emr-i maruf farzı kif&acirc;yedir, ama farz-ı ayn olduğu durumlar da vardır) deniyor. Emr-i maruf hangi durumlarda yapılır? Emr-i maruf tam olarak nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an-ı kerime, hadis-i şeriflere ve akla uygun gelen, yani iyi şeylere <b>Maruf</b>, bunlara uymayan k&ouml;t&uuml; şeylere de <b>M&uuml;nker</b> denir. M&uuml;ctehidlerin s&ouml;zbirliğiyle yasak edilen şeylere de <b>M&uuml;nker </b>denir. Emr-i maruf; iyiliği emretmek, nehy-i m&uuml;nker de k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten sakındırmak demektir.<br />
<br />
İslamiyet&rsquo;in temeli; imanı, farzları ve haramları &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmektir. B&uuml;t&uuml;n peygamberler bunun i&ccedil;in g&ouml;nderilmiştir. Gen&ccedil;lere bunlar &ouml;ğretilmezse, İslamiyet yıkılır, yok olur.<b> (Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
Birka&ccedil; hadis-i şerif:<br />
<b>(Birbirinize M&uuml;sl&uuml;manlığı &ouml;ğretin! Emr-i marufu bırakırsanız, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, en k&ouml;t&uuml;n&uuml;z&uuml; başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.) </b>[Bezzar]<br />
<br />
<b>(B&uuml;t&uuml;n ibadetlere verilen sevab, Allah yolunda gazaya verilen sevaba g&ouml;re, deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, Emr-i maruf ve nehy-i anilm&uuml;nker sevabı yanında, denize g&ouml;re bir damla su gibidir.) </b>[Deylem&icirc;]<br />
<br />
<b>(G&uuml;nahk&acirc;r bir toplumdaki iyi kimseler, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri d&uuml;zeltmeye g&uuml;&ccedil;leri yettiği h&acirc;lde, d&uuml;zeltmezlerse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ouml;l&uuml;mlerinden &ouml;nce onların hepsine şiddetli azap eder.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir meleğe, bir beldeyi yıkmasını emreder. O melek, bu beldede hi&ccedil; g&uuml;nah işlemeyen bir zatın da olduğunu bildirince, Cenab-ı Hak, &quot;Belde halkıyla onu da alt &uuml;st et! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o zat, g&uuml;nah işleyenlere y&uuml;z&uuml;n&uuml; ekşitmedi&quot; buyurdu.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(Eski milletlerden bir kısmına depremle azap yapıldı. İyiler de helak oldu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; işlenen g&uuml;nahlar karşısında susup, imk&acirc;nları varken &ouml;nlememişlerdi.) </b>[Taberan&icirc;]<br />
<br />
(Y&acirc; Resulallah, i&ccedil;inde iyilerin de bulunduğu bir &uuml;lke helak olur mu?) diye soranlara,<b> (Evet g&uuml;nah işlenirken, iyiler s&uuml;k&ucirc;t ederse, hepsi helak olur) </b>buyurdu.<b> </b>(Bezzar)<br />
<br />
Emr-i maruf farzdır. Ancak, m&uuml;nkere, fitneye yol a&ccedil;an emr-i marufu yapmamak lazım olur <b>(Hadika)</b><br />
<br />
Seyyid Abd&uuml;lkadir-i Geylan&icirc; hazretleri buyuruyor ki: Bir kimse, bir g&uuml;nah işleyeni g&ouml;r&uuml;p de men edince, kendine zarar gelme ihtimali olsa da, [Fitneye sebep olmayacaksa yani İslamiyet&rsquo;e ve M&uuml;sl&uuml;manlara zarar gelmeyecekse] men etmesi bize g&ouml;re &ccedil;ok kıymetli olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in k&acirc;firlerle cihad etmek gibi sevab verilir. <b>(Gunyet-&uuml;t-talibin)</b><br />
<br />
Peygambere t&acirc;bi olan, emr-i maruf, nehy-i m&uuml;nker etmekte de t&acirc;bi olur. Bunları yapmayan, Ona t&acirc;bi olmuş olmaz. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
Emr-i maruf iki suretle yapılır:<br />
<b>1-</b> <b>S&ouml;z, yazı ve medya ile:</b> Bunu yaparken, bilgi azsa ve şahsa, &acirc;detlere, kanunlara dikkat ve riayet edilmezse, fitneye sebep olabilir.<br />
<b>2-</b> <b>H&acirc;l ile:</b> İslam&rsquo;ın g&uuml;zel ahlakına uyarak, &ouml;rnek olmaktır. Herkese tatlı dil, g&uuml;ler y&uuml;z g&ouml;stermek, kimseyi incitmemek, kimsenin malına, ırzına g&ouml;z dikmemek, kanunlara uymak, vergilerini, bor&ccedil;larını &ouml;demek, en tesirli, en faydalı nasihat olur. Bunun i&ccedil;indir ki, <b>(Lisan-ı h&acirc;l, lisan-ı kalden entaktır)</b> demişlerdir. Yani, insanın h&acirc;l ve hareketi, s&ouml;z&uuml;nden daha tesirli olur. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, İslam&#39;ın g&uuml;zel ahlakına uygun yaşamak, emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapmanın en g&uuml;zel yoludur. M&uuml;him bir farzı yapmak, ibadet etmektir. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<b>(G&uuml;nah işleyeni, elinizle men edin, buna kuvvetiniz yetmezse, s&ouml;zle m&acirc;ni olun! Bunu da yapamazsanız, kalbinizle beğenmeyin! Bu ise, imanın en aşağısıdır)</b> hadis-i şerifinin a&ccedil;ıklaması ş&ouml;yledir: Kadı zade Ahmed efendi buyuruyor ki:<br />
El ile, g&uuml;&ccedil; kullanarak nehy-i m&uuml;nker yapmak, yani g&uuml;nah işleyene m&acirc;ni olmak h&uuml;k&uuml;metin vazifesidir. S&ouml;zle, yazıyla cihad etmek, &acirc;limlerin vazifesidir. Kalble dua etmek ise, her m&uuml;minin vazifesidir. Etkili olacaksa, bu vazifeleri yapmak vacib olur. Fitneye sebep olacağı umulursa, terk etmek vacib olur. Fitne bulunan yere zaruretsiz gitmek caiz değildir. Eğer dinini korumak i&ccedil;in hicret ederse, g&uuml;zel olur, Cennete girmeye l&acirc;yık olur.<br />
<br />
Abd&uuml;lgani Nablus&icirc; hazretleri de buyuruyor ki:<br />
Emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nkeri el ile yapmak, h&uuml;k&uuml;mete, dille yapmak, din adamlarına, kalble yapmak da her M&uuml;sl&uuml;mana farzdır. Kendinin ve M&uuml;sl&uuml;manların dinine veya d&uuml;nyasına zarar gelecek işleri bırakmak vacib olur. &Ouml;ld&uuml;r&uuml;leceğini bilenin cihad yapması caiz olmaz. Sultanın, kendi aklıyla, arzusuyla verdiği emirlerine itaat etmek gerekmez. Fakat sultan zalimse, eziyet ve işkence ediyorsa, onun emirlerine uymak gerekir. Hele, itaat etmeyenleri &ouml;ld&uuml;r&uuml;yorsa, kendini tehlikeye atmak, kimseye caiz olmaz. Emr-i maruf, fitneye yol a&ccedil;arsa yapılmaz. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
Emr-i marufu ve Nehy-i m&uuml;nkeri elle yapmak [g&uuml;&ccedil; kullanarak polisle, askerle m&acirc;ni olmak] devlet adamlarına, dille yapmak [vaaz etmek ve kitap yazmak] din adamlarına, kalble yapmak [beğenmemek ve dua ederek m&acirc;ni olmak] da her M&uuml;sl&uuml;mana farzdır. El ile m&uuml;dahale etmek, din adamlarına farz değilse de, g&uuml;nah işlenirken m&acirc;ni olmaları caizdir, fakat fitneye sebep olmamalı. Yani, kendinin ve M&uuml;sl&uuml;manların dinine veya d&uuml;nyasına zarar gelecek olursa, terk etmesi vacib olur. Kendinde kibir, riya, suizan, meşhur olmak d&uuml;ş&uuml;ncelerinin h&acirc;sıl olması ve M&uuml;sl&uuml;mana hakaret etmesi fitne olur. Caiz olan bir şeyi yapmak haram işlemeye sebep olursa, bunu yapmak da haram olur. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
İslamiyet&rsquo;in başlangıcında, insanların &ccedil;oğu, M&uuml;sl&uuml;manlığı yadırgadıkları gibi, &acirc;hir zamanda da, dini bilmeyenler, dinin emirlerini yadırgar. Dini bilenler bozulmuş olan dinin h&uuml;k&uuml;mlerini d&uuml;zeltmeye &ccedil;alışırlar, emr-i maruf yaparlar. Dinin emrine uymakta başkalarına &ouml;rnek olurlar. İslam bilgilerini doğru olarak yazıp, kitaplarını yaymaya &ccedil;alışırlar. Bunları dinleyenler az, karşı gelenler &ccedil;ok olur. Her M&uuml;sl&uuml;manın birbirine, m&uuml;mk&uuml;n olduğu kadar, emr-i maruf yapması yani nasihat etmesi farzdır. <b>(Faideli Bilgiler)</b><br />
<br />
İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki: Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında yazılı olan din bilgilerini &ouml;ğretmeye ve fıkıh ahk&acirc;mını yaymaya elden geldiği kadar &ccedil;alışmalı. Bu ikisi b&uuml;t&uuml;n saadetlerin başı, y&uuml;kselmenin vasıtası ve kurtuluşun sebebidir. Emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapmalıdır.<br />
<br />
Kul haklarından en &ouml;nemlisi ve azabı en &ccedil;ok olanı, akrabasına ve emri altındakilere emr-i maruf yapmamak, İslam bilgilerini &ouml;ğretmemektir. <b>(H. L. Olan İman)</b><br />
<br />
Emr-i maruf yapmanın &uuml;&ccedil; şartı vardır:<br />
<b>1-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrini ve yasağını bildirmeye niyet etmek.<br />
<b>2-</b> S&ouml;ylediğinin vesikasını, kaynağını bilmek.<br />
<b>3-</b> H&acirc;sıl olacak sıkıntılara sabretmek. Yumuşak s&ouml;ylemek, sertlik yapmamak lazımdır. Sert s&ouml;yleyen ve m&uuml;nakaşa eden fitne &ccedil;ıkmasına sebep olur.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Yuşa aleyhisselama, <b>(Kavminden kırk bin salih kimseye ve altmış bin f&acirc;sık kimseye azap yapacağım!)</b> diye vahyetti. (Ya Rabbi! Salihlere azap yapmanın sebebi nedir?) diye sual ettiğinde, <b>(Benim gazap ettiklerime, onlar gazap etmedi. Birlikte yiyip i&ccedil;tiler)</b> buyurdu. Malına, canına, evladına ve M&uuml;sl&uuml;manlara zarar geleceği, yani fitneye sebep olacağı zaman, bid&rsquo;at sahiplerine ve zalimlere emr-i maruf yapmak gerekmez. A&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işleyen f&acirc;sıkları, yalnız kalble sevmemek k&acirc;fidir. Tatlı ve yumuşak s&ouml;zlerle nasihat vermek lazım olur. <b>(İslam Ahlakı)</b><br />
<br />
Emr-i maruf yaparken kendini tehlikeye sokmak emrolunmadı. Dine ve başkalarına zarar vererek d&uuml;nya fitnesine de sebep olmamalı. Kendine d&uuml;nyev&icirc; zararı olsa da emr-i marufu yapmak caiz olur, cihad olur. Sabredemeyecekse, bunu da yapmamalı. <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Kıyamette bir kuluna, &ldquo;G&uuml;nah işleyeni g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n zaman, ni&ccedil;in m&acirc;ni olmadın?&rdquo; diyecek. O kul, &ldquo;O kimsenin zararından, d&uuml;şmanlığından korktum ve senin affına, mağfiretine g&uuml;vendim&rdquo; diyecek)</b> hadis-i şerifi, d&uuml;şmanın kuvvetli olduğu zamanlarda, emr-i marufu ve nehy-i m&uuml;nkeri terk etmenin caiz olacağını g&ouml;stermektedir.<b> (İslam Ahlakı)</b><br />
<br />
Bu zamanda en b&uuml;y&uuml;k hizmet, fitneye sebep olmadan yapılandır. Yani, m&uuml;mk&uuml;n olduğu kadar, tepki vereceklere karışmamalı, onlarla tartışmamalı. Zamanın ve &uuml;lkenin şartlarına, kanunlara uygun hareket etmeli. Kur&#39;an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde, fitneye sebep olmanın k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; a&ccedil;ık&ccedil;a bildirilmiş ve fitneden uzak durmak emredilmiştir. Bunun i&ccedil;in en iyi emr-i maruf, uygun bir din kitabını bir din kardeşine vermektir.<br />
<br />
Emr-i maruf &ouml;z&uuml;rs&uuml;z terk edilirse, dualar kabul olmaz. Hayr ve bereket kalmaz. G&uuml;nah işleyeni g&ouml;r&uuml;p de, g&uuml;c&uuml;, kudreti olduğu h&acirc;lde nehyetmemek, <b>(M&uuml;dahene) </b>olur. M&uuml;dahene edenlerin, kabirden maymun ve hınzır şeklinde kalkacakları, hadis-i şerifte bildirilmiştir. Emr-i maruf yapanı, arkadaşları sevmez, m&uuml;dahene yapanı severler. Emr-i marufu Allah rızası i&ccedil;in yapmak ve s&ouml;ylediğinin kitaptan vesikasını bilmek ve fitneye sebep olmamak lazımdır. S&ouml;z&uuml;n&uuml;n faydası olmayacağını ve fitneye sebep olacağını bilen kimsenin emr-i maruf yapması vacib olmaz. Hatt&acirc; bazen haram olur. <b>(Şir&rsquo;a)</b><br />
<br />
Kul haklarından en &ouml;nemlisi ve azabı en &ccedil;ok olanı, akrabasına ve emri altında olanlara emr-i maruf yapmamaktır. Bunlara din bilgisi &ouml;ğretmeyi terk etmektir. <b>(İslam Ahlakı)</b><br />
<br />
Her salih M&uuml;sl&uuml;manın ve devletin; k&ouml;t&uuml;, fena kimselerin k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerine m&acirc;ni olmaları lazımdır. Mani olmazlar ise, o k&ouml;t&uuml;lerle beraber, iyiler de helak olurlar. Bunun i&ccedil;in, emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker, ehil olan b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manların vazifesidir. <b>(Cevap Veremedi)</b><br />
<br />
Emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlara vacib ve k&acirc;firlerle cihad gibidir. (4/29)<br />
<br />
<b>Emr-i maruf yaparken</b><br />
Emr-i maruf yapacağım diye tartışmaya girmek caiz olmaz. M&uuml;nakaşayla, tartışmayla hi&ccedil; kimseye hak yolu kabul ettiremeyiz. Hidayete kavuşturan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Bizim yapacağımız şey, doğru yazılmış bir din kitabını vermektir. O b&uuml;y&uuml;k &acirc;limlerin m&uuml;barek s&ouml;zleriyle hakkı kabul etmezse, bizim s&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; nasıl kabul eder? Biz, yol g&ouml;steren trafik levhası gibi olmalıyız, b&uuml;y&uuml;klerin s&ouml;zlerini yani kitaplarını, kendi s&ouml;z&uuml;m&uuml;ze tercih etmeliyiz. Sadece doğru kitapları g&ouml;stermeli, gerisine karışmamalıyız.<br />
<br />
Bid&rsquo;at ehli kimselerin kitaplarını okuyanlara, senin yolun yanlış demek, kırgınlığa, d&uuml;şmanlığa sebep olabilir. Kendisine uygun bir kitap, mesela <b>Faideli Bilgiler</b> kitabı verilebilir. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde emr-i maruf yapmanın en iyi ve en kolay yolu, doğru bir kitap vermektir. Nasibi var ise, okur &ouml;ğrenir. Nasibi yoksa, biz yine kitap verdiğimiz i&ccedil;in sevab kazanırız.<br />
<br />
Emr-i maruf yapmak i&ccedil;in g&uuml;nah işlemek, mesela karşı cinsle chat yapmak veya g&ouml;r&uuml;şmek de caiz olmaz. Yasak edilenden sakınmak, emri yapmaktan &ouml;nce gelir. Mesela, &uuml;st&uuml;nde, namaza m&acirc;ni olacak kadar &ccedil;ok necaset bulunan kimse, avret yerini a&ccedil;madan veya başka bir sebeple temizlemesi m&uuml;mk&uuml;n değilse, başka elbisesi de yoksa, o h&acirc;liyle kılar, &ccedil;ıplak kılmaz. Hatt&acirc; temizleme imk&acirc;nı olsa, ama yanında yabancılar varsa, temizlemeden namazını kılar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; başkalarının yanında avret yerini a&ccedil;mak yasak, necaseti temizlemek ise emirdir. Emir ile yasak bir araya gelince, &ouml;nce yasaktan sakınılır. Yani avret yeri a&ccedil;ılmaz. Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek i&ccedil;in, o emir terk edilir. Bunun gibi, gayrim&uuml;slim bir kadın, (Benimle g&uuml;nah işlersen M&uuml;sl&uuml;man olacağım) dese, onun M&uuml;sl&uuml;man olmasını sağlamak i&ccedil;in bu g&uuml;nahları işlemek de, kesinlikle caiz olmaz. Hacca gitmesi farz olan bir kadın, yanında mahremi yoksa, farzı yapmak i&ccedil;in hacca gitmesi haram olur. Karşı cinse, g&uuml;nah işleyerek emr-i maruf yapılmaz. Niyetinin iyi olması onu kurtarmaz. Uygun bir yol ile, d&icirc;n&icirc; bir kitap hediye etmek yeter.<br />
<br />
Forumlarda ve mail gruplarında her t&uuml;rl&uuml; insan, mesela bid&rsquo;at ehli veya başka fanatik kimseler bulunabilir. Tartışmaya sebep olabilecek işlerden uzak durmalı, bunun yerine tanıdığımız kimselere, uygun d&icirc;n&icirc; site ve mail gruplarını tavsiye etmelidir. Sitemiz&nbsp;<b><a href="https://dinimizislam.com">dinimizislam.com</a> </b>adresinde, her t&uuml;rl&uuml; d&icirc;n&icirc; bilgi mevcuttur. Sorulara verilen cevaplar, mail grubunun &uuml;yelerine de g&ouml;nderilmektedir.<br />
<br />
Emr-i maruf, farz-ı ayn değil, farz-ı kif&acirc;yedir. Kendimiz, dinimizin bildirdiği şekilde emr-i maruf yapamıyorsak, emr-i maruf yapanlara herhangi bir şekilde yardım etmelidir. Mesela, uygun bir din kitabını alıp başkasına vermek, emr-i maruf olur. Hi&ccedil;bir yardım yapamayan, dua ile yardım etmeye &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
Bir başka husus, ona buna nasihat vermeye &ccedil;alışmaktan &ccedil;ok, kendimize emr-i maruf yapmalıyız. Kendi hatamızı g&ouml;r&uuml;p, d&uuml;zeltmeye &ccedil;alışmalıyız. Dinimizin bildirdiği g&uuml;zel ahlak ile s&uuml;slenmeli, h&acirc;l ve hareketlerimizle &ouml;rnek olmaya &ccedil;alışmalıyız. (Lisan-ı h&acirc;l, lisan-ı kalden entaktır) s&ouml;z&uuml; meşhurdur. Yani, insanın h&acirc;l ve hareketi, s&ouml;z&uuml;nden daha tesirli olur. M&uuml;sl&uuml;manların g&uuml;zel h&acirc;llerine bakıp, doğru yolu bulanlar &ccedil;oktur.<br />
<br />
Ben 70 yaşını ge&ccedil;tim, bu kadar zaman i&ccedil;inde bir kişiyi delille ikna edemedim. Hidayete kavuşturan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Yani bu bir nasip meselesidir. Tartışma, dostların dostluğunu azaltır, d&uuml;şmanın ise d&uuml;şmanlığını artırır. Haklı yere de olsa, tartışmak g&uuml;nahtır. G&uuml;nah işleyerek emr-i maruf yapılmaz. Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(M&uuml;cadele ve m&uuml;nakaşayı terk edin, &ccedil;&uuml;nk&uuml; iki taraftan birinin s&ouml;ylediği yanlıştır. Neticede iki taraf da g&uuml;naha girer.)</b> [Ramuz]<br />
<br />
Tartışmaya sebep olmayacak olsa bile, hatırımızda yanlış kalmış olabilir veya yanlış nakledebiliriz. Doğru bile nakletsek, bizim s&ouml;ylediğimizi kabul etmek, karşıdakinin nefsine ağır gelebilir, ama kitaptan kendisi okursa, nasibi de varsa, kabul etmesi daha kolay olur, &ccedil;&uuml;nk&uuml; evliya zatların s&ouml;zlerinde rabb&acirc;n&icirc; tesir olur.<br />
<br />
Facebook, Twitter gibi sitelerde, dine ve kanuna aykırı olan bir&ccedil;ok sayfalar, yazı ve videolar olabiliyor. Yani oralara girmek, bir&ccedil;ok bakımdan uygun değildir. Dine hizmet etmek isteyenlerin, doğru yazılmış kitapları ve siteleri uygun g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; arkadaşlarına tavsiye etmeleri, b&ouml;yle kitap ve sitelerden yazı alıp, ilave yapmadan kendi grubundaki uygun arkadaşlara g&ouml;ndermeleri yeterlidir. S&ouml;ylediğimiz mutlaka doğru olmalı, ama herkese her doğru s&ouml;ylenmez. Uygunsuz kimselere g&ouml;nderilirse, fitneye sebep olunabilir. Din b&uuml;y&uuml;kleri, <b>(Bu zamanda en kıymetli hizmet, fitneye sebep olmamaktır) </b>buyuruyor. Hizmet ediyorum sanarak, bilmeden fitneye sebep olmamalıdır.</p>

<p><strong>G&uuml;nah işleyenlere mani olmak<br />
Sual: A&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işleyenlere, g&uuml;c&uuml; yetse de, yetmese de mani olmaya &ccedil;alışmak, nasihat etmek, dinimiz a&ccedil;ısından şart mıdır?<br />
Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isyan edene <strong>Fasık</strong>, k&ouml;t&uuml; kimse denir. Başkalarının isyan etmesine, fıskın, g&uuml;nahın yayılmasına sebep olana <strong>Facir </strong>denir. Haram işlediği bilinen fasık sevilmez. Bidati, yani bozuk inanışları yayanları ve dini &ouml;ğrenmeye mani olanları sevmek, g&uuml;nahtır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Fasıkın fıskına mani olmaya kudreti varken, kimse mani olmazsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bunların hepsine, d&uuml;nyada ve ahirette azap yapar)</strong> buyuruldu. &Ouml;mer bin Abd&uuml;l&#39;az&icirc;z hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir kimse g&uuml;nah işlediği i&ccedil;in, başkalarına da azap yapmaz ise de, a&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işleyenler g&ouml;r&uuml;l&uuml;p de, g&ouml;rebilenler mani olmadığı zaman, hepsine azap yapar.&rdquo;</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Y&ucirc;şa Peygambere;<br />
<strong>(Kavminden kırkbin salih kimseye ve altmış bin fasık kimseye azab yapacağım!)</strong> buyurunca;<br />
-Y&acirc; Rabb&icirc;! Fasıklar, azabı hak etmiştir. Salihlere azap yapmanın sebebi nedir? diye arzedince;<br />
<strong>(Benim gadab ettiklerime, onlar gadab etmedi. Birlikte yediler, i&ccedil;tiler)</strong> buyurdu.</p>

<p>Malına, canına, evladına ve M&uuml;sl&uuml;manlara zarar geleceği, yani fitneye sebep olacağı zaman, bid&#39;at sahiplerine ve zalimlere emr-i ma&#39;r&ucirc;f yapmak lazım olmaz. A&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işleyen fasıkları, yalnız kalp ile sevmemek k&acirc;fidir. Tatlı ve yumuşak s&ouml;zlerle nasihat vermek lazım olur.</p>

<p><strong>G&uuml;nah işleyene m&uuml;dahale etmek<br />
Sual: Bir had&icirc;s-i şerifte; (G&uuml;nah işleyeni g&ouml;ren, eli ile m&acirc;ni olsun. Buna g&uuml;c&uuml; yetmezse, dili ile m&acirc;ni olsun!) buyuruluyor. Bu had&icirc;s-i şerife g&ouml;re her M&uuml;sl&uuml;man, a&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işleyenlere m&uuml;dahale edebilir mi?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Had&icirc;kada dil afetlerini anlatırken deniyor ki:<br />
&ldquo;Emr-i ma&#39;r&ucirc;fu ve Nehy-i m&uuml;nkeri el ile yapmak, devlet adamlarına, dil ile yapmak, din adamlarına, kalp ile yapmak da her M&uuml;sl&uuml;mana farzdır. El ile yapmaya <strong>İhtis&acirc;b</strong> ve <strong>Hisbet</strong> denir. Dil ile yapmaya <strong>Vaaz</strong> ve <strong>Nasihat</strong> denir. Hisbet yaparak &ccedil;algıları, i&ccedil;ki şişelerini kırmak yalnız devlet memurlarının vazifesi olduğu i&ccedil;in, başkaları kırarsa tazmin eder, &ouml;derler. Hisbet yapmak, din adamlarına farz değil ise de, g&uuml;nah işlenirken m&acirc;ni olmaları caizdir. Fakat, din adamı hisbet yaparken fitne uyandırmamalıdır. Yani, kendinin ve M&uuml;sl&uuml;manların dinine veya d&uuml;nyasına zarar gelecek olursa, hisbeti terk etmesi vacip olur. Hisbet yaparken kendinde kibir, riya, suizan, meşhur olmak d&uuml;ş&uuml;ncelerinin hasıl olması ve M&uuml;sl&uuml;manı hakaret, techil etmesi, fitne olur. Caiz olan bir şeyi yapmak haram işlemeye sebep olursa, bunu yapmak da haram olur. Had&icirc;s-i şeriflere, kendine g&ouml;re mana vererek, vacib olmayan şeyi yapmaya kalkışmamalıdır. Fitne &ccedil;ıkarmamaya dikkat etmelidir. &Ouml;ld&uuml;r&uuml;leceğini muhakkak bilenin cihat yapması caiz olmaz. &Ouml;ld&uuml;r&uuml;leceğini bilenin şartlarına uygun hisbet yapması caiz olur ve &ouml;l&uuml;nce şehit olur. Fakat, fitne &ccedil;ıkacağını bilenin hisbet yapması caiz olmaz. Zalim devlet adamlarına, Allah rızası i&ccedil;in, dil ile emr-i ma&#39;r&ucirc;f yapmak da b&ouml;yledir.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: </strong>Hıristiyanlığı, ateistliği yayan kuruluşları yayınları ile g&ouml;rebiliyoruz. Peki İslamiyetin yayılmasına &ccedil;alışan kuruluşlar yok mudur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İslam dini, hak din olmasına rağmen, daha fazla yayılması i&ccedil;in, şimdi pek az gayret sarf edilmektedir. Hıristiyanların, Hıristiyanlığı yaymak i&ccedil;in kurdukları teşkilatlar, dernekler &ccedil;oktur ve b&uuml;y&uuml;kt&uuml;rler. Harputlu İshak Efendi Diy&acirc;-&uuml;l-Kul&ucirc;b kitabında şu bilgileri vermektedir:</p>

<p>&ldquo;Miladi 1804 senesinde kurulan&nbsp;<strong>İngiliz Bible House-İncil Evi</strong>&nbsp;ismindeki protestan cemiyeti, derneği, İncil&#39;i 204 lisana terc&uuml;me ettirmiştir. 1872 senesine kadar, bu cemiyet tarafından basılan kitapların adedi, 70 milyona varmıştır. O zamanda, bu cemiyetin Hıristiyanlığı yaymak i&ccedil;in sarf ettiği para, 205.313 İngiliz altını idi ki, bug&uuml;nk&uuml; para ile 45 milyar lirayı tutmaktadır.&rdquo;</p>

<p>Bu cemiyet, bug&uuml;n de faaliyette olup, d&uuml;nyanın bir&ccedil;ok yerlerinde hastahaneler, konferans salonları, k&uuml;t&uuml;phaneler, mektepler, hatta sinema salonları gibi eğlence yerleri, spor tesisleri kurmakta, buralara devam edenleri Hıristiyanlığa teşvik etmektedir. Katolikler de, aynı surette &ccedil;alışmaktadır.</p>

<p>Zamanımızda, bazı M&uuml;sl&uuml;man memleketlerinde olduğu gibi, Avrupa ve Amerika&#39;da da, k&uuml;&ccedil;&uuml;k İslam merkezleri vardır. Bunlar, İslami neşriyat yapmaktadır. Fakat &ccedil;eşitli fırkalarca desteklenen bu merkezlerin yayınları, birbirlerini k&ouml;t&uuml;lemekte, dinimizin emrettiği İslam birliğini bozmaktadır. T&uuml;rkiyede Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını neşreden Hakikat Kitabevi&#39;nin g&uuml;c&uuml; de, ancak bir miktar gencin okuyabilmesine kifayet etmektedir. Bir&ccedil;ok imk&acirc;nsızlıklara rağmen, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada,&nbsp;<strong>&quot;Hakikat Kitabevi&quot;</strong>nin m&uuml;tevazı neşriyatları okunmakta, bu sayede doğru yolda olan Ehl-i s&uuml;nnet itikadındaki M&uuml;sl&uuml;manların adedi her sene artmaktadır. Bundan y&uuml;z sene evvel M&uuml;sl&uuml;manlar Hıristiyanların ancak &uuml;&ccedil;te biri kadarken, bug&uuml;n bu miktar hemen hemen y&uuml;zde elliye varmıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; M&uuml;sl&uuml;manlar, inan&ccedil;larına sadık kalmakta ve evlatlarını M&uuml;sl&uuml;man olarak yetiştirmektedirler. Hıristiyan &acirc;leminde ise, gen&ccedil;ler, Hıristiyanlığın yeni buluşlara karşı olduğunu g&ouml;rerek, dinlerine g&uuml;venleri kalmamakta ve dinsiz olmaktadırlar. İngilterede, hi&ccedil;bir dine inanmayanların, n&uuml;fusun y&uuml;zde otuzunu bulduğunu, İngiliz neşriyatı haber vermektedir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>İsy&acirc;n, insanı ink&acirc;ra s&uuml;r&uuml;kler...</strong></p>

<p>İsy&acirc;n; karşı gelme, baş kaldırma, &acirc;s&icirc; olma gibi anlamlara gelmektedir. İsy&acirc;n kelimesi, ink&acirc;r karşılığı olarak kullanıldığı gibi, g&uuml;nah karşılığı olarak da kullanılmaktadır. Zira fıkıh kitaplarında fısk; &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ve yasaklarına uymama, isy&acirc;n etme, g&uuml;n&acirc;h&quot; diye tarif edilmektedir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isy&acirc;n edene f&acirc;sık denir. Başkalarının isyan etmesine, fıskın yayılmasına sebep olana f&acirc;cir denir. Har&acirc;m işlediği bilinen f&acirc;sık sevilmez. Bid&#39;&#39;ati yayanları ve z&acirc;limleri sevmek, g&uuml;n&acirc;htır. Had&icirc;s-i şer&icirc;fte; (F&acirc;sıkın fıskına m&acirc;ni olmaya kudreti varken, kimse m&acirc;ni olmazsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bunların hepsine, d&uuml;ny&acirc;da ve &acirc;hirette az&acirc;b yapar) buyuruldu.</p>

<p>Şumeyt bin Acl&acirc;n hazretleri buyurdu ki: &quot;Kim, fısktan g&uuml;nahtan r&acirc;zı olur beğenirse, onu yapanlardan olur. Kim de Allah&#39;&#39;a isy&acirc;n edenleri beğenirse, r&acirc;zı olursa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onun ib&acirc;detlerini kab&ucirc;l etmez.&quot; &Ouml;mer bin Abd&uuml;laz&icirc;z hazretleri buyuruyor ki: &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir kimse g&uuml;n&acirc;h işlediği i&ccedil;in, başkalarına az&acirc;b yapmaz ise de, a&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;n&acirc;h işleyenler g&ouml;r&uuml;l&uuml;p de, g&ouml;rebilenler m&acirc;ni olmadığı zam&acirc;n, hepsine az&acirc;b yapar.&quot;</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Y&ucirc;şa aleyhissel&acirc;ma vahyederek; -Kavminden kırkbin s&acirc;lih kimseye ve altmış bin f&acirc;sık kimseye az&acirc;b yapacağım! buyurunca Y&ucirc;şa aleyhissel&acirc;m; -Y&acirc; Rabb&icirc;! F&acirc;sıklar, az&acirc;bı hak etmiştir. S&acirc;lihlere az&acirc;b yapmanın sebebi nedir? diye arzetti. Cen&acirc;b-ı Hak da: -Benim gadab ettiklerime, onlar gadab etmedi. Birlikte yediler, i&ccedil;tiler buyurdu.</p>

<p>Doğru yolda olanlar... Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mde Hucur&acirc;t s&ucirc;resinin 7. &acirc;yet-i kerimesinde me&acirc;len: (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; size &icirc;m&acirc;nı sevdirmiş ve onu kalblerinize z&icirc;net yapmıştır. K&uuml;fr&uuml;, fıskı ve isy&acirc;nı da size &ccedil;irkin g&ouml;stermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır) buyurulmaktadır. Peygamber efendimiz de; (Ana-babaya iyilik ve hizmet edenlerin &ouml;mr&uuml; bereketli ve uzun olur. Ana ve babasına isy&acirc;n edenlerin &ouml;mr&uuml; bereketsiz ve kısa olur. Ana ve babasına isy&acirc;n eden mel&#39;&#39;&ucirc;ndur) buyurmuşlardır. Ma&#39;&#39;r&ucirc;f-ı Kerh&icirc; hazretleri buyuruyor ki: &quot;D&uuml;ny&acirc; d&ouml;rt şeyden ib&acirc;rettir: Mal, s&ouml;z, uyku ve yemek. Mal; insanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isy&acirc;n ettirir. S&ouml;z, insanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan oyalar. Uyku, insana Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutturur. Yemek ise insanın kalbini katılaştırır.&quot; İnsanın nefsi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isy&acirc;n, can d&uuml;şmanı olan şeyt&acirc;na it&acirc;at dilemektedir. Bunun i&ccedil;in ib&acirc;detler, kalbin temizliğini, cil&acirc;sını artırır. G&uuml;n&acirc;hlar ise, kalbi karartır. K&uuml;f&uuml;r ve har&acirc;m al&acirc;metleri bulunan yemekler, kalbi karartır ve kabirde &ccedil;&uuml;r&uuml;meye sebep olur. Ubeydullah-ı Ahr&acirc;r hazretleri buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;Muhammed aleyhissel&acirc;mın &uuml;mmetinden &quot;Mesh&quot; y&acirc;ni s&ucirc;retinin değiştirilmesi, hayvan s&ucirc;retine d&ouml;nd&uuml;r&uuml;lmesi kaldırılmıştır. Fakat b&acirc;tından yani m&acirc;nen s&ucirc;retin değişmesi kaldırılmamıştır. Manen hayvan s&ucirc;retine &ccedil;evrilmiş olmanın al&acirc;meti ise, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işleyenin bu g&uuml;nahları işlemekten, elem duymaması, &uuml;z&uuml;lmemesi, fısk ve isy&acirc;n olan işlerde ısr&acirc;r etmesidir. İşlenen b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlardan dolayı kalb o kadar kararır ki, artık ik&acirc;z ve nas&icirc;hat da yapılsa, o kimse gafletten uyanmaz.&quot; Bedendeki b&uuml;t&uuml;n uzuvlar birer em&acirc;nettir ve nimettir. Bu nimetleri, meşr&ucirc; şekilde ve meşr&ucirc; yerlerde kullanan kimse, em&icirc;n kimselerden olur ve b&ouml;ylece Cen&acirc;b-ı Hakka karşı tam ş&uuml;k&uuml;r yapılmış olur. Bu em&acirc;netleri, gayr-i meşr&ucirc; yerlerde kullanan kimse ise, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isy&acirc;n etmiş ve hiy&acirc;net etmiş olur. Nefsin arz&ucirc;larının, insanı Allah yolundan saptırıcı oldukları, Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mde haber verilmiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; nefs, d&acirc;im&acirc; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ink&acirc;r, Ona in&acirc;d, isy&acirc;n etmek ister. Nefsine uyan, k&uuml;fre vey&acirc; bid&#39;&#39;at s&acirc;hibi olmaya y&acirc;hut fıska yani har&acirc;m işlemeye başlar. Eb&ucirc; Bekr Tamist&acirc;n&icirc; hazretleri buyurdu ki:</p>

<p>D&uuml;nya nimetlerinin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; &quot;Nefse uymaktan kurtulmak, d&uuml;ny&acirc; nimetlerinin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; nefs, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ile kul arasındaki perdelerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r.&quot; Had&icirc;s-i şer&icirc;fte de; (&Uuml;mmetimin iki k&ouml;t&uuml; huya yakalanmalarından &ccedil;ok korkuyorum. Bunlar; nefse uymak ve &ouml;l&uuml;m&uuml; unutup, d&uuml;ny&acirc; arkasında koşmaktır) buyuruldu.</p>

<p>Nefse uymak, İsl&acirc;miyyete uymaya m&acirc;ni olur. &Ouml;l&uuml;m&uuml; unutmak ise, nefse uymaya sebep olur. Nefsin istekleri hep hayv&acirc;n&icirc; arz&ucirc;lardır. İnsan bu arz&ucirc;ları peşinde olduğu kadar, &acirc;hiret ihtiy&acirc;&ccedil;larını h&acirc;zırlamakta geri kalır. Nefs, mub&acirc;hlarla doymaz ve mub&acirc;hları kullanmayı artırdık&ccedil;a, isteklerini artırır. İnsanı har&acirc;mlara s&uuml;r&uuml;kler. Mub&acirc;hları aşırı kullanmak, elemlere, dertlere, hastalıklara sebep olur. B&ouml;yle insan, hep midesini, zevkini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Has&icirc;s ve rez&icirc;l olur. Ma&#39;&#39;r&ucirc;f-ı Kerh&icirc; hazretleri buyuruyor ki: &quot;Kim &ouml;ld&uuml;kten sonra unutulmak istemezse, g&uuml;zel amel işlesin ve isy&acirc;n etmesin.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=580]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 25 May 2026 22:52:14 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Özgürlük ve istediğini yapmak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Allah ne diye namaz kıl, oru&ccedil; tut, i&ccedil;ki i&ccedil;me, zina etme gibi kurallar koymuş? Bu &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğe, doğallığa aykırı değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kural koymadığı mahlukları da var. Mesela aslan, geyik dağda &ouml;zg&uuml;rce gezip dolaşırlar. &Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k ve doğallıktan kasıt, hayvan gibi başı boş, serbest yaşamak olmasa gerek.<br />
<br />
&Ouml;nce sizi d&uuml;ş&uuml;nelim. K&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuğunuz, pis ve zararlı şeyleri yese, <b>yeme o pistir, zararlıdır</b> der misiniz? Ateşe uzansa, <b>cızzz yakar o</b> der misiniz? Yılana elini uzatsa, <b>sakın dokunma sokar</b> der misiniz? Kışın sokağa &ccedil;ıplak &ccedil;ıksa, <b>&uuml;ş&uuml;rs&uuml;n hırkanı giy de &ccedil;ık</b> der misiniz? Derseniz, &ccedil;ocuk size baba benim &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;me karışma dese ne dersiniz? En azından ben babayım, &ccedil;ocuğumun iyiliğini d&uuml;ş&uuml;nmem gerekir, onun i&ccedil;in b&ouml;yle s&ouml;yledim dersiniz.<br />
<br />
Evinizdeki eşyaları, rastgele hepsini &uuml;st &uuml;ste bir odaya mı koydunuz, yoksa buzdolabını ve bulaşık makinesini mutfağa, &ccedil;amaşır makinesini banyoya, karyolayı yatak odasına mı koydunuz? Hangi halde koyarsanız koyun, eşya sizindir kimse karışamaz.<br />
<br />
Bu k&acirc;inat ve i&ccedil;indekiler de başı boş değildir. Hepsinin bir sahibi vardır. Siz nasıl &ccedil;ocuğunuza zarar gelmesini istemiyorsanız, her şeyin sahibi olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, kendi m&uuml;lk&uuml; olan insana, o kişinin faydası i&ccedil;in bazı emir ve yasaklar bildirmiştir. Evinizdeki eşyalar nasıl sahipsiz değilse, bu k&acirc;inat da sahipsiz değildir.<br />
<br />
Arap&ccedil;a&rsquo;da <b>Abd</b>, kul, k&ouml;le demektir. Orta &ccedil;ağda b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada k&ouml;lelik sistemi vardı. K&ouml;leler eşya gibi, hayvan gibi alınıp satılırdı. Sahibi de, k&ouml;leye istediği işleri yaptırma yetkisine sahipti. K&ouml;le, şunu yaparım, şunu yapmam diyemezdi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onun sahibi ne isterse &ouml;yle yapmak zorunda idi. K&ouml;le tam bir esir idi. İslamiyet k&ouml;leliği kaldırmak i&ccedil;in epey &ccedil;areler koymuştur.<br />
<br />
B&uuml;t&uuml;n insanları da Allah yoktan yarattı. Yani b&uuml;t&uuml;n insanlar, Allah&rsquo;ın kulu, k&ouml;lesidir. Efendimiz Allah&rsquo;tır. Hepimiz k&ouml;leyiz. K&ouml;le k&ouml;leliğini bilmeli, efendisi ne emrediyorsa onu yapmalıdır. Bu efendi, k&ouml;lelik sistemindeki efendiden &ccedil;ok farklıdır. Bizi d&uuml;nyaya getiren akıl veren; can veren, el kol, bacak, g&ouml;z gibi organlar veren, rızık veren bir efendidir. &Uuml;stelik diğer k&ouml;leler gibi ka&ccedil;ıp kurtulma imkanımız da yok. <b>(S&ouml;z&uuml;m&uuml; dinlersen ebedi olarak Cennet denilen bir yerde seni ağırlarım, s&ouml;z&uuml;m&uuml; dinlemezsen, ebedi olarak Cehennem denilen yerde sana azap ederim)</b> diyor. Bunları da yapabilecek kuvvettedir.<br />
<br />
Gerekirse d&uuml;nyadaki efendileri d&ouml;vebiliriz, &ouml;ld&uuml;rebiliriz, ama, bu efendiye hi&ccedil; kimsenin g&uuml;c&uuml; yetmez.<br />
<br />
D&uuml;nyadaki efendiler, bizim iyiliğimizi, k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z&uuml; tam bilemezler, başımıza gelecek işleri, d&uuml;ş&uuml;ncelerimizi, arzularımızı bilemezler. Ama bu efendi, her şeyi bilir, her şeye g&uuml;c&uuml; yeter. &Uuml;stelik &ccedil;ok merhametlidir. Her istediği şey bizim iyiliğimiz i&ccedil;indir. B&uuml;t&uuml;n doktorlardan daha iyi sağlığımız i&ccedil;in re&ccedil;eteler verir. <b>(İ&ccedil;ki i&ccedil;me, uyuşturucu kullanma, zina ve hırsızlık etme, temiz ol, namaz kıl, oru&ccedil; tut, zekat ver) </b>diyorsa bizim bunda mutlaka bir faydamız vardır. İyilik edene teşekk&uuml;r etmek insanlık icabıdır. Beden ve ruhumuzun, d&uuml;nyada ve ahirette saadet ve felaketine sebep olacak şeyleri bildiren Efendiler efendisine teşekk&uuml;r etmek insanlık vazifesi değil mi? İnk&acirc;r etmek nank&ouml;rl&uuml;k olmaz mı?<br />
<br />
Bir doktor, hastasına ila&ccedil; verse, o da (İlacı kullanmazsam doktora hi&ccedil; zararı olmaz) diyerek, ila&ccedil; kullanmasa, doktora zararı olmaz. Fakat kendine zararı olur. Doktor, kendine faydası olduğu i&ccedil;in değil, hastalıktan kurtulması i&ccedil;in, hastasına ila&ccedil; verdi. Doktorun tavsiyesine uyarsa, şifa bulur, uymazsa &ouml;l&uuml;r gider. Bu işte doktorun hi&ccedil; zararı olmaz. Bunun gibi, (Allah&rsquo;ın benim ibadetime ihtiyacı yok) diyerek ibadetten ka&ccedil;an da, Cehenneme gider.<br />
<br />
<b>&Ouml;zg&uuml;rce yaşamak hakkı<br />
Sual: </b>Bir arkadaş, (Tabiat ana, insanı &ouml;zg&uuml;r olarak doğurmuştur. <b>&ldquo;Şunu yapmak, şundan sakınmak gerekir&rdquo; </b>gibi, dini baskıların hepsi &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğe zıt, tabiat kanunlarına aykırıdır. İnsan, tam &ouml;zg&uuml;r ve hoş g&ouml;r&uuml;l&uuml; yaşamalı) diyor. İnsan &ouml;zg&uuml;r olarak mı doğmuştur, tam &ouml;zg&uuml;r olarak yaşaması m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Arkadaşınız ya ateist veya onların etkisinde kalmış biridir.<br />
<br />
&Ouml;nce <b>tabiat ana </b>dediği şey nedir? Tabiat ana ne &ouml;zg&uuml;r, ne de esir bir şey doğuramaz.<br />
<br />
İnsanları yaratan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Allah&rsquo;ın emirlerine de <b>dini baskı </b>denmez. O zaman yaratanı beğenmemek olur.<br />
<br />
Tabiat kanunu da ne? Orman kanunu gibi bir şey mi? Tabiat bir kanun mu koymuş?<br />
<br />
Şimdi sorulan suale onun anlayacağı şekilde cevap verelim:<br />
İnsan, bir&ccedil;ok y&ouml;nden &ouml;zg&uuml;r değil, kadere mahkum olarak doğmuştur. Ne cinsiyetini [erkek-kız oluşunu], ne boyunu [uzun-kısa oluşunu], ne de akıllı-deli oluşunu kendisi tayin edemez. K&ouml;r, sağır, dilsiz, fel&ccedil;li, &ccedil;olak, sakat olarak doğmasına engel olamaz.<br />
<br />
Demek ki, insanın doğuşunda &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k yoktur. Doğuşunda yok da, hayatı boyunca &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k elinde midir? Kız ise, kendisini erkek yapabilir mi? C&uuml;ce ise boyunu uzatabilir mi? Hi&ccedil; uyumadan &ouml;m&uuml;r boyu uykusuz kalabilir mi, a&ccedil;, susuz durabilir mi? Ehliyetsiz şof&ouml;rl&uuml;k, diplomasız hakimlik, doktorluk yapabilir mi? Kendi kendine vali, bakan olabilir mi?<br />
<br />
Şu halde tam &ouml;zg&uuml;r yaşamak m&uuml;mk&uuml;n olmadığı gibi, başkasının h&uuml;rriyetini engelleyen sınırsız &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k de zararlıdır. &Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, her istediğini yapabilmek değildir. Su&ccedil; işleyeni mahkum etmek, h&uuml;rriyetlere engel olan birka&ccedil; anarşisti hapsetmek esaret değildir. Sadece başkasına değil, kendine de zararlı olmak &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k değildir. Mesela uyuşturucu maddeleri, v&uuml;cuda zararlı olan şeyleri yasaklamak, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğe zıt olarak vasıflandırılamaz. Trafiğin d&uuml;zg&uuml;n olması i&ccedil;in, kurallar koyarak, soldan gitmeyi yasaklamak &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğe vurulan bir darbe değildir. Aslında &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; kolaylaştırıcı tedbirlerdir.<br />
<br />
Su&ccedil;luyu affetmeyip cezasını vermek, h&uuml;rriyete aykırı değildir.<br />
<br />
Kafesteki yılanı, halkın i&ccedil;ine salmak, yılan i&ccedil;in bir &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k sanılsa da, insanlık i&ccedil;in bir felakettir. Bir caninin serbest bırakılması da, onun i&ccedil;in &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k ise de, millet i&ccedil;in h&uuml;rriyet d&uuml;şmanlığıdır. Netice olarak, her işte eşitlik ve tarafsızlık gibi, sınırsız &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k de h&uuml;rriyet d&uuml;şmanlığıdır.<br />
<br />
Hoşg&ouml;r&uuml; ne? <b>TDK&rsquo;</b>nın s&ouml;zl&uuml;ğ&uuml;nde, (Her şeyi anlayışla karşılayarak, olabildiği kadar hoş g&ouml;rme durumu) deniyor. Dikkat edin, <b>her şey</b> deniyor. Her şeyi hoş g&ouml;rmek ne kadar yanlıştır. Her şeyi hoş g&ouml;ren insan olur mu? <b>TDK&rsquo;</b>nın s&ouml;zl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yazanlar da, her şeyi hoş asla g&ouml;rmez. Sınırsız hoşg&ouml;r&uuml; olmaz.<br />
<br />
<b>TDK</b>, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; de ş&ouml;yle tarif etmiş: (Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, bağlı olmaksızın d&uuml;ş&uuml;nme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu.)<br />
<br />
&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, ş&ouml;yle tarif edilse belki biraz daha az zararlı olurdu: <b>&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k</b>, kendine ve başkalarına zarar vermemek şartı ile, dilediğini yapma h&uuml;rriyeti.<br />
<br />
Hayvan gibi başı boş olmayı istemek yanlıştır. Dinimiz, h&uuml;rriyete de, hoşg&ouml;r&uuml;ye de, bir sınır koymuştur. D&uuml;nyada ve ahirette rahat yaşayabilmemiz i&ccedil;in, <b>&ldquo;şunu yapmak, şundan sakınmak gerekir&rdquo; </b>gibi altın h&uuml;k&uuml;mleri vardır. Bunlara dini baskı demek &ccedil;ok yanlıştır. Mesela dinimiz, uyuşturucuları, alkoll&uuml; i&ccedil;kileri, başkalarına zarar vermeyi yasaklamış, temiz olmayı, herkese iyilik etmeyi ve iyi insan olmayı emretmiştir. Bunları ihsan edip bildiren Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ink&acirc;r etmek nank&ouml;rl&uuml;k olmaz mı?<br />
<br />
<b>İstediğini yapmak<br />
Sual:</b> Dinimizde insan her istediğini yapma &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;ne sahip değil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yapılabilenler ve yapılamayanlar var. Birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1&ndash; </b>Her devletin kanunları, t&uuml;z&uuml;kleri vardır. O &uuml;lkenin vatandaşları bunlara uymak zorundadır. Uymayan cezalara &ccedil;arptırılır.<br />
<br />
<b>2&ndash; </b>Her şirketin prensipleri farklıdır. O şirkette &ccedil;alışan, peşinen bunları kabul etmiş demektir. Orada &ccedil;alışmak istiyorsa, bunlara uymaktan başka &ccedil;aresi yoktur. Ya uyacak, ya da istediği yere gidecek...<br />
<br />
<b>3&ndash; </b>Trafiğin d&uuml;zeni i&ccedil;in trafik kuralları konulmuştur. Herkes istediği gibi gidemez, istediği gibi ara&ccedil; sollayamaz, kırmızı ışıkta ge&ccedil;ip gidemez. Bu kurallara uymayan, ceza &ouml;demek zorunda kalır. Bir kaza sonucu hayatından da olabilir.<br />
<br />
<b>4&ndash; </b>İnsan istediğini yapabilseydi, dinlerin, peygamberlerin ve kitapların g&ouml;nderilmesine l&uuml;zum olmazdı. Bu y&uuml;zden, insan, kul olarak yaratıcısının emir ve yasaklarına muhataptır. Bunu kabul etmeyen, istediğini yapabilen, sorumsuz mahl&ucirc;kların yani hayvanların seviyesini tercih etmiş olur.<br />
<br />
<b>5&ndash; </b>Eskiden tasavvufun da, prensipleri vardı. Bir m&uuml;rşide t&acirc;bi olup olmamak serbestti; ama t&acirc;bi olduktan sonra her istediğini yapamazdı, o yolun edebine, prensiplerine, şartlarına uygun hareket ederdi. M&uuml;rşide talebe olan, o yolu veya o zatı temsil ediyor demekti. Her işiyle, kılık kıyafetiyle, oturup kalkmasıyla, konuşmasıyla, kısaca her şeyiyle buna dikkat etmek zorundaydı. Ya uyardı veya uymak istemezse &ccedil;ekip giderdi.<br />
<br />
Demek ki, her istediğini yapmak doğru bir şey değildir. Herkes istediğini yaparsa, ne d&uuml;zen, ne hak hukuk, ne de huzur kalır. İslam &acirc;limleri, <b>(Edep, haddini bilmektir)</b> buyuruyorlar. Yani, kendi konumunu, yetkisini bilmektir; ben ne yapabilirim, ne konuşabilirim, ne yiyebilirim gibi, her hususta hakkını bilmektir. Bunun sınırını da, dinimiz bildirmektedir.<br />
<br />
<b>&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k nedir?<br />
Sual: </b>(&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, hi&ccedil;bir şarta bağlı olmadan istediğini yapabilmek) diye tarif ediliyor. Sonradan buna (başkalarına zarar vermemek şartıyla) ifadesi eklenmiştir. Dinimizdeki &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, bu tarife uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dinimizde başıboş bir serbestlik yoktur. İslamiyet&rsquo;te &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k [h&uuml;rriyet], sadece başkalarına değil, kendine ve kendi malına da zarar vermeden, dinimize aykırı olmadan dilediğini yapabilme serbestliğidir. &Ouml;zg&uuml;rl&uuml;kte, kendi malına, hatt&acirc; kendi canına kıyma serbestliği varsa da, M&uuml;sl&uuml;man, malını kırıp yakamaz, israf da edemez. Yani dinimizin emrine aykırı olarak malını harcama yetkisi yoktur. İslamiyet, insanın d&uuml;nya ve &acirc;hirette mutlu yaşaması i&ccedil;in gerekli kuralların bulunduğu hak dindir.<br />
<br />
<b>&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; kısıtlamak<br />
Sual: </b>İ&ccedil;kinin bazı yerlerde i&ccedil;ilmemesi, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; kısıtlamak mı oluyor? Bazı yazar ve &ccedil;izerlerin (&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;kler kısıtlandı) demelerinin mantık&icirc; bir y&ouml;n&uuml; var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n kısıtlandığını s&ouml;yleyenler, ya &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n ne olduğunu bilmiyorlar veya kasıtlı konuşuyorlar. <b>(&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, hi&ccedil;bir kurala bağlı olmadan istediğini yapabilmektir)</b> diyorlar. İnsaflı olanları ise, <b>(&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, başkalarına zarar vermeden dilediğini yapabilmektir)</b> diyor. Aklıselim sahipleri i&ccedil;in bu tarif de eksiktir. &Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, başıboşluk demek değildir. &Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, sadece başkalarına değil, kendine ve kendi malına da zarar vermeden, kuralları &ccedil;iğnemeden dilediğini yapabilme serbestliğidir.<br />
<br />
Milletin zararına olan işlerde &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğe izin vermek &ccedil;ok yanlış değil mi? Birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1- </b>Bir şof&ouml;r&uuml;n, sarhoşken ara&ccedil; kullanarak veya kafası dumanlı olduğu i&ccedil;in sol yola saparak gelen ara&ccedil;larla &ccedil;arpışması, kazalara sebep olması &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k m&uuml;d&uuml;r, millete zarar mıdır? Bu zararları &ouml;nlemek millete hizmet midir, yoksa &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kleri kısıtlamak mıdır?<br />
<br />
<b>2- </b>Bir arabayla son hızla giderek kaza yapmak &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k m&uuml;d&uuml;r, topluma zarar mıdır? Radarla hız kontrol&uuml; yaparak ceza vermek, hizmet midir, yoksa &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kleri kısıtlamak mıdır?<br />
<br />
<b>3- </b>Sokaklara, caddelere pislemek, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k m&uuml;d&uuml;r, topluma sıkıntı vermek midir? Bunu &ouml;nlemek hizmet midir, yoksa &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kleri kısıtlamak mıdır?<br />
<br />
<b>4- </b>Bir astımlının yanında sigara i&ccedil;ip onu astım krizine sokmak &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k m&uuml;d&uuml;r, yoksa o şahsa eziyet midir? Bunu &ouml;nleyici tedbir almak &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; kısıtlamak mıdır?<br />
<br />
<b>5- </b>Sahte diplomalı bir doktorun, yanlış ameliyat yaparak hastalarını sakat bırakması veya &ouml;l&uuml;mlerine sebep olması &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k m&uuml;d&uuml;r? Bunu &ouml;nlemek &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; kısıtlamak mıdır?<br />
<br />
<b>6- </b>Tuttuğu takım yenince veya bayram kutluyorum diyerek sokaklarda sağa sola silah atmak, bağırıp &ccedil;ağırmak veya başkalarının arabalarının camlarını kırmak, d&uuml;kk&acirc;nlara zarar vermek &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k m&uuml;d&uuml;r yoksa vatandaşa zarar mıdır? Polisin zararları &ouml;nleme &ccedil;alışması &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kleri kısıtlamak mıdır?<br />
<br />
<b>7- </b>Geceleri sarhoş olup veya &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k uğruna komşunun duvarına vurup onu uykusundan uyandırmak veya kiracı olduğu evi kırıp d&ouml;kmek &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k m&uuml;d&uuml;r?<br />
<br />
Bir kimsenin &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;, başkasının &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n başladığı yerde bitmelidir. Bitmezse anarşi olur. O h&acirc;lde &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kleri ihlal ve istismar etmemelidir.<br />
<br />
<b>Su&ccedil; işleme &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;</b><br />
<b>Sual: </b>18 yaşından b&uuml;y&uuml;k olan kız ve erkeğin aynı evde kalmalarına karşı &ccedil;ıkmak, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğe m&uuml;dahale değil mi? Dinimiz &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğe m&uuml;dahaleye karşı &ccedil;ıkmıyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dinimizde b&uuml;luğa ermiş bir kız, namahrem bir erkekle aynı evde beraber kalsa, zina etmeseler de, yine haram işlemiş olurlar. Hayatlarında g&uuml;nah kavramı olmayan ateistler veya diğer gayrim&uuml;slimler, kızla erkeğin aynı evde yaşamalarını uygun g&ouml;rebilirler, ama M&uuml;sl&uuml;man olan, dinin emrine itiraz edemez.<br />
<br />
Bu durum, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k a&ccedil;ısından da uygun değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, her istediğini yapmak demek değildir. <b>(&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, başkasının &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n başladığı yerde biter) </b>kuralı &ouml;nemlidir.<br />
<br />
Başkalarına zarar veren &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k orada biter. Başkasına değil, sadece kendine zararlı olan bir şeye de, devlet m&acirc;ni olmalıdır. Mesela her &ccedil;eşit uyuşturucu madde kullanmak &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kse de, bunu devletin &ouml;nlemesi gerekir. Bir kimsenin evini veya mallarını yakması &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kt&uuml;r, ama malına veya evine zarar vereni &ouml;nlemek &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğe m&acirc;ni sayılmaz. İntihar etmek &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;ne de m&acirc;ni olmak yanlış değildir. Araba kullananlar i&ccedil;in yolun sağından gitmek &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k olduğu gibi solundan gitmek de &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kt&uuml;r. Ama soldan giderse trafiği felce uğratır. Onun i&ccedil;in, soldan gidene m&uuml;dahale etmek, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğe m&acirc;ni sayılmaz.<br />
<br />
İslamiyet&rsquo;in su&ccedil; ve g&uuml;nah işleyenlere verdiği cezalar da, kişinin ve toplumun menfaati i&ccedil;indir. K&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin yaygınlaşmasını &ouml;nlemek i&ccedil;in cezalar emredilmiştir.<br />
<br />
&Ouml;n&uuml;ne gelenle zina eden, frengi ve AIDS gibi hastalıklara yakalanır. Kendinin yakalanması &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kse de, başkalarına da bulaştırma &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;ne m&acirc;ni olmak gerekir. (AIDS bulaşırsa bana bulaşır, kime ne?) demek yanlıştır.<br />
<br />
İşte kızların ve erkeklerin, karışık olarak evlerde kalması, bu bakımdan da uygun değildir. Fuhuş ve uyuşturucu gibi bir&ccedil;ok k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin yayılmasına, ter&ouml;r &ouml;rg&uuml;tlerinin kızları kullanarak eleman toplamalarına ve başka bir&ccedil;ok k&ouml;t&uuml;l&uuml;klere sebep olduğu tespit edilmiştir. Bu uygunsuz &ouml;zg&uuml;rl&uuml;klere m&acirc;ni olmak, toplumun h&uuml;rriyeti i&ccedil;in zorunludur.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>İnsanları memnun etmek zordur</strong></p>

<p>İnsanları her bakımdan r&acirc;zı ve memnun etmek &ccedil;ok zordur. Bir kimsenin, b&uuml;t&uuml;n insanları kendinden hoşnut etmesi m&uuml;mk&uuml;n değildir. Bunun i&ccedil;in kul, daima sahibini, yaratanını r&acirc;zı ve memnun etmeye bakmalı, ihl&acirc;s sahibi olmalıdır. Ali bin Vehb-i Sinc&acirc;r&icirc; hazretleri, talebelerine sık sık: &quot;İhl&acirc;s; b&uuml;t&uuml;n işleri, insanların rız&acirc;sı i&ccedil;in değil, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sı i&ccedil;in yapmaktır&quot; buyururdu. Kim Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sını, nefsinin arzu ve isteklerine tercih ederse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da o kulundan r&acirc;zı olur. Kim insanların rız&acirc;sını tercih etmek s&ucirc;retiyle, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın gazabına sebep olacak şeyi yaparsa, o kimseye hem Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; gazab eder, hem de onu insanların g&ouml;z&uuml;nden d&uuml;ş&uuml;r&uuml;r. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse insanların kızacakları şeyde Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sını ararsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu, insanlardan geleceklerden korur. Bir kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kızacağı şeyde, insanların rız&acirc;sını ararsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onun işini insanlara bırakır.)</p>

<p>İsl&acirc;m &acirc;limlerinden bir z&acirc;t da:</p>

<p>&quot;Kim Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın katındaki derecesinin ne olduğunu bilmek istiyorsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sını ne kadar g&ouml;zettiğine baksın&quot; buyurmuştur.</p>

<p>&#39;&#39;Kimse yokken nasılsın?&#39;&#39; Abd&uuml;lk&acirc;dir Geyl&acirc;n&icirc; hazretleri, sevenlerine hitaben ş&ouml;yle buyururdu: &quot;Senin dilin g&uuml;zel ve tatlı; y&uuml;z&uuml;n ise k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden kurtulmuş gibi g&uuml;l&uuml;yor, ya kalbinin h&acirc;li nasıl? Cem&acirc;at i&ccedil;inde iyi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yorsun, ya yalnız iken, yanında kimse yok iken nasılsın? G&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n gibi değilsin. Sen namaz kıldığın, oru&ccedil; tuttuğun, hayır işleri yaptığın zaman, eğer bunları sırf Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sını g&ouml;zeterek yapmazsan, nifak &uuml;zere ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzak olacağını bilmiyor musun? Şimdi Allah i&ccedil;in yapmadığın b&uuml;t&uuml;n işlerin, b&uuml;t&uuml;n s&ouml;zlerin, &acirc;d&icirc; ve bayağı niyetlerin i&ccedil;in t&ouml;vbe et. İnsanlara g&ouml;steriş i&ccedil;in, onların rız&acirc;larını almak i&ccedil;in amel yapıp, sonra da bunu Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kab&ucirc;l etmesini istemek yakışır mı? Hırsı, şımarıklığı, azgınlığı ve d&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; bırak. Sevincini ve neşeni biraz azalt. Biraz h&uuml;z&uuml;nl&uuml; ol. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sen, h&uuml;z&uuml;n evinde ve d&uuml;ny&acirc; hapish&acirc;nesindesin.&quot; B&acirc;yez&icirc;d-i Bist&acirc;m&icirc; hazretleri yağmurlu bir havada Cum&acirc; namazına gitmek i&ccedil;in evinden &ccedil;ıktı. Sağanak h&acirc;lde yağan yağmur, yolu &ccedil;amur h&acirc;line getirmişti. Yağmur bitinceye kadar bir evin ih&acirc;ta duvarına dayandı. &Ccedil;amurlu ayakkabılarını duvarın taşlarına s&uuml;rerek temizledi. Yağmur yavaşlayınca c&acirc;miye doğru y&uuml;r&uuml;d&uuml;. Bu sırada aklına bir mec&ucirc;s&icirc;nin duvarını kirlettiği geldi ve &uuml;z&uuml;lerek; &quot;Onunla hel&acirc;lleşmeden nasıl Cum&acirc; namazı kılabilirsin? Başkasının duvarını kirletmiş olarak nasıl Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın huz&ucirc;runda durursun?&quot; diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml; ve geri d&ouml;n&uuml;p o mec&ucirc;s&icirc;nin kapısını &ccedil;aldı. Kapıyı a&ccedil;an mec&ucirc;s&icirc;;</p>

<p>Buyurun bir arzunuz mu var? diye sorunca;</p>

<p>Sizden &ouml;z&uuml;r dilemeye geldim dedi. Mec&ucirc;s&icirc; hayretle;</p>

<p>Ne &ouml;zr&uuml;? diye sordu. O da;</p>

<p>Biraz &ouml;nce duvarınızı elimde olmadan &ccedil;amurlu ayakkabılarımı temizlemek maksadıyla kirlettim. Bu doğru bir hareket değil. Yağmurun şiddeti bu inceliği unutturdu deyince, Mec&ucirc;s&icirc; hayretle; Peki ama ne zararı var? Z&acirc;ten duvarlarımız &ccedil;amur i&ccedil;inde. Sizin ayağınızdan oraya s&uuml;r&uuml;len &ccedil;amur bir &ccedil;irkinlik veya kabalık meydana getirmez dedi. B&acirc;yez&icirc;d i Bist&acirc;m&icirc; hazretleri;</p>

<p>Doğru ama, bu bir haktır ve s&acirc;hibinin rız&acirc;sını almak l&acirc;zımdır dedi. Mec&ucirc;s&icirc;;</p>

<p>Size bu inceliği ve insan haklarına bu derece saygılı olmayı d&icirc;niniz mi &ouml;ğretti? diye sorunca;</p>

<p>Evet d&icirc;nimiz ve bu d&icirc;nin peygamberi olan Muhammed aleyhissel&acirc;m &ouml;ğretti dedi. Mec&ucirc;s&icirc;;</p>

<p>O h&acirc;lde biz ni&ccedil;in bu d&icirc;ne girmiyoruz? diyerek Kelime-i şeh&acirc;det getirip m&uuml;sl&uuml;man oldu. C&uuml;neyd-i Bağd&acirc;d&icirc; hazretleri, &quot;Tasavvuf nedir?&quot; diye soran bir kimseye ş&ouml;yle cevap vermiştir:</p>

<p>&quot;İnsanların rız&acirc;sını bırakıp, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sını aramak, k&ouml;t&uuml; huyları terk edip, nefs&acirc;n&icirc; olan işlerden uzaklaşmak, r&ucirc;hu y&uuml;kselten vasıflar kazanmaya gayret etmek, hak&icirc;k&icirc; ilimlere sarılmak, hep en uygun şekilde hareket etmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya verilen ahidde durmak, Muhammed aleyhissel&acirc;mın d&icirc;nine uymaktır.&quot;</p>

<p>İnce sırları anlamak i&ccedil;in! Hamd&ucirc;n-ı Kas&acirc;r hazretlerine, &quot;Gaflet nedir?&quot; diye sual ettiklerinde, cevabında; &quot;Kulun Rabbini unutup, O&#39;&#39;nun rız&acirc;sını aramayı bırakıp, nefsinin esiri olmasıdır. D&uuml;ny&acirc; i&ccedil;in s&uuml;slenen, kendisine bir fayda ve zarar vermeye g&uuml;c&uuml; yetmeyen insanlara karşı g&ouml;steriş yapmasıdır. B&ouml;yle kimseden daha aşağı kimse yoktur. D&uuml;ny&acirc;yı g&ouml;z&uuml;nde k&uuml;&ccedil;&uuml;ltmezsen, d&uuml;ny&acirc; ehli g&ouml;z&uuml;nde k&uuml;&ccedil;&uuml;lmez. İnsan, g&uuml;c&uuml; yettiği kadar kendi kusurlarını g&ouml;rmeye &ccedil;alışırsa, kendini beğenme bel&acirc;sından kurtulur&quot; buyurmuştur. İbn-i At&acirc;ullah hazretleri de; &quot;G&ouml;nl&uuml;nde g&uuml;nahlar ve d&uuml;ny&acirc; sevgisi olanın, kalbi nasıl parlar? Yahut, nefs-i emm&acirc;renin arzularına g&ouml;re hareket eden, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sını nasıl kazanır? Gaflet ve g&uuml;nahlardan temizlenmeden, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın huz&ucirc;runa girmeyi nasıl ister? &Ccedil;irkin işlerinden t&ouml;vbe etmeyen, ince sırları anlamayı nasıl umar?&quot; buyurmaktadır. Netice olarak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sına kavuşandan, O&#39;&#39;nun kulları da r&acirc;zı ve memnun olur. Abdullah-ı Ens&acirc;r&icirc; hazretlerinin buyurduğu gibi: &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kendi rız&acirc;sını isteyenlerin yardımcısıdır.&quot;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>İstediğini değil, istenileni yapmak...</strong></p>

<p>İnsan, h&acirc;lık değil mahluktur, yaratan değil yaratılandır. Her istediğini yapmak hakkına sahip değildir &ccedil;&uuml;nk&uuml; kuldur. Kulun, her istediğini yapmaya kalkması, kulluk değil, Ul&ucirc;hiyyete yani İl&acirc;h olmaya kalkışması demektir. Halbuki Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, rub&ucirc;biyyetini yani yaratmak ve her istediğini yapmak b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, kullara bırakmaktan m&uuml;nezzehdir. Kulun vazifesi, emredileni, izin verilenleri yapmaktır. Kendi istediğini değil, Sahibinin yani Yaratanının istediklerini yapmakla vazifeledir.</p>

<p>Nefs, kibirli ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;kler deposu olarak yaratıldığı i&ccedil;in, emir altına girmek istemez. Kendi isteklerini, arzularını yapmak ister. Bunun i&ccedil;in C&acirc;siye s&ucirc;resinin 23. &acirc;yetinde me&acirc;len: (Nefsinin arz&ucirc;larını il&acirc;h edinen kimseyi g&ouml;rd&uuml;n m&uuml;?) buyurulmaktadır. Abdullah-ı Dehlev&icirc; hazretleri; &quot;Nefsinin arzularına t&acirc;bi olan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya nasıl kul olur? Ey insan! Kime t&acirc;bi isen onun kulu olursun&quot; buyurmuştur. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki: &quot;İnsanların nefs-i emm&acirc;resi mevki almak, başa ge&ccedil;mek sevd&acirc;sındadır. Onun b&uuml;t&uuml;n arz&ucirc;su, şef olmak, herkesin, kendisine boyun b&uuml;kmesidir. Kendinin kimseye muht&acirc;&ccedil; olmasını, başkasının emri altına girmesini istemez. Nefsin bu arz&ucirc;ları, ilah olmak, mab&ucirc;d olmak, herkesin kendine tapınmasını istemek demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ortak olmayı istemektir. Hatt&acirc; nefs, o kadar al&ccedil;aktır ki, ortaklığa r&acirc;zı olmayıp, &acirc;mir, h&acirc;kim, yalnız kendi olsun, her şey, yalnız onun emri ile olsun ister. Had&icirc;s-i kuds&icirc;de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki: (Nefsine d&uuml;şmanlık et! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; nefsin, benim d&uuml;şmanımdır.)</p>

<p>Nefsi k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden temizlemek Nefsin istediklerini değil, istemediklerini yaparak nefsi k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden temizlemek lazımdır. Aksi halde insan, nefsinin kulu, k&ouml;lesi olur. Eb&ucirc; Ali Dekk&acirc;k hazretleri, nas&icirc;hat isteyen birisine;</p>

<p>&quot;Sen kimin esiri ve m&uuml;lk&uuml;ysen onun kulusun. Eğer nefsinin esiri ve m&uuml;lk&uuml; isen nefsinin kulusun. Eğer d&uuml;ny&acirc;nın esiriysen, d&uuml;ny&acirc;nın kulusun ve k&ouml;lesisin&quot; buyurmuştur. Eb&ucirc; Sa&icirc;d-i Harr&acirc;z hazretleri, sohbetlerinde nefsi ş&ouml;yle t&acirc;rif ederdi:</p>

<p>&quot;Nefs, durgun bir suya benzer. Dıştan bakılınca temiz gibidir. Ama biraz tahrik edilip dalgalandırılınca dibinde saklı pek &ccedil;ok mikrobun olduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Nefsin durumunu anlamak i&ccedil;in onu imtihan etmelidir. Hem de mihnetle, meşakkatle ve boş arzularına muh&acirc;lefet ederek imtihan etmelidir. Herkes nefsine bakmalı, mihnet ve meşakkat &acirc;nında ne gibi bir şekil alıyor. Yersiz ve boş arzularını yenebilmek i&ccedil;in direnmesini biliyor mu? G&ouml;rmeli ve bilmelidir.&quot; Aziz Mahm&ucirc;d H&uuml;d&acirc;&icirc; hazretlerinin kimy&acirc; ilmindeki mah&acirc;retini bilen birisi, bir g&uuml;n bu z&acirc;tın huz&ucirc;runa &ccedil;ıkarak, kimy&acirc; ilmini &ouml;ğrenmek istediğini arzeder. Hi&ccedil; kimseyi reddetmek &acirc;deti olmadığı i&ccedil;in, talebenin bu arzusunu kırmaz ve altında istirahat etmekte olduğu asma ağacından bir yaprak koparır. Yaprağın &uuml;zerine b&acirc;zı du&acirc;lar okuduktan sonra, talebenin hayret dolu bakışları arasında yaprağın altın olduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Talebe fazla ısrar edince bu h&acirc;li &uuml;&ccedil; def&acirc; tekr&acirc;r eder. Talebenin maksadı, tekr&acirc;rlar esn&acirc;sında du&acirc;yı &ouml;ğrenmektir. &Ouml;ğrendiğine kan&acirc;at getirince; &quot;Bu iş &ccedil;ok basitmiş, ben de yapabilirim&quot; diyerek asmadan bir yaprak alır ve &uuml;zerine &ouml;ğrendiklerini okur. Fakat asma yaprağı bir t&uuml;rl&uuml; altın olmaz. Sonra; &quot;Efendim! Ben de sizin okuduklarınızın aynısını okuduğum h&acirc;lde yaprak altın olmadı. Sebebi nedir acab&acirc;?&quot; diye sorar. Az&icirc;z Mahm&ucirc;d H&uuml;d&acirc;&icirc; hazretleri cevaben; &quot;Evl&acirc;dım! Kimy&acirc;yı &ouml;ğrenebilmek i&ccedil;in, &ouml;nce nefsi terbiye etmek ic&acirc;beder. Nefsi kimy&acirc; etmeden, bu hallere bu m&acirc;rifete kavuşulamaz&quot; buyurur. Eb&ucirc; Bekr V&acirc;sıt&icirc; hazretleri sohbetlerinde; &quot;Y&uuml;z&uuml;n&uuml; nefsine d&ouml;nd&uuml;ren, sırtını d&icirc;ne d&ouml;nd&uuml;rm&uuml;ş olur. Y&uuml;z&uuml;n&uuml; d&icirc;ne d&ouml;nd&uuml;ren sırtını nefsine d&ouml;nd&uuml;rm&uuml;ş olur. Nefsinin istediği işlere değil, nefse aykırı olan işlere g&ouml;n&uuml;l ver&quot; buyururdu.</p>

<p>&quot;Ne emrederseniz yaparım&quot; B&acirc;yez&icirc;d-i Bist&acirc;m&icirc; hazretlerine bir g&uuml;n bir kimse gelip; &quot;Efendim! Ben otuz senedir, g&uuml;nd&uuml;zleri oru&ccedil; tutup, geceleri namaz kılıyorum. Ama, kendimde hi&ccedil;bir ilerleme g&ouml;remiyorum. Halbuki &icirc;tik&acirc;dım da d&uuml;zg&uuml;nd&uuml;r&quot; dedi. B&acirc;yez&icirc;d-i Bist&acirc;m&icirc; hazretleri; &quot;Sen bu h&acirc;lde &uuml;&ccedil; y&uuml;z sene daha dev&acirc;m etsen bir şeye kavuşamazsın. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; nefs engelin var&quot; buyurdu. O kimse; &quot;Efendim! Bunun bir &ccedil;&acirc;resi yok mu?&quot; diye sordu. B&acirc;yez&icirc;d-i Bist&acirc;m&icirc; hazretleri: &quot;Var ama sen kab&ucirc;l etmezsin&quot; buyurdu. O kimse ısr&acirc;r edip; &quot;Aman efendim, l&uuml;tfen bildiriniz. Ne emrederseniz yaparım&quot; dedi. B&acirc;yez&icirc;d-i Bist&acirc;m&icirc; hazretleri buyurdu ki:</p>

<p>&quot;&Ouml;yle ise şimdi evine git. Bu kıymetli elbiseleri &ccedil;ıkarıp, eski bir elbise giy. Boynuna bir torba asıp i&ccedil;ine ceviz doldur. Seni en iyi tanıyanların bulundukları sokağa git. &Ccedil;ocukları başına topla, &quot;Bana bir tokat vurana bir ceviz, iki tokat vurana iki ceviz veriyorum&quot; de. O kimse bunları duyunca; &quot;S&uuml;bh&acirc;nallah, ben bunları yapamam. Bana başka bir şey emretseniz&quot; dedi. B&acirc;yez&icirc;d-i Bist&acirc;m&icirc; hazretleri;</p>

<p>&quot;Senin il&acirc;cın ancak budur ve biz de baştan; &quot;Sen bunları kab&ucirc;l etmezsin!&quot; diye s&ouml;ylemiştik. Yolumuzun es&acirc;sı, nefsi terbiye etmektir&quot; buyurdu. Eb&ucirc; Bekr Verr&acirc;k hazretleri de; &quot;Uzuvlarını nefsinin istekleriyle tatmin ederek memnun eden, kalbine pişmanlık ağacı dikmiş demektir&quot; buyurmuştur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3615]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 25 May 2026 16:05:47 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Her çeşit aşırılık zararlıdır]]></title>
<description><![CDATA[<p><strong>[İfrat ve Tefrit]</strong><br />
<b>Sual:</b> Orta yolda olmak ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İfrat ve tefritin ikisi de k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Hak, ortadadır. İfrat ve tefriti anlatan T&uuml;rk&ccedil;e bir kelime yok. Tarifle anlaşılır. Aşırılık denebilir. Tefrit de ifratın zıddıdır. İfrat normalden fazla, tefrit de normalden az demektir.<br />
<br />
Her işte ifrat ve tefritten yani aşırılıklardan uzak olmak ve vasat yani orta yolu tutmak gerekir. Dinimiz, aşırılıklardan uzak, orta yolda olmayı emretmektedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İfrat ve tefritten uzak durun.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(Aşırı giden helak olur.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(İşlerin en iyisi vasat olanıdır.)</b> [Deylemi, Beyheki]<br />
<br />
<b>(Din kolaylıktır. Vasattan ayrılıp aşırı gideni din mağlup eder.)</b> [Nesai]<br />
<br />
<b>(İfrat ve tefritten uzak dur, vasatı tercih et; &ccedil;&uuml;nk&uuml; işlerin en hayırlısı orta olanıdır.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Zenginlikte, fakirlikte orta yolu g&uuml;zel tutmayan, kullukta da orta yolu g&uuml;zel tutamaz.)</b> [Bezzar]<br />
<br />
<b>(Doğru yolda olun, orta yolu tutun!) </b>[Buhar&icirc;]<br />
<br />
<b>(Her hususta orta yolu tutmak, peygamberliğin yirmi beşte bir par&ccedil;asıdır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Orta yolu tutun, istikametten ayrılmayın!)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(İlim amelden efdaldir. Amelin efdali de, orta yolda olmaktır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dini ifrat ve tefrit arasındadır. İkisinin ortası sıratı m&uuml;stakim, yani doğru yoldur.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
Demek ki vasat, ifrat ve tefritten yani aşırılıklardan uzak olmak demektir. İslamiyet vasat bir dindir. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Sizi vasat bir &uuml;mmet kıldık.)</b> [Bekara 143]<br />
<br />
İyilik, tam orta yol demektir. Vasattan ileri veya az olmak veya ortanın sağında, solunda olmak, iyilikten ayrılmak olur. Ortadan uzaklığı kadar, iyiliği azalır. Hak yol birdir. Sapık, bozuk yollar ise, &ccedil;oktur. Orta yol deyince, iki şey anlaşılır: Bir şeyin tam ortasıdır. İkincisi, izafi, takdiri orta olmaktır. Yani belli bir şeyin ortasıdır. O şeyin ortası olduğu i&ccedil;in, her şeyin ortası olmak lazım gelmez. Ahlak bilgisinde kullanılan, bu ikinci ortadır. Bunun i&ccedil;in, iyi huy, herkese g&ouml;re farklı olur. Hatta, zamana ve yere g&ouml;re de değişir. Birinde g&uuml;zel olan bir huy, başkasında iyi olmayabilir. Bir zamanda iyi denilen bir huy, başka zamanda iyi olmayabilir. O halde iyi huy, tam ortada olmak değil, ortalamada olmaktır. K&ouml;t&uuml; huy da, bu ortalamanın iki tarafına ayrılmaktır. İyi huyların hepsi vasati [ortalama] miktarlardır. Her birinin ifrat ve tefriti birer k&ouml;t&uuml; huy olur. <b>(Ahlak-ı alai)</b><br />
<br />
Hak olan, doğru olan, ikisinin ortasıdır. Bunun tam karşılığı olan T&uuml;rk&ccedil;e bir kelime yok. Orta kelimesi tam karşılamıyor. Arap&ccedil;a vasat deniyor, itidal deniyor. Fransızca normal deniyor. İfrat ve tefritin de, karşılığı olan T&uuml;rk&ccedil;e bir kelime yok. İkisine de, aşırılık denebilir. İfrat normalden fazla, tefrit de normalden az demektir. Biri, diğerinin zıttıdır. Mesela, &ccedil;ok uyumak ifrat, &ccedil;ok az uyumak tefrittir. Her işin uygun olanı, aşırılıklardan uzak, vasat [orta] olanıdır. İfrat işi yapana m&uuml;frit denir. İleri giden, haddini aşan demektir.<br />
<br />
D&uuml;nya ile ahiretini birlikte y&uuml;r&uuml;tebilen kişi, orta yolda gidenlerdendir. D&uuml;nya işlerinde de, orta yol &uuml;zere bulunmak, kişinin izzet ve şerefini arttırır.<br />
<br />
İfrat, tefrit ve vasata birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1-</b> Cimrilik tefrit, israf ise ifrattır. C&ouml;mertlik ise vasattır. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Harcarken, ne israf, ne de cimrilik ederler; ikisi arasında bir yol tutarlar.) </b>[Furkan 67]<br />
<br />
<b>2-</b> Tembellik tefrittir, acele ise ifrattır. Tembellik, şimdi yapılması gereken bir işi geciktirmek, daha sonraya bırakmak demektir. Hadis-i şerifte, <b>(Tesvif eden</b> [hayırlı iş yapmayı sonraya bırakan] <b>helak olur)</b> buyuruldu. Acele edip d&uuml;ş&uuml;nmeden o işi yapmak ise ifrattır. Acele edende gevşeklik ve bezginlik hasıl olur. Hayırlı bir işin olması i&ccedil;in acele eden, gecikince, bezginliğe, &uuml;mitsizliğe d&uuml;şer. Dua eder, hemen duasının kabul olmasını ister. Duası gecikince duayı bırakır, maksudundan mahrum kalır. Acele edenin ihlası, takvası bozulabilir. Ş&uuml;pheli şeylere, hatta haramlara dalabilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Acele şeytandandır.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Acele eden hata eder.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
Bazı şeylerin istisnası olduğu gibi, acele etmenin de istisnası vardır. Bazı yerlerde acele etmek s&uuml;nnettir.<br />
<br />
<b>3-</b> İnsan bir şeye kızabilir. Bunun da ifratı ve tefriti vardır. &Ouml;fkenin aşırı olmasına saldırganlık denir. Saldırgan kimse, hiddetli olur, kendine ve başkasına zarar verir, bu h&acirc;l, k&uuml;fre g&ouml;t&uuml;rebilir. Hadis-i şerifte, <b>(&Ouml;fkenin ifratı imanı bozar)</b> buyuruldu. (Beyheki) &Ouml;fkenin l&uuml;zumlu olanına şecaat [kahramanlık, yiğitlik], l&uuml;zumundan az olmasına da korkaklık denir. Şecaat orta yoldur. Şecaat halindeki &ouml;fke iyidir. İmam-ı Şafii, (Şecaat gereken yerde, korkan kimse, eşeğe benzer) buyurdu. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
<b>(Ey Nebi, k&acirc;firlerle </b>[silahla]<b> ve m&uuml;nafıklarla</b> [&ouml;ğ&uuml;tle, delille, belgeyle] <b>cihad et, </b>[&ouml;ğ&uuml;t de k&acirc;r etmezse]<b> onlara sert davran! Onların gidecekleri Cehennem, ne k&ouml;t&uuml; yerdir.) </b>[Tevbe 73, Tahrim 9]<br />
<br />
<b>(</b>[Eshab-ı kiram] <b>k&acirc;firlere karşı &ccedil;etindir.)</b> [Fetih 29]<br />
<br />
D&uuml;şmanlara karşı korkaklık caiz değildir. Korkarak ka&ccedil;mak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın takdirini değiştirmez. Korkak kimse, karısına, kızına karşı gayretsizlik ve hamiyetsizlik g&ouml;sterir, onları koruyamaz. Zillete ve zulme boyun eğer, hainlik yapanı g&ouml;r&uuml;nce susar.<br />
<br />
<b>İslamiyet orta yoldur</b><br />
İslamiyet her işte orta yolu tutmaktır. Birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1-</b> &Ccedil;ok yemek ifrattır, gerekenden az yemek tefrittir. İhtiya&ccedil; kadar yemek vasattır. Hadis-i şerifte, <b>(&Ccedil;ok yiyip i&ccedil;mek hastalıkların başıdır)</b> buyuruldu. [D&acirc;re Kutni] Dayanamayan kimsenin a&ccedil;lık &ccedil;ekmesi de caiz değildir. A&ccedil;lık &ccedil;ekmenin tahrimen mekruh olması, buna dayanamayanlar, bedenine ve aklına zarar verecek olanlar i&ccedil;indir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, kendini tehlikeye d&uuml;ş&uuml;rmek haramdır. A&ccedil;lığın da tokluğun da zararı bulunduğu i&ccedil;in, yiyip i&ccedil;mekte, aşırılıktan ka&ccedil;mak, orta yolu tutmak gerekir.<br />
<br />
<b>2-</b> Havf, Allah&rsquo;tan korkmak, reca da Allah&rsquo;ın rahmetini &uuml;mit etmek demektir. Allah&rsquo;ın rahmetinden &uuml;mit kesmek ifrattır. Allah&rsquo;ın rahmetinden ancak sapıklar, k&acirc;firler &uuml;mit keser. (Hicr 56)<br />
<br />
Allah&rsquo;tan korkmayıp rahmetini garanti bilmek de tefrittir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Her istediğini yapıp, rahmete kavuşacağını &uuml;mit eden ahmaktır.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
Vasat yol ise ikisi arasında olmaktır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Havf ve reca</b> [korku ile &uuml;mit] <b>arasında bulunan m&uuml;min, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>3-</b> &Ccedil;ok uyumak ifrattır, gerekenden az uyumak tefrittir. İhtiya&ccedil; kadar uyumak vasattır.<br />
<br />
<b>4-</b> İbadet yapmakta da ifrat tefrit olur. Az ibadet etmek tefrittir. Gece g&uuml;nd&uuml;z hep ibadet etmek de ifrattır. G&uuml;c&uuml;n&uuml;n yetmediği şekilde ibadet etmeye &ccedil;alışmak, mesela geceleri hi&ccedil; uyumadan namaz kılmak, g&uuml;nd&uuml;zleri hep oru&ccedil; tutmak, hanımından uzak kalmak, et, s&uuml;t, tatlı gibi şeyleri hi&ccedil; yememek, ifrattır, aşırı gitmektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Din kolaylıktır. Vasattan ayrılıp aşırı gideni din mağlup eder.)</b> [Nesai]<br />
<br />
<b>(Din kolaylıktır. Bir kimse, onu ince eleyip sık dokursa, din ona mutlaka g&acirc;lip gelir. &Ouml;yle ise, ifrat ve tefritten sakının, orta yolu tutun.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(Dinimizde ruhbanlık yoktur. Et yiyin, hanımlarınızla m&uuml;başeret edin!</b> [Nafile] <b>oru&ccedil; da tutun! Tutmadığınız g&uuml;nler de olsun!</b> [Nafile] <b>namaz da kılın! Uyuyun da. Ben bunlarla emrolundum.)</b> [Taberani]<br />
<br />
Her işin bir azimet [g&uuml;&ccedil;] tarafı ve Ruhsat, [kolay] tarafı vardır. Azimetleri yapamayanın, ruhsatla, kolay olan, izin verilen işi yapması, azimeti yapmak gibi sevap olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın size verdiği kolaylık ve ruhsatlardan istifade edin!)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, emrettiği şeyler gibi, ruhsat, izin verdiği şeyleri yapmanızı da sever.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Ruhsatlardan istifade etmeyen, Arafat dağı kadar g&uuml;nah işlemiş olur.)</b> [Taberani]<br />
<br />
Bu hadis-i şeriflere bakarak, mutlaka ruhsatla amel etmek lazım geldiği anlaşılmamalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <b>(Vera &uuml;zere olan, insanların en abidi olur)</b> hadis-i şerifi g&ouml;steriyor ki, orta yol diye her zaman yalnız ruhsatlarla amel edilmez. Yapabilenin azimetle de hareket etmesi gerekir.<br />
<br />
Peygamber efendimiz, m&uuml;barek ayakları şişinceye kadar geceleri &ccedil;ok namaz kılmıştır. Fakat, &uuml;mmetine &ccedil;ok merhamet ettiği i&ccedil;in, onların b&ouml;yle sıkıntı &ccedil;ekmelerini istemezdi. &Uuml;mmetine ruhsat ile de emrederdi. Kendisi azimet ile ibadet yapardı. <b>(Allah&rsquo;ın helal ettiklerini kendinize haram etmeyiniz)</b> &acirc;yeti, <b>(Ruhsat, izin verilen, g&uuml;nah olmayan şeyleri haram saymadan, terk eder, &ccedil;ekinirseniz iyi olur)</b> demektir. <b>(S&uuml;nnetime uymayan benden değildir)</b> hadis-i şerifi, ruhsat, izin verdiğim şeyleri yapmayan, kendine sıkıntı vermiş, s&uuml;nnetime uymamış olur demektir. G&uuml;nah olmayan, caiz olan işleri yapmaya, ruhsatla hareket etmek denir. İhtiya&ccedil; olmadık&ccedil;a, ruhsatla amel etmemelidir.<br />
<br />
<b>İfrat ve tefrite &ouml;rnekler</b><br />
İfrat ve tefrite &ouml;rnek vermeye devam ediyoruz.<br />
<b>1-</b> Kibirlenmek ifrat, aşırı tevazu [temelluk] da tefrittir. Tevazu ise vasattır. Kendinden aşağı olanlara karşı tevazu g&ouml;stermek iyi ise de, bunun ifrata ka&ccedil;maması, yani aşırı olmaması gerekir. Aşırı olan tevazua temelluk denir. Temelluk, ancak &uuml;stada ve &acirc;lime karşı caizdir. Başkalarına karşı caiz değildir. Hadis-i şerifte, <b>(Temelluk, M&uuml;sl&uuml;man ahlakından değildir)</b> buyuruldu. [İ. Maverdi]<br />
<br />
<b>2-</b> Hazret-i İsa&rsquo;yı aşırı sevmek ifrat, sevmemek tefrittir. Hazret-i İsa&rsquo;ya Allah ve Allah&rsquo;ın oğlu diyen Hristiyanlar ifrattadır, onu sevmeyen, anasına iftira eden Yahudiler ise tefrittedir. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Yahudiler, &Uuml;zeyr&rsquo;e, Hristiyanlar da Mesih&rsquo;e Allah&rsquo;ın oğlu dediler. Daha &ouml;nceki k&acirc;firlerin </strong>[&ldquo;melekler Allah&#39;ın kızlarıdır&rdquo; diyenlerin]<strong> s&ouml;zlerine benziyor. Allah onları kahretsin! Nasıl da sapıtıyorlar.)</strong> [Tevbe 30]<br />
<br />
<b>(Yahudiler, hahamlarını; Hristiyanlar da rahiplerini ve İsa&rsquo;yı rab edindiler. Halbuki ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu.)</b> [Tevbe 31]<br />
<br />
<b>(Meryem&rsquo;e b&uuml;y&uuml;k iftira edip Allah&rsquo;ın el&ccedil;isi İsa&rsquo;yı &ouml;ld&uuml;rd&uuml;k dedikleri i&ccedil;in, </b>[Yahudileri]<b> lanetledik.)</b> [Nisa 156]<br />
<br />
M&uuml;sl&uuml;manlar ise Hazret-i İsa&rsquo;yı Allah&rsquo;ın kulu ve peygamberi bilir, bu ise vasat yolda olmaktır.<br />
<br />
<b>3-</b> Hazret-i Ali&rsquo;ye de aynı aşırılığı g&ouml;sterenler vardır. Hazret-i Ali&rsquo;yi sevmeyen hariciler [Yezidiler] tefrit ehlidir. Hazret-i Ali&rsquo;ye peygamber veya ilah diyen ibni Sebeciler ifrat ehlidir. Ehl-i s&uuml;nnet ise, Hazret-i Ali&rsquo;yi kendi bildirdiği gibi, Resulullah efendimizin bildirdiği gibi sever, bu ise vasat yoldur. Hazret-i Ali anlatır: Resulullah bana buyurdu ki:<br />
<b>(Ya Ali, Sen İsa gibisin! Yahudiler, ona d&uuml;şman oldular. M&uuml;barek annesi Meryem&rsquo;e iftira ettiler. Hristiyanlar da, Onu aşırı y&uuml;kselttiler. Ona yakışan dereceden daha yukarı &ccedil;ıkardılar.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
Hazret-i Ali bu hadis-i şerifi haber verdikten sonra, <b>(Benim y&uuml;z&uuml;mden iki aşırı grup insan helak olur. Biri, beni aşırı severek, bende olmayan şeyleri bana takarlar. &Ouml;tekiler de, bana d&uuml;şman olup, bir&ccedil;ok iftira yaparlar) </b>buyurdu. Bu hadis-i şerifte, hariciler, Yahudilere; İbni Sebeciler de, Hristiyanlara benzetilmiştir.<br />
<br />
<b>4-</b> İdarecinin elemanlarına sert davranması ifrattır, hi&ccedil; ilgilenmemesi de tefrittir. Maiyete ne sert, ne de yumuşak davranmalı, orta yolu takip etmelidir! Maiyete karşı fazla yumuşak davranılırsa, laubali olurlar. İşler ciddiyetle yapılmaz. Sert davranılırsa, &acirc;mirden nefret ederler.<br />
<br />
<b>5-</b> Bir kimseyi aşırı sevip b&uuml;t&uuml;n sırlarını ona vermek ifrattır. Arkadaşına sevgisini belirtmemek, her şeyini ondan gizlemek de tefrittir. D&uuml;şmanlıkta da aşırı gitmek ifrattır. Dostlukta da ve d&uuml;şmanlıkta da aşırı gitmemelidir. Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
<b>(Bir kimseyi g&uuml;n&uuml;n birinde, aranızın a&ccedil;ılabileceğini hesaba katarak sev. Buğzettiğine de g&uuml;n&uuml;n birinde dost olabileceğini d&uuml;ş&uuml;nerek buğzet.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>6-</b> Kaderi ink&acirc;r etmek tefrit, su&ccedil;u kadere y&uuml;klemek de ifrattır. Mutezile, (İnsan kendi kaderini kendi &ccedil;izer) diyerek, Allah&rsquo;ın takdirini ink&acirc;r eder. Cebriye de, (İnsan kaderine mahkumdur. Allah her işi zorla yaptırır) diyerek su&ccedil;u kadere y&uuml;kler. Vasat olanı ise Ehl-i s&uuml;nnetin itikadıdır.<br />
<br />
İmam-ı a&rsquo;zam, hocası imam-ı Cafer-i Sadık&rsquo;a, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanların istekli işlerini, onların arzularına bırakmış mı) diye sordu. O da, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, yaratmak ve her istediğini yapmak b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; kullara bırakmaktan m&uuml;nezzehtir. Ancak cebir de yoktur. Yaratmayı kullara bırakmak da yoktur. İkisi arası olagelmektedir) buyurdu.<br />
<br />
Yani, hayır şer, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yaratması iledir. Sevap ve g&uuml;nah işlemek, kulların ameline, yani insanın irade-i c&uuml;ziyesine bağlı kılınmıştır ki, buna kesb denir. Kesb yani bir şeyi yapmayı istemek kuldan, yaratmak Allah&rsquo;tandır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanlara zorla g&uuml;nah işletmediği gibi, bunu tamamen onların arzusuna da bırakmaz. Bu işler ikisi arası olagelir.<br />
<br />
<b>İslamiyet orta yoldur<br />
Sual:</b> İslamiyet herhangi bir u&ccedil;ta mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, u&ccedil;larda olmak &ccedil;ok yanlıştır. İslamiyet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dinidir, en g&uuml;zel, en uygun olan h&uuml;k&uuml;mleri bildirmiştir, aşırı u&ccedil;lardan uzaktır. Bir konuda &ouml;l&ccedil;&uuml;y&uuml; aşıp &ccedil;ok ileri gitmeye, taşkınlığa <b>ifrat</b> deniyor. &Ccedil;ok geride kalmaya da <b>tefrit</b> deniyor. İkisi de aşırı u&ccedil;tur, ikisi de k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Hak ortadadır. İfrat ve tefritin, hatt&acirc; vasatın tam karşılığı T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo;de yoktur. Tarifle anlaşılır. İfrat ve tefrite, aşırılık denebilir. Vasat, ifrat ve tefritten uzak, itidalli, hayırlı, &acirc;dil, şerefli, m&uuml;mtaz, se&ccedil;kin, doğru yolda olan gibi m&acirc;n&acirc;lara gelir. İslamiyet&rsquo;in, b&ouml;yle vasat bir din olduğunu bildiren bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Sizi vasat </b>[iyi, se&ccedil;kin, şerefli ve doğru yolda]<b> bir &uuml;mmet kıldık.)</b> [Bekara 143]<br />
<br />
Birka&ccedil; hadis-i şerif:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dini, ifrat ve tefrit arasındadır. İkisinin ortası sırat-ı m&uuml;stakim, yani doğru yoldur.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(</b>Hayr-&uuml;l-&uuml;m&ucirc;r evs&acirc;t&uuml;h&acirc; =<b> İşlerin en iyisi vasat </b>[ortada, ortalamada]<b> olanıdır.) </b>[Deylem&icirc;, Beyhek&icirc;, İ. Gaz&acirc;l&icirc;, İ. S&uuml;y&ucirc;t&icirc;, Had&icirc;ka, Ber&icirc;ka]<br />
<br />
<b>(İfrat ve tefritten uzak durun!)</b> [Buh&acirc;r&icirc;]<br />
<br />
<b>(İfrata ka&ccedil;anlar helak olur.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(İfrat ve tefritten uzak durun, vasatı se&ccedil;in, &ccedil;&uuml;nk&uuml; işlerin en iyisi orta olanıdır.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(Orta yolu tutun, doğru yoldan ayrılmayın!) </b>[Buh&acirc;r&icirc;]<br />
<br />
<b>(Her hususta vasat olmak, peygamberlik işlerinden biridir.)</b> [Tirmiz&icirc;]<br />
<br />
<b>(En faziletli iş, vasat olanıdır.) </b>[Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(Zenginlikte, fakirlikte vasat olmayan, kullukta da vasat olamaz.)</b> [Bezzar]<br />
<br />
İyilik, orta yoldur. Vasatın sağında, solunda olmak, iyilikten ayrılmak olur. İyi huy, tam ortada olmak değil, ortalamada olmaktır. K&ouml;t&uuml; huy da, bu ortalamanın iki tarafına ayrılmaktır. İyi huyların hepsi vasat&icirc; [ortalama] olandır. <b>(Ahlak-ı alai)</b><br />
<br />
Her işin olduğu gibi y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;n de vasat olanı vardır. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(</b>[Ne &ccedil;ok yavaş, ne &ccedil;ok hızlı] <b>vasat bir şekilde y&uuml;r&uuml;!) </b>[Lokman 19]<br />
<br />
<b>İfrat ve tefrite bazı &ouml;rnekler verelim:</b><br />
İsraf ifrat, cimrilik tefrittir. C&ouml;mertlik ise vasattır.<br />
<br />
Acele ifrat, tembellik tefrittir.<br />
<br />
Kazaklık yapmak ifrat, kılıbık olmak tefrittir.<br />
<br />
&Ccedil;ok yiyip i&ccedil;mek ifrat, &ccedil;ok az yemek tefrittir.<br />
<br />
&Ccedil;ok uyumak ifrat, hi&ccedil; uyumamak veya &ccedil;ok az uyumak tefrittir.<br />
<br />
Kibir ifrat, aşırı tevazu [temell&uuml;k, zillet] tefrittir. Tevazu ise vasattır. Onun i&ccedil;in derler ki:<br />
<b>Al&ccedil;akta olanı, sel alır gider,</b><br />
<b>Y&uuml;kseğe &ccedil;ıkanı, yel alır gider.</b><br />
<br />
&Ccedil;ok &ouml;fke ifrat, hi&ccedil;bir şeye kızmamak ise tefrittir. &Ouml;fkenin l&uuml;zumlu olanına şecaat [kahramanlık, yiğitlik], l&uuml;zumundan az olmasına da korkaklık denir. Şecaat vasattır. Şecaat halindeki &ouml;fke iyidir. D&uuml;şmanlara karşı korkaklık caiz değildir. Korkak kimse, karısına, kızına karşı gayretsizlik ve hamiyetsizlik g&ouml;sterir, onları koruyamaz. Zillete ve zulme boyun eğer, hainlik yapanı g&ouml;r&uuml;nce susar.<br />
<br />
Bir kimseyi aşırı sevip b&uuml;t&uuml;n sırlarını ona vermek ifrattır. Arkadaşına sevgisini belirtmemek, her şeyini ondan gizlemek de tefrittir. D&uuml;şmanlıkta aşırı gitmek ifrattır. Dostlukta da, d&uuml;şmanlıkta da aşırı gitmemeli. Sevgide ileri gidip &ccedil;eşitli sırlarımızı verirsek, ileride aramız a&ccedil;ılınca, pişman oluruz. Kırgın olduğumuz kimseye de d&uuml;şmanlıkta ileri gitmemelidir. Belki bir g&uuml;n dost olur da s&ouml;ylediklerimizden, yaptıklarımızdan utanırız. Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(Arkadaşını g&uuml;n&uuml;n birinde, aranızın a&ccedil;ılabileceğini hesaba katarak sev! D&uuml;şmanını da g&uuml;n&uuml;n birinde dost olabileceğini d&uuml;ş&uuml;nerek d&uuml;şmanlıkta ileri gitme!)</b> [Tirmiz&icirc;]<br />
<br />
Arkadaşa, ne haddinden fazla g&uuml;venmeli, ne de ona hep g&uuml;vensizlik i&ccedil;inde olmalı. Onun da insan olduğunu, nefsine veya şeytana uyabileceğini d&uuml;ş&uuml;nerek, gizli ve mahrem bilgileri s&ouml;ylememeli. Herhangi bir sebeple aramız a&ccedil;ılırsa, sırrımızı ifşa edebilir veya koz olarak kullanabilir.<br />
<br />
D&uuml;şmanımız k&acirc;fir bile olsa, iman edip, en yakın arkadaşımız olabilir. D&uuml;şmanlıkta ileri gitmişsek, sonra mahcup olabiliriz.<br />
<br />
Her işin ifrat ve tefriti olur. M&uuml;sl&uuml;man vasat yani itidalli olmalı, aşırılıklardan uzak durmalıdır.</p>

<p><strong>İbadetleri orta miktarda yapmalıdır<br />
Sual: İbadetlerde aşırı davrananlar oluyor ve başkalarını da b&ouml;yle olmaya zorluyorlar. İnsanın, ibadetleri yaparken, kendi g&uuml;c&uuml;n&uuml;n &uuml;st&uuml;nde hareket etmesi veya b&ouml;yle yaparak kendini zorlaması doğru mudur?</strong><br />
<strong>Cevap: </strong>Abd&uuml;lgan&icirc; Nabl&uuml;s&icirc; hazretleri Had&icirc;ka kitabında, konu ile alakalı olarak buyuruyor ki:<br />
&nbsp;&ldquo;İbadetleri ne az, ne de pek aşırı olmayarak, orta miktarda yapmak l&acirc;zımdır. Bakara suresinin 185. &acirc;yetinde mealen; (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sizin i&ccedil;in kolaylık istiyor. G&uuml;&ccedil; işleri yapmanızı istemiyor) buyuruldu. Bunun i&ccedil;in, hastanın ve yolcunun oru&ccedil; tutmamasına izin verdi. Bize ağır ve sıkıntılı işler yapmayı emretmedi. İnsan iki işten birini yapacağında, bunlardan hafif ve kolay olanını yapması daha doğrudur. Peygamber efendimiz, birinin mescidde saatlerce namaz kıldığını işitti. Mescide gelip, bunu omuzlarından tutarak; (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu &uuml;mmetten kolay işler yapmasını istiyor. G&uuml;&ccedil; işleri beğenmiyor) buyurdu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu &uuml;mmete kolay şeyleri emretti. Hadis-i şerifte; (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, emrettiği şeyleri yapmanızı sevdiği gibi, izin verdiği şeyleri yapmanızı da sever) buyuruldu. Zaruret olduğu zaman, haram işlemeye ve farzı terk etmeye ruhsat, izin verilmiştir yani azap yapılmaz. Zaruret zamanında da, dinin emirlerini yapmaya azimet denir. Bazen, azimet olanı yapmak daha iyidir. Mesela &ouml;l&uuml;m ile korkutulan kimsenin, imanını gizlememesi b&ouml;yledir. &Ouml;ld&uuml;r&uuml;l&uuml;rse, şehit olur. Bazen ruhsat olanı yapmak, daha iyi olur. Yolcunun oru&ccedil; tutmaması b&ouml;yledir. Yolcu, orucu tutarak hastalanır, &ouml;l&uuml;rse g&uuml;naha girer.&rdquo;</p>

<p><strong>Aşırı değil orta halde olmalı<br />
Sual: M&uuml;sl&uuml;manlardan bazısı, dinin emirlerini yapma konusunda &ccedil;ok aşırı gitmekte ve etrafındakilere de sıkıntı vermektedir. B&ouml;yle yapmak, davranmak dinimiz a&ccedil;ısından doğru olur mu?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Mumammed Ma&rsquo;s&ucirc;m hazretleri, Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İşlerinizi, s&ouml;zlerinizi ve ahlakınızı, dinini bilen ve seven, dindar alimlerin s&ouml;zlerine ve kitaplarına uydurmalısınız. Salih kullar gibi olmalısınız ve onları sevmelisiniz. Uykuda, yemekte ve s&ouml;ylemekte aşırı gitmeyip orta derecede olmalısınız. Seher vakti yani gecelerin sonunda kalkmaya gayret etmelisiniz. Bu vakitlerde istiğfar etmeyi, ağlamayı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yalvarmayı ganimet bilmelisiniz. Salihlerle d&uuml;ş&uuml;p kalkmayı aramalısınız. <strong>(İnsanın dini, arkadaşının dini gibidir) </strong>had&icirc;s-i şerifini unutmayınız! Şunu, iyi biliniz ki, ahireti isteyenlerin d&uuml;nya lezzetlerine d&uuml;şk&uuml;n olmaması lazımdır.</p>

<p>Mubah olan lezzetleri bırakamazsanız, hi&ccedil; olmazsa, haramlardan ve ş&uuml;phelilerden ka&ccedil;ınınız ki, ahirette kurtulmak umulsun. Fakat, her t&uuml;rl&uuml; altın ve g&uuml;m&uuml;ş eşyanın ve &ccedil;ayırda otlayan hayvanların ve ticaret eşyasının zekatını ve topraktan, tarladan, ağa&ccedil;tan alınan mahsullerin uşrunu da herhalde vermek lazımdır. Bunların verilecek miktarları, fıkıh kitaplarında bildirilmiştir.</p>

<p>Zekatı ve fıtraları, İsl&acirc;miyetin emir ettiği kimselere seve seve vermelidir. Akrabayı ziyaret etmeli, mektupla g&ouml;n&uuml;llerini almalıdır. Komşuların haklarını g&ouml;zetmelidir. Fakirlere ve bor&ccedil; isteyenlere merhamet etmelidir. Malı, parayı, İsl&acirc;miyetin izin vermediği yerlere harcetmemeli, izin verilen yere de, israf etmemelidir. Faizden, kumarlı ve kumarsız oyunlardan sakınmalıdır. Parayı oyunlara, haramlara, &ccedil;algılara, s&uuml;slenmeye, g&ouml;steriş yapmaya, &ouml;ğ&uuml;nmeye, mal toplamaya kullanmamalıdır. Bunlara dikkat edince, mal, zarardan kurtulur ve d&uuml;nyalıklar, ahiretlik halini alır.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Orta yolda olmak...</strong></p>

<p>Her iyi huyun zıddı, karşılığı olan sayısız k&ouml;t&uuml; huy vardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iyilik demek, tam orta yol demektir. Bunun sağında veya solunda olmak, iyilikten ayrılmak olur. Zira hak olan, doğru olan yol birdir. Sapık, bozuk yollar ise, &ccedil;oktur. Doğru olan hak yola kavuştuktan sonra, orada kalmak, oradan hi&ccedil; &ccedil;ıkmamak da &ccedil;ok zordur. H&ucirc;d s&ucirc;resinin: (Emrolunduğun doğru yolda bulun!) buyurulan 113. ayet-i kerimesi nazil olduğu zaman, Res&ucirc;lullah efendimiz: (H&ucirc;d s&ucirc;resi, sakalıma ak d&uuml;ş&uuml;rd&uuml;) buyurmuşlardır. Ayet-i ker&icirc;mede emrolunan istik&acirc;meti yerine getirebilmek i&ccedil;in, Peygamberler, &acirc;limler, evliya ve sıdd&icirc;klar şaşkına d&ouml;nm&uuml;şlerdir. Bu korku sebebiyle Resulullah efendimizin m&uuml;barek sakalına ak d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r. Doğru yolda bulunabilmek &ccedil;ok g&uuml;&ccedil; olduğu i&ccedil;in:</p>

<p>(Sırat k&ouml;pr&uuml;s&uuml;, kıldan ince, kılın&ccedil;tan keskindir) buyurulmuştur. Her namazda okuduğumuz Fatiha suresinde: (Doğru yola kavuşturmasını Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan dileyiniz!) buyurulmaktadır. Bu sebeple M&uuml;&#39;&#39;minin, İslam &acirc;limlerinin kitaplarında bildirdikleri doğru olan, hak yola sarılması lazımdır. Zira Kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml;, Sırat k&ouml;pr&uuml;s&uuml;nden ge&ccedil;ebilmek i&ccedil;in, d&uuml;ny&acirc;da iken, doğru olan hak yolda bulunmak gerekir. İslam &acirc;limleri; &quot;Peygamber efendimiz, kıy&acirc;metteki ni&#39;&#39;metlerden ve az&acirc;blardan her ne haber verdi ise, onların hepsi, insanın bu d&uuml;ny&acirc;da kazandığı huyların, ahl&acirc;kın ve amellerin s&ucirc;retleridir. Oradaki g&ouml;r&uuml;n&uuml;şleridir. Ahl&acirc;kta ve amelde doğru yolda bulunmanın, oradaki s&ucirc;reti, g&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml; de, Sırat k&ouml;pr&uuml;s&uuml;d&uuml;r&quot; buyurmuşlardır. Muhammed B&acirc;k&icirc;billah hazretleri: &quot;S&acirc;dıklar ve hak&icirc;kate erenler s&ouml;z birliği ile bildiriyorlar ki: Sır&acirc;t-ı m&uuml;stak&icirc;m, y&acirc;ni şaşmayan doğru yol, Ehl-i s&uuml;nnet vel-cem&acirc;atin yoludur buyurmuştur.&quot;</p>

<p>&#39;&#39;Fırkalara b&ouml;l&uuml;nmeyiniz!&#39;&#39; D&uuml;ny&acirc;da iken doğru olan hak yolda bulunanlar, İsl&acirc;miyyetten ayrılmayanlar, kıyamet g&uuml;n&uuml; Sırat k&ouml;pr&uuml;s&uuml;n&uuml;, &ccedil;abuk ge&ccedil;ecek ve Cennet ni&#39;&#39;metlerine, iyi amellerin bah&ccedil;elerine kavuşacaklardır. Burada, din yoluna uymakta gevşek davrananlar, orada Sırat k&ouml;pr&uuml;s&uuml;n&uuml; d&uuml;şe-kalka ge&ccedil;eceklerdir. İsl&acirc;miyetin g&ouml;sterdiği doğru i&#39;&#39;tik&acirc;ddan ve amellerden ayrılanlar, sağa, sola sapanlar, Sırat&#39;&#39;tan ge&ccedil;emeyip Cehennem ateşine d&uuml;şeceklerdir. Abdullah bin Mes&#39;&#39;&ucirc;d hazretleri ş&ouml;yle naklediyor:</p>

<p>&quot;Res&ucirc;lullah efendimiz bize, doğru bir &ccedil;izgi &ccedil;izdi ve; (Bu, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yoludur) buyurdu. Sonra bu &ccedil;izginin sağından ve solundan &ccedil;ıkan &ccedil;izgiler &ccedil;izip; (Bu yolların her birinde şeytan vardır ve kendine &ccedil;ağırır) buyurdu ve; (Doğru yol budur. Bu yolda olunuz. Fırkalara b&ouml;l&uuml;nmeyiniz) me&acirc;lindeki En&#39;&#39;&acirc;m s&ucirc;resi 53. &acirc;yet-i ker&icirc;meyi okudular.&quot; Orta yol deyince, iki şey anlaşılır:</p>

<p>Birisi, herkesin anladığı gibi, bir şeyin tam ortasıdır.</p>

<p>İkincisi, iz&acirc;f&icirc;, takd&icirc;r&icirc; orta olmaktır. Yani belli bir şeyin ortasıdır. Ahl&acirc;k bilgisinde kullanılan, bu ikinci ortadır. Bunun i&ccedil;in, iyi huy, herkese g&ouml;re farklı olur. Hatt&acirc;, zam&acirc;na ve mahalle g&ouml;re de değişir. Birinde g&uuml;zel olan bir huy, başkasında iyi olmayabilir. Bir zamanda iyi denilen bir huy, başka zamanda iyi olmayabilir. O h&acirc;lde iyi huy, tam ortada olmak değil, ortalamada olmaktır. K&ouml;t&uuml; huy da, bu ortalamanın iki tarafına ayrılmaktır.</p>

<p>(İşlerin en iyisi, onların ortasıdır) had&icirc;s-i şer&icirc;fi de bunu bildirmektedir. Bundan dolayı, her iyi huya karşı, iki k&ouml;t&uuml; huy bulunur. İyi huyların hepsi, ortalama mikt&acirc;rda olanlardır. Her iyi huyun aşırı vey&acirc; az olması, birer k&ouml;t&uuml; huy olur.</p>

<p>İnsanda bulunması l&acirc;zım olan g&uuml;zel ahl&acirc;ktan, bazısı vardır ki, ne kadar &ccedil;ok olursa, iyiliği de o kadar artar zannolunur. H&acirc;lbuki &ouml;yle değildir. Her iyi huyun bir sınırı vardır. O sınırı aşınca, iyilik gider, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k olur. İyi huyun az olması, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k olacağı ise, kolay anlaşılır. Şec&acirc;at yani kahramanlık ve seh&acirc;vet yani c&ouml;mertlik bunlara birer mis&acirc;ldir. Bu iki iyi huyun yani şecaat ve c&ouml;mertliğin aşırı, fazla olanları tehevv&uuml;r yani atılganlık ve isr&acirc;ftır. C&acirc;hiller, hele, İsl&acirc;m ahl&acirc;kını bilmeyenler, isr&acirc;f eden kemseyi, &ccedil;ok c&ouml;merd sanır ve &ouml;verler. Tehevv&uuml;r edenlere de, &ccedil;ok ces&ucirc;r, kahraman derler.</p>

<p>Dinimizi doğru &ouml;ğrenmeliyiz İnsanda bulunması l&acirc;zım olan g&uuml;zel ahl&acirc;ktan, huylardan bazısı da vardır ki, az olunca iyi zannolunur. Tev&acirc;zu b&ouml;yledir. Tevazu, insanda kibrin bulunmaması demektir. Bunun noksan olması ise, tezell&uuml;ld&uuml;r. Tezell&uuml;l&uuml;, tev&acirc;zudan ayırmak ise g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. Hatt&acirc; &ccedil;ok kimse, dilencinin zilletini, &acirc;limin tev&acirc;zuu ile karıştırır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, kibirsizlik dilencide daha &ccedil;oktur. Bu sebeple dilenci, tevazu sahibi sanılır. Halbuki dilencideki tevazu değil tezell&uuml;ld&uuml;r ya&#39;&#39;ni zillettir ve k&ouml;t&uuml; bir huydur. Demek ki her şeyin orta miktarda olanı kıymetlidir. Aşırı olan her hareket ve s&ouml;z, orta yol olan hak yoldan ayrılmak olur. C&ouml;mertlik g&uuml;zel bir huydur. Fakat bunun aşırısı insanı israfa s&uuml;r&uuml;kler. C&ouml;mertliğin az olması da insanı cimri yapar. Tevazu sahibi olmak, g&uuml;zel huylardandır. Fakat bunun aşırı olması, tezell&uuml;l olur. Yani insanı zillete, aşağılanmaya s&uuml;r&uuml;kler. Tevazuun azlığı ise insanı kibre, kendisini beğenmeye g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. Bu sebeple her işin orta miktarda olanını yapmak lazımdır. Tabii bunları yapabilmek i&ccedil;in de, dinimizi, İslam &acirc;limlerinin kitaplarından doğru olarak &ouml;ğrenmemiz şarttır.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2749]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 24 May 2026 21:54:20 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Gafletten kurtulmak nasıl olur]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Gaflet nedir? Gafletten kurtulmak nasıl olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dini kelimelerin s&ouml;zl&uuml;k manasına değil, ıstılah manasına bakmak gerekir. Gaflet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutmak demektir. Her ne şekilde olursa olsun, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamak ise gafletten kurtulmak olur. Dinin emirlerini g&ouml;zeterek yapılan b&uuml;t&uuml;n işler, alışverişler, yiyip i&ccedil;meler, gafletten kurtulmak ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamak demektir.<br />
<br />
Evine, camiye rastgele sağ ayakla giren kimse, gafletle girdiği i&ccedil;in sevap alamaz. S&uuml;nnet olduğunu d&uuml;ş&uuml;nerek sağ ayakla girerse sevap alır. Bunun i&ccedil;in gafleti yenmeye &ccedil;alışmalıdır! Kur&#39;an-ı kerimde mealen <b>(Gafillerden olma) </b>buyuruluyor. <b>(Araf </b>205<b>)</b><br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
<b>(Gaflet &uuml;zere uyuyan, Kıyamette &ouml;yle dirilir. O halde kendinizi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anarak uyumaya alıştırın!) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Gafiller arasında Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anan, kuru &ccedil;alılar arasındaki yeşil ağa&ccedil; gibidir.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(Gafil olduğu halde, gafletinden habersiz kimseye şaşılır. Şu kişiye de şaşılır ki &ouml;l&uuml;m onun peşinde iken, o d&uuml;nyanın peşinde koşar. Rabbi kendinden hoşnut olup olmadığını bilmeden kahkaha ile g&uuml;lene de şaşılır.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
Gafletin sonu pişmanlıktır. Gaflet, nimeti yok eder, hizmetleri engeller. Gaflet uykusunun sonu, sonsuz pişmanlık olabilir. Salihlerden biri, hocasını r&uuml;yada g&ouml;r&uuml;p sual eder:<br />
- Kıyamette en b&uuml;y&uuml;k pişmanlık nedir?<br />
Hocası buyurur ki:<br />
<b>- Gafletin neticesi olan pişmanlık...</b><br />
<br />
Z&uuml;nnun-i Mısri<b> </b>hazretlerini r&uuml;yada g&ouml;r&uuml;p sual ederler:<br />
- Vefatından sonra sana ne yaptılar?<br />
- Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bana buyurdu ki:<br />
<b>(Beni sevdiğini s&ouml;ylerdin; fakat benden gafil olurdun. Bu ise yalancılıktır.)</b><br />
<br />
Z&uuml;nnun-i Mısri hazretlerine b&ouml;yle denirse, bizlere ne s&ouml;ylenmez? Yine r&uuml;yada g&ouml;r&uuml;len bir&ccedil;ok kimse, d&uuml;nyada gaflet i&ccedil;inde yaşadığını s&ouml;yler. Bunun i&ccedil;in hadis-i şerifte <b>(İnsanlar uykudadır, &ouml;l&uuml;nce uyanırlar) </b>buyurulmaktadır. &Ouml;lmeden &ouml;nce uyanmak gerekir. İş işten ge&ccedil;tikten sonra uyanmak faydasızdır.<br />
<br />
Azrail aleyhisselamla kardeş gibi g&ouml;r&uuml;şen Yakub aleyhisselam dedi ki:<br />
<b>- Senden bir ricada bulunacağım. Ecelim yaklaşınca bana &ouml;nceden haber ver!</b><br />
- Sana iki-&uuml;&ccedil; haberci g&ouml;nderirim.<br />
Bir m&uuml;ddet sonra Azrail aleyhisselam yine gelir. Yakub aleyhisselam sual eder:<br />
<b>- Ziyaretime mi geldin?</b><br />
- Hayır, canını almaya geldim.<br />
<b>- Nasıl olur, hani bana iki-&uuml;&ccedil; haberci g&ouml;nderecektin?</b><br />
- Sana &uuml;&ccedil; haberci gelmedi mi? Sa&ccedil;ların siyahken ağarmadı mı? V&uuml;cudun kuvvetli iken zayıflamadı mı? Dimdik dururken şimdi belin b&uuml;k&uuml;lmedi mi?<br />
<br />
Haberci istiyorsak &ccedil;oktur. Her g&uuml;n &ccedil;eşitli sebeplerle &ouml;lenlere veya mezarlara bakmak k&acirc;fidir. Muhakkak olacak şeyi oldu bilmek gerekir! &Ouml;l&uuml;m muhakkaktır. Azrail aleyhisselam geldiği zaman, <b>hazırım </b>diyebilmelidir.<br />
<br />
Şakik-i Belhi<b> </b>hazretleri buyuruyor ki:<br />
(İnsanlar &uuml;&ccedil; şey s&ouml;ylerler. Fiilleriyle ona muhalefet ederler.<br />
<b>1- </b>Biz kuluz derler, fakat şef gibi yaşarlar.<br />
<b>2- </b>Allah bizim rızkımıza kefildir derler. Fakat kalblerini rızık kazanmakla meşgul ederler.<br />
<b>3- </b>Elbet biz de &ouml;leceğiz derler. Fakat hi&ccedil; &ouml;lmeyecekmiş gibi d&uuml;nyaya sarılırlar.)<br />
<br />
Adamın biri &ccedil;uvalı kaybeder, arar bulamaz. Namaza durunca hatırlar. K&ouml;lesi adama, <b>(Sen namaz kılmıyor, &ccedil;uval mı arıyordun?) </b>der. Adam k&ouml;leyi ikazından dolayı azat eder. Her işi gafletten uzak yapmaya &ccedil;alışmalıdır!<br />
<br />
<b>Gaflete sebep olanlar </b><br />
İnsanların gaflete, hatta g&uuml;naha, isyana, k&uuml;fre dalması &ccedil;eşitli sebepler y&uuml;z&uuml;nden olur. Bunlar insandan insana değişmekle beraber, cehalet, kibir, dostunu d&uuml;şmanını tasnif edememesi genel olup, bunların başında gelir. İnsanın gafletine sebep olan &ccedil;ok şey varsa da &uuml;&ccedil;&uuml; &ouml;nemlidir:<br />
1- İnsanı tanımamak, yaratılış gayesini bilmemek<br />
2- İşlerin sebeplerle yaratıldığını bilmemek<br />
3- &Ouml;l&uuml;m&uuml; unutmak.<br />
<br />
<b>1- İnsanı tanımamak, yaratılış gayesini bilmemek</b><br />
İnsan, ni&ccedil;in yaratıldığını ve başına gelecekleri bilip unutmasa, gaflete d&uuml;şebilir veya kibirlenebilir mi? Rabbine isyan edebilir mi? Demek ki insan yaratılış gayesini d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yor. Eğer insanlar istenildiği gibi d&uuml;ş&uuml;nebilseydi, Kur&rsquo;an-ı kerimde sık sık, <b>(Hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yor musunuz?) </b>diye ikaz edilir miydi?<br />
<br />
Bir insan bir alet, bir makine yapınca, bunun nasıl ve nerelerde kullanılacağına dair bir tarif namesi hazırlanır. Tarif name ile de anlaşılması zor ise, kullanması i&ccedil;in kurslar a&ccedil;ar. Bir makine yanlış kullanılırsa, elden &ccedil;ıkar. Her şeyin yaratıcısı olan Cenab-ı Allah da, insan denilen bu muazzam makineyi yaratıp başıboş bırakmayıp <b>(Sizi boş yere yarattığımızı mı sandınız?)</b> buyurmuştur. Ne yapması gerektiğini, Peygamberleri vasıtası ile kitaplar g&ouml;ndererek bildirmiştir.<br />
<br />
Ne olduğunu, kim olduğunu, saadet ve felaketinin nelerde olduğunu bilmeyen, &ouml;ld&uuml;kten sonra başına gelecekleri d&uuml;ş&uuml;nmeyen kimse akıllı olamaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Ben cin ve insanları ancak </b>[beni tanısınlar]<b> bana kulluk, ibadet etsinler diye yarattım) </b>buyuruyor. (Zariyat 56)<br />
O halde insan kul olduğunu bilip, kulluk g&ouml;revlerini yerine getirmelidir.<br />
<br />
<b>2- İşlerin sebeplerle yaratıldığını bilmemek </b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; her şeyi sebeplerle yaratmaktadır. Kudretini sebepler arkasında gizlemiştir. &Acirc;det-i ilahi b&ouml;yledir. Ancak bu &acirc;detini bazen bozar, sebepsiz de yaratır. Bunu sevdiklerinin hatırı i&ccedil;in yapar. İnsan &ccedil;alışır kazanır, benim malım der, ben kazandım der. Bunun gibi kendisindeki her nimete, her başarıya (benim) der, (benim başarım, benim kabiliyetim, benim ilmim...vs) der ve nank&ouml;r olur.<br />
<br />
Dertlerin, belaların gelmesine sebep g&uuml;nah işlemektir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Size gelen musibet, kendi ellerinizle işlediğiniz </b>[g&uuml;nahlar]<b> y&uuml;z&uuml;ndendir.)</b> [Şura 30]<br />
<br />
<b>(Sana gelen her iyilik, Allah&rsquo;ın </b>[bir ihsanı, bir nimeti olarak]<b> gelmekte, her k&ouml;t&uuml;l&uuml;k de </b>[g&uuml;nahlarına karşılık olarak] <b>kendinden gelmektedir. </b>[Hepsini yaratan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır.]<b>) </b>[Nisa 79]<br />
Peygamberlere ve diğer b&uuml;y&uuml;k zatlara ise bela, onların derecelerinin y&uuml;kselmesi i&ccedil;in gelir.<br />
<br />
Tevekk&uuml;l&uuml; ihmal etmemeli. Tevekk&uuml;l, dinimizin bildirdiği sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi sebeplerden değil, sebepleri yaratandan beklemektir. <b>(Bir işe başladığın zaman, Allah&rsquo;a tevekk&uuml;l et, Ona g&uuml;ven)</b> &acirc;yeti, tevekk&uuml;l ile beraber azmederek &ccedil;alışmak gerektiğini g&ouml;steriyor. (Al-i imran 159)<br />
<br />
<b>3- &Ouml;l&uuml;m&uuml; unutmak</b><br />
D&uuml;nya hayatı r&uuml;ya gibidir. &Ouml;l&uuml;nce r&uuml;ya bitecek, hakiki hayat başlayacaktır. Hadis-i şerifte, <b>(İnsanlar uykudadır, &ouml;l&uuml;nce uyanırlar)</b> buyuruldu. &Ouml;lmeden &ouml;nce uyanmak gerekir. Peygamber efendimiz, <b>(Şu kişiye şaşılır ki, o d&uuml;nyanın peşinde, &ouml;l&uuml;m de onun peşindedir) </b>buyurdu. O halde, <b>(Nasihat olarak &ouml;l&uuml;m yeter)</b> hadis-i şerifini d&uuml;ş&uuml;nerek &ouml;lenlerden ibret almaya &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
Genelde &ccedil;ok yaşamayı istemek, d&uuml;nya zevklerine d&uuml;şk&uuml;n olmak, &ouml;l&uuml;m&uuml; unutmak, sıhhat ve gen&ccedil;liğe aldanmaktan ileri gelir. B&ouml;yle kimsenin kalbi katı olur, ibadetleri vaktinde yapmaz, tevbeyi geciktirir, nasihat tesir etmez, &ouml;l&uuml;m&uuml; unutur, hatırına bile gelmez. Hep d&uuml;nya malına ve makamına kavuşmak i&ccedil;in &ouml;mr&uuml;n&uuml; harcar. Ahireti unutur, d&uuml;nyanın faydasız zevk ve sefasını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Bunlardan kurtulmak i&ccedil;in &ouml;l&uuml;m&uuml;n her an gelebileceğini d&uuml;ş&uuml;nmeli, sıhhatin, gen&ccedil;liğin &ouml;l&uuml;me mani olmadığını unutmamalı.<br />
<br />
<b>&Ccedil;ok kıymetli nasihatler<br />
İmam-ı Rabbani&nbsp;</b>hazretleri buyuruyor ki:<br />
Fırsat ganimettir. &Ouml;mr&uuml;n tamamını faydasız işlerle telef etmemeli, Hak te&acirc;l&acirc;nın rızasına uygun şeylere harcamalı! Beş vakit namazı, tadil-i erkan ile ve cemaat ile kılmalı, tehecc&uuml;d namazını elden ka&ccedil;ırmamalı, seher vakitlerini istigfarsız ge&ccedil;irmemeli, gaflet uykusuna dalmamalı, &ouml;l&uuml;m&uuml; d&uuml;ş&uuml;nmeli, ahiret hallerini g&ouml;zetmeli, fani d&uuml;nyanın haram olan işlerinden y&uuml;z &ccedil;evirip, baki olan ahiret işlerine d&ouml;nmeli. D&uuml;nya işleri ile zaruret miktarı uğraşmalı, diğer vakitlerde, ahireti imar etmekle meşgul olmalıdır. S&ouml;z&uuml;n kısası, Allah&rsquo;tan gayrı şeylerin sevgisinden korunmalı ve bedeni dinin h&uuml;k&uuml;mlerine uymakla s&uuml;slemeli, onunla meşgul olmalıdır. İş budur, bundan gayrısı hi&ccedil;tir.<br />
<br />
<b>Abd&uuml;l Kudd&uuml;s</b> hazretleri de buyuruyor ki:<br />
Vaktin kıymetini bil! Gece g&uuml;nd&uuml;z ilim &ouml;ğrenmeye &ccedil;alış! Her zaman abdestli bulun! Beş vakit namazı, s&uuml;nnetleri ile ve tadil-i erkan ile, huzur ve huşu ile kılmaya &ccedil;alış! Bunları yapınca, d&uuml;nyada ve ahirette, sayısız nimetlere kavuşursun. İlim &ouml;ğrenmek, ibadet i&ccedil;indir. Kıyamette, işten sorulacak, &ccedil;ok ilim &ouml;ğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibadet de, ihlas elde etmek i&ccedil;indir. İhlas da, hakiki mabud ve kayıtsız, şartsız var olan sevgiliyi [Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı] sevmek i&ccedil;indir.<br />
<br />
<b>İbrahim-i Edhem</b> hazretleri buyuruyor ki:<br />
<b>1-</b> G&uuml;nah işleyeceksen, Allah&rsquo;ın verdiği rızkı yeme! Rızkını yiyip de, Ona isyan edilir mi?<br />
<b>2-</b> G&uuml;nah işleyeceğin zaman, m&uuml;lk&uuml;nden &ccedil;ık! Onun m&uuml;lk&uuml;nde Ona isyan edilir mi?<br />
<b>3-</b> G&uuml;nah işlerken Onun g&ouml;rmediği bir yerde işle! Onun m&uuml;lk&uuml;nde, rızkını yiyip, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; yerde g&uuml;nah işlenir mi?<br />
<b>4-</b> Can alıcı melek, ruhunu almaya gelince, bir m&uuml;ddet izin isteyebilir veya o meleği kovabilir misin? O zaman hemen tevbe et! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o melek ani gelir.<br />
<b>5- </b>Mezarda, melekler, sual sorunca, (beni imtihan etmeyin) diyerek onları kovabilir misin? &Ouml;yle ise, şimdiden onlara cevap hazırla!<br />
<b>6-</b> Kıyamette <b>(G&uuml;nahk&acirc;rlar Cehenneme&hellip;)</b> dendiği zaman, ben gitmem diyebilir misin?<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Ey kullarım! Benden isteyin! Kabul eder, veririm)</b> buyuruyor. Ama verilmeyenler de oluyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Ona dua eder, ama itaat etmezler. Peygamberini tanır, Ona uymazlar. Kur&#39;anı okur, g&ouml;sterdiği yolda gitmezler. Nimetlerinden faydalanır ama ş&uuml;kretmezler. Cennetin, ibadet edenler i&ccedil;in olduğunu bilir, hazırlıkta bulunmazlar. Cehennemi, asiler i&ccedil;in yarattığını bilir, ondan sakınmazlar. Ecdadının ne olduklarını g&ouml;r&uuml;r, ibret almazlar. Kendi ayıplarına bakmayıp, başkalarının ayıplarını araştırırlar. B&ouml;yle kimseler, &uuml;zerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına ş&uuml;kretsin! Dualarının neticesi, yalnız bu olursa, yetmez mi?<br />
<br />
<b>İmam-ı Rabbani</b> hazretleri buyuruyor ki:<br />
&Ouml;lmek felaket değil, &ouml;ld&uuml;kten sonra başa gelecekleri d&uuml;ş&uuml;nmemek felakettir. Mezhepsizlik ilhaddır. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerine uyanlara m&uuml;jdeler olsun.<br />
<br />
<b>İmam-ı Rabbani</b> hazretleri yine buyuruyor ki:<br />
Bu zamanınız fırsattır. Fırsat da, b&uuml;y&uuml;k nimettir. Sıhhat ile ve &uuml;z&uuml;nt&uuml;s&uuml;z ge&ccedil;en vakitler, bulunmaz ganimettir. Her saati Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı zikretmek ile ge&ccedil;irmelidir. Resulullahın bildirdiğine uygun olan her iş, hatta alışveriş bile zikir olur. O halde, her hareketin, her duruşun, Resulullahın bildirdiğine uygun olması gerekir. B&ouml;ylece, hepsi zikir olur. Zikir demek, gafletten uzaklaşmak, yani, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamaktır. İnsan her hareketinde, her işinde, Allah&uuml; te&acirc;lanın emrini ve yasağını g&ouml;zetince, emir ve yasakların sahibini unutmaktan kurtulur ve daima zikretmiş olur.<br />
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<br />
<b>(Yemeği Allah&rsquo;ın zikri ile </b>[İbadet ederek ve Allah yolunda &ccedil;alışarak] <b>eritin. Yer yemez yatmayın; kalbiniz katılaşır.) </b>[Ebu Nuaym]<br />
<br />
Haramlardan ve ş&uuml;pheli şeylerden ka&ccedil;arak helal kazanmalıdır. Ahir zamanda bunlara dikkat eden az bulunur.<br />
<br />
Dine hizmet &ccedil;ok sevaptır. Bunu herkes g&uuml;c&uuml; nispetinde yapar. &Ouml;ğrendiği g&uuml;zel bir s&ouml;z&uuml; başkasına duyurmak bile sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Duyduğu hak s&ouml;z&uuml;, bir m&uuml;sl&uuml;man kardeşine s&ouml;ylemek ne g&uuml;zel hediyedir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Allah indinde en iyi kul, insanlara en &ccedil;ok nasihat edendir.) </b>[İ. Ahmed]</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Gafletin insana yaptığı zarar.</strong>..</p>

<p>Gaflet; nefsine uyarak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı, O&#39;&#39;nun emir ve yasaklarını unutmak demektir. B&acirc;yez&icirc;d-i Bist&acirc;m&icirc; hazretleri; &quot;İnsana zar&acirc;rı en şiddetli olan şeyin ne olduğunu bilmek istedim. Anladım ki, bu gaflettir. Gafletin insana yaptığı zar&acirc;rı Cehennem ateşi bile yapmaz&quot; buyurmuştur.</p>

<p>İnsanların gaflete, hatta g&uuml;naha, isyana, k&uuml;fre dalması &ccedil;eşitli sebepler y&uuml;z&uuml;nden olur. Bunlar, insandan insana değişmekle beraber, cehalet, kibir ve &ouml;l&uuml;m&uuml; unutmak, gafletin en b&uuml;y&uuml;k sebeplerindendir. Bunun i&ccedil;in Peygamber efendimiz; (Lezzetleri yıkan, eğlencelere son veren &ouml;l&uuml;m&uuml; &ccedil;ok h&acirc;tırlayınız!) buyurmuşlardır. &Ouml;l&uuml;m&uuml; &ccedil;ok hatırlamak, emirlere sarılmağa ve g&uuml;n&acirc;hlardan sakınmağa sebep olur. Haram işlemeğe cesareti azaltır. Nefse uymak, İslamiyyete uymağa mani olur. &Ouml;l&uuml;m&uuml; unutmak, nefse uymağa sebeb olur. Peygamber efendimiz; (&Ouml;l&uuml;m&uuml; &ccedil;ok h&acirc;tırlayınız. Onu hatırlamak, insanı g&uuml;nah işlemekten korur ve ahirete zararlı olan şeylerden sakınmağa sebep olur) buyurmuşlardır.</p>

<p>Gen&ccedil;liğine ve sıhhatine g&uuml;venmek Gen&ccedil;lik ve sıhhat, insanı gaflete d&uuml;ş&uuml;rebilir. İnsan, gen&ccedil;liğine ve sıhhatine g&uuml;venerek, d&uuml;nyanın zevk ve eğlencelerine kendini kaptırabilir. Bunun i&ccedil;in de, ibadetlerini vaktinde yapamaz, t&ouml;vbe etmeyi hatırına getiremez, ahireti unutabilir, kibre, gurura s&uuml;r&uuml;klenebilir. Bunun i&ccedil;in hazret i Ali; &quot;Gaflet, insana gur&ucirc;r getirir, hel&acirc;ke yaklaştırır&quot; buyurmuştur. Abd&uuml;lk&acirc;dir i Geyl&acirc;n&icirc; hazretleri de: &quot;B&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin başı, kalbin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan g&acirc;fil olmasıdır&quot; buyurmuştur.</p>

<p>Parasına, makamına, gen&ccedil;liğine ve sıhhatine g&uuml;venen kimse, d&uuml;nya malına, makamına kendini kaptırabilir. &Ouml;mr&uuml;n&uuml;, nefsinin istek ve zevkleri i&ccedil;in harcayabilir. Bu gaflet hali de onu, Cehenneme g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. Zira Res&ucirc;lullah efendimiz; (&Uuml;mmetimin iki k&ouml;t&uuml; huya yakalanmalarından &ccedil;ok korkuyorum. Bunlar, nefse uymak ve &ouml;l&uuml;m&uuml; unutup, d&uuml;nya arkasında koşmaktır) buyurmuşlardır.</p>

<p>Cen&acirc;b ı Hakkın emirlerine değil de, kendi d&uuml;ş&uuml;ncelerine, nefsine tabi olan kimse, g&acirc;fil demektir. B&ouml;yle olan kimsenin kalbi paslı, kirli demektir. Pas tutmuş bir kalbde ise, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisi olmaz. Bunun i&ccedil;in İbn-i At&acirc;ullah hazretleri: &quot;G&ouml;nl&uuml;nde g&uuml;nahlar ve d&uuml;ny&acirc; sevgisi olanın kalbi nasıl parlar? Yahut, nefsi emm&acirc;renin arzularına g&ouml;re hareket eden, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sını nasıl kazanır? Gaflet ve g&uuml;nahlardan temizlenmeden, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın huz&ucirc;runa girmeyi nasıl ister? &Ccedil;irkin işlerinden t&ouml;vbe etmeyen, ince sırları anlamayı nasıl umar?&quot; buyurmuştur.</p>

<p>Nefs ve şeytan karışınca!.. G&acirc;fil olanın yaptığı ib&acirc;detler, hep gaflet i&ccedil;inde olur, sahih olsa bile, kab&ucirc;l olma ihtimali zayıftır. Yeme ve i&ccedil;mede, hel&acirc;le, harama dikkat etmeyen kimse, istese de kendini gafletten kurtaramaz, yaptığı ib&acirc;detlerden zevk alamaz. Beh&acirc;edd&icirc;n-i Buh&acirc;r&icirc; hazretleri buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;Yenilecek bir gıd&acirc;, bir yiyecek, her ne olursa olsun gaflet i&ccedil;inde, gadabla veya ker&acirc;hatle hazırlansa, ted&acirc;rik edilse, onda hayır ve bereket yoktur. Z&icirc;r&acirc; ona nefs ve şeytan karışmıştır. B&ouml;yle bir yiyeceği yiyen kimsede, mutlaka bir &ccedil;irkin netice meydana gelir. Gaflete dalmadan yapılan ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı d&uuml;ş&uuml;nerek yenen hel&acirc;l ve h&acirc;lis yiyeceklerden hayır meydana gelir. İnsanların h&acirc;lis ve s&acirc;lih ameller işlemeye muvaffak olamamalarının sebebi; yemede ve i&ccedil;mede bu hus&ucirc;sa dikkat etmediklerinden ve ihtiyatsızlıktandır. Her ne h&acirc;l olursa olsun, bilhassa namazda huş&ucirc; ve hud&ucirc; h&acirc;linde bulunmak, zevkle ve g&ouml;zyaşı d&ouml;kerek namaz kılabilmek, hel&acirc;l lokma yemeye, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı h&acirc;tırlayarak yemeği pişirmek ve yemeği Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın huz&ucirc;runda imiş gibi yemeğe bağlıdır. V&uuml;c&ucirc;duna haram lokma karışmış bir kimse, namazdan tad duymaz.&quot; Al&acirc;&uuml;ddevle Semn&acirc;n&icirc; hazretleri ise; &quot;İnsan v&uuml;c&ucirc;dunda amellerin tohumu, yenilen lokmadır. Bir kimse lokmayı gaflet i&ccedil;inde yerse, lokma hel&acirc;lden de olsa, insanların ondan fayda g&ouml;rmesi m&uuml;mk&uuml;n değildir&quot; buyurmuştur.</p>

<p>Gaflet ehli sayılanlar... Eb&ucirc; Bekir Tamist&acirc;n&icirc; hazretleri, d&uuml;ny&acirc;yı &icirc;m&acirc;r etmenin gaflet ehlinin işi olduğunu bildirerek buyurdu ki:</p>

<p>&quot;Gaflet, gaflet ehlinin işi olduğu gibi, d&uuml;ny&acirc;ya &ouml;nem vermek ve ona bel bağlayarak im&acirc;r etmek de gaflet ehlinin işidir. Ancak her d&uuml;ny&acirc;ya &ccedil;alışan gaflet ehli sayılmaz. Bir sanat ehli, yaptığı sanatla kullara faydalı olmayı niyetine almalıdır. İş b&ouml;yle olunca, ona gaflet ehli denmez. Ancak d&uuml;ny&acirc;ya g&ouml;n&uuml;l verip, onu elinde toplamak isterse, d&uuml;ny&acirc; ehli olur ve gaflet ehli sayılır.&quot; Ahmed Siy&acirc;h&icirc; hazretleri, oğluna nasihat ederek: &quot;Ey oğul; Şeytanın sil&acirc;hı gaflet y&acirc;ni Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutmaktır. Ona karşı tedb&icirc;r, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmak ve hatırlamak, O&#39;&#39;nun b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; d&uuml;ş&uuml;nmektir&quot; buyurmuştur. Gafletten kurtulmanın &ccedil;aresi ise, g&acirc;fil olmayanlarla beraber olmak veya b&ouml;yle olanların kitaplarını, hayatlarını okumaktır. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri; &quot;Seher vakitleri istiğf&acirc;r etmelidir. Gafletten, nefse uymaktan lezzet almamalıdır. D&uuml;ny&acirc;nın ge&ccedil;ici lezzetlerine aldanmamalıdır. &Ouml;l&uuml;m&uuml; hatırlamalı, &acirc;hiretin dehşet ve şiddetini g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne getirmelidir&quot; buyurmaktadır.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2501]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 24 May 2026 21:26:09 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Riya ve ihlas]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İhlas ve riya ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İhlas, gerek beden ile, gerek mal ile yapılan farz veya nafile b&uuml;t&uuml;n ibadetleri, Allah rızası i&ccedil;in yapmaktır. Mal, mevki, saygı, ş&ouml;hret kazanmak i&ccedil;in yapılan ibadette ihlas olmaz, riya olur. B&ouml;yle ibadete sevap verilmez. G&uuml;nah olur, azaba layık olur. Haram işleyenlerle, bid&rsquo;at ehli ile, k&acirc;firlerle, arkadaşlık, komşuluk edenlerin ihlasları kalmaz.<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
İbadet yaparken, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; emrettiği ve beğendiği i&ccedil;in yapmaya niyet etmelidir. B&uuml;t&uuml;n işlerin, iyiliklerin hep ihlas ile yapılması lazımdır. Kiminde, ihlas, kendini zorlayarak hasıl olur ve kısa bir zaman devam eder. Sonra kalbe nefsin arzuları gelir. <b>(c.1, m.59)</b><br />
<br />
Muhlis olarak ibadet etmek &ouml;v&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<br />
<b>(İhlas ile yapılan ibadet az da olsa insana k&acirc;fi gelir.) </b>[Dare Kutni]<br />
<br />
Devamsız olan ihlas ile yapılan ibadetler de, zamanla nefsi zayıflatır, devamlı ihlas elde etmeye sebep olur. S&uuml;fyan-ı Sevri hazretleri, (Allah rızası i&ccedil;in, niyet etmeden yemeğe davet edene bir g&uuml;nah, niyet etmeden gidene de, iki g&uuml;nah yazılır) buyuruyor.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<b>(Amellerinizi Allah i&ccedil;in halis kılın. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ancak kendisi i&ccedil;in ihlasla yapılan ameli kabul eder</b>. [Dare Kutni]<br />
<br />
<b>(İbadetlere riya karıştırmayın ki amelleriniz boşa gitmesin.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(İbadetine riya karıştırana ahirette denir ki: Git sevabını o kişiden iste.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Allah rızası i&ccedil;in cami yapana Cennette bir k&ouml;şk verilir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Kim Allah i&ccedil;in gazabını yenerse, Allah da ondan azabını def eder.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Allah rızası i&ccedil;in, ana babasına itaat ederek g&uuml;ne başlayana Cennetten iki kapı a&ccedil;ılır.)</b> [İ. Asakir]<br />
<br />
<b>(D&uuml;nya ve ahiret hayırlarına kavuşmak i&ccedil;in, Allah&rsquo;ı ananlarla beraber ol, hep Allah&rsquo;ı an, Allah i&ccedil;in sev, Allah i&ccedil;in buğzet.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(İbadetleri ihlas ile yap! İhlas ile yapılan az amel, kıyamette sana yetişir.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(Sabırlı ve ihlaslı olanlar, hesaba &ccedil;ekilmeden Cennete girer.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(40 g&uuml;n Allah i&ccedil;in ihlasla ibadet yapanın, kalbinden diline hikmet pınarları akar.)</b> [Ebuşşeyh]<br />
<br />
<b>(İhlaslı olanlara m&uuml;jdeler olsun. Onlar fitne karanlıkları i&ccedil;inde, parlayan ışıklardır.)</b> [E. Nuaym]<br />
<br />
<b>(İhlasla </b>&ldquo;La ilahe illallah&rdquo;<b> diyen Cennete girer.)</b> [Bezzar]<br />
<br />
<b>(Allah rızasından başka maksat i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenen veya ilmini d&uuml;nya menfaatine alet eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın!)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimde salihler &ouml;v&uuml;l&uuml;rken buyuruluyor ki:<br />
<b>(Onlar, kendi canları &ccedil;ekerken yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. </b>Biz bunları Allah rızası i&ccedil;in veriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekk&uuml;r bekliyoruz<b> derler.)</b> [İnsan 8,9]<br />
<br />
<b>Sual:</b> İbadet yaparken dikkat edilecek hususlar nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İbadette esas, kalbini tamamiyle Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya bağlamaktır. İbadet, bir &acirc;det olarak değil, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın huzuruna &ccedil;ıkıp, Ona can ve g&ouml;n&uuml;lden ş&uuml;kretmek ve Ona yalvarmak i&ccedil;in yapılmaktadır. Riya [g&ouml;steriş] olarak yapılan bir ibadeti Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kabul etmez. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
<strong>(Ey Resul&uuml;m, kıyameti ink&acirc;r eden, yetimi sertlik ve sitemle defedip hakkını gasp eden, fakiri doyurmayan ve başkalarını da fakire iyiliğe teşvik etmeyen o kimseyi g&ouml;rd&uuml;n m&uuml;? Namazlarını gaflet ile kılanlara ve riya, g&ouml;steriş yapanlara ve zek&acirc;tı vermeyenlere şiddetli azap vardır.) </strong>[Maun]<br />
<br />
İmam-ı Rabbani<b> </b>hazretleri buyuruyor ki:<br />
Bir ibadetin ilmini &ouml;ğrenmeyenin, şartlarını bilmeyenin, yaptığı ibadet, ihlas ile yapılmış olsa da, sahih olmaz. Hi&ccedil; yapmamış gibi, Cehennemde yanar. Şartlarını bilerek ve g&ouml;zeterek yapanın, ibadeti sahih olur. Cehennem azabından kurtulur. Fakat, ihlas ile yapmadı ise, bu ibadeti ve hi&ccedil;bir iyiliği kabul olmaz. Sevap kazanmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ibadetini ve hayrat ve hasenatını beğenmeyeceğini bildiriyor. İlim ve ihlas ile yapılmayan ibadetin faydası olmaz. İnsanı k&uuml;f&uuml;rden, g&uuml;nahtan, azaptan kurtarmaz. &Ouml;m&uuml;r boyunca, b&ouml;yle ibadet yapıp da, k&uuml;f&uuml;r &uuml;zere vefat eden m&uuml;nafıklar &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. İlim ile, ihlas ile yapılan ibadet, insanı, d&uuml;nyada k&uuml;f&uuml;rden, g&uuml;nahtan kurtarır ve aziz eder. Ahirette de Cehennem azabından kurtaracağını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, vaat etmektedir. (<b>Maide</b> 9) Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; vaadinde sadıktır. Verdiği s&ouml;z&uuml; elbette yapar.<br />
<br />
İmam-ı Gazali<b> </b>hazretleri buyuruyor ki:<br />
G&uuml;nahların b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; &uuml;&ccedil; tanedir. Bunlar:<br />
<b>1- Cimrilik<br />
2- Haset<br />
3- Riya</b><br />
<br />
Riya, namaz, oru&ccedil;, sadaka ve yol, cami yaptırmak gibi hayırlı amelleri, insanlar g&ouml;rs&uuml;n de beğensinler diye yapmaktır. İşte b&ouml;yle bir maksatla yapılan işlerin hepsi riyaya dahildir. Riya, k&uuml;&ccedil;&uuml;k şirktir. Tevbe etmedik&ccedil;e katiyen affolunmaz. İlmi ile amel etmemek, amelinde salah ve ihlas olmamak din &acirc;limlerine, ibadet edenlere, ezana, m&uuml;barek g&uuml;nlere kıymet vermemek de şakavet alametidir.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın birliğine iman edip, şirk koşmadan ve ihlasla namazını kılıp, zek&acirc;tını verenden Allah razı olur.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>(İhlasla amel edin! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ancak ihlasla yapılan ameli kabul eder.)</b> [Dare Kutni]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Zek&acirc;tı gizli vermek a&ccedil;ıktan vermekten iyi midir, a&ccedil;ıktan vermek riya olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Farz olan zek&acirc;tı a&ccedil;ık&ccedil;a vermek riya olmaz, daha sevap olur. Zek&acirc;tın b&ouml;yle alenen verilmesi, zek&acirc;tını vermemiş olmak t&ouml;hmetinden kurtarır, başkalarına da &ouml;rnek teşkil etmiş olur. İbni Abbas hazretleri, gizlice verilen nafile sadakanın sevabı, alenen verilenden 70 kat fazladır buyurdu. A&ccedil;ıktan verilen zek&acirc;tın sevabı ise gizlice verilenlerine g&ouml;re 25 kat fazladır. <b>İmam-ı Rabbani</b> hazretleri buyuruyor ki: Bir kuruş zek&acirc;t vermek, milyonlarla sadaka vermekten, daha sevaptır. Zek&acirc;t vermek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrini yapmaktır. Sadaka ve hayratın &ccedil;oğu ise, &uuml;n, saygı ve nefsin şehvetlerini kazanmak i&ccedil;in olur. Farzlar yapılırken araya riya, g&ouml;steriş karışmaz. Nafile ibadetlerde ise, g&ouml;steriş &ccedil;ok olur. Bunun i&ccedil;indir ki, zek&acirc;tı, a&ccedil;ıktan vermek lazımdır. <b>(2/82)</b><br />
<br />
<b>Farzda riya olur mu?<br />
Sual</b>: Farzlarda da riya olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Riya, g&ouml;steriş demektir. Mal, mevki, saygı, ş&ouml;hret kazanmak i&ccedil;in ibadet etmek, riya olur. Riya ile yapılan farzlar, sahih olur. İbadet borcu &ouml;denmiş olur ise de, sevabı olmaz. Şartlarına uygun olduğu i&ccedil;in sahih olan bir namaz, riya ile g&ouml;steriş i&ccedil;in kılınırsa, sevab h&acirc;sıl olmaz, riya olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza başlayıp, sonradan h&acirc;sıl olan riyanın zararı olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasını hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden yapılan riya ise, &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;d&uuml;r.<br />
<br />
Riyaya mani olmak i&ccedil;in, nafile ibadetleri gizli yapmalıdır. Mesela sadakayı gizli vermeli, kuşluk namazı kıldığını s&ouml;ylememelidir; fakat ibadetlerini başkalarına g&ouml;stermek, onlara &ouml;ğretmek ve teşvik etmek niyetiyle olursa, riya olmaz ve &ccedil;ok sevab olur.<br />
<br />
Farzlarda ise, riya olacak diye, ibadetleri gizlemek doğru değildir. Mesela zek&acirc;tı, beş vakit namazı gizlememelidir. Cuma namazına gitmelidir. Ramazan orucunu tutmakta da, riya olmaz.<br />
<br />
<b>İmam-ı Rabbani</b> hazretleri buyuruyor ki:<br />
Nafile ibadetlerde g&ouml;steriş &ccedil;ok olur. Farzlar yapılırken, araya riya, g&ouml;steriş karışmaz. Bunun i&ccedil;indir ki, zek&acirc;tı, aşik&acirc;re vermek gerekir. Bu suretle insan, iftiradan kurtulur. <b>(2/82)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> Dindar bir kardeşimize, M&uuml;sl&uuml;manların kaynaşması niyetiyle namaz kılan bir insan olduğumuzu belli etmeye &ccedil;alışmak riya mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dindarlara g&ouml;sterilebilir. Riya olmaz. &Ouml;nemli olan, fitneye sebep olmamalıdır. Riya kalb işidir.<br />
<br />
<b>İbadete riya karıştırmak</b><br />
<b>Sual:</b> İbadet ederken, maddi faydaları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;rse, mesela Allah rızası i&ccedil;in oru&ccedil; tutan kimse, bu arada rejim de yapmış olup, fazla kilolarımı azaltırım diyorsa, Allah rızası i&ccedil;in namaz kılarken, jimnastik de olur diyorsa, bu ibadetler kabul olur mu? Ayrıca, genelde ikindi ve yatsının s&uuml;nnetini kılmıyorum; ama başka kimseler olunca, s&uuml;nneti terk ediyor dememeleri i&ccedil;in mecburen kılıyorum. Bu riya mı oluyor, namazım kabul olmuyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İbadetlerine riya karıştıranın sevabı azalır. İbadet yaparak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan d&uuml;nya &ccedil;ıkarlarını istemek, mesela yağmur duasına &ccedil;ıkmak, istihare yapmak gibi ibadetler riya olmaz. &Uuml;cretle imamlık ve Kur&rsquo;an-ı kerim kursu hocalığı yapmak, sıkıntıdan, hastalıktan ve fakirlikten kurtulmak i&ccedil;in &acirc;yet-i kerime okumak da b&ouml;yledir. Bunlarda hem ibadet, hem de menfaat niyetleri vardır. İbadet niyeti hi&ccedil; bulunmazsa riya olur. İbadet niyeti &ccedil;ok olursa, sevab h&acirc;sıl olur. İbadetlerini başkalarına &ouml;ğretmek ve teşvik etmek niyetiyle olursa yine riya olmaz, hatta sevab olur.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza başlayıp, sonra namaz i&ccedil;inde h&acirc;sıl olan riyanın zararı olmaz.<br />
<br />
Sualde soruların hepsi, Allah rızası i&ccedil;in yapılan ibadetlerdir. Hepsi de sahih olur. Riya karıştırılırsa, riyanın &ccedil;okluğu kadar sevabı azalır.<br />
<br />
<b>Riya ile namaz kılmak</b><br />
<b>Sual: </b>Namaz kılmaya Allah rızası i&ccedil;in başlansa, yanına biri gelse, ayıplamasın diye, ona g&uuml;zel namaz kıldığını g&ouml;stermek i&ccedil;in tadili erk&acirc;nla kılsa, b&ouml;yle riya ile kılınan namaz kabul olur mu? Namazı Allah rızası i&ccedil;in kılıyor, ama g&ouml;steriş de yapıyor. Bunun durumu nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza başlayıp, sonradan h&acirc;sıl olan riyanın zararı olmaz. Riya ile başlanan farzlar sahih olur. İbadet borcu &ouml;denmiş olursa da, sevabı olmaz. <b>(İslam Ahlakı)</b><br />
<br />
G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, Allah rızası i&ccedil;in başlamakla, riya ile başlamak arasında &ccedil;ok fark vardır. Allah rızası i&ccedil;in başlayıp sonra riya gelse de yine sevabdan mahrum kalmaz.<br />
<br />
<b>Tesbih &ccedil;ekmekte riya</b><br />
<b>Sual: </b>Tesbih &ccedil;ekerken başkalarının g&ouml;rmesi riya olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Riya, ibadeti g&ouml;steriş i&ccedil;in yapmaktır. Mal, mevki, saygı, ş&ouml;hret gibi bir menfaat kazanmak maksadıyla yapılan ibadet de riya olur. Namaz, oru&ccedil;, sadaka ve yol, cami yaptırmak gibi hayırlı amelleri, g&ouml;renler beğensin de beni takdir etsin diye yapmak riyadır. B&ouml;yle ibadetlere sevab verilmez. G&uuml;nah olur, azaba layık olur. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İbadetine riya karıştırana &acirc;hirette, &ldquo;Git, sevabını o kişiden iste!&rdquo; denir.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
Riyanın zıttı ihl&acirc;stır. İhl&acirc;s, gerek bedenle, gerek malla yapılan farz veya nafile b&uuml;t&uuml;n ibadetleri, sadece Allah rızası i&ccedil;in yapmaktır. Allah rızasından başka niyetle yapılırsa riya olur.<br />
<br />
Tesbih &ccedil;ekerken başkasının g&ouml;rmesi değil, kasten ona g&ouml;stermek riya olur, yani herkes g&ouml;rs&uuml;n, beni takdir etsin diye &ccedil;ekiliyorsa riya olur. Alışkanlık olduğu i&ccedil;in veya kalbinde hi&ccedil; g&ouml;steriş d&uuml;ş&uuml;ncesi yoksa g&ouml;r&uuml;lmesi riya olmaz. Ancak herkesin g&ouml;z&uuml; &ouml;n&uuml;nde &ccedil;ekmek fitneye veya suizanna sebep olabilir. Kalbde riya olmadan, ev halkının yanında, Kuşluk, Tehecc&uuml;d, Evvabin gibi nafile namazları kılmak, Kur&rsquo;an okumak, tesbih &ccedil;ekmek, g&uuml;nl&uuml;k okunması gereken duaları okumak, riya olmaz.</p>

<p><strong>İbadetlerini</strong> <strong>g&ouml;stermekten</strong> <strong>utanmak<br />
Sual: İbadetleri yaparken, başkaları g&ouml;r&uuml;r diyerek &ccedil;ekinmek, utanmak, dinen uygun mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> İbadetlerini başkalarına g&ouml;stermekten hay&acirc; etmek, utanmak caiz değildir. <strong>Hay&acirc;</strong>, g&uuml;nahlarını, kabahatlerini g&ouml;stermemeye denir. Bunun i&ccedil;in, vaaz vermekten ve emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapmaktan, din kitabı, ilmihal kitabı yazmaktan ve satmaktan ve imamlık, m&uuml;ezzinlik yapmaktan, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim, mevlid okumaktan hay&acirc; etmek caiz değildir. <strong>(Hay&acirc; imandandır)</strong> hadis-i şerifinde bildirilen hay&acirc;, k&ouml;t&uuml;, g&uuml;nah olan şeyleri g&ouml;stermekten utanmak demektir. M&uuml;minin, &ouml;nce Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan hay&acirc; etmesi lazımdır. Bunun i&ccedil;in, ibadetlerini sıdk ile, ihlas ile yapmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Başkalarına g&ouml;steriş i&ccedil;in namazını g&uuml;zel kılan, yalnız olduğu zaman b&ouml;yle kılmayan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tahkir etmiş olur.)</strong></p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki: &quot;Benim şerikim yoktur. Başkasını bana şerik, ortak eden, sevaplarını ondan istesin.&quot; İbadetlerinizi ihlas ile yapınız! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ihlas ile yapılan işleri kabul eder.)</strong></p>

<p><strong>Menfaat i&ccedil;in iyilik yapmak<br />
Sual: Herhangi bir kimseye, onun kendisini &ouml;vmesi veya ondan bir şeyler elde etmek niyeti ile iyilik yapmanın dinimiz a&ccedil;ısından bir mahzuru var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Başkalarının sevgisine ve &ouml;vmelerine kavuşmak i&ccedil;in, d&uuml;nya işleri ile, onlara iyilik yapmak, riya olur. İbadet ile olan riya bundan daha fenadır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasını hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden yapılan riya, hepsinden daha fenadır. İbadet yaparak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan d&uuml;nya menfaatlerini istemek, riya olmaz. Yağmur duasına &ccedil;ıkmak, istihare yapmak, b&ouml;yledir. Sıkıntıdan, hastalıktan ve fakirlikten kurtulmak i&ccedil;in &acirc;yet-i kerimeler okumak da, b&ouml;yledir denildi. Bunlarda hem ibadet, hem de menfaat niyetleri bulunmaktadır. Ticaret maksadı ile hacca gitmek de b&ouml;yledir. İbadet niyeti hi&ccedil; bulunmazsa riya olurlar. İbadet niyeti &ccedil;ok olursa, sevap hasıl olur. İbadetlerini başkalarına g&ouml;stermek, onlara &ouml;ğretmek ve teşvik etmek niyeti ile olursa, yine riya olmaz ve &ccedil;ok sevap olur. Ramazan orucunu tutmakta riya olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza başlayıp, sonradan hasıl olan riyanın zararı olmaz. Riya ile yapılan farzlar sahih olur, ibadet borcu &ouml;denmiş olur ise de, sevabı olmaz. Et ihtiyacını karşılamak niyeti ile kurban kesmek caiz olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in ve bir insan i&ccedil;in birlikte niyet ederek kurban kesmek caiz değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in olmayıp, yalnız hacdan, gazadan gelen ve gelen emiri, reisi karşılamak i&ccedil;in kesilen hayvan leş olur, yemesi haram olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza durup, namazı bitirinceye kadar hep d&uuml;nya işlerini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rse, namazı sahih olur. Ş&ouml;hrete sebep olacak şekilde giyinmek de riya olur.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza başlayıp, sonradan hasıl olan riyanın zararı olmaz. Riya ile yapılan farzlar sahih olur, ibadet borcu &ouml;denmiş olur ise de, sevabı olmaz. Et ihtiyacını karşılamak niyeti ile, kurban kesmek caiz olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in ve bir insan i&ccedil;in birlikte niyet ederek kurban kesmek caiz değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in olmayıp, yalnız hacdan, gazadan gelen i&ccedil;in ve gelen emiri, reisi karşılamak i&ccedil;in kesilen hayvan leş olur. Kesmesi ve yemesi haram olur. Riyadan korkarak ibadeti terk etmek caiz değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza durup, namazı bitirinceye kadar hep d&uuml;nya işlerini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rse, namazı sahih olur. Ş&ouml;hrete sebep olacak şekilde giyinmek de riya olur. Din adamlarının, temiz, kıymetli elbise giymeleri lazımdır. Bunun i&ccedil;in, imamların, cuma ve bayram g&uuml;nleri ziynetli elbise giymeleri s&uuml;nnettir.</p>

<p><strong>D&uuml;nya kazancına dini alet etmek<br />
Sual: Mal, m&uuml;lk, makam, mevki elde etmek i&ccedil;in dini kullanmak, dindar g&ouml;r&uuml;nmek, dinimiz a&ccedil;ısından uygun olur mu?<br />
Cevap:</strong> Riya, bir şeyi olduğunun tersine g&ouml;stermektir ki kısaca, g&ouml;steriş demektir. Ahiret amellerini yaparak ahiret yolunda olduğunu g&ouml;stererek, d&uuml;nya arzularına kavuşmak demektir ki kısaca, d&uuml;nya kazancına dini alet etmektir. İbadetlerini g&ouml;stererek, insanların sevgisini kazanmaktır. S&ouml;zleri veya ibadetleri riya ile olan kimsenin, din bilgisi varsa, buna <strong>M&uuml;nafık</strong> denir. Din bilgisi yoksa, buna <strong>Din yobazı</strong> denir. Fen bilgisi olmayıp da, kendisini fen adamı tanıtıp, kendi g&ouml;r&uuml;şlerini, fen bilgisi olarak s&ouml;yleyip, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaya, bunların dinlerini, imanlarını bozmaya &ccedil;alışan İsl&acirc;m d&uuml;şmanlarına <strong>Zındık</strong> veya <strong>Fen yobazı</strong> denir. Din yobazlarına ve fen yobazlarına aldanmamalıdır.</p>

<p>Başkalarının sevgisine ve methetmelerine, &ouml;vmelerine kavuşmak i&ccedil;in, d&uuml;nya işleri ile, onlara iyilik yapmak, riya olur. İbadet ile olan riya bundan daha fenadır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasını hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden yapılan riya, hepsinden daha fenadır. İbadet yaparak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan d&uuml;nya menfaatlerini istemek, riya olmaz. Yağmur duasına &ccedil;ıkmak, istihare yapmak, b&ouml;yledir. &Uuml;cret ile imamlık, hatiplik, muallimlik yapmak, sıkıntıdan, hastalıktan ve fakirlikten kurtulmak i&ccedil;in &acirc;yet-i kerimeler okumak da, b&ouml;yledir denildi. Bunlarda hem ibadet, hem de menfaat niyetleri bulunmaktadır. Ticaret maksadı ile hacca gitmek de b&ouml;yledir. İbadet niyeti hi&ccedil; bulunmazsa riya olurlar. İbadet niyeti &ccedil;ok olursa, sevap hasıl olur. İbadetlerini başkalarına g&ouml;stermek, onlara &ouml;ğretmek ve teşvik etmek niyeti ile olursa, yine riya olmaz ve &ccedil;ok sevap olur. Ramazan orucunu tutmakta riya olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza başlayıp, sonradan hasıl olan riyanın zararı olmaz. Riya ile yapılan farzlar sahih olur, ibadet borcu &ouml;denmiş olur ise de, sevabı olmaz.</p>

<p><strong>Sual: Meşhur olmak, d&uuml;nyalık toplamak i&ccedil;in vaaz vermenin, nasihat yapmanın, dindeki yeri nedir?<br />
Cevap:</strong> Ş&ouml;hret i&ccedil;in, meşhur olup tanınmak i&ccedil;in vaaz vermek, nasihat etmek, kitap yazmak riya olur. Vaaz, emr-i ma&#39;r&ucirc;f ve nehy-i m&uuml;nker demektir. M&uuml;nakaşa etmek, başkalarından &uuml;st&uuml;n g&ouml;r&uuml;nmek ve &ouml;v&uuml;nmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek de, riya olur. D&uuml;nyalık elde etmek, yani mal, mevki elde etmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek de, riya olur. Riya ise haramdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in olan ilim, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmayı arttırır. Kendi ayıplarını g&ouml;rmeye sebep olur. Şeytanın aldatmasına mani olur. İlmini d&uuml;nya kazancına, mala ve mevkiye kavuşmaya vasıta eden din adamlarına, <strong>ulem&acirc;-i s&ucirc;</strong>, yani k&ouml;t&uuml; din adamları denir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Her işte samimi olmak..</strong>.</p>

<p>İslamiyyete tam uyabilmek, ilim, amel ve ihl&acirc;s ile olur. Her s&ouml;zde, her işte, her harekette, her duruşta, kendiliğinden h&acirc;sıl olan ihl&acirc;s, muhlas olan kimseye nas&icirc;b olur. İhl&acirc;s, h&acirc;lis, temiz etmek, niyeti temizlemek, d&uuml;ny&acirc; faydalarını d&uuml;ş&uuml;nmeden b&uuml;t&uuml;n işleri, ib&acirc;detleri yalnız Allah i&ccedil;in yapmak demektir. İhl&acirc;s, gerek beden ile, gerek mal ile yapılan farz vey&acirc; n&acirc;file b&uuml;t&uuml;n ib&acirc;detleri, mesel&acirc; hayr&acirc;t ve hasen&acirc;t yapmağı, m&uuml;sl&uuml;m&acirc;nları sevindirmeği, onları sıkıntıdan kurtarmağı, zikri, istigf&acirc;rı Allah rız&acirc;sı i&ccedil;in yapmaktır. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;B&uuml;t&uuml;n m&uuml;&#39;&#39;minler ib&acirc;det yaparken, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; emrettiği ve beğendiği i&ccedil;in yapmağa niyyet ediyorlar. B&ouml;ylece ihl&acirc;s ile yapıyorlar. Fakat b&uuml;t&uuml;n işlerin, iyiliklerin hep ihl&acirc;s ile yapılması ve bu ihl&acirc;sın kalbe hemen gelmesi l&acirc;zımdır. Bazı kimselerde, ib&acirc;detlere başlarken yapılan niyyet, ihl&acirc;s, zahmet &ccedil;ekerek, kendini zorlayarak h&acirc;sıl oluyor ve kısa bir zaman devam ediyor. Sonra kalbe nefsin arz&ucirc;ları geliyor. Devamlı ihl&acirc;s s&acirc;hiblerine &#39;&#39;muhlas&#39;&#39; denir. Zahmet &ccedil;ekerek elde edilen, dev&acirc;msız ihl&acirc;sın s&acirc;hiblerine &#39;&#39;muhlis&#39;&#39; denir. Muhlas olana, ib&acirc;det yapmak, tatlı ve kolay olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlarda, nefslerinin arz&ucirc;su ve şeyt&acirc;nın vesvesesi kalmamıştır. B&ouml;yle ihl&acirc;s, insanın kalbine ancak bir vel&icirc;nin kalbinden gelir.&quot;</p>

<p>İhl&acirc;s elde etmek i&ccedil;in...</p>

<p>İş ve ib&acirc;det, ihl&acirc;s elde etmek i&ccedil;indir. İhl&acirc;s da, hak&icirc;k&icirc; ma&#39;&#39;b&ucirc;d ve kayıtsız, şartsız var olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı sevmek i&ccedil;indir. İb&acirc;dete başlarken nefis ve şeyt&acirc;n ile m&uuml;c&acirc;dele ederek, dev&acirc;msız olan ihl&acirc;s elde edilebilince, b&ouml;yle ihl&acirc;s ile yapılan ib&acirc;detler de, zam&acirc;nla nefsi zayıflatır, dev&acirc;mlı ihl&acirc;s elde etmeğe sebep olur. Fakat buna kavuşmak senelerce s&uuml;rer. Res&ucirc;lullah efendimiz, Mu&acirc;z bin Cebel hazretlerini, Yemen&#39;&#39;e v&acirc;li g&ouml;nderirken ş&ouml;yle buyurmuşlardır:</p>

<p>(İb&acirc;detlerini ihl&acirc;s ile yap. İhl&acirc;s ile yapılan az amel, kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml; sana yetişir.) Bir g&uuml;n Peygamber efendimiz, huzurunda hazır bulunanlara hitaben ş&ouml;yle buyurmuşlardır: (Kıyamet g&uuml;n&uuml;, ilk hesaba &ccedil;ekilecek &uuml;&ccedil; sınıf insan vardır.</p>

<p>Bunlardan birincisi, Allah&uuml; tealanın kendisine ilim verdiği kimsedir. Cenab-ı Hak buna; Sana ilim verdim. Bu ilimle ne yaptın, ne gibi amel işledin diye soracak. O kimse de; Ya Rabbi, sabah akşam bana verdiğin ilimle sana kulluk ettim, ibadet ettim. Kullarına senin dinini anlattım ve bunları da senin rızan i&ccedil;in yaptım diyecek. Allah&uuml; teala, bu kimseye hitaben; Yalan s&ouml;yl&uuml;yorsun. Sen, sana verdiğim ilimle, falan kimse ne kadar bilgili, ne kadar &acirc;lim desinler diye &ouml;yle yaptın ve bu şekilde meşhur da oldun buyuracak ve melekler de; Evet buyurduğun gibi ya Rabbi diyerek Cenab-ı Hakkı tasdik edeceklerdir.</p>

<p>İlk &ouml;nce hesaba &ccedil;ekilecek ikinci sınıftaki kimse ise, kendisine mal, servet verilendir. Allah&uuml; teala; Sana verdiğim malla, servetle ne yaptın diye soracak. O kimse; Ya Rabbi, bana verdiğin malı, sabah akşam demeden senin kullarına dağıttım, tasaddukta bulundum diyecek. Allah&uuml; teala; Yalan s&ouml;yl&uuml;yorsun. Falan kimse ne c&ouml;mert ne hayır sahibi bir kimsedir desinler diye dağıttın, onlar da sana b&ouml;yle s&ouml;yledi, muradına kavuştun buyuracak.</p>

<p>İlk&ouml;nce hesaba &ccedil;ekileceklerin &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; ise, harpte &ouml;lendir. Allah&uuml; teala; Sana verdiğim g&uuml;&ccedil;, kuvvetle ne yaptın diye soracak. O kimse; Ya Rabbi, bana verdiğin g&uuml;c&uuml;, kuvveti, senin yolunda harcadım, senin rızan i&ccedil;in d&uuml;şmanlarınla harbettim ve &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;m diyecek. Allah&uuml; teala ve melekler; Yalan s&ouml;yl&uuml;yorsun. Falan kimse, ne kahramandır, ne yiğittir desinler diye harbe gittin, d&ouml;ğ&uuml;şt&uuml;n ve &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;n. Sana da b&ouml;yle s&ouml;ylediler buyururlar.)</p>

<p>Daha sonra Peygamber efendimiz, o sohbette hazır bulunan Ebu H&uuml;reyre hazretlerine d&ouml;nerek; Ey Eba H&uuml;reyre! İşte Kıyamet g&uuml;n&uuml;, Cehennem ateşinin ilk yakacağı kimseler bunlardır buyurmuşlardır. D&acirc;v&ucirc;d-i İskender&icirc; hazretleri buyurdu ki: &quot;Amelin ve ilmin h&acirc;lis olanını iste! H&acirc;lis niyetle Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ib&acirc;det ederken, insanlık h&acirc;li b&acirc;zı kus&ucirc;rların olursa, onlar i&ccedil;in de derh&acirc;l t&ouml;vbe et!&quot; İbn-i Haf&icirc;f hazretleri buyurdu ki: &quot;Akıllı insan, &ouml;nce &icirc;tik&acirc;dını d&uuml;zeltir ve Rabbine ulaşmaya hazırlanır. Niyetini h&acirc;lis yapar, işlerini temiz kılar. İb&acirc;detini g&uuml;zel yapar ve &acirc;hiret azığı toplar. Kendisinin başıboş yaratılmadığını bilir.&quot; S&acirc;lim bin Abdullah hazretleri buyurdu ki: &quot;Eğer sen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sını g&ouml;zetirsen, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sana yardımcı insanlar g&ouml;nderir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yardımı, herkesin niyetinin derecesine g&ouml;redir. Eğer niyet tam h&acirc;lis olursa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yardımı da tam olur. Eğer niyet noksan olursa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yardımı da ona g&ouml;re olur.&quot;</p>

<p>Şeytana karşı korunmak!</p>

<p>S&uuml;fy&acirc;n bin Uyeyne hazretleri buyurdu ki: &quot;Hel&acirc;l lokma ile, h&acirc;lis kalb ile kırk g&uuml;n ib&acirc;dete dev&acirc;m eden kimsenin kalbi nurlanır, hikmet s&ouml;ylemeye başlar.&quot; İnsan, şeytana karşı ancak ihlas ile korunabilir. Zira İslam &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;klerinden olan Ma&#39;&#39;r&ucirc;f-ı Kerhi hazretleri, kendi kendine; &quot;Ey nefsim! Halis ol, temizlen ki, hal&acirc;s olasın, kurtulasın&quot; derdi. Hazret i &Ouml;mer, Ebu Musel Eşari hazretlerine yazdıkları bir mektupta: &quot;Niyyeti halis olan kimseye, kendisi ile insanlar arasındaki işlerinde, Allah&uuml; teala ona yeter&quot; buyurmuştur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1281]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 22 May 2026 16:57:39 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Sevmenin şartı]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Muhabbetin yani sevginin doğru olup olmadığı nasıl anlaşılır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bunun iki alameti var:<br />
<b>Birincisi, hubb-i fillah </b>ve<b> buğd-ı fillah: </b>Ben Allah&rsquo;ı &ccedil;ok seviyorum diyor, Ona isyan edenlerle dost oluyor, muhabbet besliyor. Bu kimsenin, Allah&rsquo;ı seviyorum demesi yalandır. Ben Resulullah&rsquo;ı &ccedil;ok seviyorum diyor, ama Resulullah efendimizi ink&acirc;r eden, hatt&acirc; Peygamberliğini kabul etmeyenle, m&uuml;nasebet kuranın, onunla dost olanın, Resulullahı seviyorum demesi yalandır. İnsan, sevdiğini sevenleri sever, onu sevmeyenleri sevmez, onun sevdiklerini sever, onun sevmediklerini sevmez. İşte sevgide samimiyetin &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; budur.<br />
<br />
Yol ikidir. Allah var, bir de d&uuml;şmanı var. Allah&rsquo;ın dostuysak, dostlarla beraber olalım. İkiy&uuml;zl&uuml;l&uuml;k yapmayalım! Hem d&uuml;şmanla beraber olup, hem de aşk ilan etmek kadar yanlış şey olmaz.<br />
<br />
<b>İkincisi,</b> <b>sevgide itaat: </b>İnsan sevdiğine itaat eder. Allah ve Resul&uuml;n&uuml; seviyorum diyen kimse, s&ouml;z&uuml;nde samimiyse, bunun, Allah ve Resul&uuml;ne itaat etmesi gerekir. Demek ki, muhabbet, ince bir yoldur. B&ouml;yle g&ouml;z&uuml; kapalı gidecek bir yer değildir.<br />
<br />
Muhammed aleyhisselama zerre kadar t&acirc;bi olmak, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya nimetlerinden ve b&uuml;t&uuml;n ahiret lezzetlerinden daha makbuld&uuml;r. B&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya nimetleri bir tarafa, Ona t&acirc;bi olmanın zerresi bir tarafa! B&uuml;t&uuml;n Cennet nimetleri bir tarafa Ona bağlılığın, Ona muhabbetin zerresi bir tarafa! Yani bu daha ağır gelir. İşte Resulullah&rsquo;ın Allah indinde makbuliyet derecesi b&ouml;yledir.<br />
<br />
Resulullahı sevdiğini s&ouml;yleyen elinden geldiği kadar onun getirdiği dinin emirlerine uyması gerekir. Ne kadar &ccedil;ok uyarsa, o kadar sevdiği anlaşılır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir hadis-i şerifte, <b>(Kıyamette herkes sevdikleriyle beraber olur) </b>buyuruluyor. Evliyayı, &acirc;limleri sevdiği halde, onlara uymayan, onlar gibi yaşayamayan, ahirette onlarla beraber olabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sevmenin şartı vardır. Sadece seviyorum demek yetmez. Sevgi itaat etmektir. Onlara tabi olmak, onların yolundan gitmektir. Mesela i&ccedil;ki i&ccedil;en, namaz kılmayan, her g&uuml;nahı işleyen kimse, (Ben Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;i, Hazret-i Ali&rsquo;yi seviyorum, yarın onlarla beraber Cennette olurum) derse, s&ouml;z&uuml;n&uuml;n bir değeri olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı sevmek de b&ouml;yledir. Hi&ccedil; ibadet etmeden, g&uuml;nahlardan sakınmadan, (Ben Allah&rsquo;ı &ccedil;ok seviyorum) demek yalan olur.<br />
<br />
Resulullahın yolunda olan bir kimse, kıyametin ne zaman kopacağını sorunca ona, <b>(Kıyamet i&ccedil;in ne hazırlık yaptın?)</b> buyurdu. (Allah&rsquo;ın ve Resul&uuml;n&uuml;n sevgisini hazırladım) diye cevap verince ona, <b>(Ahirette sevdiklerinle beraber olursun)</b> buyurdu. <b>(M&uuml;slim)</b><br />
<br />
Hasan-ı Basri hazretleri buyuruyor ki:<br />
<b>(Kişi sevdiğiyle beraber olur)</b> hadis-i şerifi seni yanıltmasın! Sen iyilere, ancak onların iyi amellerini yapmakla kavuşabilirsin. Yahudiler ve Hristiyanlar, Peygamberlerini sevdiklerini s&ouml;yl&uuml;yorlarsa da, onlar gibi olmadıkları i&ccedil;in, onların yanına gidemeyeceklerdir.<br />
<br />
Sevmek, &uuml;&ccedil; &ccedil;eşit olabilir:<br />
<b>1-</b> Sevdiklerinin b&uuml;t&uuml;n amellerini ve ahlakını edinmiştir. Hepsini yapabilen, onlardan olur. Onlara olan sevgisi, onu da tam onlar gibi yapmıştır. Sevginin zirvesine erişmiş olur.<br />
<br />
<b>2-</b> Ameli de, ahlakı da onlar gibi değildir. Sevdiklerine hi&ccedil; uymayan, onlara hi&ccedil; benzemeyen kimse, onlardan hi&ccedil; olamaz. Sevgisi, s&ouml;zde kalır. Kalbine girmez. Sevginin yeri ise kalb, yani g&ouml;n&uuml;ld&uuml;r.<br />
<br />
<b>3-</b> Birka&ccedil;ını yapar. Başkalarını yapmayıp, bunların tersini yapar. Bunlar da ikiye ayrılır:<br />
<br />
<b>a) </b>İmanda onlara uymamışsa, onlardan olamaz. Onları seviyorum demesi yanlıştır. Onun kalbinde, onlara sevgi değil, d&uuml;şmanlık vardır. Yahudilerin ve Hristiyanların, Peygamberleri seviyoruz demeleri b&ouml;yledir. Kişi, sevdikleri gibi inanıp, taat ve ibadetlerde, onlara tam uymazsa, beğenmediği i&ccedil;in uymamışsa, seviyorum demesinin yine faydası olmaz. Onlarla birlikte olamaz.<br />
<br />
<b>b) </b>G&uuml;c&uuml; yetmediği, nefsine h&acirc;kim olmadığı i&ccedil;in, hepsine uyamamışsa, onlarla birlikte olmasına mani olmaz. Hazret-i Ebu Zer, Resulullaha, (Bir kimse, bir cemaati sevse; fakat onların yaptıklarını tam yapamasa, akıbeti ne olur?) diye sorunca Peygamber efendimiz, <b>(Herkes sevdikleriyle beraber olur)</b> buyurdu. Bu hadis-i şerif, bu ikinci kısımda olanları bildirmekte ve Ehl-i s&uuml;nnet itikadında olan M&uuml;sl&uuml;manlara m&uuml;jde vermektedir. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
Muhyiddin-i Arab&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
Resulullahı r&uuml;yada g&ouml;rd&uuml;m. <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bu nimetine nasıl kavuştuğunu biliyor musun?) </b>buyurdu. Hayır, bilmiyorum dedim. <b>(Ehlullaha saygı g&ouml;sterdiğin i&ccedil;in kavuştun!)</b> buyurdu.<br />
<br />
Bir fıkıh &acirc;limi de, r&uuml;yada Resulullahı g&ouml;rd&uuml;. Hangi amelin en iyi olduğunu sordu. <b>(Evliyadan olan bir Velinin yanında bulunmaktır) </b>buyurdu. Diri iken bulamazsak diye sorunca, <b>(Diri iken de, &ouml;l&uuml; iken de onu sevmek, d&uuml;ş&uuml;nmek b&ouml;yledir)</b> buyurdu. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
<b>Doğru zat</b><br />
<b>Sual: </b>Şimdi herkes (Benim hocam doğru yolda) diyor. Bunların hangisinin doğru yolda olduğu nasıl anlaşılır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
O zatın sohbetinde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve &acirc;hiret hatırlanıyorsa makbuld&uuml;r. D&uuml;nya hatırlanıyorsa, d&uuml;nya sevgisi kalbimizden &ccedil;ıkmıyorsa, o kimse makbul değildir. Elinde bir &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; olmayan kimseyi, şeytan aldatıp, yanlış yolda olduğu h&acirc;lde, kendisini Allah&rsquo;ı, &acirc;hireti hatırlıyor zannedebilir. İtikadı doğru değilse veya İslamiyet&rsquo;e uymuyorsa, hi&ccedil; kıymeti yoktur.<br />
<br />
<b>Tasavvuf yolu<br />
Sual:</b> Tasavvuf yolunun esası nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Peygamber efendimize kadar hocaları, silsilesi belli, m&uuml;rşid-i k&acirc;mil olan bir zatın, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne inanmak, onu sevmek ve ona itaat etmektir.<br />
<br />
<b>B&uuml;y&uuml;kleri sevmek</b><br />
<b>Sual: (Kişi sevdiğiyle beraber olur. Allah&#39;ı ve Resul&uuml;n&uuml; seven Cennete girdiği gibi, b&uuml;y&uuml;k zatları seven de Cennete gider)</b> deniyor. Sadece sevmiş olmak yeter mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, yeter. Ama sevmek ne demek? Sevmek, itaat etmek, onun yolunda olmak demektir. Allah&#39;ı sevenin, Allah&#39;ın emir ve yasaklarına uyması gerekir. Uymuyorsa sevmiyor demektir. Resulullah&#39;ı sevmek de b&ouml;yledir. B&uuml;y&uuml;k zatlar da, Allah ve Resul&uuml;n&uuml;n bildirdiklerini bildiriyorlar. Onları seven, onların evlatlarını, torunlarını, kendi evlatlarından &uuml;st&uuml;n tutar. O zatların talebelerini de &ccedil;ok sever. Bunları yapamıyorsa, sevgisinde noksanlık var demektir. Sevgisinde noksanlık da olsa, b&uuml;y&uuml;kleri seven yine mahrum kalmaz. İslamiyet&rsquo;i &ouml;ğrenip, tatbik eden, dinini &ouml;ğrendiği zatı seven kurtulur. İşin esası budur. Sevgi varsa, her şey vardır. Sevgi yoksa d&uuml;nya dardır.<br />
<br />
<b>Keramet ve istikamet<br />
Sual: </b>(İstikamet, kerametten &uuml;st&uuml;nd&uuml;r) s&ouml;z&uuml; ne anlama geliyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı Muhammed Masum-i Faruki hazretleri gibi b&uuml;y&uuml;k zatlar, <b>(El-istikamet&uuml; fevkal kerameti = İstikamet, kerametten &uuml;st&uuml;nd&uuml;r)</b> buyuruyorlar. Keramet, su &uuml;st&uuml;nde y&uuml;r&uuml;mek gibi harika [olağan&uuml;st&uuml;] bir olay demektir. Harika olaylar, peygamber ve evliya zatlardan meydana geldiği gibi f&acirc;sık ve k&acirc;firlerden de meydana gelebilir. K&acirc;firden meydana gelen harikaya, sihir, b&uuml;y&uuml; deniyor. F&acirc;sıktan meydana gelene ise, istidra&ccedil; deniyor. Bu durum bilinmediği i&ccedil;in sapık şeyhlerde g&ouml;r&uuml;len istidra&ccedil;lar, keramet sanılıyor.<br />
<br />
Burada istikamet, doğru itikat ve doğru amel &uuml;zere olmak demektir. İşte ancak istikamet sahibi bir kimseden meydana gelen harika bir olaya keramet denir. Bu bilinmeyince, kerametle istidra&ccedil; karıştırılır. Sapık kimseler evliya zannedilir. İstikamet &uuml;zere olan M&uuml;sl&uuml;man, &ccedil;ok kıymetlidir, evliyadır. Bunun i&ccedil;in, <b>(B&uuml;y&uuml;k zatları tanımak, onları sevmek ve onların yolunda gitmek, en b&uuml;y&uuml;k keramettir)</b> buyuruluyor. Ehl-i S&uuml;nnet itikadında olup da, bu &uuml;&ccedil; şart kendinde bulunan kimse gıpta edilecek b&uuml;y&uuml;k bir zattır.<br />
<br />
<b>&Acirc;şık olmak istersen<br />
Sual:</b> Şu şiirde ne denmek isteniyor?<br />
<b>Hep aşktan s&ouml;z eder sayısız kişi,<br />
Sorma onlar bilmez aşk-ı Mevla&rsquo;yı!<br />
B&uuml;lb&uuml;le de sorma, nasıl aşk işi?<br />
Pervaneden &ouml;ğren gizli sevdayı!<br />
CEVAP</b><br />
Biz de ne denmek istenildiğini tam anlayamadık. Belki ş&ouml;yle bir şey olabilir:<br />
Herkes aşktan bahseder, ama ger&ccedil;ek aşkı kim bilir ki? Onlar Allah aşkından anlamaz. B&uuml;lb&uuml;l gibi &ouml;t&uuml;p durma! Seviyorum diye herkese ilan etme! Kelebek gibi aşkından kendini ateşe atanlara bak! Yani aşk fedak&acirc;rlık ister, &acirc;şık, bu uğurda kendini feda etmekten &ccedil;ekinmez. Gece g&uuml;nd&uuml;z aşkının gereğini yapar, ibadetlerini aksatmaz.<br />
<br />
<b>B&uuml;y&uuml;k zatları sevmekte &ouml;l&ccedil;&uuml;</b><br />
<b>Sual: </b>Allah&#39;ı, Resulullah&#39;ı ve din b&uuml;y&uuml;klerini sevmekte &ouml;l&ccedil;&uuml; nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sevgide &ouml;l&ccedil;&uuml; itaattir. Yani bir kimse, (Allah&#39;ı seviyorum) der de namaz kılmaz, oru&ccedil; tutmaz ve dinin diğer emirlerini yerine getirmezse, s&ouml;z&uuml;nde samimi olmadığı anlaşılır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı seven, Onun emrine uyar. Peygamber efendimizi sevmek de &ouml;yledir. Resulullah&#39;ın emirlerini yapmayan kimsenin sevgisi de yalandır. Hocasını dinlemeyen, onu &uuml;zen kimsenin de, hocasına olan sevgisinde samimiyet yoktur. Demek ki seven, s&ouml;z dinler. Sevginin az veya &ccedil;ok olması, yani derecesi de, itaatteki s&uuml;rat ile anlaşılır. Verilen emri bir an &ouml;nce yapmaya kalkmak, sevgisinin &ccedil;okluğunu g&ouml;sterir. Yarın yaparım diyerek ertelemek de, sevgideki azlığı g&ouml;sterir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Seven sevilir, unutmayan unutulmaz</strong></p>

<p>D&uuml;nyada, kim kimi severse, ahirette onun yanında haşrolacaktır. Bir kimse, Res&ucirc;lullah efendimize kıy&acirc;meti sorunca; -Kıy&acirc;met i&ccedil;in ne hazırlık yaptın? buyurdu.</p>

<p>-Allahın ve Res&ucirc;l&uuml;n&uuml;n sevgisini hazırladım deyince Peygamber efendimiz; -Sevdiklerinle ber&acirc;ber olursun buyurdu.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ve Onun Peygamberini sevmek demek, emirlerini yapmak, yasaklarından sakınmak, bunlara karşı edepli, saygılı olmak demektir. S&acirc;lihleri severek onlardan f&acirc;idelenmek i&ccedil;in, onların yaptıklarını yapmak l&acirc;zım değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, onların yaptıklarını yaparsa, o da, onlardan olur. Peygamber efendimiz bir g&uuml;n; -Bir cem&acirc;ati seven kimse, onların arasında haşrolunur buyurunca Eb&ucirc; Zer Gıf&acirc;r&icirc; hazretleri; -Y&acirc; Res&ucirc;lallah! Bir kimse, bir cem&acirc;ati sevse, fakat onların yaptıklarını yapmasa, nasıl olur? diye arzetti. Peygamber efendimiz; -Y&acirc; Eb&acirc; Zer! Sevdiklerinle ber&acirc;ber olursun buyurdular. Hasan-ı Basr&icirc; hazretleri; &quot;Sen iyilere, ancak onların iyi amellerini yapmakla kavuşabilirsin! Yeh&ucirc;d&icirc;ler ve Hıristiyanlar, Peygamberlerini seviyorlar ise de, onlar gibi olmadıkları i&ccedil;in, onların yanına gidemiyeceklerdir&quot; buyurmuştur. İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri de; &quot;Salihlerin iyi amellerinden birka&ccedil;ını vey&acirc; hepsini yapmadık&ccedil;a, yalnız sevmekle, onların yanına kavuşulamaz&quot; buyururuyor.</p>

<p>Abdullah-ı Ens&acirc;r&icirc; hazretleri anlatır: &quot;Birisi, r&uuml;y&acirc;sında Peygamber efendimizi g&ouml;r&uuml;r. Evliy&acirc;dan bir grup ile bir yerde oturuyorlar. Herkes, Res&ucirc;lullah efendimizi dinliyor. Birden sem&acirc;nın kapıları a&ccedil;ılır. Elinde ibrik ve leğen ile bir melek gelir. Melek, ibrik ve leğen ile herkesin &ouml;n&uuml;nde durur, orada bulunanlar ellerini yıkarlar. R&uuml;y&acirc;yı g&ouml;ren kimse en sonda bulunur. Sıra ona gelince;</p>

<p>-Leğeni kaldırın. O, bu t&acirc;ifeden değildir diye bir ses işitilir. Melek de leğeni alıp g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. O kimse, Peygamber efendimize d&ouml;nerek;</p>

<p>-Y&acirc; Res&ucirc;lallah! Ben bunlardan değilim ama, biliyorsunuz ki, sizi ve bunları &ccedil;ok seven birisiyim der. Peygamber efendimiz de;</p>

<p>-Bunlara muhabbet eden bunlardandır buyurur. Bunun &uuml;zerine melek, leğenle ibriği getirir, o kimse de elini yıkar. Peygamber efendimiz o kimseye d&ouml;n&uuml;p tebess&uuml;m ederler ve;</p>

<p>-Bize muhabbet ettik&ccedil;e bizimlesin buyururlar. O kimse bu r&uuml;y&acirc;dan sonra Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiklerinden biri olur.&quot;</p>

<p>&quot;Kişi, sevdiği ile beraberdir&quot; Doğru yolda gidenleri sevmek, onlarla tanışmak, g&ouml;r&uuml;şmek, onlar gibi olmaya &ouml;zenmek, o b&uuml;y&uuml;klerin s&ouml;zlerini işitmek ve kitaplarını okumak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ni&#39;&#39;metlerinin en b&uuml;y&uuml;klerindendir ve O&#39;&#39;nun ihs&acirc;nlarının en kıymetlilerindendir. Peygamber efendimiz, (Elmer&#39;&#39;&uuml; me&#39;&#39;a men ehabbe) buyurdu. Yani, kişi, d&uuml;ny&acirc;da ve &acirc;hırette sevdiği ile ber&acirc;ber olur. Bunun i&ccedil;in din b&uuml;y&uuml;klerini seven kimse, onlarla ber&acirc;ber olur.</p>

<p>Herkes neyi severse onun zikrini &ccedil;ok eder. Allah&#39;&#39;ı seven Allah&#39;&#39;ı, Res&ucirc;lullah&#39;&#39;ı seven O&#39;&#39;nu, evliy&acirc;yı seven evliy&acirc;yı &ccedil;ok zikreder, anar. Y&acirc;ni hi&ccedil; hatırından &ccedil;ıkarmaz. Nitekim &ccedil;ocuklarını, hanımını, tarlasını, bağını, bah&ccedil;esini, parasını sevenin bunları hi&ccedil; g&ouml;nl&uuml;nden &ccedil;ıkarmadığı gibi... Herkes kalbini yoklarsa kimi &ccedil;ok sevdiğini anlar. Herkes sevdiği ne emrettiyse onu c&acirc;nı gibi yerine getirir. B&acirc;zısını yapar, b&acirc;zısını yapmazsa sevgisi az, hi&ccedil; tutmazsa sevmediği anlaşılır. S&uuml;fy&acirc;n bin Uyeyne hazretleri: &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı seven, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiklerini de sever. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiklerini seven, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sı i&ccedil;in sever&quot; buyurmaktadır. İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri de buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;Sevgi, sevgilinin dostlarını sevmeyi, d&uuml;şmanlarına d&uuml;şmanlık etmeyi gerektirir. Bu sevgi ve d&uuml;şmanlık, &acirc;şıkların elinde ve iradesinde değildir. Seviyorum diyen bir kimse, sevgilisinin d&uuml;şmanlarından uzaklaşmadık&ccedil;a s&ouml;z&uuml;n&uuml;n eri sayılmaz. Buna yalancı denir. Sevgi, sevgilinin her şeyini sevmeyi gerektirir. B&uuml;y&uuml;kler, &quot;Sevdiğin zatı inciten kimseye g&uuml;cenmez isen, k&ouml;pek senden daha iyidir&quot; demişlerdir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&uuml;şmanlarını sevmek, insanı Allah&#39;&#39;tan uzaklaştırır. Onun d&uuml;şmanlarından uzaklaşmadık&ccedil;a, sevgiliye dost olunmaz.&quot; Bir cem&acirc;ati seven kimse, ya onların b&uuml;t&uuml;n amellerini ve ahl&acirc;kını edinmiştir veya hi&ccedil;birini edinmemiştir. Y&acirc;hut da, birka&ccedil;ını yapmıştır. Hepsini yapabilen, onlardan olur ve onlarla olur. Onlara olan sevgisi, onu da tam onlar gibi yapmıştır.</p>

<p>Sevdiklerine hi&ccedil; uymayan, onlara hi&ccedil; benzemeyen kimse, onlardan hi&ccedil; olamaz. Sevgisi, s&ouml;zde kalır. Yalnız s&ouml;zde kalan sevmeye, sevmek denilmez.</p>

<p>Sevdiklerinin birka&ccedil; ameline uyan kimse ise, im&acirc;nda uymamış ise, onlardan olamaz. Onları seviyorum demesi hi&ccedil; doğru olmaz. Onun kalbinde, onlara sevgi değil, d&uuml;şmanlık vardır.</p>

<p>Muhabbet edene muhabbet edilir Kişi, sevdikleri gibi inanıp, t&acirc;at ve ib&acirc;detlerde, onlara t&acirc;m uymazsa, beğenmediği i&ccedil;in uymamış ise, seviyorum demesinin yine f&acirc;idesi olmaz. Onlarla birlikte olamaz. G&uuml;c&uuml; yetmediği, nefsine h&acirc;kim olmadığı i&ccedil;in, hepsine uyamamış ise, onlarla birlikte olmasına m&acirc;ni olmaz.</p>

<p>Muhabbet edene muhabbet edilir. Seven sevilir. Unutmayan unutulmaz. Ve Peygamber efendimizin buyurduğu gibi: (Kişi, d&uuml;nyada kimi severse, ahirette onun yanında olur.)</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3991]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 15:50:31 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İnat ve Münakaşa]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Tartışmanın zararları nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hakkı a&ccedil;ıklamak niyetiyle de olsa, başkalarını mağlup etmek i&ccedil;in yapılan tartışmalar zararlıdır. Bir kimsede tartışmada galip gelme sevgisi, hakkı karşısındakinin ağzından duymaktan daha sevimli gelirse, her k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n i&ccedil;ine girmiş demektir. Tartışmayı kazanma arzusu, diğer k&ouml;t&uuml;l&uuml;klere sebebiyet verir.<br />
<br />
<b>M&uuml;nakaşanın zararları</b><br />
İtiraz etmeyi &acirc;det haline getirmek, &ldquo;Hayır &ouml;yle değildir&rdquo; demek, &ccedil;ok &ccedil;irkindir. Mesela, biri, (Havanın sıcaklığı 25 derece) dese, buna, (Hayır 30 dan aşağı değil) demek, onun s&ouml;z&uuml;ne itirazdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; b&ouml;yle s&ouml;ylemek, (Sen bilmiyorsun, bu işten sen anlamazsın, sen ahmaksın, ben akıllı ve bilgiliyim) demektir. Bu ise, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;r&uuml;p, başkalarına h&uuml;cum etmektir. L&uuml;zum yokken, karşımızdaki şahsın kusurlarını bulup kendisine g&ouml;stermek g&uuml;nahtır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onun hatasını s&ouml;ylemekle &uuml;zm&uuml;ş ve kalbini kırmış oluruz. Zaruretsiz incitmek haramdır. B&ouml;yle hususlarda başkasının hatasını s&ouml;ylemek gerekmez. Susmak ise imanın kemalini g&ouml;sterir. Malik bin Enes hazretleri, (Tartışmanın dinde yeri yoktur. Tartışma kalbleri katılaştırır, kin ve nefret doğurur) buyurdu. (&Ccedil;ok sevdiğin sadık bir dostunu, tartışarak bir defacık kızdır, ondan sonra başına gelecek felaketi g&ouml;r) demişlerdir.<br />
<br />
Bir insanın hi&ccedil; g&uuml;nahı olmasa, insanları doğru yola davet ediyorum diye tartışmaya girse, bu hareketi g&uuml;nah olarak ona yeter. İtirazı, tartışmayı huy edinen kimse m&uuml;r&uuml;vvetsiz olur.<br />
<br />
İmam-ı Gazali hazretleri, (Ancak ş&ouml;hret i&ccedil;in uğraşan, tartışmayı sever. Ş&ouml;hret ise afettir) buyurdu. M&uuml;nakaşa, dostun dostluğunu azaltır, d&uuml;şmanın d&uuml;şmanlığını artırır. Salih m&uuml;min kibirli olmaz, vakar sahibidir, d&uuml;nya işlerinde kolaylık g&ouml;sterir. Din işlerinde sağlam olur. Hi&ccedil; m&uuml;nakaşa etmez!<br />
K&ouml;t&uuml; ile m&uuml;nakaşa etme, seni &uuml;zer.<br />
Halim ile m&uuml;nakaşa etme, sana k&uuml;ser.<br />
<br />
Enes bin Malik hazretleri bildiriyor: Biz bir g&uuml;n dini bir konuda tartışırken, Resulullah efendimiz yanımıza geldi. Bize &ouml;yle &ouml;fkelenmişti ki, hi&ccedil; b&ouml;ylesini g&ouml;rmemiştik. Buyurdu ki:<br />
<b>(Bırakın tartışmayı! Sizden &ouml;ncekiler sırf bunun y&uuml;z&uuml;nden helak oldu. Tartışmanın faydası yoktur, tartışma zararlıdır. M&uuml;min m&uuml;nakaşa etmez. M&uuml;nakaşa edene şefaat etmem.)</b> [Taberani]<br />
<br />
Haklı olduğu halde tartışmayı terk etmek, haksız olduğu halde, tartışmayı terk etmekten daha zordur. Bu bakımdan haklı olduğu halde m&uuml;nakaşayı terk etmek daha &ccedil;ok sevaptır.<br />
<br />
Dostlar arasındaki kin ateşini k&ouml;r&uuml;kleyen m&uuml;nakaşadır. M&uuml;nakaşa, karşıdaki insanı cahil yerine koymak, sen bilmezsin, ben bilirim demektir. Cahillikle su&ccedil;lanan herkes az veya &ccedil;ok kızar. Hadis-i şerifte, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın en &ccedil;ok buğzettiği kul, tartışmada ileri gidendir)</b> buyurulmaktadır. M&uuml;nakaşa, dostların azalmasına, hasımların &ccedil;oğalmasına sebep olur. Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki:<br />
(Bin kişinin dostluğuna, bir kişinin d&uuml;şmanlığını satın alma!)<br />
<br />
M&uuml;nakaşa, kendisinin akıl, fazilet ve ilimde &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ispata &ccedil;alışmaktır. Bu ise karşıdakini cehalet ve ahmaklıkla itham etmektir. Bu da d&uuml;ped&uuml;z d&uuml;şmanlıktır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<b>(M&uuml;nakaşa etmeyen, kimseyi incitmeyen kimse Cennete girer.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Konuşurken itiraz etmeyene veya haklı olduğu halde, m&uuml;nakaşayı terk edene, Cennette bir k&ouml;şk verilir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Haklı da olsa, m&uuml;nakaşayı terk etmeyen, hakiki imana kavuşamaz.)</b> [İbni Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(M&uuml;cadelede ısrar edeni Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sevmez.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Fitnesinden emin olunmayan m&uuml;cadeleyi terk ediniz.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>D&ouml;rt grup insan vardır</b><br />
Bilgi y&ouml;n&uuml;nden insanlar d&ouml;rt gruba ayrılır:<br />
1- Bildiğini bilen,<br />
2- Bildiğini bilmeyen,<br />
3- Bilmediğini bilen,<br />
4- Bilmediğini bilmeyen.<br />
<br />
<b>Bildiğini bilen: </b>B&ouml;yle kimseler makbuld&uuml;r. Kendinden emindir. Cesurdur, bir &ccedil;ok işi başarır. Bir arkadaş var. Bilgisayar dahil, &ldquo;Her aleti &ccedil;alıştırabilirim, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bunu da benim gibi bir insan yapmıştır&rdquo; diyor ve kendinden emin olduğu i&ccedil;in de başarabiliyor.<br />
<br />
<b>Bildiğini bilmeyen: </b>B&ouml;yle kimseler ikaza muhta&ccedil;tır. &Ccedil;ekingendir. Ben bu işi başaramam diye korkar. Gerekli ikaz yapıldığında o işi rahat başarır. Mesela yine bir arkadaşım var. Bilgisayardan anlamam, o bana konuşmaz dedi. Yanına bir otur dedim, patlar, &ccedil;atlar diye cesaret edemedi. Israr ettim, &ldquo;Bunun bilgi ile, k&uuml;lt&uuml;r ile ilgisi yok. Azıcık cesaret yeter&rdquo; dedim. Şimdi bilgisayarı rahat kullanıyor.<br />
<br />
<b>Bilmediğini bilen: </b>B&ouml;yle kimseler haddini bilir. Her şeye burnunu sokmaz. Kendi işi ile meşgul olur. B&ouml;yle kimseler her zaman takdir g&ouml;r&uuml;r.<br />
<br />
<b>Bilmediğini bilmeyen: </b>B&ouml;yle kimseler hem kendine, hem topluma zarar verir. Hem bilmez, hem de bilmediğini bilmez. Yani hem kel, hem foduldur. Her şeye burnunu sokar. Burnu da pislikten kurtulmaz.<br />
<br />
Kendileri ile ilişki kurmak y&ouml;n&uuml;nden insanlar d&ouml;rde ayrılır:<br />
1- Tavşan pisliği gibi olanlar.<br />
2- Gıda [besin] gibi olanlar.<br />
3- İla&ccedil; gibi olanlar<br />
4- Hastalık gibi olanlar.<br />
<br />
<b>Tavşan pisliği gibi olanlar:</b> Ne kokar, ne bulaşır. Hi&ccedil; kimseye yararı ve zararı dokunmaz. Varlıkları ile yoklukları arasında fark olmayan kimselerdir.<br />
<br />
<b>Gıda gibi olanlar:</b> Herkesin her zaman ihtiya&ccedil; duyduğu kimselerdir. B&ouml;yle kimseleri arayıp bulmalı, bulunca da, kaybetmemek i&ccedil;in gerekli tedbirleri almalıdır.<br />
<br />
<b>İla&ccedil; gibi olanlar:</b> Ancak ihtiya&ccedil; zamanında işe yararlar. B&ouml;yle kimseleri de ihmal etmemelidir.<br />
<br />
<b>Hastalık gibi olanlar: </b>Bu tip insanlara hi&ccedil; ihtiya&ccedil; olmaz. Fakat, kendileri insanlara musallat olurlar, bulaşırlar. Bunlardan kurtulmak i&ccedil;in, m&uuml;dara etmek gerekir.<br />
<br />
<b>Hakkı kabul etmekte inat etmemeli<br />
Sual:</b> M&uuml;nakaşa ettiğim arkadaşın haklı olduğunu anlıyorum. Fakat yenilgiyi kabul etmemek i&ccedil;in, hayır &ouml;yle değildir diyorum. Bunun mahzuru nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Doğru olan bir şeyi kabul etmemeye inat denir. İnat, karşımızdakini aşağı g&ouml;rmek, ondan nefret etmek, ona d&uuml;şmanlık beslemek, haset etmek gibi sebeplerden meydana gelir. Hakkı, d&uuml;şmanımız da s&ouml;ylese kabul etmeliyiz. Hakkı kabul edememek kibirdendir. Kibir ise b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. Hadis-i şerifde buyuruldu ki:<br />
<b>(Hakkı k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rmek kibirdendir.)</b> [İ.Gazali]<br />
<br />
M&uuml;min kibirli olmaz; fakat vakar sahibi olur. Vakarlı kimse, d&uuml;nya işlerinde kolaylık g&ouml;sterir. Din işlerinde sağlam olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(M&uuml;min vakarlı ve yumuşak olur.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
Hi&ccedil; kimse ile m&uuml;nakaşa etmemeliyiz!<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, m&uuml;cadelede ısrar edeni sevmez.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(Haklı iken, m&uuml;nakaşayı terk edene, Cennetin ortasında bir k&ouml;şk verilir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(M&uuml;cadelede ısrar edenler hari&ccedil;, hi&ccedil; kimse, hidayete kavuştuktan sonra sapıtmaz.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
M&uuml;nakaşa, dostların azalmasına, hasımların &ccedil;oğalmasına sebep olur. Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki:<br />
(Bin kişinin dostluğuna, bir kişinin d&uuml;şmanlığını satın alma!)<br />
<br />
M&uuml;nakaşa, kendisinin akıl, fazilet ve ilimde &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ispata &ccedil;alışmaktır. Bu ise karşıdakini cehalet ve ahmaklıkla itham etmek demektir. Bu d&uuml;ped&uuml;z d&uuml;şmanlıktır. Kendini karşısındakinden &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmek ise kibirdir. Mahzurludur. M&uuml;nakaşa her y&ouml;nden mahzurludur. M&uuml;nakaşa g&uuml;zel ahlakın zıddıdır. Halbuki m&uuml;sl&uuml;man g&uuml;zel ahlaklı olmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. G&uuml;ler y&uuml;z ve tatlı dil ile, g&uuml;zel ahlakla memnun etmeye &ccedil;alışınız!)</b> [Hakim]<br />
<br />
<b>İyi insanın vasıfları</b><br />
İyi insan, kimseyle m&uuml;nakaşaya girmeyen, herkesle iyi ge&ccedil;inen kimsedir. İyi insan, yani m&uuml;sl&uuml;man, her işinde Allah&rsquo;tan korkar, titrer. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak i&ccedil;in &ccedil;ırpınır. Sabreder, affeder. Her ge&ccedil;imsizlikte, her sıkıntıda, kusuru kendisinde g&ouml;r&uuml;r. Her nefeste Rabbini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Gaflet ile yaşamaz. Bir kalbi incitmekten korkar. Kalbleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın evi bilir. H&acirc;fız-ı Şirazinin, <b>(Dostlara doğru s&ouml;ylemeli, d&uuml;şmanları g&uuml;ler y&uuml;zle ve tatlı dil ile idare etmelidir) </b>s&ouml;z&uuml;ne uyar. Dinlerine ve d&uuml;nyalarına zarar gelecek şeylerden sakınır. Herkese karşı, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml;, tatlı dilli olur. Af dileyeni affeder. Hi&ccedil; kimse ile m&uuml;nakaşa etmez. Bilir ki, m&uuml;nakaşa etmek, dostluğu giderir, d&uuml;şmanların &ccedil;oğalmasına sebep olur. Fitne &ccedil;ıkarmaz, dost ile de, d&uuml;şman ile de tatlı konuşur, herkesle iyi ge&ccedil;inir. Kimsenin s&ouml;z&uuml;ne karşı gelmez. Herkese yumuşak s&ouml;yler, sert konuşmaz. Hadis-i şerifte, <b>(M&uuml;min vakarlı ve yumuşak olur) </b>buyuruldu. M&uuml;nakaşa edenlerin yanında oturmaz!<br />
<br />
İyi huylu olmak i&ccedil;in ve iyi ahlakını muhafaza edebilmek i&ccedil;in, salih kimselerle, iyi huylularla arkadaşlık etmelidir. Hadis-i şerifte, <b>(Kişinin dini, arkadaşının dini gibi olur)</b> buyuruldu. Ahlakı bozan kitap, gazete, radyo ve TV&rsquo;den sakınmalıdır.<br />
<br />
Malı, mevkii hayır i&ccedil;in arayan ve hayır işlerde kullanan, rahata, huzura kavuşmuştur. Hadis-i şerifte, <b>(D&uuml;nyada, yolcu gibi yaşa, &ouml;leceğini unutma)</b> buyuruldu. Vaktin kıymetini bilip gece-g&uuml;nd&uuml;z ilim &ouml;ğrenmelidir! İlim, ibadet i&ccedil;indir. Kıyamette işten, ibadetten sorulur, &ccedil;ok ilim &ouml;ğrendin mi diye sorulmaz. İş ve ibadet de ihlas elde etmek i&ccedil;indir. Evliyadan bir zat, (Bir kimsenin veli olduğu; tatlı dili, g&uuml;zel ahlakı, g&uuml;ler y&uuml;z&uuml;, c&ouml;mertliği, m&uuml;nakaşa etmemesi, &ouml;z&uuml;rleri kabul etmesi ve herkese merhamet etmesi ile anlaşılır) buyurmuştur.<br />
<br />
İbni Abbas hazretleri buyurdu ki:<br />
(Aklın başı, kendisine zulmedeni affetmek, kendinden aşağıda g&ouml;r&uuml;nene tevazu g&ouml;stermek, d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;kten sonra konuşmaktır. Akılsızlığın başı ise, kendini beğenmek, l&uuml;zumsuz yere konuşmak ve kendisinin yaptığı şeylerde insanları ayıplamaktır. Hadis-i şerifte, <b>(Akıllı şu kimsedir ki, a&ccedil;ıkta yapınca utanacağı işi gizli yerde de yapmaz) </b>buyuruldu. Hikmet ehli, ibadetlerini ihlasla yapan, insanlarla iyi ge&ccedil;inen, onlara iyilik eden ve belalara sabredenin akıllı olduğunu bildirmiştir.<br />
<br />
<b>Hakkı kabul etmek<br />
Sual:</b> Bazen bir hususta &ccedil;ocuğumla konuşurken, yanıldığımı anladığımda hatamı kabul edemiyorum. Uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hakkı s&ouml;yleyen kim olursa olsun kabul etmelidir.! &Ccedil;ocuğumuz da s&ouml;ylese, cahil biri de s&ouml;ylese, itiraz etmeden kabul etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Hakkı s&ouml;yleyen kimse, k&uuml;&ccedil;&uuml;k-b&uuml;y&uuml;k ve hoşlanılmayan bir kimse de olsa kabul et, b&acirc;tılı da reddet!) </b>[Deylemi]<br />
<br />
Bir hususta k&ouml;r&uuml; k&ouml;r&uuml;ne inat etmek &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Bilmediği bir hususta inat edene, inadından vazge&ccedil;ene kadar Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; gadap eder.)</b> [İ.Ebidd&uuml;nya]</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Hak ağırdır ve de acıdır...</strong></p>

<p>Hak ağırdır; ağır olduğu kadar da acıdır... Ve aynı zamanda faydalıdır. Hak s&ouml;z&uuml; kabul etmek, nefslere ağır gelir. Bunun i&ccedil;in, Peygamberler, davetlerine başladıkları zaman, hep itirazla karşılaşmışlardır. İsl&acirc;m &acirc;limlerine itiraz edilmesinin sebebi de, yine nefse, hak s&ouml;z&uuml;n ağır gelmesindendir. B&acirc;tıl ise, hafif ve aynı zamanda bel&acirc;lı ve zararlıdır. B&acirc;tıl olan s&ouml;zler ve işler, nefislere tatlı gelir. Nefislerine tabi olanlar, sonu zararlı ve belalı olan b&acirc;tıl yollara maalesef iltifat etmektedirler. M&uuml;sl&uuml;man, hakka ve doğruya aşıktır. Bunun i&ccedil;in kendini hep kusurlu ve hatalı kabul eder. Zaten mertlik de, su&ccedil;u kendinden bilmektir. Peygamber efendimiz; (Haklı olduğu halde dahi, m&uuml;n&acirc;kaşa etmeyen kimseye, Cennette bir k&ouml;şk verilecektir) buyurmaktadır. Res&ucirc;lullah efendimiz bir g&uuml;n Mu&#39;&#39;&acirc;z ibni Cebel hazretlerine hitaben buyurdu ki: (Y&acirc; Mu&#39;&#39;&acirc;z! Sana vasiyyet ederim ki, takv&acirc; &uuml;zere ol! Hep doğru s&ouml;yle. Ahdine s&acirc;dık ol. Em&acirc;nete hıy&acirc;net etme. Yet&icirc;mlere merhamet et. Komşunun hakkını g&ouml;zet. Kimseye kızma. Hep tatlı konuş. Her m&uuml;sl&uuml;m&acirc;na sel&acirc;m ver. Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;min yolu olan fıkıh bilgilerini &ouml;ğren ve bu bilgilerden ayrılma. Her işinde &acirc;hireti d&uuml;ş&uuml;n. Hes&acirc;b g&uuml;n&uuml;ne h&acirc;zırlan. D&uuml;ny&acirc;ya g&ouml;n&uuml;l bağlama. Hep g&uuml;zel, f&acirc;ideli işler yap. Hi&ccedil;bir m&uuml;sl&uuml;m&acirc;nı k&ouml;t&uuml;leme. Yalancı ş&acirc;hidlik yapma. Doğru s&ouml;z&uuml; kab&ucirc;l eyle!) Her şeyin, her işin bir gayesi bir kıblesi vardır. M&uuml;sl&uuml;manın hedefi ise, Cenab-ı Hakkın rız&acirc;sı ve sonsuz saadet yurdu olan Cennet nimetlerine kavuşmaktır. Bunun i&ccedil;in esas gaye, imanla &ouml;lmek, &ouml;l&uuml;rken de Allah diyebilmektir. Allahı unutarak iş yapan, Cehennem ateşini talep etmektedir.</p>

<p>Doğruyu kabul etmek ve kibir! Hak, doğru tektir. Bunu kabul etmek ise g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. Hakkı kabul ettirmek i&ccedil;in zorlamak da, doğru değildir &ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;nakaşa &ccedil;ıkar. Fizikte bir kaide vardır. Artı artıyı, eksi eksiyi iter. Zıt kutuplar ise, birbirini &ccedil;eker. İki taraf da ben haklıyım derse, neticede kavga &ccedil;ıkar, ge&ccedil;im olmaz. Bir evde bile, karı kocadan birisi f&acirc;ni yani yok olursa, o evde ge&ccedil;im olur. İkisi de diri ise ge&ccedil;im olmaz.</p>

<p>Hakkın, doğrunun kabul edilmemesi, kibirdendir. Kibir ve bunu benden başkası bilmemelidir iddiası ise, insanları daima yalnız bırakır ve sevimsiz kılar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunun dibinde karşı tarafa g&uuml;vensizlik vardır. G&uuml;ven ise, sevginin barışın ve başarının temelidir. G&uuml;venin kaybolduğu yerde hayat durur ve insanlar birbirine d&uuml;şman olur, merhamet kaybolur. Bunların yuvaları yıkılır ve cenazelerine kimse gelmez olur. Halbuki, birlikte, beraberlikte, kardeşlikte, anlaşmada yani cemaatta rahmet vardır. İtiraz etmeyen, hakkı kabul eden ve kendini beğenmeyip haramlardan sakınanın kabına, rahmet dolmaya başlar, ihl&acirc;sı artar, istifade etmeye başlar. İşte bu istifadenin hasıl olup olmadığı, kimseye y&uuml;k olmayıp, herkesin y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmeye başlaması ile anlaşılır. İtiraz eden, doğruyu kabul etmeyen kimse, sevimsiz ve asık suratlı olur. G&uuml;lery&uuml;zl&uuml; olmayanın ise, insanların itimadını, sevgisini kazanması zordur. C&ouml;mert olmayan, vermekten hoşlanmayan kimse de, insanların sevgisini kazanamaz. İhl&acirc;slı olmayanın, yani sırf Allah rızasını g&ouml;zetmeyenin, yaptığı hizmetlerde insanlardan takdir veya maddi bir karşılık bekleyenin ise, ihl&acirc;sı zedelenir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, ihl&acirc;ssız kimseyi muvaffak kılmaz. Doğruyu kabul ettirmekle değil, anlatmakla memuruz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kalbleri &ccedil;eviren Cenab-ı Hak&#39;&#39;tır. Herkese iyilik yapamayız; fakat, hi&ccedil; kimseye k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmaya da hakkımız yoktur.</p>

<p>Herkes konuşurken hep &quot;Ben&quot; der. Benim dediğim, benim d&uuml;ş&uuml;ncem, benim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m diyerek kendini beğenir. Kendini beğenen kimsenin hakkı kabul etmesi ise &ccedil;ok &ccedil;ok zordur ama imk&acirc;nsız değildir. Zira her insanda şef olmak arzusu vardır. Bu, insanın tabiatında vardır. Bu h&acirc;l yalnız y&uuml;z&uuml; &acirc;hirete d&ouml;n&uuml;k olanlarda olmaz. Her şeyin dayandığı bir temel vardır. Sevginin dayandığı temel ise, karşılıklı g&uuml;vendir. İnsan g&uuml;vendiği ve &ccedil;ok sevdiği biri i&ccedil;in hayatını feda eder. G&uuml;ven varsa, sevgi de vardır. G&uuml;ven ve sevgi varsa, başarı da vardır. İnsanları, başarılı olmaları i&ccedil;in zorlamak doğru değildir. Aksine onların, bulundukları yerde mutlu olmalarını sağlamalıdır. O da, g&uuml;ven ve sevgi ile olur. Zaten bir kimse, birini severse, ona g&uuml;venir. Seven ve g&uuml;venen kimse, hakka itiraz etmez, onu zevkle kabul eder.</p>

<p>Deme var mı ben gibi?!. Hakkı kabul etmemekte en b&uuml;y&uuml;k tehlike, kibirlenmektir. D&uuml;nyada verilen bazı payelerle kibirlenen kimse, sonunda perişan olur. Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse, Cennete giremez. Hi&ccedil; kimse elbise veya etiketinden dolayı makbul olamaz. Zira m&uuml;sl&uuml;manın şerefi, ilim ve edep sahibi olmasıyladır. Mal, m&uuml;lk, makam hepsi ge&ccedil;icidir. Kalıcı olan, hakkı kabul edip, O&#39;&#39;na ittiba etmektir. Zaten; (İnsanın şerefi, kıymeti, ilmi ve edebi ile &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;r. Malı ve baba ve dedeleri ile değil!) buyurulmuştur. Şu beyit de her şeyi &ouml;zetlemektedir: &quot;Mal ve m&uuml;lke olma mağr&ucirc;r, deme var mı ben gibi. Bir muh&acirc;lif yel eser, savurur harman gibi.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1242]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 13:54:44 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Dinimizde ilim ve ilmin önemi]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>İlim &ouml;ğrenmenin fazileti nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İlim &ouml;ğrenmenin fazileti &ccedil;oktur. Kur&rsquo;an-ı kerimde me&acirc;len<b>, (Bilmiyorsanız, zikir ehline </b>[ilim ehline, &acirc;limlere]<b> sorun) </b>buyuruldu. (Enbiya 7)<br />
<br />
&Acirc;yet-i kerimedeki zikir<b>, </b>ilim demektir. Bu &acirc;yet-i kerime, bilmeyenlerin, &acirc;limleri bulup onlardan sorup, &ouml;ğrenmelerini emretmektedir. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
&Uuml;&ccedil; ayet-i kerime meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Allah iman edenleri y&uuml;celtir; kendilerine ilim verilmiş m&uuml;minleri ise, </b>[cennette]<b> kat kat derecelerle y&uuml;kseltir.) </b>[M&uuml;cadele 11]<br />
<br />
<b>(De ki, hi&ccedil; bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir.) </b>[Z&uuml;mer 9]<br />
<br />
<b>(Kulları arasında Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan en &ccedil;ok korkan &acirc;limlerdir.) </b>[Fatır 28]<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
<b>(İlim &ouml;ğrenmek, kadın-erkek her m&uuml;sl&uuml;mana farzdır.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Beşikten mezara kadar ilim &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışınız!) </b>[Şir&#39;a]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, İbrahim aleyhisselama &quot;Ben ilim sahibiyim, ilim sahiplerini severim&quot; buyurdu.)</b> [İbni Abdilber]<br />
<br />
<b>(İlim, İslam&rsquo;ın hayatı, imanın direğidir.)</b> [Ebuşşeyh]<br />
<br />
<b>(Hi&ccedil; kimse, cehaletle aziz, ilim ile de zelil olmaz.)</b> [Askeri]<br />
<br />
<b>(Boş vaktini ilme harcayan kurtulur.)</b> [İ. Maverdi]<br />
<br />
<b>(Salih &acirc;limlerden olun, eğer salih &acirc;limlerden olamazsanız, b&ouml;yle &acirc;limlerin sohbetinde bulunun, sizi hidayete kavuşturacak, dalaletten uzaklaştıracak ilmi dinleyin!)</b> [İ. Maverdi]<br />
<br />
<b>(Nerede ilim varsa, orada m&uuml;sl&uuml;manlık vardır.)</b> [Seadet-i Ebediyye]<br />
<br />
<b>(İlim, benim ve diğer Peygamberlerin mirasıdır. Kim de bana miras&ccedil;ı olursa, Cennette benimle beraber olur.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;ın rezil etmek istediği kul, ilim ve edepten mahrum kalır.) </b>[İbni Neccar]<br />
<br />
<b>(Bir m&uuml;sl&uuml;man, arkadaşına, hidayetini arttıracak veya onu tehlikeden kurtaracak hikmetli bir s&ouml;zden daha iyi bir hediye veremez.)</b> [Ebu Ya&rsquo;la]<br />
<br />
Hazret-i Lokman, oğluna buyurdu ki:<br />
(&Acirc;limlerle otur, hikmet sahiplerinin s&ouml;zlerini dinle! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bahar yağmuru ile toprağa hayat verdiği gibi, &ouml;l&uuml; kalbleri hikmet nurları ile diriltir.)<br />
<br />
İlim, Cennete giden bir yol, gurbette arkadaş, yalnızlıkta sırdaştır. İlim, iki cihanda kurtuluş, d&uuml;şmana karşı siperdir. İnsan i&ccedil;in haya, g&ouml;zler i&ccedil;in ziyadır.<br />
<br />
Hazret-i Ali buyurdu ki:<br />
(İlim, maldan hayırlıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; malı sen korursun; fakat ilim seni korur. Mal harcamakla azalır, ilim sarf etmekle &ccedil;oğalır.)<br />
<br />
İmam-ı Gazali<b> </b>hazretleri de, (İnsanın diğer mahlukattan &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; ilmi iledir, g&uuml;&ccedil; ve kuvvetiyle değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; deve insandan kuvvetlidir. İrilik bakımından da değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; fil insandan &ccedil;ok iridir. Cesaret bakımından da değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; aslan insandan cesurdur. &Ccedil;ok yemesiyle de değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; mandanın karnı, insanın midesinden daha b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Şu halde ilim &ccedil;ok &uuml;st&uuml;n bir vasıftır) buyurmaktadır.<br />
<br />
Yemek ve i&ccedil;mekten kesilen hasta, &ouml;lmeye mahkum olduğu gibi, ilim ve hikmetten mahrum kalb de &ouml;l&uuml;me mahkumdur.<br />
<br />
İlim &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmek &ccedil;ok m&uuml;himdir. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ilim verdiği &acirc;limlerden de Peygamberlerden aldığı misak gibi, ilimlerini saklamayıp insanlara a&ccedil;ıklamaları i&ccedil;in, s&ouml;z almış ve </b>&quot;Rabbinin yoluna hikmetle, g&uuml;zel &ouml;ğ&uuml;tle davet et!&quot; <b>buyurmuştur.) </b>[Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(En g&uuml;zel hediye, hikmetli bir s&ouml;z&uuml; iyice anlayıp, din kardeşine anlatmaktır.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Bir saat ilim &ouml;ğrenmek veya &ouml;ğretmek, sabaha kadar ibadetten daha sevaptır.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Heves edilecek iki kimse vardır: Biri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği ilimle amel edip başkasına da &ouml;ğreten, ikincisi de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği serveti hayra sarf edendir.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(İlim yolunu tutana, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Cennet yolunu a&ccedil;ar.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Melekler, ilim talebesinden memnun oldukları i&ccedil;in kanatlarını onların &uuml;zerine gererler.) </b>[İ. Abdilber]<br />
<br />
<b>(İlimden bir mesele &ouml;ğrenmek, d&uuml;nyadaki her şeyden kıymetlidir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Ya &acirc;lim, ya &ouml;ğrenci, ya dinleyici veya bunları seven olun. Yoksa helak olursunuz.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Tecr&uuml;beli yaşlılarla oturup kalkın. &Acirc;limlere sorun. Hikmet sahipleri ile beraber olun.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(&Acirc;lim olmayan veya ilim &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışmayan bizden değildir.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Bir &acirc;limin, yanına oturarak, bir saat ilimle meşgul olması, bir &acirc;bidin 70 yıl ibadetinden hayırlı olabilir.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(İşlenen bir g&uuml;nah, &acirc;lime bir, cahile iki olarak yazılır. &Acirc;lim, g&uuml;nahı i&ccedil;in azap olunur. Cahil ise hem g&uuml;nahı, hem de &ouml;ğrenmediği i&ccedil;in azap olunur.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, d&uuml;nya işlerinin &acirc;limi, ahiret işlerinin cahili olana buğz eder.)</b> [Hakim]<br />
<br />
<b>(İlim &ouml;ğrenmek, namaz, oru&ccedil;, hac ve Allah yolundaki cihaddan daha kıymetlidir.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Bir saat ilim &ouml;ğrenmek gece sabaha kadar ibadet etmekten kıymetlidir. Bir g&uuml;n ilim &ouml;ğrenmek, &uuml;&ccedil; ay oru&ccedil; tutmaktan kıymetlidir.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(Bir kimse, ilim &ouml;ğrense, bununla amel etmese bile; bin rekat namaz kılmasından daha fazla sevap alır. Eğer &ouml;ğrendiği ilimle amel eder veya başkasına &ouml;ğretirse, hem bunun sevabını alır, hem de Kıyamete kadar bununla amel edenlerin sevabını alır.) </b>[Hatib]<br />
<br />
<b>(Farzlarda ihmallik yapan bir derde m&uuml;ptela olur.) </b>[İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Din ilmine sahip olanın sıkıntısı gider ve ummadığı yerden rızıklanır.) </b>[İ. Neccar]<br />
<br />
<b>(İlim &ouml;ğrenen veya Allah i&ccedil;in bir dost edinen veya din kardeşinin y&uuml;z&uuml;ne şefkatle bakan veya </b>&ldquo;Bismillah&rdquo; <b>diyerek işine başlayan affa uğrar.) </b>[İ. Rafii]<br />
<br />
<b>İlim &acirc;limden &ouml;ğrenilir</b><br />
Bir talebenin, ilim &ouml;ğrenebilmesi ve doğru yolu bulabilmesi i&ccedil;in, bir &ouml;ğreticiye ihtiyacı vardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte, <b>(İlim &uuml;staddan &ouml;ğrenilir)</b> buyuruldu. (Taberani)<br />
<br />
Kur&#39;an-ı kerimde ise mealen, <b>(Eğer bilmezseniz, bilenlerden sorun!)</b> buyuruldu. (Nahl 43)<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına kavuşmak i&ccedil;in de sebeplere yapışmak, bir &acirc;limin g&ouml;sterdiği yolda gitmek gerekir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen <b>(Ey iman edenler, Allah&rsquo;tan sakının ve Onun rızasına kavuşmak i&ccedil;in, vesile arayınız!)</b> buyuruluyor. (Maide 35)<br />
<br />
Bu &acirc;yet-i kerimeden de bir &ouml;ğreticiye ihtiya&ccedil; olduğu anlaşılmaktadır. Bir kimsenin rehberi olmazsa, şeytan ona rehber olur. Şeytan rehber olunca da, kendisine t&acirc;bi olanı u&ccedil;urumdan u&ccedil;uruma atar.<br />
<br />
[Bu y&uuml;zden, bid&rsquo;at ehli, reformcu zatları dinlememeli, s&ouml;zlerine inanmamalı, kitaplarını okumamalı, yaralı aslandan ka&ccedil;ar gibi bunlardan uzaklaşmalıdır. Nakli esas alan kitapları okumalıdır. Hakikat Kitabevi&rsquo;nin yayınladığı kitaplar, ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kıymetli eserlerinden derlenerek hazırlanmıştır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.com" target="blank">www.hakikatkitabevi.com</a> adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]<br />
<br />
<b>İlim bulunan yerde m&uuml;sl&uuml;manlık vardır</b><br />
Ehl-i s&uuml;nnet itikadını ve ilmihalini &ouml;ğrenmeyen ve &ccedil;ocuklarına &ouml;ğretmeyenler, M&uuml;sl&uuml;manlıktan ayrılmak, k&uuml;f&uuml;r felaketine d&uuml;şmek tehlikesindedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(İlim bulunan yerde M&uuml;sl&uuml;manlık vardır. İlim bulunmayan yerde M&uuml;sl&uuml;manlık kalmaz.) </b><br />
&Ouml;lmemek i&ccedil;in, yiyip i&ccedil;mek gerektiği gibi, k&acirc;firlere aldanmamak, dinden &ccedil;ıkmamak i&ccedil;in de, dinini, imanını &ouml;ğrenmek gerekir. Ecdadımız her zaman toplanıp, İlmihal kitaplarını okur, dinlerini &ouml;ğrenirlerdi. Ancak b&ouml;yle m&uuml;sl&uuml;man kaldılar. İslamiyet&rsquo;in zevkini aldılar. Bu saadet ışığını bizlere, doğru olarak ulaştırabildiler.<br />
<br />
Bizim de m&uuml;sl&uuml;man kalmamız, yavrularımızı i&ccedil;imizdeki ve dışımızdaki k&acirc;firlere kaptırmamamız i&ccedil;in, birinci ve en l&uuml;zumlu &ccedil;are, her şeyden &ouml;nce Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin hazırladığı ilmihal kitaplarını okumak ve &ouml;ğretmektir. &Ccedil;ocuğunun m&uuml;sl&uuml;man olmasını isteyen ana-baba, &ccedil;ocuğuna Kur&#39;an-ı kerim &ouml;ğretmelidir. Fırsat elde iken okuyalım, &ouml;ğrenelim ve &ccedil;ocuklarımıza, s&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; dinleyenlere &ouml;ğretelim! <b>(Herkese Lazım Olan İman)</b><br />
<br />
<b>İlim &ouml;ğrenirken nelere dikkat etmeli?</b><br />
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
İlim talebesinin bazı vazifeleri şunlardır:<br />
<b>a-</b> Kalbini b&uuml;t&uuml;n fena h&acirc;llerden temizlemelidir. Hadis-i şerifte, <b>(Din, temizlik &uuml;zerine kurulmuştur)</b> buyuruldu. Buradaki temizlik, sadece dış temizliği değil, aynı zamanda b&acirc;tın temizliğidir. Başka bir hadis-i şerifte de, <b>(K&ouml;pek bulunan eve rahmet melekleri girmez)</b> buyuruldu. Kalbi bir eve benzetelim. Bu eve melekler gelir. Gazap, kin, haset, kibir gibi k&ouml;t&uuml; huyları havlayan k&ouml;pek kabul edelim! B&ouml;yle azgın k&ouml;peklerle dolu eve rahmet melekleri girmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ilim nurunu kalbe melekler vasıtası ile akıtır. Rahmet meleklerinin girmediği kalb ilimden mahrum kalır.<br />
<br />
<b>b-</b> B&uuml;t&uuml;n g&uuml;c&uuml;n&uuml; ilme bağlamalıdır! Başka şeylerden alakayı kesmelidir! Dağınık fikir, suyu b&ouml;l&uuml;nen ırmağa benzer. Sağa sola aktığından bah&ccedil;eyi sulayamaz.<br />
<br />
<b>c-</b> İlmiyle kibirlenmemelidir! Hi&ccedil;bir İslam &acirc;limini k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rmemelidir! Cahil ve aciz bir hastanın, m&uuml;tehassıs bir doktoru kabul etmesi gibi İslam &acirc;limlerini kabul etmelidir. Talebe, şahsi fikrini bir tarafa atmalı, İslam &acirc;limlerinin &ouml;ğ&uuml;d&uuml;ne kulak vermelidir! İslam &acirc;limlerinin hata gibi g&ouml;r&uuml;nen işini, kendi doğrusuna tercih etmelidir!<br />
<br />
<b>d-</b> Faydalı ilimleri &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışmalıdır! İlimden gaye, kalbi k&ouml;t&uuml; huylardan temizleyip, faziletlerle s&uuml;slemektir.<br />
<br />
<b>e-</b> Zorluklara karşı sabırla g&ouml;ğ&uuml;s germelidir. İlim ve diğer nimetleri acı ila&ccedil;larla kaplamışlardır. Akıllı olan, bunların i&ccedil;ine yerleştirilmiş tatlıları g&ouml;r&uuml;r. &Uuml;zerindeki acı &ouml;rt&uuml;leri de tatlı gibi &ccedil;iğner. Acılardan tat alır. Hasta olan onun tadını duyamaz. Hastalık, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başkasına g&ouml;n&uuml;l vermektir.<br />
<br />
<b>İlimden istifade edebilmek i&ccedil;in:<br />
1-</b> &Ouml;nce niyetini d&uuml;zeltmeli, cahillikten kurtulmayı d&uuml;ş&uuml;nmelidir! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Hi&ccedil; bilenle bilmeyen bir olur mu)</b> buyurdu.<br />
<br />
<b>2-</b> İnsanlara faydalı olmayı d&uuml;ş&uuml;nmelidir! Hadis-i şerifte, <b>(İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır) </b>buyurulmaktadır.<br />
<br />
<b>3-</b> &Ouml;ğrendikleri ile amel etmeye &ccedil;alışmalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, (Amelsiz ilim vebal, ilimsiz amel sapıklıktır) buyurulmuştur.<br />
<br />
<b>4-</b> İlim &ouml;ğrenmekten maksat, Cenab-ı Hakkın rızasını talep olmalıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ihl&acirc;sı, salih ameli &ouml;vmektedir.<br />
<br />
<b>5-</b> &Uuml;st&uuml;ne lazım olmayan şeye karışmamalıdır. Hazret-i Lokman&#39;a, (Bu dereceye ne ile kavuştun?) diye sual ettiler. (Doğruluk, emanete riayet ve bana lazım olmayanı bırakmakla) diye cevap verdi.<br />
<br />
<b>6-</b> Biri ile m&uuml;nakaşa ederse, ona karşı insaflı olmalı, yumuşak davranmalıdır ki kendisi ile cahil arasındaki fark belli olsun. Hadis-i şerifte, <b>(Allah refiktir, yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri ve başka hi&ccedil;bir şeye vermediğini, yumuşak davranana ihsan eder)</b> buyuruldu.<br />
<br />
<b>7-</b> Sabırlı olmalıdır. İbni Abbas hazretlerine, (Bu ilmi ne ile elde ettin?) diye sual ettiler. Cevabında, (Darlıkta, genişlikte sabretmekle, sual sormakla ve yorulmayan bir azimle) buyurdu. Yine b&uuml;y&uuml;k bir zat aynı suale, (Erken kalkmakla, son derece al&ccedil;ak g&ouml;n&uuml;ll&uuml; olmakla, kuvvetli azim ve sabırla) diye cevap verdi.<br />
<br />
<b>8-</b> İlim talebesi, herkesle iyi ge&ccedil;inmelidir! (İnsanların hayırlısı onlarla iyi ge&ccedil;inen, insanların şerlisi de onlarla &ccedil;ekişen) buyurulmuştur.<br />
<br />
<b>9-</b> &Ccedil;ok edepli olmalıdır.<br />
<br />
<b>10-</b> B&uuml;y&uuml;k bir &acirc;lime, ilmi ne ile elde ettiği soruldu. Cevabında, (Hocamın her s&ouml;z&uuml;n&uuml; dinlemekle) buyurdu. &Acirc;limler buyuruyor ki:<br />
<b>(İlim talebesi, ilme ve ilim &ouml;ğreten hocasına h&uuml;rmet etmedik&ccedil;e, &ouml;ğrendiği ilmin faydasını g&ouml;remez.) </b>[Bu y&uuml;zden, mezhep ve itikad imamlarımıza ve ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerine saygı ve h&uuml;rmette kusur etmemelidir.]<br />
<br />
<b>İlmin başı</b><br />
Peygamber efendimiz, ilmin inceliklerini, acayipliklerini soran k&ouml;yl&uuml;ye buyurdu ki:<br />
<b>- İlmin başını &ouml;ğrendin mi?</b><br />
- İlmin başı nedir ki?<br />
<b>- İlmin başı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hakkıyla tanımaktır. Bu da Onun, misli, benzeri, zıddı, dengi, eşi olmadığını, vahid, evvel, ahir, zahir ve b&acirc;tın olduğunu bilmektir.</b> (Şir&#39;a)<br />
G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi ilmin aslı marifetullahtır, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tanımaktır.<br />
<br />
İlmin veya başarının başı sabır denebilir. İbadet i&ccedil;in de b&ouml;yledir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(İbadetin başı sabırdır.) </b>[Hakim]<br />
Sabrın &ouml;nemi bir&ccedil;ok işten b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Bu bakımdan, (Her işin başı sabırdır) denebilir.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İlimden bir şey &ouml;ğrenmek, d&uuml;nya ve i&ccedil;indeki her şeyden daha iyidir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(&Ouml;ğretmek i&ccedil;in ilimden bir mesele &ouml;ğrenen 70 sıddık sevabı alır.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(İlim &ouml;ğrenmek amelden kıymetlidir.)</b> [Hatib]<br />
<br />
İlimden zarar gelmez. &Ouml;l&uuml;nceye kadar ilim &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Hi&ccedil; kimse cahillikle aziz, ilim ile de zelil olmaz.)</b> [Askeri]<br />
<br />
İlmin faydalısını &ouml;ğrenmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan faydalı ilim isteyin ve fayda vermeyen ilimden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya sığının!)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>L&uuml;zumsuz sualler </b><br />
Okuyucularımız, &ccedil;ok zaman faydalı sual soruyorlar. Biz de araştırıyor, ehline soruyor, cevabını yazıyoruz. B&ouml;ylece o okuyucu ile birlikte, diğer okuyucularımız da bundan istifade ediyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İlim bir hazine, sual ise anahtardır. Sorun ki &ouml;ğrenin! Bir sual sayesinde d&ouml;rt kişi sevap alır. Sual soran, cevap veren, dinleyen ve bunları sevenler.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
Okuyucularımızdan bazıları ise, <b>Hazret-i İbrahim&rsquo;in kestiği ko&ccedil;un etini kimler yedi?, Falanca &acirc;limin anasının adı neydi?, Yunus aleyhisselamı yutan balık, erkek miydi?</b> gibi sualler soruyorlar. D&uuml;rr-&uuml;l-muhtarın Tahtavi haşiyesinde buyuruluyor ki:<br />
(İnsanın bilmesi gerekmeyen şeyleri m&uuml;nakaşa etmesi mekruhtur. &Ouml;ğrenilmesi emredilmemiş olan şeyleri sormak caiz değildir. Mesela Hazret-i Lokman peygamber midir? Cin, insanlara nasıl g&ouml;r&uuml;n&uuml;r? Hazret-i İsa g&ouml;kten ne zaman inecek? Buna benzer şeyler sormamalı, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bunları &ouml;ğrenmekle emrolunmadık.)<br />
<br />
Bug&uuml;n &ccedil;ok kimse, Ehl-i s&uuml;nnet itikadını bilmiyor. &Ouml;ğrenmesi farz-ı ayn olan bilgilerden habersizdir. Faiz &ccedil;eşitlerini, hatta yemeğin farzlarını bile bilmez iken, d&uuml;nya ve ahirette gerekmeyen şeyleri soruyorlar. Biz de (Bilmiyoruz) diye cevap verince, (Bir bilene sor) diyorlar. Zaten biz, bilmediklerimizi bir bilene soruyoruz. Fakat bilinmesi gerekmeyenleri sormak l&uuml;zumsuzdur. D&uuml;nya ve ahirete yaramayan sualleri sormak ve her suale cevap vermeye kalkmak ve (Ben bilirim) demek doğru değildir. Kur&#39;an-ı kerimde de mealen buyuruldu ki:<br />
<b>(Her ilim sahibinin &uuml;st&uuml;nde, daha iyi bilen vardır.)</b> [Yusuf 76]<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(&Acirc;limim diyen cahildir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(&Ccedil;ok sual sormaktan sakının! Sizden &ouml;ncekiler, bu y&uuml;zden helak oldu.)</b> [İ. Maverdi]<br />
<br />
<b>(Sizi &ccedil;ok sual sormaktan nehyediyorum.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Allah rızasından başka bir maksatla ilim &ouml;ğrenen veya ilmini d&uuml;nya menfaatine alet eden Cehenneme gidecektir.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(İlmi, &acirc;limlerle yarışmak, cahillerle m&uuml;nakaşa edip susturmak ve insanlar yanında itibar kazanmak i&ccedil;in &ouml;ğrenen Cehenneme gidecektir.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
Şu halde, l&uuml;zumsuz sual ve başka maksatlarla sual sormak doğru değildir. İmtihan gayesiyle karşısındakini sıkıştırmak i&ccedil;in sual sormak da uygun değildir. Hadis-i şerifte, <b>(&Ouml;ğrenmek i&ccedil;in sual sorun! K&ouml;t&uuml; maksatla sual sormayın!)</b> buyuruldu. (Deylemi)<br />
<br />
Suali uygun sorabilmek, o kişinin ilmini g&ouml;sterir. Hadis-i şerifte, <b>(G&uuml;zel sual, ilmin yarısıdır) </b>buyuruldu. (Taberani)<br />
<br />
İlmi, &ouml;ğrenip amel etmek isteyen kimseye &ouml;ğretmelidir! İlmin kıymetini bilmeyen, laf olsun diye &ouml;ğrenmek isteyene, ilim &ouml;ğretmek doğru olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İlmi, ehli olmayana &ouml;ğretmek onu kaybetmek demektir.)</b> [İbni Ebi Şeybe]<br />
<br />
<b>(Bazı kavimler gelecek, fakihleri, ince ve karışık meseleleri ele alacak, halkı şaşırtacaklardır. İşte bunlar, &uuml;mmetimin şerlileridir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>Ayıp olur diye sormamak<br />
Sual: </b>Bir gen&ccedil; kızım. Mahrem konuları sormaktan utanıyorum. Ne yapayım?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir kız, mahrem konuları annesine sorar. O da bilmezse, annesine, (Babamdan &ouml;ğren) der. Babası da bilmezse, babasının, bilen birine sorması gerekir. Babası yoksa, ağabey, amca, dayı gibi mahrem akrabalarından &ouml;ğrenir. Bunlar da &ouml;ğrenip bildirmezse, o zaman mektupla veya telefonla, kendinden değil de, (Bir kadının muayyen h&acirc;li şu kadar devam edip kesilse, ne gerekir) şeklinde sormak daha uygun olur. Bir kadının kocası, bu bilgileri &ouml;ğrenip hanımına anlatmazsa, kadın, en uygun bir yolla bunları &ouml;ğrenebilir. Bilenlerden bu konuları edep dairesinde sorması ayıp olmaz.<br />
<br />
Hazret-i Esma&rsquo;nın Peygamber efendimize nasıl gusledileceğini sorarken utanması &uuml;zerine, Hazret-i &Acirc;işe validemiz, <b>(Ensar kadınları ne iyidir; utanmaları, dinlerini &ouml;ğrenmekten men etmiyor)</b> buyurdu. (Buhari) Demek ki, ayıp olur diye kendisine farz olan bilgileri &ouml;ğrenmemek yanlıştır. Peygamber efendimiz, mahrem konuları anlatırken, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hakkın anlatılmasından &ccedil;ekinmez)</b> buyurmaktadır. (Tirmizi) Aynı anlamda &acirc;yet-i kerime de vardır:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ger&ccedil;eği s&ouml;ylemekten &ccedil;ekinmez.)</b> [Ahz&acirc;b 53]<br />
<br />
<b>Sual: </b>Bilmediğimiz şeyler oluyor. Sormaya fırsat bulamıyoruz veya &ccedil;ekiniyoruz. Sormamanın vebali var mıdır? Bir de sorduğumuz kimse bildiği halde bilmiyorum derse ona da vebal olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İhtiya&ccedil; halinde bilmeyenler, bilenlerden sormalı, bilenler de bilgisini gizlememelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Acirc;limin bildiğini s&ouml;ylememesi, cahilin de bilmediğini sormaması helal değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, </b>&quot;Bilmiyorsanız, ilim ehline sorun&quot; <b>buyuruyor.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Dinini &ouml;ğrenmek i&ccedil;in sual soranlara, cevap vermemenin vebali &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(İlmini </b>[bildiğini] <b>gizleyene, denizdeki balıktan, g&ouml;kteki kuşa kadar her şey lanet eder.)</b> [Darimi]<br />
<br />
<b>Okuma alışkanlığı kazanmak<br />
Sual: </b>&Uuml;lkemize gelen turistlere dikkat edin, bavullarının yarısında elbise, geri kalan yarısında kitaplar var. Oysa biz seyahate &ccedil;ıktığımız zaman aklımıza en son gelen şey kitaptır. Okuma sevgisi ve alışkanlığını kazanmamız hususunda tavsiyeniz nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bilginin kaynağı kitaptır. En g&uuml;zel, en sağlıklı ve en kolay bilgi kitap okuyarak &ouml;ğrenilir. Sessiz bir &ouml;ğretmendir kitap. Anlamadığınız yeri defalarca okuyabilirsiniz. Anlayamadığınız i&ccedil;in kızmaz size. Aşağılamaz ve şevkinizi kırmaz.<br />
<br />
Kitap okurken hem yeni bilgiler &ouml;ğrenir, ufkunuzu genişletir, hem de g&uuml;nl&uuml;k sıkıntılarınızdan az da olsa uzaklaşmış olursunuz. &Ccedil;ok kitap okuyanların konuşması d&uuml;zelir. G&uuml;zel ve anlamlı c&uuml;mleler kurar. Fikrini sağlıklı bir şekilde aktarabilir muhatabına. Fazla gaf yapmaz. Hadiseleri daha geniş a&ccedil;ıdan ele alarak değerlendirir. Kolay &ouml;fkelenmez, sabrı &ouml;ğrenir. Anlayışlı ve hoşg&ouml;r&uuml;l&uuml; olur.<br />
<br />
Tabii kitap derken, her kitap bunları sağlar demiyoruz. Kitabın da doğrusu, g&uuml;zeli, faydalısı var. Bunun tersi de m&uuml;mk&uuml;n. Bazı kitapları okuduğunuz zaman; ister istemez olumsuz y&ouml;nde etkilenebilirsiniz.<br />
At, otu yemeden &ouml;nce koklar. Eğer zehirli ise, ş&uuml;phelenirse yemez. Kitap da &ouml;yledir. Kitap hakkında &ouml;nceden bilgi sahibi olmak, kitabın yazarı, m&uuml;ellifi hakkında fikir sahibi olmak gerekir.<br />
<br />
Bozuk bir besin yediğimiz zaman midemiz nasıl bozuluyorsa, bozuk bir kitap okuduğumuz zaman beynimiz de o şekilde etkilenir. [Bu y&uuml;zden mezhepsizlerin, reformcuların kitaplarını okumamalı.]<br />
İnsanın en esef duyacağı şey, &ouml;ğrendiği l&uuml;zumsuz ve yanlış bilgidir.<br />
<br />
<b>L&uuml;zumsuz bilgi nedir?</b><br />
D&uuml;nya ve ahiretine yaramayan, sadece bazı tartışmalarda ve bilgi&ccedil;lik taslamada işe yarayabilen bilgi t&uuml;r&uuml;d&uuml;r. Mesela, 1980 yılının en hızlı koşan adamının ismini ezberlemek gibi. Maalesef g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde genel k&uuml;lt&uuml;r dendiği zaman bu t&uuml;r şeyler akla geliyor. Bilime ve insana hi&ccedil;bir faydası olmayan bir s&uuml;r&uuml; ıvır zıvır bilgiler...Konuyu fazla dağıtmayalım.<br />
<br />
Kitap okumanın faydalarını saymakla bitiremeyiz...<br />
Bizim asıl değinmek istediğimiz konu; kitap okuma alışkanlığıdır.<br />
Bu alışkanlık, k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşlarda kazanılırsa, daha etkili, daha g&uuml;zel ve daha kalıcı olur.<br />
<br />
&Ccedil;ocuklara ve gen&ccedil;lere okuma alışkanlığı kazandırmak lazımdır. Peki, bu nasıl m&uuml;mk&uuml;n olabilir?<br />
<br />
&Ccedil;ocukların ve gen&ccedil;lerin okudukları zaman heyecan duydukları &ccedil;izgi romanlar, kısa hikayeler, meraklı &ccedil;ocuk romanları, kelime hazinesini geliştiren bulmacalar, bilmeceler, &ccedil;ocuklar ve gen&ccedil;ler i&ccedil;in hazırlanmış mecmualar bu iş i&ccedil;in bi&ccedil;ilmiş kaftandır.<br />
<br />
En g&uuml;zel okuma alışkanlığını bu bahsettiklerimiz sağlayacaktır.<br />
Yoksa, &ccedil;ocuklara direkt bilginin verildiği ders kitaplarının ve ağır kitapların okutulması &ccedil;ok zordur. &Uuml;lkemizde bu işi en g&uuml;zel yapan ve başarılı olan kuruluşlardan bir tanesi <b>T&uuml;rkiye &Ccedil;ocuk Dergisi</b>&rsquo;dir. Yıllardan beri profesyonel ve uzman kadrosu ile &ccedil;ocukları ve gen&ccedil;leri geleceğe hazırlıyor.<br />
<br />
&Uuml;lkemizde okuma alışkanlığının &ccedil;ok yetersiz d&uuml;zeyde olduğunu kabul etmek zorundayız. D&uuml;nya &uuml;lkeleri ile kıyaslandığımız zaman, &ccedil;ok geri saflarda kalıyoruz.<br />
<br />
Televizyon ve radyo gibi cihazlardan edinilen bilgiler, u&ccedil;ucudur. &Ccedil;ok bilgi verilse dahi, bunları hatırımızda tutmak zordur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bu bilgilere erişmek i&ccedil;in hi&ccedil;bir emek harcanmamıştır.<br />
<br />
Ama kitap &ouml;yle değil. Belli bir emek harcanarak edinilen bilgilerin unutulma ihtimali daha d&uuml;ş&uuml;kt&uuml;r.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Bazıları dini ve ilmi diyorlar. Din ilimden ayrı mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslamiyet, ilmin t&acirc; kendisidir. Kur&#39;an-ı kerimde bir&ccedil;ok yerde, ilim emredilmekte, ilim adamları &ouml;v&uuml;lmektedir. Mesela, <b>(Bilen ile bilmeyen hi&ccedil; bir olur mu, bilen elbette kıymetlidir)</b> buyurulmaktadır. (Z&uuml;mer 9)<br />
<br />
Peygamber efendimizin ilmi &ouml;ven ve teşvik buyuran s&ouml;zleri o kadar &ccedil;ok ve meşhurdur ki, gayrı m&uuml;slimler dahi bunları bilmektedir. Yukarıda birka&ccedil;ını bildirdik.<br />
<br />
İslam dininde kadın, kocasının izni olmadan nafile hacca gidemez. Sefere &ccedil;ıkamaz. Fakat kocası &ouml;ğretmezse ve izin vermezse, ondan izinsiz, kendisi i&ccedil;in l&uuml;zumlu ilmi &ouml;ğrenmeye gidebilir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği hacca izinsiz gitmesi g&uuml;nah olduğu halde, ilim &ouml;ğrenmeye izinsiz gitmesi g&uuml;nah olmuyor. Hadis-i şerifte, <b>(Nerede ilim varsa, orada M&uuml;sl&uuml;manlık vardır. Nerede ilim yoksa, orada k&acirc;firlik vardır) </b>buyuruluyor. Burada da ilmi emretmektedir. <b>(Herkese Lazım Olan İman)</b><br />
<br />
İlim, dinden ayrı değildir. İslam ilimleri ikiye ayrılır:<br />
<b>1- </b>Akli ilimler,<br />
<b>2- </b>Nakli ilimler.<br />
Fizik, kimya, matematik, edebiyat gibi tecr&uuml;bi ilimlere, akli ilimler denir. Tefsir, kel&acirc;m, hadis, fıkıh gibi ilimlere de nakli ilim veya din ilimleri denir.<br />
<br />
&quot;İslamiyet, ilmi, fenni emreder&quot; demek bile yanlış anlaşılabilir. İslamiyet&rsquo;in kendisi ilimdir.<br />
<br />
Fen ilimleri, İslamiyet&rsquo;in bir koludur. Din [İslamiyet] denince, i&ccedil;ine ilim de girer. Bunun i&ccedil;in, dini ve ilmi demek yanlıştır. Fen, dinden ayrı değildir.<br />
<br />
&quot;Dini, ilmi, edebi ve ahlaki yayın&quot; gibi tabirler kullananlar, b&ouml;yle konuşup yazanlar, ya dinimizi iyi bilmiyorlar veya mezhebi kabul etmiyorlar. B&uuml;t&uuml;n ilimler, İslam bilgileri i&ccedil;inde incelenir. Dini, ilimden ayıranlar, Batılı yazarların tesiri altında kalan kimselerdir. Dinimizde ahlak da var, edep de var, edebiyat da... Bu bakımdan &quot;Dini, ilmi, edebi, ahlaki yayın&quot; tabiri doğru değildir. Dini denilince, diğerleri kullanılmaz. Dini kelimesi kullanılmadan diğerlerinin hepsini kullanmakta mahzur yoktur.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Fen ve sanat m&uuml;minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın!) </b>[İbni Asakir]<br />
<br />
<b>(İlim &Ccedil;in&rsquo;de de olsa talep edin! &Ouml;ğrenin!) </b>[Beyheki]<br />
<br />
&Ccedil;in, eskiden olduğu gibi yine m&uuml;sl&uuml;man değildir. &Ccedil;in&rsquo;den alınacak ilim, elbet fen ilmidir. Her t&uuml;rl&uuml; teknolojidir. Bu bakımdan hi&ccedil; kimsenin, İslamiyet&rsquo;in ilme, tekniğe karşı olduğunu s&ouml;ylemesi m&uuml;mk&uuml;n değildir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Kadın ve erkeğe farz olan ilimler nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dinimizde farz olan ilimler ikiye ayrılır: Farz-ı kifaye, Farz-ı ayn olan ilimler.<br />
D&uuml;nya işlerini tanzim i&ccedil;in gereken tıp, ziraat, terzilik, siyaset gibi ilimler, farz-ı kifayedir.<br />
<br />
Bu ilimleri bilen k&acirc;fi miktarda insan varsa, diğer insanların bu ilimleri &ouml;ğrenmesi farz olmaz. Yani bu ilimleri bilmediği i&ccedil;in diğer insanlar mesul olmazlar.<br />
<br />
Farz-ı ayn olan ilimleri her m&uuml;sl&uuml;manın bilmesi farzdır. Mesela namaz, oru&ccedil; gibi ibadetleri her m&uuml;sl&uuml;manın bilmesi farzdır. En başta da Ehl-i s&uuml;nnet itikadını &ouml;ğrenmek her m&uuml;sl&uuml;mana farz-ı ayndır. Ancak zekat verecek zenginin zekat ilmini bilmesi farz-ı ayn iken, fakirin bilmesi farz değildir. Evlenecek kimsenin evliliğe ait l&uuml;zumlu bilgileri bilmesi farzdır. Evlenmeyecek kimsenin evliliğe ait bilgileri bilmesi farz değildir. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
<b>Sual: </b>Dinimi daha iyi &ouml;ğrenebilmem i&ccedil;in &ccedil;ok &ccedil;eşitli kitap okumanın zararı olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ccedil;ok kitap okumak, &ccedil;ok ilim &ouml;ğrenmek yerine faydalı ilim &ouml;ğrenmek gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İlmin faydası, ibadetleri doğru ve makbul yapmakla g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Haramlardan sakındırmayan, z&uuml;hd&uuml; artırmayan ilim, ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın gazabını artırır.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(İlmi &ccedil;oğaldığı halde, ahlakı d&uuml;zelmeyen kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaşır.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>Hikmet nedir?<br />
Sual:</b> Gayrim&uuml;slimlerden alınan ilimlerden istifade etmenin mahzuru olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dini bilgiler, ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinden alınır yani onların kitaplarından &ouml;ğrenilir. Fen ilmi ise her yerden alınır. Bu konudaki &uuml;&ccedil; hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Hikmet</b>, [fen ve sanat] <b>m&uuml;minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alması gerekir.)</b> [İbni Asakir, Askeri]<br />
<br />
<b>(Hikmeti al, hangi kaptan &ccedil;ıktığı sana zarar vermez.)</b> [K&uuml;nuz-&uuml;l hakaik]<br />
<br />
<b>(İlim &Ccedil;in&rsquo;de de olsa alın.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
Bu hadis-i şerifler, d&uuml;nyanın en uzak yerinde, hatta k&acirc;firlerde bile olsa ilmi almayı emretmekte, doğu veya batıdan gelme diyerek fenni reddetmemek gerektiğini bildirmektedir. <b>(Mevduat-&uuml;l-ulum)</b><br />
<br />
Hikmet, fen ilmi anlamına geldiği gibi, başka anlamlara da gelir. Mesela fıkıh ilmi anlamına da gelir. Bir &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Allah, hikmeti </b>[fıkh ilmini]<b> kime dilerse ona verir. Her kime hikmet verilmişse, muhakkak ona &ccedil;ok hayır verilmiştir.) </b>[Bekara 269]<br />
<br />
Hikmet, eşyanın mahiyetini, vasfını ve &ouml;zelliğini bilmek anlamına da gelir. Bir &acirc;yet meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Allah&rsquo;a ş&uuml;kret diye Lokmana hikmet verdik. Ş&uuml;kreden kendisi i&ccedil;in ş&uuml;kreder.) </b>[Lokman 12]<br />
<br />
<b>Sual: </b>İlim &ouml;ğrenmenin şartı falan var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İlim talep edene &ouml;ğretilir. Talep etmeden ilim &ouml;ğrenilmez. Bir şeyler ezberleyebilir, durumu idare edebilir ancak faydasını pek g&ouml;remez. İlim &ouml;ğrenmenin ilk şartı talep etmektir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>G&uuml;nah işleyerek ilim &ouml;ğrenilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;ğrenilmesi lazım olan ilim bile, g&uuml;nah işleyerek &ouml;ğrenilmez.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Okulda bulunduğumuz ve evde ders &ccedil;alıştığımız her an, hi&ccedil; durmadan sevap almamız i&ccedil;in nasıl niyet etmeli?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ş&ouml;yle niyet edilebilir: (Okula, eğitimim bitince, m&uuml;sl&uuml;manlara, insanlara hizmet etmek i&ccedil;in gidiyorum ve derslerime onun i&ccedil;in &ccedil;alışıyorum. Ya Rabbi bana faydalı ilim nasip eyle.)<br />
<br />
<b>Sual: </b>&quot;Bilip de yapmamanın cezası daha b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r&quot; diyerek dini meseleleri &ouml;ğrenmek istememek uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;ğrenmesi m&uuml;mk&uuml;n iken &ouml;ğrenmemek de g&uuml;nahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Aynı g&uuml;nahı işleyen &acirc;lime bir, cahile iki g&uuml;nah yazılır. &Acirc;lim, yalnız g&uuml;nahın, cahil ise, hem g&uuml;nahın, hem de o meseleyi &ouml;ğrenmemenin cezasını &ccedil;eker.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>Sual: </b>D&uuml;nya ve ahireti kazanmak i&ccedil;in ne gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
D&uuml;nya ve ahireti kazanmak, ilim iledir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Her şeyin bir yolu vardır. Cennetin yolu ilimdir.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
Ahireti kazanmak ilim ile olduğu gibi, d&uuml;nyada da rahat ve huzur i&ccedil;inde yaşamak, yine ilim iledir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(S&uuml;leyman aleyhisselam, mal, saltanat ve ilim arasında muhayyer bırakıldı. İlmi se&ccedil;ti. Mal ve saltanat da verildi.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
En &uuml;st&uuml;n amelin ne olduğu sual edildiğinde, Peygamber efendimiz, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı bilmek)</b> buyurdu. Onlar, (Ya Resulallah, biz amelden soruyoruz. Siz ilimden cevap veriyorsunuz) dediler. <b>(İyi bilin ki, ilim ile yapılan az amel kıymetlidir. Fakat cehaletle yapılan &ccedil;ok amel faydasızdır) </b>buyurdu. (İbni Abdilber)<br />
<br />
Tasavvufu, yani tarikatı &ouml;ğrenmeden &ouml;nce, ilim &ouml;ğrenmek gerekir.<br />
<br />
Bedreddin-i Serhendi hazretleri buyuruyor ki:<br />
(İmam-ı Rabbani hazretlerinden <b>Buhari</b>,<b> Mişkat</b>,<b> Hidaye</b>, <b>Şerh-i Mevakıf </b>kitaplarını okudum. Gen&ccedil;leri ilim &ouml;ğrenmeye teşvik eder, &quot;&Ouml;nce ilim, sonra tasavvuf&quot; buyururdu. Benim ilimden ka&ccedil;ındığımı, tasavvuftan zevk aldığımı g&ouml;r&uuml;nce, halime merhamet ederek, &quot;Kitap oku, ilim &ouml;ğren, cahil sofu, şeytanın maskarası olur, <b>R&uuml;tbet&uuml;l-ilmi aler r&uuml;teb </b>yani, r&uuml;tbelerin en &uuml;st&uuml;n&uuml;, ilim r&uuml;tbesidir&quot; buyurdu.) <b>[Hadarat-&uuml;l-kuds]<br />
<br />
Sual: </b>En iyi ibadet nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her zaman doğru iman sahibi olmaya, farzları yapıp haramlardan ka&ccedil;maya, tevbe edip farz bor&ccedil;larını &ouml;demeye &ccedil;alışmalıdır! Bunları doğru yapabilmek de, ancak ilimle m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Gece bir m&uuml;ddet ilim &ouml;ğrenmek, b&uuml;t&uuml;n gece ibadet etmekten sevaptır.)</b> [R. Nasıhin]<br />
<br />
<b>(Sabah-akşam ilimle meşgul olmak, cihaddan efdaldir.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(İlimden bir mesele &ouml;ğrenmek, y&uuml;z rekat </b>[nafile] <b>namaz kılmaktan daha kıymetlidir.)</b> [İ. Abdilber]<br />
<br />
İlimsiz amelin kıymeti olmaz. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde ilmin &ouml;nemi daha b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Siz fakihleri &ccedil;ok, hatipleri az, isteyeni az, vereni &ccedil;ok bir zamandasınız. B&ouml;yle zamanda amel ilimden hayırlıdır. Bir zaman gelir ki, fakihleri az, hatipleri &ccedil;ok, isteyeni &ccedil;ok, vereni az olur. O zamanda ise ilim amelden hayırlıdır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>Faydalı ve faydasız ilimler<br />
Sual: </b>Faydalı ve faydasız ilimler nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Faydalı ve faydasız ilimlere birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1-</b> İman, ibadet ve kazan&ccedil; ilimlerini &ouml;ğrenmek farzdır. <b>(Hindiyye)</b><br />
<br />
<b>2-</b> Fıkıh &ouml;ğrenmeyip, hadis, tefsir ile meşgul olmak &ccedil;ok yanlış olur. <b>(Berika)</b><br />
<br />
<b>3-</b> Matematik ve geometri, astronomi gibi ilimler, eğer Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;sterdiği yerlerde, yani insanlara hizmet etmek i&ccedil;in kullanılmazsa bunlarla uğraşmak, boşuna vakit &ouml;ld&uuml;rmek olur.<b> </b>Kıble ve namaz vakitleri i&ccedil;in ve dine hizmet i&ccedil;in bu ilimleri &ouml;ğrenmekte mahzur yoktur. <b>(M. Rabbani, Hindiyye)<br />
<br />
4-</b> Falcılık bilgileri &ouml;ğrenmek haramdır. <b>(Hindiyye)<br />
<br />
5-</b> Kelam, yani iman bilgilerini ihtiya&ccedil;tan fazla &ouml;ğrenmek caiz değildir. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
İlmi, Allah rızası i&ccedil;in ve M&uuml;sl&uuml;manlara hizmet i&ccedil;in &ouml;ğrenmelidir. Mal, mevki kazanmak, kibir ve ş&ouml;hret i&ccedil;in &ouml;ğrenmemelidir. İlmi de ancak Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin yazdıkları kitaplardan &ouml;ğrenmelidir. <b>(İslam Ahlakı)</b><br />
<br />
<b>&Ouml;nce lazım olan<br />
Sual:</b> Bir M&uuml;sl&uuml;manın &ouml;nce bilmesi l&uuml;zumlu bilgiler nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her M&uuml;sl&uuml;manın <b>(İlmihal)</b> &ouml;ğrenmesi farz-ı ayndır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Bilenlerden sorup &ouml;ğreniniz)</b> buyuruyor. Bilmeyenlerin, &acirc;limlerden ve bunların kitaplarından &ouml;ğrenmeleri gerekir. Bunun i&ccedil;in, hadis-i şerifte, <b>(İlim &ouml;ğrenmek, kadın-erkek herkese farzdır)</b> buyuruldu. Yapılması ve sakınılması gereken bilgileri, doğru yazılmış ilmihal kitaplarından &ouml;ğrenmek lazımdır.<br />
<br />
&Acirc;limler, s&ouml;zbirliği ile bildirdiler ki, her M&uuml;sl&uuml;manın Ehl-i s&uuml;nnet itikadını kısa olarak ve g&uuml;nl&uuml;k işlerindeki ve ibadetlerdeki farzları ve haramları iyice &ouml;ğrenmeleri farz-ı ayndır. Bunları ilmihal kitaplarından &ouml;ğrenmezse, bid&#39;at sahibi veya m&uuml;lhid yani k&acirc;fir olur. Bunların fazlasını ve Arabi lisanının oniki &acirc;let ilmini &ouml;ğrenmek ve tefsir ve hadis-i şerif ve fen ve tıb bilgilerini, hesap, yani matematik &ouml;ğrenmek, farz-ı kifayedir. Bu farz-ı kifayeyi, bir şehirde, bir kişi &ouml;ğrenirse, bu şehirde bulunanların &ouml;ğrenmeleri farz olmaz, m&uuml;stehap olur.<br />
<br />
Şehirde fıkıh kitaplarının bulunması da, İslam &acirc;limlerinin bulunması gibidir. B&ouml;yle şehirde, fıkıh bilgilerinin fazlasını ve tefsir ve hadis &ouml;ğrenmek hi&ccedil; kimseye farz olmaz. M&uuml;stehap olur.<br />
<br />
İhtiya&ccedil; halinde bilmeyenler, bilenlerden sormalı, bilenler de bilgisini gizlememelidir!<br />
<br />
D&uuml;nya işlerini yaparken ahireti unutmak &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Ahir zamanda insanlar, camileri s&uuml;sler, kalblerini viran ederler. Dinden &ccedil;ok elbiseye değer verirler. D&uuml;nyaları selamet ise, ahireti d&uuml;ş&uuml;nmezler.) </b>[Hakim]<br />
<br />
Hep nafile namaz kılmak yerine, namazın nasıl kılınacağını &ouml;ğrenmek daha kıymetlidir. Bilerek yapılan az amel, bilmeden yapılan &ccedil;ok amelden kıymetlidir. Bir şeyi iyi yapmak ancak ilimle m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Her şeyden &ouml;nce ilim &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah indinde, ilim talebi, namaz, oru&ccedil;, hac ve cihaddan efdaldir.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>Amelsiz ilim<br />
Sual:</b> Gazeteyle, maille veya başka bir yolla gelen din&icirc; ilimleri &ouml;ğrenip de uygulamazsak vebale girer miyiz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette, amelsiz ilmin vebali b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. &Uuml;&ccedil; hadis-i şerif ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İlmiyle amel etmeyen &acirc;lim, Kıyamette en şiddetli azaba d&uuml;&ccedil;ar olur.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(&Acirc;lim, ilmi az da olsa, ilmiyle amel eden zattır.)</b> [Ebu-ş-şeyh]<br />
<br />
<b>(Bir kişiye din&icirc; bir &ouml;ğ&uuml;d&uuml;n </b>[kitap, sohbet, basın gibi] <b>herhangi bir yolla ulaşması, Allah tarafından kendisine ihsan edilen bir nimettir. Onu ş&uuml;krederek kabul etsin! Ş&uuml;kretmezse bu, Allah katında, aleyhinde bir delil olur. G&uuml;nahının ve Allah&#39;ın gazabının artmasına sebep olur.)</b> [İ. Asakir]<br />
<br />
İlmiyle amel etmemek vebal olur diye, dinini &ouml;ğrenmemek de caiz olmaz, &ccedil;&uuml;nk&uuml; l&uuml;zumlu din bilgilerini &ouml;ğrenmek farzdır. Farzı yapmamak haramdır. Farz olan ilmi &ouml;ğrenmeli ve onunla amel etmeye &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
<b>Sual sormaktan &ccedil;ekinmek</b><br />
<b>Sual: </b>Bir kimse, sual sormaktan neden &ccedil;ekinir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
B&uuml;y&uuml;k zatlar buyuruyor ki:<br />
Nefse en &ccedil;ok zor gelen şey, sual sormaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insanın nefsi, bilmemeyi, sormayı gururuna yediremez, (O biliyor da ben bilmiyor muyum) der. İstişare etmek, sormak, nefsin belini kırar. Sormamak ise nefsi azdırır. H&acirc;lbuki nefsine uyan, onu azdıran, haram işler. Haram işleye işleye k&uuml;fre girer, k&acirc;fir olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; haramı işleyince alışır, alışınca da, haramdan zevk alır. Zevk alınca da, haram olduğunu unutur, &ouml;nem vermeden haramı işler. Harama &ouml;nem vermeyen de k&acirc;fir olur.<br />
<br />
30-40 yıldır yakından tanıdığımız kimseler var. Bir kere sual sorduğuna şahit olmadık. Bir g&uuml;n bir arkadaş &ccedil;ok bunalmış, bir sualin cevabı &ccedil;ok lazım olmuş. Buna rağmen, (Şunun cevabı nedir) diyemedi de, (Sen 30 yıl hocamıza soru sordun, belki şu soruyu da sormuş olabilirsin) dedi. Ancak b&ouml;yle dolaylı olarak sorabildi. B&ouml;yle dolaylı olarak soramayanlar da &ccedil;oktur. Nefsin gururunu, şeytanın bacağını kırmak lazımdır. Sual sormak dinimizin emridir. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
<b>(Bilmediğini sormamak hel&acirc;l değildir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(İlim hazinedir, anahtarı sual sormaktır. Sual sorana, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; rahmet eder.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
Bir kimse, ya kibrinden dolayı sual soramaz veya cahilliğinden, bilmediğinden dolayı sual soramaz. Ancak bir şey bilen, sorabilir. Nitekim Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
<b>(G&uuml;zel sual sormak, ilmin yarısıdır.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>Dini &ouml;ğrenmek i&ccedil;in</b><br />
<b>Sual: </b>Dini &ouml;ğrenmek i&ccedil;in Arap&ccedil;a bilmek şart mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Arap&ccedil;a &ouml;ğrenmek, &ccedil;ok iyi, &ccedil;ok faydalıysa da, dini &ouml;ğrenmek i&ccedil;in şart değildir. Arap&ccedil;a bilmek, din bilmek değildir. Mısır, Suriye, Suudi Arabistan gibi &uuml;lkelerdeki insanların ana dili Arap&ccedil;adır. Burada &ccedil;ok sayıda Vehhabi veya mezhepsiz vardır. Bunlar (Arap&ccedil;a biliyoruz) diye, Kur&rsquo;an-ı kerime kendi g&ouml;r&uuml;şlerine g&ouml;re m&acirc;n&acirc; vermişler, sapıklığa, hatt&acirc; k&uuml;fre d&uuml;şenleri bile olmuştur. Arap&ccedil;a bilmenin faydaları yanında, dinimizi ve Ehl-i s&uuml;nneti bilmeyenler i&ccedil;in b&ouml;yle zararları da oluyor.<br />
<br />
Bu &uuml;lkelerde yaşayan Hristiyanlar da Arap&ccedil;a biliyor, ama onlar gayrim&uuml;slimdir. Demek ki dil bilmek, din bilmek değildir. Bununla beraber, M&uuml;sl&uuml;man olanın Arap&ccedil;ayı bilmesi dinini daha kolay &ouml;ğrenmesine sebep olur, ama şart değildir. Hele, Kur&rsquo;an-ı kerimi anlayıp, bu anladığına g&ouml;re amel etmek niyetiyle &ouml;ğrenmek, &ccedil;ok zararlı olur. Osmanlılar l&uuml;zumlu bilgileri zaten bildirmişlerdir. Bu T&uuml;rk&ccedil;e kitapları okuyarak dinimizi &ouml;ğrenmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.<br />
<br />
<b>Farz olan ilimler<br />
Sual: </b>İslam Ahlakı gibi Ehl-i s&uuml;nnet bir kitap i&ccedil;in, (B&ouml;yle kitapları okumak farzdır) dense bir mahzuru olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mahzuru olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, (B&ouml;yle kitaplardaki ilimleri &ouml;ğrenmek farzdır) denmiş oluyor.<br />
<br />
İmam-ı Beyhek&icirc;&rsquo;nin bildirdiği <b>(Her M&uuml;sl&uuml;man erkek ve kadına, İslam bilgilerini &ouml;ğrenmek farzdır) </b>hadis-i şerifi g&ouml;steriyor ki, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına uygun ilimleri &ouml;ğrenmek farzdır. <b>(Mişkat)</b><br />
<br />
Farz olan bu ilimler, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi olan bir hocadan veya onun kitaplarından &ouml;ğrenilebilir. Bu y&uuml;zden, (B&ouml;yle kitapları okumak farzdır) demekte mahzur yoktur.<br />
<br />
<strong>Hangi ilimleri &ouml;ğrenmek farzdır?<br />
Sual:</strong> Her M&uuml;sl&uuml;manın, kendine lazım olan din ve fen bilgilerini, bizzat kendisinin mi &ouml;ğrenmesi yoksa din bilgilerini din adamlarının, fen bilgilerini de fen adamlarının mı &ouml;ğrenmesi gerekir?<br />
<strong>Cevap:</strong> Her M&uuml;sl&uuml;manın, kendisine lazım olan ibadet ve kazan&ccedil; ilimlerini &ouml;ğrenmesi farzdır. Daha fazlasını &ouml;ğrenmesi ise efdaldir yani iyi olur. Deylemi&rsquo;deki hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Bir saat ilim &ouml;ğrenmek veya &ouml;ğretmek, sabaha kadar ibadet etmekten daha sevaptır.)</strong></p>

<p>İman bilgilerini, Ehl-i s&uuml;nnet itikadını kısaca &ouml;ğrenmek, iyi ve k&ouml;t&uuml; huyları &ouml;ğrenmek farz-ı ayndır yani herkesin &ouml;ğrenmesi farzdır. Abdesti, gusl&uuml;, namazı, orucu ve haramları da her M&uuml;sl&uuml;manın &ouml;ğrenmesi farz-ı ayndır. Cenaze namazını, &ouml;l&uuml;ye hizmeti, ticaret ve fen bilgilerini iyi &ouml;ğrenmek farz-ı kifayedir yani lazım olan kimselerin &ouml;ğrenmesi farz olup başkalarına farz olmaz. Fakat l&uuml;zumu kadar kimse &ouml;ğrenmezse, b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlar b&uuml;y&uuml;k g&uuml;naha girer. Mesela doktor olacak kimsenin lise ve tıp okuması farz olup, m&uuml;hendis olacak kimsenin tıp okuması farz değildir. Suizan, iyi kimseyi k&ouml;t&uuml; bilmek, gıybet, dedikodu, s&ouml;z taşımak, yalan s&ouml;ylemek gibi şeylerin haram olduğunu &ouml;ğrenmek, her m&uuml;mine farz-ı ayndır. İbni &Acirc;bidin hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Din bilgilerinden kendine lazım olanları &ouml;ğrenmek farz-ı ayndır. Bundan fazlasını ve faydalı olan diğer bilgileri &ouml;ğrenmek farz-ı kifayedir. Bir &acirc;yet ezberlemek, herkese farz-ı ayndır. Fatiha&rsquo;yı ve &uuml;&ccedil; &acirc;yet veya bir kısa sure ezberlemek vaciptir. Kur&rsquo;an-ı kerimin hepsini ezberlemek farz-ı kifayedir. Kendine lazım olmayan fıkıh bilgilerini &ouml;ğrenmek, hafız olmaktan daha iyidir. Başkalarına &ouml;ğretmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek, kendi işlemesi i&ccedil;in &ouml;ğrenmekten daha sevaptır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual:</strong> Dinimizde ilim &ouml;ğrenmenin farz olduğu bildirilmektedir. Bu ilimden, lazım olsun olmasın her bilgi mi kastediliyor?<br />
<strong>Cevap:</strong> İslamiyet&rsquo;te ilim diye, faydalı bilgilere denir. Faydalı ilim, saadet-i ebediyyeyi elde etmeye yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasını kazanmaya vesile olan ilimdir ki, bunlara, <strong>İslam bilgileri</strong> denir.</p>

<p align="left"><strong>M&uuml;sl&uuml;man olarak kalabilmek i&ccedil;in<br />
Sual: Zamanımızda, kendimizin ve &ccedil;ocuklarımızın M&uuml;sl&uuml;man olmaları ve M&uuml;sl&uuml;man olarak kalabilmeleri i&ccedil;in ne yapmak lazımdır?<br />
Cevap:</strong> Ehl-i s&uuml;nnet itikadını ve ilm-i h&acirc;lini &ouml;ğrenmeyen ve &ccedil;ocuklarına &ouml;ğretmeyenler, M&uuml;sl&uuml;manlıktan ayrılmak, k&uuml;f&uuml;r felaketine d&uuml;şmek tehlikesindedir. B&ouml;yle kimselerin duaları zaten kabul olmaz ki, k&uuml;f&uuml;rden korunabilsinler. Res&ucirc;lullah efendimiz buyurdu ki:<br />
<strong>(İlim bulunan yerde M&uuml;sl&uuml;manlık vardır. İlim bulunmayan yerde M&uuml;sl&uuml;manlık kalmaz.)</strong></p>

<p align="left">&Ouml;lmemek i&ccedil;in, yemek, i&ccedil;mek lazım olduğu gibi, kafirlere aldanmamak, dinden &ccedil;ıkmamak i&ccedil;in de, dinini, imanını &ouml;ğrenmek lazımdır. Ecdadımız, her zaman toplanırlar, ilmih&acirc;l kitaplarını okurlar, dinlerini &ouml;ğrenirlerdi. Ancak, b&ouml;yle M&uuml;sl&uuml;man kaldılar. İsl&acirc;miyetin zevkini aldılar. Bu saadet ışığını bizlere, doğru olarak ulaştırabildiler. Bizim de M&uuml;sl&uuml;man kalmamız, yavrularımızı i&ccedil;imizdeki ve dışımızdaki din d&uuml;şmanlarına kaptırmamamız i&ccedil;in, birinci ve en l&uuml;zumlu &ccedil;are, her şeyden &ouml;nce Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin hazırladığı ilmih&acirc;l kitaplarını okumak ve &ouml;ğrenmektir. &Ccedil;ocuğunun M&uuml;sl&uuml;man olmasını isteyen ana-baba, &ccedil;ocuğuna Kur&#39;&acirc;n &ouml;ğretmelidir. Fırsat elde iken okuyalım, &ouml;ğrenelim ve &ccedil;ocuklarımıza, s&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; dinleyenlere &ouml;ğretelim! Mektebe gittikten sonra &ouml;ğrenmeleri g&uuml;&ccedil; olur. Hatta imkansız olur. Felaket gelince, ah etmek fayda vermez. İsl&acirc;m d&uuml;şmanlarının, zındıkların, tatlı, yaldızlı kitaplarına, gazetelerine, dergi, televizyon ve radyolarına, filmlerine aldanmamalıdır. İbni &Acirc;bid&icirc;nde buyuruluyor ki:</p>

<p>&ldquo;Hi&ccedil;bir dine inanmadığı h&acirc;lde, M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;n&uuml;p, k&uuml;fre sebep olan şeyleri M&uuml;sl&uuml;manlıkmış gibi anlatarak, M&uuml;sl&uuml;manları dinden &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışan sinsi k&acirc;firlere zındık denir.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Dinden haberi olmayan cahil kimselere, &quot;imanın, İslamın şartını say bakalım!&quot; diyerek, onların imanı olup olmadığını test etmek doğru olur mu?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Kimseden bir şey &ouml;ğrenmemiş, kitap okumamış cahil kalmış kimselere, imanın, İslamın şartını sormamalı, onlara, imanın, İslamın şartlarını sayıp, s&ouml;yleyip, &quot;bunlara inandın mı?&quot; demelidir. &quot;Evet inandım&quot; deyince bunların M&uuml;sl&uuml;man olduğu anlaşılır. B&ouml;yle cahil kimselere, iman ve İslam sorulduğu vakit, cevap veremezlerse, zararı olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bunun cevabını, belli, muntazam kelimeleri s&ouml;ylemek sanarak, bilmiyorum diyebilirler. Yani imanı bilmiyorum değil de, imanın nasıl s&ouml;yleneceğini bilmiyorum derler.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimse, anne ve babası izin vermeden, kendisine lazım olan din bilgilerini &ouml;ğrenmeye gidemez mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Anadan, babadan izin almadan cihada ve tehlikeli olan yoldan bir yere, hatta farz olan hacca gitmesi caiz değildir. İzinleri olmadan ilim tahsiline gitmesi ise caizdir.</p>

<p><strong>Sual: İnanılması lazım olan şeyleri yani iman bilgilerini, farzları, haramları &ouml;ğrenmemek de g&uuml;nah mıdır<em>?</em></strong><br />
<strong>Cevap:</strong> İman edilecek şeyleri, farzlardan, haramlardan meşhur olanları, l&uuml;zumu kadar &ouml;ğrenmek, herkese farzdır. Bunları &ouml;ğrenmemek haramdır. İşitip de, &ouml;ğrenmeye ehemmiyet vermemek ise k&uuml;f&uuml;r olur yani imanı gider.</p>

<p><strong>Sual: Her M&uuml;sl&uuml;manın, yapacağı iş veya ibadetlerin, dine uygun olup, olmadığını bilmesi lazım mıdır?<br />
Cevap:</strong> M&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;yleyen bir kimsenin, yapacağı her işin, İsl&acirc;miyete uygun olup olmadığını bilmesi lazımdır. Bilmiyorsa, bir Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;liminden sorarak veya bu &acirc;limlerin kitaplarından okuyarak &ouml;ğrenmesi lazımdır. İş, İsl&acirc;miyete uygun değil ise, g&uuml;nah veya k&uuml;f&uuml;rden kurtulamaz.</p>

<p><strong>Kel&acirc;m ilminin &ccedil;ıkış sebebi<br />
Sual: Din&icirc; ilimlerden kelam ilmine dil uzatanlar oluyor ve sonradan &ccedil;ıkmıştır diyorlar. Ger&ccedil;ekten bu ilim sonradan mı &ccedil;ıkmıştır ve doğuş sebebi ne idi?<br />
Cevap:</strong> Kur&#39;&acirc;n-ı kerimdeki &acirc;yetler iki kısımdır. Bunların bir kısmının manası a&ccedil;ıktır ki bunlara <strong>Muhkem &acirc;yetler</strong> ismi verilir. Bir kısmının manası ise, a&ccedil;ık&ccedil;a anlaşılmaz. Bunlar, ayrıca tefsire, izaha muhta&ccedil;tır. Bu ayetlere <strong>M&uuml;teş&acirc;bih &acirc;yetler</strong> adı verilir. Hadis-i şerifler de, muhkem ve m&uuml;teş&acirc;bih olmak &uuml;zere iki kısımdır. Bunları tefsir etmek, a&ccedil;ıklamak mecburiyeti, İsl&acirc;m dininde İctihad m&uuml;essesesinin kurulmasına sebep olmuştur. Peygamber efendimiz de, bizzat ictihad yapmıştır. Onun ve Eshab-ı kiramın yaptıkları ictihadlar, İslam bilgilerinin temelidir. İslam dinini yeni kabul eden kavimlerin, kendi dinlerine g&ouml;re mukaddes saydıkları şeylerin İsl&acirc;m dinindeki h&uuml;km&uuml;n&uuml;n ne olduğunu, İsl&acirc;m dininin bunlar hakkında nasıl h&uuml;kmettiğini sordukları zaman, İsl&acirc;m &acirc;limleri bunlara cevaplar vermişlerdir. Bunlardan itikat, iman ile ilgili meselelerin h&acirc;lledilmesi, cevap verilmesinden Kel&acirc;m ilmi meydana gelmiştir. Kel&acirc;m &acirc;limlerinin İsl&acirc;mı yeni kabul edenlere, eski dinlerinin ni&ccedil;in yanlış olduğunu mantıki bir tarzda ispat etmeleri icap ediyordu. Kel&acirc;m &acirc;limleri bu meseleleri &ccedil;&ouml;zmek i&ccedil;in &ccedil;ok uğraştılar. Bir&ccedil;ok hakikatler ve &ccedil;ok kıymetli mantık ilmi ortaya &ccedil;ıktı. Bir yandan da, yeni M&uuml;sl&uuml;man olanlara Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğunu, ebedi, sonsuz, doğmamış ve doğurmamış olduğunu, onların anlayacağı tarzda anlatmak ve ş&uuml;phelerini ortadan kaldırmak icap ediyordu. Kel&acirc;m &acirc;limleri bu işte &ccedil;ok muvaffak oldular. Bu mukaddes vazifeyi yapmakta, M&uuml;sl&uuml;man fen adamları da, kelam &acirc;limlerine yardımcı oldular. Mesela, yıldızlara kudsiyet veren S&acirc;bii ve Veseniye ismindeki putperestleri, bu yanlış itikattan uzaklaştırmak i&ccedil;in, mantık ve astronomi &acirc;limi Yakup bin İshak El-Kind&icirc; senelerce uğraşarak, sonunda onlara, d&uuml;ş&uuml;ncelerinin yanlış olduğunu vesikalarla ispat etmiştir.</p>

<p><strong>İbadet ve kazan&ccedil; ilimlerini &ouml;ğrenmek<br />
Sual: Her M&uuml;sl&uuml;manın kendisine lazım olan din bilgilerini ve nafakası i&ccedil;in lazım olan bilgileri &ouml;ğrenmesi farz mıdır?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Fet&acirc;v&acirc;-yı Hindiyyede deniyor ki:<br />
&ldquo;İbadet ve kazan&ccedil; ilimlerini &ouml;ğrenmek farzdır. Daha fazlasını &ouml;ğrenmek efdaldir. Fıkıh &ouml;ğrenmeyip, hadis, tefsir &ouml;ğrenmek iflas alametidir. Kıble ve namaz vakitleri i&ccedil;in astronomi &ouml;ğrenmek caizdir. Falcılık bilgileri &ouml;ğrenmek haramdır. M&uuml;cadele, m&uuml;nakaşa i&ccedil;in kelam ilmi &ouml;ğrenmek mekruhtur. Cahillerin, bidat fırkaları &uuml;zerinde, mezhepler &uuml;zerinde konuşmaları caiz değildir. Eski Yunan felsefecilerinin ve bidat ehlinin, mezhepsizlerin din kitaplarını okumak, evinde bulundurmak caiz değildir. B&ouml;yle kitaplar, insanın itikadını, imanını bozar. Din bilgilerini, iman bilgilerini Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarından &ouml;ğrenmeden &ouml;nce, fen bilgilerini, felsefe bilgilerini &ouml;ğrenmek caiz değildir. Her M&uuml;sl&uuml;man, &ccedil;ocuklarına, &ouml;nce, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okumasını, namaz kılmasını, din ve İsl&acirc;m ahlakını &ouml;ğretmeli, ondan sonra mektebe g&ouml;nderip, fen, sanat ve sair l&uuml;zumlu, faydalı şeyleri &ouml;ğretmelidir. Her &ccedil;eşit oyun, M&acirc;-l&acirc;ya&#39;n&icirc; olur, ilim &ouml;ğrenilmesine mani olur.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>&Ouml;ğrenmede &ouml;ncelikli olanlar<br />
Sual: Dinimizin emir ve yasaklarının tamamını hemen &ouml;ğrenmek mi gerekir?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Kimy&acirc;-i se&#39;&acirc;det kitabında ilim kısmında buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Her m&uuml;minin, en &ouml;nce, Ehl-i s&uuml;nnet itikadını, kısaca &ouml;ğrenmesi farzdır. Bundan sonra, iki şey &ouml;ğrenmesi lazım olur. Biri kalp, diğeri beden i&ccedil;in lazım olan bilgidir. Beden i&ccedil;in olan bilgi de; yapacağı emirler, sakınacağı yasaklardır. Emirleri &ouml;ğrenmek ş&ouml;yle olur:<br />
Sabah vakti, yeni M&uuml;sl&uuml;man olan kimsenin, &ouml;ğle vakti gelince abdestin ve namazın farzlarını &ouml;ğrenmesi, hemen farz olur. S&uuml;nnetlerini &ouml;ğrenmesi de s&uuml;nnet olur. Akşam olunca, akşam namazının &uuml;&ccedil; rekat olduğunu &ouml;ğrenmesi farz olur. Ramazan ayı gelince, orucun farzlarını &ouml;ğrenmesi farz olur. Zengin olunca, bir sene sonra, zek&acirc;tı &ouml;ğrenmesi farz olur. Haccı &ouml;ğrenmesi, hacca gideceği zaman farz olur. İşte, her şeyi zamanı gelince &ouml;ğrenmesi farz-ı ayn olur. Mesela evlenmek istediği zaman, nik&acirc;h bilgilerini, kadın, erkek haklarını, kadınların &ouml;z&uuml;r h&acirc;llerini &ouml;ğrenmesi farz olur. Bir sanata, ticarete başlayınca, bunlardaki emir ve yasakları, faizi &ouml;ğrenmesi lazım olur. Hangi sanata başlayacaksa zamanın ona ait fen bilgilerini de mektepte &ouml;ğrenmesi farz olur. Herkese kendi sanatını okuması, &ouml;ğrenmesi farz olur. Başka sanat bilgilerini &ouml;ğrenmesi farz olmaz. Harp zamanında da askerliği ve yeni silahları yapmak, kullanmak, korunmak i&ccedil;in, fen bilgilerini kısaca &ouml;ğrenmek, her M&uuml;sl&uuml;mana farz-ı ayn, bunlarda ihtisas kazanmak ise farz-ı kif&acirc;yedir.</p>

<p align="left">Haramları &ouml;ğrenmek de, herkese başka t&uuml;rl&uuml; farz olur. Mesela, erkeklerin ipek giydiği bir yerde bulunanların, ipek giymenin haram olduğunu &ouml;ğrenmesi ve bilenlerin bilmeyenlere &ouml;ğretmesi farz olur. Sun&icirc; ipek giymek erkeklere de haram değildir. Alkoll&uuml; i&ccedil;kiler i&ccedil;ilen, domuz eti yenilen, başkasının hakkı, faiz, r&uuml;şvet alınan, kumar oynanan yerde bulunanların, bunların haram olduğunu &ouml;ğrenmesi farz olur. Kadın erkek birlikte oturanların da mahrem ve namahrem olan kadınları, yani bakması caiz olan ve olmayan kadınları &ouml;ğrenmesi farz olur. Avret yerleri a&ccedil;ık olan yerlerde bulunan M&uuml;sl&uuml;manların, &ouml;rtmesi farz olan yerlerini &ouml;ğrenmeleri lazımdır. Bu yerlerini a&ccedil;mak ve başkasının a&ccedil;ık yerine bakmak g&uuml;nah olduğu gibi, bunu bilmemek de ayrı g&uuml;nahtır.&rdquo;</p>

<p><strong>İmanı, farzları, haramları &ouml;ğrenmek<br />
Sual: İnanan, iman eden herkesin, kendisine lazım olan din bilgilerini &ouml;ğrenip, bunlara uyması gerekir mi?<br />
Cevap:</strong> Her M&uuml;sl&uuml;mana &ouml;nce lazım, birinci farz olan şey, imanı, farzları, haramları &ouml;ğrenmektir. Bunlar &ouml;ğrenilmedik&ccedil;e, M&uuml;sl&uuml;manlık olamaz, iman elde tutulamaz. Hak bor&ccedil;ları ve kul bor&ccedil;ları &ouml;denilemez. Niyet, ahlak d&uuml;zeltilemez ve temizlenemez. D&uuml;zg&uuml;n niyet edinilmedik&ccedil;e de, hi&ccedil;bir farz kabul olmaz. Bunun i&ccedil;in herkesin ilmihal bilgilerini &ouml;ğrenmesi lazımdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Bir saat ilim &ouml;ğrenmek veya &ouml;ğretmek, sabaha kadar ibadet etmekten daha sevaptır)</strong> buyuruldu.</p>

<p>M&uuml;sl&uuml;manların bilmesi, &ouml;ğrenmesi lazım olan bilgilere <strong>Ul&ucirc;m-i isl&acirc;miyye</strong>, M&uuml;sl&uuml;manlık bilgileri denir. Bu bilgilerin kimisini &ouml;ğrenmek farz, kimisini &ouml;ğrenmek s&uuml;nnet, bir kısmını &ouml;ğrenmek de mubahtır.</p>

<p>İmanı, farzları ve haramları &ouml;ğrenmek, bilmek farzdır. Otuz&uuml;&ccedil; farz meşhurdur. Bunlardan d&ouml;rd&uuml; esas olup, namaz kılmak, oru&ccedil; tutmak, zek&acirc;t vermek ve hac etmektir. İman ile beraber bu d&ouml;rt farz, İsl&acirc;mın şartıdır. İman edip de ibadet edene, yani bu d&ouml;rt farzı yapana <strong>M&uuml;sl&uuml;man</strong> denir. D&ouml;rd&uuml;n&uuml; birden yapıp da, haramlardan ka&ccedil;ınan, tam M&uuml;sl&uuml;mandır. Bunlardan biri bozuk olur veya hi&ccedil; olmazsa, M&uuml;sl&uuml;manlık bozuk olur. D&ouml;rd&uuml;n&uuml; de yapmayan, m&uuml;min olsa da M&uuml;sl&uuml;manlığı tam değildir. B&ouml;yle iman, insanı yalnız d&uuml;nyada korursa da, ahirete imanla gitmek g&uuml;&ccedil; olur. İman, muma benzer, <strong>Ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyye</strong> mum etrafındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, <strong>İsl&acirc;miyet</strong>tir. Fenersiz mum &ccedil;abuk s&ouml;ner. İmansız, İsl&acirc;m olamaz. İsl&acirc;m olmayınca, iman da yoktur.</p>

<p>O h&acirc;lde, her m&uuml;mine &ouml;nce lazım, birinci farz olan şey, imanı, farzları, haramları &ouml;ğrenmektir. &Ouml;ncelikle, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında bildirdikleri gibi, bir iman edinmelidir. Kıyamette kurtuluş yolu, bunların g&ouml;sterdiği yoldur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; dini, bozulmaktan koruyan, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleridir.</p>

<p align="left">Muhammed aleyhisselama uymak i&ccedil;in, &ouml;nce iman etmek, sonra M&uuml;sl&uuml;manlığı iyice &ouml;ğrenmek, sonra farzları eda edip haramlardan ka&ccedil;ınmak, daha sonra, s&uuml;nnetleri yapıp mekruhlardan ka&ccedil;ınmak lazımdır. Bunlardan sonra, mubahlarda da Ona uymaya &ccedil;alışmalıdır. Bir m&uuml;min, mubahlarda da, ne kadar Ona uyarsa, o derece k&acirc;mil ve olgun bir M&uuml;sl&uuml;man olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, o derece yakın, yani sevgili olur.</p>

<p><strong>Sual: İsl&acirc;miyette &ouml;ğrenilmesi, her M&uuml;sl&uuml;manın mutlaka &ouml;ğrenmesi lazım olan temel din bilgilerinin esası, temeli nedir?<br />
Cevap:</strong> Her M&uuml;sl&uuml;manın mutlaka &ouml;ğrenmesi gerekin din bilgileri ikiye ayrılır:<br />
1- Kalp ile itikat edilmesi, yani inanılması lazım olan bilgilerdir. Bu ilimlere <strong>Us&ucirc;l-i din</strong> veya <strong>İman bilgileri</strong> denir. Kısacası, iman, Muhammed aleyhissel&acirc;mın bildirdiği altı şeye inanmak ve İsl&acirc;miyeti kabul etmek ve k&uuml;f&uuml;r al&acirc;meti olan şeyleri s&ouml;ylemekten ve kullanmaktan sakınmaktır. Her M&uuml;sl&uuml;manın, k&uuml;f&uuml;r al&acirc;meti olan şeyleri &ouml;ğrenmesi ve bunlardan sakınması lazımdır. İmanı olana <strong>M&uuml;sl&uuml;man</strong> denir.</p>

<p align="left">2- Beden ile veya kalp ile yapılacak ve sakınılacak ibadet bilgileridir. Yapılması emir edilen bilgilere <strong>Farz</strong>, sakınılması emir edilen bilgilere <strong>Haram</strong> denir. Bunlara <strong>F&uuml;r&ucirc;-i din</strong> veya Ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyye yahut <strong>İsl&acirc;miyet</strong> bilgileri denir.</p>

<p align="left"><strong>Bu &uuml;mmetin &acirc;limleri iki t&uuml;rl&uuml;d&uuml;r<br />
Sual: Din bilgilerini d&uuml;nya menfaati i&ccedil;in &ouml;ğrenmenin k&ouml;t&uuml; olduğu bilinmektedir. Peki fen bilgilerini &ouml;ğrenmenin h&uuml;km&uuml; de b&ouml;yle midir?<br />
Cevap:</strong> Fen bilgilerini d&uuml;nya menfaati i&ccedil;in &ouml;ğrenmek caizdir, hatta lazımdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Bu &uuml;mmetin &acirc;limleri iki t&uuml;rl&uuml; olacaktır: Birincileri, ilimleri ile insanlara faydalı olacaktır. Onlardan bir karşılık beklemeyeceklerdir. B&ouml;yle olan insana denizdeki balıklar ve yery&uuml;z&uuml;ndeki hayvanlar ve havadaki kuşlar dua edeceklerdir. İlmi başkalarına faydalı olmayan, ilmini d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in kullananlara kıyamette Cehennem ateşinden yular vurulacaktır)</strong> buyuruldu.</p>

<p align="left">Yerde ve g&ouml;kte bulunan mahlukların hepsinin tesbih ettiklerini Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim haber veriyor.<br />
<br />
<strong>(&Acirc;limler, Peygamberlerin varisleridir)</strong> had&icirc;s-i şerifindeki &acirc;lim, Res&ucirc;lullah efendimizin yolunda olan, Onun yoluna uyan din &acirc;limi demektir. İsl&acirc;miyete uyan &acirc;lim, etrafına ziya sa&ccedil;an ışık kaynağı gibidir.</p>

<p align="left"><strong>(Kıyamet g&uuml;n&uuml; bir din adamı getirilip Cehenneme atılır. Cehennemdeki tanıdıkları etrafına toplanıp, sen d&uuml;nyada Allahın emirlerini bildirirdin. Ni&ccedil;in bu azaba d&uuml;şt&uuml;n derler. Evet, g&uuml;nahtır yapmayın derdim, kendim yapardım. Yapınız dediklerimi de yapmazdım. Bunun i&ccedil;in, cezasını &ccedil;ekiyorum der)</strong> ve</p>

<p align="left"><strong>(Mirac gecesi g&ouml;ğe g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;rken insanlar g&ouml;rd&uuml;m. Ateşten makaslarla dudaklarını kesiyorlar. Bunların kim olduklarını Cebrail&rsquo;e sordum. &Uuml;mmetinin hatiplerinden, vaizlerinden, kendilerinin yapmadıklarını yapınız diyenlerdir dedi)</strong> ve</p>

<p align="left"><strong>(Cehennem zebanileri, g&uuml;nah işleyen hafızlara, puta tapanlardan daha &ouml;nce azap yapacaklardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bilerek yapılan g&uuml;nah, bilmeyerek yapılandan daha k&ouml;t&uuml;d&uuml;r)</strong> had&icirc;s-i şerifleri meşhurdur.</p>

<p align="left">Esh&acirc;b-ı kiram &ccedil;ok &acirc;lim oldukları i&ccedil;in k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;nahlardan da, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlar gibi korkarlardı. Had&icirc;s-i şerifte ge&ccedil;en hafızlar, Tevrat hafızları olsa gerektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; g&uuml;nah işleyen M&uuml;sl&uuml;manlara kafirlerden daha şiddetli azap yapılmayacaktır. Yahut, bu &uuml;mmetten olup da, g&uuml;nahlardan, haramlardan sakınmaya ehemmiyet vermeyip, kafir olan hafızlardır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Alimler devlet adamlarına karışmadık&ccedil;a ve d&uuml;nyalık toplamak peşinde olmadık&ccedil;a, Peygamberlerin eminleridir. D&uuml;nyalık toplamaya başlayınca ve devlet adamlarının arasına karışınca, bu emanete hıyanet etmiş olurlar)</strong> buyuruldu.</p>

<p><strong>Sual: İsl&acirc;m alimlerinin kitaplarında bildirilen nasihatlerin kaynağı, hep &acirc;yet-i kerime ve had&icirc;s-i şerifler midir?<br />
Cevap:</strong> İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri, kendisinden nasihat isteyen bir talebesine hitaben buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sana uzun uzun &ouml;m&uuml;rler verip, &ouml;mr&uuml;n&uuml; ibadetle ve Onun g&ouml;sterdiği yolda gitmekle ge&ccedil;irmek nasip eylesin! B&uuml;t&uuml;n nasihatler Peygamber efendimizden alınmıştır. Ondan gelmeyen nasihatler fayda vermez. Peygamber efendimizin d&uuml;nyaya yayılan nasihatlerinden biri şudur:<br />
<strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, bir kuluna rahmet etmeyeceğine, ona gadab ve azab edeceğine alamet, d&uuml;nyaya ve ahirete faydası olmayan şeylerle meşgul olması, zamanlarını l&uuml;zumsuz şeylerle &ouml;ld&uuml;rmesidir. Bir kimsenin &ouml;mr&uuml;nden bir saati, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın beğenmediği bir şeyde ge&ccedil;erse, ne kadar &ccedil;ok pişman olsa, &uuml;z&uuml;lse yeridir. Bir kimse kırk yaşını ge&ccedil;tiği halde onun hayırlı işleri, yani sevapları, k&ouml;t&uuml; işlerinden, yani g&uuml;nahlarından ziyade olmadı ise, Cehenneme hazırlansın.)</strong></p>

<p align="left">Bu had&icirc;s-i şerifin manasını iyi anlayanlara, bu nasihat yetişir.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>Sual: </strong>Bazı kimseler;&nbsp;&ldquo;Bu asırda yaşayabilmemiz i&ccedil;in, millet&ccedil;e, topluca Batılılaşmalıyız&rdquo;&nbsp;diyor. Bu ne anlamda s&ouml;ylenmektedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet bazı kimseler; &ldquo;Bu asırda yaşayabilmemiz i&ccedil;in, millet&ccedil;e, topluca Batılılaşmalıyız&rdquo; diyor. Bu s&ouml;z&uuml;n iki manası vardır:</p>

<p>Birincisi; Batılıların fende, tecr&uuml;bede, sanatta, imar ve refah vasıtalarında bulduklarını &ouml;ğrenmek, yapmak, bunlardan istifadeye &ccedil;alışmaktır ki, bunu İslamiyet de, zaten emretmektedir. Fen bilgilerini &ouml;ğrenmenin farz-ı kifaye olduğu, kitaplarda vesikaları ile bildirilmiştir. Res&ucirc;l-i ekrem efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde;</p>

<p><strong>(Hikmet yani fen ve sanat, m&uuml;minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın!)</strong>&nbsp;buyurmuştur. Fakat bu, Batıya uymak değil, ilmi, fenni onlarda bile arayıp almak ve onların &uuml;st&uuml;nde olmaya &ccedil;alışmaktır.</p>

<p>İkinci manada Batılılaşmak ise, ecdadımızın doğru ve mukaddes yolunu bırakıp, Batının b&uuml;t&uuml;n &acirc;detlerini, ahlaksızlıklarını ve hepsinden daha acı olarak, dinsizliklerini ve putlarını alıp, camileri kilise ve eski sanat eseri şekline sokmak, M&uuml;sl&uuml;manlığa gerilik dini, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime &ccedil;&ouml;l kanunu, puta tapmaya, ibadete m&uuml;zik karıştırmaya Batı dini, medeni din demek ve İslamiyeti bırakıp, Hıristiyanlığa, musiki aletleri ile ibadete d&ouml;nmeye, dinde reform ismini vermektir.</p>

<p>Herkes şunu iyi bilmelidir ki, bu milletin damarlarında dolaşan asil kan, ne bug&uuml;n, ne de, onların &uuml;mit ile bekledikleri g&uuml;nlerde, bu manada asla Batılılaşmayacak ve dinsiz olmayacak, zındıkların yalanlarına aldanmıyacaktır. Ecdadının mukaddesatını ayaklar altında &ccedil;iğnetmeyecektir!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>İlim &ccedil;oktur fakat &ouml;m&uuml;r...</strong></p>

<p>İlim &ccedil;oktur fakat &ouml;m&uuml;r kısadır. O halde, &ouml;nce dinde zaruri l&acirc;zım olan ilimleri &ouml;ğrenmelidir. Zira İsl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;klerinden olan İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri;</p>

<p>&quot;Ehl-i s&uuml;nnet i&#39;&#39;tik&acirc;dını ve fıkıh bilgilerini &ouml;ğrenmeden &ouml;nce, G&uuml;list&acirc;n kit&acirc;bı ve hik&acirc;ye kitapları okumamalıdır. Fıkıh kitapları yanında, G&uuml;list&acirc;n ve benzeri kitaplar l&uuml;z&ucirc;msuzdur. Dinde l&acirc;zım olanları, &ouml;nce okumak, &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmek l&acirc;zımdır. Bunlardan fazlası ikinci derecede kalır&quot; buyurmaktadır. Şeyh S&acirc;d&icirc; Ş&icirc;r&acirc;z&icirc; hazretlerinin G&uuml;list&acirc;n kitabını, kendimize l&acirc;zım olan din bilgilerini &ouml;ğrenmeden &ouml;nce okumak l&uuml;z&ucirc;msuz olursa, bidat ehlinin ve din d&uuml;şmanlarının kitaplarının ve yazılarının tiry&acirc;kilerine acab&acirc; ne denir. Y&acirc;, din bilgilerini &ouml;ğrenmeden, başka şeyler &ouml;ğrenenler ve &ccedil;ocuklarına doğru din bilgisi &ouml;ğretmeden, para, mal, mevki kazanmaları i&ccedil;in uğraşanlara ne demelidir! İstikb&acirc;li tem&icirc;n etmek, acab&acirc; bunları kazanmak mıdır? Yoksa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sını kazanmak mıdır?</p>

<p>&quot;Vakit, keskin bir kılın&ccedil;tır&quot; İlim &ouml;ğrenmek &ccedil;ok kıymetlidir. Bilenle bilmiyenin bir olmayacağı, Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mde bildirilmektedir. İlk n&acirc;zil olan &acirc;yet-i kerime, &quot;Oku!&quot; emri ile başlamaktadır. İlim, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatlarındandır. İlmi teşvik eden, &ouml;ven sayısız hadis-i şerif mevcuttur. Peygamber efendimiz; (Bir saat ilim &ouml;ğrenmek veya &ouml;ğretmek, sabaha kadar ib&acirc;det etmekten daha sevaptır) buyurmaktadırlar. Beşikten mezara kadar ilim &ouml;ğrenmemizi emir ve tavsiye buyuran, yine Res&ucirc;lullah efendimizdir. Fakat insanın &ouml;mr&uuml; kısadır, ilmin ise sonu yoktur. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, bir talebesini; &quot;Vakit, keskin bir kılın&ccedil; gibidir. Yarına &ccedil;ıkacağımız belli değildir. M&uuml;him işleri bug&uuml;n yapmalı, m&uuml;him olmayanları yarına bırakmalıdır. Aklı olan b&ouml;yle yapar&quot; buyurarak, &ouml;ğrenilecek ve yapılacak işlerde, sıralamayı iyi yapmak ve vakti l&uuml;zumlu işlere haracamak konusunda ik&acirc;z etmişlerdir. İbni &Acirc;bid&icirc;n hazretleri de:</p>

<p>&quot;Din bilgilerinden kendine l&acirc;zım olanları &ouml;ğrenmek, farz-ı ayndır. Bundan fazlasını &ouml;ğrenmek farz-ı kif&acirc;yedir&quot; buyurmuşlardır. Şeyh Abd&uuml;lkudd&ucirc;s hazretleri, oğluna yazdığı bir mektupta:</p>

<p>&quot;Evl&acirc;dım, &ouml;ncelikle vaktin kıymetini bil! Gece ve g&uuml;nd&uuml;z ilim &ouml;ğrenmeye &ccedil;alış! İlim &ouml;ğrenmek, ib&acirc;det yapmak i&ccedil;indir. Kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml;, işten sorulacak, &ccedil;ok ilim &ouml;ğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ib&acirc;det de, ihl&acirc;s elde etmek i&ccedil;indir. Her şeyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sı i&ccedil;in yapmak olan ihl&acirc;s da, hak&icirc;k&icirc; m&acirc;b&ucirc;d ve kayıtsız şartsız var olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı sevmek i&ccedil;indir&quot; buyurmuştur. Eb&ucirc; Abdullah-ı Rodb&acirc;r&icirc; hazretleri de, bir sohbetinde, talebelerine hitaben: &quot;S&acirc;dece ilim &ouml;ğrenmek i&ccedil;in evinden &ccedil;ıkan kimse, &ouml;ğrendiği ilimden faydalanamaz. &Ouml;ğrendikleri ile amel etmek isteyerek ilim &ouml;ğrenen kimse, ilmi azalsa bile faydasını g&ouml;r&uuml;r. İlim kendisiyle amel edilince kıymetlidir. Amel ise, ihl&acirc;s ile kıymetlenir&quot; buyurmuştur. İsl&acirc;m &acirc;limlerinden Takıyy&uuml;dd&icirc;n S&uuml;bk&icirc; hazretleri de ş&ouml;yle buyurmaktadır: &quot;Kulun her h&acirc;linde, kendine l&acirc;zım olan bilgileri &ouml;ğrenip ib&acirc;det yapması gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;m&uuml;r &ccedil;ok kısadır. &Ouml;mr&uuml;n&uuml;n bir kısmı k&uuml;&ccedil;&uuml;kl&uuml;kte ge&ccedil;er. Bir kısmı b&uuml;y&uuml;y&uuml;nce, beden&icirc; ihtiya&ccedil;larını temin etmek, uyku, kendisine &acirc;rız olan hastalık, &ouml;z&uuml;r h&acirc;lleri, zar&ucirc;r&icirc; meşgaleler, insanlarla uğraşma ve ge&ccedil;im derdi gibi işlerle ge&ccedil;er. Bunlardan geriye, insan i&ccedil;in &ccedil;ok az vakit kalır. İşte insan, ya bu kısacık &ouml;mr&uuml;n&uuml;, kendine l&acirc;zım olan bilgileri &ouml;ğrenerek ib&acirc;det ve t&acirc;atle ge&ccedil;irerek Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, Cennet&#39;&#39;ine ve &ccedil;eşit &ccedil;eşit n&icirc;metlerine kavuşur veya bu kısacık hay&acirc;tı kendi aleyhine z&acirc;yi eder de, ebed&icirc; h&uuml;sr&acirc;na uğrar veya &ouml;mr&uuml;n&uuml; g&uuml;nah ve başkalarına d&uuml;şmanlıkla ge&ccedil;irir. B&ouml;ylece şeytanın yardımcılarından olur, onunla birlikte Cehennem ateşinde yanar. Herkes, yaşadığı kısa &ouml;m&uuml;r i&ccedil;erisinde bu &uuml;&ccedil; h&acirc;lden birinde bulunur.&quot;</p>

<p>&Ouml;m&uuml;r sermayesini t&uuml;ketenler... Ehl-i s&uuml;nnet i&#39;&#39;tik&acirc;dını, farzlardan ve har&acirc;mlardan l&acirc;zım olanları &ouml;ğrenmek, kadın erkek her m&uuml;sl&uuml;m&acirc;na farz-ı ayndır. Bunları &ouml;ğrenmemek su&ccedil;tur, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;n&acirc;hdır. Bunları &ouml;ğrenmeden, başka şeyleri &ouml;ğrenmekle, &ouml;m&uuml;r sermayesini t&uuml;ketenler, &acirc;hirette h&uuml;srana uğrayacaklardır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir kulunu sevmediğinin alameti, dinine ve d&uuml;nyasına faydalı olmayan işlerle vakit ge&ccedil;irmesidir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir kulunu sevdiğinin alameti ise, onun, kendisine l&acirc;zım olan fıkıh ilmi ve bu bilgilere uygun ibadet etmekle meşgul olmasıdır. Ahmed N&acirc;mık&icirc; C&acirc;m&icirc; hazretleri; &quot;&Uuml;zerine farz olan ilimlerden bir meseleyi &ouml;ğrenmek, insana, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;ny&acirc;daki kazan&ccedil;ların hepsinden, yapacağı ve ele ge&ccedil;ireceği altın ve g&uuml;m&uuml;şlerinden daha iyidir ve &uuml;st&uuml;nd&uuml;r&quot; buyurmuştur. İlim, elbette l&acirc;zımdır. Fakat insana verilen &ouml;m&uuml;r, sınırlıdır. Bunun i&ccedil;in, m&uuml;him olarlara &ouml;ncelik vermelidir. Emredilen ib&acirc;detler, bilgisizce yapılırsa, bunun bir faydası olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hazret-i Ali: &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ilimsiz ib&acirc;det eden kimse, değirmene bağlı merkep gibidir. G&uuml;n boyunca y&uuml;r&uuml;r, fakat hep aynı yerindedir&quot; buyurmuştur.</p>

<p>İsl&acirc;miyyet &uuml;&ccedil; kısımdır: İlim, amel ve ihl&acirc;s. Emirleri ve yasakları &ouml;ğrenmek, &ouml;ğrendiklerine t&acirc;bi olmak ve bunları yalnız Allah rız&acirc;sı i&ccedil;in yapmak l&acirc;zımdır.</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=501]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 12:57:21 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Şükür nedir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Ş&uuml;k&uuml;r nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslam &acirc;limleri ş&uuml;kr&uuml; ş&ouml;yle tarif etmişlerdir:<br />
Ş&uuml;k&uuml;r, her nimetin Allah&rsquo;tan geldiğini bilip dil ile de hamd etmektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini yapıp yasak ettiklerinden sakınmak ş&uuml;kretmek olur. İnsanların hidayeti i&ccedil;in &ccedil;alışmak, onları irşat etmek de ş&uuml;k&uuml;r sayılır.<br />
<br />
Ş&uuml;k&uuml;r, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, g&uuml;nahlardan ka&ccedil;ınmaktır. İnsan, Rabbin verdiği nimetlerle g&uuml;nah işlerse, nank&ouml;rl&uuml;k etmiş olur.<br />
<br />
Ş&uuml;k&uuml;r, nimeti değil, nimeti vereni g&ouml;rmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer az&acirc;larla olur. Kalb ile iyiliğe niyet eder. Dil ile hamd eder, ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; a&ccedil;ıklar. Uzuvlarla ş&uuml;k&uuml;r ise, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela g&ouml;z&uuml;n ş&uuml;kr&uuml;, m&uuml;sl&uuml;manların, arkadaşların kusurunu g&ouml;rmemektir. Kulağın ş&uuml;kr&uuml;, s&ouml;ylenilen ayıpları duymamış olmaktır.<br />
<br />
Ş&uuml;k&uuml;r, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği nimetleri Onun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bir kula birbirini takip eden &ccedil;eşitli nimetler verince, kul buna layık olmadığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p utanması da ş&uuml;k&uuml;r olur. Ş&uuml;k&uuml;rdeki kusurunu bilmesi de ş&uuml;k&uuml;r olur. Ş&uuml;kredemiyoruz diye &ouml;z&uuml;r beyan etmesi de ş&uuml;k&uuml;rd&uuml;r. <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kusurlarımı &ouml;rt&uuml;yor)</b> demesi de ş&uuml;k&uuml;rd&uuml;r. Ş&uuml;k&uuml;r vazifesini yerine getirmenin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir l&uuml;tfu olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmek de ş&uuml;k&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
Ş&uuml;k&uuml;r, kendini o nimete layık g&ouml;rmemektir. Ş&uuml;k&uuml;r, İslamiyet&rsquo;e uymak demektir.<br />
Ş&uuml;k&uuml;r, yapılan iyiliği anarak ihsan edeni &ouml;vmektir. Yani dil ile teşekk&uuml;r de ş&uuml;k&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
<b>Nimeti muhafaza ve artırmak i&ccedil;in</b><br />
Şu &uuml;&ccedil; şeyi yapan tam ş&uuml;kretmiş olur:<br />
1- Gelen her nimeti Allah&rsquo;tan bilip ş&uuml;kretmek.<br />
2- Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği her şeye razı olmak.<br />
3- Nimetlerden istifade edildiği m&uuml;ddet&ccedil;e, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isyan etmemek.<br />
<br />
Ş&uuml;k&uuml;r, hem eldeki nimeti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni nimetlere kavuşturur.<br />
<br />
Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah&rsquo;tan sakının ki ş&uuml;kredebilesiniz.)</b> [<strong>Al-i İmran</strong> 123]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ş&uuml;kredene bol bol nimet verir. <b>(F&acirc;tır </b>30<b>)</b><br />
<br />
Hazret-i İbrahim, Rabbinin nimetlerine ş&uuml;kretti, Rabbi de onu doğru yola iletti. <b>(Nahl </b>121<b>)</b><br />
<br />
Cenab-ı Hak, kudretinin eseri olarak insanların istifadesi i&ccedil;in bir&ccedil;ok hayvan yaratmıştır. Kimine binilir, kiminin etinden, s&uuml;t&uuml;nden, y&uuml;n&uuml;nden, derisinden vesairesinden istifade edilir.<b> (Y&acirc;sin </b>71-73<b>) </b><br />
Bu hayvanlar, ş&uuml;kretmemiz i&ccedil;in istifademize verilmiştir. <b>(Hac </b>36<b>)</b><br />
<br />
<b>&Ccedil;oğu bilmez, azı ş&uuml;kreder</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanlara bol nimet vermiştir; fakat insanların &ccedil;oğu ş&uuml;kretmez. <b>(Bekara </b>243, <b>Yunus </b>60,<b> Neml </b>73,<b> M&uuml;min </b>61<b>)</b><br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ccedil;eşitli nimetler verdiğini, fakat ş&uuml;kredenlerin az olduğunu, az ş&uuml;kredildiğini bildiriyor. <b>(Secde </b>9,<b> Sebe </b>13,<b> Araf </b>10,<b> M&uuml;minun </b>78,<b> Nahl </b>78,<b> M&uuml;lk </b>23<b>)</b><br />
<br />
Kıymetli şeyler ekseriya az olur. Mesela altın pek &ccedil;ok olsa, bu kadar kıymeti olmaz.<br />
<br />
Azların kıymetli olduğunu bildiren &acirc;yet-i kerimelerden birka&ccedil;ı ş&ouml;yle:<br />
Emrimiz gelip, tandırdan sular kaynamaya başlayınca, [Hazret-i Nuha] &quot;Her cinsten birer &ccedil;ifti ve aleyhine h&uuml;kmedilmiş olanın dışında kalan &ccedil;oluk &ccedil;ocuğunu ve inananları gemiye bindir&quot; dedik. Pek azı, onunla beraber iman etmişti. <b>(Hud </b>40<b>)</b><br />
<br />
İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da &ccedil;ok azdır! <b>(Sad </b>24<b>)</b><br />
İsrailoğullarından, &quot;Allah&rsquo;tan başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya, yakınlara, yetimlere, d&uuml;şk&uuml;nlere iyilik edin, insanlarla g&uuml;zel konuşun, namazı kılın, zekatı verin&quot; diye s&ouml;z almıştık. Sonra pek azınız m&uuml;stesna, s&ouml;z&uuml;n&uuml;zden d&ouml;nd&uuml;n&uuml;z. <b>(Bekara </b>83<b>)</b><br />
<br />
İnk&acirc;rlarından dolayı, Hak te&acirc;l&acirc;, onları lanetlemiştir. Onların pek azı inanır. <b>(Bekara </b>88<b>)</b><br />
<br />
Allah yolunda savaşacaklarını s&ouml;ylemişlerdi ama savaş onlara farz kılınınca, azı hari&ccedil;, y&uuml;z &ccedil;evirdiler. <b>(Bekara </b>246<b>)</b><br />
<br />
Nice az topluluk, &ccedil;ok topluluğa Allah&rsquo;ın izniyle &uuml;st&uuml;n gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir. <b>(Bekara </b>249<b>)</b><br />
<br />
Allah&rsquo;ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hari&ccedil;, şeytana uyardınız. <b>(Nisa </b>83<b>)</b><br />
<br />
İ&ccedil;lerinden pek azı hari&ccedil;, onlardan daima bir hainlik g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n, yine de sen, onları affet ve aldırış etme! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, iyilik edenleri elbette sever. <b>(Maide </b>13<b>)</b><br />
<br />
Yaptıklarının cezası olarak, bundan b&ouml;yle az g&uuml;ls&uuml;nler, &ccedil;ok ağlasınlar. <b>(Tevbe </b>82<b>)</b><br />
<br />
G&uuml;nahlarımızı d&uuml;ş&uuml;nerek elbette &uuml;z&uuml;lmemiz, ağlamamız gerekir. (Az g&uuml;ls&uuml;nler) demek, (G&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olmayın) demek değildir. M&uuml;sl&uuml;man her zaman g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olur. Fakat g&uuml;nahlarını d&uuml;ş&uuml;nerek &uuml;z&uuml;l&uuml;r ve ağlar.<br />
<br />
<b>Namaz, ş&uuml;k&uuml;r ve kanaat </b><br />
Namazı doğru kılan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sayılamayacak kadar &ccedil;ok olan b&uuml;t&uuml;n nimetlerine ş&uuml;kretmiş sayılır. Nitekim, <b>(Namaz, ş&uuml;kr&uuml;n b&uuml;t&uuml;n aksamını c&acirc;midir) </b>buyurulmuştur. Demek ki doğru namaz kılan ş&uuml;kretmiş olur. Namaz kılmayan ise, nank&ouml;rl&uuml;k etmiş olur.<br />
<br />
Hadis-i kudsilerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Beni anan ş&uuml;kretmiş, beni unutan nank&ouml;rl&uuml;k etmiş olur.)</b> [Hatib]<br />
<br />
<b>(Bir kimse, kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi &ccedil;alışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; eda etmemiş olur.)</b> [İ.Gazali]<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Kanaat eden, en &ccedil;ok ş&uuml;kredenlerden sayılır.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Kıyamette &ldquo;Ş&uuml;kredenler gelsin!&rdquo; diye seslenilir. Onlar bir bayrak altında Cennete girer. Bunlar, darlık ve genişlikte, her h&acirc;l&uuml;k&acirc;rda Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kredenlerdir.)</b> [İ.Gazali]<br />
<br />
<b>(Bir nimet i&ccedil;in, Elhamd&uuml;lillah diyen, daha iyisine kavuşur.)</b> [T.Gafilin]<br />
<br />
<b>(Yiyip i&ccedil;tikten sonra Elhamd&uuml;lillah diyen Cennete girer.)</b> [Hakim]<br />
<br />
<b>(İnsanlara teşekk&uuml;r etmeyen kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kretmez. Aza ş&uuml;kretmeyen de, &ccedil;oğa ş&uuml;kretmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın nimetini s&ouml;ylemek ş&uuml;k&uuml;rd&uuml;r, hi&ccedil; bahsetmemek ise nank&ouml;rl&uuml;kt&uuml;r.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Nimete ş&uuml;k&uuml;r, o nimetin gitmesine karşı emandır.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(İyiliği anmak ş&uuml;k&uuml;r, iyiliği gizlemek nank&ouml;rl&uuml;kt&uuml;r.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(Bir kimse, kavuştuğu nimeti&nbsp;her hatırlayışta, Allah&#39;a&nbsp;ş&uuml;krederse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, onun her ş&uuml;kr&uuml;ne karşı yeniden sevab verir. Kim de başına gelen musibeti her hatırlayışta, </b><a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/047.jpg" target="_blank">&quot;İnna lillah ve inna ileyhi raciun&quot; </a><b>derse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da her seferinde onun sevabını artırır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
M&uuml;min kabirde doğru cevap verince, hemen o anda kabrin sağ tarafından ay y&uuml;zl&uuml; bir kişi &ccedil;ıka gelir. <b>(Ben senin, d&uuml;nyada, sabrından ve ş&uuml;kr&uuml;nden yaratıldım. Kıyamete kadar, sana yoldaş olurum)</b> der. Ne mutlu sabredip ş&uuml;kredenlere...<br />
<br />
<b>H&acirc;line ş&uuml;kret, haset etme</b><br />
Nice fakirler vardır ki, bir lokma ekmek kazanınca, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kreder ve zenginlerin h&acirc;lini d&uuml;ş&uuml;nmez bile. Nice zenginler de vardır ki, milyarlarına daha birka&ccedil; milyar ekleyemediği i&ccedil;in &uuml;z&uuml;nt&uuml; i&ccedil;indedir. Kıskan&ccedil; insan, başka bir insanın kendinden iyi giyinmesini, iyi yaşamasını hazmedemez. Yani onun boyunu bosunu, g&uuml;zelliğini, &ccedil;alışkanlığını, başarısını kıskanır. Daha k&ouml;t&uuml;s&uuml;, onun başına gelen fenalıklara sevinir.<br />
<br />
İşte bu h&acirc;l, kıskan&ccedil;lığın en k&ouml;t&uuml; derecesidir. B&ouml;yle insandan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yardımı kesilebilir. Daha da mahrum olur. İyi kalbli ve herkesin iyiliğini isteyen insan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın himayesinde demektir.<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte, <b>(Bir m&uuml;sl&uuml;man, kendisine istediği bir iyiliği, başka bir m&uuml;sl&uuml;man i&ccedil;in istemezse ve bir m&uuml;sl&uuml;man, kendisine gelecek bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;, istemediği halde, o k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; başka bir m&uuml;sl&uuml;man i&ccedil;in isterse, onun imanı tam değildir)</b> buyuruldu. Yani, Peygamber efendimiz yalnız kendisini d&uuml;ş&uuml;nenleri beğenmiyor. Başka m&uuml;sl&uuml;manları d&uuml;ş&uuml;nenleri beğeniyor ve &ouml;yle yapmalarını istiyor. D&uuml;ş&uuml;n&uuml;n bir kere; b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya, Peygamber efendimizin bu emirlerini yapmış olsa, d&uuml;nyada kavga, g&uuml;r&uuml;lt&uuml; kalır mı?<br />
<br />
Haset, tekebb&uuml;re sebep olur. Başkasında bulunan nimetlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister. Onun haklı olan s&ouml;zlerini ve nasihatlerini reddeder. Ondan bir şey sorup &ouml;ğrenmek istemez. Kendinden y&uuml;ksek olduğunu bildiği halde, ona tekebb&uuml;r eder. İmam-ı Gazali hazretleri, <b>(B&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin başı, kaynağı &uuml;&ccedil;t&uuml;r: Haset, riya, ucub)</b> buyurdu.<br />
<br />
Haset eden, &ccedil;ekemediği kimseyi gıybet eder, &ccedil;ekiştirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyamette, bu zul&uuml;mlerinin karşılığı olarak, hasenatı alınarak ona verilir. Haset edilendeki nimetleri g&ouml;r&uuml;nce, d&uuml;nyası azap i&ccedil;inde ge&ccedil;er. Uykuları ka&ccedil;ar. Hayır hasenat işleyenlere, on kat sevap verilir. Haset bunların dokuzunu yok eder, biri kalır. Haset edenin duası kabul olmaz.<br />
<br />
<b>İyiliğe teşekk&uuml;r edilir<br />
Sual:</b> İyiliğe teşekk&uuml;r&uuml;n dindeki yeri nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İyilik edene, mal ile, hizmet ile karşılığı yapılır. Bunu yapamayan, hamd ve sena, teşekk&uuml;r ve dua eder. İyiliğe karşı, iyilik yapmak, insanlık vazifesidir. B&ouml;yle olunca, her iyiliği yapan, en b&uuml;y&uuml;k iyilik olarak, yok iken var eden, en g&uuml;zel şekli veren, l&uuml;zumlu uzuvları, kuvvetleri ihsan eden, her birini bir ahenk ile işleterek sıhhat veren, akıl ve zeka bahşeden, &ccedil;oluk &ccedil;ocuk, ev, ihtiya&ccedil; eşyası, gıda, i&ccedil;ecek, elbiselerimizi yaratan y&uuml;ce bir sahibe, bu nimetleri sebepsiz, karşılıksız ihsan eden ve her an yok olmaktan, d&uuml;şmandan, hastalıktan muhafaza eden ve bize hi&ccedil; ihtiyacı olmayan, sonsuz kuvvet, kudret sahibi olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kretmemek, kulluk hakkını &ouml;dememek ne b&uuml;y&uuml;k kabahat, ne &ccedil;ok zul&uuml;m ve ne al&ccedil;ak bir vaziyet olur? Hele, Ona ve nimetlerin Ondan geldiğine inanmamak veya bunları başkasından bilmek en b&uuml;y&uuml;k zul&uuml;m, en &ccedil;irkin y&uuml;z karası olur.<br />
<br />
Bir kimseye her ihtiyacı verilse, her ay yetecek para, gıda hediye olunsa, bu kimse, o ihsan sahibini her yerde, herkese nasıl &ouml;ver. Gece g&uuml;nd&uuml;z onun sevgisini, tevecc&uuml;h&uuml;n&uuml;, onun kalbini kazanmaya uğraşmaz mı? Onu dertlerden, sıkıntılardan muhafaza etmeye &ccedil;alışmaz mı? Ona hizmet edebilmek i&ccedil;in, kendini tehlikelere atmaz mı? Bunları yapmasa, o ihsan sahibine hi&ccedil; kıymet vermese, herkes onu ayıplamaz mı? Hatta, insanlık vazifesini yapmıyor diye cezalandırılmaz mı?<br />
<br />
İyilik eden bir insanın hakkına b&ouml;yle riayet ediliyor da, her nimetin, her iyiliğin hakiki sahibi olan, hepsini yaratan, g&ouml;nderen, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kretmek, Onun beğendiği, istediği şeyleri yapmak ni&ccedil;in gerekmesin? Elbette, en &ccedil;ok Ona ş&uuml;kretmek, ibadet etmek gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Onun nimetleri yanında başkalarının iyilikleri deniz yanında damla kadar bile değildir. Hatta diğerlerinden gelen iyilikleri de, yine O g&ouml;ndermektedir.<br />
<br />
<b>İnsanlık vazifesi<br />
Sual:</b> Nimete ş&uuml;k&uuml;r nasıl olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubat kitabında buyuruyor ki:<br />
İnsanın, bu nimetleri g&ouml;nderen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya g&uuml;c&uuml; yettiği kadar ş&uuml;kretmesi insanlık vazifesidir. Aklın emrettiği bir vazife, bir bor&ccedil;tur. Fakat, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yapılması icap eden bu ş&uuml;kr&uuml; yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, insanlar, yok iken sonradan yaratılmış, zayıf, muhta&ccedil;, ayıplı ve kusurludur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ise, hep var, sonsuz vardır. Ayıplardan, kusurlardan uzaktır. B&uuml;t&uuml;n &uuml;st&uuml;nl&uuml;klerin sahibidir. İnsanların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya hi&ccedil;bir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. B&ouml;yle aşağı kullar, &ouml;yle bir y&uuml;ce Allah&rsquo;ın şanına yakışacak bir ş&uuml;k&uuml;r yapabilir mi? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ccedil;ok şey vardır ki insanlar onları g&uuml;zel ve kıymetli sanır. Fakat Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bunları beğenmez. Saygı ve ş&uuml;k&uuml;r sandığımız şeyler, beğenilmeyen, bayağı şeyler olabilir. Bunun i&ccedil;in insanlar, kendi kusurlu akılları, kısa g&ouml;r&uuml;şleri ile Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı ş&uuml;k&uuml;r, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Ş&uuml;kretmeye, saygı g&ouml;stermeye yarayan vazifeler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından bildirilmedik&ccedil;e, &ouml;vmek sanılan şeyler, k&ouml;t&uuml;lemek olabilir.<br />
<br />
İşte, insanların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı, kalb ile ve dil ile ve beden ile yapmaları ve inanmaları gereken ş&uuml;k&uuml;r borcu, kulluk vazifeleri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;sterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine <b>İslamiyet </b>denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;k&uuml;r, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hi&ccedil;bir ş&uuml;kr&uuml;, hi&ccedil;bir ibadeti, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kabul etmez, beğenmez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, insanların, iyi, g&uuml;zel sandıkları &ccedil;ok şey vardır ki, İslamiyet, bunları beğenmemekte, &ccedil;irkin olduklarını bildirmektedir. <b>(c.3 m.17)</b><br />
<br />
Kısacası ş&uuml;k&uuml;r, İslamiyet&rsquo;e uymak demektir.<br />
<br />
<b>Dil ile ş&uuml;k&uuml;r<br />
Sual:</b> Dil ile ş&uuml;kr&uuml;n &ouml;nemi nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Peygamber efendimiz, bir kimseye <b>(Nasılsın?) </b>buyurdu. O kimse, (İyiyim) dedi. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; defa sorunca o kimse, (Elhamd&uuml;lillah iyiyim) dedi. Peygamber efendimiz, <b>(İşte senden bu cevabı bekliyordum. Bunun i&ccedil;in soruyu tekrarladım) </b>buyurdu. (Taberani)<br />
<br />
&Acirc;limler, salihler, bir kimseyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;krettirmek i&ccedil;in, (Nasılsın?) derlerdi. İnsan ya ş&uuml;kreder, ya susar veya şikayette bulunur. Allah&rsquo;tan şikayet etmek ise &ccedil;ok &ccedil;irkindir. Kulun Mevlasına zillet g&ouml;stermesi izzettir. Mevlayı başkasına şikayet etmesi ise zillettir. Ş&uuml;k&uuml;r, ihsanını, iyiliğini anmak suretiyle ihsan edeni &ouml;vmektir. Yani dil ile teşekk&uuml;r de ş&uuml;k&uuml;rd&uuml;r. Bir grup kimse, Halife &Ouml;mer bin Abd&uuml;laziz hazretlerini ziyarete geldiklerinde, i&ccedil;lerinden gencin biri, (&Uuml;st&uuml;n faziletinizi adaletinizi duyduk. Size dilimizle teşekk&uuml;r etmeye geldik. Teşekk&uuml;r edip d&ouml;neceğiz) der.<br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Beni İsrailde bir abid var idi. Beşy&uuml;z yıl ibadet etmişti. Kıyamet g&uuml;n&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &quot;Bu Abidin benim ihsanımla Cennete g&ouml;t&uuml;r&uuml;n!&quot; buyurur. Abid, &quot;Ben ihsan ile değil, yaptığım beşy&uuml;z yıllık ibadetle Cennete girmek istiyorum&quot; der. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; emreder, hesabı g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Yalnız g&ouml;z nimeti beşy&uuml;z yıllık ibadetten fazla gelir. Melekler abidi Cehenneme g&ouml;t&uuml;r&uuml;rler. Abid, &quot;Ya Rabbi beni rahmetinle, ihsanınla Cennete koy&quot; diye dua eder. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyurur ki:<br />
&quot;Ey kulum, seni yoktan kim yarattı? </b>[Abid, sen yarattın, der.]<b> Seni yaratmam, senin tarafından mı oldu, yoksa benim ihsanımla, benim rahmetimle mi oldu</b>? [Abid, senin rahmetinle oldu, der.] <b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; verdiği bazı nimetleri de sayar. Abid, &quot;Hepsi senin rahmetinle, ihsanınla oldu&quot; der.)</b> [T. Gafilin]<br />
<br />
Nimet umumi olunca, herkese gelince insan bu nimetin kıymetini bilemez. G&ouml;rmek b&uuml;y&uuml;k nimet iken, herkeste g&ouml;z olduğu i&ccedil;in g&ouml;z nimetine her zaman ş&uuml;kretmeyiz. Gen&ccedil;ler, yaşlanmadık&ccedil;a gen&ccedil;liğin kıymetini bilmez. Hastalar sağlığın kıymetini anlar. Fakirler zenginliğin kıymetini bilir. Hayatın kıymetini de ancak &ouml;l&uuml;ler anlar. Şu halde yaşlanmadan gen&ccedil;liğin, hastalanmadan sıhhatin ve &ouml;lmeden &ouml;nce de hayatın kıymetini bilip ş&uuml;kretmelidir.<br />
<br />
<b>Hamd ve ş&uuml;k&uuml;r<br />
Sual:</b> Hamd ve ş&uuml;k&uuml;r arasında fark var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hamd, b&uuml;t&uuml;n nimetleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yarattığına ve g&ouml;nderdiğine inanmak ve s&ouml;ylemek demektir. Ş&uuml;k&uuml;r, b&uuml;t&uuml;n nimetleri İslamiyet&#39;e uygun olarak kullanmak demektir.<br />
<br />
Herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir suretle hamd ederse, bu hamd ve &ouml;vg&uuml;lerin hepsi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın hakkıdır. Her şeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yaptıran, g&ouml;nderen hep Odur. Kuvvet ve kudret sahibi yalnız Odur. O hatırlatmazsa, kimse, iyilik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmayı irade, arzu edemez. Kulun iradesinden sonra, O da istemedik&ccedil;e, kuvvet ve fırsat vermedik&ccedil;e, hi&ccedil;bir kimse, hi&ccedil;bir kimseye, zerre kadar, iyilik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapamaz. Kulun istediği her şeyi, O da irade ederse, dilerse yaratır. Yalnız Onun dilediği olur. İyilik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmayı, &ccedil;eşitli sebeplerle hatırlatmaktadır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> &Ccedil;ok ş&uuml;k&uuml;r m&uuml; demek iyidir, yoksa Elhamd&uuml;lillah demek mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İkisi de aynı ise de, Elhamd&uuml;lillah demek daha faziletlidir. İmam-ı Rabbani<b> </b>hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Sevilenin her şeyi, sevenin g&ouml;z&uuml;nde her zaman sevgilidir. İncitirse de, iyilik ederse de sevilir. Sevmek nimeti ile şereflenenlerin, sevmenin tadını alanların &ccedil;oğu, sevdiğinin iyiliklerine kavuşunca sevgileri artar. Yahut incitmesinde de, iyiliğinde de, sevgileri değişmez. Sevdiğinin hi&ccedil;bir hareketi ona &ccedil;irkin gelmez. Sıkıntılı ve neşeli zamanlarında hep hamd eder. Hamd etmek, ş&uuml;kretmekten daha kıymetlidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ş&uuml;kretmekte nimetleri g&ouml;z &ouml;n&uuml;ndedir.<br />
<br />
Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği elemler, nimetler gibi g&uuml;zeldir. Hamd devamlıdır. Nimet zamanında da, sıkıntılı h&acirc;llerde de hamd edilir. Ş&uuml;k&uuml;r ise nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince ş&uuml;k&uuml;r de kalmaz.) <b>[c.2, m.33]</b><br />
<br />
İyilik eden bir insanın hakkına riayet ediliyor da, her nimetin, her iyiliğin hakiki sahibi olan, hepsini yaratan, g&ouml;nderen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kretmek, Onun beğendiği, istediği şeyleri yapmak, ni&ccedil;in lazım olmasın? Elbette, en &ccedil;ok Ona ş&uuml;kretmek, ibadet etmek lazımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Onun nimetleri yanında başkalarının iyilikleri, deniz yanında damla kadar bile değildir. Hatta onlardan gelen iyilikleri de, yine O g&ouml;ndermektedir. O halde, hamd ve ş&uuml;kre devam etmek gerekir.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:<br />
<b>(Cennetin bedeli La ilahe illallah, nimetin bedeli Elhamd&uuml;lillah&rsquo;tır.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(M&uuml;minin her işi, hayırdır. Nimete ş&uuml;kreder, hayra kavuşur. Belaya uğrayınca da, sabreder, yine hayra kavuşur.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
Hadis-i şerifte, <b>(Nimetin bedeli Elhamd&uuml;lillah)</b> buyuruluyor. Peki, sadece <b>Elhamd&uuml;lillah</b> demekle nimetin bedelini vermiş olur muyuz? Yani ş&uuml;kretmiş olur muyuz? Bir kimsenin eline bir miktar para ge&ccedil;se, onunla şarap alıp i&ccedil;se, (Elhamd&uuml;lillah, elime para ge&ccedil;ti şarabımı alabildim) dese, nimetin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; eda etmiş olamaz. O nimeti dinin yasaklamadığı yerde, hatta emrettiği yerlerde kullanırsa ancak o zaman ş&uuml;kretmiş olur. Elhamd&uuml;lillah demenin, yani ş&uuml;kr&uuml;n kısa tarifi, İslamiyet&rsquo;in emir ve yasaklarına uymaktır.<br />
<br />
<b>Hamd etmek<br />
Sual:</b> Hamd etmek vacib mi, s&uuml;nnet mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hamd, yani <b>elhamd&uuml;lillah </b>demek, namazda vacib, her duadan &ouml;nce ve yiyip i&ccedil;tikten sonra s&uuml;nnettir. Her hatırladık&ccedil;a s&ouml;ylemek mubahtır. Pis yerlerde s&ouml;ylemek mekruh, haram yedikten, i&ccedil;tikten sonra s&ouml;ylemek, haramdır ve hatta k&uuml;fre sebep olur. <b>(Redd-&uuml;l Muhtar 1/6)</b><br />
<br />
<b>H&acirc;line ş&uuml;kretmenin yolu<br />
Sual:</b> H&acirc;line ş&uuml;kretmenin yolu nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ahiret işinde, salih kimselere bakıp, onlar gibi olmaya &ccedil;alışmak gerekirken, d&uuml;nya işlerinde, kendimizden daha aşağıda olan fakirlere bakmak gerekir. Kendimizden daha &ccedil;ok zengin olanlarla sık sık g&ouml;r&uuml;şmemek iyi olur.<br />
<br />
Zengin de, fakir de olsak, dilencilere değil, fakirlere yakın olmak &ccedil;ok iyidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Fakirlerin kıyamette saltanatı vardır. Onlara &ldquo;Allah rızası i&ccedil;in sana bir şey vereni, bir lokma veya bir yudum su vereni Cennete g&ouml;t&uuml;r&rdquo; denir. Onlar da alıp g&ouml;t&uuml;r&uuml;rler.) </b>[İ.Asakir]<br />
<br />
<b>(Fakirlerle dostluk kurun. Zira kıyamette devlet onlarındır.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
İnsan, i&ccedil;inde bulunduğu duruma isyan etmemelidir. Belki o durumu kendisi i&ccedil;in daha iyidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki: &ldquo;&Ouml;yle kimse vardır ki, onun imanı ancak zenginlikle salah bulur. Eğer o fakir olsaydı, k&uuml;fre girerdi. Kimi de, ancak fakirlikle salah bulur, </b>[doğru, iyi yolda olur],<b> eğer zengin olsaydı, k&uuml;fre d&uuml;şerdi. Kiminin imanı da, ancak sıhhatte olması ile tamam olur. Eğer hastalansa, k&uuml;fre girerdi. Kiminin imanı hastalık i&ccedil;inde bulunmakla olgunlaşır. Eğer sıhhatte olsaydı k&uuml;fre s&uuml;r&uuml;klenirdi.&rdquo;)</b> [Hatib]<br />
<br />
<b>Kanaat </b><br />
Aza kanaat etmek, &ccedil;oğu istememek değildir. Bulunduğu duruma razı olmak demektir. Hadis-i şerifte, <b>(Kim Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği az rızka razı olursa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da onun az ameline razı olur) </b>buyuruldu.<br />
<br />
<strong>Nimete ş&uuml;kredince<br />
Sual:</strong> Fakir bir kimsenin de ş&uuml;kretmesi gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette gerekir. Cenab-ı Hak, g&ouml;z, kulak gibi uzuvların yanında akıl ve iman gibi nimetler vermiş, insanlar i&ccedil;in &ccedil;eşitli gıdalar yaratmıştır. Bunlara ş&uuml;kretmek gerekir. İmam-ı Rabbani hazretleri, ş&uuml;kr&uuml;n İslam&rsquo;a uymak olduğunu, Cenab-ı Hakkın, <b>(Ş&uuml;krederseniz nimetimi artırırım) </b>buyurduğunu bildirmektedir. Hadis-i şerifde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, yiyip i&ccedil;tiğinde Elhamd&uuml;lillah diyeni, bu s&ouml;z&uuml; i&ccedil;in Cennete koyar.)</b> [İbni Asakir]<br />
<br />
İmam-ı M&uuml;cahid hazretleri Nahl suresinin, <b>(Onlar, Allah&rsquo;ın nimetini bilip itiraf ederler. Sonra da onu ink&acirc;r ederler) </b>mealindeki 83. &acirc;yet-i kerimesini, (Onlar, nimetlerin Allah&rsquo;tan olduğunu bilirler. Fakat, &quot;Bu nimetleri biz kazandık veya bize miras kaldı&quot; diyerek nank&ouml;rl&uuml;k eder) diye tefsir etmiştir. İnsan, bir hasta veya sakat g&ouml;r&uuml;nce, kendisinin b&ouml;yle bir derde m&uuml;ptela olmadığı i&ccedil;in ş&uuml;kretmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Bir kimse, hasta, sakat birini g&ouml;r&uuml;nce, </b>&quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya hamdolsun ki beni b&ouml;yle etmedi. Bundan ve daha başka dertlilerden &uuml;st&uuml;n kıldı&quot; <b>derse, nimetin ş&uuml;kr&uuml; olur.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
Nimete ş&uuml;kredince, hem eldeki nimet yok olmaktan kurtulur, hem de yeni nimetlerin ele ge&ccedil;mesine sebep olur. Hadis-i şerifte, <b>(Az veya &ccedil;ok bir nimete kavuşan, </b>&quot;Elhamd&uuml;lillah&quot; <b>derse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir) </b>buyuruldu. Ş&uuml;kredenden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; razı olur. Hadis-i şerifte, <b>(Yiyip i&ccedil;tikten sonra </b>&quot;Elhamd&uuml;lillah&quot; <b>diyenden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; razı olur) </b>buyuruldu.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın başta iman nimeti olmak &uuml;zere verdiği sayısız nimetlere her zaman ş&uuml;kretmek, hamd etmek gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(İnsanların en efdali, &ccedil;ok hamd edenlerdir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
&Acirc;yet-i kerimede buyuruluyor ki:<br />
<b>(Bana ş&uuml;kredin, nank&ouml;rl&uuml;k etmeyin!) </b>[Bekara 152] [<b>Nank&ouml;rl&uuml;k</b>,<b> </b>ş&uuml;kretmemek, nimetleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan bilmemek demektir.]<br />
<br />
<b>İyilik edene dua<br />
Sual:</b> İyilik eden arkadaşa, teşekk&uuml;r etmeyip, gıyabında dua etsek uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Y&uuml;z&uuml;ne karşı teşekk&uuml;r etmeli, gıyabında da dua etmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İyilik g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;ne, Cezakellah&uuml; hayran kesira </b>[Allah, seni &ccedil;ok hayırla m&uuml;kafatlandırsın] <b>diyen, ona en b&uuml;y&uuml;k duayı etmiş olur.) </b>[İ. Asakir]<br />
<br />
<b>(Bir m&uuml;sl&uuml;man, arkadaşının gıyabında dua edince, bir melek de ona, </b>&ldquo;Aynen bir mislini de Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sana versin&rdquo; <b>diye dua eder.) </b>[M&uuml;slim] Meleğin duası ise elbette kabul olur.<br />
<br />
<b>Ş&uuml;k&uuml;r secdesi<br />
Sual:</b> Ş&uuml;k&uuml;r secdesi nedir, nasıl yapılır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kendisine nimet gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in ş&uuml;k&uuml;r secdesi yapması m&uuml;stehaptır. Ş&uuml;k&uuml;r secdesi, tilavet secdesi gibidir. Ş&uuml;k&uuml;r secdesi yapacak olan, niyet edip, secdeye gidince, &ouml;nce Elhamd&uuml;lillah der. Sonra secde tesbihini okur. Sonra Allah&uuml; ekber der ve ayağa kalkar. <b>(Tahtavi)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> Ş&uuml;k&uuml;r secdesi, abdestsiz yapılabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tilavet secdesi gibidir, abdestsiz yapılmaz.<br />
<br />
<b>Ş&uuml;k&uuml;r duası<br />
Sual:</b> Sıkıntılı bir halimizden kurtulduk. Acaba b&ouml;yle bir durumda en g&uuml;zel ş&uuml;k&uuml;r nasıl olur? Dua, secde vb...nasıl hareket etmeliyiz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
<b>1-</b> Her g&uuml;n sabah ve akşam aşağıdaki duayı okuyunuz:<br />
<b>(&quot;<a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/033.jpg" target="_blank">Allah&uuml;mme ma esbaha bi min nimetin ev bi ehadin min halkıke, fe minke vahdeke la şerike leke, felekel hamd&uuml; ve lekeşş&uuml;k&uuml;r&quot;</a></b> duasını, g&uuml;nd&uuml;z okuyan o g&uuml;n&uuml;n, akşam okuyan o gecenin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; ifa etmiş olur.) [Akşam okurken <b>esbaha</b> yerine <b><a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/032.jpg" target="_blank">ems&acirc;</a></b> denir.]<br />
[Bu dua &ccedil;ok kıymetlidir, ezberleyip g&uuml;nd&uuml;z ve akşam okumayı ihmal etmemeli.]<br />
<br />
<b>2- </b>Ş&uuml;k&uuml;r secdesi yapınız.<br />
<br />
<b>3- </b>İki rekat ş&uuml;k&uuml;r namazı kılınız.<br />
<br />
<b>4- </b>Mali durumunuz iyi ise hayatınızın ş&uuml;kr&uuml; i&ccedil;in hayvan kesin ve fakirlere dağıtın.<br />
<br />
<b>5-</b> Ş&uuml;k&uuml;r İslam&rsquo;a uymak demektir. Dinin her emrine uymaya &ccedil;alışınız.<br />
<br />
Herkes, i&ccedil;inde bulunduğu nimetin kıymetini bilmelidir! Nimetin kıymeti bilinirse, artar, bilinmezse elden gider. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir kimseye nimet verir ve insanların ihtiya&ccedil;larını ona d&uuml;ş&uuml;r&uuml;r de, o da onların ihtiya&ccedil;larını gidermezse, nimeti yok olmaya mahkumdur.) </b>[İbni Neccar]<br />
<br />
Her m&uuml;sl&uuml;man, sahip olduğu imkanları, başarıları, nimetleri kendinden bilmemelidir! &quot;Bunu ben yaptım&quot; dememelidir! Her nimeti Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan bilmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir kimseye nimet verir, o da nimetin Allah&rsquo;tan olduğunu bilirse, hen&uuml;z hamd etmeden, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu ş&uuml;kretmişlerden yazar. Bir kimse de, işlediği g&uuml;naha pişman olursa, hen&uuml;z tevbe etmeden, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu affeder.) </b>[Hakim]<br />
<br />
Ş&uuml;k&uuml;r ve sabırla ilgili k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kıssa da bildirelim:<br />
<br />
<b>Hifa Hatun </b><br />
Medine&rsquo;de g&uuml;zelliği diller destan olan bir kadın vardı. Adı <b>Hifa</b> olan bu hatun, Resulullah efendimizden Cennete g&ouml;t&uuml;recek ibadetin ne olduğunu sordu. <b>(&Ouml;nce evlenmek gerekir. Evlenen dinin yarısını korur)</b> cevabını alınca, <b>Hifa Hatun</b>, (Kendime denk olan hi&ccedil; kimse g&ouml;remedim. Ancak siz, kimi uygun g&ouml;r&uuml;rseniz, ona razıyım) dedi. Resulullah efendimiz, <b>(Yarın mescide ilk&ouml;nce gelen zat ile evlendireyim)</b> buyurdu. Hifa hatun da razı oldu.<br />
<br />
Sabah oldu. Mescide gelen zat, hem fakirdi, hem de fiziki y&ouml;nden de g&uuml;zel değildi. Siyaha yakın, zayıf biri olan <b>S&uuml;heyb</b> idi. <b>Hifa </b>ise, g&uuml;zel olduğu kadar da zengin ve her bakımdan m&uuml;kemmel idi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın takdirine razı oldu. Nikahları kıyıldı. S&uuml;heybin d&uuml;ğ&uuml;n yemeği verecek parası olmadığı gibi, gelini g&ouml;t&uuml;recek bir yeri de yoktu. Hifa hatun, ona mal ve ev verdi. <b>Hifa, S&uuml;heyb</b> i&ccedil;in bir nimet, <b>S&uuml;heyb</b> de <b>Hifa</b> i&ccedil;in bir mihnet demekti.<br />
<br />
Gerdek gecesi, <b>(Cennette &ouml;yle y&uuml;ksek dereceler var ki buraya ancak sabreden ve ş&uuml;kredenler girer)</b> hadis-i şerifindeki m&uuml;jdeye kavuşmak i&ccedil;in ikisi de, <b>(Nimete ş&uuml;k&uuml;r ve mihnete sabır i&ccedil;in geceyi ibadetle ge&ccedil;irmeye) </b>karar verdi. Cebrail aleyhisselam gelip durumu Resulullah efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamın bildirdiklerini anlatınca, Hazret-i S&uuml;heyb, sevincinden başını secdeye koyup, (Ya Rabbi eğer beni affetmişsen, yeni bir g&uuml;naha girmeden, canımı al) diye dua etti. O anda vefat etti. Peygamber efendimiz<b>, (Şu anda Hifa hatun da vefat etti)</b> buyurdu. İkisinin kabrini yanyana kazdılar. Biri nimete ş&uuml;kretmişti, diğeri de mihnete sabretmişti.<br />
<br />
<b>Allah&rsquo;a ş&uuml;kr&uuml;n l&uuml;zumu<br />
Sual:</b> Kendi isteğimizle yaratılmadığımıza g&ouml;re, Allah&rsquo;a ş&uuml;kretmemiz gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hi&ccedil; yoktan yaratıldığımız i&ccedil;in ş&uuml;k&uuml;r gerektiği gibi, şu hususlardan dolayı da ş&uuml;k&uuml;r gerekir:<br />
<b>1- </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bizi bir taş, bir bitki veya bir hayvan olarak değil de, insan<b> </b>olarak yarattığı i&ccedil;in,<br />
<b>2- </b>M&uuml;sl&uuml;man bir &uuml;lkede doğduğumuz i&ccedil;in, [Gayrim&uuml;slim bir &uuml;lkede d&uuml;nyaya gelseydik, araştırıp iman etmemiz &ccedil;ok zor olurdu. M&uuml;sl&uuml;man &uuml;lkede doğmamız, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir ihsanıdır.]<br />
<b>3-</b> M&uuml;sl&uuml;man &uuml;lkede doğduğu h&acirc;lde, dinsiz olan bir&ccedil;ok kişi gibi olmadığımız i&ccedil;in,<br />
<b>4-</b> M&uuml;sl&uuml;man aileden d&uuml;nyaya gelip, onlar bizi M&uuml;sl&uuml;man olarak yetiştirdiği i&ccedil;in,<br />
<b>5- </b>Bozuk &ccedil;evrenin etkisinde kalmadan, imanımızı muhafaza ettiğimiz i&ccedil;in,<br />
<b>6-</b> Musa aleyhisselam gibi b&uuml;y&uuml;k bir peygamber, bu &uuml;mmetten olmak i&ccedil;in dua etmiştir. Bir peygamberin bile isteyip de kavuşamadığı nimete, biz kavuştuğumuz i&ccedil;in,<br />
<b>7</b>- &Uuml;lkemizde ve d&uuml;nyada, insanların &ccedil;oğu, namaz kılmaktan mahrumdur. Namaz kılmak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kulunu kendisine muhatap se&ccedil;mesi, huzuruna kabul etmesi demektir. Milyonlarca, milyarlarca insan arasından, bizi muhatap kabul ettiği, bize yap, yapma diye emirler verdiği ve her g&uuml;n beş sefer, huzuruna kabul ettiği i&ccedil;in,<br />
<b>8- </b>Her &uuml;lkede bid&rsquo;at ehli gruplar var. Bid&rsquo;atler ibadet gibi işleniyor. Bid&rsquo;at ehli olmadığımız i&ccedil;in,<br />
<b>9- </b>Cehennemden kurtulacağı bildirilen, Ehl-i s&uuml;nnet vel cemaat fırkasında olduğumuz i&ccedil;in,<br />
<b>10- </b>İslam &acirc;limlerini tanımayı, sevmeyi, kitaplarını okuyup dinimizi &ouml;ğrenmeyi ve yaymayı bize nasip ettiği i&ccedil;in de &ccedil;ok ş&uuml;kretmek gerekir. Ne kadar &ccedil;ok ş&uuml;kretsek, yine layıkıyla ş&uuml;kretmiş olamayız. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın nimetleri, ihsanları saymakla bitmez. Bir &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Allah&rsquo;ın nimetlerini saymaya kalksanız, bitiremezsiniz.)</b> [Nahl 18]<br />
<br />
Bir beyit:<br />
<b>V&uuml;cudun her zerresi, gelse de dile,<br />
Ş&uuml;kr&uuml;n binde birini, yapamaz bile</b>.<br />
<br />
Bunca nimetlere ş&uuml;krediyor muyuz? Nimet i&ccedil;inde y&uuml;zen, ş&uuml;kr&uuml; kolay hatırlayamaz. Ş&uuml;kretmemek nank&ouml;rl&uuml;kt&uuml;r. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Ş&uuml;krederseniz, nimetlerimi artırırım. Nank&ouml;rl&uuml;k ederseniz, azabım &ccedil;ok şiddetlidir)</b> buyuruyor. (İbrahim 7)<br />
<br />
Ş&uuml;kretmek i&ccedil;in İslam&rsquo;a uymak gerekir. İslam&rsquo;ın emir ve yasaklarına uyan ş&uuml;kretmiş olur.<br />
<br />
<b>Hamd etmek<br />
Sual:</b> Nefsimize uyup g&uuml;nah işlediğimiz zamanlar oluyor, bu zamanlar da dahil, her halimize hamdolsun demek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;nahlar kast edilmeden, <b>elhamd&uuml;lillahi al&acirc; k&uuml;lli h&acirc;l </b>yani her halimize hamd olsun demek caiz olur. K&uuml;fre d&uuml;şmek veya sapıtmak gibi haller de d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;nce, o zaman ş&ouml;yle demelidir:<br />
<b>(Elhamd&uuml;lillahi al&acirc; k&uuml;lli h&acirc;l, sivel k&uuml;fri ved-dal&acirc;l.) </b>(K&uuml;f&uuml;r ve dalalet hari&ccedil;, her halden dolayı Allah&rsquo;a hamd olsun) demektir.<br />
<br />
Ş&ouml;yle demek de uygun olur:<br />
<b>(Elhamd&uuml;lillahi al&acirc; k&uuml;lli h&acirc;l. Ve e&ucirc;z&uuml; billahi min h&acirc;li ehlinn&acirc;r.)</b><br />
(Her halden dolayı Allah&rsquo;a hamd olsun. Cehennem ehlinin halinden Allah&rsquo;a sığınırım) demektir.<br />
<br />
<b>Hazret-i Ebu Bekre ş&uuml;kretmek<br />
Sual:</b> <b>(Ebu Bekir&rsquo;i sevmek ve ona ş&uuml;kretmek her m&uuml;mine şarttır)</b> anlamında bir hadis var. Ş&uuml;k&uuml;r sadece Allah&rsquo;a olmaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ş&uuml;k&uuml;r, teşekk&uuml;r etmek demektir. Bir iyilik edene memnuniyetini, minnetini bildirmek demektir. İyilik edene bu hissi g&ouml;stermek ve onu &ouml;vmektir. Araplar ş&uuml;kran derler. Teşekk&uuml;r ederim demektir. İnsanlara da ş&uuml;kredilir. İki hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İnsanlara ş&uuml;kretmeyen, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kretmemiş olur.)</b> [Tirmizi, İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak ş&uuml;k&uuml;r olur. İyiliği gizleyen nank&ouml;rl&uuml;k etmiş olur.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
<b>Elhamd&uuml;lillah demek<br />
Sual:</b> Her nimet i&ccedil;in elhamd&uuml;lillah demek gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Bir M&uuml;sl&uuml;man d&uuml;nyadaki her şeye sahip olsa, </b>&quot;Elhamd&uuml;lillah&quot; <b>dese, bu</b> &quot;Elhamd&uuml;lillah&quot; <b>s&ouml;z&uuml;, o her şeyden daha kıymetlidir.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Yeni g&ouml;mlek giyerken, </b>&quot;Hamd olsun O Allah&rsquo;a ki, bedenimi &ouml;rtecek ve hayatımı g&uuml;zel edecek şeyi bana nasip etti&quot; <b>diyen ve eskisini de birine veren, hayatında da, &ouml;l&uuml;m&uuml;nde de Allah&rsquo;ın himayesinde olur.) </b>[İ.Ahmed]<br />
<br />
<b>Hamd olsun demek<br />
Sual:</b> Nasılsın diyene, hamd olsun iyiyiz veya &ccedil;ok ş&uuml;k&uuml;r iyiyiz demek k&acirc;fi midir yoksa Allah&rsquo;a hamd olsun, Allah&rsquo;a ş&uuml;k&uuml;rler olsun demek şart mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&rsquo;a hamd olsun, Allah&rsquo;a ş&uuml;k&uuml;rler olsun demek &ccedil;ok iyidir.<br />
Bununla beraber İslam &acirc;limleri, <b>hamd olsun, ş&uuml;k&uuml;rler olsun, &ccedil;ok ş&uuml;k&uuml;r </b>gibi ifadeler kullanmışlardır.<br />
<br />
Mesela <b>İmam-ı Rabbani </b>hazretleri, bazı mektuplarında Allah<b> </b>kelimesini kullanmadan da hamd olsun diyor.<br />
<br />
<b>Hamd </b>gibi, dua da Allah i&ccedil;in yapılır. Allah&rsquo;a dua ediyorum demek şart değildir. Dua ediyorum demekle Allah adı kasten kaldırılmış olmaz.<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri, (Allah&rsquo;ın se&ccedil;tiği, sevdiği kullarına selam olsun) buyuruyor. Allah&rsquo;ın selamı olsun demiyor.<br />
<br />
Hamd gibi selam da Allah i&ccedil;in olduğundan dolayı, Allah ismi kullanılmamıştır. Bu bakımdan vesselam demek k&acirc;fi g&ouml;r&uuml;lmektedir.<br />
<br />
Kur&#39;an-ı kerimde de, Allah&rsquo;a ş&uuml;k&uuml;r yerine, sadece ş&uuml;k&uuml;r kelimesi kullanılmıştır:<br />
<b>(İnsanların &ccedil;oğu ş&uuml;kretmez.) </b>[Bekara 243, Yunus 60, Yusuf 38, M&uuml;minun 61]<br />
<br />
<b>(Az ş&uuml;krediyorsunuz.) </b>[Araf 10, M&uuml;minun 78, Secde 9, M&uuml;lk 23]<br />
<br />
<b>(Nuh, &ccedil;ok ş&uuml;kreden bir kul idi.) </b>[İsra 3]<br />
<br />
<b>Ş&uuml;kretmek nasıl olur?<br />
Sual:</b> Ş&uuml;k&uuml;r nedir? Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya nasıl layıkıyla ş&uuml;kredebiliriz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ş&uuml;k&uuml;r, her nimetin Allah&rsquo;tan geldiğini bilip yerinde sarf etmek ve dille de hamd etmektir. Ş&uuml;k&uuml;r, kendini o nimete layık g&ouml;rmemektir. Ş&uuml;k&uuml;r, nimeti değil, nimeti vereni g&ouml;rmektir. Nimet sahibinin emirlerine uyup yasakladıklarından sakınmaktır. Bu da, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalble iyiliğe niyet eder. Dille hamd eder, ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; a&ccedil;ıklar. Uzuvlarla ş&uuml;k&uuml;rse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği nimetleri, onun sevdiği ve istediği yerlerde kullanmaktır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya layıkıyla ş&uuml;kretmek m&uuml;mk&uuml;n değilse de, şunlar yapılırsa, ş&uuml;kredilmiş kabul edilir:<br />
<b>1- </b>Her nimetin Allah&rsquo;tan geldiğini bilmek. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Hazret-i Musa&rsquo;ya buyurdu ki:<br />
<b>(Kendine verdiğim nimeti benden bilen, nimetlerin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi &ccedil;alışmasıyla bilip benden bilmezse, nimetin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; eda etmemiş olur.)</b> [İ. Gazali]<br />
<br />
<b>2- </b>Nimetleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın istediği şekilde kullanmak. Mesela g&ouml;z&uuml;n ş&uuml;kr&uuml;, ibretle bakmak, harama bakmamak, M&uuml;sl&uuml;manın ve arkadaşının kusurunu g&ouml;rmemektir. Kulağın ş&uuml;kr&uuml;, iyi şeyler dinlemek, k&ouml;t&uuml; şeyleri, s&ouml;ylenilen ayıpları dinlememektir.<br />
<br />
<b>3-</b> Kendimiz dinin emir ve yasaklarına uyarken, diğer insanların da bu nimetten istifade etmesini, hidayete ermelerini sağlamak i&ccedil;in &ccedil;alışmak.<br />
<br />
<b>4</b>- Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; &ccedil;eşitli nimetler verince, buna layık olmadığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p utanmak ş&uuml;k&uuml;r olur. Ş&uuml;k&uuml;rdeki kusurunu bilmek de ş&uuml;k&uuml;r olur. Ş&uuml;kredemiyoruz diye &ouml;z&uuml;r beyan etmek de ş&uuml;k&uuml;rd&uuml;r. (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kusurlarımı &ouml;rt&uuml;yor) demek de ş&uuml;k&uuml;rd&uuml;r. Ş&uuml;k&uuml;r vazifesini yerine getirmenin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir l&uuml;tfu olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmek de ş&uuml;k&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
<b>5-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği her şeye razı olmak.<br />
<br />
<b>6</b>- Nimetlerden faydalanıldığı m&uuml;ddet&ccedil;e, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isyan etmemek.<br />
<br />
<b>7-</b> Yapılan iyiliği anıp ihsan edeni &ouml;vmek, yani dille de Elhamd&uuml;lillah demek.<br />
<br />
<b>8- </b>Bir hadis-i şerif meali: <b>(<a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/033.jpg" target="_blank">&ldquo;Allah&uuml;mme m&acirc; esbaha b&icirc; min ni&rsquo;metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, l&acirc; şer&icirc;ke leke, fe lekel hamd&uuml; ve lekeşş&uuml;kr&rdquo;</a> duasını, g&uuml;nd&uuml;z okuyan o g&uuml;n&uuml;n, akşam okuyan o gecenin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; ifa etmiş olur.)</b> [M. Rabbani 3/17] (Bu duayı akşam okurken, <b>esbaha</b> yerine <b><a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/032.jpg" target="_blank">ems&acirc;</a></b> denir.)<br />
<br />
<b>9</b>- Vasıtalara ş&uuml;kretmek. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; nimetlerini, rızkımızı bir vasıtayla g&ouml;nderir. Onlara teşekk&uuml;r etmekle de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kretmiş oluruz. Bir hadis-i şerif meali: <b>(İnsanlara teşekk&uuml;r etmeyen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kretmemiş olur.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>Hamd etmek<br />
Sual:</b> Allah&rsquo;a hamd etmenin, yani Elhamd&uuml;lillah demenin h&uuml;km&uuml; nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hamd etmenin h&uuml;km&uuml; yerine g&ouml;re değişir. Birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>Vacib olanlar: </b>Namazda hamd etmek vacibdir. Fatiha suresi okumakla hamd edilmiş olur.<br />
<b>S&uuml;nnet olanlar: </b>Duaya başlarken, hutbede ve yiyip i&ccedil;tikten sonra hamd etmek s&uuml;nnettir.<br />
<b>M&uuml;stehab olanlar: </b>Duaların sonunda hamd etmek m&uuml;stehabdır.<br />
<b>Mubah olanlar: </b>Her hatırladık&ccedil;a hamd etmek mubahtır.<br />
<b>Haram olanlar: </b>Haram bir şeyi yiyip i&ccedil;tikten sonra hamd etmek haramdır.<br />
<b>K&uuml;f&uuml;r olanlar: </b>Domuz eti, şarap gibi kesin haram olan bir şeyi yiyip i&ccedil;tikten sonra hamd etmek haramdır, hatt&acirc; haramlığına &ouml;nem verilmezse k&uuml;f&uuml;r olur.<br />
<br />
<b>Sayılamayan nimetler<br />
Sual:</b> &Ccedil;ok sıkıntıları olan bir M&uuml;sl&uuml;manın, yine de ş&uuml;kretmesi gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;man olmak en b&uuml;y&uuml;k nimete sahip olmak demektir. Bu nimete ne kadar ş&uuml;kretsek azdır. M&uuml;sl&uuml;man olan, nimetler i&ccedil;indedir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Rahmetim gazabımı aştı)</b> buyuruyor. (Deylemi)<br />
<br />
Bu bakımdan, her işte m&uuml;minin k&acirc;rı &ccedil;ok olur. Birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1-</b> G&uuml;nahlar bire bir yazılırken, sevablar en az bire on yazılır. Bire yedi y&uuml;ze kadar &ccedil;ıkar, hatta daha da fazla karşılık verilir. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Bir iyilik yapana on katı sevab verilir. Bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;k ise ancak misliyle</b> [bire bir] <b>cezalandırılır. Kimseye haksızlık yapılmaz)</b> [Enam 160]<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İyilik yapmak isteyip de yapamayana, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, tam iyilik etmiş gibi sevab yazar. Eğer o iyiliği yaparsa on, yediy&uuml;z misli ve &ccedil;ok daha fazla sevab yazar. Eğer k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğe niyet eder de yapmazsa, tam bir sevab yazar. O k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yaparsa, sadece bir g&uuml;nah yazar.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>2-</b> İyilik yapmaya imk&acirc;nı olmayan bir m&uuml;min samimi olarak, (Şu dağ altın olsa da, herkese dağıtsam) diye d&uuml;ş&uuml;nse sanki dağıtmış gibi sevaba kavuşur, ama imk&acirc;nım olsa ş&ouml;yle hırsızlık ederdim, ş&ouml;yle g&uuml;nah işlerdim diye d&uuml;ş&uuml;nse, o g&uuml;nahları işlemedik&ccedil;e g&uuml;nah yazılmaz. Hatta g&uuml;nah işlemeye karar verip sonra Allah rızası i&ccedil;in vazge&ccedil;se, sevab da alır.<br />
<br />
<b>3-</b> M&uuml;min hastalanıp ibadet edemez h&acirc;le gelince, ona yine l&uuml;tuflar yağmaya başlar. Hastayken doğru d&uuml;r&uuml;st yapamadığı amellere daha &ccedil;ok sevab kazanır. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(M&uuml;min, hastalanıp ibadet edemeyince, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, g&uuml;nahları yazan soldaki meleğe, </b>&ldquo;Onun g&uuml;nahlarını yazma&rdquo;<b> emri verir. Sevabları yazan sağdaki meleğe de, </b>&ldquo;Ona sıhhatliyken yaptığı amellere verilen sevabların en g&uuml;zelini yaz, ben onun durumunu bilirim ve onu ben bu h&acirc;le getirdim&rdquo;<b> buyurur.) </b>[İbni Asakir]<br />
<br />
<b>4-</b> İnsanların amellerini yazan ikişer melek, her sabah akşam değişir. Eğer kul sabah ve g&uuml;n&uuml;n sonunda iyi iş işlemişse, aradaki g&uuml;nahlara bakılmadan affedilir. Bu ne b&uuml;y&uuml;k bir ihsandır! Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Melekler, insanların amel defterlerini g&ouml;t&uuml;rd&uuml;kleri zaman, başında ve sonunda iyi iş yazılı ise, g&uuml;n ortasında yapılanları ona bağışlarlar.)</b> [Ebu Ya&rsquo;la]<br />
<br />
<b>5-</b> Sevab veya g&uuml;nah yazılırken de melekler m&uuml;mine l&uuml;tufta bulunur. M&uuml;min, birka&ccedil; g&uuml;nah işler, sağdaki &acirc;mir olan melek soldakine g&uuml;nahları yazdırmaz, (Biraz bekle, belki bir iyilik) işler der. Kul bir iyilik işleyince, şimdi yazalım der. Bir iyiliğe on sevab verilir. O kişi &uuml;&ccedil; g&uuml;nah işlemişse, 10&rsquo;dan 3&rsquo;&uuml; &ccedil;ıkar, geriye 7 sevab yazılır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Sağdaki melek, soldaki meleğin &acirc;miridir. Kul, bir iyilik yapınca, on sevab yazar. K&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapınca, sağdaki melek, soldaki meleğe, bekle der. O da, 6 saat bekler. Eğer kul istigfar ederse, hi&ccedil; g&uuml;nah yazmaz. İstigfar etmezse, tek bir g&uuml;nah yazar.) </b>[Taberani, Beyheki]<br />
<br />
<b>6-</b> D&ouml;rt rek&acirc;tlık namazda yanılıp &uuml;&ccedil; m&uuml;, d&ouml;rt m&uuml; kıldım diye ş&uuml;phelenince, &uuml;&ccedil; kabul eder, bir rek&acirc;t daha kılar. Secde-i sehv eder. Peygamber efendimiz, b&ouml;yle yapan kimse i&ccedil;in, <b>(Eğer beş rek&acirc;t kılmışsa, melekler bir rek&acirc;t daha ekleyip o namazı altı rek&acirc;t olarak yazarlar) </b>buyuruyor.<b> </b>(M&uuml;slim)<br />
<br />
Bir rek&acirc;t fazla kıldığı namaz boşa gitmiyor, yanına bir daha eklenerek iki rek&acirc;t namaz olarak takdim ediliyor. Hep b&ouml;yle, m&uuml;minin lehine hareket edilmektedir. Bir kimse Allah&rsquo;a bir adım yaklaşırsa Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ona on adım yaklaşıyor. Hep nimet i&ccedil;indeyiz.<br />
<br />
<b>7-</b> Allah dostlarını, sadece seven bile kurtulur. Silsile-i aliyye b&uuml;y&uuml;klerinden, K&acirc;be-yi şerifi g&ouml;r&uuml;nce, <b>(Y&acirc; Rabbi, bizi seveni dostun yap)</b> diye dua edenler oldu ve bu duaları kabul oldu. Demek ki, bu b&uuml;y&uuml;kleri seven kurtulur. Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Dini sual sormakla d&ouml;rt kişi sevabda ortaktır: Sual soran, cevap veren, dinleyen ve bunları sevenler.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
Gazetede, maillerde bunları okuyanlar, radyoda ise dinleyenler de sevaba ortak olur. Bir de, bir kimse gazete alamıyordur yahut bilgisayarı, maili yoktur, okuyamıyordur. Radyoyu o saatte dinleyemiyordur, fakat (Gazete alsaydım veya bilgisayarım olsaydı da, bu sual ve cevapları okusaydım) yahut radyoda konuşulurken (O saatte m&uuml;sait olsaydım da dinleseydim) diyordur. B&ouml;yle diyenler de, diğerleri gibi sevaba kavuşur. Mesela, <b>Osman &Uuml;nl&uuml; </b>hoca konuşuyor, bir mazeretle dinleyemeyen biri, (Ne iyi, suallere nakle uygun cevap veriliyor, Osman hocadan ve ona bu imk&acirc;nı verenlerden Allah razı olsun) derse, yine sevaba ortak olur.<br />
<br />
<b>8-</b> Yatağa abdestli giren, &ouml;l&uuml;rse şehit olur. Namaza kalkmak yahut ertesi g&uuml;n faydalı işler yapmak niyetiyle uyuyanın uykusu ibadet olur. İki hadis-i şerif meali:<br />
<b>(&Acirc;limlerin uykusu ibadettir.)</b> [İ. Gazali]<br />
<br />
<b>(Oru&ccedil;lunun uykusu ibadettir.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>9- </b>Ramazan ayına kavuşmak b&uuml;y&uuml;k nimettir.<b> </b>Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Ramazanın ilk gecesi, m&uuml;minlere rahmet eder. Rahmetle baktığı kuluna da artık hi&ccedil; azap etmez. Ramazanın son g&uuml;n&uuml;, oru&ccedil; tutan m&uuml;minlerin hepsini affeder) </b>[Beyheki] (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatları da ebed&icirc; olduğu i&ccedil;in, razı olması, affetmesi de ebed&icirc;dir. Bir defa rahmetle bakarsa, bir defa affederse, artık ona hi&ccedil; azap etmez.)<br />
<br />
<b>10</b>- Camiye giren bile nimete kavuşuyor. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Camiye giren, o andan itibaren namazda sayılır.)</b> [İbni Ebi Şeybe]<br />
<br />
<b>11</b>- Cuma g&uuml;n&uuml; &ouml;len bile kurtulur. Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Cuma g&uuml;n&uuml; &ouml;len m&uuml;min, şehit olur ve kabir azabından kurtulur.) </b>[Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>12</b>- &Ouml;mr&uuml;nde bir kere g&uuml;nahtan sakınan, sonunda Cennete gider. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(&Ouml;mr&uuml;nde bir kere Allah&rsquo;ı anan veya Ondan korkan M&uuml;min, Cehennemden &ccedil;ıkar.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>13</b>- İman eden k&acirc;firin, k&acirc;firken yaptığı iyilikler boşa gitmediği gibi, yaptığı b&uuml;t&uuml;n g&uuml;nahları da affolur, hatta sevaba &ccedil;evrilir. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, k&acirc;firken tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin seyyiatını hasenata </b>[g&uuml;nahlarını sevablara]<b> &ccedil;evirir. Allah &ccedil;ok affedici ve &ccedil;ok merhamet sahibidir.)</b> [Furkan 70]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;,<b> (Affettiğim kimseyi artık asla kınamam)</b> buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Tevbe eden, hi&ccedil; g&uuml;nah işlememiş gibi olur.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>14-</b> Rabbimizin affetmediği g&uuml;nah yoktur. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(De ki, ey &ccedil;ok g&uuml;nah işlemekle haddi aşan kullarım! Allah&rsquo;ın rahmetinden </b>[bizi affetmez diye]<b> &uuml;midinizi kesmeyin! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah</b>, [iman ehlinin]<b> b&uuml;t&uuml;n g&uuml;nahlarını hi&ccedil; ş&uuml;phesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.)</b> [Z&uuml;mer 53]<br />
<br />
<b>15- </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &acirc;hirette bile, yapılan c&ouml;mertlikten veya başka iyilikten dolayı kulunu affeder. Mahşer g&uuml;n&uuml; bir tek sevabı kalan m&uuml;min, bunu tek sevaba ihtiyacı olan başka m&uuml;mine bağışlayınca Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ikisini de Cennete koyar. Cehennemden sorgu i&ccedil;in &ccedil;ıkarılan bir kimseye, (Haydi tekrar Cehenneme) dendiği zaman, o m&uuml;min, ayağındaki zincirlerle koşarak Cehenneme gider. Cehenneme gidilirken koşulur mu diye sorulduğu zaman, (D&uuml;nyada ne başımıza gelmişse, s&ouml;z dinlememekten ileri gelmiştir, bari burada s&ouml;z dinleyeyim diye koşuyorum) der. Bu s&ouml;z Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın hoşuna gider ve onu Cennete g&ouml;t&uuml;r&uuml;n buyurur.<br />
<br />
<b>Teşekk&uuml;r ve ş&uuml;k&uuml;r<br />
Sual: (İnsanlara teşekk&uuml;r etmeyen, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kretmiş olamaz) </b>hadis-i şerifindeki insanlara teşekk&uuml;rden maksat nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
(Bize gelen nimete vesile olan kimseye teşekk&uuml;r etmedik&ccedil;e, o nimet i&ccedil;in yapacağımız ş&uuml;kr&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kabul etmez) demektir. Mesela, evi olmayan bir fakire, hayırsever bir zengin bir ev hediye etse, o fakir de zengine teşekk&uuml;r etmeyip sadece, (Y&acirc; Rabbi, bana ev nasip ettiğin i&ccedil;in sana ş&uuml;krederim) dese, yetmez, bu nimete vesile olan şahsa da teşekk&uuml;r etmesi gerekir.<br />
<br />
<b>Nimete ş&uuml;k&uuml;r<br />
Sual:</b> Nimetlere ş&uuml;kretmenin kısa yolu varsa nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Din&icirc; hususlarda kendimizden &uuml;st&uuml;n olana bakıp kibirlenmemek, d&uuml;nyalık hususlarda ise kendimizden aşağıda olana bakıp bizdeki mevcut nimetlere nank&ouml;rl&uuml;k etmemek gerekir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Dinde kendinizden yukarıda olana bakın, aşağı olana bakmayın, yoksa kendinizi beğenip, hel&acirc;k olursunuz. D&uuml;nyalık hususunda da, kendinizden yukarıda olana bakmayın, yoksa nank&ouml;rl&uuml;k edersiniz. Kendinizden aşağı olana bakın ki nimete ş&uuml;kredesiniz.) </b>[Ey Oğul İlmihali]<br />
<br />
<b>Ş&uuml;k&uuml;r m&uuml;, sabır mı?<br />
Sual: (Allah&rsquo;ın nimetlerini yiyip, ş&uuml;kredenin sevabı, oru&ccedil; tutup sabredenin sevabından az değildir)</b> hadis-i şerifinde, ş&uuml;kretmek, neden oru&ccedil; tutup sabretmekten daha sevabdır? Oru&ccedil; tutup sabreden &ccedil;ok sıkıntıya katlanır, ama ş&uuml;kretmek daha kolay değil mi?<br />
<b>CEVAP<br />
Hamd,</b> b&uuml;t&uuml;n nimetleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yaratıp g&ouml;nderdiğine inanmak ve s&ouml;ylemek demektir.<br />
<br />
<b>Ş&uuml;k&uuml;r,</b> b&uuml;t&uuml;n nimetleri İslamiyet&rsquo;e uygun kullanmak demektir. Yani Allah&rsquo;ın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, gizli a&ccedil;ık Allah&rsquo;a itaat edip g&uuml;nahlardan ka&ccedil;ınmaktır. Kişi, Rabbinin verdiği nimetleri g&uuml;naha vasıta kılarsa ş&uuml;kretmiş olmaz, nank&ouml;rl&uuml;k etmiş olur. Ş&uuml;kr&uuml;n esası, nimetlerin sahibini bilmek, bunu kalble tasdik edip dille s&ouml;ylemektir.<br />
<br />
B&uuml;y&uuml;klerin s&ouml;yledikleri gibi, Horasan&rsquo;ın k&ouml;peklerini de a&ccedil; bıraksanız, sabretmiş olurlar. Ş&uuml;kretmekse, &ccedil;ok zordur. Onun i&ccedil;in Kur&rsquo;an-ı kerimde, <b>(İnsanların &ccedil;oğu ş&uuml;kretmez, ş&uuml;kredenler azdır)</b> buyuruluyor. Her uzvun ş&uuml;kr&uuml; vardır:<br />
<b>1- Ellerin ş&uuml;kr&uuml;:</b> Harama el uzatmamak, helal olan şeyleri tutmak,<br />
<b>2- Dilin ş&uuml;kr&uuml;:</b> Yalan, gıybet, iftira, fuhuş s&ouml;z gibi k&ouml;t&uuml; şeylerden uzak durmak, hayır s&ouml;ylemek ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı zikretmek,<br />
<b>3- G&ouml;zlerin ş&uuml;kr&uuml;:</b> Harama bakmamak, M&uuml;sl&uuml;manların kusurlarını g&ouml;rmemek ve her şeye ibretle bakmak,<br />
<b>4- Kulakların ş&uuml;kr&uuml;:</b> İyi şeyler dinlemek, k&ouml;t&uuml; şeyleri, &ccedil;algıları dinlememek, s&ouml;ylenilen ayıpları duymamak,<br />
<b>5- Burnun ş&uuml;kr&uuml;:</b> Haram şeyler koklamamak, helal olanları koklamak,<br />
<b>6- Ayakların ş&uuml;kr&uuml;</b>: Kumarhane, meyhane gibi k&ouml;t&uuml; yerlere gitmemek; camiye ve salih akrabaları, diğer salih zatları ziyarete gitmek,<br />
<b>7- Fercin ş&uuml;kr&uuml;:</b> Zinadan, livatadan uzak durmak, nik&acirc;hlı eşle beraber olmak,<br />
<b>8- Midenin ş&uuml;kr&uuml;:</b> Haram lokmadan sakınmak, helal şeyleri yiyip i&ccedil;mek,<br />
<b>9- Kalbin ş&uuml;kr&uuml;: </b>Kibir, ucb, suizan, &ouml;fke, riya, kin, haset, mal ve makam sevgisi, &ouml;v&uuml;lmeyi sevmek, ayıplanmaktan korkmak, &ouml;v&uuml;nmek gibi şeylerden ka&ccedil;mak; ilim, tefekk&uuml;r, rıza, hay&acirc;, tevazu, merhamet, m&uuml;r&uuml;vvet, h&uuml;sn&uuml;zan etmek gibi g&uuml;zel vasıflara sahip olmak, yani k&ouml;t&uuml; sıfatlardan kurtulup g&uuml;zel huylarla s&uuml;slenmek,<br />
<b>10- Bedenin ş&uuml;kr&uuml;: </b>Oru&ccedil; tutmak, namaz kılmak ve bedenle yapılan ibadetleri yapmak.<br />
<br />
<b>Diğer ş&uuml;k&uuml;rlerden bazıları:</b><br />
<br />
<b>Allah&rsquo;ı tanımanın ş&uuml;kr&uuml;: </b>Bildirdiği emir ve yasaklara riayet edip hubb-i fillah ve buğd-ı fillah &uuml;zere olmak, yani sevdiklerini sevip d&uuml;şmanlarına d&uuml;şman olmak ve ayrıca &ccedil;ok elhamd&uuml;lillah demektir.<br />
<b>Peygamberi tanımanın ş&uuml;kr&uuml;:</b> Ehl-i s&uuml;nnet itikadı &uuml;zere olup sevdiklerini ve onu sevenleri sevmek, sevmediklerini ve onu sevmeyenleri sevmemek, s&uuml;nnetiyle amel etmektir.<br />
<b>Bir b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; tanımanın ş&uuml;kr&uuml;:</b> Eserlerini okumak, okutmak ve yaymak, talebeleriyle birlik beraberlik i&ccedil;inde olmaktır.<br />
<b>İmanın ş&uuml;kr&uuml;:</b> Doğru iman bilgilerini Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın diğer kullarına ulaştırmak, hubb-i fillah, buğd-ı fillah &uuml;zere olmak. Yani sevdiğini Allah i&ccedil;in sevmek, sevmediğini de Allah i&ccedil;in sevmemektir.<br />
<b>Aklın ş&uuml;kr&uuml;: </b>Aklı dinin emrettiği şekilde kullanmaktır.<br />
<b>İlmin ş&uuml;kr&uuml;: </b>Bildiğiyle amel etmek ve emr-i maruf yapmaktır.<br />
<b>Sağlığın ş&uuml;kr&uuml;: </b>Oru&ccedil; tutmak, bedeni g&uuml;nah olan yerlerde hırpalamamak, dinin emrettiği yerlerde kullanmaktır.<br />
<b>Malın ş&uuml;kr&uuml;:</b> Zek&acirc;t, sadaka vermek, hayır hasenat yapmaktır.<br />
<b>Evin ş&uuml;kr&uuml;: </b>Evde g&uuml;nah olan işler yapmamak ve misafir ağırlamaktır.<br />
<b>Arabanın ş&uuml;kr&uuml;: </b>Faydalı hizmetlerde kullanmaktır.<br />
<b>Mesleğin ş&uuml;kr&uuml;: </b>Mesleği dine uygun şekilde kullanmaktır.<br />
<b>Eşin ş&uuml;kr&uuml;: </b>Haklarına riayet etmek ve onu &uuml;zmemeye &ccedil;alışmaktır.<br />
<b>Evladın ş&uuml;kr&uuml;: </b>G&uuml;zel bir isim koymak, akikasını kesmek ve İslam terbiyesi &uuml;zere yetiştirmektir.<br />
<b>Dertten kurtulmanın ş&uuml;kr&uuml;: </b>Ş&uuml;k&uuml;r secdesi yapmak veya ş&uuml;k&uuml;r namazı kılmaktır.<br />
<b>G&uuml;n&uuml;n ş&uuml;kr&uuml;: </b>(Allah&uuml;mme m&acirc; esbaha b&icirc; min ni&rsquo;metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, l&acirc; şer&icirc;ke leke, fe lekel hamd&uuml; ve lekeş-ş&uuml;kr) diyen g&uuml;nd&uuml;z&uuml;n ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; yerine getirir. Akşam (M&acirc; esbaha) yerine (M&acirc; ems&acirc;) diyerek okuyan da gecenin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; yerine getirmiş olur.<br />
<b>İbadet etmenin ş&uuml;kr&uuml;: </b>Sabah akşam y&uuml;z kere,<b> <a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/009.jpg" target="_blank">(S&uuml;bhanallahi ve bi-hamdihi s&uuml;bhanallahil&rsquo;az&icirc;m)</a> </b>demektir.<br />
<b>B&uuml;t&uuml;n nimetlerin ş&uuml;kr&uuml;: </b>B&uuml;t&uuml;n nimetlerin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduklarını d&uuml;ş&uuml;nerek İslam&rsquo;ın beş şartını kusursuz yerine getirmektir. Bunun i&ccedil;in, şu &uuml;&ccedil; hususa riayet etmelidir:<br />
<b>1- </b>Ehl-i s&uuml;nnet itikadına g&ouml;re itikadı d&uuml;zeltmek,<br />
<b>2-</b> İslamiyet&rsquo;i Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin ilmihal kitaplarından &ouml;ğrenip bunlara uymak,<br />
<b>3-</b> Tasavvuf b&uuml;y&uuml;klerinin yolunda, kalbi ve nefsi temizlemektir.<br />
<br />
<b>Ş&uuml;kretmek nasıl olur?<br />
Sual:</b> Allah&rsquo;a ş&uuml;kretmek ne demektir, nasıl yapılır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı Rabbani hazretleri (Allah&rsquo;a ş&uuml;kretmek, Ona inanıp, emir ve yasaklarına riayet etmekle olur) buyuruyor. <b>(3/41)</b><br />
<br />
Bir &acirc;yet-i kerime meali de ş&ouml;yle:<br />
<b>(Ya Musa, sana verdiğim emir ve yasaklara sarıl da, ş&uuml;kredenlerden ol!) </b>[Araf 144]<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Bir nimet i&ccedil;in Elhamd&uuml;lillah diyen, nimetin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; eda etmiş olur.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimde &uuml;&ccedil; şey, &uuml;&ccedil; şeyle beraber bildirildi. Biri yapılmazsa, ikincisi kabul olmaz.<br />
<b>1-</b> Resulullah&rsquo;a itaat edilmedik&ccedil;e, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya itaat edilmiş olmaz.<br />
<b>2-</b> Ana, babaya ş&uuml;kredilmedik&ccedil;e, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kredilmiş olmaz.<br />
<b>3-</b> Zek&acirc;t verilmedik&ccedil;e, namazlar kabul olmaz. <b>(Tefsir-i Mugni)</b><br />
<br />
Ş&uuml;kreden kurtulur. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Allah&rsquo;a iman edip, nimetlerine ş&uuml;krederseniz, size ni&ccedil;in azap etsin?)</b> [Nisa 147]<br />
<br />
Ş&uuml;kredenin kazancı nedir? İki &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Ş&uuml;krederseniz elbette nimetimi artırırım.) </b>[İbrahim 7]<br />
<br />
<b>(Biz ş&uuml;kredenlerin m&uuml;k&acirc;fatını vereceğiz.)</b> [&Acirc;l-i İmran 145]<br />
<br />
Ş&uuml;k&uuml;r bu kadar &ouml;nemliyken, ş&uuml;kredenler azdır. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Kullarım i&ccedil;inde hakkıyla ş&uuml;kreden azdır.)</b> [Sebe 13]<br />
<br />
Yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
İslam&rsquo;ın beş şartını yerine getiren, nimetlere ş&uuml;kretmiş olur. Ş&uuml;kreden de, Cehennem azabından kurtulur. Salih amel, İslam&rsquo;ın beş şartıdır.<b> </b>İslam&rsquo;ın bu beş temelini, bir kimse hakkıyla kusursuz yaparsa, Cehennemden kurtulur; &ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, salih işler olup, g&uuml;nahlardan ve &ccedil;irkin şeylerden korur. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Kusursuz kılınan bir namaz, insanı k&ouml;t&uuml; işlerden korur.)</b> [Ankebut 45] <b>(1/304)</b><br />
<br />
Ş&uuml;kr&uuml;n &ouml;nemi hakkında iki hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Nimete kavuşunca ş&uuml;kreden, belaya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af diler, zulme uğrayınca bağışlarsa, emniyet ve hidayet &uuml;zere olur.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Şu &uuml;&ccedil; şey iman alametidir: Belaya sabır, nimete ş&uuml;k&uuml;r, kazaya rıza.)</b> [İhya]<br />
<br />
<b>Allah&rsquo;ı anmak<br />
Sual:</b> İbadet edebilmek, Allah&rsquo;tan bir nimet midir? Ş&uuml;kretmek gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her şey Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dandır. Nimetlerine ş&uuml;kretmek gerekir. Mesela Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmak da bir ibadettir. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Allah&rsquo;ı anmak, Allah&rsquo;ın bir nimetidir. Onun ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; eda edin!)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>Ş&uuml;k&uuml;r nimeti<br />
Sual:</b> Doğuştan nimetlere kavuştuğumuz gibi, sonradan da, sayılamayacak kadar madd&icirc; ve manev&icirc; &ccedil;eşitli nimetlere kavuşuyoruz. Nimet &ccedil;ok olunca ş&uuml;k&uuml;r hatırımıza gelmiyor. Ş&uuml;kretmediğimiz i&ccedil;in vebali oluyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette, vebali olur. Bir hadis-i şerifte, <b>(Sizin g&uuml;nah işlemenizden &ccedil;ok, nimetlere ş&uuml;kretmemenizden korkuyorum. Ş&uuml;kredilmeyen nimetler &ouml;ld&uuml;r&uuml;c&uuml; ve yok edicidir)</b> buyuruldu. (İbni Asakir)<br />
<br />
Eğer ş&uuml;kredilmezse, hem nimet elden alınır, hem de nank&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n cezasını &ccedil;ekeriz. Ş&uuml;kredersek, hem sevaba kavuşuruz, hem de nimetin yok olmasını &ouml;nlemiş oluruz. İki hadis-i şerif ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Bir kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kendine verdiği nimete Elhamd&uuml;lillah derse, o nimetin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; &ouml;demiş olur. Bir daha derse, sevabı artırılır. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; defa derse, g&uuml;nahları affolur.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(Nimete hamd etmek, o nimetin elden &ccedil;ıkmasına karşı bir garantidir.)</b> [Deylem&icirc;]<br />
<br />
<b>H&acirc;line ş&uuml;kretmek<br />
Sual: </b>Her t&uuml;rl&uuml; belaya uğrayan kimsenin, yine sabretmesi mi gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette sabretmesi gerekir. Beterin beteri olduğunu d&uuml;ş&uuml;nerek her h&acirc;limize ş&uuml;kretmeliyiz. Sabretmezsek elimize ne ge&ccedil;ecek ki?<br />
<br />
İsa aleyhisselam, c&uuml;zzamdan etleri d&ouml;k&uuml;lm&uuml;ş, g&ouml;zleri k&ouml;r olmuş, her tarafı perişan yatalak ve fakir bir gen&ccedil; hastanın, (&Ccedil;oklarını m&uuml;ptela ettiği dertlerden beni koruyan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya hamdolsun) dediğini işitince, <b>(Sana gelmedik bel&acirc; mı var da, b&ouml;yle dua ediyorsun?) </b>buyurdu. Hasta gen&ccedil;, (Ben iman ve marifet sahibiyim, kalbimde d&uuml;nya ve para sevgisi yok) dedi. Hazret-i İsa, <b>(Doğru s&ouml;yledin) </b>buyurarak elini hastanın v&uuml;cuduna s&uuml;rd&uuml;. G&ouml;zleri a&ccedil;ıldı, v&uuml;cudunu kaplayan hastalık da hemen ge&ccedil;ti. Eskisinden daha g&uuml;zel bir gen&ccedil; oldu. (Eskiden g&uuml;nah işleyecek durumda değildim. Şimdi bu yakışıklı h&acirc;limle g&uuml;nah işlersem felaket olur) diye korkmaya başladı. Fakat Hazret-i İsa ile birlikte sağ salim uzun m&uuml;ddet yaşadılar.<br />
<br />
<b>Nimeti g&ouml;stermek<br />
Sual: (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sana bir mal verince, bu nimetin eserinin senin &uuml;zerinde g&ouml;r&uuml;lmesini sever) </b>hadis-i<b> </b>şerifi, madd&icirc; şeyler i&ccedil;in midir, yoksa manev&icirc; şeyler de buna d&acirc;hil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette d&acirc;hildir. Manev&icirc; nimetler, mal m&uuml;lk gibi madd&icirc; nimetlerden daha b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Mesela iman nimeti, malla m&uuml;lkle &ouml;l&ccedil;&uuml;lmez. İman nimetinin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; g&ouml;stermek gerekir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Nimetlerime ş&uuml;krederseniz arttırırım) </b>buyuruyor. Ş&uuml;kr&uuml;n dereceleri var. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Ey, imanla şereflenen m&uuml;minler, iman nimetinin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; ifa edebilmek i&ccedil;in birbirinizi seviniz!) </b>buyuruyor. Ana babadan, kardeşten daha &ccedil;ok sevmek gerekir. Hele, ana baba bu yolda ise, elbette onları da b&ouml;yle sevmek gerekir. İman ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; yerine getirmek i&ccedil;in insanların Cehennemden kurtulmasına &ccedil;alışmak gerekir. Bunu da g&uuml;ler y&uuml;zle, tatlı dille yapmalı, dini doğru olarak &ouml;ğreten kitapları ucuza satarak veya &uuml;cretsiz dağıtarak, milletin imanını korumaya &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
İman nimetine ş&uuml;kretmek i&ccedil;in dua da etmek gerekir. Mesela abdeste başlarken okunan şu duayı, kim okursa, iman nimetine ş&uuml;kretmiş olur.<br />
<b>(Elhamd&uuml;lillahi al&acirc; d&icirc;nil isl&acirc;m ve al&acirc; tevf&icirc;kil &icirc;m&acirc;n ve al&acirc; hid&acirc;yetir-rahman.)</b><br />
<br />
İmanının sağlamlaşması i&ccedil;in bu duayı okumalı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ş&uuml;kredince nimet artar. İman artmaz, ama kuvvetlenir. Diğer nimetlerine ş&uuml;kredince artar, imana ş&uuml;kredince sağlamlaşır, kuvvetlenir.<br />
<br />
<b>&ldquo;Nasılsın&rdquo; diyene &ldquo;elhamd&uuml;lillah&rdquo; denmez mi?<br />
Sual: </b>Yeni t&uuml;reyen bazı kimseler, <em>(Nasılsın diyene elhamd&uuml;lillah denmez, ş&uuml;k&uuml;rler olsun demek gerekir)</em> diyorlar. B&ouml;yle bir şey var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elhamd&uuml;lillah denmez demek &ccedil;ok yanlıştır. Elhamd&uuml;lillah diyerek hamd etmek &ccedil;ok uygundur. Hamd ile ş&uuml;k&uuml;r arasında bazı farklar vardır:<br />
<b>Hamd,</b> b&uuml;t&uuml;n nimetleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yarattığına ve g&ouml;nderdiğine inanmak ve s&ouml;ylemektir. <b>Ş&uuml;k&uuml;r,</b> b&uuml;t&uuml;n nimetleri İslamiyet&#39;e uygun olarak kullanmak demektir. Yani, hamd kalb ve dil ile; ş&uuml;k&uuml;r ise fiilen yapılır.<br />
<br />
<b>İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; </b>hazretleri buyuruyor ki:<br />
Hamd etmek, ş&uuml;kretmekten daha kıymetlidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ş&uuml;kretmekte nimetleri g&ouml;z &ouml;n&uuml;ndedir. Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği elemler, nimetler gibi g&uuml;zeldir. Hamd devamlıdır. Nimet zamanında da, sıkıntılı h&acirc;llerde de hamd edilir. Ş&uuml;k&uuml;r ise nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince ş&uuml;k&uuml;r de kalmaz. <b>(2/33)</b><br />
<br />
Demek ki, ş&uuml;k&uuml;r sadece nimet verildiği zaman oluyor. Hamd ise, nimet de olsa, sıkıntı da olsa Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan geldiği i&ccedil;in onu memnuniyetle karşılamaktır. Bu, &ccedil;ok kıymetli bir şey ise de, b&ouml;yle her zamanda hamd eden azdır.<br />
<br />
<b>Vermek istemeseydi<br />
Sual:</b> İmam-ı Rabbani hazretleri, <b>(Allah, vermek istemeseydi, istek vermezdi)</b> buyuruyor. Benim uygunsuz bir kızla evlenme isteğim var. Bir de, bende &ccedil;eşitli g&uuml;nahları işleme isteği mevcuttur. Bu istekleri Allah bana vermeseydi elbette ben bunları istemezdim. Bu istekleri Allah verdiği i&ccedil;in, benim bunları işlemem g&uuml;nah olmaz, değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Oradaki istek, g&uuml;nah işleme isteği değil, Allah&#39;a kavuşma isteğidir. O yazının tamamı ş&ouml;yledir:<br />
(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kendini aramak arzusunu arttırsın. Ona kavuşmaya mani olan şeylerden sakınmak nasip eylesin! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı istemekte, Onun i&ccedil;in yanıp yakılmakta olduğunuzu bildirdiği i&ccedil;in, &ccedil;ok hoşa gitti. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; istemek, kavuşmanın m&uuml;jdecisidir. Yanıp yakılmak da, kavuşmanın başlangıcı demektir. B&uuml;y&uuml;kler, <b>(Vermek istemeseydi, istek vermezdi)</b> buyuruyor. İstek nimetinin kıymetini bilip, bunun elden ka&ccedil;masına sebep olacak şeylerden sakınmalı. İsteğin gevşememesine ve ateşin soğumamasına dikkat etmeli. Bu nimetin elden &ccedil;ıkmamasına en &ccedil;ok yarayan şey, buna ş&uuml;kretmektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İbrahim s&ucirc;resinin yedinci &acirc;yetinde mealen, <b>(Nimetlerime ş&uuml;krederseniz, elbette arttırırım)</b> buyuruldu.) [m. 61]<br />
<br />
G&uuml;nah işlemek Allah&#39;a kavuşmaya mani olur. Allah&#39;a kavuşmaya mani olan şeylerden sakınmak ve Ona kavuşma isteğine ş&uuml;kretmek gerekir.<br />
<br />
<b>Nimetin bedeli<br />
Sual: (Nimetin bedeli Elhamd&uuml;lillah&rsquo;tır)</b> hadisi gereğince, elde ettiğimiz bir şey i&ccedil;in <b>Elhamd&uuml;lillah</b> demekle o nimetin bedeli &ouml;denmiş olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ne maksatla Elhamd&uuml;lillah dediğine bakılır. Mesela bir kimsenin eline bir miktar para ge&ccedil;se, onunla şarap alıp i&ccedil;se, (Elhamd&uuml;lillah, elime para ge&ccedil;ti, şarabımı alabildim) dese, nimetin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; eda etmiş olamaz. O nimeti, dinimizin emrettiği yerlerde kullanırsa, ancak o zaman ş&uuml;kretmiş olur.<br />
<br />
<b>&Ccedil;ok ş&uuml;k&uuml;r Elhamd&uuml;lillah<br />
Sual: </b><em>(&ldquo;</em>&Ccedil;ok ş&uuml;k&uuml;r Elhamd&uuml;lillah<em>&rdquo; demek yanlıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hamd etmekle ş&uuml;kretmek aynıdır)</em> deniyor. B&ouml;yle s&ouml;ylemenin mahzuru olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hi&ccedil; mahzuru olmaz, aksine iyi olur. Ş&uuml;k&uuml;rle hamd arasında fark vardır:<br />
<b>Hamd,</b> b&uuml;t&uuml;n nimetleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yarattığına ve g&ouml;nderdiğine inanıp s&ouml;ylemek demektir. <b>Ş&uuml;k&uuml;r,</b> b&uuml;t&uuml;n nimetleri İslamiyet&#39;e uygun olarak kullanmak demektir. Yani hamd dille, ş&uuml;k&uuml;r bedenle yapılır. Bir &ouml;rnek verelim:<br />
Sağlıklı bir kimse, (Elhamd&uuml;lillah sağlığım yerindedir) derse hamd etmiş olur. Sağlığını dinin emrine uymakta kullanırsa ş&uuml;kretmiş olur. Sağlığını g&uuml;nah işlemekte yıpratırsa, ş&uuml;kretmemiş, nank&ouml;rl&uuml;k etmiş olur.<br />
<br />
Ş&uuml;k&uuml;rle hamd etmenin farklı bir tarifi daha vardır. Bu konuda İmam-ı Rabban&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
Hamd etmek, ş&uuml;kretmekten daha kıymetlidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ş&uuml;kretmekte nimetleri g&ouml;z &ouml;n&uuml;ndedir. Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği elemler, nimetler gibi g&uuml;zeldir. Hamd devamlıdır. Nimet zamanında da, sıkıntılı h&acirc;llerde de hamd edilir. Ş&uuml;k&uuml;rse nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince ş&uuml;k&uuml;r de kalmaz. <b>(2/33)</b><br />
Demek ki, ş&uuml;k&uuml;r sadece nimet verildiği zaman oluyor. Hamd ise, nimet de olsa, sıkıntı da olsa Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan geldiği i&ccedil;in onu memnuniyetle karşılamaktır.<br />
<br />
Yine İmam-ı Rabban&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
Hadis-i şerifte,<b> (Allah&uuml;mme m&acirc; esbaha bi min nimetin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, l&acirc; şerike leke, fe lekel hamd&uuml; ve lekeşş&uuml;k&uuml;r&rdquo; duasını sabah okuyan, g&uuml;nd&uuml;z&uuml;n, gece okuyan da, o gecenin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; ifa etmiş olur)</b> buyurulmuştur. (Mektubat-ı Rabbani 3/17)<br />
<br />
Bu duada da, (Sana hamd ve ş&uuml;krediyoruz) deniyor. Hamd ve ş&uuml;k&uuml;r aynı m&acirc;nada olsaydı beraber kullanılmazdı. İkisi yakın m&acirc;nada bile olsa, (&Ccedil;ok ş&uuml;k&uuml;r Elhamd&uuml;lillah) demenin hi&ccedil; mahzuru olmaz.<br />
<br />
<b>V&uuml;cudun zek&acirc;tı<br />
Sual: </b>B&uuml;t&uuml;n uzuvlarım yerli yerinde. Bir hastalığım yok. Aklım ve imanım da var. Bunların ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; nasıl yaparım? B&uuml;y&uuml;k ve g&uuml;zel bir evimiz de var. Evin ş&uuml;kr&uuml; nasıl olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslam&rsquo;ın beş şartına uyan, her t&uuml;rl&uuml; ş&uuml;kr&uuml; yapmış olur. Beden i&ccedil;in ayrı bir ş&uuml;k&uuml;r de vardır. Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(Her şeyin zek&acirc;tı vardır, v&uuml;cudun zek&acirc;tı da oru&ccedil;tur.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
Demek ki oru&ccedil; tutarsak, v&uuml;cudumuzun zek&acirc;tını &ouml;demiş, ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; yapmış oluruz. Başka bir hadis-i şerifte, <b>(Oru&ccedil; tutan sağlıklı olur)</b> buyuruluyor. (İbni Mace)<br />
<br />
Ev i&ccedil;in ayrı bir ş&uuml;k&uuml;r de vardır. Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(Her şeyin bir zek&acirc;tı vardır. Evin zek&acirc;tı ise, misafir odasıdır.)</b> [A. Rifa&icirc;]<br />
<br />
Misafir kabul eden kişi, evinin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; yerine getirmiş olur. Bir hadis-i şerifte, <b>(Misafir girmeyen eve, melekler de girmez)</b> buyuruluyor. Melek girmeyen eve şeytan girer. O h&acirc;lde misafiri nimet bilmeli. Misafirin gelmesi madd&icirc; ve manev&icirc; y&ouml;nden &ccedil;ok faydalıdır. Misafir gelen evde hayır ve bereket olur. Misafir rızkıyla gelir. &Uuml;stelik ev halkının mağfiretine sebep olur.<br />
<br />
<strong>Her nimeti g&ouml;nderen, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır</strong><br />
Herkese her nimeti g&ouml;nderen, her şeyi var eden, ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Her varlığı, her &acirc;n varlıkta durduran Odur. Kullardaki &uuml;st&uuml;n ve iyi sıfatlar, Onun l&uuml;tfu ve ihs&acirc;nıdır. Hayatımız, aklımız, ilmimiz, g&uuml;c&uuml;m&uuml;z, g&ouml;rmemiz, işitmemiz, s&ouml;yleyebilmemiz, hep Ondandır. Saymakla bitirilemeyen &ccedil;eşitli nimetleri, iyilikleri g&ouml;nderen hep Odur. İnsanları g&uuml;&ccedil;l&uuml;klerden, sıkıntılardan kurtaran, du&acirc;ları kabul eden, dertleri, bel&acirc;ları gideren hep Odur. Rızıkları yaratan ve ulaştıran yalnız Odur. İhs&acirc;nı o kadar boldur ki, g&uuml;n&acirc;h işleyenlerin rızkını kesmiyor. G&uuml;n&acirc;hları &ouml;rtmesi o kadar &ccedil;oktur ki, emrini dinlemeyen, yasaklarından sakınmayanları, herkese rez&icirc;l ve r&uuml;sv&acirc; etmiyor ve n&acirc;mus perdelerini yırtmıyor. Affı ve merhameti o kadar &ccedil;oktur ki, cez&acirc;yı ve az&acirc;bı hak edenlere azap vermekte acele etmiyor. Nimetlerini, ihs&acirc;nlarını, dostlarına ve d&uuml;şmanlarına sa&ccedil;ıyor. Kimseden bir şey esirgemiyor. B&uuml;t&uuml;n nimetlerinin en &uuml;st&uuml;n&uuml;, en kıymetlisi olarak da, doğru yolu, sa&acirc;det ve kurtuluş yolunu g&ouml;steriyor. Yoldan sapmamak ve Cennete girmek i&ccedil;in teşvik buyuruyor. Cennetteki sonsuz nimetlere ve kendi rızasına, sevgisine kavuşabilmemiz i&ccedil;in, Sevgili Peygamberine uymamızı emrediyor.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın nimetleri g&uuml;neş gibi meydandadır. Başkalarından gelen iyilikler, yine Ondan gelmektedir. Başkalarını v&acirc;sıta kılan, onlara iyilik yapmak isteğini veren, onlara iyilik yapabilecek g&uuml;c&uuml;, kuvveti veren, yine Odur. Bunun i&ccedil;in, her yerden, herkesten gelen nimetleri g&ouml;nderen hep Odur. Ondan başkasından iyilik, ihs&acirc;n beklemek, em&acirc;net&ccedil;iden em&acirc;net ve fak&icirc;rden sadaka istemeye benzer.</p>

<p>İnsanın, bu nimetleri g&ouml;nderen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, g&uuml;c&uuml; yettiği kadar ş&uuml;kretmesi, insanlık vaz&icirc;fesidir. Aklın emrettiği bir vaz&icirc;fe, bir bor&ccedil;tur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yapılması icap eden bu ş&uuml;kr&uuml; yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insanlar, zayıf, muhta&ccedil;, ayıplı ve kusurludur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ise, ayıplardan, kusurlardan, uzaktır.</p>

<p>İnsanların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı, kalp, dil ve bedenle yapmaları ve inanmaları l&acirc;zım olan ş&uuml;k&uuml;r borcu, kulluk vaz&icirc;feleri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından bildirilmiş ve Onun Sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;sterdiği ve emrettiği kulluk vaz&icirc;felerine İsl&acirc;miyet denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;k&uuml;r, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;k&uuml;r, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hi&ccedil;bir ş&uuml;kr&uuml;, hi&ccedil;bir ib&acirc;deti, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kabul etmez, beğenmez...</p>

<p><strong>Sual: Ş&uuml;k&uuml;r secdesi diye bir secde var mıdır varsa ni&ccedil;in ve nasıl yapılır?<br />
Cevap:</strong> <strong>Ş&uuml;k&uuml;r secdesi</strong> de, tilavet secdesi gibidir. Kendisine nimet gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in secde-i ş&uuml;k&uuml;r yapması m&uuml;stehabdır. Secdede &ouml;nce, <strong>Elhamd&uuml;lillah</strong> denir, sonra, secde tesbihini okur. Namazlardan sonra ş&uuml;k&uuml;r secdesi yapmanın mekruh olduğu, <strong>Mekt&ucirc;b&acirc;t-ı Ma&#39;s&ucirc;miyye</strong>&rsquo;de de yazılıdır. Cahillerin s&uuml;nnet veya vacip sanacağı mubahları yapmak da, tahrimen mekruhtur. Bidat hasıl olmasına sebep olur.</p>

<p><strong>Sual: Allahın verdiği nimetlere ş&uuml;k&uuml;r hususunda, &ouml;ncelik nedir, hangi nimetler &ouml;n plandadır?<br />
Cevap:</strong> İsl&acirc;m &acirc;limleri, insanların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı ş&uuml;k&uuml;r borcunu nasıl yapacağı hususunu, &ouml;ncelikli olarak hangi nimetlere ş&uuml;kredileceği konusunu farklı farklı bildirmişlerdir. Bazılarına g&ouml;re, birinci vazife, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını d&uuml;ş&uuml;nmektir. Bazılarına g&ouml;re, nimetlerin Ondan geldiğini anlamalı, dil ile hamd, ş&uuml;k&uuml;r ve sena etmelidir. Bazılarına g&ouml;re, birinci vazife, Onun emirlerini yapmak, yasaklarından, haramlarından sakınmaktır. Bir kısmı da, insan &ouml;nce kendini temizlemeli, b&ouml;ylece, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yaklaşmalıdır, dedi. Bazıları, insanları irşad etmeli, doğru, salih olmalarına &ccedil;alışmalıdır, dedi. Bazıları da, insanın belli bir vazifesi olmaz, her insanın kendine g&ouml;re, başka başka vazifeleri ve &ouml;ncelikleri olur, dedi.</p>

<p><strong>Sual: Allaha ş&uuml;kretmek, sadece elhamd&uuml;lillah demekle mi olmaktadır?<br />
Cevap:</strong> Ş&uuml;k&uuml;r, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği b&uuml;t&uuml;n nimetleri, Onun bildirdiği yani İsl&acirc;miyete uygun olarak kullanmak demektir. Nimet ise, faydalı şey demektir. Nimetler, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında yazılıdır. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri, meşhur olan d&ouml;rt mezhebin &acirc;limleridir.</p>

<p><strong>Ş&uuml;kredilirse, nimetler artar<br />
Sual: Bir insan veya bir millet kavuştukları nimetin kıymetini bilmezlerse, bu nimetler onların elinden gider mi?<br />
Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kretmek, Onun dinini kabul etmek, emrettiklerini yapmak, yasak ettiklerinden de sakınmak demektir. Nimetin kıymeti bilinmeyince, elden gider, ş&uuml;kredilince elde kalır ve artar. S&ucirc;re-i İbrahimin 7. &acirc;yetinde mealen;<br />
<strong>(Ş&uuml;krederseniz, verdiğim nimetleri elbette arttırırım)</strong> buyurulmaktadır.</p>

<p>Peygamberlerin bildirdikleri emir ve yasaklar, insanlar i&ccedil;in birer rahmettir, iyiliktir. Bu emir ve yasaklar, inkar edenlerin s&ouml;yledikleri gibi, k&uuml;lfet, eziyet olmadığı gibi akla da aykırı değildir. İyilik edenlere, ş&uuml;kretmek yani, sevindiğini bildirmek, aklın istediği bir şeydir. Dinin bildirdiği h&uuml;k&uuml;mler, b&uuml;t&uuml;n nimetleri, iyilikleri yaratan, g&ouml;nderen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı, ş&uuml;kr&uuml;n nasıl yapılacağını g&ouml;stermektedir. Ayrıca d&uuml;nyanın, hayatın d&uuml;zeni, cenab-ı Hakkın bu emirlerini yapmakla ve yasak ettiklerinden de sakınmakla m&uuml;mk&uuml;n olur. Eğer Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, herkesi kendi başına bıraksaydı, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten, karışıklıktan başka bir şey olmazdı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın haram etmesi olmasaydı, nefisleri, keyifleri peşinde koşanlar, başkalarının mallarına, canlarına, ırzlarına saldırır, karışıklıklar hasıl olur, saldıran da, karşısındakiler de, zarar g&ouml;r&uuml;rlerdi.</p>

<p>İnsanların, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ve yasaklarından uzaklaştık&ccedil;a, ge&ccedil;imsizlik, sefalet, sıkıntı ile kıvrandıkları hep g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Teknoloji, akıllara hayret verecek şekilde ilerlediği halde, d&uuml;nyadaki huzursuzluğun, sıkıntının azalmadığı hatta arttığı g&ouml;r&uuml;lmektedir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanların saadetlerine sebep olan şeyleri emretti, felaketlerine sebep olanları da yasak etti. Dinli olsun, dinsiz olsun, bir kimse bilerek veya bilmeyerek, bu emir ve yasaklara uyduğu kadar, d&uuml;nyada rahat ve huzur i&ccedil;inde yaşar. Eğer iman ederse, ahirette de, ebedi saadete kavuşur.</p>

<p>Bir kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ihsan ettiği nimetlerin kıymetini bilir, buna g&ouml;re yaşar, kendinde bir değişme olmazsa, bu kimseye verilen nimetler, onda hep kalır hatta artar. Bu hal, bir insan i&ccedil;in olduğu gibi cemiyet ve milletler i&ccedil;in de aynıdır. Nitekim Ra&rsquo;d s&ucirc;resinin 11. &acirc;yetinde mealen;<br />
<strong>(Bir millet, kendini bozmadık&ccedil;a, Allah onların h&acirc;llerini değiştirmez)</strong> buyurulmuştur.</p>

<p><strong>Sual: Hamdetmek ne demektir, ne anlamda ve ni&ccedil;in s&ouml;ylenmektedir?<br />
Cevap:</strong> Hamd, b&uuml;t&uuml;n nimetleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yarattığına ve g&ouml;nderdiğine inanmak ve s&ouml;ylemek demektir. Hamd, Elhamd&uuml;lillah demektir. Bunun anlamı, herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir suretle hamd ederse, bu hamd ve senaların, metihlerin, &ouml;vmelerin hepsi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın hakkıdır demektir.</p>

<p><strong>Nimetlerden mahrum kalmanın sebebi<br />
Sual: İnsanlardan bazılarının, Allah tarafından g&ouml;nderilen nimetlere kavuşamamasının sebebi ne olabilir?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, Mukt&ucirc;b&acirc;t kitabında, bir talebesine hitaben buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın feyizleri, nimetleri, ihsanları, yani iyilikleri, her an, insanların iyisine, k&ouml;t&uuml;s&uuml;ne herkese gelmektedir. Herkese mal, evlat, rızık, hidayet ve daha her iyiliği fark g&ouml;zetmeksizin g&ouml;ndermektedir. Kullarının g&uuml;nahlarını y&uuml;zlerine vurmuyor. Kendisine karşı gelenlerin, g&uuml;nah işleyenlerin rızıklarını kesmiyor. D&uuml;nya i&ccedil;in &ccedil;alışanlara karşılıklarını, fark g&ouml;zetmeksizin veriyor. Fark, bunları kabulde, alabilmekte ve bazılarını da alamamak suretiyle, insanlardadır. Nitekim g&uuml;neş, hem &ccedil;amaşır yıkayan adama, hem de &ccedil;amaşırlara, aynı şekilde, parlamakta iken, adamın y&uuml;z&uuml;n&uuml; yakıp karartır, &ccedil;amaşırlarını ise beyazlatır. G&uuml;neş, elmaya ve bibere aynı şekilde parladığı h&acirc;lde, elmayı kızartınca tatlılaştırır; biberi kızartınca acılaştırır. Tatlılık ve acılık hep g&uuml;neşin parlaması ile ise de, aralarındaki fark, g&uuml;neşten değil, kendilerindendir.</p>

<p>İnsanların, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen nimetlere nail olmamaları, Ondan y&uuml;z &ccedil;evirdikleri i&ccedil;indir. Y&uuml;z &ccedil;eviren, elbette bir şey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, nisan yağmuruna elbette kavuşamaz. Evet, y&uuml;z &ccedil;eviren bir&ccedil;ok kimsenin, nimetler i&ccedil;inde yaşadığı g&ouml;r&uuml;l&uuml;p, mahrum kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlarda nimet olarak g&ouml;r&uuml;lenler, hakikatte azab ve felaket tohumlarıdır. Mekr-i il&acirc;h&icirc; ile yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın aldatarak, nimet şeklinde g&ouml;sterdiği musibetlerdir. O kimseleri harap etmek ve daha ziyade azıp, sapıtmaları i&ccedil;indir. Nitekim, M&uuml;&#39;min&ucirc;n suresinin 56. &acirc;yetinde mealen, <strong>(K&acirc;firler, mal ve &ccedil;ok evlat gibi d&uuml;nyalıkları verdiğimiz i&ccedil;in, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor. Peygamberime inanmadıkları ve din-i isl&acirc;mı beğenmedikleri i&ccedil;in, onlara m&uuml;kafat mı ediyoruz, diyorlar? Hayır, &ouml;yle değildir. Aldanıyorlar. Bunların nimet olmayıp, musibet olduğunu anlamıyorlar)</strong> buyurulmuştur. O h&acirc;lde, Hak te&acirc;l&acirc;dan y&uuml;z &ccedil;evirenlere verilen d&uuml;nyalıklar, hep haraplıktır, felakettir. Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir. Onu bir an evvel helake s&uuml;r&uuml;kler. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bizleri, b&ouml;yle olmaktan korusun!&rdquo;</p>

<p><strong>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı ş&uuml;k&uuml;r borcu<br />
Sual: Ş&uuml;k&uuml;r nedir ve insan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı lazım olan ş&uuml;k&uuml;r borcunu nasıl ve ne şekilde yapmalıdır?<br />
Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kretmek, Onun dinini kabul etmek ve İsl&acirc;miyetin ahkamını, bildirdiği h&uuml;k&uuml;mleri yapmak, yerine getirmek demektir. Hamd, b&uuml;t&uuml;n nimetleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yaratıp g&ouml;nderdiğine inanmak ve s&ouml;ylemek demektir. Ş&uuml;k&uuml;r; b&uuml;t&uuml;n nimetleri İsl&acirc;miyete uygun olarak kullanmaktır. İsl&acirc;m &acirc;limlerinden bazısı ş&uuml;kr&uuml;, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını d&uuml;ş&uuml;nmek; bazısı nimetlerin Ondan geldiğini anlamalı ve dil ile hamd ve sena etmeli; bazısı, Onun emirlerini yapmak, haramlarından sakınmak; bir kısmı da, insan &ouml;nce kendini temizlemeli, b&ouml;ylece, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yaklaşmalı ve bazısı da, insanları irşad etmeli, doğru, salih olmalarına &ccedil;alışmalı diye tarif etmişlerdir.</p>

<p>Sonra gelen İsl&acirc;m alimleri de buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İnsanın Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı vazifesi &uuml;&ccedil;e ayrılır:<br />
Birincisi, bedeni ile yapacağı işlerdir ki, namaz, oru&ccedil; gibi.</p>

<p>İkincisi, ruhu ile yapacağı vazifedir ki, doğru itikat etmek, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdikleri gibi iman etmek, inanmak.</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;, insanlara adalet yapmakla, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yaklaşmaktır. Bu da, emaneti muhafaza, insanlara nasihat etmek, evvela İsl&acirc;miyeti &ouml;ğretmekle olur.&rdquo;</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n bunlardan anlaşılıyor ki, ibadet &uuml;&ccedil;e ayrılır: Doğru itikat, doğru s&ouml;z ve doğru iş. Bunlardan son ikisinde, a&ccedil;ık olarak emredilmemiş olanlar, zamana ve şartlara g&ouml;re değişir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Peygamberleri vasıtası ile değiştirir. İbadetleri, insanlar değiştiremez. Peygamberler ve bu Peygamberlerin v&acirc;risleri olan, Ehl-i s&uuml;nnet mezhebinin &acirc;limleri, ibadetlerin &ccedil;eşitlerini ve nasıl yapılacaklarını ayrı ayrı bildirmişlerdir. Herkesin bunları &ouml;ğrenmesi ve ona g&ouml;re hareket etmesi lazımdır. Kısacası, doğru itikat, doğru s&ouml;z ve amel-i salih, birinci vazifedir. B&uuml;t&uuml;n İsl&acirc;m &acirc;limleri ve tasavvuf b&uuml;y&uuml;kleri buyurdular ki:<br />
&ldquo;İnsana vacib olan birinci vazife, iman, amel ve ihlas sahibi olmaktır. D&uuml;nya ve ahiret saadetleri, ancak bu &uuml;&ccedil;&uuml;ne kavuşmakla elde edilir. Amel, kalp ile ve dil ile, yani s&ouml;z ile ve beden ile yapılacak işler demektir. Kalbin işleri, ahlaktır. İhlas, amelini yani b&uuml;t&uuml;n işlerini, ibadetlerini, yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına, sevgisine kavuşmak i&ccedil;in yapmak demektir.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Verdiği nimetlerinden dolayı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ne yapılırsa ş&uuml;kredilmiş olur?<br />
Cevap:</strong> İnsanların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı, kalp, dil ve beden ile yapmaları ve inanmaları lazım olan ş&uuml;k&uuml;r borcu, kulluk vazifeleri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;sterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine <strong>İsl&acirc;miyet</strong> denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;k&uuml;r, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hi&ccedil;bir ş&uuml;kr&uuml;, hi&ccedil;bir ibadeti, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kabul etmez, beğenmez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, insanların, iyi, g&uuml;zel sandıkları &ccedil;ok şey vardır ki, İsl&acirc;miyet, bunları beğenmemekte, &ccedil;irkin olduklarını bildirmektedir. Aklı olan kimselerin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kretmek i&ccedil;in, Muhammed aleyhisselama uymaları lazımdır.</p>

<p align="left"><strong>Havadaki azot ve oksijen de nimettir<br />
Sual: İnsan, rahat nefes alıp verdiği i&ccedil;in, bu nimete de ş&uuml;kretmeli midir?<br />
Cevap: </strong>Y&uuml;z litre havada, 78 litre azot, 21 litre oksijen, bir litre argon gibi necib gazlar ve 0,03 litre karbondioksid gazı bulunur. Hava, bu gazların karışımıdır. Havada gaz halinde bulunan azot, yumurta akı, ekmek, et gibi cisimlerin yapı maddesidir. B&ouml;yle azottan yapılmış maddelere <strong>Protein</strong> diyoruz. Proteinler, aminoasidlerin peptidleşmesinden hasıl olan polipeptid yapısındadır. Bunlar, protoplazmanın yapı taşı olduğundan, proteinsiz, yani azotsuz yaşanmaz. Yalnız yağ, şeker, nişasta gibi azotsuz gıdalarla beslenen bir hayvan, yaşayamaz. İnsan, her g&uuml;n gıdalardan 8 gram azot almak mecburiyetindedir. Lakin ne insan ve ne de hayvan ve ne de bitkiler, havadaki azotu alamıyoruz. Zira, azot molek&uuml;llerindeki ikişer atom, birbiri ile kuvvetli bağlı olup, kolay ayrılmıyor.</p>

<p align="left">Havada oksijen bulunmasaydı veya oksijen miktarı y&uuml;zde 21 den az veya &ccedil;ok olsaydı, zararlı olur, hi&ccedil;bir canlı nefes alamaz, yaşayamazdı. Yer y&uuml;z&uuml;nde hi&ccedil;bir insan, hayvan, bitki bulunmazdı. Yağmurlu, karlı ve fırtınalı havalarda oksijen miktarı hi&ccedil; değişmiyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; değişmekten muhafaza ediyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanlara b&uuml;y&uuml;k nimet olarak, Peygamberleri g&ouml;nderip imanı bildirdi. Havadaki oksijen miktarını y&uuml;zde 21 olarak sabit tutuyor. Bu nimetlerin kıymetlerini anlamalı, her nefeste ş&uuml;kretmelidir. G&ouml;rmek, işitmek ve s&ouml;ylemek nimetlerinin kıymetlerini de d&uuml;ş&uuml;nmelidir. Bu nimetler i&ccedil;in, gece g&uuml;nd&uuml;z durmadan hamdedilse karşılık yapılabilir mi? Lazım olan hamd ve ş&uuml;k&uuml;r yapılmadığı i&ccedil;in, bunları geri alıyor mu? Almıyor, affediyor. Hamd ve ş&uuml;k&uuml;r etmeyenlerin, hatta inkar edenlerin, d&uuml;nya nimetleri i&ccedil;inde, rahat ve mesut yaşadıkları, bazı sevilmişlerin de sıkıntılar &ccedil;ektikleri g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. İm&acirc;m-ı a&#39;zam hazretlerinin zindanda işkence yapılarak &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesi ve im&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretlerinin &uuml;&ccedil; oğlunun bir g&uuml;nde vefat etmeleri b&ouml;yledir. Bunlar bizi aldatmasın! &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın af ve sabır sıfatları, diğer sıfatları gibi sonsuzdur. Bizim gibi cahiller, b&ouml;yle af ve merhamet sahibi Rabbimize karşı kusurlarımızı bilmeli, Ona karşı ş&uuml;k&uuml;rde hi&ccedil; kusur yapmamalı, emirlerine ve yasaklarına, yani İsl&acirc;miyete b&uuml;t&uuml;n gayretimiz ile sarılmalıyız.</p>

<p align="left"><strong>Sual: </strong>Bazı kimseler,&nbsp; kendilerine her nimetin sahibi Allah&uuml; tealadır deyince, itiraz edip ben kendim kazanıyorum, bana kimseden bir şey gelmiyor gibi s&ouml;zler s&ouml;yl&uuml;yorlar. B&ouml;ylelerine ne demelidir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İyice d&uuml;ş&uuml;nmeli ve anlamalıdır ki, herkese her nimeti g&ouml;nderen, yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Her şeyi var eden, ancak odur. Her varlığı, her an varlıkta durduran hep odur. Kullardaki &uuml;st&uuml;n ve iyi sıfatlar, onun l&uuml;tfu&nbsp;ve ihsanıdır. Hayatımız, aklımız, ilmimiz, g&uuml;c&uuml;m&uuml;z, g&ouml;rmemiz, işitmemiz, s&ouml;yleyebilmemiz, hep ondandır.</p>

<p>Saymakla bitirilemeyen &ccedil;eşitli nimetleri, iyilikleri g&ouml;nderen hep odur. İnsanları g&uuml;&ccedil;l&uuml;klerden, sıkıntılardan kurtaran, duaları kabul eden, dertleri, belaları gideren hep odur.</p>

<p>Rızıkları yaratan ve sahiplerine ulaştıran yalnız odur. İhsanı o kadar boldur ki, g&uuml;n&acirc;h işleyenlerin rızkını kesmiyor. G&uuml;nahları &ouml;rtmesi o kadar &ccedil;oktur ki, emrini dinlemeyen, yasaklarından sakınmayan azgınları, herkese rezil ve r&uuml;sva etmiyor ve namus perdelerini yırtmıyor.</p>

<p>Affı ve merhameti o kadar &ccedil;oktur ki, cezayı ve azabı hak edenlere azap&nbsp;vermekte acele etmiyor. Nimetlerini, ihsanlarını, dostlarına ve d&uuml;şmanlarına sa&ccedil;ıyor. Kimseden bir şey esirgemiyor.</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n nimetlerinin en &uuml;st&uuml;n&uuml;, en kıymetlisi olarak da, doğru yolu, saadet ve kurtuluş yolunu g&ouml;steriyor. Yoldan sapmamak ve Cennete girmek i&ccedil;in teşvik buyuruyor. Cennetteki sonsuz nimetlere, bitmez, t&uuml;kenmez zevklere ve kendi rızasına, sevgisine kavuşabilmemiz i&ccedil;in, sevgili Peygamberine&nbsp;uymamızı emrediyor.</p>

<p>İşte, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın nimetleri g&uuml;neş gibi meydandadır. Başkalarından gelen iyilikler, yine ondan gelmektedir. Başkalarını vasıta kılan, onlara iyilik yapmak isteğini veren, onlara iyilik yapabilecek g&uuml;c&uuml;, kuvveti veren, yine odur. Bunun i&ccedil;in, her yerden, herkesten gelen nimetleri g&ouml;nderen hep odur.</p>

<p>Ondan başkasından iyilik, ihsan beklemek, emanet&ccedil;iden, emanet olarak bir şey istemeye ve fakirden sadaka istemeye benzer. Bu s&ouml;zlerin, yerinde ve doğru olduğunu, cahil olanlar da, &acirc;limler gibi, kalın kafalılar da, zeki, keskin g&ouml;r&uuml;şl&uuml; olanlar gibi bilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, anlatılanlar, meydanda olan, d&uuml;ş&uuml;nmeye bile l&uuml;zum olmayan bilgilerdir.</p>

<p>Bunun i&ccedil;in insanın, bu nimetleri g&ouml;nderen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, g&uuml;c&uuml; yettiği kadar ş&uuml;kretmesi, insanlık vazifesidir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Nimetler ne zaman artar...</strong></p>

<p>Nimet, insana f&acirc;ideli olan, tatlı gelen şey demektir. İnsanların, sıhhatli, sağlam, rahat, neşeli yaşamalarına ve &acirc;hırette sonsuz sa&acirc;dete kavuşmalarına sebep olan f&acirc;ideli şeylere nimet denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ccedil;ok merhametli olduğu i&ccedil;in, kullarına l&acirc;zım olan b&uuml;t&uuml;n nimetleri yarattı. Bunlardan nasıl istif&acirc;de edileceğini, nasıl kullanacağımızı, Peygamberleri ile g&ouml;nderdiği kitaplarında bildirdi. Bu bilgilere Din denir. M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n olsun veya olmasın, herhangi bir insan, bu kitaplara uygun yaşarsa, d&uuml;ny&acirc;da rahat ve huz&ucirc;r i&ccedil;inde olur.</p>

<p>Cen&acirc;b-ı Hak, b&uuml;t&uuml;n insanlara, sayılamayacak kadar &ccedil;ok nimet, iyilik vermiştir. Bunların en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; ve en kıymetlisi olarak da, Res&ucirc;ller ve Neb&icirc;ler g&ouml;ndererek, sa&acirc;det-i ebediyye yolunu g&ouml;stermesidir. Nimetin kıymeti bilinmeyince, hakkı g&ouml;zetilmeyince elden gider. Ş&uuml;kredilince ve hakkı g&ouml;zetilince elde kalır ve artar.</p>

<p>M&uuml;sl&uuml;manlık nimetlerinin ortadan kalkmasına sebep, bunların kıymetinin bilinmemesidir. Elimizden alan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın &acirc;det-i ilahiyesi ş&ouml;yledir ki, iyi işleri sevdiği kullarına, k&ouml;t&uuml; işleri d&uuml;şmanlarına yaptırır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Kur&#39;&#39;an-ı kerimde İbr&acirc;h&icirc;m s&ucirc;resinin 7. &acirc;yetinde me&acirc;len; (Ni&#39;&#39;metlerimin kıymetini bilir, emrettiğim gibi kullanırsanız, onları arttırırım. Kıymetlerini bilmez, bunları beğenmezseniz, elinizden alır, şiddetli az&acirc;b ederim) buyuruyor. Hadis-i şerifte de; (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bazı kullarına d&uuml;ny&acirc;da &ccedil;ok nimet vermiştir. Bunları, kullarına f&acirc;ideli olmak i&ccedil;in yaratmıştır. Bu nimetleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kullarına dağıtırlarsa, nimetleri azalmaz. Bu nimetleri Allahın kullarına ulaştırmazlarsa, Allah nimetlerini bunlardan alır. Başkalarına verir) buyurulmaktadır.</p>

<p>Muhyidd&icirc;n ibni Arab&icirc; hazretleri de; &quot;K&ouml;t&uuml;l&uuml;k edene iyilik yapan kimse, nimetlerin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; yapmış olur. İyilik edene k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapan kimse, k&uuml;fr&acirc;n-ı nimet etmiş olur&quot; buyurmaktadır.</p>

<p>İyiliğe ve nimete ş&uuml;k&uuml;r gerekir Her nimet i&ccedil;in de b&ouml;yledir. Ş&uuml;k&uuml;r etmek, o nimeti izin verildiği ve emredildiği yerde kullanmak demektir. Dil ile elhamd&uuml;lillah veya &ccedil;ok ş&uuml;k&uuml;r demek ş&uuml;k&uuml;r etmek olmaz. Buna &quot;hamd&quot; denir. Hamd dil ile, ş&uuml;k&uuml;r beden ile yapılır. G&ouml;z nimetine ş&uuml;kretmek i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bak dediği yere bakılır, bakma dediği yere bakılmaz. İman nimetine ş&uuml;kretmek i&ccedil;in de, onu Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın diğer kullarına ulaştırmak gerekir. Ama doğru imanı, yani ehl-i s&uuml;nnet itikadını... Her izzet ve her nimet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, ihl&acirc;s ile it&acirc;at ve ib&acirc;det etmektedir. Her k&ouml;t&uuml;l&uuml;k ve sıkıntı da, g&uuml;n&acirc;h işlemekten h&acirc;sıl olur. Herkese derd ve bel&acirc;, g&uuml;n&acirc;h yolundan gelir. Rahat ve huz&ucirc;r da, it&acirc;at yolundan gelmektedir. Kavuştuğumuz her nimet, hep Hakka &icirc;m&acirc;nın h&acirc;sıl ettiği kardeşliğin net&icirc;cesi ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın merhameti ve ihs&acirc;nıdır. G&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z her mus&icirc;bet ve fel&acirc;ket de, hep kızgınlığın, nefretin ve d&uuml;şmanlığın net&icirc;cesidir. Bunlar ise, hakkı tanımamanın, zul&uuml;m ve haksızlık etmenin cez&acirc;sıdır. İyilik yapana teşekk&uuml;r edileceğini, herkes bilir. Bu, insanlık &icirc;c&acirc;bıdır. İyilik edenlere h&uuml;rmet edilir. Nimet s&acirc;hipleri, b&uuml;y&uuml;k bilinir. O h&acirc;lde, her nimetin hak&icirc;k&icirc; s&acirc;hibi olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kretmek, insanlık &icirc;c&acirc;bıdır. Aklın l&uuml;z&ucirc;m g&ouml;sterdiği bir vaz&icirc;fe, bir bor&ccedil;tur. İyilik edene teşekk&uuml;r l&acirc;zım olduğunu akıl da, İsl&acirc;miyyet de g&ouml;stermektedir. Ş&uuml;kr&uuml;n derecesi, gelen nimetlerin mikt&acirc;rına bağlıdır. Nimet, ne kadar &ccedil;ok ise, ş&uuml;kretmek l&uuml;z&ucirc;mu da &ccedil;ok olur. Unutmamak lazımdır ki, her nimet, k&uuml;lfet muk&acirc;bilidir. Had&icirc;s-i şer&icirc;fte; (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir nimet vermesini ve bunun dev&acirc;mlı olmasını isteyen, &#39;&#39;L&acirc; havle vel&acirc; kuvvete ill&acirc; billah&#39;&#39;ı &ccedil;ok okusun!) buyuruldu. Bir g&uuml;n Res&ucirc;lullah efendimizden &#39;&#39;du&acirc;ların efdali hangisidir?&#39;&#39; diye sorulunca; (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan &acirc;fiyet isteyiniz. İm&acirc;ndan sonra, &acirc;fiyetten daha b&uuml;y&uuml;k nimet yoktur) buyurdu. M&uuml;sl&uuml;manlar, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya tevekk&uuml;l eder. Tevekk&uuml;l, &ccedil;alışmadan yatıp beklemek değildir. Tevekk&uuml;l, &ccedil;alışıp sebebine yapışıp, o sebebin tesirini Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan beklemektir. &Ccedil;alışmadan bana ver yarabbi denmez. Namaz kılmadan, yarabbi g&uuml;nahlarımı affet demeye benzer. &Ccedil;alışmayıp herkese muhta&ccedil; kalanların, dini ve aklı noksan olur.</p>

<p>İhtiy&acirc;rlık herkese nas&icirc;b olmaz İyi sebebe yapışan iyi netice alır. &Ccedil;alışırken netice alamazsak, kabahati kendimizde aramalıyız. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki: &quot;Biz kuluz. S&acirc;hibimizin emrindeyiz. Başı boş değiliz. Her istediğimizi yapmaya serbest değiliz. İyi d&uuml;ş&uuml;nelim! Uzağı g&ouml;ren akıl s&acirc;hibi olalım! Kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml; utanmaktan, pişm&acirc;n olmaktan başka, ele birşey ge&ccedil;mez. Gen&ccedil;lik &ccedil;ağı, kazanc zam&acirc;nıdır. Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip, elden ka&ccedil;ırmaz. İhtiy&acirc;rlık herkese nas&icirc;b olmaz. Nas&icirc;b olsa da, rahat, elverişli vakit ele ge&ccedil;mez. Vakit de bulunsa, kuvvetsizlik, h&acirc;lsizlik zam&acirc;nında, yarar iş yapılamaz. Bug&uuml;n, her vaziyet elverişli iken, ananın babanın varlığı b&uuml;y&uuml;k nimet iken, ge&ccedil;im derdi olmayıp fırsat elde iken, g&uuml;&ccedil; kuvvet yerinde iken, hangi &ouml;z&uuml;r ile, hangi sebeple, bug&uuml;n&uuml;n işi yarına bırakılabilir? Peygamber efendimiz; (Yarın yaparım diyen hel&acirc;k oldu, ziy&acirc;n etti) buyurdu. Eğer d&uuml;ny&acirc; işlerini yarına bırakırsan ve bug&uuml;n hep &acirc;hıret işlerini yaparsan g&uuml;zel olur. Fakat, bunun aksini yaparsan &ccedil;ok &ccedil;irkin olur.&quot;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1295]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 19 May 2026 12:18:10 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Tatlı dil ve güler yüzün önemi]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> G&uuml;ler y&uuml;z ve tatlı dilin &ouml;nemi hakkında bilgi verir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:<br />
<br />
M&uuml;sl&uuml;man g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml;, m&uuml;nafık asık suratlı olur.<br />
Tebess&uuml;m, bedavadır, alanı mutlu eder, vereni &uuml;zmez.<br />
<br />
Huzurun anahtarı tebess&uuml;md&uuml;r.<br />
Tebess&uuml;m edemeyen zavallıdır.<br />
Tebess&uuml;m ateşinde erimeyen maden bulunmaz.<br />
<br />
G&uuml;l&uuml;msemesini bilmek, iki cihan mutluluğuna sebep olur.<br />
İslamiyet, sevgi, g&uuml;ler y&uuml;z, tatlı s&ouml;z, d&uuml;r&uuml;stl&uuml;k ve iyilik dinidir.<br />
Dostlara doğru s&ouml;ylemeli, d&uuml;şmanları g&uuml;ler y&uuml;zle ve tatlı dil ile idare etmelidir.<br />
<br />
Başarının sırrı, g&uuml;ler y&uuml;z, tatlı dil ve g&uuml;zel siyasettir. G&uuml;zel siyaset, herkesin memnun olması demektir.<br />
<br />
D&uuml;şmanınıza iyilik edin, hediye verin. Kırıldığınız arkadaşınıza iyilik edin, sıkıldığınız insana g&uuml;ler y&uuml;z g&ouml;sterin. Bunları yaparsanız rahat edersiniz.<br />
<br />
Bir kimsenin veli olduğu; tatlı dili, g&uuml;zel ahlakı, g&uuml;ler y&uuml;z&uuml;, c&ouml;mertliği, m&uuml;nakaşa etmemesi, &ouml;z&uuml;rleri kabul etmesi ve herkese merhamet etmesi ile anlaşılır.<br />
<br />
G&uuml;zel ahlaklı kimse, edeplidir, az konuşur, hatası azdır, gıybet etmez, Allah i&ccedil;in sever, Allah i&ccedil;in buğzeder, emanete riayet eder, komşu ve arkadaşını korur. G&uuml;zel ahlaklı bir zata, k&ouml;t&uuml; huylu hanımı ile nasıl iyi ge&ccedil;indiği sorulunca, (İyi huylu ile herkes ge&ccedil;inir. Marifet k&ouml;t&uuml; huylu ile ge&ccedil;inebilmektir. Onun k&ouml;t&uuml; huyuna sabredemezsem benim iyi huylu olduğum nereden belli olacaktır) dedi.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(M&uuml;min kardeşinin yanında suratı asık durana melekler lanet eder.) </b>[Hatib]<br />
<br />
<b>(İyiliği, g&uuml;zel y&uuml;zl&uuml; kimselerden talep ediniz.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min kardeşinin y&uuml;z&uuml;ne tebess&uuml;m etmek sadakadır.) </b>[C. Sagir]<br />
<br />
<b>(Din kardeşine g&uuml;ler y&uuml;z g&ouml;stermek, iyi şeyler &ouml;ğretmek, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmasını &ouml;nlemek birer sadakadır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. G&uuml;ler y&uuml;z ve tatlı dil ile, g&uuml;zel ahlakla memnun etmeye &ccedil;alışınız!) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(Selam verirken g&uuml;l&uuml;mseyen, sadaka sevabına kavuşur.) </b>[İ.E.d&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Hayrı, iyiliği, g&uuml;zel y&uuml;zl&uuml;lerin yanında arayınız!) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Huyu ve y&uuml;z&uuml; g&uuml;zel olan d&uuml;nya, ahiret iyiliğine kavuşur.) </b>[İbni Şahin]<br />
<br />
<b>G&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olmak</b><br />
<b>Sual:</b> <b>(M&uuml;sl&uuml;man g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; ve tatlı dilli olur)</b> hadisine g&ouml;re, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml;, tatlı dilli olmak sadece hemcinse karşı mı olmalı, yoksa namahremlere karşı da olması caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hemcinse ve mahremlerimize karşı g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; ve tatlı dilli olmak gerekir. Karşı cinsle yumuşak konuşmak ve ona g&uuml;l&uuml;msemek &ccedil;ok yanlıştır. Hatt&acirc; onun y&uuml;z&uuml;ne karşı dua etmek, Allah razı olsun demek bile yanlıştır. Namahremin y&uuml;z&uuml;ne karşı dua etmek yasak olduğu i&ccedil;in ona selam vermek de yasaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; selam da duadır. Birine g&uuml;ler y&uuml;z, tatlı dil g&ouml;sterip dua edersek, karşımızdaki ister istemez, (Galiba bu beni seviyor ki b&ouml;yle davranıyor) der. Art niyetsiz, sırf Allah rızası i&ccedil;in sevilse bile, zamanla bu sevgi gayrimeşru sevgiye sebep olabilir. Bunun i&ccedil;in dinimiz, karşı cinse yani namahreme karşı ciddi olmayı emrediyor. İhtiya&ccedil;sız konuşmayı, y&uuml;z&uuml;ne karşı dua etmeyi, hatt&acirc; selam vermeyi bile yasaklıyor.</p>

<p><strong>Sual: Bir M&uuml;sl&uuml;man, M&uuml;sl&uuml;man olsun olmasın diğer insanlara karşı nasıl davranmalıdır?<br />
Cevap:</strong> Dosta, d&uuml;şmana, M&uuml;sl&uuml;mana, gayr-i m&uuml;slime, bidat sahiplerinden başka, herkese, tatlı dil ve g&uuml;ler y&uuml;z g&ouml;stermelidir. İnsanlara yapılacak en faydalı ihsan, en kıymetli hediye, tatlı dil ve g&uuml;ler y&uuml;zd&uuml;r. İneğe tapanları g&ouml;r&uuml;nce, ineğin ağzına saman vererek, d&uuml;şman olmalarına mani olmalıdır. Kimse ile m&uuml;nakaşa etmemelidir. M&uuml;nakaşa, dostluğu azaltır, d&uuml;şmanlığı arttırır. Kimseye kızmamalıdır. Kızmak, sinir ve kalp hastalığı yapar. Hadis-i şerifte; <strong>(Gadab etme!)</strong> kızma buyuruldu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Yumuşak ve m&uuml;l&acirc;yim olan kazanır</strong></p>

<p>İnsan davranışlarında sertlik, iticilik ve korkuyu, yumuşaklık ise, sıcaklığı, şefkati, merhameti ve sevgiyi doğurur. Korkutarak elde edilen başarı, yıkılmaya, sevgi ile elde edilen muvaffakiyet ise, artmaya, b&uuml;y&uuml;meye mahkumdur. Bunun i&ccedil;in Res&ucirc;lullah efendimiz: (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ref&icirc;ktir. Yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri yumuşak davrananlara ihs&acirc;n eder. Başkalarına vermez) buyurmuşlardır. Enes bin M&acirc;lik hazretleri, &quot;Res&ucirc;lullah efendimize on sene hizmet ettim. Bu zaman i&ccedil;inde bana incindiğini, sert s&ouml;ylediğini hi&ccedil; g&ouml;rmedim&quot; buyurmuştur. Peygamber efendimizin bu g&uuml;zel h&acirc;li, &Acirc;l-i imr&acirc;n s&ucirc;resinin 159. &acirc;yetinde me&acirc;len:</p>

<p>(Yanında bulunanlara yumuşaklık ve tatlılıkla mu&acirc;mele etmen, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sana bir kerem ve rahmetidir. Eğer k&ouml;t&uuml; ahl&acirc;klı olup, sert davransaydın etr&acirc;fındakiler dağılırlardı) buyurularak &ouml;v&uuml;lmektedir. &Ccedil;elebi Cem&acirc;ledd&icirc;n Efendi, hi&ccedil; kızmaz, dostuna, d&uuml;şmanına aynı mu&acirc;melede bulunurdu. Onun bu geniş m&uuml;s&acirc;mahak&acirc;r h&acirc;lini anlayamayanlar;</p>

<p>-Bu kadar yumuşaklığın, insanlara karşı bu kadar tahamm&uuml;l ve sabır g&ouml;stermenin m&acirc;n&acirc;sı nedir? Diye su&acirc;l ettiklerinde; -Hilm, yumuşaklık kılıcı, demir kılı&ccedil;tan, hatt&acirc; y&uuml;z zafere sebep olan kılı&ccedil;tan daha keskindir, diye cevap vermişlerdir.</p>

<p>İyi ge&ccedil;inmek v&acirc;cibdir... İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri de buyuruyor ki: &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini yapmak ve yasaklarından ka&ccedil;mak l&acirc;zım olduğu gibi, insanların haklarını &ouml;demek ve onlarla iyi ge&ccedil;inmek de l&acirc;zımdır. (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini b&uuml;y&uuml;k bilmek ve O&#39;&#39;nun yarattıklarına acımak l&acirc;zımdır) had&icirc;s-i şer&icirc;fi, bu iki hakkı yerine getirmenin l&acirc;zım olduğunu g&ouml;stermektedir. Bu iki haktan yalnız birini g&ouml;zetmek kusur olur. Bundan anlaşılıyor ki, insanlardan gelen sıkıntılara katlanmak l&acirc;zımdır. Onlarla iyi ge&ccedil;inmek v&acirc;cibdir. Kızmak iyi olmaz. Sert davranmak yakışmaz.&quot; Hazret-i Hasen ile hazret-i H&uuml;seyin bir g&uuml;n &ccedil;&ouml;lde gidiyorlardı. Bir ihtiy&acirc;rın abdest aldığını g&ouml;rd&uuml;ler. Adamcağız abdesti doğru almıyor, şartlarına uymuyordu. Yaşlı olduğu i&ccedil;in, b&ouml;yle abdest sah&icirc;h olmaz demeye de sıkıldılar. Yanına giderek; -Efendim, biz iki kardeş, birbirimizden daha iyi abdest aldığımızı s&ouml;yl&uuml;yoruz fakat buna bir karar veremiyoruz. Biz bir abdest alalım. Siz de hangimizin haklı olduğunu bize bildirin olur mu dediler. Adamcağız bu teklifi kabul edince, &ouml;nce hazret-i Hasen, sonra da hazret-i H&uuml;seyin g&uuml;zel bir abdest aldılar. İhtiy&acirc;r, bunlara dikkatle bakıyordu ve sonunda; -Evl&acirc;tlarım! Abdest almasını şimdi ben sizden &ouml;ğrendim meğer yanlış alan benmişim demiştir.</p>

<p>İbr&acirc;h&icirc;m aleyhissel&acirc;m, bir g&uuml;n 200 mec&ucirc;s&icirc;ye ziy&acirc;fet vermişti. Ziy&acirc;fetten memnun kalan Mec&ucirc;s&icirc; topluluğu, İbr&acirc;him aleyhissel&acirc;ma; -Bize ne emredersen yapalım dediler. İbr&acirc;h&icirc;m aleyhissel&acirc;m da; -Sizden bir dileğim var, buyurdu.</p>

<p>-O nedir? dediklerinde,</p>

<p>-Benim Rabbime bir kere secde etmenizi istiyorum dedi. Kendi aralarında m&uuml;zakere ettiler ve; &quot;Bu ihtiy&acirc;rın ihs&acirc;nları, ziy&acirc;fetleri meşh&ucirc;rdur. Bunu kırmayıp, bunun Rabbine bir kere secde eder, sonra gidip yine tanrılarımıza tapınırız. Bir zararı olmaz&quot; diye karar verip secdeye gittiler. Onlar secdede iken, İbr&acirc;him aleyhissel&acirc;m; (Y&acirc; Rabb&icirc;! G&uuml;c&uuml;m&uuml;n yettiği bu kadar! Daha fazlasını yaptırmak benim elimden gelmiyor. Bunları hid&acirc;yete, sa&acirc;dete kavuşturmak, ancak senin kudretindedir. Bunlara iman nas&icirc;b eyle!) diye dua etti ve du&acirc;sı kab&ucirc;l olup, hepsi iman ettiler.</p>

<p>G&uuml;neş mi g&uuml;&ccedil;l&uuml; r&uuml;zg&acirc;r mı? İnsanlara karşı sert veya yumuşak davranılması konusunda ş&ouml;yle bir hik&acirc;ye anlatılır:</p>

<p>R&uuml;zg&acirc;rla G&uuml;neş, hangisinin daha g&uuml;&ccedil;l&uuml;, kudretli olduğu &uuml;zerinde konuşurlar. R&uuml;zg&acirc;r, g&uuml;c&uuml;ne g&uuml;venip; &quot;Ben senden kudretliyim&quot;, G&uuml;neş de; &quot;Her zaman kaba kuvvet işe yaramaz&quot; der. Sonunda tecr&uuml;be etmeye karar verirler.</p>

<p>R&uuml;zg&acirc;r G&uuml;neşe, &quot;Senden daha kudretli olduğumu şimdi sana g&ouml;stereceğim. Bak şu ihtiyarın paltosunu sırtından nasıl &ccedil;ıkartacağım, g&ouml;r!&quot; der.</p>

<p>R&uuml;zg&acirc;r kuvvetle esmeye başlar. İhtiyar, a&ccedil;ılan paltosunun iki yakasını hemen elleri ile sıkıca tutar. R&uuml;zg&acirc;r, paltoyu sırtından bu h&acirc;liyle atamayacağını anlayınca, fırtınaya d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r, ama ihtiyar paltosuna daha &ccedil;ok sarılır. İşi sağlama almak i&ccedil;in de d&uuml;ğmelerini iyice ilikler. Bunun &uuml;zerine G&uuml;neş, &quot;Sen beceremedin, bak şimdi ben g&uuml;zellikle, tatlılıkla ihtiyarın paltosunu şimdi nasıl &ccedil;ıkarttıracağım, g&ouml;r&quot; der. Saklandığı bulutun arkasından &ccedil;ıkan g&uuml;neş, bir g&uuml;l&uuml;msemeyle, tatlı bir sıcaklıkla ortalığı ısıtıverir. İhtiyar terlemeye başlar, sonunda kendiliğinden paltosunu &ccedil;ıkarır, neşe i&ccedil;inde yoluna devam eder... G&uuml;neş r&uuml;zg&acirc;ra d&ouml;nerek, &quot;G&ouml;rd&uuml;n m&uuml;? Tebess&uuml;m, sıcak ilgi, nez&acirc;ket ve dostluk, sertlikten kudretlidir. Ger&ccedil;ekte kuvvetli olmak, insanlara bir işi zorla yaptırmak değil, kendiliğinden yapacak h&acirc;le getirmektir&quot; der.</p>

<p>İs&acirc; aleyhissel&acirc;m, bir g&uuml;n hav&acirc;rileriyle beraber Yah&ucirc;d&icirc;lerin yanından ge&ccedil;iyordu. Oradakiler, kendisine &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; şeyler s&ouml;ylediler. Bu s&ouml;zlere rağmen onlara iyi ve tatlı cevaplar verdi. Yanındakiler;</p>

<p>-Onlar, sana k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapıyor, sen ise onlara iyi şeyler s&ouml;yl&uuml;yorsun dediklerinde, buyurur ki: -Herkes, başkasına, yanında bulunandan verir!..</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1298]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 18 May 2026 23:07:52 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kibrin dindeki yeri]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Kibrin dindeki yeri nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kibir, kendisini başkasından &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmektir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Kibir, hakka, razı olmamak ve insanları k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rmektir.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
Fudayl bin Iyad hazretleri, (Tevazu, ister cahilden, ister<b> </b>&ccedil;ocuktan duyulsa da hakkı teredd&uuml;ts&uuml;z kabul etmektir) buyuruyor. Kabul edemeyen kibirlidir. Kibirli, kendini başkasından &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmekle, kalbi rahat eder. Burada başkasını d&uuml;ş&uuml;nmez. Kendini ve ibadetlerini beğenir.<br />
<br />
Kibir, k&ouml;t&uuml; huydur, haramdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutmanın alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz. Kibirli değilim diyen, kibirlidir. Kibir her iyiliğe engeldir, her k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n anahtarıdır.<br />
<br />
İki &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Cehennem, kibirliler i&ccedil;in ne &ccedil;irkin ve ne k&ouml;t&uuml; bir yerdir.) </b>[Nahl 29]<br />
<br />
<b>(Allah, kibredenleri sevmez.)</b> [Nahl 23]<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:<br />
<b>(En şerliniz, katı kalbli ve kibirli olandır.) </b>[İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Kibirli, ahirette Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı gazaplı bulur.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kibirliyi al&ccedil;altır, tevazu sahibini y&uuml;kseltir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Kibirli, Cehennemin en derin ve azabı en şiddetli olan Bolis &ccedil;ukuruna atılır.)</b> [İslam Ahlakı]<br />
<br />
<b>(Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete giremez.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Yiyin, i&ccedil;in, giyinin ve sadaka verin, fakat israftan ve kibirden sakının.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Hazret-i Nuh, &ouml;l&uuml;rken &ccedil;ocuklarına, &ldquo;Şirk ile kibirden &ccedil;ok sakının&rdquo; buyurdu.) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(Kibir, İblisi Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;e doğru secde ettirmemiştir.) </b>[İ. Asakir]<br />
<br />
<b>(Kibirliler kıyamette zerre gibi ayak altında kalır. Herkes onları &ccedil;iğner.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın buğzettiği &uuml;&ccedil; kimse: Z&acirc;ni ihtiyar, kibirli fakir ve zalim lider.) </b>[Tirmizi, Nesai]<br />
<br />
<b>(Kibir, her g&uuml;zelliğin, </b>[her iyiliğin, her nimetin] <b>&acirc;fetidir.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Kibirli fakire şiddetli azap vardır.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Cehennem, kibirsiz olan m&uuml;sl&uuml;mana haram olur.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Kendisine el pen&ccedil;e divan durulmasını isteyen Cehenneme hazırlansın!) </b>[İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Kibir, hıyanet ve bor&ccedil;tan temiz olarak &ouml;lenin gideceği yer Cennettir.) </b>[Nesai]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyurdu ki: Kibriya ve azamet bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı hi&ccedil; acımadan Cehenneme atarım.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
Kibir, diğer g&uuml;nahlardan ni&ccedil;in daha b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kibir, yani b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir k&ouml;lenin h&uuml;k&uuml;mdarın tacını başına ge&ccedil;irerek onun tahtında oturup h&uuml;kmetmesine benzer. H&uuml;k&uuml;mdarın bir emrini yapmayarak su&ccedil; işlemekle, h&uuml;k&uuml;mdarlığına sahip &ccedil;ıkmak arasında elbette b&uuml;y&uuml;k fark vardır. İşte kibirlenmek, Allah&rsquo;ın emrini yapmamak gibi bir su&ccedil; değil, bizzat ilah olmak gibi b&uuml;y&uuml;k su&ccedil; oluyor.<br />
<br />
Bu su&ccedil;un biraz daha aşağısı ilahlığa ortak olmaktır. H&uuml;k&uuml;mdarın maiyetine hakaret eden, onlara &uuml;st&uuml;nl&uuml;k taslayan ve onları kendi idaresine almak isteyen kimse, bir noktada h&uuml;k&uuml;mdara ortak olmuş sayılır. Her ne kadar bunun tahtına oturmak gibi değilse de ona yakındır. B&uuml;t&uuml;n yaratıklar, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kullarıdır. Bunlar &uuml;zerinde b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k, hakimiyet, yalnız Ona mahsustur. İnsanlara bu şekilde kibirlenen, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ortak olmuş sayılır.<br />
<br />
Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hi&ccedil; kibredebilir mi? İnsan aşağılığını, acizliğini, Rabbine karşı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun i&ccedil;in her an her yerde aczini g&ouml;stermesi, tevazu &uuml;zere bulunması gerekir. B&uuml;y&uuml;klenerek ben demek feyz ve bereketi keser.<br />
<br />
Hazret-i Ebu Bekir buyuruyor ki:<br />
Kibirden sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa d&ouml;necek olan bir varlığın kibirlenmesi, bug&uuml;n var, yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar anlamsızdır.<br />
<br />
<b>Kibirli hakkı kabul etmez</b><br />
Asıl d&uuml;şman i&ccedil;erdedir, bu da nefsimizdir. En b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şman, insanın nefsidir. Nefsinin arzularına t&acirc;bi olanın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya kul olması zordur. Nefs daima k&ouml;t&uuml; şeyleri ister. Haram işlemek nefse esir olmayı g&ouml;sterir. Nefs, b&uuml;t&uuml;n iyiliklerden s&uuml;z&uuml;lm&uuml;ş, sadece b&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin bulunduğu en ahmak yaratıktır. Nefs bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;k deposudur. Kendini iyi zanneder, halbuki s&uuml;per cahildir. Her istediği aleyhinedir. Gıdası haramlardır. Asıl arzusu ilah olmaktır.<br />
<br />
<b>Tatmin olmaz k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yaptırmakla,<br />
Rahat bulur kendine taptırmakla. </b><br />
<br />
B&uuml;y&uuml;k k&uuml;&ccedil;&uuml;k herkeste nefs vardır. Hi&ccedil; kimse emir almak istemez. K&uuml;&ccedil;&uuml;k diye, &ccedil;ocuk diye ge&ccedil;memeli, onun gururu ile oynamamalı. Ankara&rsquo;ya yeğenimi ziyarete gitmiştim. Yeğenimin 2-3 yaşlarındaki kızının ayakları &ccedil;ıplaktı. Bir ayağı betonda bir ayağı halının &uuml;zerindeydi. Ona, betona basma, &ouml;teki ayağını da halının &uuml;st&uuml;ne koy dedim. Sen bana ne karışıyorsun, ben k&acirc;rımı zararımı bilmez miyim der gibi, bana ters ters baktı. Sonra hışımla, inatla halıdaki ayağını kaldırıp betondaki &ouml;teki ayağının yanına sert&ccedil;e koydu. &Ccedil;ocuk olduğu i&ccedil;in tepkisini gizleyemedi. B&uuml;y&uuml;kler de aynen o tepkiyi g&ouml;steriyorlar, fakat ayıplanacağız diye tepkilerini belli etmemeye &ccedil;alışıyorlar. Bir arkadaş anlattı: Kime sabah namazına gel dediysem herkes bir mazeret buldu, inşallah geliriz diyen kimse &ccedil;ıkmadı. Kimisi, (Sen yatsıya gelmiyorsun biz de sabaha, sen &ouml;nce kendine bak. Hem biz evde &ccedil;oluk &ccedil;ocukla cemaat yapıyoruz) dedi.<br />
<br />
Halbuki haklı bile olsalar, ge&ccedil;erli bir mazeretleri bulunsa bile, tepki g&ouml;stermemeleri gerekirdi. Doğru s&ouml;z kimden gelirse gelsin inat etmeden kabul etmek gerekirdi. Mazeretinden dolayı gelemiyorsa, (İnşallah) da denemez miydi? Nefs, kibir hepimizde mevcuttur. Bunu azaltmaya &ccedil;alışmamız lazımdır. Dinin her emrine uymakta ve yasak ettiği her şeyden ka&ccedil;makta mutlaka nefsi kırma payı vardır. Buna riyazet ve m&uuml;cahede denir. <b>Riyazet</b>, nefsin arzularını [haram ve mekruhları] yapmamaktır. <b>M&uuml;cahede</b>, nefsin istemediği şeyleri [ibadetleri] yapmak demektir.<br />
<br />
Kibir, şirkin kardeşidir. Kibir taşıyan kafada, akıl bulunmaz. Nefsi aradan &ccedil;ekmeli, kendimizi beğenmemeliyiz, kendimizden iğrenmeliyiz, kendinden tiksinmeyen kurtulamaz.<br />
<br />
Bir kimseye emri maruf yapınca, Allah&rsquo;tan kork şunu yap, şunu yapma denince, eğer kabul etmezse o kişi nefsine mağlup olmuş demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&rsquo;tan kork diyene, sen &ouml;nce kendine bak diyeni Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sevmez.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
Hakkı, doğruyu kim s&ouml;ylerse s&ouml;ylesin kabul etmek gerekir. Doğru olan bir şeyi kabul etmemeye inat denir. İnat, karşımızdakini aşağı g&ouml;rmek, ondan nefret etmek, ona d&uuml;şmanlık beslemek, haset etmek gibi sebeplerden ileri gelir. Hakkı, d&uuml;şmanımız da s&ouml;ylese kabul etmeliyiz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(K&uuml;&ccedil;&uuml;k, b&uuml;y&uuml;k, iyi k&ouml;t&uuml; veya hoşlanmadığın biri, hakkı s&ouml;ylerse, kabul et.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Bilmediği bir hususta inat edene, inadından vazge&ccedil;ene kadar Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; gazap eder.)</b> [İ.Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Kibirli, hakkı k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;r&uuml;r, ink&acirc;r eder, insanlara hakaret g&ouml;z&uuml; ile bakar.) </b>[İ.Gazali]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;manı hakir g&ouml;rmek, kişiye k&ouml;t&uuml;l&uuml;k olarak yeter.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Kendini beğenen helak olur.)</b> [Buhari]<br />
<br />
Abd&uuml;lkadir Geylani hazretleri de, (Kardeşinin yaptığı &ouml;ğ&uuml;d&uuml; kabul et. Ona itiraz etme) buyurdu.<br />
<br />
<b>Kendini Cennetlik, g&uuml;nahk&acirc;rı Cehennemlik bilmemeli<br />
Sual:</b> Bir M&uuml;sl&uuml;manın, kendini Cennetlik gibi, g&uuml;nahk&acirc;rları da Cehennemlik gibi g&ouml;rmesi doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;nahk&acirc;rları beğenmemelidir, fakat kendini g&uuml;nahk&acirc;rlardan &uuml;st&uuml;n de g&ouml;rmemelidir. Kendini Cennetlik, g&uuml;nahk&acirc;rı Cehennemlik bilmemelidir. Hatta k&acirc;fir i&ccedil;in bile b&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmemelidir. K&acirc;fir, bir Kelime-i şehadet getirerek Cennetlik, kendisi bir s&ouml;z s&ouml;yliyerek Cehennemlik olabilir.<br />
<br />
İsrailoğullarından bir eşkıya, kırk yıl g&uuml;nah işler. Bir g&uuml;n Hazret-i İsa&rsquo;yı havarilerden biri ile giderken g&ouml;r&uuml;r. Yaptığı eşkıyalığa pişman olur. &quot;Ben bunlara katılayım&quot; diyerek peşlerine takılır. Havarinin yanına yaklaşır, &quot;Benim gibi bir eşkıyanın b&ouml;yle bir zatın yanında gitmesi uygun olur mu?&quot; diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Havari de, &quot;Bu yol kesici nereden &ccedil;ıktı? Benimle nasıl gelir?&quot; diyerek ondan uzaklaşıp İsa aleyhisselama yaklaşır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Hazret-i İsa&#39;ya vahyeder ki:<br />
<b>(İkisine de s&ouml;yle! İkisinin de ge&ccedil;mişlerini mahvettim. Yeniden amele başlasınlar. Kendini beğendiği i&ccedil;in havarinin ibadetini mahvettim. Kendini aşağı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in de eşkıyanın g&uuml;nahlarını affettim.)</b><br />
<br />
Hazret-i İsa, durumu her ikisine de bildirir ve eşkıyayı havarileri arasına alır. (İ. Gazali)<br />
<br />
Amr bin Şeybe hazretleri anlatır:<br />
&ldquo;Mekke&rsquo;de Safa ile Merve arasında bulunuyorduk. Bir adamın katır &uuml;zerinde geldiğini, etrafındaki hizmet&ccedil;ilerin herkese karşı sert davrandıklarını, adamın heybet ve ihtişam i&ccedil;inde olduğunu g&ouml;rd&uuml;k. Aradan yıllar ge&ccedil;ti, deve &uuml;zerinde Bağdat&rsquo;a girdim. Orada başı a&ccedil;ık, yalınayak, uzun sa&ccedil;lı pejm&uuml;rde bir adam g&ouml;rd&uuml;m. Tanıyacak gibi oldum. Adam, kendine dikkatle bakışımın sebebini sordu. (Seni birine benzetiyorum) dedim ve kime benzettiğimi anlattım. Adam da, (İşte o g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n benim. Tevazu g&ouml;sterilmesi gereken yerde kibirlendim. Şimdi ise bu h&acirc;le d&uuml;şt&uuml;m) dedi.&rdquo;<br />
<br />
Bir kimse, biraz bilgiliyse, ibadet de yapıyorsa, kibirden zor kurtulur. Bilgisiz insanı, hayvan gibi g&ouml;r&uuml;r. Kendisi i&ccedil;in sevdiğini başkası i&ccedil;in sevemez. Hak ve hakikati başkalarından duysa kabul etmek istemez. Onların nasihatine, tavsiyesine uymayı nefsine yediremez.<br />
<br />
<b>Kendini &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmek<br />
Sual: </b>Mektubat&rsquo;ta, kendisini Frenk k&acirc;firinden aşağı g&ouml;rmek diye bir ifade var. Kendini Frenk k&acirc;firinden aşağı g&ouml;rmek ne demek? Bir de orada İmam-ı Rabbani hazretleri, (Sol tarafımdaki melek durmadan g&uuml;nahlarımı yazıyor; ama sağ tarafımdaki melek yirmi yıldır hi&ccedil;bir şey yazmıyor) buyuruyor. Bu ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
O b&uuml;y&uuml;klerde ruh ve nefs birbirinden o kadar ayrılmışlardır ki, onlar nefsi kendileri olarak g&ouml;r&uuml;rler. Nefiste hi&ccedil;bir iyilik yoktur; &ccedil;&uuml;nk&uuml; nefsin nihai hedefi g&uuml;nah işlete işlete insanı k&acirc;fir yapmaktır. Nefis, adeta k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin posasıdır. Sanki bademyağı ile posası gibidir. H&acirc;lbuki k&acirc;firlerde ruh &ouml;l&uuml;d&uuml;r; ama d&uuml;r&uuml;stl&uuml;k, c&ouml;mertlik gibi iyi vasıflar vardır. O b&uuml;y&uuml;kler bundan dolayı kendi nefslerini o Frenk k&acirc;firinden &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmezler. Bundan dolayı da, sağ tarafındaki meleğin hi&ccedil; yazmadığını; sol tarafındaki meleğin ise devamlı yazdığını g&ouml;r&uuml;rler.<br />
<br />
<b>B&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlara dua etmeli<br />
Sual:</b> Bende bir huy oluştu; karşımdaki kişinin f&acirc;sık, mezhepsiz, bid&rsquo;at ehli vs. olup olmadığına &ccedil;ok dikkat ediyorum. &Ouml;yle olunca da kendimi korumak i&ccedil;in araya mesafe koyuyorum. Bazen kibirlenirim diye de korkuyorum. Kibirlenmemek i&ccedil;in ne d&uuml;ş&uuml;nmek lazım?<br />
<b>CEVAP</b><br />
O İyi huy. Kibirlenmemek elde değil yani bundan kurtulmak &ccedil;ok zor. İnsanların h&acirc;li ortada. Bakıyorsunuz adam f&acirc;sık, yahut mezhepsiz bid&rsquo;at ehli. F&acirc;sık, mezhepsiz bid&rsquo;at ehli olmadığımız i&ccedil;in ister istemez elhamd&uuml;lillah ben değilim diyorsunuz.<br />
<br />
Kibirlenmemek i&ccedil;in, o bir g&uuml;n tevbe eder kurtulur da, Allah saklasın ben sapıtabilirim diyerek kendimizi ondan &uuml;st&uuml;n bilmemeliyiz. B&uuml;t&uuml;n m&uuml;sl&uuml;manların ehl-i s&uuml;nnet itikadına kavuşmaları, d&uuml;nya ve ahiret saadetine nail olmaları i&ccedil;in dua etmeliyiz.<br />
<br />
<b>B&uuml;y&uuml;kleri kalkarak karşılamalı<br />
Sual:</b> Hadis-i şerifte, bir kimse gelince, ayağa kalkmanın yasak olduğu bildiriliyormuş. Şimdi biri gelince ayağa kalkınca g&uuml;nah mı işliyoruz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hadis-i şerifleri herkes anlayamaz. Hadis-i şerifleri &acirc;limlerin a&ccedil;ıklaması ile okumalıdır! Evet hadis-i şeriflerde <b>(Haşimoğulları hari&ccedil; birbirinize ayağa kalkmayın!) </b>ve <b>(Hasan ve H&uuml;seyin ve onların s&uuml;lalesi </b>[Şerifler ve Seyyidler] <b>hari&ccedil;, Kureyşe ayağa kalkmayın!) </b>buyuruldu. Bu hadis-i şeriflerin a&ccedil;ıklamasında, İslam &acirc;limleri, (B&uuml;y&uuml;kler gelince kalkarak karşılamak m&uuml;stehaptır. Kendi gelince, kalkılmasını sevmek mekruhtur) buyuruyor. <b>(Redd-&uuml;l Muhtar)</b><br />
<br />
<b>Havalı meslekler</b><br />
<b>Sual:</b> Tanıdığım &ccedil;ok doktor var. Hemen hepsi kendini tanıtırken ben doktor falanca diyor. &Ccedil;ok yakından tanıdığım doktor arkadaşım bana bile, ben doktor falanca diyor. Bana mesaj ve mail yazarken de, yine altına Dr. falanca yazıyor. Avukat, m&uuml;hendis, &ouml;ğretmen niye unvanını b&ouml;yle kullanmıyor da, bu doktorlar kullanıyor? Acaba kibirden mi ileri geliyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Alışkanlıktan olabilir. Doktorluğundan bahsetmeyenler de vardır. Hepsi i&ccedil;in genel bir h&uuml;kme varmak yanlış olur. Emekli subaylardan da veya başka meslek sahiplerinden de unvanını kullanan &ccedil;ok oluyor. Hepsi i&ccedil;in kibirli demek doğru olmaz.<br />
<br />
<b>Pire i&ccedil;in yorgan yakmak</b><br />
<b>Sual: </b>&Ouml;fkelenen bir arkadaş, <em>(Benim kim olduğumu biliyor musun? Ben, falanca şehirli, filancayım, kancayı takarım, pire i&ccedil;in yorgan yakarım)</em> dedi. Bu, kibir alameti değil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, soyu ile, ırkı ile, memleketi ile, &ouml;fkesiyle &ouml;v&uuml;nmek doğru değildir. Peygamber efendimiz, soyu ile &ouml;v&uuml;nene buyurdu ki:<br />
<b>(İki kişi, Musa aleyhisselamın yanında atalarıyla &ouml;v&uuml;nerek tartıştılar. Biri, <em>&ldquo;Bana filan oğlu falan derler&rdquo;</em> diyerek, dokuz atasını saydı</b>. <b>Bunun &uuml;zerine Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Musa aleyhisselama vahiy g&ouml;nderip, &ldquo;O &ouml;v&uuml;nenin dokuz ceddi Cehennemdedir, o da onuncusudur&rdquo;</b> <b>buyurdu.)</b> [İhya]<br />
<br />
İki hadis-i şerif de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Dedelerinizle gururlanmayın! Dedeleriyle &ouml;v&uuml;nmeyi terk etmeyen, Allah nezdinde, pislik b&ouml;ceklerinden daha değersiz olur.) </b>[Tirmiz&icirc;]<br />
<br />
<b>(İzzet ve şeref kazanmak i&ccedil;in, dokuz dedesini sayan, Cehennemde onların onuncusu olur.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
<em>(Pire i&ccedil;in yorgan yakarım)</em> demek de &ccedil;ok yanlıştır. M&uuml;sl&uuml;man, ceza verecekse bire bir verir. Bire iki veya daha &ccedil;ok ceza verirse zul&uuml;m olur. Zul&uuml;mle ve yanlışla &ouml;v&uuml;nmek M&uuml;sl&uuml;mana yakışmaz. Pire y&uuml;z&uuml;nden, su&ccedil;suz yorganı yakmak akıllının işi değildir. &Ouml;fkesini yenemeyen, kibirli kişinin işidir.</p>

<p align="left"><strong>Kendine</strong> <strong>kıymet</strong> <strong>verenin,</strong> <strong>kıymeti</strong> <strong>olmaz<br />
Sual: Bazı kimseler, hep kendinden bahsedilsin, kendisi &ouml;v&uuml;ls&uuml;n, kendisi &ouml;nde olsun ister. B&ouml;yle kendine kıymet vererek &ouml;nde olmayı istemek, dinimizce doğru mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> <strong>Tekebb&uuml;r</strong>, kibir sahibi olma, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;sterme anlamındadır. <strong>M&uuml;tekebbir</strong> ise; kibirlenen, kendini beğenen demektir. Tekebb&uuml;r etmek haramdır. Tekebb&uuml;r, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir sıfatıdır, Kibir ve Kibriya sıfatı, ona mahsustur. Hadis-i kudside;<br />
<strong>(Azamet ve kibriya bana mahsustur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, &ccedil;ok acı azap ederim)</strong> buyuruldu.</p>

<p align="left">İnsan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; indinde kıymeti o kadar y&uuml;kselir. Kendine kıymet verenin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; katında kıymeti olmaz. Kibrin zararını bilmeyen kimse i&ccedil;in &acirc;lim demek, yalan olur. İnsanın ilmi arttık&ccedil;a, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkması artar, g&uuml;nah işlemeye cesaret edemez. Bunun i&ccedil;in, Peygamberler aleyhim&uuml;ssel&acirc;m, tevazu sahibi idiler. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan &ccedil;ok korkarlardı, kendilerinde kibir ve ucub gibi k&ouml;t&uuml; huylar hi&ccedil; yoktu. K&uuml;&ccedil;&uuml;klere, fasıklara ve facirlere karşı da kibirli olmamalıdır. Yalnız, tekebb&uuml;r sahibine karşı tekebb&uuml;r etmek lazımdır. Bir &acirc;lim, cahili g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu, bilmediği i&ccedil;in g&uuml;nah işliyor, ben ise, bilerek işliyorum&rdquo; demelidir. Bir &acirc;limi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu benden daha &ccedil;ok biliyor ve ilminin hakkını veriyor, ihlas ile amel yapıyor, ben b&ouml;yle değilim&rdquo; demelidir. Kendinden daha yaşlı bir kimseyi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu benden daha &ccedil;ok ibadet etti&rdquo; demelidir. Gen&ccedil;leri g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bunların g&uuml;nahı az, benim g&uuml;nahlarım &ccedil;ok&rdquo; demelidir. Kendi yaşındakileri g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;g&uuml;nahlarımı biliyorum, onun ne yaptığını bilmiyorum, bilinen k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri tahkir etmek lazımdır&rdquo; demelidir. Bir bidat sahibini veya k&acirc;firi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;insanın h&acirc;li son nefeste belli olur, acaba benim h&acirc;lim ne olacak&rdquo; demeli, bunlara da tekebb&uuml;r etmemelidir. Fakat, bunları sevmemelidir.</p>

<p><strong>Sual: Din bilgileri &ouml;ğrendiği, kendini din adamı olarak tanıttığı halde, kendini beğenen, kibirli olanlar oluyor. B&ouml;yle kibirli olanların, bu halden kurtulması m&uuml;mk&uuml;n değil midir?<br />
Cevap:</strong> Kibre sebep olan ilmin ilacı iki şeyi bilmekle olur:<br />
Birincisi, ilmin kıymetli, şerefli olması, salih, iyi niyete bağlıdır. İlmi, cehaletten ve nefsinin hevasından kurtulmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmek lazımdır. İmam olmak, m&uuml;ft&uuml; olmak, din adamı tanınmak, herkesten &uuml;st&uuml;n olmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmemek lazımdır.</p>

<p>İkincisi, ilmi ile amel etmek ve başkalarına &ouml;ğretmek ve bunları ihlas ile yapmak lazımdır. Amel ve ihlas ile olmayan ilim zararlıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Allah i&ccedil;in olmayan ilmin sahibi Cehennemde ateşler &uuml;zerine oturtulacaktır)</strong> buyuruldu.</p>

<p>Mal, mevki ve ş&ouml;hret i&ccedil;in ilim sahibi olmak b&ouml;yledir. D&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek, yani dini d&uuml;nyaya vesile etmek, altın kaşıkla necaset yemeye benzer. Dini d&uuml;nya kazancına alet edenler, din hırsızlarıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Din bilgilerini d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in edinenler, Cennetin kokusunu duymayacaklardır)</strong> buyuruldu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Kibriy&acirc; Allah&#39;a mahsustur...</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına g&ouml;nderdiği kitapların hepsinde, kibri ve gururlanmayı k&ouml;t&uuml;lemiş ve yasak etmiştir. Nahl s&ucirc;resinin 23. &acirc;yetinde me&acirc;len:</p>

<p>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kibirli olanları elbette sevmez!) buyurulmaktadır.</p>

<p>Peygamber efendimiz de, bir had&icirc;s-i şer&icirc;flerinde; (Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete girmeyecektir) buyurmuşlardır. İsl&acirc;m &acirc;limleri buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ilim, kudret gibi b&uuml;t&uuml;n sıfatlarından kullarına biraz ihs&acirc;n buyurmuştur. Fakat, yalnız &uuml;&ccedil; sıfatı kendine mahs&ucirc;stur. Bu &uuml;&ccedil; sıfattan hi&ccedil;bir mahl&ucirc;kuna vermemiştir. Bu &uuml;&ccedil; sıfatı; kibriy&acirc;, gan&icirc; olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriy&acirc;, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k, &uuml;st&uuml;nl&uuml;k demektir. Gan&icirc; olmak, başkalarına muhta&ccedil; olmamak, herşey Ona muhta&ccedil; olmak demektir.&quot;</p>

<p>Bunun i&ccedil;in kibirlenmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatına, hakkına tec&acirc;v&uuml;z etmek olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına karşı m&uuml;tekebbirdir. Zira O, kibriy&acirc; s&acirc;hibidir. Azamet, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k ve kibriy&acirc;, y&uuml;celik ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahs&ucirc;stur. Had&icirc;s-i kuds&icirc;de:</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n fes&acirc;dın başı kibirdir (Azamet ve kibriy&acirc; bana mahs&ucirc;stur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak istiyenlere, &ccedil;ok acı az&acirc;b ederim) buyuruldu.</p>

<p>Tekebb&uuml;r edene, yani kibir s&acirc;hibi olana karşı tekebb&uuml;r etmek c&acirc;izdir. Kibir s&acirc;hibine tekebb&uuml;r etmek, sadaka vermek gibi sevaptır. Kibir s&acirc;hibine karşı tev&acirc;zu eden kimse, kendisine zulmetmiş olur. Bid&#39;&#39;at s&acirc;hiplerine ve kibirli zenginlere karşı da tekebb&uuml;r etmek c&acirc;izdir. Bu tekebb&uuml;r kendini y&uuml;ksek g&ouml;stermek i&ccedil;in değildir. Onlara ders vermek, gafletten uyandırmak i&ccedil;indir.</p>

<p>Takıyy&uuml;dd&icirc;n S&uuml;bk&icirc; hazretleri;</p>

<p>&quot;&Ccedil;ok iyi anlayıp g&ouml;rd&uuml;m ki, b&uuml;t&uuml;n fes&acirc;dın başı kibirdir. Kibir, şeytanın b&uuml;y&uuml;klenip kendini beğenmesi ile işlenen ilk g&uuml;nah oldu. Kalbde kibir, b&uuml;y&uuml;klenme h&acirc;sıl olduğu zaman, kendisini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;r&uuml;p, başkalarını aşağı g&ouml;r&uuml;r. Kibir, kalbi nas&icirc;hat kab&ucirc;l etmekten ve emre it&acirc;at etmekten alıkoyar&quot; buyurmaktadır. B&acirc;yez&icirc;d-i Bist&acirc;m&icirc; hazretleri bir g&uuml;n yolda giderken yanından ge&ccedil;en bir k&ouml;peği g&ouml;r&uuml;r ve k&ouml;peğe değip nec&acirc;set bulaşmasın diye elbisesini toplar. O anda k&ouml;pek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kudreti ile dile gelip; &quot;Benden sana bulaşacak kir, &uuml;&ccedil; def&acirc; yıkamakla temiz olur. Ama senin nefsindeki kibir kiri, yedi dery&acirc;da yıkansa temiz olmaz&quot; der. Kibriya yani &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, yalnız Cenab-ı Hakka mahsustur. Sonradan yaratılan, d&uuml;nyaya gelmesi ve &ouml;lmesi kendi elinde olmayan bir insana, kibirlenmek mi yakışır yoksa tevazu g&ouml;stermek mi? İm&acirc;m-ı Zeynel&acirc;bid&icirc;n hazretleri buyuruyorlar ki:</p>

<p>&quot;Kibir sahipleri benim &ccedil;ok garibime gidiyor. Kendilerinin bir damladan meydana geldikleri, sonra da &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş, kokmuş leş olacaklarını bildikleri halde yine de kibirlenirler; bunlar neyine g&uuml;venirler!&quot;</p>

<p>Aklında noksanlık vardır! M&uuml;sl&uuml;man, kibirli olmaz, olamaz. Bir kimse kibirliyse, onun M&uuml;sl&uuml;manlığında ve aklında noksanlık vardır. Zira Ahmed bin Hanbel hazretleri; &quot;Kibir taşıyan kafada, akıla rastlayamazsınız&quot; buyurmaktadır. Kibirli kimse, saadet kapısından i&ccedil;eri giremez. Kendini beğenen, kendini &uuml;st&uuml;n g&ouml;ren, kendini kabiliyetli g&ouml;ren, kendini iyi g&ouml;ren bir kimse, saadet kapısının dışında dolaşır, kapıdan i&ccedil;eri giremez. Kibirli kimse, kibrini kırarsa, kibrini yıkarsa o zaman saadet kapısından i&ccedil;eri girer.</p>

<p>Kibir, b&uuml;t&uuml;n saadetlere engel bir duvar gibidir. Bu kibir duvarı, saadet kapısını a&ccedil;maya engeldir. Diğer g&uuml;nahlar, kibir gibi değildir. Allah hepimizi affetsin. Hepimizin g&uuml;nahları vardır. Fakat elhamd&uuml;lillah M&uuml;sl&uuml;manız. Ancak M&uuml;sl&uuml;man kibirli olamaz. Eğer kibirliyse, o kimsede noksanlık var demektir. Bu &ccedil;ok m&uuml;him bir &ouml;l&ccedil;&uuml;d&uuml;r. Kibirden kurtulmanın tek &ccedil;aresi ise, kibirli olmayanlarla beraber olmaktır. Allah&uuml; tealadan ve O&#39;&#39;nun dininden bahsederek sohbet etmektir. Allah adamlarını ve m&uuml;sl&uuml;manları Allah rızası i&ccedil;in sevmek ve sevilmektir. Hi&ccedil; kızmamak, g&uuml;cenmemek, darılmamak, haddini bilmek, kusurunu g&ouml;rmek, ayıbını g&ouml;rmektir. İslam &acirc;limleri, akıllı olmak l&acirc;zımdır buyurmuşlardır. Akıllı insan, karşısındakinin iyi tarafını, kendisinin k&ouml;t&uuml; taraflarını g&ouml;ren kimsedir. Karşısındakinin k&ouml;t&uuml; tarafını g&ouml;ren kimse, akıldan mahrumdur. Kendisinin iyi taraflarını g&ouml;ren kimse de, akıldan mahrumdur. Demek ki akıllı insan, akıllı, iyi bir M&uuml;sl&uuml;man, daima M&uuml;sl&uuml;manların iyi taraflarını g&ouml;r&uuml;r, o iyi taraflarına &acirc;şık olur. Kendisinin iyi taraflarını g&ouml;remez. Dolayısıyla daima arkadaşlarına muhta&ccedil;tır. Arkadaşlarına muhta&ccedil; olmayan, onun hizmetine, duasına ihtiya&ccedil; duymayan mahvolmuştur. İşte o, felakettedir.</p>

<p>Başarıya da engeldir İnsanoğlu, nefsinin esiri olunca, her şeyi yapacağını, her şeye sahip olacağını zanneder. &Ouml;l&uuml;m&uuml; unutur, hi&ccedil; &ouml;lmeyecekmiş gibi hareket eder. Ele ge&ccedil;ireceği şeylerde &ccedil;ok acelecidir, sabırsızdır. Halbuki insan, acele etse de, her şeye sahip olmayı arzu etse de, Allah&uuml; tealanın takdirinden başkası olmaz. Rabbimizin emri olduğu i&ccedil;in sebeplere yapışıp neticeyi sabırla beklemek l&acirc;zımdır. Kızmak, sinirlenmek kibirdendir. Aceleci, sabırsız olmak, şeytandandır. Her iki hal de, insanı felakete s&uuml;r&uuml;kler. İnsan aceleci, sabırsız da olsa, iş olacağına varacaktır. Netice olarak, İsl&acirc;m &acirc;limlerinin buyurduğu gibi: &quot;Kibir, her iyiliğe, her fazilete, her g&uuml;zelliğe ve her başarıya engeldir.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4669]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 18 May 2026 22:59:13 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Mürüvvet]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> M&uuml;r&uuml;vvetin dinimizdeki yeri nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;r&uuml;vvet, insanlık, yiğitlik, iyilik c&ouml;mertlik faydalı olmak, iyilik yapmak arzusu gibi manalara gelir ki, hallerin en g&uuml;zeline riayet etmek demektir. Hadis-i şerifte, <b>(Kimseye zulmetmeyen, yalan s&ouml;ylemeyen ve s&ouml;z&uuml;nde duran, m&uuml;r&uuml;vvet sahibidir) </b>buyuruldu. (Edeb-&uuml;d-d&uuml;nya)<br />
<br />
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:<br />
M&uuml;r&uuml;vvet,<b> </b>her zaman sofrası a&ccedil;ık olmak ve insanların işini g&ouml;rmek i&ccedil;in hazır beklemektir.<br />
M&uuml;r&uuml;vvet iffetli olmak, darlıkta ve genişlikte bol bol ihsanda bulunmaktır. <b>(Hazret-i Hasan)</b><br />
<br />
M&uuml;r&uuml;vvet, kulun, dinini muhafaza edip nefsini korkutması, misafirini iyi karşılaması, m&uuml;nakaşalarda, g&uuml;zel davranması demektir. Ululuk ise, komşuya eziyet etmemek ve zorluklara g&ouml;ğ&uuml;s germektir. Kerem de istemeden vermek, yerinde yemek yedirmek, saile yumuşak davranmak ve bol vermektir. <b>(Hazret-i Hasan) </b><br />
<br />
M&uuml;r&uuml;vvet, dili doğru olmak, arkadaşın kusurlarına tahamm&uuml;l g&ouml;stermek, herkese iyilik etmek, komşunun sıkıntısına katlanmaktır. <b>(Hazret-i Hasan-ı Basri) </b><br />
<br />
M&uuml;r&uuml;vvet altıdır, &uuml;&ccedil;&uuml; hazarda, &uuml;&ccedil;&uuml; seferdedir. Hazarda olan; Kur&#39;an-ı kerim okumak, mescitleri imar etmek, Allah i&ccedil;in kardeş bulmaktır. Seferde olan ise; azığı &ccedil;oğaltmak, yol arkadaşı ile az ihtilafa d&uuml;şmek, g&uuml;nah olmayan işlerde, g&ouml;n&uuml;l almak i&ccedil;in şakalaşmaktır. <b>(Hazret-i</b> <b>Rabia-i Rai)</b><br />
<br />
M&uuml;r&uuml;vvet, a&ccedil;ık kapı, bol yemek, insanların işini g&ouml;rmek i&ccedil;in hazır olmaktır.<br />
M&uuml;r&uuml;vvet, s&ouml;z&uuml;nde doğru olmak, vaadini yerine getirmek, faydalı yerde bol harcamaktır.<br />
M&uuml;r&uuml;vvet, dili doğru olmak, arkadaşlarının kusurlarına tahamm&uuml;l etmek, herkese &ccedil;ok iyilik etmektir. İnsanların elinde bulunana karşı iffetli davranıp onlardan gelen kusurlara aldırış etmeyen ger&ccedil;ek m&uuml;r&uuml;vvet ehlidir.<br />
<br />
<b>M&uuml;r&uuml;vvetin şartları: </b><br />
G&uuml;nahlardan temizlenmek, insafla h&uuml;kmetmek, zul&uuml;mden ka&ccedil;ınmak, hakkı olmayan bir şeye g&ouml;z dikmemek, hi&ccedil; kimseyi &uuml;cretsiz &ccedil;alıştırmamak, zayıfa karşı kuvvetliye yardım etmemek, k&ouml;t&uuml;y&uuml; iyiye tercih etmemektir.<br />
M&uuml;r&uuml;vvetin tamamı şu &acirc;yet-i kerimede bildirilmiştir:<br />
<b>(Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardımı emreder. &Ccedil;irkin işleri, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. İyice d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p tutasınız diye size &ouml;ğ&uuml;t verir.) </b>[Nahl 90]<br />
<br />
Hazret-i Hasan, birinin, para para dediğini duyunca, &quot;Allah, paraya lanet etsin. Paranın s&ouml;z&uuml;n&uuml; eden, paraya tapanın m&uuml;r&uuml;vveti yoktur. M&uuml;r&uuml;vveti olmayanın dini de olmaz&quot; buyurdu.<br />
Dindarla oturun. Dindar bulamazsanız, d&uuml;nya ehlinin m&uuml;r&uuml;vvet sahibi olanları ile oturun. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar, k&ouml;t&uuml; s&ouml;z etmezler. <b>(Hazret-i Abdulvahid b. Zeyd)</b><br />
<br />
İbni Ziyad, bir kabile reisine m&uuml;r&uuml;vvetin ne olduğunu sordu. Reis dedi ki:<br />
Bize g&ouml;re m&uuml;r&uuml;vvet d&ouml;rt şeyden ibarettir:<br />
<b>1- </b>G&uuml;nah işlemekten uzak durmak. G&uuml;nah işleyen, zelil olur. Zelilin m&uuml;r&uuml;vveti olmaz.<br />
<b>2- </b>Malı iyi kullanmak, boşa harcamamak. Malını iyi kullanamayıp muhta&ccedil; duruma d&uuml;şenin m&uuml;r&uuml;vveti olmaz.<br />
<b>3- </b>Ehlinin ihtiyacı i&ccedil;in &ccedil;alışmak. Ehlini ele muhta&ccedil; edenin m&uuml;r&uuml;vveti yoktur.<br />
<b>4- </b>Kendine yakışanı yiyip i&ccedil;mek. Bu m&uuml;r&uuml;vvet i&ccedil;in kemal sayılır.<br />
<br />
<b>Kayser</b>,<b> </b>Kays bin Sabite sordu:<br />
- En iyi akıl nedir?<br />
<b>- İnsanın kendini bilmesidir. </b><br />
-En iyi ilim nedir?<br />
<b>- İnsanın cehaletini bilmesidir. </b><br />
- En iyi m&uuml;r&uuml;vvet nedir?<br />
<b>- İnsanın y&uuml;zsuyunun d&ouml;k&uuml;lmemesidir. </b><br />
Yalancının m&uuml;r&uuml;vveti, cimrinin dostu, haset edenin ve huysuzun rahatı yoktur. <b>(Ahnef b. Kays)</b><br />
<br />
Ana-babasına iyilik eden, akrabasını ziyaret eden, arkadaşlarına ikramda bulunan, &ccedil;oluk &ccedil;ocuğu ve hizmet&ccedil;isi ile iyi ge&ccedil;inen, dinini koruyan, malını temiz tutup fazlasını dağıtan, dilini tutan, g&ouml;z&uuml;n&uuml; haramdan koruyan, fuzuli işlerden uzak duran, m&uuml;r&uuml;vvet sahibidir. <b>(Fudayl b. Iyad)</b></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Başkasına y&uuml;k olan al&ccedil;alır</strong></p>

<p>D&uuml;nya lezzetlerine aldanmayan, Cennet nimetlerine kavuşur. İki &acirc;lemde az&icirc;z ve muhterem olur. Aksi olursa, insan zelil olur. Zira hazret-i &Ouml;mer, bir h&acirc;dise &uuml;zerine; &quot;Biz aşağı, bayağı insanlardık. Acem ş&acirc;hlarının elinde es&icirc;r idik. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n yapmakla bizleri şereflendirdi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği bu izzetten, bu şereften başka şeref ararsak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bizi yine zel&icirc;l eder. Her şeyden aşağı eder. İzzet, İsl&acirc;mdadır. İsl&acirc;mın ahk&acirc;mına uyan, az&icirc;z olur. Bu ahk&acirc;mı beğenmeyip, izzeti, huz&ucirc;ru, sa&acirc;deti başka şeylerde arayan zel&icirc;l olur&quot; buyurmuştur. Dinimiz, almayı değil vermeyi, y&uuml;k olmayı değil, y&uuml;k &ccedil;ekmeyi emir ve tavsiye etmektedir. Peygamber efendimiz: (Veren el, alandan y&uuml;ksektir) buyurmuşlardır.</p>

<p>Bir şeyler koparabilmek, d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek, insanların zaaflarından istifade ederek onların sırtından ge&ccedil;inmek i&ccedil;in yaltaklanmak yani temelluk etmek, k&ouml;t&uuml; bir huydur. Zira had&icirc;s-i şer&icirc;fte: (Temelluk, m&uuml;sl&uuml;m&acirc;n ahl&acirc;kından değildir) buyurulmuştur. Mevl&acirc;n&acirc; Cel&acirc;ledd&icirc;n-i R&ucirc;m&icirc; hazretleri, başkalarından bir şey istemeyi talebelerine yasak ederek;</p>

<p>&quot;Başkasına el a&ccedil;ıp bir şey isteyen, bizim talebemiz değildir. Ona d&uuml;ny&acirc;da da &acirc;hirette de şef&acirc;at etmeyiz ve ondan uzak dururuz. Biz, talebelerimize d&acirc;im&acirc; vermeyi, ihs&acirc;n ve ikr&acirc;mlarda bulunmayı, herkese karşı tev&acirc;zu &uuml;zere bulunmayı, tatlı s&ouml;zl&uuml;, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olmayı tavsiye ediyoruz. El a&ccedil;ıp istemek bizim yolumuzda yoktur&quot; buyururlardı. Ubeydullah-ı Ahr&acirc;r hazretleri de;</p>

<p>&quot;Tasavvuf, herkesin y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmek ve kimseye kendi y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ektirmemektir&quot; buyurmuştur. İzzet ve şerefi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&icirc;nine uygun olmayan h&acirc;llerde arayan kimseyi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hor-hak&icirc;r ve zel&icirc;l eder. Peygamber efendimiz, m&uuml;sl&uuml;manı; (M&uuml;sl&uuml;man, diğer m&uuml;sl&uuml;manların elinden ve dilinden zarar g&ouml;rmediği kimsedir) buyurarak tarif etmişlerdir. Ayrıca Resulullah efendimiz; (Kendin i&ccedil;in istediğini, insanlar i&ccedil;in de istemek, kendin i&ccedil;in istemediğini insanlar i&ccedil;in de istememek) buyurarak, nasıl olmamız gerektiğini bildirmişlerdir.</p>

<p>&quot;Ne istersen yap, fakat!..&quot; Sen&acirc;ullah-i P&acirc;n&icirc; P&uuml;t&icirc; hazretleri:</p>

<p>&quot;Ne istersen yap, fakat, insanlara eziyet ve sıkıntı verme yolunu se&ccedil;me. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; dinde bunun gibi b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah yoktur&quot; buyurmuştur. Seyyid Em&icirc;r Hamza hazretleri, hocası Mevl&acirc;n&acirc; &Acirc;rif hazretlerinden naklederek buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;Y&uuml;k&uuml;n&uuml;z&uuml; &ccedil;ekecek bir dost isterseniz, bu &ccedil;ok az bulunur. Eğer y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekeceğiniz birini ararsanız, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;ny&acirc; size dosttur.&quot; Mevl&acirc;n&acirc; H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; hazretleri de talebelerine ve sevenlerine hitaben buyurur ki: &quot;Size &ouml;nemle s&uuml;nnet-i seniyyeye yapışmanızı; c&acirc;hiliye &acirc;detlerinden ve pek aşağı olan bid&#39;&#39;atlerden sakınmanızı; g&ouml;sterişe kapılmamanızı; halktan, bedeni beslemeye &ccedil;ok ehemmiyet verenlere, kendilerinden bir şey beklemek s&ucirc;retiyle makam ve mevk&icirc; s&acirc;hipleri ile g&ouml;r&uuml;şmeyi terk etmenizi tavsiye ederim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu şekilde onlarla g&ouml;r&uuml;şmek, onların lekelendiği şeylerle siz de lekelenmiş olursunuz. Şunu iyi biliniz ki, sizin bana en sevgiliniz; d&uuml;ny&acirc; ehline al&acirc;kası en az olanınız, başkasına y&uuml;k olmayanınız, fıkıh ve had&icirc;sle meşg&ucirc;l olanınızdır.&quot; H&acirc;ris el-Muh&acirc;sib&icirc; hazretleri, nasihat isteyen bir talebesine: &quot;Hi&ccedil; kimseyi incitme. İster az ister &ccedil;ok olsun veya ihtiyacın olsun y&acirc;hud da olmasın hi&ccedil;bir halde kendi y&uuml;k&uuml;n&uuml; kimseye y&uuml;kleme. İnsanlardan hi&ccedil;bir şey bekleme ve s&acirc;hib oldukları hi&ccedil;bir şeye g&ouml;z dikme!&quot; buyurmuştur. Hayırlı insan, ailesine ve &ccedil;ocuklarına faydalı olandır. Her hayır ve fayda ise, İsl&acirc;miyetin i&ccedil;indedir. Dinimiz de, insanların sıkıntısını, y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmemizi emretmektedir. Buna uyan, rahat eder. D&uuml;nyada da, ahirette de aziz olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kullarına hizmet edene, onların y&uuml;k&uuml;n&uuml; alana, Cenab-ı Hak yardımcı olur. Seyyid Em&icirc;r Hamza hazretleri, kendisinden nasihat isteyen birine ş&ouml;yle buyurur: &quot;Bizi sevenler, Res&ucirc;lullah efendimizin s&uuml;nnetine uyarlar. Y&acirc;ni İsl&acirc;miyete uyarlar. Haram işlerden ve haram yemekten sakınırlar. İnsanların y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekip, kimseye y&uuml;k olmazlar. Ş&ouml;hretten sakınırlar. M&uuml;sl&uuml;manlara acıyarak, onlara yumuşak davranırlar. D&acirc;im&acirc; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkarlar ve g&uuml;nahlarının affedilmesi i&ccedil;in yalvarırlar. Gıybet etmezler. D&uuml;ny&acirc;ya, d&uuml;ny&acirc;nın rahatlığına ve z&icirc;netine g&uuml;venmezler. S&acirc;lihlerin ve Esh&acirc;b-ı kir&acirc;mın yolunda ve onların ahl&acirc;kı &uuml;zere olurlar. B&uuml;y&uuml;kleri ink&acirc;r etmezler ve bid&#39;&#39;at ehline uymazlar.&quot;</p>

<p>&quot;Y&uuml;k &ccedil;eken aziz olur...&quot; Para, şan ş&ouml;hret insanı rahatlatmaz. İslamiyet ile kontrol altına alınmazsa, insanı d&uuml;nyada ve ahirette perişan eder. Yanan bir evden birini kurtarmak &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k sevap olduğu halde, Cehennem ateşinden kurtarmak yanında hi&ccedil; kalır. Bir kişi daha yanmaktan kurtulsun diye uğraşmalı. Hi&ccedil; kimse yanmasın d&uuml;ş&uuml;ncesinde olmalı. D&uuml;nyada iken, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dinine razı olduğu şekilde doğru hizmet edenler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kullarının m&uuml;şk&uuml;llerini halledenler, mahşerde, tahtlar &uuml;zerinde, k&uuml;rs&uuml;lerde, g&ouml;lgelerde oturacaklardır.</p>

<p>D&uuml;nyada ve ahirette aziz olmak isteyen, kimseye sıkıntı vermez, y&uuml;k olmaz; herkesin sıkıntısını ve y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmeye, g&uuml;c&uuml; nisbetinde gayret g&ouml;sterir. Kısacası: &quot;Y&uuml;k &ccedil;eken aziz, y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ektiren ise, zelil olur.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1271]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 17 May 2026 22:51:12 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Susmanın faydaları]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Az konuşmanın, susmanın faydaları, &ccedil;ok konuşmanın da zararları hakkında bilgi verir misiniz?<br />
<b>CEVAP </b><br />
Peygamber efendimiz, <b>(Az konuşmak imandan, &ccedil;ok s&ouml;z nifaktandır) </b>buyurmaktadır.<br />
<br />
Dil, b&uuml;y&uuml;k nimettir. İyi ve k&ouml;t&uuml; işteki rol&uuml;, iyiliği de k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; de b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Cennete de, Cehenneme de g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. Cirmi k&uuml;&ccedil;&uuml;k, c&uuml;rm&uuml; b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. İman ve k&uuml;f&uuml;r dildeki ifadeden anlaşılır. Dil, ya hak konuşur, ya b&acirc;tıl. Diğer uzuvların sahası dardır. Kulak sadece işitir, g&ouml;z sadece g&ouml;r&uuml;r. Dilin sahası geniştir. Hayır ve şer i&ccedil;in geniş alana sahiptir.<br />
<br />
Atalarımız;<br />
<b>(Sana senden olur, her ne olursa,<br />
başın selamet bulur, dilin durursa) </b><br />
ve<br />
<b>(G&ouml;z iki, kulak iki, ağız tek,<br />
&ccedil;ok g&ouml;r&uuml;p, &ccedil;ok dinleyip, az s&ouml;ylemek gerek)</b> demiştir.<br />
<br />
Yunus Emre de diyor ki:<br />
S&ouml;z&uuml;n&uuml; bilen kişinin, y&uuml;z&uuml;n&uuml; ağ ede bir s&ouml;z.<br />
S&ouml;z&uuml; pişirip diyenin, işini sağ ede bir s&ouml;z.<br />
S&ouml;z ola kese savaşı, s&ouml;z ola kestire başı,<br />
S&ouml;z ola zehirli aşı, bal ile yağ ede bir s&ouml;z.<br />
<br />
(Dil) &uuml;zerine &ccedil;ok s&ouml;z s&ouml;ylenmiştir. Bazıları ş&ouml;yle:<br />
<br />
S&ouml;z g&uuml;m&uuml;şse s&uuml;kut altındır.<br />
<br />
Ağızdan &ccedil;ıkan s&ouml;z muallakta kalmaz, ya sağ tarafa yazılır ya da sol tarafa.<br />
<br />
Bir s&ouml;z s&ouml;ylerken hem kendi, hem de karşınızdakinin ahiretini d&uuml;ş&uuml;nerek konuşun.<br />
<br />
S&ouml;z insanın terazisidir. Fazlası ziyan, azı vakardır.<br />
Az konuşan kınanmaz, &uuml;stelik itibarı &ccedil;ok olur.<br />
Şaka, alay ve boş konuşmak belaya yol a&ccedil;ar.<br />
<br />
&Ccedil;ok konuşmak dostluğu bozar, l&uuml;zumsuz konuşmak ayıpları a&ccedil;ar, acı s&ouml;yleyenden dostlar ka&ccedil;ar.<br />
<br />
Eğer kalbde darlık ve &uuml;z&uuml;nt&uuml;, v&uuml;cutta bitkinlik ve halsizlik, rızıkta eksiklik ve bereketsizlik olursa, bunun boş ve yersiz konuşmalardan meydana geldiği bilinmelidir!<br />
<br />
Hikmeti konuşmakta değil, susmakta aramalıdır!<br />
Susmak aklın s&uuml;s&uuml; ve cehaletin &ouml;rt&uuml;s&uuml;d&uuml;r.<br />
<br />
Tatlı dilli ve c&ouml;mert elli olmalıdır!<br />
S&uuml;kut, &acirc;limin ziyneti, cahilin aybına perdedir.<br />
<br />
İbadet on kısımdır, dokuzu susmak, biri de k&ouml;t&uuml; arkadaştan uzak durmaktır.<br />
Dil, irfan hazinesinin anahtarıdır, &ccedil;ok konuşan, g&ouml;n&uuml;ldeki hizmet cevherini boşaltır.<br />
<br />
Az s&ouml;z edeptir, g&uuml;zel amelleri korumaya sebeptir.<br />
<br />
Kişi dilinin altında gizlidir. Sır saklayan murada erer.<br />
<br />
B&uuml;lb&uuml;l şahine der ki:<br />
İkimiz de kuş olduğumuz halde, sen padişahın sarayındasın, ben ise bah&ccedil;enin dikenliğindeyim. Sen kuşları avlayıp yersin, padişahın yanında değer kazanır muradına erersin. Kuşların sultanı olursun. Ben ise g&uuml;n&uuml; g&uuml;ne eklerim, her gece sabaha kadar g&uuml;l&uuml;n a&ccedil;ılmasını beklerim. Ben uyumadan o a&ccedil;maz, uyanınca a&ccedil;ılmış g&ouml;r&uuml;r&uuml;m. A&ccedil;ıldığını g&ouml;remem, muradıma eremem. Diken arasında muratsız ağlarım, y&uuml;reğimi dağlarım.<br />
<br />
Şahin ş&ouml;yle cevap verir:<br />
Ben bin murat alırım ama birini s&ouml;ylemem. Sen bir murat almadan bin s&ouml;ylersin. Susan murat alır, &ouml;ten muratsız kalır.<br />
<br />
Hayırlı s&ouml;z keramet, s&uuml;kut selamettir.<br />
Yalan zayıflatır imanı, rezil eder insanı.<br />
<br />
Dedikodu gıybettir, şiddetli bir afettir.<br />
Alay belki g&uuml;ld&uuml;r&uuml;r, ama kalbi &ouml;ld&uuml;r&uuml;r.<br />
<br />
G&uuml;zel s&ouml;z sadaka, mahşere nafakadır.<br />
&Ccedil;ok s&ouml;z kalb katılaştırır, Haktan uzaklaştırır.<br />
&Ccedil;ok g&uuml;lmek ayıptır, ahiret i&ccedil;in kayıptır.<br />
<br />
Fazla şaka cahillik alameti, s&uuml;kut et, istersen selameti.<br />
Kişi lisanıyla olur insan. K&ouml;t&uuml; dili kendisine d&uuml;şman, &ccedil;ok konuşan olur pişman.<br />
Her s&ouml;zde vebal var, kurtulur susanlar. Az s&ouml;z hikmettir, Rabbimizden nimettir.<br />
<br />
Dil s&ouml;ylerse g&ouml;n&uuml;l susar, g&ouml;n&uuml;l susunca, dil zehir kusar.<br />
S&ouml;z dinleyen &acirc;lim, susan s&acirc;lim olur.<br />
Kimin azsa s&ouml;z&uuml;, a&ccedil;ılır kalb g&ouml;z&uuml;.<br />
<br />
Dil ederse istirahat, kalb eder rahat.<br />
&Ccedil;ok konuşan gaf eder, vakti israf eder.<br />
<br />
Dil yarası ok yarasından acıdır.<br />
Akıllı, bildiğini s&ouml;ylemez, deli s&ouml;ylediğini bilmez.<br />
Bilmem demek ilmin yarısıdır.<br />
<br />
Kime sır s&ouml;ylersen onun kulu olursun.<br />
A&ccedil;ıklanan sır yayılır muhakkak, Sır saklayamayana denir ahmak.<br />
<br />
Hazret-i Lokman misafirlerine en iyi ikram olarak dil ile kalbi getirdi. Başka bir zaman da en k&ouml;t&uuml; yemek olarak yine dil ile kalbi getirdi. Dil kılı&ccedil; gibidir, iyi kullanılmazsa kendi &ouml;l&uuml;m&uuml;ne sebep olur.<br />
<br />
S&uuml;kut, yorulmadan yapılan ibadet, masrafsız takılan bir ziynet, h&uuml;k&uuml;mdarlığa muhta&ccedil; olmadan ele ge&ccedil;en bir devlet, duvara ihtiya&ccedil; duyulmadan yapılan kale, &ccedil;alışmadan kazanılan zenginlik ve ayıpların kapatılmasıdır.<br />
<br />
<b>H&uuml;k&uuml;mdar &ouml;ğ&uuml;d&uuml;</b><br />
&Uuml;&ccedil; h&uuml;k&uuml;mdardan biri der ki:<br />
<b>(B&uuml;t&uuml;n pişmanlıklarım s&ouml;ylediğim s&ouml;zlerden oldu. S&ouml;ylemediğimden hi&ccedil; pişman olmadım.)</b><br />
<br />
İkincisi der ki:<br />
<b>(S&ouml;ylemediğim s&ouml;zlerin sahibiyim. Fakat s&ouml;ylediğim s&ouml;zlerin esiriyim.) </b><br />
<br />
&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; ise ş&ouml;yle der:<br />
<b>(Bazı s&ouml;zleri s&ouml;ylemeye g&uuml;c&uuml;m yetti, fakat s&ouml;ylediğim s&ouml;zleri geri almaya g&uuml;c&uuml; yetmedi.)</b><br />
<br />
Ş&uuml;pheli s&ouml;zlerden sakınan, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olan, insanlara merhamet eden, l&uuml;zumlu din bilgilerini &ouml;ğrenen ve doğru konuşan kimse m&uuml;nafık olamaz.<br />
<br />
<b>Dile sahip olmak </b><br />
Diline sahip olmayanı şeytan her sahada oynatır. B&uuml;y&uuml;k bir u&ccedil;urumun kenarına getirip, y&uuml;z&uuml;st&uuml; yuvarlar, felakete s&uuml;r&uuml;kler. Dile ahlak dizgini vurulursa d&uuml;nya ve ahiret saadetine kavuşur. Başıboş bırakılırsa zarardan zarara girer.<br />
<br />
Uzuvlarımızdan en &ccedil;ok isyan edeni dildir. Kolaylıkla istediği tarafa gider. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Her sabah, b&uuml;t&uuml;n uzuvlar, yalvararak dile derler ki: Bizim hakkımızı g&ouml;zetmekte, Allah&rsquo;tan kork, k&ouml;t&uuml; s&ouml;z s&ouml;yleme, bizi ateşte yakma! Bizim dine uyup uymamamız senin sebebinledir. Sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Sen eğri olursan biz de eğri oluruz.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
Hazret-i Lokmana (Bu makama nasıl y&uuml;kseldin?) derler. O da <b>(Doğru konuşmak, emanete riayet etmek ve faydasız s&ouml;zleri terk etmekle)</b> diye cevap verir.<br />
<br />
Hikmet ehli buyuruyor ki:<br />
Bir kimsenin cahil olduğunun alameti şunlardır: Canlı-cansız her şeye kızar. Sır saklayamaz. Parasını yerli yerince harcayamaz. Herkese g&uuml;venir. Dostunu d&uuml;şmanını ayıramaz. K&ouml;t&uuml; kimselerle arkadaşlık eder.<br />
<br />
Susmak a&ccedil;ık bir hikmet ve g&uuml;zel bir haslettir. Dilin susması kalbin susmasına, kalbin susması Rabbin mağfiretine sebep olur. İnsanın selameti dilini korumasındadır. Kalem de, iki dilden biridir.<br />
<br />
Dil yırtıcı bir hayvan gibidir, serbest bırakılırsa sahibini par&ccedil;alar. S&uuml;kut eden, hataya d&uuml;şmekten, yalandan, dedikodudan, s&ouml;z taşımaktan, kendini &ouml;vmekten, boş konuşmaktan ve daha bir &ccedil;ok dil afetlerinden kurtulur.<br />
<br />
&Ccedil;ok konuşanın dili s&uuml;r&ccedil;er, kalbi kararır. Kalbi kararan da, hata &uuml;st&uuml;ne hata yapar ve kalb kırar da farkında bile olmaz. Diline sahip olan, dinini korur.<br />
<br />
&Ccedil;ok konuşan hata eder. Eshab-ı kiram hep hayır konuştukları halde, yanlış konuşmak i&ccedil;in değil, belki boş bir s&ouml;z s&ouml;yleriz diye s&uuml;kut ederlerdi. Hazret-i Ebu Bekir, ağzına taş koyar, <b>(Başa gelen b&uuml;t&uuml;n felaketler bundan gelir)</b> buyururdu.<br />
<br />
<b>En zararlı şey</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; boş konuşanları sevmez. Boş konuşmak b&ouml;yle olunca, zararlı konuşmanın felaketini d&uuml;ş&uuml;nmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(En zararlı şey, &ccedil;ok konuşmaktır.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
Dile sahip olmak, az konuşmak dinimizin emridir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
<b>(Sadaka vermek, iyiliği emretmek ve insanların arasını bulmak hari&ccedil;, konuşmakta, fısıldaşmakta hayır yoktur.)</b> [Nisa 114]<br />
<br />
Dile sahip olmakla ilgili hadis-i şeriflerde bazıları da ş&ouml;yle:<br />
<b>(Dilini tutan kurtulur.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Selamet isteyen, s&uuml;kut etsin, dilini tutsun!) </b>[İbni Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Susmak, hikmettir; fakat susan azdır.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Amellerin en makbul&uuml;, dilini tutmaktır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Hayır s&ouml;z hari&ccedil;, dilini tutan, şeytanı mağlup eder.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(S&uuml;kut eden bir m&uuml;mine yakın durun! O hikmetsiz değildir.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;a ve ahirete inanan, ya hayır konuşsun veya s&uuml;kut etsin!) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(En kolay ibadet, susmak ve g&uuml;zel ahlaktır.) </b>[İbni Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min &ouml;nce d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r, sonra konuşur. M&uuml;nafık, d&uuml;ş&uuml;nmeden konuşur.) </b>[Haraiti]<br />
<br />
<b>(&Ccedil;ok konuşan &ccedil;ok yanılır, &ccedil;ok yanılanın yalanı &ccedil;oktur. Yalanı &ccedil;ok olan da Cehenneme layıktır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Kurtuluş i&ccedil;in dilini tut, evinde otur, g&uuml;nahların i&ccedil;in ağla!) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(İnsanları Cehenneme s&uuml;r&uuml;kleyen dilleridir.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Dilini tutmayan kimse, tam imana kavuşamaz.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Rahat isteyen sussun!) </b>[Ebuşşeyh]<br />
<br />
<b>(&Ccedil;ok konuşmak kalbi karartır. Kalbi kararan da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaşır.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Emr-i maruf ve zikir hari&ccedil;, her s&ouml;z, kişinin zararınadır.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(İnsanın hatalarının, kusurlarının &ccedil;oğu dilindendir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Midesini, ırzını ve dilini koruyan, b&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden korunmuş olur.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Kalbi doğru olmayanın imanı, dili doğru olmayanın kalbi doğru olmaz.) </b>[İ. Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Kalbi diline, dili kalbine, işi s&ouml;z&uuml;ne uymayan m&uuml;min olamaz.) </b>[İsfehani]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;ı g&ouml;r&uuml;r gibi ibadet et, kendini &ouml;lm&uuml;ş say, bunlardan daha iyisi ise dilini tutmaktır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>L&uuml;zumsuz konuşmak<br />
Sual:</b> Kimseye zararı olmayan konuşmalardan da sorumlu muyuz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Gıybet, m&uuml;nakaşa ve benzeri konuşmalardan uzaklaşmalı, ya hayır s&ouml;ylemeli veya s&uuml;kut etmelidir!<br />
<br />
L&uuml;zumsuz s&ouml;zlerle meşgul olursak, kıymetli zamanlarımızı &ouml;ld&uuml;rm&uuml;ş oluruz. Halbuki Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azametini, yarattığı canlı, cansız şeyleri tefekk&uuml;r etsek, b&uuml;y&uuml;k sevap kazanırız. Yahut kelime-i tevhid, salevat-ı şerife gibi tesbihleri s&ouml;ylesek hakkımızda daha hayırlı olur.<br />
<br />
Bunları s&ouml;ylemekle Cennette kıymetli hazinelere kavuşmak m&uuml;mk&uuml;n iken, dilimizi faydasız şeylerle meşgul ederek bu nimetlerden mahrum kalmak ahmaklık değil midir?<br />
<br />
Mubah ile meşgul olan kimse, g&uuml;nah kazanmazsa da, taat ile, ibadet ile meşgul olup b&uuml;y&uuml;k hazineden mahrum kalmamalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;minin s&uuml;kutu tefekk&uuml;r, bakışı ibret, konuşması taat olmalıdır.<br />
<br />
İnsanın en değerli sermayesi vakitleridir. Vaktimizi boş yere harcar, ahiret i&ccedil;in azık hazırlamazsak, sermayemiz t&uuml;kenmiş demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Boş ve faydasız işleri terk etmek m&uuml;sl&uuml;manın g&uuml;zel ahlakındandır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
Uhud harbinde şehit olan bir gencin annesi, oğlunu kanlar i&ccedil;inde g&ouml;r&uuml;nce, (Oğlum sana Cennet m&uuml;jde olsun!) demesi &uuml;zerine Peygamber efendimiz aleyhisselam buyurdu ki:<br />
<b>(Ne biliyorsun, belki boş s&ouml;zler konuşurdu.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
Yani hesapsız Cennete girmeyecektir. Boş konuşanlar bu s&ouml;zlerinden hesaba &ccedil;ekileceklerdir. Hesaba &ccedil;ekilmek de bir nevi azaptır.<br />
<br />
Abdullah bin Selam<b> </b>hazretlerinin Cennetlik olduğu bildirilince Eshab-ı kiram, kendisini Cennetlik eden amelinin ne olduğunu sordular. O da, <b>(Boş s&ouml;z konuşmam ve kimseye karşı k&ouml;t&uuml;l&uuml;k beslemem) </b>diye cevap verdi.<br />
<br />
İbni Abbas hazretleri buyurdu ki:<br />
(&Uuml;zerine elzem olmayan, sana faydası dokunmayan hususlarda konuşma, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu fuzuli bir iştir. Zararından da emin değilsin. Yeri gelmedik&ccedil;e de l&uuml;zumlu olan s&ouml;z&uuml; konuşma! &Ccedil;ok defa faydalı s&ouml;z yerini bulamadığından kaybolup gider.)<br />
<br />
Lokman Hakim hazretlerine, hikmetin ne olduğu sorulduğunda, (Bize lazım olmayan şeyin &uuml;zerinde durmamak ve gizli şeyleri araştırmamak) diye cevap verdi.<br />
<br />
Bize gerekmeyen şeyi başkasından sual etmek de malayanidir. Bunu sormakla kıymetli vaktimizi kaybetmiş oluyoruz. Aynı zamanda sorduğumuz kimsenin de vaktini almış oluyoruz.<br />
<br />
Faydasız şeylerle meşgul olmamalıdır, ağzımızdan &ccedil;ıkan her kelimeden mesul&uuml;z. Nefeslerimiz sermayemizdir. Dilimiz Cennet nimetlerine kavuşturacak, bir vasıtadır. Dilimizi ihmal edip, başıboş salıvermek, b&uuml;y&uuml;k zararlara sebep olur.<br />
<br />
Boş konuşmak gibi, fuzuli konuşmak da k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Maksadı kısaca anlatmak m&uuml;mk&uuml;nken, uzun c&uuml;mlelerle ve tekrarlarla ifade etmek fuzulidir. Yani ihtiya&ccedil;tan fazla konuşulmuş olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(İlmi ile amel edene, malının fazlasını tasadduk edene ve s&ouml;z&uuml;n&uuml;n fazlasını tutana m&uuml;jdeler olsun!) </b>[Taberani]<br />
<br />
İnsan &ouml;nemsiz sandığı bazı s&ouml;zler y&uuml;z&uuml;nden helake s&uuml;r&uuml;klenir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(İnsan, &ouml;nemsiz sandığı bir s&ouml;z s&ouml;yler. Bu s&ouml;z Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına muvafık d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in kıyamete kadar ondan razı olur. Bir başkası da hi&ccedil; &ouml;nem vermediği bir s&ouml;z y&uuml;z&uuml;nden kıyamete kadar Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın gazabına uğrar.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasının ve gazabının hangi işte, hangi s&ouml;zde olduğunu bilmeyiz. Bu bakımdan hi&ccedil;bir s&ouml;z&uuml;, hi&ccedil;bir iyiliği ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rmemelidir. Cenab-ı Hak, rızasını iyilikler i&ccedil;inde, gazabını da g&uuml;nahlar i&ccedil;inde saklamıştır. &Ouml;nem verilmeyen bir g&uuml;nah, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın gazabına sebep olabilir. Onun i&ccedil;in s&ouml;z&uuml;m&uuml;ze dikkat etmeliyiz. Atalarımız, (S&ouml;z var, iş bitirir; s&ouml;z var, baş yitirir) demişlerdir.<br />
<br />
<b>Yatsıdan sonra konuşmak<br />
Sual:</b> Yatsı namazını kıldıktan sonra konuşmanın mekruh olduğu bildirilirken, Peygamberimizin yatsıdan sonra konuştuğu da bildiriliyor. Bu nasıl oluyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir ihtiya&ccedil; yoksa konuşmak mekruh olur. Sohbet etmek, kitap okumak gibi faydalı işlerde konuşmak caizdir.<br />
<br />
Yatsıyı kılmadan &ouml;nce&nbsp;uyumak ve yatsıyı kıldıktan sonra, hayırlı iş hari&ccedil; konuşmak, mekruhtur. Yatsı namazından sonra, dini sohbet edene, namaz kılana, yolcuya veya gerdeğe girene mekruh değildir. <b>(Redd-&uuml;l muhtar)</b><br />
<br />
Yatsıdan sonra konuşmak, faydasız bir konuşmaysa yahut sabah namazını veya &acirc;det edinen kimsenin gece namazını ka&ccedil;ırmasına sebep olacaksa, mekruh olur. Bir ihtiya&ccedil;tan dolayı konuşulursa mekruh olmaz. Kur&rsquo;an okumak, zikretmek, evliya menkıbelerini anlatmak, fıkıh okumak ve misafirle konuşmak da mekruh değildir. Burada, o g&uuml;n&uuml;n amel defterine ibadetle başladığı gibi ibadetle bitirerek ikisi arasında işlenen g&uuml;nahların affolmasına sebep olmaya &ccedil;alışmak vurgulanıyor. Sabah namazından &ouml;nce de ihtiya&ccedil;sız konuşmak mekruhtur. <b>(İmdad-&uuml;l-fettah)</b><br />
<br />
İmsak vaktinden sabah namazını kılana kadar ihtiya&ccedil;sız konuşmak da mekruhtur. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l muhtar)</b></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>G&ouml;n&uuml;l susunca, dil zehir kusar...</strong></p>

<p>Dil, b&uuml;y&uuml;k bir nimettir. İyiliği de k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; de b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Cennete de, Cehenneme de g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. Cirmi k&uuml;&ccedil;&uuml;k, c&uuml;rm&uuml; b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. İman ve k&uuml;f&uuml;r dildeki ifadeden anlaşılır. Dil, ya hak konuşur, ya b&acirc;tıl. Diğer uzuvların sahası dardır. Kulak sadece işitir, g&ouml;z sadece g&ouml;r&uuml;r. Dilin sahası geniştir. Hayır ve şer i&ccedil;in geniş alana sahiptir. Abdullah bin M&uuml;b&acirc;rek hazretleri, bir yolculuğunda, sahrada koyunlarını otlatan bir &ccedil;ocuğa rastlar. &Ccedil;eşitli sualler sorar ve aldığı cevaplar karşısında hayran kalarak &ccedil;ocuğa tekrar sorar:</p>

<p>-Peki bu sahrada başka neler &ouml;ğrendin?</p>

<p>-&Uuml;&ccedil; ilim &ouml;ğrendim. G&ouml;n&uuml;l ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.</p>

<p>-Bunlar nelerdir, ben bunları bilmiyorum.</p>

<p>-G&ouml;n&uuml;l ilmi şudur ki, Rabbim bana kalb verdi ve kendi m&acirc;rifet ve muhabbeti yeri eyledi ki, bu kalb ile O&#39;&#39;nu bileyim. O&#39;&#39;nun sevdiklerine g&ouml;n&uuml;lde yer vereyim, sevmediklerine yer vermeyeyim ve b&ouml;ylelerinden uzak olayım.</p>

<p>Dil ilmi şudur ki, bana dil verdi ve dili zikretmek, O&#39;&#39;nun ismini s&ouml;ylemek yeri eyledi. Bununla O&#39;&#39;nu hatırlatanları dile getirmeği, O&#39;&#39;ndan bahsetmeyen s&ouml;zden onu korumayı, b&ouml;yle s&ouml;zden uzak olmayı &icirc;m&acirc; etti.</p>

<p>&Ccedil;ok konuşmak dostluğu bozar Beden ilmi şudur ki, bana beden vermiştir ve onu kendine hizmet yeri eylemiştir. B&ouml;ylece O&#39;&#39;na hizmet olan her şeyi yaparım, hizmet olmayan şeyi ise bedenimden uzaklaştırırım.</p>

<p>&Ccedil;ocuğun bu cevabı &uuml;zerine Abdullah bin M&uuml;b&acirc;rek hazretleri:</p>

<p>-Ey &ccedil;ocuğum! Evvelki ve sonraki ilimler, senin bu s&ouml;ylediklerinin i&ccedil;indedir buyurmuştur... Bir s&ouml;z s&ouml;ylerken hem kendimizin, hem de karşımızdakinin ahiretini d&uuml;ş&uuml;nerek konuşmalıyız. Zira ağızdan &ccedil;ıkan s&ouml;z, muallakta kalmaz, ya sağ tarafa veya sol tarafa yazılır. &Ccedil;ok konuşmak dostluğu bozar. L&uuml;zumsuz konuşmak, ayıpları a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarır. Acı, sert s&ouml;yleyenden, dostları, sevdikleri ka&ccedil;ar, uzaklaşır. Peygamber efendimiz; (&Ccedil;ok konuşan &ccedil;ok yanılır, &ccedil;ok yanılanın yalanı &ccedil;oktur. Yalanı &ccedil;ok olan da Cehenneme layıktır) buyurmuştur. Abdullah bin Selam hazretlerinin Cennetlik olduğu bildirilince Eshab-ı kiram, kendisini Cennetlik eden amelinin ne olduğunu sordular. O da; &quot;Boş s&ouml;z konuşmam ve kimseye karşı k&ouml;t&uuml;l&uuml;k beslemem&quot; diye cevap verdi. Eğer bir kimsenin kalbinde darlık ve &uuml;z&uuml;nt&uuml;, v&uuml;cudunda bitkinlik ve halsizlik, rızıkında eksiklik ve bereketsizlik olursa, bunun boş ve yersiz konuşmalardan meydana geldiğini bilmelidir! Dil s&ouml;ylemezse, kalb rahat eder. S&ouml;z&uuml; az, ameli &ccedil;ok olanın, g&ouml;n&uuml;l g&ouml;z&uuml; parlar, a&ccedil;ılır. Diline sahip olan, bedenine de sahip olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte: (Her sabah, b&uuml;t&uuml;n uzuvlar, yalvararak dile derler ki: Bizim hakkımızı g&ouml;zetmekte, Allah&#39;&#39;tan kork, k&ouml;t&uuml; s&ouml;z s&ouml;yleme, bizi ateşte yakma! Bizim dine uyup uymamamız senin sebebinledir. Sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Sen eğri olursan biz de eğri oluruz.) buyurulmuştur. S&uuml;kut yani dile sahip olmak, yorulmadan yapılan ibadet, masrafsız takılan bir ziynet, h&uuml;k&uuml;mdarlığa muhta&ccedil; olmadan ele ge&ccedil;en bir devlet, duvara ihtiya&ccedil; duyulmadan yapılan kale, &ccedil;alışmadan kazanılan zenginlik ve ayıpların kapatılmasıdır. Hazret-i Lokman Hak&icirc;m&#39;&#39;e; -Bu makama nasıl y&uuml;kseldin? diye sual edildiğinde; -Doğru konuşmak, emanete riayet etmek ve faydasız s&ouml;zleri terk etmekle diye cevap vermiştir. Dil yırtıcı bir hayvan gibidir, serbest bırakılırsa sahibini par&ccedil;alar. S&uuml;kut eden, hataya d&uuml;şmekten, yalandan, dedikodudan, s&ouml;z taşımaktan, kendini &ouml;vmekten, boş konuşmaktan ve daha bir&ccedil;ok dil afetlerinden kurtulur. &Ccedil;ok konuşan hata eder. Eshab-ı kiram hep hayır konuştukları halde, yanlış konuşmak i&ccedil;in değil, belki boş bir s&ouml;z s&ouml;yleriz diye s&uuml;kut ederlerdi. Hazret-i Ebu Bekir, ağzına taş koyar ve; &quot;Başa gelen b&uuml;t&uuml;n felaketler bundandır&quot; buyururdu.</p>

<p>&Ccedil;ok konuşanın dili s&uuml;r&ccedil;er, kalbi kararır. Kalbi kararan da, hata &uuml;st&uuml;ne hata yapar ve kalb kırar da farkında bile olmaz. Diline sahip olan, dinini korur. Din b&uuml;y&uuml;kleri, talebelerine ve sevenlerine hep: &quot;Bir kimsenin cahil olduğunun alameti şunlardır: Canlı-cansız her şeye kızar. Diline sahip olamaz ve sır saklayamaz. Parasını yerli yerince harcayamaz. Herkese g&uuml;venir. Dostunu d&uuml;şmanını ayıramaz. K&ouml;t&uuml; kimselerle arkadaşlık eder&quot; diye nasihat etmişlerdir.</p>

<p>Selamet isteyen dilini tutar... Dile sahip olmak, az konuşmak dinimizin emridir. Peygamber efendimiz:</p>

<p>(Dilini tutan kurtulur) buyurmuşlardır. Susmak, a&ccedil;ık bir hikmet ve g&uuml;zel bir haslettir. Dilin susması kalbin susmasına, kalbin susması Rabbin mağfiretine sebep olur. İnsanın selameti dilini korumasındadır. Zira Resulullah efendimiz: (Selamet isteyen, s&uuml;kut etsin, dilini tutsun!) buyurmuşlardır. S&ouml;z insanın terazisidir. Fazlası ziyan, azı vakardır. Az konuşan kınanmaz, &uuml;stelik itibarı da &ccedil;ok olur. Şaka, alay ve boş konuşmak ise, belaya yol a&ccedil;ar. V&uuml;heyb bin Verd hazretleri; &quot;İb&acirc;det veya hikmet on kısımdır. Bunun dokuzu, s&uuml;k&ucirc;t edip, konuşmamaktır&quot; buyurmuştur. Kişi, dilinin altında gizlidir. Dil, irfan hazinesinin anahtarıdır. &Ccedil;ok konuşan, g&ouml;n&uuml;ldeki hizmet cevherini boşaltır. Kısacası:</p>

<p>&quot;Dil s&ouml;ylerse g&ouml;n&uuml;l susar, g&ouml;n&uuml;l susunca da, dil zehir kusar.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1292]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 17 May 2026 13:39:09 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kibir ve ucub]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Kibirle ucub birbirine &ccedil;ok benziyor. Birinin diğerinden farkı nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kibir, kendini başkasından &uuml;st&uuml;n g&ouml;stermek, ucub ise, kusurlarını g&ouml;rmeyip, ibadet ettiği i&ccedil;in kendini ve ibadetlerini beğenmek, başkasından kendini &uuml;st&uuml;n bilmektir. Buna egoizm de denir. Hi&ccedil; kimsenin bulunmadığı yerde insan ucba kapılabilir, fakat kibirli olamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insan, kimse olmasa da kendini ve işini beğenebilir, fakat kimse olmadığı i&ccedil;in, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;steremez, kibirlenemez. Ucub, yaptığı iyi işler sebebiyle kendini beğenmektir. Kendini beğenen, başkalarından &uuml;st&uuml;n g&ouml;rebilir. Bu &uuml;st&uuml;n g&ouml;rme işi de, kibirdir. Yani ucubdan kibir doğar.<br />
<br />
<b>Bir &ouml;rnek: </b>Bir kadın, evinde g&uuml;zel bir dantel işlese, bir marangoz g&uuml;zel bir masa yapsa, bir ressam g&uuml;zel bir tablo &ccedil;izse, bunlardan birinin, eserine bakıp beğenmesi, ne maharetliyim, benim gibi ka&ccedil; kişi &ccedil;ıkar diye d&uuml;ş&uuml;nmesi ucub olur. Eğer yanında başkaları da varsa, bakın bendeniz (!) veya &uuml;stadınız neler yapabiliyor diye b&uuml;y&uuml;klenerek onlara sanatını g&ouml;stermesi kibir olur. Ucbu onu kibre s&uuml;r&uuml;klemiş olur.<br />
<br />
Kibirden kurtulmak i&ccedil;in, tevazu sahibi olmaya, ucubdan kurtulmak i&ccedil;in de minnet ehli olmaya &ccedil;alışmalı! Diyelim ki bir kimsenin hitabeti g&uuml;zeldir. Bundan dolayı kendini beğenir yani ucbeder. Minnet, nimete kendi eliyle değil, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfuyla kavuştuğunu d&uuml;ş&uuml;nmektir. Hitabet g&uuml;zelliğinin, Cenab-ı Hakkın bir l&uuml;tfu olduğunu d&uuml;ş&uuml;nen, kendini beğenemez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Uuml;&ccedil; şey felakete g&ouml;t&uuml;r&uuml;r: Hasislik, nefse uymak, ucublu olmak.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
Bir kişinin ucublu olup olmadığı şu alametlerden belli olur. Ucublunun vasıfları:<br />
<b>1-</b> Kibirlidir, <b>2-</b> G&uuml;nahlarını ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azabını unutur, <b>3-</b> B&uuml;y&uuml;klerden faydalanamaz, &acirc;limlerin sohbetinden mahrum kalır, <b>4-</b> İstişare etmez, danışmaz.<br />
<br />
İnsanı kibre d&uuml;ş&uuml;ren ucubdur. Ucub ise, ilim, ib&acirc;det, yakınlarının &ccedil;okluğu gibi sebeplerle kendini beğenmektir. Bunların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu olduğunu bilen, ucba d&uuml;şmez, dolayısıyla kibirlenmez. İslam &acirc;limleri buyuruyor ki:<br />
En k&ouml;t&uuml;n&uuml;z mescidden &ccedil;ıksın denilse, benden &ouml;nce kapıya &ccedil;ıkan olmaz. Ancak daha hızlı koşan olursa onu bilmem. <b>(Malik bin Dinar)</b><br />
<br />
Başkanlığı, emir vermeyi seven, iflah olmaz. <b>(Fudayl bin İyad)</b><br />
<br />
Kendinden daha k&ouml;t&uuml;n&uuml;n bulunduğunu zanneden kibirlidir. <b>(Bayezid-i Bistami)</b><br />
<br />
<b>Bir menkıbe: </b>Ben&icirc; İsrail&#39;den bir f&acirc;sığın k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; duymayan kalmamıştı. Soylu bir &acirc;bid de ib&acirc;detiyle ş&ouml;hret bulmuştu. K&ouml;t&uuml; kimse, bu &acirc;bidin yanından ge&ccedil;erken, (Gideyim, şu &acirc;bidin yanına oturayım, belki Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onun h&uuml;rmetine beni affeder) diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Gidip &acirc;bidin yanına oturdu. &Acirc;bid ise, &uuml;zerinde bulutun g&ouml;lgelendirdiği bir zat olduğu i&ccedil;in, &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;yle b&ouml;b&uuml;rlenip, (Bu f&acirc;sık, benimle niye oturuyor?) diyerek, oradan kalktı. F&acirc;sık da &ccedil;ekip gitti; fakat &acirc;bidin &uuml;zerindeki bulut, f&acirc;sıkla beraber gitti. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; zamanın Peygamberine, (Allah insanların niyetlerine g&ouml;re muamele eder. F&acirc;sığın yaptıklarını iyi niyetinden dolayı affettim. &Acirc;bidin yaptıklarını da kibri sebebiyle yok ettim) diye vahyetti. &Acirc;bidin, imanlı f&acirc;sığı hakir, yani aşağı g&ouml;rmesi felaketine sebep oldu.<br />
<br />
<b>Kendisi ile iftihar etmek<br />
Sual:</b> D&uuml;nya ve ahiret işlerini d&uuml;zg&uuml;n yapan, kaliteli şiir yazan, namazı &ccedil;ok d&uuml;zg&uuml;n kılan &ccedil;ok kabiliyetli bir insanın yaptığı iyi işlerden dolayı kendi kendine iftihar etmesi g&uuml;nah mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yaptığı ibadetleri, iyilikleri beğenerek, bunlarla &ouml;v&uuml;nmeye ucub denir. Ucub, k&ouml;t&uuml; işlerdendir. Hazret-i &Acirc;işe validemize, (İnsan ne zaman k&ouml;t&uuml; amel işler?) diye sual edildi. Buyurdu ki: (İyi amel işlediğini sandığı zaman.)<br />
<br />
İbni Mesud hazretleri de, (İnsanın helakı, ucub ve &uuml;mitsizliktendir) buyurdu.<br />
<br />
Ucbeden, yani kendini beğenen, kendini ihtiya&ccedil;sız hissedip, &uuml;mitsiz olanlar gibi isteğinde gevşek olur. Bir abid vardı. Namazını d&uuml;zg&uuml;n kılar, b&uuml;t&uuml;n ibadetlerin b&uuml;t&uuml;n edeplerini g&ouml;zetmeye &ccedil;alışırdı. Gencin biri, bu abide hayran hayran bakınca abid dedi ki:<br />
(Şeytan da uzun yıllar ibadet etti. Fakat sonunu biliyorsun. M&uuml;him olan sondur. İbadetlerimin kabul olup olmadığını bilmiyorum. Hepsi kabul olsa, bir g&ouml;z&uuml;m&uuml;n ş&uuml;kr&uuml; değildir.)<br />
<br />
Ucbeden, kendini herkesten &uuml;st&uuml;n bilir, g&uuml;nahlarını hatırlamaz. İbadetine ş&uuml;kretmez. Ş&uuml;kre ihtiya&ccedil; olmadığını zanneder. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kendine ihsan ettiği ibadet etme nimetini kendinden bilir, kabiliyeti ile &ouml;v&uuml;n&uuml;r. İlmi ile ucbeder, yani ilmini beğenir, kimseye bir şey sormaz, nasihat dinlemez.<br />
<br />
Ucbun zıddına <b>Minnet </b>denir. Minnet, nimete kendi eliyle, kendi &ccedil;alışmasıyla kavuşmadığını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmektir. B&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmek ucub tehlikesi olduğu zaman farz olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kime ilim, ibadetlerde kolaylık ve başka nimetler verdiyse, bunların elden gitmesinden korkmalıdır.<br />
<br />
İnsanı ucba s&uuml;r&uuml;kleyen sebeplerin başında cehalet ve gaflet gelir. B&ouml;yle ucubtan kurtulmak i&ccedil;in her şeyin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dilemesi ve yaratması ile meydana geldiğini, akıl, ilim, ibadet, mal, mevki, g&uuml;zel yazmak, g&uuml;zel konuşmak, kaliteli iş yapmak gibi nimetlerin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduklarını d&uuml;ş&uuml;nmek gerekir. Bize faydalı ve tatlı gelen b&uuml;t&uuml;n nimetleri g&ouml;nderen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Ondan başka yaratıcı, g&ouml;nderici yoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<br />
<b>(G&uuml;nah işlemeseydiniz, bundan daha zararlı olan ucubtan korkardım.) </b>[Har&acirc;iti]<br />
<br />
<b>(Eğer m&uuml;min ameli sebebiyle ucba d&uuml;şmeseydi, g&uuml;nahlardan korunurdu ve hatta aklından bile ge&ccedil;irmezdi. Lakin g&uuml;nah onun i&ccedil;in ucubtan hayırlıdır.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
G&uuml;nah işleyenin boynu b&uuml;k&uuml;k olur. Tevbe edebilir. Ucub sahibi ilmi ile, ameli ile mağrur olur. Egoist olur. Tevbe etmesi g&uuml;&ccedil; olur. G&uuml;nah işleyenlerin iniltileri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, tesbih &ccedil;ekenlerin &ouml;v&uuml;nmesinden iyi gelir. Ucbun en k&ouml;t&uuml;s&uuml;, hatalarını, nefsinin hevasını beğenmektir. Hep nefsine uyar, nasihat kabul etmez. Başkalarını cahil zanneder. Halbuki kendisi &ccedil;ok cahildir. Bilmediğini bir bilene sormaz. Ucbun sebebi cahillik hastalığı olduğuna g&ouml;re, ilacı da ilim ve marifettir. İlim, ibadet, takva gibi salih amellerin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir l&uuml;tfu ve ihsanı olduğunu bilip ş&uuml;kreden kimse, ucubtan kurtulur. Bir kimsenin ucub sahibi olup olmadığı, şu alametlerden belli olur: Ucublu kimse, kibirli olur. G&uuml;nahlarını ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azabını unutur. B&uuml;y&uuml;klerden istifade edemez, &acirc;limlerin sohbetinden mahrum kalır. Kimseyle meşveret etmez, danışmaz.<br />
<br />
Kibirden kurtulmak i&ccedil;in tevazu sahibi olmaya, ucubtan kurtulmak i&ccedil;in de minnet ehli olmaya &ccedil;alışmalıdır! Diyelim ki bir kimsenin hitabeti g&uuml;zeldir. Bundan dolayı kendini beğenir, yani ucbeder. Minnet, nimete kendi eliyle değil, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ile kavuştuğunu d&uuml;ş&uuml;nmektir. Hitabet g&uuml;zelliğinin cenab-ı Hakkın bir l&uuml;tfu olduğunu d&uuml;ş&uuml;nen, kendini beğenemez.<br />
<br />
<b>Cennetlik veya Cehennemlik bilmek<br />
Sual:</b> Bir M&uuml;sl&uuml;manın, kendini Cennetlik gibi, g&uuml;nahk&acirc;rları da Cehennemlik gibi g&ouml;rmesi doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;nahk&acirc;rları beğenmemeli, fakat kendini g&uuml;nahk&acirc;rlardan &uuml;st&uuml;n de g&ouml;rmemelidir. Kendini Cennetlik, g&uuml;nahk&acirc;rı Cehennemlik bilmemelidir. Hatta k&acirc;fir i&ccedil;in bile b&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmemelidir. K&acirc;fir, bir Kelime-i şehadet getirerek Cennetlik, kendisi bir s&ouml;z s&ouml;yleyerek Cehennemlik olabilir.<br />
<br />
İsrailoğullarından bir eşkıya, kırk yıl g&uuml;nah işler. Bir g&uuml;n Hazret-i İsa&rsquo;yı havarilerden biri ile giderken g&ouml;r&uuml;r. Yaptığı eşkıyalığa pişman olur. &quot;Ben bunlara katılayım&quot; diyerek peşlerine takılır. Havarinin yanına yaklaşır, &quot;Benim gibi bir eşkıyanın b&ouml;yle bir zatın yanında gitmesi uygun olur mu?&quot; diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Havari de, &quot;Bu yol kesici nereden &ccedil;ıktı? Benimle nasıl gelir?&quot; diyerek ondan uzaklaşıp İsa aleyhisselama yaklaşır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Hazret-i İsa&#39;ya vahyeder ki:<br />
<b>(İkisine de s&ouml;yle! İkisinin de ge&ccedil;mişlerini mahvettim. Yeniden amele başlasınlar. Kendini beğendiği i&ccedil;in havarinin ibadetini mahvettim. Kendini aşağı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in de eşkıyanın g&uuml;nahlarını affettim.)</b><br />
<br />
Hazret-i İsa, durumu her ikisine de bildirir ve eşkıyayı havarileri arasına alır. (İ. Gazali)<br />
<br />
<b>İbadetleri beğenmek<br />
Sual:</b> Yaptığımız ibadetleri beğenmekte mahzur var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
B&uuml;t&uuml;n taatlarını, ibadetlerini kusurlu bilmeli, hakkıyla yapamadığını d&uuml;ş&uuml;nmelidir! Ebu Muhammed bin Menazil hazretleri buyurdu ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &Acirc;l-i İmran suresinin 17. &acirc;yetinde, sabredenleri, sadıkları, namaz kılanları, zek&acirc;t verenleri ve seher vakitlerinde istigfar edenleri meth buyurdu. Hepsinden sonra, istigfar edenleri bildirmesi, insanın her ibadetini kusurlu g&ouml;r&uuml;p, daima istigfar etmesi i&ccedil;indir.<br />
<br />
Cafer bin Sinan hazretleri de buyurdu ki:<br />
İbadet yapanların kendilerini beğenmeleri, f&acirc;sıkların g&uuml;nahlarından daha k&ouml;t&uuml; ve daha zararlıdır.<br />
<br />
<b>Kibir ve ucub<br />
Sual:</b> Yaptığım işleri beğeniyor, (Başkası b&ouml;yle g&uuml;zel yapamaz) diyorum. Başkalarını kendime g&uuml;ld&uuml;rmemek i&ccedil;in işimi d&uuml;zg&uuml;n yapmaya &ccedil;alışıyorum. Bunlar kibir midir, ucub mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Başkalarını değil, Allah&#39;ın bize ne diyeceğini d&uuml;ş&uuml;nmeliyiz. Hangi iş olursa olsun, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu iş i&ccedil;in bize ne der?) diye d&uuml;ş&uuml;nerek yapmalıdır. Allah bizden razı ise, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya bize g&uuml;lse ne &ccedil;ıkar? Tersine, Allah razı değilse, d&uuml;nya bizi el &uuml;st&uuml;nde tutsa neye yarar?<br />
<br />
Kibir, kendini başkasından &uuml;st&uuml;n g&ouml;stermek; ucub ise, kusurlarını g&ouml;rmeyip, ibadet ettiği i&ccedil;in kendini ve ibadetlerini beğenmek, başkasından kendini &uuml;st&uuml;n bilmektir. Buna egoizm de denir. İki hadis-i şerif:<br />
<b>(Ucub felakete g&ouml;t&uuml;r&uuml;r.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(Ucub sahibi, dilsiz ve sağır olarak; kibirli ise, katrandan elbise giyerek haşrolur.)</b> [Tibyan]<br />
<br />
Hi&ccedil; kimsenin bulunmadığı yerde insan ucba kapılabilir, fakat kibirli olamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insan, kimse olmasa da kendini ve işini beğenebilir, fakat kimse olmadığı i&ccedil;in, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;steremez, kibirlenemez. Ucub, yaptığı iyi işler sebebiyle kendini beğenmektir. Kendini beğenen, başkalarından &uuml;st&uuml;n g&ouml;rebilir. Bu da kibirdir. Yani ucubdan kibir doğar. Hadis-i şerifte, <b>(Zerre kadar kibir sahibi, Cennete giremez)</b> buyuruluyor. (Taberan&icirc;)<br />
<br />
O h&acirc;lde, insanların ne diyeceğine değil, Allah&#39;ın ne diyeceğine &ouml;nem vermeli, kibirden ve ucubdan &ccedil;ok sakınmalıdır.</p>

<p><strong>Yaptığı ibadet ve iyilikleri beğenmek</strong><br />
<strong>Sual: Bir kimsenin, her yaptığı ibadeti, iyiliği beğenmesi, s&ouml;z&uuml;n&uuml;n herkes tarafından dinlenmesini istemesi, k&ouml;t&uuml; bir huy mudur?<br />
Cevap:</strong> <strong>Ucb</strong>, yaptığı ibadetleri, iyilikleri beğenerek, bunlarla &ouml;v&uuml;nmektir. Yaptığı ibadetlerin, iyiliklerin kıymetini bilerek, bunların elden gitmesini d&uuml;ş&uuml;nerek korkmak, &uuml;z&uuml;lmek ucb olmaz. Yahut, bunların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen nimetler olduğunu d&uuml;ş&uuml;nerek, sevinmek de, ucb olmaz. Bunların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen nimetler olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmeyerek kendi yaptığını, kazandığını sanarak sevinmek, kendini beğenmek, ucb olur. Ucbun zıddına <strong>Minnet</strong> denir. Minnet, nimete kendi eliyle, kendi &ccedil;alışmasıyla kavuşmadığını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmektir. B&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmek, ucb tehlikesi olduğu zaman farz olur. Diğer zamanlarda ise m&uuml;stehabdır.</p>

<p>İnsanı ucba s&uuml;r&uuml;kleyen sebeplerin başında cehalet ve gaflet gelmektedir. Bu ucbdan kurtulmak i&ccedil;in, her şeyin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dilemesi ile ve yaratması ile meydana geldiğini, akıl, ilim, ibadet etmek, mal ve mevki gibi kıymetli nimetlerin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduklarını d&uuml;ş&uuml;nmek lazımdır.</p>

<p>Ucb, kibre, g&uuml;nahları unutmaya sebep olur. G&uuml;nah ise, kalbi karartır. G&uuml;nahlarını d&uuml;ş&uuml;nen kimse, ibadetlerini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;rmez. İbadet yapmanın da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu, ihsanı olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r.</p>

<p>Ucb sahibi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın mekrini ve azabını da unutur. Başkalarından istifade etmekten mahrum kalır. Kimse ile meşveret etmez, danışmaz. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(&Uuml;&ccedil; şey, insanı felakete s&uuml;r&uuml;kler: Buhl, heva ve ucb.)</strong></p>

<p>Buhl sahibi, yani hasis, cimri kimse, Allaha ve kullara karşı olan hakları ve vazifeleri &ouml;demekten mahrum olur. Hevasına, yani nefsinin arzularına uyan ve ucb sahibi olan, nefsini beğenen kimse, muhakkak felakete du&ccedil;ar olur. İm&acirc;m-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:<br />
&ldquo;B&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin başı, kaynağı &uuml;&ccedil;t&uuml;r: Haset, riya, ucb. Kalbini bunlardan temizlemeye &ccedil;alış!&rdquo;</p>

<p>Ucb sahibi, hep ben, ben der. Toplantılarda baş tarafta bulunmak ister. Her t&uuml;rl&uuml; s&ouml;z&uuml;n&uuml;n kabul olunmasını ister. G&uuml;nah işleyenin boynu b&uuml;k&uuml;k olur ve tevbe edebilir. Ucb sahibi ise, ilmi ile, ameli ile mağrur olur. Egoist olur ve tevbe etmesi de g&uuml;&ccedil; olur. G&uuml;nah işleyenlerin iniltileri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, tesbih &ccedil;ekenlerin &ouml;v&uuml;nmesinden iyi gelir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Kendini seven, başkasını sevemez</strong></p>

<p>Tab&icirc;bler diyor ki, hasta perh&icirc;z yapmalıdır. İyi olmadan &ouml;nce ona gıd&acirc; iyi gelmez. Yağlı kuş eti bile b&ouml;yledir. Hatt&acirc; hastalığını arttırır. Bunun i&ccedil;in, &ouml;nce hastayı iyi etmeyi d&uuml;ş&uuml;nmek l&acirc;zımdır. Bundan sonra, uygun gıd&acirc; vererek, eski kuvvetli h&acirc;line kavuşturulması d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;r. Bunun gibi, (Kalblerinde hastalık vardır) me&acirc;lindeki &acirc;yet-i ker&icirc;mede bildirilen kalb hastalığına yakalanmış olanların hi&ccedil;bir ib&acirc;deti ve t&acirc;&#39;&#39;ati f&acirc;ide vermez, belki zarar verir.</p>

<p>(&Ccedil;ok Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;m okuyanlar vardır ki, Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;m bunlara la&#39;&#39;net eder) had&icirc;s-i şer&icirc;fi meşh&ucirc;rdur.</p>

<p>(&Ccedil;ok oru&ccedil; tutanlar vardır ki, onun oru&ccedil;tan kazancı, yalnız a&ccedil;lık ve susuzluktur) had&icirc;s-i şer&icirc;fi de sah&icirc;hdir.</p>

<p>Başkasına tutulmak! Kalb hastalıklarının m&uuml;tehassısları olan tasavvuf b&uuml;y&uuml;kleri de, &ouml;nce hastalığın giderilmesi i&ccedil;in yapılacak şeyleri emir buyururlar. Kalbin hastalığı, Hak te&acirc;l&acirc;dan başkasına tutulması, bağlanmasıdır. Belki, kendisine bağlanmasıdır. &Ccedil;&uuml;nki herkes, herşeyi kendi i&ccedil;in ister. &Ccedil;ocuğunu sevmesi, kendini sevdiği i&ccedil;indir. Malı, mevkı&#39;&#39;i, r&uuml;tbeyi hep kendi i&ccedil;in ister. Onun ma&#39;&#39;b&ucirc;du, tapındığı şey, kendi nefsidir. Nefsinin istekleri arkasında koşmaktadır.</p>

<p>Kalb, bu bağlılıklardan kurtulmadık&ccedil;a, insanın kurtulması &ccedil;ok g&uuml;&ccedil; olur. Bundan anlaşılıyor ki, aklı başında olan ilim adamları ve kalbi uyanık olan fen adamları, herşeyden &ouml;nce, bu hastalığın giderilmesini d&uuml;ş&uuml;nmelidirler. Kulun dileği ve isteği s&acirc;dece s&acirc;hibi ve s&acirc;hibinin dileği olmalıdır. Başka, hi&ccedil;bir dileği bulunmamalıdır. B&ouml;yle olmazsa, kulluk bağını koparmış, k&ouml;lelikten ka&ccedil;mış olur. N&acirc;zi&#39;&#39;&acirc;t s&ucirc;resi 40. &acirc;yetinde me&acirc;len,</p>

<p>(Kim Rabbinin azametinden korkup, kendini nefsinin arz&ucirc;larından men&#39;&#39; ederse, varacağı yer ş&uuml;phesiz Cennettir) buyurulmuşdur. Hep, kendi isteklerinin arkasında giden bir kul, kendi keyfine, arz&ucirc;suna es&icirc;r demektir. Kendi nefsinin k&ouml;lesidir. Hep, mel&#39;&#39;&ucirc;n şeyt&acirc;nın emirlerini yapmaktadır.</p>

<p>En b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şman Nefsinin k&ouml;t&uuml; arz&ucirc;larına, zevklerine kavuşmak i&ccedil;in &ccedil;alışıp para kazanmak ve &ccedil;alışırken hel&acirc;li har&acirc;mdan ayırmamak, başkalarının haklarına saldırmak, onlara olan bor&ccedil;larını &ouml;dememek, d&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olmayı g&ouml;sterir. D&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olmak, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;n&acirc;htır. İns&acirc;nın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ma&#39;&#39;rifetine kavuşmasına m&acirc;ni&#39;&#39; olan en kuvvetli d&uuml;şman, nefsin arz&ucirc;larıdır. Bu arz&ucirc;lar bitmez ve t&uuml;kenmez. Hepsi de &ccedil;ok zararlıdır. (Maks&ucirc;dun, ma&#39;&#39;b&ucirc;dundur) s&ouml;z&uuml; meşh&ucirc;rdur. C&acirc;siye s&ucirc;resinin 23. &acirc;yetinde me&acirc;len,</p>

<p>(Nefsinin arz&ucirc;larını il&acirc;h edinen kimseyi g&ouml;rd&uuml;n m&uuml;?) buyurularak, bu hal haber verilmektedir.</p>

<p>Bir insanın maks&ucirc;du; arz&ucirc;su, tevecc&uuml;h ettiği, &ouml;zendiği, sağ kaldık&ccedil;a ele ge&ccedil;irmek istediği ve ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in, her zillete, al&ccedil;almaya katlandığı, hi&ccedil; vaz ge&ccedil;mediği şey ise, bu maks&ucirc;du, ma&#39;&#39;b&ucirc;du olur ve bu h&acirc;li ib&acirc;det olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ib&acirc;det, zilletin, inkis&acirc;rın son derecesidir.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başka ma&#39;&#39;b&ucirc;d tanımamak i&ccedil;in, Ondan başka maks&ucirc;d olmamak, Ondan başka mur&acirc;d olmamak l&acirc;zımdır. Bunun i&ccedil;in de, (L&acirc; il&acirc;he illallah) derken, Ondan başka maks&ucirc;d olmadığını bilmek l&acirc;zımdır.</p>

<p>Bir kimse, maksadına kavuşmak i&ccedil;in, Allah g&ouml;stermesin dinin dışına &ccedil;ıkarsa, farzlardan birini bırakır, bir har&acirc;m işlerse, mesel&acirc; nam&acirc;zı, orucu bırakır vey&acirc; i&ccedil;ki i&ccedil;erse, bu maks&ucirc;du, onun ma&#39;&#39;b&ucirc;du olur, il&acirc;hı olur. Maks&ucirc;du i&ccedil;in dinin dışına &ccedil;ıkmazsa, onu ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in, har&acirc;m işlemezse, din, o maks&ucirc;du reddetmez, menetmez ve onu maks&ucirc;d bilmez. Onun maks&ucirc;du yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır ve Onun dinini g&ouml;zetmektir, der. O maks&ucirc;da karşı, o kimsede, yaradılış &icirc;c&acirc;bı, bir arz&ucirc; h&acirc;sıl olmuştur. Fakat, bu arz&ucirc;su, dine olan arz&ucirc;sunun mikt&acirc;rına yetişememiştir. Maksadı d&uuml;nya olan, herkese sıkıntı verir ve her şeyden şikayet eder. Herkese sıkıntı veren, kibirlidir. Herkesi şikayet etmesi kibrindendir. İnsanın kendini beğenmesi de kibirdendir. Kendini beğenmesi, kendini sevdiği i&ccedil;indir. Kendini seven, başkasını sevemez.</p>

<p>Nimete kavuşmak i&ccedil;in M&uuml;tevazı kimse, kendini beğenmez, kibirlenmez, insanlara tepeden bakmaz. Bunun i&ccedil;in, herkesi sever ve herkes de onu sever. M&uuml;tevazı demek, &ouml;lm&uuml;ş demektir. &Ouml;l&uuml;, kimseyi şik&acirc;yet etmez, &ouml;l&uuml;y&uuml; şikayet eden de olmaz.</p>

<p>Kim toprak gibi m&uuml;tevazı olursa, her nimete kavuşur. Bir par&ccedil;a y&uuml;kselse, su o toprakta durmaz. Din b&uuml;y&uuml;klerinin feyz ve bereketine kavuşmak i&ccedil;in toprak gibi m&uuml;tevazı olmak lazım. Rahmete kavuşmak i&ccedil;in toprak olmak lazım. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Akl s&acirc;hibi, nefsini ezip, &acirc;hırette l&acirc;zım olan şeyler i&ccedil;in &ccedil;alışır. Ahmak, aptal olan da nefsinin arz&ucirc;ları peşinde koşup, Cennete g&ouml;t&uuml;rmesi i&ccedil;in de, Allaha du&acirc; eder)</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4678]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 16 May 2026 23:41:44 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İstişarenin önemi]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İstişarenin dindeki yeri nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir iş yaparken ehline sormaya &quot;meşveret&quot; veya &quot;istişare&quot; denir. İstişare s&uuml;nnettir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen, <b>(Yapacağın işi &ouml;nce meşveret et!)</b> buyuruluyor. (Al-i İmran 159)<br />
<br />
İyi kimseler &ouml;v&uuml;l&uuml;rken de <b>(İstişare ederek iş yaparlar)</b> buyuruluyor. (Şura 38)<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
<b>(İstişare, pişmanlığa karşı kaledir.)</b> [İ. Maverdi]<br />
<br />
<b>(İstihare eden, mahrum kalmaz, istişare eden pişman olmaz.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(İnsanı pişman eden, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ndeki ısrardır.)</b> [İ. Maverdi]<br />
<br />
<b>(Kendi d&uuml;ş&uuml;ncenize g&ouml;re hareket etmeyin!)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Yapacağı işi ehli ile istişare edene, o işin en g&uuml;zeli nasip olur.)</b> [Taberani]<br />
<br />
Hazret-i &Acirc;dem, &ldquo;İşlerinizi istişare ile yapın. Eğer ben, yasak meyve konusunda meleklerle istişare etseydim, musibete maruz kalmazdım&rdquo;<b> </b>buyuruyor. İstişare edilecek kimsede şu vasıflar bulunmalıdır:<br />
<b>1-</b> Akıllı olmalı! Akıllı ile istişare galibiyet, ahmakla istişare mağlubiyet denilmiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Akıllıya danışıp onu dinleyen, doğruyu bulur, dinlemeyen pişman olur.)</b> [İ. Maverdi]<br />
<br />
<b>2-</b> Tecr&uuml;beli, işinin ehli olmalı! &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, her şey akla, akıl da tecr&uuml;beye muhta&ccedil;tır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Tedbirli kimse, işinin ehli olana danışıp, ona g&ouml;re hareket eder.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
Hazret-i Lokman Hakim de buyurdu ki:<br />
<b>(Yapacağın işi, daha &ouml;nce bunu denemiş, tecr&uuml;beli kimseye danış! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o, kendisine pahalıya mal olmuş doğru g&ouml;r&uuml;şleri sana bedava verir.)</b> [İ. Maverdi]<br />
<br />
<b>3-</b> İlim sahibi ve salih olmalı! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Salih olan &acirc;limlerle istişare edin!)</b> [Taberani]<br />
Hazret-i &Ouml;mer, (Allah&rsquo;tan korkanlarla istişare edin) buyurmuştur.<br />
<br />
<b>4-</b> Dost olmalı! Dost olmayan kimseler, yanlış bilgi verebilir.<br />
<br />
<b>5-</b> Fikri kuvvetli, sıhhatli olmalı! D&uuml;ş&uuml;ncesi dağınık, kaygılı kimselerin g&ouml;r&uuml;ş&uuml; isabetli olmaz.<br />
<br />
Danışılacak kimsenin, insanların h&acirc;lini, zamanın ve &uuml;lkenin şartlarını bilmesi gerekir. Bundan başka, aklı, fikri kuvvetli, ileriyi g&ouml;ren ve hatta sıhhati yerinde olan kimselerle istişare edilir. B&ouml;yle vasıflara haiz olmayan kimselerle istişare etmek g&uuml;nah olur. Peygamber efendimiz eshabı ile istişare eder, bazen bir iş i&ccedil;in, akıl, takva, hikmet ve tecr&uuml;be sahibi on kişiye danışırdı.<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İstişare edilen, g&uuml;venilen kişidir, kendisine layık g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; başkasına tavsiye eder.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Danışana, bilerek yalan s&ouml;yleyen ona hıyanet etmiş olur.)</b> [İbni Cerir]<br />
<br />
<b>(Danışan yardıma kavuşur. İstişare edilen emindir.)</b> [Askeri]<br />
<br />
<b>(Danışılan, g&uuml;venilir kimsedir. Biliyorsa s&ouml;yler, bilmiyorsa s&uuml;kut eder.) </b>[Kudai]<br />
<br />
İstişare ile yapılan iş, hatalı g&ouml;r&uuml;nse de, sormadan yapılandan &uuml;st&uuml;nd&uuml;r.<br />
<br />
<b>İstişare</b> s&uuml;nnettir, danışan dağı aşar,<br />
Danışmayan zavallı, d&uuml;z yolda bile şaşar.<br />
<br />
Bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp olur,<br />
Ehline soran kişi, hakiki yolu bulur.<br />
<br />
<b>Meşveret</b>in T&uuml;rk&ccedil;esi, ehline danışmaktır,<br />
Başlamadan bir işe sebebe yapışmaktır.<br />
<br />
<b>İstişare</b> edenler, hi&ccedil; pişman olmaz elbet<br />
Danışacak bir yerin varsa ne b&uuml;y&uuml;k nimet<br />
<br />
Şaşkınlık i&ccedil;indesin, sendeki bu &ccedil;ile ne?<br />
Eğer bin bilsen bile, sormalısın bir bilene<br />
<br />
<b>İstişare s&uuml;nnettir<br />
Sual:</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yapacağımız işleri danışarak yapmamızı emrediyor. Danışarak iş yapmak farz mıdır? Hangi işi kimlere sormak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İstişare, yani danışmak s&uuml;nnettir. Unutulmuş, s&uuml;nnetleri meydana &ccedil;ıkarmak &ccedil;ok sevaptır. Danışmak insanı pişman olmaktan koruyan bir kale gibidir.<br />
<br />
Danışılacak kimsenin, insanların halini, zamanın ve &uuml;lkenin şartlarını bilmesi gerekir. Buna siyaset bilgisi denir.<br />
<br />
Bundan başka, aklı, fikri kuvvetli, ileriyi g&ouml;ren ve hatta sıhhati yerinde olan kimselerle istişare edilir. B&ouml;yle vasıflara haiz olmayan kimselerle istişare etmek g&uuml;nah olur. Gerek din ve gerek d&uuml;nya işlerinden bilmeden h&uuml;k&uuml;m verene melekler lanet eder.<br />
<br />
Bilinen şeyde istişareye l&uuml;zum yoktur. Fakat bildiğimizi zannettiğimiz nice şeyleri bilmediğimiz meydana &ccedil;ıkıyor.<br />
<br />
Bir iş, neticesine g&ouml;re &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;r. Sonu hayırla mı, yoksa şerle mi biteceğini bilemeyiz. Olmasını şiddetle arzu ettiğimiz bir iş, bizim i&ccedil;in &ccedil;ok tehlikeli olabilir. Aksine olmamasını istediğimiz bir iş, bizim i&ccedil;in &ccedil;ok hayırlı olabilir.<br />
<br />
Yukarıda vasıflarını bildirdiğimiz salih kimselerle istişare edince, verdikleri cevap pek aklımıza yatmasa da o işi yapmamız gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ehli ile danışılarak yapılan işin neticesi hayırlı olur. Onun i&ccedil;in (Danışan dağı aşmış, danışmayan d&uuml;z ovada yolu şaşırmış) dedikleri gibi, (Meşveretsiz yapılan şeyden hayır gelmez) de demişlerdir. <b>(Şir&rsquo;a)</b><br />
<br />
Kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde direnen kişi bir başka fikre muhta&ccedil; olmaktan kendisini hi&ccedil;bir vakit kurtaramaz. Danışma yolunu benimseyen kişi ise helakten korunmuş olur. Hikmet ehli buyuruyor ki:<br />
&quot;İstişare, doğru yolu bulmanın t&acirc; kendisidir! Her kim ki, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; beğenip başkası ile istişareye muhta&ccedil; olmadığını d&uuml;ş&uuml;nse ve m&uuml;şavereye l&uuml;zum g&ouml;rmese elbette yapacağı işte hata meydana gelir.&quot;<br />
<br />
İşlerinde g&uuml;&ccedil;l&uuml;kle karşılaşırsan akıllı kişilerin g&ouml;r&uuml;şlerine m&uuml;racaat et. İstişareden ka&ccedil;ınma! Kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nle baş başa kalıp pişmanlık duymaktan elbette daha &ccedil;ok iyidir.<br />
<br />
<b>İdarede istişare şekli<br />
Sual:</b> İdareci, kendileri ile istişare edilecek kişilerin hepsi ile bir araya gelerek mi, yoksa her biri ile ayrı ayrı mı istişare etmesi daha uygundur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Arap, Fars ve Hind h&uuml;k&uuml;mdarları toplu danışmayı, yani hep bir araya gelerek istişare olunmasını tercih etmişler, &quot;Topluca bir araya gelinerek istişare olunmalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; herkes kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; a&ccedil;ıklar. Karşılıklı itiraz, tenkit ve tartışmalar olur. İddialar ispat edilir. Ve en isabetli olan g&ouml;r&uuml;ş herkesin oybirliği ile kabul edilir. B&ouml;yle istişare genellikle hatadan uzak kalır&quot; demişlerdir.<br />
<br />
Rum ve Mısır h&uuml;k&uuml;mdarları ise m&uuml;nferit olan danışmayı tercih etmişler, &quot;Tek başına olan kişi mesele hakkında zihninde beliren &ccedil;&ouml;z&uuml;m şeklini, hi&ccedil;bir etki altında kalmadan ortaya koyar. B&ouml;ylece ayrı ayrı b&uuml;t&uuml;n danışmanların kendine has g&ouml;r&uuml;şleri, idareci tarafından alınmış olur. Halbuki toplu danışmada kişilerden birinin ortaya attığı fikir, diğer kişileri etkisi altında bırakır ve &ouml;tekilerin ona uyma ihtimali belirir. Bu suretle herkesin o meseleye ait fikrinin ortaya &ccedil;ıkması imkanı kalmaz&quot; demişlerdir.<br />
<br />
T&uuml;rk hakanları ise, duruma g&ouml;re hareket edilmesini tercih etmişler, <b>&ouml;nce, teker teker herkesin g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; almalı, sonra da hepsini toplayarak birlikte istişare olunmalıdır</b> demişlerdir.<br />
<br />
İdare, bir bah&ccedil;eye benzer. Bah&ccedil;e sahibi gece g&uuml;nd&uuml;z o bah&ccedil;enin bakımına, geliştirilmesine ne kadar dikkat ederse ve bu ne derece gerekli ise idarenin devamlı bir şekilde terbiyesine dikkat etmek gerekir. Bah&ccedil;e sahibi, bah&ccedil;ede meydana gelen işe yaramaz dikenleri, &ccedil;alıları ayıklar; bunları bah&ccedil;enin etrafını &ccedil;eviren sınıra, duvarlara yerleştirir. B&ouml;ylece bah&ccedil;edeki zararlı ot ve dikenler temizlenerek mahsul&uuml;n verimli olmalarına sebep olur. Ayrıca dışarıdan bah&ccedil;eye gireceklere mani olur.<br />
<br />
<b>Not:</b> İstişare toplantısının m&uuml;barek olması i&ccedil;in, Mehmed isminde birinin bulunması iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Meşveret i&ccedil;in toplananların arasında Muhammed isimli biri yoksa, o toplantı m&uuml;barek olmaz.)</b> [İbni Asakir]<br />
<br />
<b>İdarecinin istişaresi<br />
Sual: </b>Bir kimse veya bir idareci istişare ettikleri kimselerin g&ouml;r&uuml;şlerine aynen uyması gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İstişare, bir işi yaparken o işin ehli olan kimselerin g&ouml;r&uuml;şlerini almak demektir. İstişare ettikten sonra, istişare ettiği kimselerin g&ouml;r&uuml;şlerine uyma zorunluluğu yoktur. Hangi g&ouml;r&uuml;ş aklına yatarsa ona uyar. İstişare edilen kimselerin, (Bizim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m&uuml;z&uuml; aldı, fakat bizim dediklerimize uymadı) demeye hakları olmaz.<br />
<br />
Bunun bir &ouml;rneği Eshab-ı kiram zamanında yaşanmıştır. Hazret-i Ebu Bekir halife iken, m&uuml;rtedlerle savaş etmeye karar verince, Hazret-i &Ouml;mer, istişare edilmesini teklif etti. Hazret-i Ebu Bekir de, ileri gelenlerle istişare etti. M&uuml;şavere heyetindekiler, &ccedil;eşitli makul sebepler y&uuml;z&uuml;nden savaşmayı uygun g&ouml;rmediklerini belirttiler. Şayet savaşılırsa da, askerlerin yarısının şehirde kalıp, şehrin emniyetini sağlaması gerektiğini s&ouml;ylediler. Hazret-i Ebu Bekir, hepsini dinledikten sonra, <b>(İstişare yapılmıştır, savaşa karar veriyorum, tek kişi kalmadan askerlerin hepsinin de savaşa gitmesini emrediyorum)</b> buyurdu. Eshab-ı kiram, kendi g&ouml;r&uuml;şlerine aykırı karar alınmasına en ufak bir tepki g&ouml;stermediler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; istişare sonunda bu karar verilmiştir. Onun i&ccedil;in, idareciler, bizimle g&ouml;r&uuml;ş&uuml;p de bizim d&uuml;ş&uuml;ncemize aykırı hareket ederlerse, tepki g&ouml;stermemiz caiz olmaz.<br />
<br />
Emir &uuml;zerine b&uuml;t&uuml;n ordu, savaş meydanında toplandı. D&uuml;şman ordusu, yerin g&ouml;ğ&uuml;n askerlerle dolu olduğunu g&ouml;r&uuml;nce, bunların, en az yarısı da şehirde n&ouml;bet bekliyordur diyerek barış teklifinde bulunmaya, istenileni vermeye mecbur kaldı. B&ouml;ylece Hazret-i Ebu Bekrin basireti, y&uuml;ksek deha sahibi olduğu bir kez daha meydana &ccedil;ıktı. M&uuml;sl&uuml;manlar arasında birlik beraberlik bozulmadan k&acirc;firlere karşı savaşsız galibiyet kazanıldı.<br />
<br />
<b>İstişare herkesle yapılmaz<br />
Sual: </b>İstişare ettiğimiz kimse yanlış cevap verirse, istişarenin ne faydası olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İstişare, herkesle yapılmaz. O işin ehli olanla yapılır. Bir iş, salih olan ehliyle istişare edilirken, soran Allah rızası i&ccedil;in sorar, cevap veren de Allah rızası i&ccedil;in ihl&acirc;sla cevap verirse, cevap yanlış bile olsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; o işin neticesini hayra &ccedil;evirir, yani o iş mutlaka hayırla sonu&ccedil;lanır.<br />
<br />
Hikmet ehli buyuruyor ki:<br />
Salihlerden sormaktan utanma ve onlardan yardım istemekten &ccedil;ekinme! Hep kendi d&uuml;ş&uuml;ncesiyle hareket eden, doğruyu g&ouml;remez. Akıllı ile istişare galip olmaktır, ahmakla istişare mağlup olmaktır. Her sanatı ehlinden &ouml;ğren, her işi de ehline danış!<br />
<br />
<b>Hanımla istişare<br />
Sual: </b>Kadınlarla istişare etmekle ilgili hadis var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, vardır. Bahsedilen hadis-i şerif istişarenin &ouml;nemini bildiriyor. Kadınlar genelde hisleriyle karar verirler. Onun i&ccedil;in bunların s&ouml;ylediklerini ihtiyatla karşılamak gerekir. Kimse bulunmazsa, kadınlarla da istişare etmeli; ama hisleriyle konuşuyorsa ihtiyatla karşılamalıdır. Yine de onlarla istişareden uzak durmamalıdır.<br />
<br />
<b>Sor kurtul!<br />
Sual: (Sor kurtul!) </b>deniyor. Bilinen, faydalı ve iyi şeyleri de mi sormak gerekiyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet bilinen, faydalı ve iyi şeyleri de sormak gerekir. İstişare demek, mubah şeyleri yapayım mı, yapmayayım mı diye sormaktır. İstişare &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Kur&#39;an-ı kerimde iyiler &ouml;v&uuml;l&uuml;rken, <b>(İstişare ederek iş yaparlar)</b> buyuruluyor. (Şura 38)<br />
Dinimizde &uuml;&ccedil; beş kişi bir araya gelince, birini em&icirc;r yani başkan se&ccedil;mek s&uuml;nnettir. Emire t&acirc;bi olmak ise vacib yani farzdır. Emir se&ccedil;ilen kimse diğerlerinden &uuml;st&uuml;n olmayabilir. &Uuml;st&uuml;n olması şart değildir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Peygamber efendimizden &uuml;st&uuml;n hi&ccedil; kimse yoktu. Ama Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ona, <b>(Yapacağın işi &ouml;nce meşveret et</b>!<b>)</b> buyuruyor. (Al-i İmran 159)<br />
<br />
Danışılacak kimsenin, insanların h&acirc;lini, zamanın ve &uuml;lkenin şartlarını bilmesi gerekir. Bundan başka, aklı, fikri kuvvetli, ileriyi g&ouml;ren ve hatta sıhhati yerinde olan kimselerle istişare edilir. B&ouml;yle vasıflara haiz olmayan kimselerle istişare etmek g&uuml;nah olur. Peygamber efendimiz, Eshabı ile istişare eder, bazen bir iş i&ccedil;in, akıl, takva, hikmet ve tecr&uuml;be sahibi on kişiye danışırdı.<br />
<br />
Mubah olan her işimizi em&icirc;re danışmalıyız. &Ouml;zellikle evlilik, eğitim, ev ve araba almak gibi işlerimizi mutlaka danışmalı, verilen cevaba g&ouml;re hareket etmeli. En basiti, bir ayakkabı alırken bile, hangi mağazadan almalıyım, rengi, bi&ccedil;imi ne olmalı diye sormanın bile mahzuru olmaz. Sormakla onu rahatsız etmiş olmayız. Kendimizi soru sormaya alıştırmalıyız. Ev alacaksak ev almanın uygun olup olmayacağını, uygunsa hangi şehirden, hangi mahalleden almak gerektiğini sormalı. Evlenirken hi&ccedil;bir şart ileri s&uuml;rmeden kimi uygun g&ouml;r&uuml;rse onunla evlenmeli. Eğer sorup da cevaba uygun hareket edilmeyecekse hi&ccedil; sormamak, daha az hatalı olur.<br />
<br />
Em&icirc;r olan, sorulan sorulara, soranın &acirc;hiretini d&uuml;ş&uuml;nerek cevap verir. (Soran Allah rızası i&ccedil;in sorar, cevap veren de Allah rızası i&ccedil;in cevap verirse, cevap yanlış g&ouml;r&uuml;nse de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu hayra &ccedil;evirir) buyuruluyor. Onun i&ccedil;in istişaresiz iş yapmamalıdır.<br />
<br />
<b>Kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde ısrar</b><br />
<b>Sual:</b> Danışmadan, kendi aklına uyarak h&uuml;k&uuml;m vermenin, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde ısrar etmenin dindeki h&uuml;km&uuml; nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İstişare etmeden, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne uyanın sonu felakettir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Peygamber efendimiz &quot;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&quot;,<b> (Kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde ısrar eden h&uuml;srana uğrar) </b>buyurmuştur. <b>(Şir&rsquo;a şerhi)</b><br />
<br />
İmam-ı Ebu Yusuf&#39;un y&uuml;z&uuml;ğ&uuml;nde, <b>(Men amile bi-re&rsquo;yihi nedime)</b> yazılıydı. (Ehline danışmadan, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;yle hareket eden pişman olur) demektir. Kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde ısrar etmeyip, istişarenin, ehline sormanın &ouml;nemini bildirmektedir. Hele Kur&rsquo;an-ı kerimden kendi anladığına uymak daha b&uuml;y&uuml;k felakettir. Bir hadis-i şerifte, <b>(Kur&#39;an-ı kerimi kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;yle a&ccedil;ıklayan k&acirc;fir olur)</b> buyuruluyor. (Deylem&icirc;)<br />
<br />
<em>(Benim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m doğrudur)</em> diye ısrar etmek, hakkı kabul etmemek, inat olur. İki hadis-i şerif:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın en sevmediği kimse, hakkı kabul etmemekte inat edendir.)</b> [Buh&acirc;r&icirc;]<br />
<br />
<b>(Bilmediği konuda inat edene, inadından vazge&ccedil;ene kadar Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; gazap eder.)</b> [İbni Ebi&#39;d-d&uuml;nya]</p>

<p><strong>Sual: Kendisine, bir konuda danışılan kimsenin, g&uuml;venilir olması, s&ouml;ylenenleri başkasına anlatmaması gerekmez mi?<br />
Cevap:</strong> M&uuml;min, herkesin malını, canını emniyet ettiği kimsedir. Emanet ve hıyanet, malda olduğu gibi, s&ouml;zde de olur. Had&icirc;s-i şerifte; <strong>(Meşveret edilen kimse emindir)</strong> buyuruldu. Yani onun doğruyu s&ouml;yleyeceğine ve sorulanı başkalarından gizleyeceğine emanet olunur, g&uuml;venilir. Onun, doğru s&ouml;ylemesi vaciptir. İnsan, malını, emniyet ettiği kimseye bıraktığı gibi, doğru s&ouml;yleyeceğine emin olduğu kimse ile istişare eder, danışır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>İstişarenin &ouml;nemi</strong></p>

<p>Maalesef toplumumuzun hangi kesimine bakarsanız bakın -iş adamlarımız, idarecilerimiz, din g&ouml;revlilerimiz, sade M&uuml;sl&uuml;manlarımız- &quot;En iyisini ben bilirim, benden başka bu işi bilen yoktur. En g&uuml;zelini ben yaparım&quot; zihniyetini g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n&uuml;z. Herkeste, kendisinden başkasını aşağılama, k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rme fikri hakim. Batıda ise, tam tersine; başkasına saygı, insan haklarına riayet, aşağılamama gibi insani değerler zirvede. Son yıllarda &ccedil;ok yaygınlaşan, &quot;Başarılı olma&quot; &uuml;zerine yazılmış, Batı menşeyli kitapların ortak ifadesi şu: &quot;İşinizde ne kadar tecr&uuml;beli olursanız olun, başkasından fikir almayı unutmayın! Fikir aldığınız kimseler ne kadar &ccedil;ok olursa o kadar başarıyı yakalama şansınız olur.&quot;</p>

<p>Ne garip ki, bizim yapmamız gereken şeyleri onlar yapıyor ve bize de tavsiye ediyorlar. Danışmayı prensip edindikleri gibi, bir yanlışından dolayı birisi kendisini ikaz etmişse, ona kızmak yerine, teşekk&uuml;r ediyorlar. Bir toplum bu kadar nasıl değişir, değerlerinden nasıl uzak kalır anlaşılır gibi değil.</p>

<p>Halbuki, İslamiyette danışmanın, yanlışları ikaz etmenin ayrı bir yeri vardır. Dinimizde danışmak s&uuml;nnettir. Danışmak insanı pişman olmaktan koruyan bir kale gibidir. Bir iş yaparken ehline sormaya &quot;meşveret&quot; veya &quot;istişare&quot; denir. Kur&#39;&#39;an-ı kerimde &quot;Yapacağın işi &ouml;nce meşveret et!&quot; buyuruluyor. (Al-i İmran 159) Yine Kur&#39;&#39;an-ı kerimde, iyi kimseler, b&uuml;y&uuml;k zatlar &ouml;v&uuml;l&uuml;rken de &quot;İstişare ederek iş yaparlar&quot; buyuruluyor. (Şura 38) İstişarenin &ouml;nemi hadis-i şeriflerde de ş&ouml;yle bildirildi: &quot;İstişare etmek, pişmanlığa karşı kaledir.&quot; &quot;İstihare eden kimse, mahrum kalmaz, istişare eden pişman olmaz. İktisad eden darlık &ccedil;ekmez.&quot; &quot;Danışan pişman olmaz. İnsanı pişman eden, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ndeki ısrardır.&quot; &quot;Bir iş yapmak istiyen, o işi m&uuml;sl&uuml;man biriyle istişare ederse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, o işin en g&uuml;zelini ona nasib eder.&quot;</p>

<p>Kimlerle istişare yapılır? Herkesle istişare edilmez. İstişare edilecek kimsede şu vasıflar bulunmalıdır: İstişare edilen kimse akıllı olmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: &quot;Akıllıya danışıp onu dinliyen, doğruyu bulur, dinlemiyen pişman olur.&quot; Dost olsa da cahille istişare etmekten sakınmalı, kendini beğenenden de uzak durmalıdır! Tecr&uuml;beli, işinin ehli olmalıdır! &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, herşey akla, akıl da tecr&uuml;beye muhta&ccedil;tır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: &quot;Tedbirli kimse, işinin ehli olana danışıp, ona g&ouml;re hareket eder.&quot; Hazret-i Lokman Hakim de, oğluna buyurdu ki:&quot; Yapacağın işi, daha &ouml;nce bunu denemiş, tecr&uuml;beli kimselere danış! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar, kendilerine pahalıya mal olmuş doğru g&ouml;r&uuml;şleri sana bedava verirler.&quot; İstişare edilen, ilim sahibi ve salih olmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: &quot;&Acirc;lim ve abidlerinizle istişare edin! Kendi d&uuml;ş&uuml;ncenize g&ouml;re hareket etmeyin!&quot;</p>

<p>Hz. &Ouml;mer, &quot;Allahtan korkanlarla istişare edin&quot; buyurmuştur. &quot;Kur&#39;&#39;an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bulamadığımız bir şey olursa ne yapacağız?&quot; diye Peygamber efendimize sorulunca cevaben buyurdu ki: &quot;O işi, salih olan &acirc;limlerle istişare edin!&quot;</p>

<p>İstişare edilen, dost olmalıdır! Dost olmıyan kimseler, yanlış bilgi verebilir. Fikri kuvvetli, sıhhatli olmalıdır! Fikri dağınık, kaygılı kimselerin g&ouml;r&uuml;ş&uuml; isabetli olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: &quot;İstişare edilen, g&uuml;venilen kimsedir, kendisine layık g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ancak başkasına tavsiye eder.&quot; &quot;Danışana bilerek yalan s&ouml;yliyen ona hıyanet etmiş olur.&quot; &quot;Danışılan, g&uuml;venilir kimsedir. Biliyorsa s&ouml;yler, bilmiyorsa s&uuml;kut eder.&quot; &quot;Danışan yardıma kavuşur. İstişare edilen emindir.&quot; Yani onun doğru s&ouml;yliyeceğine ve sorulanı başkalarından gizliyeceğine emin olduğu kimseye danışır. Danışılan kimse, insanların halini, zamanın ve &uuml;lkenin şartlarını bilmelidir!</p>

<p>Bu vasıfları bulunmıyan kimseye danışılması ve onun da cevap vermesi g&uuml;nah olur.</p>

<p>Bilmiyenin &quot;Bilmiyorum&quot; demesi ilimden olup b&uuml;y&uuml;k fazilettir. İstişare ile yapılan iş, hatalı g&ouml;r&uuml;nse de, sormadan yapılandan &uuml;st&uuml;nd&uuml;r.</p>

<p>Hikmet Ehli buyuruyor ki: Salihlerden sormaktan utanma ve yardım istemekten &ccedil;ekinme! Hep kendi d&uuml;ş&uuml;ncesi ile hareket eden, doğruyu g&ouml;remez. Akıllı ile istişare galibiyettir, ahmakla istişare mağlubiyettir. Her sanatı ehlinden &ouml;ğren, her işi de ehline danış! Peygamber aleyhisselam eshabı ile istişare ederdi. Bazan bir iş i&ccedil;in, akıl, takva, hikmet ve tecr&uuml;be sahibi on kişiye danışırdı. Bilinen şeyde istişareye l&uuml;zum yoktur. Fakat bildiğimizi zannettiğimiz nice şeyleri bilmediğimiz meydana &ccedil;ıkıyor.</p>

<p>Danışarak yapılırsa hayırlı olur Bir iş, neticesine g&ouml;re &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;r. Sonu hayırla mı, yoksa şerle mi biteceğini bilemeyiz. Olmasını şiddetle arzu ettiğimiz bir iş, bizim i&ccedil;in &ccedil;ok tehlikeli olabilir. Aksine olmamasını istediğimiz bir iş, bizim i&ccedil;in &ccedil;ok hayırlı olabilir. Danışılarak yapılan işin neticesi hayırlı olur. Onun i&ccedil;in &quot;Danışan dağı aşmış, danışmayan d&uuml;z ovada yolu şaşırmış&quot; dedikleri gibi, &quot;Meşveretsiz yapılan şeyden hayır gelmez&quot; de demişlerdir.</p>

<p>Kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde direnen kişi bir başka fikre muhta&ccedil; olmaktan kendisini hi&ccedil;bir vakit kurtaramaz. Danışma yolunu benimseyen kişi ise helakten korunmuş olur.</p>

<p>Hikmet ehli buyuruyor ki: &quot; İşlerinde g&uuml;&ccedil;l&uuml;kle karşılaşırsan akıllı kişilerin g&ouml;r&uuml;şlerine m&uuml;racaat et. İstişareden ka&ccedil;ınma! Kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nle başbaşa kalıp pişmanlık duymaktan elbette daha &ccedil;ok iyidir. İstişare, doğru yolu bulmanın ta kendisidir! Her kim ki, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; beğenip başkası ile istişareye muhta&ccedil; olmadığını d&uuml;ş&uuml;nse ve m&uuml;şavereye l&uuml;zum g&ouml;rmese elbette yapacağı işte hata meydana gelir..&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1245]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 16 May 2026 23:00:38 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Haline razı olmak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> G&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml;m &ccedil;ok bozuk, aşağılık duygusuna kapılıyorum. Ne yapmalıyım?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sıhhat, afiyet, zenginlik, asalet, g&uuml;zellik gibi nimetlere sahip olmak ve bunları yaratılış gayesine uygun kullanmak &ccedil;ok iyidir. Fakat bunlar maksatları dışında kullanılırsa &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; olur. Bunlar bir bı&ccedil;ak gibidir. İyi iş de yapılır, k&ouml;t&uuml; iş de yapılır. İnsana verilen nimet &ccedil;ok olunca ş&uuml;kr&uuml; o nispette zorlaşır. Rabbimiz size iki g&ouml;z vermiştir. Sağır ve dilsiz değilsiniz. Eliniz kolunuz sağlam. En m&uuml;himi deli değilsiniz, aklınız vardır. Hepsinden daha m&uuml;himi de imanlısınız. Daha bizim bilmediğimiz ne nimetlere sahipsinizdir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&rsquo;ın nimetlerini saymaya kalksanız, bitiremezsiniz.)</b> [Nahl 18]<br />
<br />
Bunca nimetlere acaba hakkıyla ş&uuml;krediyor muyuz? Sizin durumunuzda olmayan &ccedil;ok insan vardır. Acaba bu hallerine ş&uuml;krediyorlar mı? Sizde ise, başkalarında bulunan sakatlık yoktur. Bunun i&ccedil;in ş&uuml;krediyor musunuz? İnsanlar ş&uuml;k&uuml;r y&ouml;n&uuml;nden gafildir. O nimet gitmeyince kıymetini bilemez. Nimet i&ccedil;inde y&uuml;zen ş&uuml;kr&uuml; kolay hatırlayamaz. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
<b>(Kullarım i&ccedil;inde hakkıyla ş&uuml;kreden azdır.)</b> [Sebe 13]<br />
<br />
İnsanlar zayıf, aciz yaratıldığı i&ccedil;in sabrı da ş&uuml;kr&uuml; de azdır. Binlerce nimete ş&uuml;kretmez, fakat bir bela gelince feryat ve figan eder. Hasta olup gece uyuyamazsa, hep Allah&rsquo;ı anar. Fakat sağlam iken hi&ccedil; Onu hatırlamaz. M&uuml;sl&uuml;man Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dostudur. Dostluğun alameti, dostun belalarına sabretmektir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Kimi &ccedil;eşitli nimete kavuşunca, Allah&rsquo;ı anmaktan y&uuml;z &ccedil;evirir,</b> [hastalık, fakirlik gibi] <b>bir şer dokununca da</b> [Allah&rsquo;ın rahmetinden] <b>&uuml;midini keser.)</b> [İsra 83]<br />
<br />
<b>(Andolsun sizi biraz korku, biraz a&ccedil;lık, mal, can ve mahsul&uuml;n eksilmesiyle imtihan edeceğiz. Ey Habibim, sabredenlere</b> [l&uuml;tfumu, ihsanımı] <b>m&uuml;jdele!)</b> [Bekara 155]<br />
<br />
Bu &acirc;yet-i kerimedeki <b>(korku)</b> Allah korkusu, gazada d&uuml;şman korkusu; <b>(a&ccedil;lık)</b> ramazan orucu, kıtlık <b>(malın eksilmesi)</b> zekat ve malın zararı, <b>(canın eksilmesi)</b> hastalık, <b>(mahsul&uuml;n eksilmesi)</b> ise, &ccedil;eşitli afetler y&uuml;z&uuml;nden mahsul&uuml;n azalması veya mahsul denilen evlatların &ouml;lmesi olarak a&ccedil;ıklanmıştır.<br />
<br />
İmtihanı kazanmak i&ccedil;in sabretmek gerekir. Sabreden b&uuml;y&uuml;k nimetlere kavuşacaktır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah sabredeni sever.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Haline sabredeni &ccedil;ok severim.) </b>[İ.Gazali]<br />
<br />
<b>(Sabır, Cennet hazinesidir.) </b>[İ.Gazali]<br />
<br />
<b>(Sabır imanın yarısıdır.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Hoşlanılmayan şeye sabretmekte b&uuml;y&uuml;k hayır vardır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>İnsan arzusunun sonu yoktur</b><br />
İnsan arzusunun sonu yoktur. Her istediğine kavuşmak ister. Her istenilene kavuşmak, muhakkak insana mutluluk getirmez. Onun i&ccedil;in hakkımızda hayırlı olanı istemek gerekir.<br />
<br />
Zenginlik &ccedil;ok iyi olmasına rağmen bazılarının felaketine sebep olmaktadır. Sırf parası i&ccedil;in &ouml;ld&uuml;r&uuml;lebilir.<br />
<br />
En l&uuml;ks bir arabaya sahip olan, &ccedil;oluk-&ccedil;ocuğuyla bir u&ccedil;urumdan aşağı yuvarlanabilir. &Ccedil;ok zeki olan bir kimse zekasının kurbanı olabilir. V&uuml;cudumuzdaki b&uuml;t&uuml;n organlar bize emanettir. Yaratılış gayesine uygun kullanmak gerekir. Mesela harama bakan kimse, g&ouml;z&uuml;n&uuml;n ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; yerine getirmediği gibi, &uuml;stelik g&uuml;nah da işlemiş olur. G&uuml;zel sohbet edenin maksadı, dinleyicilerin tevecc&uuml;h&uuml;n&uuml; kazanmak ise dilini hayra değil, şerre kullanmış, kendini dili ile felakete s&uuml;r&uuml;klemiş olur. Her uzvu hayra kullanmak b&uuml;y&uuml;k saadet olur. Hazret-i Ebu Bekir, boş bir şey konuşmamak i&ccedil;in m&uuml;barek ağzına taş koymuştur. Onun i&ccedil;in <b>(Ya hayır konuş, ya da sus) </b>buyurulmuştur. Hep şer konuşan i&ccedil;in dili bir afettir.<br />
<br />
Her erkek yakışıklı, her kız da g&uuml;zel olmak ister. Herkes i&ccedil;in g&uuml;zellik faydalı olmayabilir. Mesela g&uuml;zelliğine g&uuml;venip artist olmak i&ccedil;in İstanbul&rsquo;a gelen bir&ccedil;ok kızın ne felaketlere maruz kaldığını gazetelerde okuyoruz. G&uuml;zellik muhakkak nimet değildir. Kimini mutlu ettiği gibi, kimini de felakete s&uuml;r&uuml;klemektedir.<br />
<br />
<b>Kul, Allah&rsquo;tan nasıl razı olur? </b><br />
M&uuml;sl&uuml;manın itikadı ş&ouml;yledir ki, her hayır ve şer Allah&rsquo;tandır. Her işi yaptıran Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Bu iş Allah&rsquo;tan geldiğine g&ouml;re, bir m&uuml;sl&uuml;man olarak bu işe rıza g&ouml;stermek gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; M&uuml;minin başına gelen her iş, m&uuml;minin hayrınadır. Onun i&ccedil;in vaki olanda hayır vardır buyurulmuştur. Vaki olan bir işle karşı karşıya olan, ne kadar zor olursa olsun buna rıza g&ouml;stermesi gerekir.<br />
<br />
Kavmi, Musa aleyhisselama, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan &ouml;ğren, neden razı ise, onu yapalım) dedi. Vahiy geldi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ş&ouml;yle buyurdu.<br />
<b>(Kaza ve kaderime rıza g&ouml;sterirseniz, sizden razı olurum. Benim rızam, sizin rızanıza bağlıdır. Benden razı olursanız, sizden razı olurum) </b><br />
<br />
Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki, ben kaza ve kaderime razı olandan razı olurum. Razı olmayandan razı olmam ve ona gazap ederim)</b><br />
<br />
Yine Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki:<br />
<b>(Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve g&ouml;nderdiğim belalara sabretmeyen, benden başka Rab arasın! Yer y&uuml;z&uuml;nde kulum olarak bulunmasın!) </b>[Taberani]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, benim yaptığım işe razı olmayan kendine başka Rab arasın buyuruyor. Başka Rab olmadığına g&ouml;re, yapılacak iş, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın her işine razı olmaktır. Onun g&ouml;nderdiği belalara sabretmek şarttır. Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyurdu ki: &quot;Bedenine, evladına veya malına bir musibet gelen, sabr-ı cemille karşılarsa, </b>[yani g&uuml;zel sabrederse]<b> kıyamette ona hesap sormaya haya ederim.) </b>[Hakim]<br />
<br />
G&uuml;zel sabır, gelen belaya razı olup, herkese a&ccedil;ıklamamak ve şikayette bulunmamak demektir. G&uuml;zel sabreden, d&uuml;nya ve ahirette kurtuluşa kavuşur. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Derdini a&ccedil;ıklayan sabretmiş olmaz.) </b>[İ.Maverdi]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Benden razı olandan razı olurum)</b> buyuruyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kaza ve kaderine razı isek, Onun da bizden razı olduğu anlaşılır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelenlerden razı değilsek, şikayet&ccedil;i isek, Ona asi isek, O da bizden razı değildir.<br />
<br />
Bir &acirc;bid zata, gece r&uuml;yasında, (Senin Cennetteki komşun şu &ccedil;obandır) denir. &Acirc;bid merak eder, &ccedil;obanı bulur. &Ccedil;obanın evinde &uuml;&ccedil; g&uuml;n misafir kalır. &Acirc;bid, gece ibadet ederken &ccedil;oban uyur. &Acirc;bid, &ccedil;obana der ki:<br />
- Senin ibadetin bu kadar mı?<br />
<b>- Evet bu kadar.</b><br />
- İyi d&uuml;ş&uuml;n, başka hasletin yok mu?<br />
<b>- Benim ibadetlerim bu kadardır. Fakat benim k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ouml;zelliğim var. Darlıkta, sıkıntıda olsam h&acirc;limden razı olur hi&ccedil; kimseye şikayette bulunmam, hatta bu h&acirc;limden kurtulmayı da istemem. Hasta olsam, yine h&acirc;limden memnun olurum.</b><br />
&Acirc;bid, elini başına koyarak der ki:<br />
- Buna mı k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ouml;zellik diyorsun? Her babayiğit bu haslete sahip olmaz.<br />
<br />
Bir &Acirc;bidin de, (Ya Rabbi, benden razı ol) diye dua ettiğini duyan Rabia-i Adviyye hazretleri, (Kendisi Allah&rsquo;tan razı olmadığı halde, Allah&rsquo;ın kendisinden razı olmasını nasıl ister) buyurdu. (Kul, Allah&rsquo;tan nasıl razı olur?) diye sordular. (Allah&rsquo;tan gelen nimet ve belayı aynı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; vakit) buyurdu. Bela gelince de, nimetteki gibi h&acirc;li değişmemişse, Rabbinden razı sayılır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir kadın, (Ya Rabbi, beni niye erkekle aynı haklara haiz yaratmadın) dese, k&uuml;fre girer mi?<br />
<b>CEVAP </b><br />
Yaratığın, Yaradan&rsquo;a itiraz etmesi, Onun işini beğenmemesi asla caiz olmaz. Birka&ccedil; &ouml;rnek:<br />
<b>1- </b>Biri, ya Rabbi beni niye d&uuml;nyada yarattın da, g&ouml;klerde, gezegenlerde yaratmadın diyemez.<br />
<br />
<b>2-</b> Zenci, beni niye beyaz yaratmadın diyemez. Esmer, beni niye sarışın yaratmadın, sarışın, beni niye buğday tenli yaratmadın diyemez.<br />
<br />
<b>3-</b> &Ccedil;irkin, beni niye g&uuml;zel yaratmadın, g&uuml;zel de, beni niye daha g&uuml;zel yaratmadın diyemez.<br />
<br />
<b>4-</b> C&uuml;ce veya kısa kimse, beni niye uzun yaratmadın diyemez. &Ccedil;ok uzun biri de, beni niye normal yaratmadın diyemez.<br />
<br />
<b>5-</b> Sakat doğan, beni niye sakat yarattın diyemez. (Kel, k&ouml;r, sağır, dilsiz, fel&ccedil;li, &ccedil;olak gibi)<br />
<br />
<b>6-</b> Hasta doğan, beni niye hastalıklı yarattın diyemez. (Deli, geri zekalı, hiper aktif gibi)<br />
<br />
<b>7-</b> Bir kimse, beni niye daha zeki, daha akıllı, daha kabiliyetli [yetenekli] yaratmadın diyemez.<br />
<br />
<b>8-</b> Erkek, beni niye kadın yaratmadın, kadın da beni niye erkek yaratmadın diyemez. Bir insan, beni niye melek veya cin yaratmadın diyemez. Cin de beni niye insan yaratmadın diyemez.<br />
<br />
<b>9-</b> Bir insan, beni niye bir hayvan, mesela aslan, k&ouml;pek, eşek, yılan yaratmadın diyemez. Bir hayvan da beni niye insan yaratmadın diyemez. Yılan, beni niye ayaksız yarattın, beni niye bir aslan olarak yaratmadın diyemez.<br />
<br />
<b>10-</b> Bir insan veya hayvan, beni niye, g&uuml;l, lale gibi bir &ccedil;i&ccedil;ek veya &ccedil;am, kavak gibi bir ağa&ccedil; olarak yaratmadın diyemez.<br />
<br />
Bunlar doğuştan yaratılan durumlardır. Hi&ccedil; kimsenin yaratılışı i&ccedil;in bir şey demeye hakkı yoktur.<br />
<br />
M&uuml;sl&uuml;man, hayrın ve şerrin de Allah tarafından yaratıldığını bilir. Birka&ccedil; &ouml;rnek de buna verelim:<br />
<b>1-</b> Fakir bir kimse, beni niye zenginleştirmiyorsun, zengin kimse de, beni niye daha &ccedil;ok zengin yapmıyorsun diyemez.<br />
<br />
<b>2-</b> Bir memur, beni niye &acirc;mir yapmıyorsun, &acirc;mir de, beni niye m&uuml;d&uuml;r, genel m&uuml;d&uuml;r, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı yapmıyorsun diyemez.<br />
<br />
<b>3-</b> Avukat, beni niye doktor yapmadın, doktor, beni niye t&uuml;ccar yapmadın, k&ouml;yl&uuml;, beni niye şehirli yapmadın diyemez. Bir şof&ouml;r, beni niye pilot ve kaptan yapmadın diyemez.<br />
<br />
<b>4-</b> Bir kimse, beni niye evliya veya peygamber yapmadın diyemez.<br />
<br />
Ne erkek, diğer erkeklerle eşit yaratılmıştır, ne de kadın, diğer kadınlarla eşit yaratılmıştır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; her canlıyı farklı yaratmış ve her birine bir vazife vermiştir. Herkes haline ve hakkına razı olmalı, razı olmayan b&uuml;y&uuml;k isyan i&ccedil;inde olur.<br />
<br />
Belki bir insanın kadın veya erkek olarak yaratılması, onun hakkında daha iyidir. Bir &acirc;yet meali:<br />
<b>(Hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinize; sevdiğiniz şey de, k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml;ze olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.) </b>[Bekara 216]<br />
<br />
Her halimize razı olmalıyız. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kudsi hadislerde buyuruyor ki:<br />
<b>(M&uuml;min başına gelen işten, hoşlansa da, hoşlanmasa da, o iş, onun i&ccedil;in iyidir.) </b>[İbni Şahin]<br />
<br />
<b>(Kimisinin imanı ancak zenginlikle salah bulur. Eğer o fakir olsaydı, k&uuml;fre girerdi. Kimi de, ancak fakirlikle salah bulur, </b>[doğru, iyi yolda olur],<b> eğer zengin olsaydı, k&uuml;fre d&uuml;şerdi. Kiminin imanı da, ancak sıhhatte olması ile tamam olur. Eğer hastalansa, k&uuml;fre girerdi. Kiminin imanı hastalıkla olgunlaşır. Eğer sıhhatte olsaydı k&uuml;fre s&uuml;r&uuml;klenirdi.)</b> [Hatib]<br />
<br />
<b>Ne yaparsak Allah bizden razı olur<br />
Sual:</b> Bilhassa ne yaparsak Allah bizden razı olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İsrailoğulları benzer bir suali Musa aleyhisselama sual etmişlerdir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Onlar benden razı olurlarsa, ben de onlardan razı olurum)</b> buyurdu. Yani başına gelen belalara katlanmak, ona buna şikayet etmemek, Allah&rsquo;tan gelen her şeye razı olmaktır.<br />
<br />
Musa aleyhisselam, <b>(Ya Rabbi en &ccedil;ok buğzettiğin kimdir?) </b>diye sual etti. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Bir kul, benden hayırlısını isteyip ben de ona hakkındaki h&uuml;km&uuml; g&ouml;nderince ona rıza g&ouml;stermeyendir) </b>buyurdu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın takdirine razı olmalıdır!</p>

<p><strong>A&ccedil; g&ouml;zl&uuml; olan, zillete d&uuml;şer</strong></p>

<p>A&ccedil; g&ouml;zl&uuml;l&uuml;k, d&uuml;ny&acirc; lezzetlerini har&acirc;m yollardan aramak, elde etmek demektir ve k&ouml;t&uuml; huylardan, kalb hastalıklarından birisidir. A&ccedil; g&ouml;zl&uuml;l&uuml;ğe, tamah yani doymazlık, &ccedil;ok istemek denmektedir. Fudayl bin Iyad hazretleri buyuruyor ki: &quot;Tamah yani a&ccedil; g&ouml;zl&uuml;l&uuml;k, kişinin herhangi bir ihtiyacı sebebiyle dinini, mukaddes bildiği şeyleri, o ihtiyacı i&ccedil;in feda etmesi, elden &ccedil;ıkarmasıdır. Hırs ise, kişinin nefsinin her isteğine boyun eğip o istekleri yerine getirmek i&ccedil;in koşmasıdır. Nefsinin isteklerini yerine getirmeye &ccedil;alışan kimse, &ccedil;eşitli kimselere muhta&ccedil; olur. Eğer o kimseler, onun ihtiyacını yerine getirirse, bu kimseye istedikleri her şeyi yaptırırlar. Onlara boyun eğmek mecburiyetinde kalır. Onlara karşı yaptığı her şey, artık d&uuml;nya menfaati i&ccedil;in olur. Allah rızası i&ccedil;in olmaz.&quot;</p>

<p>Bir g&uuml;n Eb&uuml;&#39;&#39;l-K&acirc;sım Bişr hazretleri, Eb&ucirc; Sa&icirc;d M&icirc;hen&icirc; hazretlerine hitaben;</p>

<p>&quot;Ey Eb&ucirc; Sa&icirc;d! Tamah ve d&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;kten kurtulmaya gayret et. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insanda tamah yani a&ccedil; g&ouml;zl&uuml;l&uuml;k varken, ihl&acirc;s y&acirc;ni her şeyi Allah i&ccedil;in yapma arzusu bulunmaz. Kulluk, ihl&acirc;s ile olur. Şu had&icirc;s-i kuds&icirc;yi unutma! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; m&icirc;r&acirc;c gecesi Res&ucirc;lullah efendimize:</p>

<p>(Kulum farzları yapmakla bana yaklaştığı gibi başka şeyle yaklaşamaz. Kulum n&acirc;file ib&acirc;detleri yapınca, onu &ccedil;ok severim. &Ouml;yle olur ki, benimle işitir, benimle g&ouml;r&uuml;r, benimle her şeyi tutar, benimle y&uuml;r&uuml;r. Benden her ne isterse veririm. Bana sığınınca onu korurum) buyurdu&quot; buyurmuştur.</p>

<p>&Ccedil;amura atılan altınlar!.. Sel&ccedil;uklu Sult&acirc;nlarından R&uuml;knedd&icirc;n, Mevl&acirc;n&acirc; Cel&acirc;ledd&icirc;n-i R&ucirc;m&icirc; hazretlerine beş kese altın g&ouml;ndermişti. Cel&acirc;ledd&icirc;n-i R&ucirc;m&icirc; hazretleri talebelerine; &quot;Bu altınları dışarıdaki &ccedil;amurun i&ccedil;ine atın!&quot; buyurur ve talebeleri de bu emri yerine getirir. D&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olanlar, bu altınları almak i&ccedil;in &ccedil;amurun i&ccedil;ine dalarlar ve &uuml;stleri, başları, y&uuml;zleri &ccedil;amurdan g&ouml;r&uuml;nmez h&acirc;le gelir. Bu hali talebelerine g&ouml;steren Mevl&acirc;n&acirc; Cel&acirc;ledd&icirc;n-i R&ucirc;m&icirc; hazretleri buyurur ki:</p>

<p>&quot;Bu altınlar, şu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z d&uuml;ny&acirc; ehlinin &uuml;st&uuml;n&uuml; başını batırdığı gibi, &acirc;hiret ehli olanların da kalbini karartır, kirletir. &Ccedil;eşitli g&uuml;nahlara sevkedip, ib&acirc;detlerden alıkoyar. Bu s&ouml;zlerimi yanlış anlamayınız. D&uuml;ny&acirc; i&ccedil;in &ccedil;alışmayınız demek istemiyorum. D&uuml;ny&acirc; malının muhabbetini kalbinize koymayınız diyorum. Hi&ccedil; &ouml;lmeyecekmiş gibi d&uuml;ny&acirc;ya, yarın &ouml;lecekmiş gibi &acirc;hirete &ccedil;alışmak l&acirc;zım geldiğini herkes bilir. Burada dikkat edilecek nokta; hırs ve tamah yani a&ccedil; g&ouml;zl&uuml;l&uuml;k yapmadan kan&acirc;at &uuml;zere bulunmaktır. D&uuml;ny&acirc;da, &acirc;hiret sa&acirc;deti i&ccedil;in &ccedil;alışmalı, kazanmalı, niyeti d&uuml;zeltmelidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İsl&acirc;miyet, insanlara faydalı olmayı emreder. En b&uuml;y&uuml;k sa&acirc;det, en b&uuml;y&uuml;k serm&acirc;ye, hel&acirc;linden kazanıp, hayır ve hasen&acirc;t yaparak &acirc;hirete g&ouml;ndermektir. Buna rağmen asıl serm&acirc;ye, mal, m&uuml;lk, para s&acirc;hibi olmak değil, ilim, amel, ihl&acirc;s ve g&uuml;zel ahl&acirc;k s&acirc;hibi olmaktır.&quot;</p>

<p>&quot;Bunlar evliy&acirc;nın sıfatlarıdır&quot; Eb&uuml;l Hasan Hark&acirc;n&icirc; hazretleri, kendisini sevenlere hitaben buyurdu ki: &quot;&Acirc;limler ve evliy&acirc;, Peygamber efendimizin v&acirc;risidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; O&#39;&#39;nda olan şeylerin b&acirc;zısı bunlarda da var. Res&ucirc;lullah efendimiz fakirliği se&ccedil;mişti. Bunlar da fakirliği tercih etmiştir. Resulullah efendimiz c&ouml;mertti. G&uuml;zel bir ahl&acirc;kı vardı. H&acirc;inlik bilmezdi. Bas&icirc;ret s&acirc;hibiydi. Halkın rehberiydi. A&ccedil; g&ouml;zl&uuml; ve hırs s&acirc;hibi değildi. Hayır ve şerri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan bilirdi. Tabiatında yalan ve kandırma diye bir şey yoktu. Zam&acirc;nın esiri değildi. İnsanların korktuğu şeyden korkmazdı. İnsanların g&uuml;vendiği şeye g&uuml;venmezdi. Hi&ccedil; gururlanmazdı. İşte bunlar evliy&acirc;nın sıfatlarıdır.&quot; İslam &acirc;limleri, hırs ve tamahın yani a&ccedil; g&ouml;zl&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n tedavisi i&ccedil;in &uuml;&ccedil; esas bildirmişlerdir. Bunlar; sabır, ilim ve ameldir. Bunlar da beş kısımda h&uuml;l&acirc;sa edilmektedir:</p>

<p>1- Amel, ge&ccedil;imde iktisatlı olmak ve infakta ise orta halde bulunmaktır. Hadis-i şerifte: (Tedbirli olmak, ge&ccedil;imin yarısıdır) ayrıca; (İktisat eden, sıkıntı &ccedil;ekmez) buyurulmuştur.</p>

<p>2- Bug&uuml;nk&uuml; rızkına kavuşan bir kimsenin, yarınki rızkına da kavuşacağına inanmasıdır. Zira Hud suresinde me&acirc;len: (Yery&uuml;z&uuml;nde yaşıyan b&uuml;t&uuml;n canlıların rızkını vermek Allaha mahsustur) buyurulmaktadır. Hadis-i şerifte de; (Nafakan i&ccedil;in &uuml;z&uuml;lme! Zira senin i&ccedil;in takdir edilen rızık, seni bulacaktır) buyurulmuştur.</p>

<p>3- Kanaat etmekte olan izzeti, hırs ve tamahta yani a&ccedil; g&ouml;zl&uuml;l&uuml;kte olan zilleti bilmektir. Hadis-i şerifte; (M&uuml;&#39;&#39;minin izzeti, insanlardan m&uuml;stağni kalmasıdır) buyurulmuştur.</p>

<p>Kimleri &ouml;rnek almalı!..</p>

<p>4- Peygamberlerin ve Onların v&acirc;rislerinin hayatlarını g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne getirmeli ve kendilerine d&uuml;nyanın bolca verildiği k&acirc;firleri d&uuml;ş&uuml;nmeli ve kimleri &ouml;rnek alacağını iyi hesap etmelidir.</p>

<p>5- Mal, servet edinmenin tehlikelerini iyi &ouml;ğrenmeli. Malın, servetin insanı d&uuml;nyada meşgul ettiğini ve Mahşer g&uuml;n&uuml; de, Cennete ge&ccedil; girmeye sebep olduğunu hatırdan &ccedil;ıkarmamalıdır. Seyyid Emir Hamza hazretleri de;</p>

<p>&quot;İnsanların elinde olana g&ouml;z dikmeyiniz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın size verdiğine kan&acirc;at ediniz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; tamah eden yani a&ccedil; g&ouml;zl&uuml; olan, d&acirc;im&acirc; sıkıntı ve &uuml;z&uuml;nt&uuml; i&ccedil;inde olur. Kan&acirc;at eden de, her zaman neşeli ve rahattır&quot; buyurmuştur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1231]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 14 May 2026 22:44:34 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İşin delisi olmadıkça velisi olunmaz]]></title>
<description><![CDATA[<p>* Sahip olduğunuz nimetlerin kıymetini bilin, ş&uuml;kredin. Ş&uuml;krederseniz nimetler daha da artar. Ş&uuml;kretmezseniz elinizden alınır. Elinizden alınınca &ouml;yle kalmazsınız. O andan itibaren sizde azab-ı ilahi başlar.<br />
<br />
* Nimetler kuş gibidir. Onları ş&uuml;k&uuml;r ipiyle bağlayın, yoksa u&ccedil;up giderler.<br />
* Bir işin delisi olmadık&ccedil;a, o işin velisi olunmaz.<br />
* Başarının sırrı sormaktır.<br />
<br />
* M&uuml;sl&uuml;manın b&uuml;t&uuml;n işleri dine uygun olmalı. Dine uyan, d&uuml;nyayı ve haramları sevmez olur. Kalbinde haram işlemek arzusu kalmayınca, kalbine Allah sevgisi dolar. İ&ccedil;indeki su boşalan şişeye, hemen havanın dolması gibi olur.<br />
<br />
* D&uuml;nyada, kim kimi severse, ahirette onun yanında haşrolacak.<br />
<br />
* Ehl-i s&uuml;nnet yolunda olanları, Allah&rsquo;ın dinine hizmet edenleri sevmek hubb-i fillahtır. K&acirc;firleri, bid&rsquo;at ehlini sevmemek buğd-ı fillahtır. Bu, kalben sevmek ve sevmemektir. D&ouml;v&uuml;şmek ve m&uuml;nakaşa etmek değildir. Hem dostla, hem d&uuml;şmanla, m&uuml;nakaşa dahi etmemeli.<br />
<br />
* Ehl-i s&uuml;nnetten kimseye zarar gelmez.<br />
<br />
* Akıl kıymetlidir ancak tek başına senet değildir. Kendi aklına g&ouml;re hareket etmemeli. Akıl tek başına doğru yolu bulamaz, bulabilseydi Peygamberler g&ouml;nderilmezdi.<br />
<br />
* D&uuml;nyada en m&uuml;him, en &ouml;nemli şey, ehl-i s&uuml;nnet itikadını &ouml;ğrenmek, tatbik etmek ve yaymaktır.<br />
<br />
* Herkes ile iyi ge&ccedil;inin, hi&ccedil; kimsenin kalbini kırmayın.<br />
* <b>Şeref-&uuml;l mekan bil mekin</b>. [Mekanların şerefi i&ccedil;indekilerle &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;r]<br />
<br />
* Arkadaş nedir? Seni Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olduğu işleri yapmaya teşvik eden kimsedir.<br />
<br />
* İhtiya&ccedil;sızlık azgınlığa sebep olur.<br />
* M&uuml;tevazı olan ne şikayet eder, ne şikayet edilir.<br />
<br />
* Hakiki sevgi, iyilik g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nde artmayan, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nde de eksilmeyendir.<br />
* İstediklerini vermediğiniz zaman kızan ve k&uuml;sen hakiki dost değildir.<br />
<br />
* Başarı nedir? Manisi nedir? Başarı, &ouml;ld&uuml;kten sonra ahirette işe yarar şeydir. Ahirette işe yaramıyorsa, o başarı değildir. Manisi insanın kendisidir, yani aklına nefsine uymasıdır.<br />
<br />
* Acılar ve sevin&ccedil;ler paylaşıldık&ccedil;a insanlar rahat olur.<br />
* Silsile-i aliyye b&uuml;y&uuml;klerini tanımak ve sevmek d&uuml;nya ve ahiret saadetlerine kavuşturur.<br />
<br />
* İbadetler insanın vazifesidir. G&uuml;zel ahlak ise meziyetidir.<br />
<br />
* Ehl-i s&uuml;nnet itikadı nimeti g&uuml;neş gibidir. Sıkıntılar yıldızlar gibidir. Evet yıldızlar var elbet, ink&acirc;r edilmez ama g&ouml;remezsin! G&uuml;neşin olduğu yerde yıldızlar yok olur. Yıldızların adı olmaz.</p>

<p><strong>Bir işin delisi olmadık&ccedil;a</strong></p>

<p>Bir şeye g&ouml;n&uuml;l veren, onu kendine dert edinenler hep başarılı olmuşlardır. &quot;Maksad s&acirc;hibi olan, deli gibidir&quot; s&ouml;z&uuml; meşhurdur. Bunun i&ccedil;in; &quot;Bir işin delisi olmadık&ccedil;a, o işin velisi olunmaz&quot; denmiştir. Başarmak, başarılı olmak g&uuml;zeldir. G&uuml;l de g&uuml;zeldir ama dikenleri var. Dikenine katlanmıyan g&uuml;le kavuşamaz. &Ccedil;alışmak, &ccedil;ile &ccedil;ekmek, sıkıntılara, eziyetlere katlanmak da, başarı yolunun dikenleridir. Başarmak, muvaffak olmak istiyen, bu dikenlere katlanmak mecburiyetindedir. İyi, g&uuml;zel, salih bir m&uuml;sl&uuml;man olmak, hepimizin arzusudur. Bunun da, &ccedil;ilesi, sıkıntıları var. Bunlara katlanan, neticeye kavuşur. Bu konuda İslam alimlerinin b&uuml;y&uuml;klerinden olan Muhammed Ma&#39;&#39;s&ucirc;m-i F&acirc;r&ucirc;k&icirc; hazretleri, Mekt&ucirc;b&acirc;t kit&acirc;bının 1.ci cildi, 22. mekt&ucirc;bunda buyuruyor ki: &quot;Res&ucirc;lullahın sallallah&uuml; aleyhi ve sellem s&uuml;nnetlerinin n&ucirc;rları ile ışıklanmadık&ccedil;a doğru yola kavuşulamaz. O y&uuml;ce Peygamberin izinde bulunmadık&ccedil;a, fel&acirc;ketlerden kurtulmaya uğraşmak boşunadır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgili Peygamberine uymadık&ccedil;a, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı sevmek se&#39;&#39;&acirc;detleri ele ge&ccedil;emez. İmr&acirc;n s&ucirc;resinin 31. &acirc;yetinde me&acirc;len; (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı seviyorsanız, bana t&acirc;bi&#39;&#39; olunuz! Bana uyanları Allah sever!) buyuruldu.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Hab&icirc;bine b&ouml;yle demesini emir buyurmakdadır. Se&#39;&#39;&acirc;dete kavuşmak istiyen kimse, b&uuml;t&uuml;n &acirc;detlerini, ib&acirc;detlerini ve alış-verişlerini Onun gibi yapmaya &ccedil;alışmalıdır. Bu d&uuml;ny&acirc;da, bir kimsenin sevdiğine benzemeye &ccedil;alışanlar, bu kimseye sevimli ve g&uuml;zel g&ouml;r&uuml;n&uuml;rler. Bu kimse, onları da &ccedil;ok sever, beğenir. Bunun gibi, sevgiliyi sevenler, her zam&acirc;n sevilir. Sevgilinin d&uuml;şmanları, sevenin de d&uuml;şmanları olur. Bundan dolayı, g&ouml;r&uuml;nen ve g&ouml;r&uuml;nmiyen b&uuml;t&uuml;n iyilikler, b&uuml;t&uuml;n &uuml;st&uuml;nl&uuml;kler, ancak o y&uuml;ce Peygamberi sevmekle ele ge&ccedil;ebilir. Y&uuml;kselebilmenin, ilerlemenin &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;, bu sevgidir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sevgili Peygamberini, insanların en g&uuml;zeli, en iyisi, en sevimlisi olarak yarattı. Her iyiliği, her g&uuml;zelliği, her &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; Onda topladı. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;mın hepsi, Ona &acirc;şık idiler. Hepsinin kalbi, Onun sevgisi ile yanıyordu. Onun ay y&uuml;z&uuml;n&uuml;, n&ucirc;r sa&ccedil;an cem&acirc;lini g&ouml;rmeleri, lezzetlerin en tatlısı idi. Onun sevgisi uğruna canlarını, mallarını fed&acirc; ettiler. Onu canlarından, mallarından, kısaca, her sevilenden dah&acirc; &ccedil;ok sevdiler. Onu aşırı sevdikleri i&ccedil;in, Onu sevenleri de sevdiler. Bunun i&ccedil;in birbirlerini de &ccedil;ok sevdiler. Onun &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; anlıyamayıp, Onun g&uuml;zelliğini g&ouml;remeyip, Onu sevmek se&#39;&#39;&acirc;detine kavuşamıyanlara d&uuml;şman oldular. &Ccedil;&uuml;nki, t&acirc;&#39;&#39;atlerin, iyiliklerin başı, dostları sevmek ve d&uuml;şmanları sevmemektir. Allahı seviyorum diyenlerin, Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m gibi olmaları l&acirc;zımdır. Seven bir kimse, sevdiğinin sevdiklerini de sever. Sevdiğinin d&uuml;şmanlarına d&uuml;şman olur. Bu sevmek ve d&uuml;şmanlık, bu kimsenin elinde değildir. Kendiliğinden h&acirc;sıl olur. Bu kimse, sevmesinde ve d&uuml;şmanlığında deli gibidir. Bunun i&ccedil;indir ki Peygamber efendimiz: (Kendisine deli denilmiyen kimsenin &icirc;m&acirc;nı tam&acirc;m olmaz) buyurmuştur.</p>

<p>Kendisinde bu delilik bulunmıyanlar, sevmekten mahr&ucirc;mdurlar. D&uuml;şmanlık etmeyince, dostluk olmaz! Seviyorum diyebilmek i&ccedil;in, sevgilinin d&uuml;şmanlarına d&uuml;şman olmak l&acirc;zımdır.&quot; Hasan-ı Basr&icirc; hazretleri, ilim ve faz&icirc;letlerinden istif&acirc;de ettiği Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m ile kendi i&ccedil;inde bulunduğu nesli kıyas ederek: &quot;Siz onları g&ouml;rseydiniz mecn&ucirc;n, deli zannederdiniz. Onlar sizin iyilerinizi g&ouml;rseler; &quot;Bunlar iyilik ve hayırdan nasipsiz kimselerdir.&quot;, k&ouml;t&uuml;lerinizi g&ouml;rseler; &quot;Bunlar da m&uuml;sl&uuml;man mı?&quot; derlerdi.&quot; buyurdu. Hakiki sevgi, iyilik g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nde artmayan, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nde de eksilmeyendir. Şak&icirc;k-i Belh&icirc; hazretleri de, bir g&uuml;n, kendilerine nas&icirc;hat k&acirc;r etmeyen bir grup insana ş&ouml;yle buyurur:</p>

<p>&quot;Eğer &ccedil;ocuk iseniz mektebe, deli iseniz tımarh&acirc;neye, &ouml;l&uuml; iseniz kabristana gidin. Ama m&uuml;sl&uuml;man iseniz m&uuml;sl&uuml;man olmanın şartlarını yerine getiriniz!&quot; Eb&ucirc; Sa&icirc;d-i Harr&acirc;z hazretleri bir g&uuml;n sokağa &ccedil;ıktığında bir kalabalığı g&ouml;rd&uuml;. İnsanlar bir delinin başında toplanmışlardı. Deli ka&ccedil;ıyor, onlar peşinden koşuyorlardı. Deli onlara doğru d&ouml;n&uuml;nce ka&ccedil;ıyorlar. Sonra deli peşlerine d&uuml;ş&uuml;yordu. Eb&ucirc; Sa&icirc;d-i Harr&acirc;z hazretleri;</p>

<p>-Dur ey deli! diye seslendi. Bunu duyan deli d&ouml;n&uuml;p baktı ve;</p>

<p>-Deli kime derler biliyor musun? dedi. Eb&ucirc; Sa&icirc;d-i Harr&acirc;z hazretleri;</p>

<p>-Hayır bilmiyorum deyince, deli dedi ki:</p>

<p>-Deli ona derler ki, attığı her adımda Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmaz ve g&acirc;fil gezer. M&uuml;sl&uuml;man, akıllı olur. Akıllı kimse, zararını ve k&acirc;rını bilen kimsedir. Ne aldığına ve bunun karşılığında neyi feda ettiğine dikkat eder. Maksat d&uuml;nyalık ise, bunun kıymeti, değeri de bu kadar olur. Eğer maksat ahıret ise, o zaman d&uuml;nyada rahata, ahırette de ebedi seadete kavuşulur. Dili ve g&ouml;nl&uuml; Cenab-ı Hakkın rızasında olana m&uuml;barek olsun. B&ouml;yle olabilmek kolay değildir diye, bir şeyin tamamını da terk etmek, uygun değildir. Zira:</p>

<p>&quot;Bir şeyin hepsi ele ge&ccedil;mezse, hepsini de elden ka&ccedil;ırmamalıdır,&quot; s&ouml;z&uuml; meşh&ucirc;rdur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1886]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 13 May 2026 21:21:08 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İnanmak ihtiyaç mı?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>İnsanlar ni&ccedil;in Allah&rsquo;a inanmak ihtiyacı duyarlar?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bazı felsefeciler (İnsanda tapma ihtiyacı vardır. Bunun i&ccedil;in de, ateşe, g&uuml;neşe, puta tapanlar olmuştur) diyorlar. İşin aslı ise ş&ouml;yle:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insana, iyiyi k&ouml;t&uuml;den, hakkı b&acirc;tıldan ayırması i&ccedil;in akıl vermiştir. Akıl, bir şeyin kendiliğinden olduğunu kabul etmez. Her şeyi bir sebebe bağlar. İnsanın ve insandaki organların ve tabiattaki d&uuml;zenin yerli yerince yaratılmasını tesad&uuml;f olarak kabul edemez. Bunun gibi tabiatta bulunan canlı cansız her şeyin, bir yaratıcı tarafından yaratıldığını ister istemez kabul eder.<br />
<br />
İnsanın kendi başına Allah&rsquo;ı tanıması zor, hatta imk&acirc;nsızdır. Tarih boyunca, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;nderdiği bir rehber olmadan, insan; kendisini yaratan b&uuml;y&uuml;k kudret sahibinin var olduğunu, aklı ile anladı. Fakat Ona giden yolu bulamadı.<br />
<br />
İnsanlar, yaratıcıyı &ouml;nce etraflarında aradı. Kendilerine en b&uuml;y&uuml;k faydası olan g&uuml;neşi, yaratıcı sanıp, ona tapmaya başladılar. Sonra b&uuml;y&uuml;k tabiat g&uuml;&ccedil;lerini, fırtınayı, ateşi, kabaran denizi, yanardağları ve benzerlerini g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e, bunları yaratıcının yardımcıları zannettiler. Herbiri i&ccedil;in bir suret, alamet yapmaya kalktılar. Bundan da putlar doğdu. B&ouml;ylece, &ccedil;eşitli putlar &ccedil;ıktı. Bunların gazabından korktular ve onlara kurbanlar kestiler. Hatta, insanları bile bu putlara kurban ettiler. Her yeni olay karşısında, putların miktarı da arttı. İslamiyet&rsquo;in başında K&acirc;be&rsquo;de 360 put vardı.<br />
<br />
Kısacası insan; Bir, ezeli ve ebedi olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı kendi başına bir t&uuml;rl&uuml; tanıyamadı. Bug&uuml;n bile g&uuml;neşe ve ateşe tapanlar vardır. Bunlara şaşmamalı! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; rehbersiz karanlıkta doğru yol bulunamaz.<br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimde, <b>(Biz, peygamber g&ouml;ndermeden &ouml;nce azap yapıcı değiliz)</b> buyuruldu.(İsra 15)<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;; kullarına verdiği akıl ve d&uuml;ş&uuml;nme kuvvetinin nasıl kullanılacağını onlara &ouml;ğretmek, kendi birliğini onlara tanıtmak ve iyi işleri k&ouml;t&uuml;, zararlı işlerden ayırmak i&ccedil;in, d&uuml;nyaya peygamberler g&ouml;nderdi. Peygamberler en b&uuml;y&uuml;k rehberlerdir. <b>Ruh-ul beyan</b>&rsquo;da, Z&uuml;mer suresinin, <b>(Allah&rsquo;tan başkasını dost edinenler,</b> &ldquo;Biz bunlara bizi Allah&rsquo;a yaklaştırmaları i&ccedil;in, bize şefaat etmeleri i&ccedil;in tapınıyoruz<b>&rdquo; derler)</b> mealindeki 3. &acirc;yetinin tefsirinde deniyor ki:<br />
<br />
(İnsan, kendisinin ve her şeyin yaratıcısını tanımaya elverişli olarak, yaratılmıştır. Yaratıcısına ibadet etmek ve Ona yaklaşmak arzusu, her insanda vardır. Fakat b&ouml;yle elverişli olmanın ve bu isteğin kıymeti yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, nefs, şeytan ve k&ouml;t&uuml; arkadaş, insanı aldatarak [yaratana ve kıyamete inanmayan birer dinsiz veya] m&uuml;şrik yaparlar. M&uuml;şrik, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yaklaşamaz. Onu tanıyamaz. Şirkten uzaklaşıp, tevhide sarılarak hasıl olan tanımak, kıymetlidir. Bunun alameti, peygamberlere ve kitaplarına inanmak ve bunlara uymaktır. İnsan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ancak b&ouml;yle yaklaşabilir.)<br />
<br />
Z&acirc;riyat suresinin, <b>(İnsanları ve cinni, bana ibadet etmeleri i&ccedil;in yarattım)</b> mealindeki 56. &acirc;yet-i kerimesindeki (ibadet etmeleri i&ccedil;in) ifadesi, (beni tanımaları i&ccedil;in) demektir. Yani, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tanımak, inanmak i&ccedil;in yaratıldık. Hadis-i kudside, <b>(Tanınmak i&ccedil;in her şeyi yarattım)</b> buyurması, <b>(Onların beni tanımakla şereflenmesi i&ccedil;in)</b> demektir.<br />
<br />
Peygamber efendimiz, ilmin inceliklerini soran bedeviye, <b>(İlmin başını &ouml;ğrendin mi?) </b>diye sordu. O da, (İlmin başı ne ki?) dedi. Bedeviye, <b>(İlmin başı, Allah&rsquo;ı tanımaktır. Bu da Onun; misli, benzeri, zıddı, dengi, eşi olmadığını, v&acirc;hid, evvel, ahir, z&acirc;hir ve b&acirc;tın olduğunu bilmektir) </b>buyurdu.<br />
<br />
<strong>Maddeye tapan, insanlıktan uzaklaşır<br />
Sual: </strong>Sadece maddi şeylere değer veren, maddenin, makinanın esir olmuş kimseler, zamanla insanlık sıfatlarını kaybedebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yalnız maddiyata inanan kimseler, &ccedil;ok kereler dertlerine &ccedil;are bulamayıp, &uuml;mitsizliğe kapılmaktadırlar. Bu, onların ruhlarının boş kalmasından ileri gelmektedir. İnsanın ruhu da, bedeni gibi gıdaya muhta&ccedil;tır. Bu da, ancak iman etmekle kabildir ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yolunu ancak din g&ouml;sterir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı inkar edenler bile, muhakkak bir g&uuml;n bu ihtiyacı duyarlar.</p>

<p align="left">&Uuml;nl&uuml; Rus yazarı Solzhenitsyn, Amerika&rsquo;ya yerleştiği zaman, kendisinin b&uuml;y&uuml;k sıkıntılardan, ruhi bunalımlardan, makina olmaktan kurtulacağını zan etmişti. Bir g&uuml;n, bir &uuml;niversitede Amerikan gen&ccedil;lerini başına toplayarak onlara;<br />
&ldquo;Ben buraya gelince, &ccedil;ok bahtiyar olacağımı zan etmiştim. Ne yazık ki, burada da b&uuml;y&uuml;k bir boşluk hissediyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; siz, artık maddenin esiri olmuşsunuz. Evet, burada h&uuml;rriyet var, herkes istediğini yapıyor. Fakat, ancak maddeye ehemmiyet veriyor. Ruhları bomboş. Halbuki, insanı hakiki insan yapan, onun tekam&uuml;l etmiş, gelişmiş, temizlenmiş ruhudur. Size tavsiyem şudur: Ruhunuzu geliştirmeye, g&uuml;zelleştirmeye bakın! Ancak o zaman, memleketinizde bulunan ve sizi de &uuml;zen &ccedil;irkinlikler yok olmaya başlar. Dine ehemmiyet, &ouml;nem verin! Din, insan ruhunun gıdasıdır. Dinine bağlı insanlar, her işte sizin en b&uuml;y&uuml;k yardımcınız olacaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, onları Allah korkusu doğru yoldan ayırmaz. Sizin en b&uuml;y&uuml;k zabıta kuvvetiniz bile, herkesi gece g&uuml;nd&uuml;z murakabe edemez, g&ouml;zetleyemez. İnsanları fenalıktan, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten alıkoyan polis değil, onların duyduğu Allah korkusudur&rdquo; diye hitap etmiştir.</p>

<p>İnsan ruhunun gıdası, Allaha imandır, dindir. Ruhunu beslemeyen dinsiz insanların bir hayvandan farkları kalmaz. Bu gibi insanlarda, sevgi, acıma, şefkat, anlayış ve merhamet kalmaz. B&ouml;yle olan kimseleri, en k&ouml;t&uuml; maksatlar i&ccedil;in kullanmak, &ccedil;ok kolaydır.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Her insanda, her şeyin yaratıcısı olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını anlayıp iman etme &ouml;zelliği var mıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri Kimy&acirc;-i se&#39;&acirc;det kitabında insanları d&ouml;rt kısma ayırmakdadır:</p>

<p>&ldquo;Birinci kısımdakiler, d&uuml;nyada yemek i&ccedil;mek ve zevk etmekten başka bir şey bilmeyenlerdir.</p>

<p>İkinci kısımdakiler, cebir, şiddet, zul&uuml;m ile hareket edenlerdir.</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; kısımdakiler, hilek&acirc;rlık ve ikiy&uuml;zl&uuml;l&uuml;kle etrafındakileri aldatanlardır.</p>

<p>D&ouml;rd&uuml;nc&uuml; kısımdakiler g&uuml;zel ahlak sahibi olan, hakiki M&uuml;sl&uuml;manlardır.&rdquo;</p>

<p>Unutmamak lazımdır ki, her insanın kalbinden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya giden bir yol vardır. B&uuml;t&uuml;n mesele, bu yoldan İslam nurunun insanlara ulaştırılmasıdır. O nuru kalbinde hisseden bir insan, hangi kısımdan olursa olsun, yaptığı fenalıklara pişman olur ve doğru yolu bulur.</p>

<p>Eğer b&uuml;t&uuml;n insanlar, İslam dinini kabul etseler, d&uuml;nyada ne fenalık, ne hilek&acirc;rlık, ne harp, ne şiddet ve ne de zul&uuml;m kalırdı. Bunun i&ccedil;in, tam ve m&uuml;kemmel bir M&uuml;sl&uuml;man olmaya gayret etmek ve M&uuml;sl&uuml;manlığın esasını, inceliklerini ve g&uuml;zel ahlakını izah ederek, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya yaymak, hepimizin boynuna d&uuml;şen bir bor&ccedil;tur. Bunu yapmak cihad olur.</p>

<p>Başka dinden de olsa, insanlara daima tatlı dille ve anlayışla hitap etmelidir. Bunu, Kur&#39;&acirc;n-ı kerim emretmektedir. M&uuml;sl&uuml;man olmayanın y&uuml;z&uuml;ne karşı, k&acirc;fir, dinsiz diyerek, onun kalbini incitmenin g&uuml;nah olduğu, b&ouml;yle s&ouml;yleyenin cezalandırılması lazım olduğu, fıkıh kitaplarında yazılıdır. Maksat, herkese İslam dininin y&uuml;celiğini anlatmaktır. Bu cihad da, ancak tatlı dille, sabır, ilim ve imanla olur. Bir kimseyi bir şeye inandırmak isteyenin evvela kendisinin ona inanması şarttır. M&uuml;min ise, hi&ccedil;bir zaman sabrını kaybetmez ve inandığını anlatmakta m&uuml;şkilat, zorluk &ccedil;ekmez. İslam dini kadar, a&ccedil;ık ve mantıki hi&ccedil;bir din yoktur. Bu dinin esasını anlayan bir kimse, herkese bu dinin biricik hak din olduğunu kolaylıkla isbat edebilir.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, iman edenlerin, ge&ccedil;mişdeki b&uuml;t&uuml;n hatalarını affedeceğini vadediyor. Başka dinden olanlar, şeytanın veya M&uuml;sl&uuml;manlıktan haberi olmayanların aldattıkları kimselerdir. Bunların &ccedil;oğu, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına kavuşmak i&ccedil;in, yanlış yola saptırılmış talihsiz insanlardır. Biz bunlara sabırla, tatlı dille, akıl ve mantıkla doğru yolu g&ouml;stermeliyiz.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3906]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 23 Şub 2026 05:19:49 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Keramet sahibi olmak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Keramet sahibi kimse, yaptığımız bazı yanlışları g&ouml;rebiliyor. Mesela, c&uuml;n&uuml;p gezdiğimizi, yalan s&ouml;ylediğimizi veya hangi namazı kılmadığımızı anlayabiliyormuş. Adamın biri, yolda bir kadına bakıyor, sonra, Hazret-i Osman&rsquo;ın yanına uğruyor. Hazret-i Osman, <b>(G&ouml;z&uuml;nde zina işareti var) </b>diyor. O kişi, (Nereden biliyorsun? Peygamberlik sona ermedi mi?) diye sorunca, Hazret-i Osman, <b>(M&uuml;minin firasetinden sakının, &ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;min, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın nuruyla bakar) </b>hadis-i şerifini bildiriyor. Şimdi o adam, ne kadar mahcup olmuştur. Allah, evliya zatlara niye keramet verip başkalarının ayıplarını g&ouml;steriyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;nce şunu bilmek gerekir. S&acirc;lih kullarına, keramet, firaset ihsan eden, her şeyi bilen ve her şeyin en iyisini yapan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, h&acirc;ş&acirc;, yanlış bir şey yapabileceğini d&uuml;ş&uuml;nmek &ccedil;ok tehlikelidir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hikmetsiz, faydasız bir şey yaratmaz. Yarattıklarında &ccedil;ok hikmet vardır. Mesela, evliya zatların kerametiyle gayrim&uuml;slimler hidayete kavuşabilir. Bunun &ouml;rnekleri &ccedil;oktur. M&uuml;sl&uuml;manların ise imanlarının kuvvetlenmesine vesile olur.<br />
<br />
Harika denilen olağan&uuml;st&uuml; bir olay, peygamberden meydana gelirse <b>(Mucize),</b> evliya zattan meydana gelirse <b>(Keramet)</b>, s&acirc;lih m&uuml;minden meydana gelirse <b>(Firaset)</b>, f&acirc;sık veya bid&rsquo;at ehlinden meydana gelirse <b>(İstidrac)</b>, k&acirc;firden zuhur ederse <b>(Sihir, b&uuml;y&uuml;)</b> denir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, M&uuml;sl&uuml;manlara veya gayrim&uuml;slimlere &ccedil;eşitli kabiliyetler vermiştir. Kiminin sesi g&uuml;zeldir, kimi pehlivandır. Kimi &ccedil;ok zekidir, kiminin on parmağında on marifet vardır. Kabiliyetsizin, kabiliyetli olanı, mesela sesi &ccedil;irkin olanın, (Allah falancaya niye g&uuml;zel ses verdi?) diye, Allah&#39;ı sorgulaması yanlış olur.<br />
<br />
Kimi, insan sarrafıdır. Bir bakışta, kimin yalancı, kimin doğru, kimin hırsız olduğunu anlayabilir. Mesela Seyyid Abd&uuml;lhak&icirc;m Efendi hazretlerinin babası Seyyid Mustafa Efendi, bir kimsenin, hangi namazı kılmadığını, y&uuml;z&uuml;nden anlardı. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
C&uuml;n&uuml;p gezenin yanında rahmet melekleri olmaz. Evliya zatlar, bir kimsenin yanında rahmet melekleri olmadığını g&ouml;r&uuml;nce, onun c&uuml;n&uuml;p olduğunu anlarlar, hatt&acirc; k&ouml;t&uuml; kimseleri hayvan şeklinde g&ouml;r&uuml;rler. O kimsenin y&uuml;z&uuml;ne vurmadan c&uuml;n&uuml;p gezmenin zararı anlatılıp b&ouml;ylece onun iyi şeyler yapmasına sebep olmak yanlış g&ouml;r&uuml;lmemelidir.<br />
<br />
İnsanlara verilen bu &ouml;zellikler, kiminin kabiliyetleri sayesindedir, kiminin de, haramlardan ka&ccedil;ıp ihlasla ibadet ettikleri i&ccedil;indir. B&ouml;yle insanları kabiliyetlerinden dolayı su&ccedil;lamak, kabiliyeti yaratanı su&ccedil;lamaya sebep olmamalıdır.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; g&uuml;nahları &ouml;rt&uuml;p, ceza vermekte acele etmediği i&ccedil;in, g&uuml;naha alışan kişiye, yaptıkları normal gelir, &acirc;hiretteki cezasını d&uuml;ş&uuml;nemez. Kul kerametle ikaz edilince gafletten uyanır. (Evliya g&uuml;nahımı bildiğine g&ouml;re, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; elbette bilir. Allah, beni her an g&ouml;r&uuml;yor, nasıl g&uuml;nah işlerim?) diye d&uuml;ş&uuml;nerek tevbe eder. O kadar mahcubiyetle b&uuml;y&uuml;k felaketten kurtulmuş olur. Sualdeki kimse, Hazret-i Osman&rsquo;ın ikazıyla bir daha harama bakmamıştır. D&uuml;nyadaki ufak bir musibete &acirc;hirette b&uuml;y&uuml;k m&uuml;k&acirc;fat vardır.<br />
<br />
Mucizeler de, insanların hidayete kavuşması i&ccedil;in meydana gelir. Mesela Resulullah&#39;ın amcası Abbas, Bedir Savaşı&rsquo;nda esir alınınca, serbest bırakılması i&ccedil;in fidye istenmişti, (Benim param yok) demişti. Resulullah efendimiz, amcasına, <b>(Sen hanımına, </b>&ldquo;<em><b>Ben geri d&ouml;nemezsem, falanca yere şu kadar altın sakladım</b></em>&rdquo; <b>demiştin)</b> buyurunca, amcası, <em><b>(Sana bunu kim s&ouml;yledi?)</b></em> dedi. <b>(Rabbim s&ouml;yledi)</b> buyurdu. Bu mucize ile, amcasının yalanı ortaya &ccedil;ıkıp mahcup olmuşsa da, peygamberlerden sonra insanların en &uuml;st&uuml;nleri olan Eshab-ı kiramdan olma şerefine kavuşup &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k hizmetler yapmasına sebep oldu. Kerametler de, kiminin hidayetine, kiminin de hidayetinin artmasına, imanının kuvvetlenmesine sebep olmaktadır. Bu bakımdan kerametleri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir l&uuml;tfu, bir rahmeti olarak g&ouml;rmeli, keramet sahibi zatları su&ccedil;lamamalıdır.</p>

<p><strong>Evliyanın kerametine inanmamak<br />
Sual: Bazı kimseler, evliyada meydana gelen, keşif ve kerametlere inanmıyor. B&ouml;ylelerine ne denebilir?<br />
Cevap:</strong> Evliyanın keşif ve kerametlerine inanmayanlar, aslında M&uuml;sl&uuml;manların evliyaya olan itimatlarını yıkmaya &ccedil;alışmaktadırlar. Halbuki, bu davranışlar &ccedil;ok &ccedil;irkin ve haksızdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bir &acirc;yet-i kerimede mealen; <strong>(&Ccedil;ok zikrediniz. Zikretmekle kalp itminana kavuşur)</strong> buyuruldu. Had&icirc;s-i şerifte; <strong>(Allah sevgisinin alameti, Onu &ccedil;ok zikretmektir)</strong> buyuruldu. Had&icirc;s &acirc;limleri; &ldquo;Res&ucirc;lullah, her an zikrederdi&rdquo; buyurdu. İşte bunun i&ccedil;in bu &uuml;mmetin b&uuml;y&uuml;kleri &ccedil;ok zikrederdi. B&ouml;ylece, İsl&acirc;miyetin bu emrini de yerine getirmeye &ccedil;alışırlardı. &Ccedil;ok zikredince, m&uuml;barek kalpleri itminana kavuşurdu. <strong>(Her derdin şifası vardır. Kalbin şifası, zikrullahtır)</strong> ve <strong>(Takvanın kaynağı, ariflerin kalpleridir)</strong> had&icirc;s-i şeriflerinin haber verdiği gibi, kalp hastalığından, g&uuml;nahlardan kurtuldular. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisine kavuştular. İşte takva sahibi olan, kalpleri temiz olan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın &ccedil;ok sevdiği bu b&uuml;y&uuml;k &acirc;limler diyorlar ki:</p>

<p>&ldquo;&Ccedil;ok zikrederken, d&uuml;nyayı, her şeyi unutuyoruz. Kalbimiz ayna gibi oluyor. İnsan uykuda, her şeyi unutunca, r&uuml;ya g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; gibi kalplerimizde bir şeyler g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor.&rdquo; Bu g&ouml;sterilenlere <strong>Keşif, M&uuml;k&acirc;şefe, Ş&uuml;h&ucirc;d</strong> isimlerini veriyorlar. B&ouml;yle olduğunu, her asırda binlerle evliya haber veriyor.</p>

<p>&Ccedil;ok zikretmek ibadettir. &Ccedil;ok zikredenleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sever. Bunların kalpleri, takva kaynağı olur. Bunları Kitap ve S&uuml;nnet haber veriyor. Bunlara inanmayan, Kitaba ve S&uuml;nnete inanmamış olur. Kalpte keşif ve ş&uuml;h&ucirc;d hasıl olduğunu da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği doğru M&uuml;sl&uuml;manlar haber veriyor. Had&icirc;s-i şerifte; <strong>(&Ccedil;ok zikredenin kalbinde nifak kalmaz)</strong> buyuruldu. Bunları haber verenler, m&uuml;nafık olmayan, &ouml;z&uuml;, s&ouml;z&uuml; doğru kimselerdir. Keşif ve keramet, b&ouml;yle kimselerin tevat&uuml;r h&acirc;lindeki haberleri ile bildirilmiştir.</p>

<p>Evet bunlar, <strong>&Uuml;m&ucirc;r-i vicd&acirc;niyye, &Uuml;m&ucirc;r-i zevkiyye</strong>dir. Başkalarına h&uuml;ccet olamaz. Bunlara inanmak emrolunmadı. Fakat, inanmak yasak da edilmemiştir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği salih M&uuml;sl&uuml;manların tevat&uuml;r h&acirc;linde bildirdiklerine inanmak, inanmamaktan daha iyidir. M&uuml;sl&uuml;mana h&uuml;sn-i zan olunur, haberlerine g&uuml;venilir. İbadetlerde bile, s&ouml;zlerine g&uuml;venilir. &ldquo;İnk&acirc;r eden, mahrum olur&rdquo; s&ouml;z&uuml;, meşhurdur.</p>

<p><strong>Sual: </strong>İnsanların &ccedil;oğu, bir kimsede olağan&uuml;st&uuml; bir şey g&ouml;r&uuml;nce, o kimseyi b&uuml;y&uuml;k ve evliya bilmektedirler, bu doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hakiki M&uuml;sl&uuml;man, batıl inan&ccedil;lara inanmaz. Sihir, b&uuml;y&uuml;, uğursuzluk, fal, efsun, Kur&#39;&acirc;n-ı kerimden başka şeyler yazılı muska, mavi boncuk, kehanet ve benzeri şeylere, bunların muhakkak iş yapacaklarına, mezarlara mum dikmeye, tel ve iplik bağlamaya itibar etmez ve keramet sahibi olduğunu s&ouml;yleyen sahtek&acirc;rlara ancak g&uuml;ler. Batıl, bozuk şeylerin &ccedil;oğu, başka dinlerden İslamiyete sokuşturulmuştur.</p>

<p>Bazı din adamlarından keramet bekleyenlere b&uuml;y&uuml;k İslam &acirc;limi İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri ş&ouml;yle buyurmaktadır:</p>

<p>&ldquo;İnsanlar, din adamlarından, keramet beklerler. Bunların bazılarının kerameti yoktur, ama diğerlerinden daha ziyade Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yakındır. En b&uuml;y&uuml;k keramet, İslamiyeti iyi &ouml;ğrenmek ve ona uygun yaşayabilmektir.&rdquo; &Icirc;m&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, başka bir mektubunda yine buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;Harikalar, kerametler ikiye ayrılır:</p>

<p>Birincisi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın zatına, sıfatlarına ve işlerine ait olan bilgiler ve marifetlerdir. Bunlar, akıl ile, d&uuml;ş&uuml;nmekle elde edilemez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, se&ccedil;tiği kullarına ihsan eder.</p>

<p>İkincisi, madde &acirc;lemindeki gaybları bilmektir. Bu keramet, se&ccedil;ilmiş kullara verildiği gibi, k&acirc;firlere de verilir. Kerametlerin birincisi kıymetlidir. Bunlar, doğru yolda bulunanlara, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiklerine verilir. Cahiller ise, ikincisini kıymetli sanırlar. Keramet deyince, yalnız bunları anlarlar. A&ccedil;lıkla ve insanlardan ka&ccedil;arak, nefislerini temizleyen her insan, mahlukların gayblarını haber verir. İnsanların &ccedil;oğu, hep d&uuml;nyayı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;kleri i&ccedil;in, b&ouml;yle haber verenleri evliya sanır. Hakikatten haber verenlere kıymet vermezler. Bunlar evliya olsalardı, bizim hallerimizden haber verirdi, derler. Bu bozuk &ouml;l&ccedil;&uuml;leri ile, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği kullarını ink&acirc;r ederler.&rdquo;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14116]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 23 Şub 2026 04:47:41 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hikmet Ehli Zatlardan]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.6" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.6" data-category-id="hikmet-ehli-zatlar"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15510]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 23 Şub 2026 04:47:13 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hazret-i Ali "Radıyallahü anh"]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.6" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.6" data-category-id="hazreti-ali"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15509]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 23 Şub 2026 04:45:53 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hazret-i Osman "Radıyallahü anh"]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.6" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.6" data-category-id="hazreti-osman"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15508]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 23 Şub 2026 04:44:07 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hazret-i Ömer "Radıyallahü anh"]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.6" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.6" data-category-id="hazreti-omer"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15507]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 23 Şub 2026 04:43:03 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hazret-i Ebu Bekir "Radıyallahü anh"]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.6" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.6" data-category-id="hazreti-ebubekir"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15506]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 23 Şub 2026 04:42:20 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hulefa-i Raşidin]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.6" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.6" data-category-id="hulefai-rasidin"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15505]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 23 Şub 2026 04:12:13 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hadis-i Kudsiler]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.8" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.8" data-category-id="hadisi-kudsiler"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15504]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 23 Şub 2026 04:02:16 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Ramazan Özel]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.6" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.6" data-category-id="ramazan-ozel"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14971]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 22 Şub 2026 00:49:42 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Enver Abi'nin Ardından]]></title>
<description><![CDATA[<style type="text/css">#audio-list {
		text-align:left;
		list-style:none;
		margin:0;
		padding:0;
	}
	#audio-list li {
		font-family:Arial;
		font-size: 18px;
		display: flex;
		flex-direction: row;
		justify-content: space-between;
		margin: 15px 0;
		background: #ffffff;
		padding: 15px 20px;
		box-shadow: 1px 1px 5px #666666;
		border-radius:10px;
		font-weight:bold;
		align-items:center;
	}
	#audio-list li.text {
		font-family:Arial;
		font-size: 18px;
		display: flex;
		flex-direction: row;
		justify-content: space-between;
		margin: 15px 0;
		background: transparent !important;
		padding: 0;
		box-shadow: none;
		border-radius:10px;
		font-weight:normal;
		align-items:center;
		color:#000000;
	}
	#audio-list li:hover {
		background: #ffffff;
	}
	#audio-list li > div.ea-title {
		display: block;
		max-width: 60%;
	}
	#audio-list li > div.ea-audio {
		width: 38%;
	}
	@media (max-width: 767px) {
		#audio-list li {
			flex-direction: column;
		}
		#audio-list li > a {
			max-width: 100%;
			margin-bottom: 10px;
		}
		#audio-list li > div.ea-title,
		#audio-list li > div.ea-audio {
			width: 100%; max-width:100%;
		}
		#audio-list li > div.ea-title {
			margin-bottom:10px;
		}
		
	}
</style>
<ul id="audio-list">
	<li class="text">
	<p>Enver Abi&#39;nin Ardından belgeselini dinleyebilirsiniz.</p>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">1- Enver Abi&#39;nin Ardından Belgeseli</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45667-1" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abinin%20Ardından.mp3?_=1" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li class="text">
	<p>Enver Abi&#39;nin (Rahmetullahi aleyh) vefatlarının sene-i devriyesi vesilesi ile yapılan Huzura Doğru programı.</p>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">2- Huzura Doğru Enver Abi &Ouml;zel B&ouml;l&uuml;m&uuml;</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45659-2" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/1HUZURA%20DOĞRU%20ENVER%20AĞABEY%20ÖZEL%201.%20VEFAT%20YILDÖNÜMÜ.mp3?_=2" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li class="text">
	<p>Enver Abi&#39;nin (Rahmetullahi aleyh) vefatlarının ikinci sene-i devriyesinden TGRT HABER TV&rsquo;de yayınlanan programın Osman &Uuml;nl&uuml; Hocamızın katıldığı b&ouml;l&uuml;m.</p>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">3- Enver Abi&#39;nin Anısına TGRT HABER</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46819-3" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20Anisina%202015%202.%20Bölüm%20Osman%20Unlu-Mehmet%20Okyay.mp3?_=3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li class="text">
	<p>ENVER AĞABEY&#39;İM İlahi</p>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">4- İsmail Sert - ENVER AĞABEY&#39;İM</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46211-5" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/il_Ismail%20Sert_Enver_Abi.mp3?_=5" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li class="text">
	<p>Enver Abi&#39;nin (rahmetullahi aleyh) vefatlarının sene-i devriyesi vesilesi ile yapılan G&ouml;n&uuml;l Pınarı programı.</p>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">5- G&ouml;n&uuml;l Pınarı - Enver Abi 1. B&ouml;l&uuml;m (20.02.2014) [01:27:13 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45658-6" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/GonulPınarı_EnverAbi.mp3?_=6" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">6- G&ouml;n&uuml;l Pınarı - Enver Abi 2. B&ouml;l&uuml;m (20.02.2014) [27:03 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45660-4" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/GonulPınarı_EnverAbi%202.bölüm.mp3?_=4" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">7- G&ouml;n&uuml;l Pınarı - Enver Abi 3. B&ouml;l&uuml;m (20.02.2014) [35:51 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45661-7" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/GonulPınarı_EnverAbi%203.bölüm.mp3?_=7" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li class="text">
	<p>Enver Abi&#39;nin (rahmetullahi aleyh) vefatlarından sonra Osman &Uuml;nl&uuml; Hocamızın dinleyicilerin suallerine cevap verirken Enver Abilerden bahsettikleri b&ouml;l&uuml;mler.</p>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 001. B&ouml;l&uuml;m (23.02.2013) [43:41 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45570-8" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2001.%20bölüm.mp3?_=8" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 002. B&ouml;l&uuml;m (25.02.2013) [15:00 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45569-9" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2002.%20bölüm.mp3?_=9" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 003. B&ouml;l&uuml;m (26.02.2013) [07:02 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45568-10" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2003.%20bölüm.mp3?_=10" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 004. B&ouml;l&uuml;m (27.02.2013) [09:50 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45567-11" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2004.%20bölüm.mp3?_=11" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 005. B&ouml;l&uuml;m (27.02.2013) [02:00 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45566-12" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2005.%20bölüm.mp3?_=12" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 006. B&ouml;l&uuml;m (28.02.2013) [12:15 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45565-13" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2006.%20bölüm.mp3?_=13" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 007. B&ouml;l&uuml;m (02.03.2013) [19:56 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45564-14" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2007.%20bölüm.mp3?_=14" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 008. B&ouml;l&uuml;m (13.03.2013) [05:31 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45563-15" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2008.%20bölüm.mp3?_=15" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 009. B&ouml;l&uuml;m (19.03.2013) [04:23 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45562-16" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2009.%20bölüm.mp3?_=16" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 010. B&ouml;l&uuml;m (21.03.2013) [07:21 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45561-17" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2010.%20bölüm.mp3?_=17" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 011. B&ouml;l&uuml;m (02.04.2013) [18:58 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45666-18" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2011.%20bölüm.mp3?_=18" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 012. B&ouml;l&uuml;m (07.04.2013) [08:06 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45665-19" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2012.%20bölüm.mp3?_=19" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 013. B&ouml;l&uuml;m (07.04.2013) [08:42 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45664-20" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2013.%20bölüm.mp3?_=20" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 014. B&ouml;l&uuml;m (17.04.2013) [11:39 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45663-21" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2014.%20bölüm.mp3?_=21" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 015. B&ouml;l&uuml;m (22.04.2013) [16:31 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45662-22" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2015.%20bölüm.mp3?_=22" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 016. B&ouml;l&uuml;m (07.05.2013) [01:22 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45669-23" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2016.%20bölüm.mp3?_=23" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 017. B&ouml;l&uuml;m (15.05.2013) [09:20 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45916-24" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2017.%20bölüm.mp3?_=24" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 018. B&ouml;l&uuml;m (16.05.2013) [03:36 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45917-25" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2018.%20bölüm.mp3?_=25" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 019. B&ouml;l&uuml;m (17.05.2013) [09:29 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45918-26" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2019.%20bölüm.mp3?_=26" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 020. B&ouml;l&uuml;m (17.05.2013) [01:30 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45919-27" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2020.%20bölüm.mp3?_=27" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 021. B&ouml;l&uuml;m (20.05.2013) [01:17 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45920-28" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2021.%20bölüm.mp3?_=28" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 022. B&ouml;l&uuml;m (22.05.2013) [08:05 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45921-29" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2022.%20bölüm.mp3?_=29" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 023. B&ouml;l&uuml;m (24.05.2013) [02:28 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45922-30" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2023.%20bölüm.mp3?_=30" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 024. B&ouml;l&uuml;m (28.05.2013) [04:39 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45923-1" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2024.%20bölüm.mp3?_=1" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 025. B&ouml;l&uuml;m (31.05.2013) [01:04 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45924-2" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2025.%20bölüm.mp3?_=2" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 026. B&ouml;l&uuml;m (01.06.2013) [02:31 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45925-3" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2026.%20bölüm.mp3?_=3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 027. B&ouml;l&uuml;m (05.06.2013) [02:35 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45926-4" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2027.%20bölüm.mp3?_=4" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 028. B&ouml;l&uuml;m (06.06.2013) [03:00 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45927-5" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2028.%20bölüm.mp3?_=5" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 029. B&ouml;l&uuml;m (06.06.2013) [02:10 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45928-6" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2029.%20bölüm.mp3?_=6" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 030. B&ouml;l&uuml;m (21.06.2013) [00:56 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45929-7" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2030.%20bölüm.mp3?_=7" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 031. B&ouml;l&uuml;m (22.06.2013) [04:15 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46129-8" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2031.%20bölüm.mp3?_=8" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 032. B&ouml;l&uuml;m (03.07.2013) [03:04 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46130-9" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2032.%20bölüm.mp3?_=9" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 033. B&ouml;l&uuml;m (04.07.2013) [09:29 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46131-10" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2033.%20bölüm.mp3?_=10" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 034. B&ouml;l&uuml;m (18.07.2013) [04:33 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46132-11" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2034%20bölüm.mp3?_=11" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 035. B&ouml;l&uuml;m (27.07.2013) [06:20 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46133-12" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2035.%20bölüm.mp3?_=12" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 036. B&ouml;l&uuml;m (30.07.2013) [11:54 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46134-13" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2036.%20bölüm.mp3?_=13" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 037. B&ouml;l&uuml;m (01.08.2013) [03:38 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46135-14" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2037.%20bölüm.mp3?_=14" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 038. B&ouml;l&uuml;m (17.08.2013) [14:05 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46136-15" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2038.%20bölüm.mp3?_=15" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 039. B&ouml;l&uuml;m (17.08.2013) [01:32 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46137-16" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2039.%20bölüm.mp3?_=16" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 040. B&ouml;l&uuml;m (19.08.2013) [06:48 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46138-17" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2040.%20bölüm.mp3?_=17" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 041. B&ouml;l&uuml;m (03.09.2013) [02:15 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46139-18" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2041.%20bölüm.mp3?_=18" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 042. B&ouml;l&uuml;m (05.09.2013) [02:33 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46140-19" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2042.%20bölüm.mp3?_=19" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 043. B&ouml;l&uuml;m (10.09.2013) [03:00 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46141-20" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2043.%20bölüm.mp3?_=20" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 044. B&ouml;l&uuml;m (10.09.2013) [00:53 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46142-21" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2044.%20bölüm.mp3?_=21" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 045. B&ouml;l&uuml;m (16.09.2013) [10:45 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46143-22" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2045.%20bölüm.mp3?_=22" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 046. B&ouml;l&uuml;m (18.09.2013) [04:11 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46144-23" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2046.%20bölüm.mp3?_=23" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 047. B&ouml;l&uuml;m (19.09.2013) [08:26 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46145-24" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2047.%20bölüm.mp3?_=24" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 048. B&ouml;l&uuml;m (21.09.2013) [08:09 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46146-25" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2048.%20bölüm.mp3?_=25" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 049. B&ouml;l&uuml;m (21.09.2013) [05:52 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46147-26" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2049.%20bölüm.mp3?_=26" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 050. B&ouml;l&uuml;m (24.09.2013) [03:22 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46148-27" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2050.%20bölüm.mp3?_=27" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 051. B&ouml;l&uuml;m (27.09.2013) [09:43 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46149-28" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2051.%20bölüm.mp3?_=28" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 052. B&ouml;l&uuml;m (27.09.2013) [08:21 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46150-29" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2052.%20bölüm.mp3?_=29" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 053. B&ouml;l&uuml;m (27.09.2013) [01:31 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46151-30" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2053.%20bölüm.mp3?_=30" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 054. B&ouml;l&uuml;m (05.10.2013) [05:58 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46152-1" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2054.%20bölüm.mp3?_=1" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 055. B&ouml;l&uuml;m (10.10.2013) [05:57 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46153-2" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2055.%20bölüm.mp3?_=2" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 056. B&ouml;l&uuml;m (11.10.2013) [01:26 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46155-3" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2056.%20bölüm.mp3?_=3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 057. B&ouml;l&uuml;m (14.10.2013) [02:51 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46156-4" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2057.%20bölüm.mp3?_=4" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 058. B&ouml;l&uuml;m (18.10.2013) [03:15 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46157-5" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2058.%20bölüm.mp3?_=5" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 059. B&ouml;l&uuml;m (21.10.2013) [08:54 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-44243-6" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2059.%20bölüm.mp3?_=6" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 060. B&ouml;l&uuml;m (24.10.2013) [03:02 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46158-7" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2060.%20bölüm.mp3?_=7" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 061. B&ouml;l&uuml;m (24.10.2013) [10:22 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46159-8" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2061.%20bölüm.mp3?_=8" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 062. B&ouml;l&uuml;m (26.10.2013) [03:09 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46160-9" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2062.%20bölüm.mp3?_=9" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 063. B&ouml;l&uuml;m (28.10.2013) [05:02 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46162-10" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2063.%20bölüm.mp3?_=10" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 064. B&ouml;l&uuml;m (29.10.2013) [02:34 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46164-11" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2064.%20bölüm.mp3?_=11" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 065. B&ouml;l&uuml;m (31.10.2013) [05:06 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46165-12" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2065.%20bölüm.mp3?_=12" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 066. B&ouml;l&uuml;m (01.11.2013) [13:12 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45549-13" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2066.%20bölüm.mp3?_=13" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 067. B&ouml;l&uuml;m (01.11.2013) [01:39 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46187-14" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2067.%20bölüm.mp3?_=14" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 068. B&ouml;l&uuml;m (03.11.2013) [06:14 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46188-15" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2068.%20bölüm.mp3?_=15" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 069. B&ouml;l&uuml;m (04.11.2013) [04:45 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46189-16" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2069.%20bölüm.mp3?_=16" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 070. B&ouml;l&uuml;m (05.11.2013) [11:05 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46190-17" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2070.%20bölüm.mp3?_=17" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 071. B&ouml;l&uuml;m (06.11.2013) [18:16 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46191-18" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2071.%20bölüm.mp3?_=18" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 072. B&ouml;l&uuml;m (07.11.2013) [01:32 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46192-19" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2072.%20bölüm.mp3?_=19" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 073. B&ouml;l&uuml;m (09.11.2013) [05:16 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46193-20" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2073.%20bölüm.mp3?_=20" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 074. B&ouml;l&uuml;m (23.11.2013) [07:08 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46194-21" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2074.%20bölüm.mp3?_=21" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 075. B&ouml;l&uuml;m (27.11.2013) [03:05 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46195-22" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2075.%20bölüm.mp3?_=22" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 076. B&ouml;l&uuml;m (28.11.2013) [03:07 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46196-23" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2076.%20bölüm.mp3?_=23" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 077. B&ouml;l&uuml;m (03.12.2013) [00:52 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46197-24" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2077.%20bölüm.mp3?_=24" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 078. B&ouml;l&uuml;m (09.12.2013) [04:19 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46198-25" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2078.%20bölüm.mp3?_=25" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 079. B&ouml;l&uuml;m (11.12.2013) [01:53 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46199-26" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2079.%20bölüm.mp3?_=26" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 080. B&ouml;l&uuml;m (21.12.2013) [04:19 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46200-27" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2080.%20bölüm.mp3?_=27" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 081. B&ouml;l&uuml;m (24.12.2013) [04:26 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46201-28" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2081.%20bölüm.mp3?_=28" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 082. B&ouml;l&uuml;m (04.01.2014) [01:24 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46202-29" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2082.%20bölüm.mp3?_=29" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 083. B&ouml;l&uuml;m (07.01.2014) [03:59 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46203-30" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2083.%20bölüm.mp3?_=30" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 084. B&ouml;l&uuml;m (08.01.2014) [01:17 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46204-1" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2084.%20bölüm.mp3?_=1" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 085. B&ouml;l&uuml;m (09.01.2014) [00:21 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46205-2" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2085.%20bölüm.mp3?_=2" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 086. B&ouml;l&uuml;m (10.01.2014) [01:22 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46206-3" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2086.%20bölüm.mp3?_=3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 087. B&ouml;l&uuml;m (11.01.2014) [03:16 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46207-4" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2087.%20bölüm.mp3?_=4" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 088. B&ouml;l&uuml;m (13.01.2014) [01:42 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46208-5" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2088.%20bölüm.mp3?_=5" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 089. B&ouml;l&uuml;m (17.01.2014) [01:31 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46209-6" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2089.%20bölüm.mp3?_=6" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 090. B&ouml;l&uuml;m (28.01.2014) [07:02 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46210-7" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2090.%20bölüm.mp3?_=7" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 091. B&ouml;l&uuml;m (06.02.2014) [01:34 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46212-8" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2091.%20bölüm.mp3?_=8" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 092. B&ouml;l&uuml;m (07.02.2014) [02:06 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46213-9" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2092.%20bölüm.mp3?_=9" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 093. B&ouml;l&uuml;m (08.02.2014) [01:00 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46214-10" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2093.%20bölüm.mp3?_=10" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 094. B&ouml;l&uuml;m (10.02.2014) [15:05 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45550-11" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2094.%20bölüm.mp3?_=11" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 095. B&ouml;l&uuml;m (12.02.2014) [04:38 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46215-12" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2095.%20bölüm.mp3?_=12" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 096. B&ouml;l&uuml;m (12.02.2014) [01:05 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46216-13" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2096.%20bölüm.mp3?_=13" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 097. B&ouml;l&uuml;m (15.02.2014) [10:40 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46217-14" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2097.%20bölüm.mp3?_=14" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 098. B&ouml;l&uuml;m (17.02.2014) [04:47 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46218-15" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2098.%20bölüm.mp3?_=15" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 099. B&ouml;l&uuml;m (22.02.2014) [26:00 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46219-16" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%2099.%20bölüm.mp3?_=16" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 100. B&ouml;l&uuml;m (22.02.2014) [01:05 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46220-17" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20100.%20bölüm.mp3?_=17" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 101. B&ouml;l&uuml;m (24.02.2014) [03:27 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46221-18" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20101.%20bölüm.mp3?_=18" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 102. B&ouml;l&uuml;m (25.02.2014) [04:20 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46222-19" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20102.%20bölüm.mp3?_=19" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 103. B&ouml;l&uuml;m (27.02.2014) [02:50 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46223-20" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20103.%20bölüm.mp3?_=20" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 104. B&ouml;l&uuml;m (04.03.2014) [03:02 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46224-21" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20104.%20bölüm.mp3?_=21" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 105. B&ouml;l&uuml;m (05.03.2014) [01:14 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46225-22" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20105.%20bölüm.mp3?_=22" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 106. B&ouml;l&uuml;m (05.03.2014) [00:42 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46226-23" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20106.%20bölüm.mp3?_=23" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 107. B&ouml;l&uuml;m (11.03.2014) [01:18 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46227-24" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20107.%20bölüm.mp3?_=24" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 108. B&ouml;l&uuml;m (16.03.2014) [04:59 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46228-25" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20108.%20bölüm.mp3?_=25" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 109. B&ouml;l&uuml;m (31.03.2014) [10:07 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46229-26" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20109.%20bölüm.mp3?_=26" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 110. B&ouml;l&uuml;m (03.04.2014) [03:18 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46778-27" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20110.%20bölüm.mp3?_=27" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 111. B&ouml;l&uuml;m (07.04.2014) [00:56 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-45514-28" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20111.%20bölüm.mp3?_=28" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 112. B&ouml;l&uuml;m (07.04.2014) [06:41 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46779-29" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20112.%20bölüm.mp3?_=29" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 113. B&ouml;l&uuml;m (08.04.2014) [06:02 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46780-30" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20113.%20bölüm.mp3?_=30" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 114. B&ouml;l&uuml;m (09.04.2014) [06:20 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46781-1" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20114.%20bölüm.mp3?_=1" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 115. B&ouml;l&uuml;m (17.04.2014) [03:23 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46782-2" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20115.%20bölüm.mp3?_=2" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 116. B&ouml;l&uuml;m (19.04.2014) [12:09 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46783-3" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20116.%20bölüm.mp3?_=3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 117. B&ouml;l&uuml;m (23.04.2014) [11:43 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46784-4" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20117.%20bölüm.mp3?_=4" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 118. B&ouml;l&uuml;m (07.05.2014) [00:49 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46785-5" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20118.%20bölüm.mp3?_=5" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 119. B&ouml;l&uuml;m (08.05.2014) [00:49 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46786-6" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20119.%20bölüm.mp3?_=6" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 120. B&ouml;l&uuml;m (17.05.2014) [03:21 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46787-7" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20120.%20bölüm.mp3?_=7" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 121. B&ouml;l&uuml;m (24.05.2014) [01:16 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46788-8" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20121.%20bölüm.mp3?_=8" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 122. B&ouml;l&uuml;m (11.06.2014) [16:52 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46789-9" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20122.%20bölüm.mp3?_=9" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 123. B&ouml;l&uuml;m (16.06.2014) [02:33 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46790-10" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20123.%20bölüm.mp3?_=10" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 124. B&ouml;l&uuml;m (17.06.2014) [00:51 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46791-11" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20124.%20bölüm.mp3?_=11" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 125. B&ouml;l&uuml;m (20.06.2014) [02:51 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46792-12" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20125.%20bölüm.mp3?_=12" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 126. B&ouml;l&uuml;m (24.06.2014) [04:55 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46793-13" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20126.%20bölüm.mp3?_=13" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 127. B&ouml;l&uuml;m (08.07.2014) [04:22 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46794-14" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20127.%20bölüm.mp3?_=14" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 128. B&ouml;l&uuml;m (11.07.2014) [03:09 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46795-15" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20128.%20bölüm.mp3?_=15" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 129. B&ouml;l&uuml;m (18.07.2014) [01:40 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46796-16" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20129.%20bölüm.mp3?_=16" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 130. B&ouml;l&uuml;m (26.07.2014) [03:13 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46797-17" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20130.%20bölüm.mp3?_=17" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 131. B&ouml;l&uuml;m (07.08.2014) [01:01 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46798-18" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20131.%20bolum.mp3?_=18" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 132. B&ouml;l&uuml;m (09.08.2014) [09:43 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46799-19" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20132.%20bölüm.mp3?_=19" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 133. B&ouml;l&uuml;m (10.08.2014) [02:05 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46800-20" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20133.%20bölüm.mp3?_=20" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 134. B&ouml;l&uuml;m (11.08.2014) [00:20 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46801-21" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20134.%20bölüm.mp3?_=21" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 135. B&ouml;l&uuml;m (13.08.2014) [09:44 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46802-22" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20135.%20bölüm.mp3?_=22" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 136. B&ouml;l&uuml;m (14.08.2014) [05:28 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46803-23" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20136.%20bölüm.mp3?_=23" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 137. B&ouml;l&uuml;m (23.08.2014) [02:17 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46804-24" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20137.%20bölüm.mp3?_=24" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 138. B&ouml;l&uuml;m (26.08.2014) [09:11 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46805-25" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20138.%20bölüm.mp3?_=25" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 139. B&ouml;l&uuml;m (28.08.2014) [04:05 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46806-26" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20139.%20bölüm.mp3?_=26" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 140. B&ouml;l&uuml;m (30.08.2014) [00:48 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46807-27" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20140.%20bölüm.mp3?_=27" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 141. B&ouml;l&uuml;m (01.09.2014) [08:33 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46808-28" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20141.%20bölüm.mp3?_=28" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 142. B&ouml;l&uuml;m (02.09.2014) [01:19 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46809-29" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20142.%20bölüm.mp3?_=29" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 143. B&ouml;l&uuml;m (08.09.2014) [03:25 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46810-30" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20143.%20bölüm.mp3?_=30" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 144. B&ouml;l&uuml;m (09.09.2014) [01:45 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46811-1" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20144.%20bölüm.mp3?_=1" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 145. B&ouml;l&uuml;m (13.09.2014) [07:23 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46812-2" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20145.%20bölüm.mp3?_=2" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 146. B&ouml;l&uuml;m (15.09.2014) [06:34 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46813-3" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20146.%20bölüm.mp3?_=3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 147. B&ouml;l&uuml;m (19.09.2014) [01:34 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46814-4" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20147.%20bölüm.mp3?_=4" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 148. B&ouml;l&uuml;m (20.09.2014) [06:33 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46815-5" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20148.%20bölüm.mp3?_=5" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 149. B&ouml;l&uuml;m (22.09.2014) [02:34 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46816-6" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20149.%20bölüm.mp3?_=6" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 150. B&ouml;l&uuml;m (25.09.2014) [02:13 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46817-7" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20150.%20bölüm.mp3?_=7" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 151. B&ouml;l&uuml;m (26.09.2014) [04:43 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46818-8" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20151.%20bölüm.mp3?_=8" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 152. B&ouml;l&uuml;m (07.10.2014) [04:05 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46820-9" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20152.%20bölüm.mp3?_=9" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 153. B&ouml;l&uuml;m (09.10.2014) [03:28 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46821-10" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20153.%20bölüm.mp3?_=10" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 154. B&ouml;l&uuml;m (10.10.2014) [02:04 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46822-11" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20154.%20bölüm.mp3?_=11" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 155. B&ouml;l&uuml;m (10.10.2014) [03:18 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46823-12" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20155.%20bölüm.mp3?_=12" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 156. B&ouml;l&uuml;m (11.10.2014) [02:08 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46824-13" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20156.%20bölüm.mp3?_=13" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title">Enver Abi 157. B&ouml;l&uuml;m (11.10.2014) [05:36 dk.]</div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" id="audio-46825-14" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver%20Abi%20157.%20bölüm.mp3?_=14" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
</ul>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14956]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 13 Şub 2026 19:25:44 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Ramazan Bayram Namazı Saatleri (2026)]]></title>
<description><![CDATA[<style type="text/css">ul.bayram-liste {
  list-style: none;
  padding:0;
  margin:0;
}

ul.bayram-liste  li {
  padding: 10px 0;
  border-bottom: 1px solid #ccc;
}

ul.bayram-liste  li a {
  text-decoration:none;
}
ul.bayram-liste  li a:hover {
  text-decoration:underline;
}

/*
ul.bayram-liste  li:before {
  content: "\f0eb";
  font-family: "FontAwesome";
  color: orange;
  float: left;
  font-size: 1.5em;
  margin-right: 15px;
}*/
</style>
<ul class="bayram-liste">
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16702" target="_blank">ADANA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16703" target="_blank">ADAPAZARI (SAKARYA) Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16704" target="_blank">ADIYAMAN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16705" target="_blank">AFYON Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16706" target="_blank">AĞRI Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16707" target="_blank">AKSARAY Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16708" target="_blank">AMASYA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16709" target="_blank">ANKARA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16710" target="_blank">ANTAKYA (HATAY) Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16711" target="_blank">ANTALYA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16712" target="_blank">ARDAHAN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16713" target="_blank">ARTVİN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16714" target="_blank">AYDIN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16715" target="_blank">BALIKESİR Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16716" target="_blank">BARTIN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16717" target="_blank">BATMAN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16717" target="_blank">BAYBURT Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16719" target="_blank">BİLECİK Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16720" target="_blank">BİNG&Ouml;L Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16721" target="_blank">BİTLİS Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16722" target="_blank">BOLU Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16723" target="_blank">BURDUR Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16724" target="_blank">BURSA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16725" target="_blank">&Ccedil;ANAKKALE Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16726" target="_blank">&Ccedil;ANKIRI Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16727" target="_blank">&Ccedil;ORUM Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16728" target="_blank">DENİZLİ Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16729" target="_blank">DİYARBAKIR Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=18197" target="_blank">D&Uuml;ZCE Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16730" target="_blank">EDİRNE Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16731" target="_blank">ELAZIĞ Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16732" target="_blank">ERZİNCAN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16733" target="_blank">ERZURUM Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16734" target="_blank">ESKİŞEHİR Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16735" target="_blank">GAZİANTEP Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16736" target="_blank">GİRESUN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16737" target="_blank">G&Uuml;M&Uuml;ŞHANE Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16738" target="_blank">HAKKARİ Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16739" target="_blank">IĞDIR Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16740" target="_blank">ISPARTA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16741" target="_blank">İSTANBUL Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16742" target="_blank">İZMİR Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=62353" target="_blank">İZMİT (KOCAELİ) Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16743" target="_blank">KAHRAMANMARAŞ Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16744" target="_blank">KARAB&Uuml;K Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16745" target="_blank">KARAMAN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16746" target="_blank">KARS Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16747" target="_blank">KASTAMONU Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16748" target="_blank">KAYSERİ Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16750" target="_blank">KIRIKKALE Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16751" target="_blank">KIRKLARELİ Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16752" target="_blank">KIRŞEHİR Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16749" target="_blank">KİLİS Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16753" target="_blank">KONYA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16754" target="_blank">K&Uuml;TAHYA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16755" target="_blank">MALATYA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16756" target="_blank">MANİSA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16757" target="_blank">MARDİN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16758" target="_blank">MERSİN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16759" target="_blank">MUĞLA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16760" target="_blank">MUŞ Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16761" target="_blank">NEVŞEHİR Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16762" target="_blank">NİĞDE Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16763" target="_blank">ORDU Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16764" target="_blank">OSMANİYE Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16765" target="_blank">RİZE Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16766" target="_blank">SAMSUN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16767" target="_blank">SİİRT Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16768" target="_blank">SİNOP Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16769" target="_blank">SİVAS Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16770" target="_blank">ŞANLIURFA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16771" target="_blank">ŞIRNAK Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16772" target="_blank">TEKİRDAĞ Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16773" target="_blank">TOKAT Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16774" target="_blank">TRABZON Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=16775" target="_blank">TUNCELİ Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=18138" target="_blank">UŞAK Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=18159" target="_blank">VAN Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=18161" target="_blank">YALOVA Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=18180" target="_blank">YOZGAT Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/ramazan-bayram-namazi-saatleri.asp?il=18196" target="_blank">ZONGULDAK Bayram Namazı Saati - 2026</a></li>
</ul>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14957]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 13 Şub 2026 17:43:01 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hadis-i Şerifler]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.6" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.6" data-category-id="hadisi-serifler"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14963]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 13 Şub 2026 17:42:56 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Ayet-i Kerimeler]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.6" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.6" data-category-id="ayeti-kerimeler"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15501]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 08 Şub 2026 16:26:11 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İstinca, istibra ve istinka]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İstinca nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;nden ve arkadan necaset &ccedil;ıkınca, bu yerleri temizlemeye istinca denir. İstinca, s&uuml;nnet-i m&uuml;ekkededir. Gaz, taş &ccedil;ıkınca temizlemek, yani taharetlenmek gerekmez.<br />
<br />
<b>K&acirc;ğıtla taharetlenmek<br />
Sual:</b> K&acirc;ğıtla taharetlenmek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
K&acirc;ğıtla taharetlenmek mekruhtur. Taharetlendikten sonra, arta kalan yaşlığı kurulamak m&uuml;stehabdır. Tuvalet k&acirc;ğıdı veya bir bez yoksa elle kurulanabilir.<br />
<br />
<b>İstibra<br />
Sual:</b> İstibra nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İstibra, idrar yolunu idrardan temizlemek demektir. Erkeklerin y&uuml;r&uuml;yerek, &ouml;ks&uuml;rerek veya sol tarafa yatarak istibra etmesi, yani idrar yolunda damlalar bırakmaması vaciptir. İdrar damlası kalmadığına kanaat gelmeden abdest almamalıdır. Bir damla sızarsa, hem abdest bozulur, hem de &ccedil;amaşır kirlenir. &Ccedil;amaşıra avu&ccedil; i&ccedil;inden az sızarsa, abdest alıp kıldığı namaz mekruh olur. Daha &ccedil;ok sızarsa, namaz sahih olmaz.<br />
<br />
<b>İstinka<br />
Sual:</b> İstinka nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İstinka, idrar yolunda idrar kalmadığına veya v&uuml;cutta necaset kalmadığına kalbinin mutmain olması demektir.<br />
<br />
<b>Taharet<br />
Sual:</b> Kadınların taharetleri erkeklerinkinden farklı mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;nden arkaya doğru yıkamaları sıhhat a&ccedil;ısından iyi olur.<br />
<br />
<b>İdrar i&ccedil;in pamuk<br />
Sual: </b>Seadet-i Ebediyye&rsquo;de,<b> (İdrar sızıp abdestin bozulmaması i&ccedil;in erkekler, idrar deliğine arpa kadar bir pamuk koymalıdır) </b>deniyor. &Acirc;cil zamanlarda &ccedil;ok lazım oluyor. Pamuk konunca, hemen abdest alınabiliyor. Bu pamuğu koymanın bir metodu var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
B&uuml;k&uuml;lerek k&uuml;&ccedil;&uuml;lt&uuml;len pamuk, idrar deliğine sığacak kadar olmalı. K&uuml;rdanla, kibrit &ccedil;&ouml;p&uuml;yle veya benzeri bir şeyle deliğe yerleştirilir. Pamuk, daha b&uuml;y&uuml;k olup da, ucu dışarıya &ccedil;ıkar, &ccedil;ıkan idrar buraya kadar gelirse, abdest bozulmuş olur. İkinci bir husus da, avret yerine birka&ccedil; kere soğuk su d&ouml;k&uuml;p, elle de sıvazlayarak idrarı iyice &ccedil;ıkarmalı, sonra pamuğu koymalı. Bir de, idrar deliği kurulandıktan sonra pamuk konursa, daha &ccedil;ok idrar emer ve idrarın dışarı sızması &ouml;nlenmiş olur.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimse, su bulunmayan bir yerde, b&uuml;y&uuml;k abdestini yaptıktan sonra, k&acirc;ğıt, kemik gibi şeylerle temizlik yapabilir mi?<br />
Cevap:</strong> Su olmadığı zaman, gıda maddesiyle, g&uuml;bre, kemikle, hayvan gıdası, yemi ile, k&ouml;m&uuml;r ve başkasının malı ile, saksı, kiremit par&ccedil;ası ile, kamış ve yaprakla, bezle, k&acirc;ğıtla, tuğla, saksı, cam par&ccedil;aları ve muhterem yani para eder şeyler, mesela ipekle, camiden atılan şeylerle, zemzem suyu ile taharetlenmek tahrimen mekruhtur. Boş kağıda da saygı lazımdır. Muhterem olmayan isimler, dine yaramayan yazılar bulunan k&acirc;ğıt ve gazete ile istinca caizdir. Fakat, Kur&rsquo;&acirc;n harfleri ile yazılmış hi&ccedil;bir k&acirc;ğıtla istinca edilmez.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4093]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 08 Şub 2026 16:25:24 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Tuvalet adabı]]></title>
<description><![CDATA[<p>Sual: Tuvalet adabı nelerdir?<br />
<b>CEVAP<br />
1-</b> Tuvalete girerken Euz&uuml; Besmele &ccedil;ekilip, <b>(Allah&uuml;mme inn&icirc; e&ucirc;z&uuml; bike minel hubsi vel hab&acirc;is)</b> duası okunur.<br />
<br />
<b>2-</b> Tuvalete girerken elinde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ismi ve Kur&rsquo;an-ı kerim yazılı bir şey bulunmamalı. Cepte veya kapalı olursa mahzuru olmaz. Boynunda Allah yazılı kolye bulunmamalı. Varsa bluz i&ccedil;ine koymalı.<br />
<br />
<b>3-</b> Tuvalete uygun şekilde kaplanmış muskayla girmek caizdir.<br />
<br />
<b>4-</b> Tuvalete sol ayakla girip, sağ ayakla &ccedil;ıkmalı.<br />
<br />
<b>5-</b> Tuvaletten &ccedil;ıkınca, <b>(Elhamd&uuml;lill&acirc;hillez&icirc; ezhebe anil eza ve &acirc;f&acirc;ni) </b>duası okunmalı<b>.<br />
<br />
6-</b> Tuvalette konuşmamalı, &ccedil;ok oturmamalı, gazete falan okumamalı, şarkı s&ouml;ylememeli, sigara i&ccedil;memeli, sakız &ccedil;iğnememelidir.<br />
<br />
<b>7-</b> Tuvalette zikredilmez, selam verenin selamı alınmaz. Aksıran ise, kalbinden Elhamd&uuml;lillah der.<br />
<br />
<b>8-</b> Tuvalette abdest bozarken, &ouml;n&uuml; ve arkayı kıbleye getirmemeli<b>. </b>Sola doğru meyletmeli.<br />
<br />
<b>9-</b> İstincadan, yani taharetlendikten sonra hemen &ouml;rt&uuml;nmeli.<br />
<br />
<b>10- </b>Sol el ile taharetlenmeli.<b> </b>Sol elinde, istincaya m&acirc;ni bir &ouml;z&uuml;r varsa, sağ elle istinca yapmasında kerahat yoktur.<br />
<br />
<b>11-</b> Pisliği parmakla alıp eli yıkamalı. En sonunda kalan pislik varsa onu da su ile yıkamalı<b>.<br />
<br />
12-</b> Erkekler, istinca&nbsp;yaparken, arkadan &ouml;ne doğru yıkar.&nbsp;Kadınların ise &ouml;nden arkaya doğru yıkamaları sıhhat a&ccedil;ısından iyi olur.<br />
<br />
<b>13-</b> Taharetlendikten sonra, bezle kurulanmalı. Bez yoksa tuvalet k&acirc;ğıdıyla da kurulanmak caiz olur. Bu k&acirc;ğıtlar o maksatla imal edilmiştir. Başka k&acirc;ğıtları kullanmak mekruh olur.<br />
<br />
<b>14-</b> İstincadan, yani temizlendikten sonra i&ccedil; &ccedil;amaşırına bir miktar su serpmeli. B&ouml;ylece, &ccedil;amaşırında yaşlık g&ouml;r&uuml;nce idrar sanmamalı, bu benim d&ouml;kt&uuml;ğ&uuml;m su diyerek vesveseye kapılmamalı<b>.<br />
<br />
15-</b> Temizlendikten sonra, erkekler istibra yapmalı. Kadınlar istibra yapmaz. İstibra idrar kanalında idrar bırakmamaktır. İstibra, y&uuml;r&uuml;yerek, &ouml;ks&uuml;rerek veya sol tarafa yatarak yapılır.<br />
<br />
<b>16-</b> İstibra yapılmadan tuvaletten &ccedil;ıkılırsa, idrarın &ccedil;ıkma ve &ccedil;amaşıra bulaşma ihtimali olacağından, tuvaletten &ccedil;ıkmadan &ouml;nce idrar deliğine, arpa b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nde bir pamuk konularak idrarın dışarı &ccedil;ıkması &ouml;nlenmeli<b>.<br />
<br />
17-</b> İstibra yapılarak idrar kalmadığının anlaşılmasına, kalbin mutmain olmasına <b>istinka</b> denir. İstinkadan sonra, artık abdest alınabilir.<br />
<br />
<b>18-</b> Avret yerine ve necasete bakmamalı, tuvalete s&uuml;mk&uuml;rmemeli, t&uuml;k&uuml;rmemeli<b>.<br />
<br />
19-</b> Zaruretsiz ayakta idrar yapmamalı. Tuvalette elbiseye idrar sı&ccedil;ratmamalı. Bunun i&ccedil;in m&uuml;mk&uuml;nse, ayrı bir pijama, eşofman kullanılmalıdır. Tuvalete &ouml;zel pijama ile ve başı &ouml;rt&uuml;l&uuml; olarak girmek m&uuml;stehabdır.<br />
<br />
<b>20-</b> Tuvaletten &ccedil;ıkınca elleri yıkamalı<b>.<br />
<br />
21-</b> Hi&ccedil;bir suya, cami duvarına, mezarlığa ve yola abdest bozmamalıdır.<br />
<br />
<b>22-</b> Su bulunmazsa, taş ve benzerleriyle taharetlenmek, de su yerine ge&ccedil;er.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Tuvalet i&ccedil;in ayrı bir kıyafet kullanmak iyi olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, iyi olur. Hel&acirc; i&ccedil;in ayrı bir kıyafet giyinmek ve başı &ouml;rt&uuml;l&uuml; olmak m&uuml;stehabdır. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> Klozeti kullanmam daha rahat oluyor. Normal tuvalet yerine klozeti kullanmak uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Rahat taharet alınabiliyorsa, &uuml;st&uuml;m&uuml;ze necaset sı&ccedil;ratılmıyorsa mahzuru olmaz. Ancak, alaturka denilen normal tuvaleti kullanmak, tıbbi y&ouml;nden de &ccedil;ok faydalıdır. Necaset kolay temizlenir, &uuml;ste pislik sı&ccedil;rama durumu daha azdır. Necaset tam boşaldığı i&ccedil;in, idrar kesesi ve bağırsaklar rahat eder, necaset ge&ccedil;tiği yollarda kalmaz, dışarı &ccedil;ıkar. İdrar yolları, kalın bağırsak gibi organlardaki hastalıkların M&uuml;sl&uuml;manlarda neden &ccedil;ok az olduğunu araştıran yabancı tıp adamları, sebebinin klozet kullanmadıklarından dolayı olduğunu tespit etmişlerdir.<br />
<br />
&Ouml;zellikle prostat, idrar yolları hastalıkları, erkekler i&ccedil;in &ccedil;ok sıkıntı verici, aile saadetini etkileyen hastalıklardır. Ayakta da idrar yapmamalı ve sağlığa en uygun olan yolu se&ccedil;meli.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Hi&ccedil;bir suya abdest bozmamalı deniyor, klozet i&ccedil;indeki sular da, buna dahil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, klozetteki su, buna dahil değildir. Orası zaten abdest bozma yeridir. Abdest bozulması uygun olmayan sular; insan veya hayvanların i&ccedil;tiği, yahut insanların kullandığı sulardır. Bunlar da, ırmak, &ccedil;ay, g&ouml;l, g&ouml;let, havuz ve su birikintileridir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Tuvalete erkeklerin de kadınların da başı kapalı girmeleri m&uuml;stehab mıdır? Kadınlar, eşarp yerine bone ile girse, uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, tuvalete başı kapalı girmek m&uuml;stehabdır. Kadınlar bone ile girse yeterli olur.<br />
<br />
<b>Tuvalete girerken</b><br />
<b>Sual: </b>Tuvalete girerken, Euz&uuml; Besmele &ccedil;ekmeyi unutan kimse, i&ccedil;eri girince &ccedil;ekebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, avret yerini a&ccedil;madan &ouml;nce &ccedil;ekebilir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; genelde bug&uuml;nk&uuml; tuvaletlerde a&ccedil;ıkta pislik olmuyor. Başka kılınacak yer bulunamazsa, zaruret halinde, tuvalette namaz bile kılınır.<br />
<br />
<b>Tuvalete girerken<br />
Sual: </b>Kitaplarda, (Necaset bulunan yere girerken besmele &ccedil;ekmek mekruhtur, fakat tuvalete girerken besmele &ccedil;ekmelidir) deniyor. Tuvalette a&ccedil;ıkta necaset yoksa, besmele &ccedil;ekmek mekruh olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, mekruh olmaz.<br />
<br />
<b>Banyoya girerken<br />
Sual:</b> Klozeti olan banyoya abdest i&ccedil;in girerken sağ ayakla, abdest bozmak i&ccedil;in girersek sol ayakla girmek gerekiyor. Peki, &ouml;nce abdest bozup sonra abdest alacaksak, yani her ikisini de yapacaksak hangi ayakla girmek gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;nce abdest bozacaksak sol ayakla gireriz. &Ouml;nce abdest alıp sonra abdest bozmak i&ccedil;in girilmez. Ya sırf abdest bozmak i&ccedil;in girilir veya abdest bozup sonra, abdest almak i&ccedil;in girilir.<br />
<br />
<b>Ayakta bevletmek<br />
Sual: </b>Bir hadis-i şerifte, Peygamber efendimizin bir kere ayakta bevlettiği bildiriliyor. &Acirc;işe validemiz ise, <b>(Resulullah&#39;ın ayakta bevlettiğini hi&ccedil; g&ouml;rmedim, ayakta bevlettiğini s&ouml;yleyene inanmayın!)</b> buyuruyor. Bu bir &ccedil;elişkidir diyerek, bazı zındıklar hadis-i şeriflere saldırıyorlar. Bunun a&ccedil;ıklaması nasıldır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Burada bir tenakuz [&ccedil;elişki] yoktur. Resulullah efendimizin bir defa ihtiya&ccedil;tan dolayı ayakta bevletmesi [idrar yapması] &Acirc;işe validemizin s&ouml;z&uuml;ne aykırı değildir. Zaten hadis-i şerifte evde değil, bir &ccedil;&ouml;pl&uuml;kte ayakta bevlettiği bildiriliyor. &Acirc;işe validemizin bundan haberi olmaması normaldir. Belki de o zaman daha evlenmemişlerdi. (Ben &ouml;mr&uuml;mde Resulullah&#39;ın ayakta bevlettiğini duymadım, g&ouml;rmedim) demesinde bir yanlışlık yoktur.<br />
<br />
Biz hadis-i şeriflere g&ouml;re amel edemeyiz. Mezhebimiz, o hadis-i şeriflerden nasıl h&uuml;k&uuml;m &ccedil;ıkarmışsa &ouml;yle hareket ederiz. &Acirc;limlerimizin bazıları, <b>(Ayakta bevletmeyin!) </b>hadis-i şerifine uygun olarak ayakta bevletmeye mekruh demişler, bazıları da, ayakta bevletmeye ruhsat vermişlerdir. Eğer bir &ouml;z&uuml;r varsa, ayakta bevletmenin mekruh olmadığını bildirmişlerdir.<b> (Hindiyye, İslam Ahlakı)</b><br />
<br />
Oturup bevletme imk&acirc;nı yoksa yahut idrar sı&ccedil;ratma tehlikesi yoksa ayakta bevletmek mekruh olmaz. Bazı yerlerde alaturka tuvalet bulunmuyor, hepsi alafrangadır. Pissoir [Pisuar] denilen idrar yapma yerlerinden başka yerler yok. İhtiya&ccedil; h&acirc;linde, sı&ccedil;ratmamaya dikkat ederek, b&ouml;yle yerlerde ayakta bevletmek mekruh olmaz.<br />
<br />
<b>Klozet kullanmak<br />
Sual:</b> Yaşlı bir amca, <em>(Klozet Batı&rsquo;dan gelmiştir. M&uuml;sl&uuml;manın evinde klozet olmaz. Klozete oturanın &uuml;st&uuml;ne necaset bulaşır, necasetli kimse de imam olamaz)</em> diyerek, evinde klozet olan s&acirc;lih imamların arkasında namaz kılmıyor. Yaptığı yanlış değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette yanlıştır. Klozet kullanmak, &ccedil;atal kaşık kullanmak veya masada yiyip i&ccedil;mek gibi &acirc;dettir. İbadette değişiklik değildir. Dinen hi&ccedil;bir mahzuru yoktur. &Ouml;zellikle ihtiyarlar, şişmanlar ve hastalar i&ccedil;in &ccedil;ok rahattır. Necaset bulaştırmıştır diye klozete oturan s&acirc;lih imamın arkasında namaz kılmamak &ccedil;ok yanlıştır. (&Uuml;st&uuml;ne necaset bulaştırır) demek suizan olur. Klozet kullanmadan necaset bulaştıran olabileceği gibi, klozet kullanıp da necasete dikkat eden de olur.<br />
<br />
Bir başka husus da, imamın &uuml;st&uuml;nde necaset olsa da veya imam abdestsiz, hatt&acirc; k&acirc;fir olsa, cemaatin namazı sahih olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; cemaat bunları bilemez.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimsenin, banyo aldığı, guslettiği yere idrarını yapması dinen mahzurlu mudur?<br />
Cevap:</strong> Gus&uuml;l edilen, banyo yapılan yere bevl, idrar yapmak caiz değildir. Fakat bevl, idrar, akar, gider, toplanmazsa, bunlar caiz olur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3294]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 07 Şub 2026 03:00:12 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[2026 Yılı Ramazan İmsakiyesi, Sahur Vakti, İmsak Vakti, İftar Vakti]]></title>
<description><![CDATA[<style type="text/css">ul.imsakiye-liste {
  list-style: none;
  padding:0;
  margin:0;
}

ul.imsakiye-liste  li {
  padding: 10px 0;
  border-bottom: 1px solid #ccc;
}

ul.imsakiye-liste  li a {
  text-decoration:none;
}
ul.imsakiye-liste  li a:hover {
  text-decoration:underline;
}

/*
ul.imsakiye-liste  li:before {
  content: "\f0eb";
  font-family: "FontAwesome";
  color: orange;
  float: left;
  font-size: 1.5em;
  margin-right: 15px;
}*/
</style>
<ul class="imsakiye-liste">
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16702" target="_blank">ADANA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16703" target="_blank">ADAPAZARI (SAKARYA) Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16704" target="_blank">ADIYAMAN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16705" target="_blank">AFYON Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16706" target="_blank">AĞRI Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16707" target="_blank">AKSARAY Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16708" target="_blank">AMASYA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16709" target="_blank">ANKARA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16710" target="_blank">ANTAKYA (HATAY) Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16711" target="_blank">ANTALYA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16712" target="_blank">ARDAHAN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16713" target="_blank">ARTVİN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16714" target="_blank">AYDIN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16715" target="_blank">BALIKESİR Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16716" target="_blank">BARTIN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16717" target="_blank">BATMAN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16717" target="_blank">BAYBURT Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16719" target="_blank">BİLECİK Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16720" target="_blank">BİNG&Ouml;L Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16721" target="_blank">BİTLİS Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16722" target="_blank">BOLU Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16723" target="_blank">BURDUR Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16724" target="_blank">BURSA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16725" target="_blank">&Ccedil;ANAKKALE Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16726" target="_blank">&Ccedil;ANKIRI Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16727" target="_blank">&Ccedil;ORUM Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16728" target="_blank">DENİZLİ Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16729" target="_blank">DİYARBAKIR Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=18197" target="_blank">D&Uuml;ZCE Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16730" target="_blank">EDİRNE Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16731" target="_blank">ELAZIĞ Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16732" target="_blank">ERZİNCAN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16733" target="_blank">ERZURUM Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16734" target="_blank">ESKİŞEHİR Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16735" target="_blank">GAZİANTEP Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16736" target="_blank">GİRESUN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16737" target="_blank">G&Uuml;M&Uuml;ŞHANE Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16738" target="_blank">HAKKARİ Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16739" target="_blank">IĞDIR Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16740" target="_blank">ISPARTA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16741" target="_blank">İSTANBUL Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16742" target="_blank">İZMİR Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=62353" target="_blank">İZMİT (KOCAELİ) Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16743" target="_blank">KAHRAMANMARAŞ Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16744" target="_blank">KARAB&Uuml;K Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16745" target="_blank">KARAMAN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16746" target="_blank">KARS Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16747" target="_blank">KASTAMONU Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16748" target="_blank">KAYSERİ Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16750" target="_blank">KIRIKKALE Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16751" target="_blank">KIRKLARELİ Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16752" target="_blank">KIRŞEHİR Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16749" target="_blank">KİLİS Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16753" target="_blank">KONYA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16754" target="_blank">K&Uuml;TAHYA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16755" target="_blank">MALATYA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16756" target="_blank">MANİSA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16757" target="_blank">MARDİN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16758" target="_blank">MERSİN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16759" target="_blank">MUĞLA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16760" target="_blank">MUŞ Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16761" target="_blank">NEVŞEHİR Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16762" target="_blank">NİĞDE Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16763" target="_blank">ORDU Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16764" target="_blank">OSMANİYE Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16765" target="_blank">RİZE Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16766" target="_blank">SAMSUN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16767" target="_blank">SİİRT Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16768" target="_blank">SİNOP Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16769" target="_blank">SİVAS Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16770" target="_blank">ŞANLIURFA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16771" target="_blank">ŞIRNAK Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16772" target="_blank">TEKİRDAĞ Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16773" target="_blank">TOKAT Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16774" target="_blank">TRABZON Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=16775" target="_blank">TUNCELİ Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=18138" target="_blank">UŞAK Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=18159" target="_blank">VAN Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=18161" target="_blank">YALOVA Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=18180" target="_blank">YOZGAT Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
	<li><a href="https://ramazan.dinimizislam.com/imsakiye.asp?il=18196" target="_blank">ZONGULDAK Ramazan İmsakiyesi 2026</a></li>
</ul>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14943]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 06 Şub 2026 23:05:19 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Evlilik ve aile ile ilgili çeşitli sorular]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Evlenecek olanlara, <b>M&uuml;rşid-i m&uuml;teehhilin</b> kitabı tavsiye ediliyor. Bu kitap muteber midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Osmanlıca orijinali muteberdir. Bunun dışındaki baskıları, bazı mahzurları olduğu i&ccedil;in tavsiye etmiyoruz. Evlilikle ilgili&nbsp;sitemizde yeterli bilgi mevcuttur.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Tanımadığımız bir insanın iyi veya k&ouml;t&uuml; olduğunu nasıl anlarız?<br />
<b>CEVAP</b><br />
S&ouml;zlerine ve işlerine bakılır. Dine uygun hareket ediyorsa ve dine uygun konuşuyorsa iyi, dine aykırı ise k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Herkesin değeri, s&ouml;ylediği g&uuml;zel s&ouml;zlere, yaptığı iyi işlere g&ouml;re &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;r.) </b>[M. Cami]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir kadının kalktığı yer soğumadan hemen oraya bir erkeğin oturması mekruh olur deniyor. Belediye otob&uuml;slerinde de durum b&ouml;yle midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet. Ancak belediye otob&uuml;slerinde oturması gereken kimsenin, başkası kapmasın diye oturması mekruh olmaz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> M&uuml;sl&uuml;man bir arkadaş, komşu kızımıza talip oldu. Bize de, (Bu kızın k&ouml;t&uuml; huyları var mı?) diye sordu. Biz de bazı k&ouml;t&uuml; huylarını biliyorduk. Biz bilmiyoruz diyerek bu k&ouml;t&uuml; huylarını saklamamız caiz olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caiz olmaz. S&ouml;ylenmesi gerekenleri s&ouml;ylemek gerekir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Damat siyah elbise giyse caiz mi, k&acirc;fire benzemiş olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caizdir. Benzemiş olmaz.<br />
<br />
<b>Sual: </b>D&uuml;ğ&uuml;ne kimleri davet etmeli?<br />
<b>CEVAP</b><br />
D&uuml;ğ&uuml;nde, fakir-zengin ayrımı yapmadan davet edilmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Yemeklerin en fenası, zenginlerin davet edilip de fakirlerin &ccedil;ağrılmadığı d&uuml;ğ&uuml;n yemekleridir.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>Sual: </b>D&uuml;ğ&uuml;nde davul ve def &ccedil;almak g&uuml;nah mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Davul &ccedil;alarak d&uuml;ğ&uuml;n&uuml; tanıdıklara duyurmak s&uuml;nnettir. Kadınların d&uuml;ğ&uuml;nde kendi aralarında def &ccedil;alıp oynamaları caizdir. <b>(Menahic-&uuml;l-ibad, K.Saadet)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> D&uuml;ğ&uuml;nde &ccedil;algı &ccedil;almak eğlenmek g&uuml;nah mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
D&uuml;ğ&uuml;nde kadınların def &ccedil;alıp oynaması caizdir. D&uuml;ğ&uuml;n&uuml; duyurmak i&ccedil;in davul &ccedil;almak da caizdir. Diğer m&uuml;zik aletlerini &ccedil;almak caiz değildir. Haram işlemeden eğlenmek g&uuml;nah değildir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir d&uuml;ğ&uuml;nde eğer &ccedil;algı &ccedil;alınıyorsa oraya gidilmez mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mecburiyet yoksa gidilmez.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Bazı arkadaşlar, evlenmeden &ouml;nce işledikleri g&uuml;nahları kocalarına s&ouml;yl&uuml;yorlar. S&ouml;ylemek lazım mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, bir kadın, evlenmeden &ouml;nce işlediği g&uuml;nahları kocasına s&ouml;ylememelidir. Aslında g&uuml;nah hi&ccedil; kimseye s&ouml;ylenmez! Tevbe edilip bir daha yapılmayan g&uuml;nahları Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; affeder.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Evdeki işleri kimin yapması lazım?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hanım ev işlerini yapmaya mecbur değildir. Ancak, erkek de ihsan etmeye mecbur değil. Kadın ev işini yapınca erkek de fazlası ile ihsanda bulunur. Bu işler karşılıklı olur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Sokakta eşimizle el ele tutuşup gezmemizde, &ouml;p&uuml;şmemizde bir mahzur var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kol kola girilebilir. Ancak diğerlerini yapmak hayasızlık olur. Hadis-i şerifte <b>(Haya imandadır)</b> buyuruldu. (Buhari)<br />
<br />
O dediğiniz işleri evde, insanların g&ouml;rmediği yerlerde yapmak sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Karı koca birbirine sevgi ile bakınca Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da onlara rahmet nazarı ile bakar ve ellerini ellerine aldıklarında, g&uuml;nahları parmakları arasından d&ouml;k&uuml;l&uuml;r.)</b> [R&acirc;fi&rsquo;&icirc;]<br />
<br />
<b>(Erkek hanımının y&uuml;z&uuml;ne sevgi ile bakarsa, bir k&ouml;le azat etmiş sevaba kavuşur. Tebess&uuml;m ederse hac ve umre sevabı, kucaklayıp &ouml;perse sıddıklık sevabı verilir. Eğer beraber olurlarsa, g&uuml;nahları &ccedil;ok olsa da, ikisi de mağfiret olur.)</b> [R. Nasıhin]<br />
<br />
Resulullah efendimiz, <b>(Hanımıyla cima edene sadaka sevabı verilir) </b>buyurunca, eshab-ı kiram, (Bu işi şehvetle yapan da aynı sevaba kavuşur mu?) diye sordular, <b>(O kimse, şehvetini harama harcamasında </b>[zina falan ederse],<b> g&uuml;nah olduğu gibi, helale harcamasında da sevap vardır)</b> buyurdu. (M&uuml;slim)<br />
<br />
<b>Sual:</b> Yeni doğan &ccedil;ocukları tuzlamak gerektiği s&ouml;yleniyor. B&ouml;yle bir şey var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tuzlamak gerekmez. Tuzlama diye bir şey yoktur. Anadolu&rsquo;da bazı yerlerde yapılıyorsa da dini mahiyeti yoktur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> İki yeni doğan &ccedil;ocuğun 40 g&uuml;nl&uuml;k olmadan bir araya gelmesinin bir mahzuru var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hi&ccedil;bir mahzuru yoktur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Benim bir kızım var, &ccedil;ok utanga&ccedil;tır. Erkeklerin yanına &ccedil;ıkmaya, onlarla y&uuml;z&uuml; kızarmadan konuşmaya utanıyor. Bu bir hastalık mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Utanmak &ccedil;ok iyidir. Peygamber efendimizin hayasından yani utanmasından bahsedilirken, (Resulullahın hayası, b&acirc;kire İslam kızlarının hayalarından daha &ccedil;oktu) buyuruluyor. Kadınlar i&ccedil;in utanmak fazilettir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Haya on kısımdır biri erkeklerde, dokuzu kadınlarda. B&ouml;yle olmasaydı kadınlar, hayvanlar gibi, erkeklerin ayakları altına, d&ouml;k&uuml;l&uuml;rd&uuml;.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Hanımım &ccedil;ok &ccedil;ekingendir. &Ccedil;ekingen olması k&ouml;t&uuml; m&uuml;d&uuml;r?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hazret-i Ali buyuruyor ki:<br />
&Uuml;&ccedil; haslet var ki erkekler i&ccedil;in k&ouml;t&uuml;, ev kadınları i&ccedil;in iyidir:<br />
<b>1-</b> Cimrilik erkek i&ccedil;in k&ouml;t&uuml;d&uuml;r, evine ve ihtiya&ccedil;larına harcayamaz.<br />
<b>2-</b> Kendini beğenmek erkek i&ccedil;in k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Kendini beğenen, başkasını aşağı g&ouml;r&uuml;r. Bu da iyi değildir.<br />
<b>3-</b> Korkaklık, &ccedil;ekingenlik erkekler i&ccedil;in iyi değildir. Faydalı işleri yapamaz.<br />
<br />
Aynı huylar ev kadınları i&ccedil;in iyidir:<br />
<b>1-</b> Kadın cimri, fazla tutumlu olursa, kocasının ve kendi malını muhafaza eder, bir yere harcamaz.<br />
<b>2-</b> Kadın kendini beğenirse, sert ve kesin konuşur, erkekler bundan &uuml;midini kesmiş olurlar.<br />
<b>3-</b> Kadının &ccedil;ekingen olması da &ccedil;ok iyidir. L&uuml;zumsuz yerlere gitmez, tehlikeli işlerden ka&ccedil;arlar.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Almanya&rsquo;da yaşıyoruz.<b> </b>Doğumu ger&ccedil;ekleştirecek doktorun bayan doktor mu olması lazım? İsteğimize bağlı olabilir, anlayışla karşılıyorlar?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bayan doktor olması lazım. Elbette bayan doktor isteyin.<b> </b><br />
<br />
<b>Sual:</b> Amca kızı ile evlenen bir defa mı tenzihen mekruh işlemiş olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, bir defa tenzihen mekruh işlemiş olur..<br />
<br />
<b>Sual:</b> M&uuml;min kadına, melek gibidir demek caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Denebilir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Hanımın, kocasının elini &ouml;pmesi caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Hanım, kocasını, Ali bey, Veli efendi diye &ccedil;ağırsa, caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Oranın &acirc;detine itibar olunur. [Ayıplanmıyorsa caizdir.]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Hanımla iyi ge&ccedil;inmek farz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Herkesle iyi ge&ccedil;inmek farz. Kalb kırmak haramdır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Nikahlı kıza, babasının evinde iken, kocası nafaka verir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> D&uuml;ş&uuml;k &ccedil;ocuk da ana-babasına şefaat eder mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Canlı doğup &ouml;len &ccedil;ocuklar şefaat eder.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Aldığımız elbiseleri, &ccedil;ocuklara ariyet verirsek, birininkini &ouml;teki &ccedil;ocuğa giydirebilir miyiz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Acirc;riyet verilince uygun olur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Sakal bırakmak i&ccedil;in, hanımdan izin almak gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> &Ccedil;ocuğa kocam i&ccedil;in (babamız &ccedil;ağırıyor) demem g&uuml;nah mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Huysuz hanımın &ouml;lmesini istemek caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zararlı k&acirc;fir ve zalimden başkasının &ouml;l&uuml;m&uuml; istenmez.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Baba, yetişkin kızını &ouml;pebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Ramazan ayında &ccedil;ocuk yaparsak asi olurmuşuz, doğru mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
B&ouml;yle bir şeyin aslı yoktur. &Ccedil;ocuk yapmak tabiri de hoş değil. &Ccedil;ocuğu Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yaratır. İnsanlar sadece sebeptir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Kadın veya erkek, namaz kılmayan eşinden ayrılmazsa g&uuml;naha girer mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kadın, namaz kılmayan kocasından ayrılmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kocanın g&uuml;nahı eşinden sorulmaz. Farzı yapmayan kadını boşamamak g&uuml;nah değildir. Namaz kılmayan kadını boşamak gerekmez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; namazın faydası kocası i&ccedil;in değildir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> V&uuml;cut temizliğinde, tırnak, kıl kesmenin &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her hafta sa&ccedil;, sakal ve bıyık tıraş etmek, tırnak kesmek, koltuk, kasık temizlemek s&uuml;nnettir. Daha fazla geciktirmek ve hele kırk g&uuml;n uzatmak g&uuml;nah olur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Herkese itimat ediyorum. Bu y&uuml;zden &ccedil;ok aldatılıyorum. Doğru mu yapıyorum?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde herkese itimat etmek doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Ahir zamanda, helal para ve kendisine itimat edilen arkadaş az bulunur.)</b> [İ.Asakir]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Arkadaşlarla bir araya geldiğimizde az da olsa dinden bahsedelim diyorum. İş i&ccedil;in toplandık diyenler oluyor. Halbuki bahsedilse daha iyi değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ne maksatla olursa olsun, yapılan toplantılarda, mutlaka dinden, imandan bahsetmeli, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya hamd, Muhammed aleyhisselama salevat getirmeli. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&rsquo;ı anmadan, Peygambere salevat getirmeden toplanıp dağılmak, leşin başından dağılmak gibidir.)</b> [İ.Ahmed]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Otururken bir şeye dikkat etmek lazım mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Otururken kıbleye karşı oturmak iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Her şeyin bir efendisi vardır. Meclislerin efendisi de kıbleye doğru oturmaktır.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Ben jinekolog bir bayan doktorum. Bekaretini kaybeden kızlar, diktirmek i&ccedil;in bize başvuruyorlar. Ben m&uuml;sl&uuml;man bir doktor olarak bunu yapmayı uygun bulmuyorum. Fakat tesett&uuml;rl&uuml; kızlar da geliyor. Zina etmediklerini tahmin ettiğim bu kızlar, sivri herhangi bir şeyi kastederek, bir kaza ge&ccedil;irdik bizimkini diker misiniz diyorlar. Bunlarınkini dikmem g&uuml;nah olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zina edenlerinkini dikmek, onların yaptıkları hileye ortak olmak demektir. Veballi bir iştir. Bu arada kaza ile yırtılanların da olması m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Bunu tespit etmek tıp&ccedil;a m&uuml;mk&uuml;n olmadığına g&ouml;re, m&uuml;sl&uuml;man olan kızların s&ouml;zlerine itimat etmenizde vebal olmaz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Fakirliğe sebep olanlar nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hadis-i şerifte ş&ouml;yle bildirilmiştir:<br />
C&uuml;n&uuml;p olarak yemek yemek.<br />
Ekmek ufağını, hor g&ouml;r&uuml;p basmak.<br />
B&uuml;y&uuml;klerin &ouml;n&uuml;nde y&uuml;r&uuml;mek.<br />
Babasını ve anasını adıyla &ccedil;ağırmak.<br />
Defi hacet yaptığı yerde, temizlemeden abdest almak.<br />
&Ccedil;anağı ve &ccedil;&ouml;mleği, yıkamadan yemek koymak.<br />
Elbisesini &uuml;st&uuml;nde dikmek.<br />
A&ccedil; iken soğan yemek.<br />
Y&uuml;z&uuml;n&uuml; elbisesi ile silmek.<br />
Evinde &ouml;r&uuml;mcek bırakmak.<br />
Sabah namazını kılınca mescidden acele &ccedil;ıkmak.<br />
Pazara, erken gidip, ge&ccedil; d&ouml;nmek.<br />
Babaya ve anaya, k&ouml;t&uuml; duada bulunmak.<br />
Yemek kaplarını a&ccedil;ık bırakmak.<br />
Bir iş yaparken besmele &ccedil;ekmemek.<br />
Zaruretsiz ayakta defi hacet g&ouml;rmek.<br />
<br />
<b>Sual:</b> G&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n şartları &ccedil;ok ağır, artık yılgınlık geldi, her şeye k&uuml;s&uuml;p, pes etmek &uuml;zereyim...<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yılmak, pes etmek yok. Şu olay belki azminizi artıracaktır. İlmi ve &acirc;limleri seven ve İslamiyet&rsquo;e &ccedil;ok hizmetleri ge&ccedil;en Timur Han, ilk savaşlarının birinde bozguna uğradıktan sonra, &ccedil;adırına &ccedil;ekilir. İşin i&ccedil;inden nasıl &ccedil;ıkacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken, &ccedil;adır bezinin &uuml;st&uuml;nde bir karıncanın tırmana tırmana yukarıya &ccedil;ıktığını g&ouml;r&uuml;r. Hemen bir fiske atıp yere d&uuml;ş&uuml;r&uuml;r. Yine d&uuml;ş&uuml;ncelerine dalar. Bir iki dakika sonra hayvanın tekrar yukarı &ccedil;ıkmaya başladığını g&ouml;r&uuml;r. Onu tekrar yere d&uuml;ş&uuml;r&uuml;r. Ama biraz sonra yine aynı manzarayla karşılaşır. Bu h&acirc;l &ccedil;ok defa tekrarlanınca, Timur Han nihayet elini alnına koyup, <b>&quot;İşin sırrını şimdi &ccedil;&ouml;zd&uuml;m. Bunu bana bu karınca &ouml;ğretti. Başarının yegane &ccedil;aresi sebat etmektir&quot;</b> der ve ondan sonra &ouml;mr&uuml; boyunca bu esastan ayrılmaz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Yatağa girince hangi tarafa yatılır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sağ tarafa, kıbleye karşı yatılır. Sonra sola d&ouml;n&uuml;lebilir. Hatta rahatsız olan sırt &uuml;st&uuml; de yatabilir. Y&uuml;z&uuml;koyun yatmak mekruhtur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Sırt&uuml;st&uuml; yatmak da mekruh mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet. Hastalar rahat ettiği şekilde yatar.<br />
<br />
<b>Sual:</b> İhtiya&ccedil; olunca, 2 kadın veya 2 erkek aynı yatakta yatabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yatabilir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> &Ouml;ğretmek i&ccedil;in akıl baliğ oğulun elini &ouml;pmek haram mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Beni boşayan kocamın, mahkeme kararı ile &ccedil;ocuğuma verdiği nafakayı almam caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette caizdir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Vazife icabı d&ouml;vmek gerektiğinde, ne yapmalı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Terbiye i&ccedil;in baba oğlunu, hoca talebesini hafif d&ouml;vebilir. Tokat atamaz. Başka ceza vermeli.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Doğup b&uuml;y&uuml;nen yeri, akraba olmasa da ziyaret iyi mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Faydalıdır, kalbe rikkat verir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> G&uuml;nd&uuml;z&uuml;n ilk vaktinde uyumak mekruh. Bu hangi vakittir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;neş doğduktan işrak vaktine kadar olan vakittir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Hangi lisanı &ouml;ğrenmelidir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İngilizce ve Arap&ccedil;a.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Kurumuş ekmekleri &ccedil;&ouml;pe atmak uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kurumuş da olsa, ekmeği &ccedil;&ouml;pe atmak hi&ccedil; uygun değildir. &Uuml;stelik israf da olur. Bir hayvana yedirilirse israf olmaz. Ekmek par&ccedil;alarını, kırıntılarını &ccedil;&ouml;pe atmayıp yemek sevap olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Sofradan d&uuml;şen kırıntıları yiyen fakirleşmez, &ccedil;ocukları da ahmak olmaz.) </b>[İ.Neccar]<br />
<br />
<b>Sual: </b>Oturmak i&ccedil;in ev ararken nelere dikkat etmelidir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her m&uuml;sl&uuml;manın, bilhassa yeni evlilerin, ehl-i s&uuml;nnet olan ve haramlardan sakınan, ibadetini yapan salih m&uuml;sl&uuml;manlar arasında ev araması gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Ev satın almadan &ouml;nce, komşuların nasıl olduklarını araştırınız! Yola &ccedil;ıkmadan &ouml;nce, yol arkadaşınızı se&ccedil;iniz!) </b>[Şir&rsquo;a]<br />
<br />
<b>Sual: </b>K&uuml;pe i&ccedil;in kulağımı deldirmedim. Bazı kadınlar, &quot;Kulağı deldirmek s&uuml;nnettir. K&uuml;pe i&ccedil;in kulağını deldirmeyen g&uuml;naha girer&quot; dediler. Kulağımı deldirmesem g&uuml;naha girer miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
K&uuml;pe takmak i&ccedil;in kız &ccedil;ocuğun kulağını delmek caizdir. <b>(Eşbah)</b><br />
K&uuml;pe takmak ibadet değil &acirc;dettir. Peygamber efendimizin ibadet olarak değil de, &acirc;det olarak devamlı yaptığı veya yapılmasına izin verdiği şeylere, (S&uuml;nnet-i zevaid) denir. Zevaid s&uuml;nnetleri terk etmek g&uuml;nah olmaz. Mesela Peygamber efendimiz, g&uuml;m&uuml;ş y&uuml;z&uuml;k takardı. G&uuml;m&uuml;ş y&uuml;z&uuml;k takan Eshab-ı kirama da mani olmazdı. Erkeklerin g&uuml;m&uuml;ş y&uuml;z&uuml;k takmaları (s&uuml;nnet-i zevaid) olduğu i&ccedil;in terk etmeleri g&uuml;nah olmaz. Bayramlarda herkesin takması m&uuml;stehaptır. G&ouml;steriş i&ccedil;in takmak haramdır. <b>(Mevahib)</b><br />
<br />
<b>Sual: </b>Hamileyken sa&ccedil; kestirmekte mahzur var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hamileyken veya değilken, ihtiya&ccedil; varsa sa&ccedil; kestirmekte mahzur yoktur. Hamile değilken de, l&uuml;zumsuz yere sa&ccedil; kestirmek uygun değildir. <b>(Hadika)<br />
<br />
Sual: </b>Ka&ccedil; yaşına gelen kız &ccedil;ocuğunun odasını ayırmak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
On yaşına gelen kız ve erkek &ccedil;ocuğun yatak odasını birbirinden ve ana-babanın odasından ayırmalıdır. <b>(Hadika)<br />
<br />
Sual: </b>Camiye bitişik lokalde, dinimize aykırı olmayan toplantılar yapmak, kına gecesi d&uuml;zenlemek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caizdir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Burada dini bilgisi olmayan yaşlı bir kadın, <b>Kırk Yasin Toplantısı </b>d&uuml;zenliyor. Namazdan haberi olmayan ve tesett&uuml;re riayet etmeyen kadınları topluyor, &ccedil;eşitli dedikodulardan sonra ezbere bilenlere Yasin okutuyor. B&ouml;ylece Cennete gidileceğini s&ouml;yl&uuml;yor. Bu kadının yaptığı uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sadece Bel&ccedil;ika&rsquo;da değil, d&uuml;nyanın &ccedil;eşitli yerlerinde dine aykırı acayip toplantılar yapılıyor, &acirc;detler ibadetlere karıştırılıyor. B&ouml;yle toplantılarda muteber bir ilmihal okunması &ccedil;ok iyi olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; itikadı d&uuml;zg&uuml;n olmayanın, bid&#39;at işleyenin, ibadetleri kabul olmaz.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Evde huzursuzluk olmaması iyi midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği ev halkı arasında m&uuml;layemet </b>[uygunluk, yumuşaklık] <b>olur.) </b>[İ.Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir &ccedil;ocuklu eşim İstanbul&rsquo;dan İzmir&rsquo;e gidince, orada bir arkadaşımla beraber olduğunu itiraf etti. Bir daha b&ouml;yle bir şey olmaması i&ccedil;in, o arkadaşı tehdit etmem veya g&ouml;zdağı i&ccedil;in yaralamam uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
O insanın yaralanması veya &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesi asla &ccedil;are değildir. O arkadaşla niye beraber olduğunu tespit etmek gerekir. Sizden daha mı zengin? Mevkisi mi y&uuml;ksek? Daha mı yakışıklı? Mutlaka bir sebebi vardır. O sebepler bir başkasında da olabilir. Sizden ayrılıp, o arkadaşla evlense bile, ondan daha iyisini bulunca bu sefer onunla da beraber olabilir.<br />
<br />
O arkadaş İstanbul&rsquo;a gelip beraber olmuyor ki. Kabahat onun ayağına giden eşinizdedir. Tehdit edilmesi gereken biri varsa eşinizdir. Bir daha &ouml;yle bir şey duyarsam seni bırakabilirim diye g&ouml;zdağı vermeniz gerekir. &Ccedil;ocuğumuz var diye g&ouml;z yumuyorsanız, bu da sizin bileceğiniz bir iş.<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte <b>(Kadınlarınızın iffetli olmasını istiyorsanız, siz iffetli olunuz) </b>buyuruluyor. Siz başkasının karısına kızına b&ouml;yle şeyler yapıyorsanız, sizin başınıza da aynı şeylerin gelmesi anormal sayılmaz. Etme bulma d&uuml;nyasındayız.<br />
<br />
<strong>Sual:</strong> Din kitaplarında <strong>vaty</strong> ve <strong>cima</strong> kelimeleri ge&ccedil;iyor. Bunlar aynı şeyler midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
<b>Vaty,</b> cinsel ilişkinin genel ismidir. Nikahlı ile olan ilişkiye <b>cima</b>, nikahsız olan ilişkiye ise, <b>zina</b> denir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Evimizin ihtiya&ccedil;ları i&ccedil;in, beyimin cebinden habersiz para almam, caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caiz değil, haramdır.<br />
<br />
<b>Tek başına<br />
Sual: </b>Bir kimsenin evde tek başına yaşaması caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mekruhtur. Bir mazereti varsa, o zaman yalnız kalabilir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Dinde ikinci bir kadınla evlenmenin h&uuml;km&uuml; nedir?<br />
<b>CEVAP </b><br />
Din kitaplarımızda ş&ouml;yle bildiriliyor:<br />
<br />
D&ouml;rde kadar evlenmek, vacib, hatta mendub da değildir. İhtiya&ccedil; halinde izin verilmiştir. Bu bir emir olmadığı gibi, kadınlar da bunu kabul etmeye mecbur değildir. <b>(Nimet-i İslam)</b><br />
<br />
Devlet haram olmayan bir şeyi yasak ederse, bu şeyi yapmak mubah olmaktan &ccedil;ıkar, haram olur; &ccedil;&uuml;nk&uuml; M&uuml;sl&uuml;man, kanuna karşı gelmez, su&ccedil; da işlemez. Bir erkeğin ikinci bir kadınla evlenmesi i&ccedil;in, bu hususta birinci hanımının hakkını koruyan ekonomik ve sosyal şartlar vardır. İkinci kadının da, ayrıca hakları vardır. Bu şartlara haiz olmayanın, ikinci bir kadınla evlenmesini dinimiz yasak etmiştir. Zaruretsiz, b&ouml;yle bir şey yaparak birinci kadını incitmek haramdır. Hayat şartları da, g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alınınca, ikinci bir kadınla evlenmenin caiz olmayacağı a&ccedil;ıktır. &Ouml;rf ve &acirc;dete t&acirc;bi olan ahk&acirc;mın, zamana g&ouml;re değişebileceğini İslam dini kabul eder. <b>(Herkese Lazım Olan İman)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> D&uuml;ğ&uuml;nlerde, &acirc;dete uyarak, gelin arabasının &ouml;n&uuml;n&uuml; kesip, para alıyorlar. Gelinin akrabaları kapıyı kapatıp, para almadan a&ccedil;mıyorlar. B&ouml;yle alınan paralar helal olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Rızalarıyla veriyorlarsa helal olur. Mecbur bırakılarak, gasp ediliyorsa helal olmaz.<br />
<br />
<b>Evlilik g&uuml;n&uuml;<br />
Sual</b>: Evlilik i&ccedil;in belli bir gece var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Pazartesi ve Cuma gecelerini tercih etmelidir.<br />
<br />
<b>Allah&rsquo;ın emriyle<br />
Sual: </b>Kız istenirken <b>(Allah&rsquo;ın emriyle)</b> deniyor. Evlenmek farz mı da b&ouml;yle s&ouml;yleniyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın her emri farz değildir. Kur&rsquo;an-ı kerimde evlenilmesi haram olanlar ve caiz olanlar bildirilmiştir. Evlenmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrine aykırı değildir. Kur&rsquo;an-ı kerimde,<b> (Haksızlık yapmaktan korkarsanız, bir kadınla evlenin!)</b> buyuruluyor. Evlenmek farz değildir. Allah&rsquo;ın emriyle demek, Allah&rsquo;ın emrine aykırı olmayan, onun emrine uygun olan demektir.<br />
<br />
<b>Kadının s&uuml;t&uuml;</b><br />
<b>Sual:</b> <em>(&Uuml;&ccedil; yaşındaki bir &ccedil;ocuk, bir kadının s&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;se, o kadının s&uuml;t &ccedil;ocuğu olmaz. Bu bakımdan, erkeğin hanımının s&uuml;t&uuml;n&uuml; emmesinde bir mahzur yoktur)</em> deniyor. Doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yanlıştır. Erkeğin, hanımının s&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;mesiyle s&uuml;t &ccedil;ocuğu olmadığı doğruysa da, hanımının s&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;mesi haramdır. Ancak salih ve uzman olan doktor, (Kadın s&uuml;t&uuml;, bu hastalığa iyi gelir) derse, o zaman ila&ccedil; olarak i&ccedil;ilebilir. <b>(İslam Ahlakı)</b><br />
<br />
<b>Yemek i&ccedil;in &uuml;cret<br />
Sual:</b> Dinimize g&ouml;re kadın evde yemek pişirmek zorunda olmadığına g&ouml;re, yemek yaparsa, bunlar i&ccedil;in kocasından &uuml;cret istemesi gerekir mi? Kadın yemek yapmazsa kadının yiyeceğini erkeğin getirmesi gerekmez mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kadın &uuml;cret istemez. Kendisine yaptığı yemekten kocasına da verir. M&uuml;sl&uuml;man kadınlar bu ihsanı kocalarına yapmışlardır. Kadın yemek pişirmem derse, pişir diye zorlanamaz. Kocası ona peynir, zeytin gibi şeyler getirir. <b>(Hindiyye)</b><br />
<br />
<b>Nik&acirc;hta istibra</b><br />
<b>Sual:</b> Seadet-i Ebediyye&rsquo;de, <b>(Zina eden kadını başkasının, istibra etmeden nik&acirc;h etmesi caiz olur) </b>deniyor. Burada istibra nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Buradaki istibra, nik&acirc;hla alınan zina etmiş bir kadının, gebe olmadığına kanaat getirmek i&ccedil;in, bir &acirc;det g&ouml;r&uuml;nceye kadar beklemek demektir. Bu zamanı beklemeden başka birinin nik&acirc;h etmesi, yani evlenmesi caizdir.<br />
<br />
<b>Evlenene yardım<br />
Sual:</b> <b>(Ev alanla evlenene Allah yardım eder)</b> atas&ouml;z&uuml; doğru mudur? Evlenecek olan fakire Allah yardım eder mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Atas&ouml;zleri genelde &acirc;yet-i kerime ve hadis-i şeriflerin a&ccedil;ıklaması mahiyetinde olur. Bu s&ouml;z de, diğer atas&ouml;zleri gibi doğrudur. Nur suresinin <b>(Aranızdaki bek&acirc;r </b>[veya dul]<b> k&ouml;le ve cariyelerden </b>[evlenecek durumda olan] <b>salihleri evlendirin! Eğer onlar fakirseler, Allah kendi l&uuml;tfuyla onları zenginleştirir. Allah&rsquo;ın l&uuml;tfu boldur. O, her şeyi hakkıyla bilendir)</b> mealindeki 32. &acirc;yet-i kerimesiyle, <b>Deylemi</b>&rsquo;nin bildirdiği <b>(Rızkı evlilikte arayın!)</b> hadis-i şerifi gereğince, evlilik genelde rızık bolluğuna ve nimet &ccedil;okluğuna sebep olur.<br />
<br />
<b>Şahitlerin kızı tanıması</b><br />
<b>Sual: Seadet-i Ebediyye</b>&rsquo;de, (Nik&acirc;h kıyılırken, veli veya vekil, şahitlerin bildiği kadının yalnız ismini s&ouml;yler. Şahitlerin tanımadıkları kadının, babasının ve dedesinin adını da s&ouml;ylemesi lazımdır. Tanımak, kimin kızı ve hangi kızı olduğunu bilmek demektir. Şahsını, şeklini bilmek değildir) deniyor. Buna g&ouml;re, babasını ve dedesini de hi&ccedil; tanımasak, nik&acirc;h sahih olur mu? Kızda olduğu gibi oğlanı da tanımaları gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tanımak tarif edilirken, (İsmini bilmek demek değildir) deniyor. Kız nik&acirc;hta bulunmuyorsa, yani şahitler kızı g&ouml;rm&uuml;yorsa, kızın ismi ve soyadı s&ouml;ylenilse, fakat o kız bilinmiyorsa nik&acirc;h sahih olmadığı gibi, sadece babasının ve dedesinin ismini bilmekle de nik&acirc;h ge&ccedil;erli sayılmaz. Mesela Ali oğlu Veli&rsquo;nin kızı dense, sarı &ccedil;izmeli Mehmet ağanın kızı gibi bir şey olur. Sarı &ccedil;izmeliyi bilmiyoruz ki, nik&acirc;h sahih olsun. Kızı tanımak, kimin hangi kızı olduğunu bilmek demektir deniyor. B&uuml;y&uuml;k kızı mı, k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızı mı, bunu da bilmek şarttır. Ali ve oğlu Veli de bilinmiyorsa nik&acirc;h sahih olmaz. Mesela Turgut &Ouml;zal&rsquo;ın b&uuml;y&uuml;k kızı dense, &Ouml;zal&rsquo;ı şahitler tanıdığı i&ccedil;in nik&acirc;h sahih olur. B&uuml;y&uuml;k kızını hi&ccedil; g&ouml;rmeseler de sahih olur. Kimin hangi kızı olduğu bellidir.<br />
<br />
Oğlan da, nik&acirc;hta bulunmayıp yerine vekili varsa, oğlanın da kim olduğu bilinmiyorsa, şahitlerin, kızda olduğu gibi oğlanı da tanımaları gerekir. Erkek genelde tanındığı i&ccedil;in, tanınmasa da, nik&acirc;hta bulunduğu i&ccedil;in, kitaplarda kızı tanımak bildiriliyor. Ali oğlu Veli&rsquo;nin kızı, Mahir oğlu Tahir&rsquo;in oğluyla evlense, şahitler bunları tanımasa nik&acirc;h sahih olmaz. Yahut kızı tanısalar, oğlanı tanımasalar yine nik&acirc;h sahih olmaz.<br />
<br />
<b>Eşi ismiyle &ccedil;ağırmak</b><br />
<b>Sual: </b>Kadın, eşine ismiyle hitap etse g&uuml;nah olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İbni &Acirc;bidin hazretleri buyuruyor ki: Ana babayı ve kadının zevcini, isimleriyle &ccedil;ağırması tahrimen mekruhtur, k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;nahtır. Tazimle, saygı anlatan kelimelerle ve yanına giderek &ccedil;ağırmaları lazımdır. Uzaktan, y&uuml;ksek sesle &ccedil;ağırmamalı. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
İsmi ne ise sonuna bey kelimesini getirerek, mesela Ali Bey, Veli bey gibi s&ouml;ylenebilir. Mesleği ne ise &ouml;yle hitap edebilir. Doktorsa doktorum veya doktor diyebilir. Bunun gibi, onbaşım, &ccedil;avuşum, y&uuml;zbaşım, komutanım, polisim, patronum, mimarım, t&uuml;ccarım, kaptanım, pilotum, avukatım, ustam, reisim, başkanım, hocam, &ouml;ğretmenim, şefim, m&uuml;d&uuml;r&uuml;m, noterim denebilir. Yahut sevdiği sıfat ne ise o da s&ouml;ylenebilir. Beyim, aslanım, yiğidim, hayatım, şekerim gibi. Erkek hangisinden hoşlanıyorsa onu s&ouml;ylemeli, istemediği ismi veya sıfatı s&ouml;ylememeli. Aynı şekilde erkek de hanımına, onun hoşlanacağı şekilde hitap etmeli. Mesela g&uuml;zelim, bitanem gibi şeyler s&ouml;ylemesi uygun olur.<br />
<br />
<b>Vedalaşırken kucaklaşmak<br />
Sual: </b>Bir bayan, babasıyla, oğluyla veya kardeşiyle vedalaşırken kucaklaşıp &ouml;p&uuml;şebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kadın kadına, erkek erkeğe kucaklaşıp &ouml;p&uuml;şmek de uygun olmaz. Bir hadis-i şerifte, <b>(Karşılaştığınız zaman kucaklaşmayın!)</b> buyuruluyor. (Berika)<br />
<br />
Kadınların birbirleriyle erkeklerin yanında &ouml;p&uuml;şmeleri de ayrıca uygun değildir. M&uuml;safeha etmeli, &ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;safeha s&uuml;nnettir. M&uuml;safeha edince g&uuml;nahlar d&ouml;k&uuml;l&uuml;r.<br />
<br />
Mahrem akraba ile &ouml;p&uuml;ş&uuml;rken az da olsa şehvet meydana gelirse h&uuml;rmet-i m&uuml;sahere olur. Mesela amcayla h&uuml;rmet-i m&uuml;sahere olsa, o amcanın oğluyla evlenilemez. Babayla h&uuml;rmet-i m&uuml;sahere olursa, annesi babasına haram olur. Onun i&ccedil;in &ccedil;ok yakınımız da olsa, mahremimiz de olsa şehvetlenme tehlikesi varsa, uzak durmak gerekir. Kız, babasının veya oğlan, annesinin elini &ouml;perken bile buna dikkat etmelidir. Sıkışık oturmamalıdır.<br />
<br />
<b>Eşinden izin almak<br />
Sual: </b>Kadın sokağa &ccedil;ıkarken kocasından izin alması gerektiği gibi, erkek de sokağa &ccedil;ıkarken hanımından izin alması gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Erkek, evin reisidir. Reis, maiyetinde bulunanlardan izin almaz, ama evdeki huzurun bozulmaması i&ccedil;in, (Ben şuraya gidiyorum) diye haber vermelidir.<br />
<br />
Seadet-i Ebediyye&#39;de, (Zevcesinden izinsiz sefere, hatt&acirc; nafile hacca gitmemeli) deniyor. Nafaka bırakmadan farz olan hacca gitmek de haram olur. Eskiden hacca gitmek de sefere &ccedil;ıkmak da uzun s&uuml;rerdi. Hacca giderken, sefere &ccedil;ıkarken evin ihtiya&ccedil;ları temin edilirse, izin almak şart olmaz.<br />
<br />
<b>Evin işine karışmak<br />
Sual:</b> Erkeğin, hanımının ev işlerine karışmasının, evdeki huzura ne gibi etkisi olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda, Enver Abimizin iki s&ouml;z&uuml; var:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, evin dışını erkeğe, i&ccedil;ini de kadına vermiştir. Bir erkek, evin i&ccedil;ine ne kadar &ccedil;ok karışırsa, d&uuml;nyada ve &acirc;hirette o kadar sıkıntısını &ccedil;eker.<br />
<br />
Diğer s&ouml;z&uuml; de ş&ouml;yledir:<br />
Fizik&icirc; kaideye g&ouml;re, mıknatısın aynı kutupları birbirini iter, zıt kutupları birbirini &ccedil;eker. Yani artı kutup artıyı, eksi kutup eksiyi iter, artı kutup eksiyi, eksi kutup da artıyı &ccedil;eker. İki kişinin ikisi de, <b>(Ben haklıyım)</b> derse neticede kavga &ccedil;ıkar, huzursuzluk başlar. Biri, (Sen haklısın) diyebilirse, kavga biter. Karı kocadan biri de, diğerine <b>(Sen haklısın)</b> derse ge&ccedil;im olur. Yani hi&ccedil; olmazsa, bir taraf mutlaka alttan almalı. Ama bunu kendisi yapmalı, karşı taraftan beklememeli. İkisi de, <b>(Ben haklıyım)</b> derse, o evde kavga bitmez. İkisi de, <b>(Sen haklısın)</b> derse ne olur? Hi&ccedil; kavga olmaz, o evde ilah&icirc; aşk başlar.<br />
<br />
<b>D&uuml;ğ&uuml;nde mevlit okutmak</b><br />
<b>Sual:</b> Bir arkadaş, <em>(S&uuml;nnet d&uuml;ğ&uuml;n&uuml; olsun, diğer d&uuml;ğ&uuml;nler olsun, d&uuml;ğ&uuml;n yemeğinden &ouml;nce veya sonra, sohbet etmek, mevlid okumak dine aykırıdır)</em> diyor. Merhum hocamızın torunlarının s&uuml;nnet d&uuml;ğ&uuml;n&uuml;ne katılmıştım. Orada sohbet olmuştu. Enver abi de, her d&uuml;ğ&uuml;n yemeğinde sohbet ederdi. Neden b&ouml;yle s&ouml;yleniyor ki?<br />
<b>CEVAP</b><br />
S&ouml;yleyene sormalı. Haram işlenmeyen d&uuml;ğ&uuml;n yemeklerinde, sohbet etmek, mevlit okutmak sevab olur. Sohbet, emr-i maruf demektir. Emr-i maruf, fitne &ccedil;ıkmayacak her yerde yapılır. Ayrıca d&uuml;ğ&uuml;nde yemek yedirmek s&uuml;nnettir. Tam İlmihal&rsquo;de deniyor ki:<br />
Yemek yerken hi&ccedil; konuşmamak mekruhtur. Ateşe tapanların &acirc;detidir. Neşeli konuşmalıdır. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
Yemek esnasında, yemekten &ouml;nce veya sonra konuşmayı, sohbeti yasaklayan d&icirc;n&icirc; h&uuml;k&uuml;m yokken, bunları dine aykırı gibi g&ouml;stermek &ccedil;ok yanlış olur.<br />
<br />
<b>Evlenen rızka kavuşur</b><br />
<b>Sual:</b> (Evlenen rızka kavuşur) deniyor. Doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Doğrudur yani rızka kavuşması kolay olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Peygamber efendimiz, <b>(Evlenerek rızık arayın!)</b> buyuruyor. (Deylem&icirc;)<br />
<br />
Hazret-i &Ouml;mer de, (Evlenmeden rızk arayanlara şaşarım) buyurup, Nur s&ucirc;resinin 32. &acirc;yetini okuyor. Meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İ&ccedil;inizdeki bek&acirc;rları, k&ouml;lelerinizden ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları l&uuml;tfuyla zenginleştirir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, l&uuml;tfu bol olandır, bilendir.)</b> [Nur 32; Med&acirc;rik Tefsiri]<br />
<br />
Bir atas&ouml;z&uuml;m&uuml;z de ş&ouml;yledir:<br />
(Ev alan ile evlenene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yardım eder.)<br />
<br />
Demek ki, zengin olmasa da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dine uymak, haramlardan korunmak niyetiyle evlenen s&acirc;lih M&uuml;sl&uuml;mana rızık sıkıntısı &ccedil;ektirmez. Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(Haramdan korunmak i&ccedil;in evlenene, Allah&rsquo;ın yardımı hak olur.)</b> [İbni Meniy]</p>

<p><strong>Sual: Evlenmek i&ccedil;in belli bir yaş, belli bir zaman var mıdır veya evlenmeden &ouml;nce neleri yapmak, hazırlamak gerekir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Bir gencin evlenme vakti gelmesi i&ccedil;in &ouml;nce, İsl&acirc;miyeti &ouml;ğrenmesi, nefsi, İsl&acirc;miyete uyar h&acirc;le getirmesi, g&ouml;n&uuml;l sahibi olması, r&uuml;şt&uuml;, aklı olgunlaşması lazımdır. Ondan sonra, s&uuml;nneti yerine getirmek niyeti ile evlenilir.</p>

<p><strong>Sual: Evlenirken, hem kanuni işlemleri, hem de dinin emrettiklerini yerine getirmek şart mıdır?<br />
Cevap:</strong> Evlenirken dinin emrettiği nik&acirc;h akdini yapmakla, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emri yerine getirilmiş olur. Kanuna uygun evlenmeyen, su&ccedil; işlemiş olur. Din&icirc; nik&acirc;h akdi yapmayan, g&uuml;nah işlemiş olur. Bunlara aldırış etmeyenin cezası, kat kat &ccedil;ok olur. M&uuml;sl&uuml;man, su&ccedil; ve g&uuml;nah işlememelidir. Su&ccedil; işleyerek cezaya &ccedil;arpılmak da g&uuml;nahtır.</p>

<p><strong>Gayr-i m&uuml;slimlerdeki nik&acirc;h akdi<br />
Sual: Gayr-i m&uuml;slimlerin, evlenirken kendi aralarında yaptıkları nik&acirc;h akitlerini ve bu evlilikten doğan &ccedil;ocuklarını, İsl&acirc;miyet meşru mu kabul etmektedir?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak D&uuml;rr-&uuml;l-muht&acirc;rın şerhi olan İbni &Acirc;bid&icirc;nde (K&acirc;firin nik&acirc;hı) bahsinde deniyor ki:<br />
&ldquo;Burada &uuml;&ccedil; şey bildirilecektir:<br />
1- M&uuml;sl&uuml;manlar arasında sahih olan her nik&acirc;h akdi, k&acirc;firler arasında da sahihtir.</p>

<p>2- Şartı noksan olduğu mesela şahitler olmazsa veya kadın iddet zamanını doldurmamış ise, M&uuml;sl&uuml;manların nik&acirc;hı haram olur. Halbuki, kendi dinlerine uygun olunca, k&acirc;firlerin b&ouml;yle nik&acirc;hları caiz olur.</p>

<p>3- M&uuml;sl&uuml;manın nik&acirc;h etmesi haram olan kadınları, k&acirc;firin, k&acirc;fir kadınlardan alması caiz olur. Bunları alınca da nafaka vermeleri lazım olur. Fakat, M&uuml;sl&uuml;man olunca nik&acirc;hları bozulacak olanlar, birbirinden miras alamaz.</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; kısım nik&acirc;h akdi ile evlenmiş k&acirc;firin ikisi de M&uuml;sl&uuml;man olursa, h&acirc;kim bunları ayırır. Mecusi karı kocadan birisi veya kitaplı k&acirc;firlerden kadın M&uuml;sl&uuml;man olursa, ikincisine de M&uuml;sl&uuml;man olması s&ouml;ylenir. O da M&uuml;sl&uuml;man olursa, nik&acirc;hları bozulmaz. Mecusi olan evlilerden, erkek M&uuml;sl&uuml;man olsa, kadın ise Yahudi veya Hristiyan olsa, nik&acirc;hları bozulmaz. Kitaplı k&acirc;firlerden kadın veya erkek M&uuml;sl&uuml;man olup, İsl&acirc;m diyarına gelse, nik&acirc;hları bozulur.</p>

<p>M&uuml;sl&uuml;man evlilerden biri M&uuml;sl&uuml;manlıktan &ccedil;ıksa, nik&acirc;hları bozulur. Erkek m&uuml;rted olur, sonra imanı ve nik&acirc;hı yenilerse, caiz olur. Talak olmadığı i&ccedil;in, &uuml;&ccedil;ten fazla da ve iddet beklemeden de yenilemesi caiz olur ve mahkemeye l&uuml;zum kalmaz. Erkek m&uuml;rted olunca, iddet zamanı s&uuml;resince, nafaka vermesi lazım olur. Kadın m&uuml;rted olunca, iddet i&ccedil;in nafaka lazım olmaz. M&uuml;rted adam, iddet zamanında &ouml;l&uuml;rse, M&uuml;sl&uuml;man olan zevcesi buna v&acirc;ris olur.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#800000;">Mes&#39;&#39;&ucirc;d olmanın sırrı...</span></strong></p>

<p>D&uuml;nyadaki b&uuml;t&uuml;n ins&acirc;nlar mes&#39;&#39;&ucirc;d olmak ister. Fakat, mes&#39;&#39;&ucirc;d olan, pek azdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, sa&acirc;detin neden ib&acirc;ret olduğu bilinmiyor.</p>

<p>Saadet, yalnız d&uuml;nya saadetinden ib&acirc;ret değildir. Aksine, asıl saadet &acirc;hıret saadetini elde etmektir.</p>

<p>&Acirc;hiret saadeti i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kan&ucirc;nlarına ve emirlerine yani Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;me ve Peygamber efendimizin s&ouml;zlerine it&acirc;at etmek l&acirc;zımdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirleri arasında: &Ouml;ld&uuml;kten sonra tekrar dirilmek, yani &acirc;hırete inanmak da vardır. Cen&acirc;b-ı Hak &acirc;hıretin nih&acirc;yetsiz olduğunu, ebed&icirc; olduğunu bize bildiriyor. D&uuml;nya hay&acirc;tı ise, sayılı g&uuml;nlerden ib&acirc;rettir. O h&acirc;lde, saadet iki başlı demektir:</p>

<p>1-Ahıret saadeti.<br />
2-D&uuml;nya saadeti.</p>

<p>Bu iki saadetten hangisi &ouml;nemlidir? Bunu akıl ve iz&#39;&#39;&acirc;n s&acirc;hibi insanlar kolaylıkla anlıyabilir. Aklımız ve iz&#39;&#39;&acirc;nımız &acirc;hıret hay&acirc;tının, d&uuml;ny&acirc; hay&acirc;tı ile muk&acirc;yese edilemiyecek kadar &ouml;nemli olduğunu bize g&ouml;sterir.</p>

<p>&Acirc;hıret saadetine d&acirc;ir Hakkın kit&acirc;bı, Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve Peygamber efendimizin s&ouml;zleri ve din &acirc;limlerinin binlerce kitabı vardır. Fakat, bug&uuml;n artık bunları okuyan, bunları s&ouml;yleyen, s&ouml;yleyenleri ve yazanları dinleyen az insan kalmıştır. &Ccedil;ok ehemmiyetli olan &acirc;hıret saadeti &acirc;det&acirc; unutulmuş, sanki b&ouml;yle birşey yokmuş gibi bir gaflet i&ccedil;inde bulunmaktayız. Bu ise, fel&acirc;ketin en tehlikelisi ve &acirc;kıbetlerin en korkuncudur. Peygamber efendimiz: (Mes&#39;&#39;&ucirc;d o kimsedir ki, d&uuml;nya onu terk etmezden &ouml;nce, o d&uuml;nyayı terk etmiştir) buyurmaktadır.</p>

<p>Mutsuz t&uuml;ccar... Vaktiyle bir t&uuml;rl&uuml; mes&#39;&#39;ud olamayan t&uuml;ccarın biri, mutlu olmanın sırrını &ouml;ğrenmesi i&ccedil;in, oğlunu, insanların en bilgili olan birinin yanına g&ouml;ndermiş. Delikanlı g&uuml;nlerce yol y&uuml;r&uuml;d&uuml;kten sonra, sonunda bir tepenin &uuml;zerinde bulunan aradığı kimsenin evine varmış. Delikanlı, girdiği evde, hummalı bir manzara ile karşılaşmış. T&uuml;ccarların biri girip, diğeri &ccedil;ıkıyormuş. Evin sahibi sırayla i&ccedil;erideki insanlarla konuşuyormuş. Delikanlı, sıranın kendisine gelmesini beklemiş ve huzura alınınca, babasının arzusunu anlatmış. Hikmet ehli zat:</p>

<p>- Mutluluğun sırrını a&ccedil;ıklayacak zamanım yok demiş delikanlıya. Sonra da demiş ki:</p>

<p>- Git, &ccedil;evreyi dolaş! İki saat sonra da benim yanıma gel! Hemen arkasından il&acirc;ve etmiş:</p>

<p>- Ama, senden bir ricada bulunacağım! diyerek delikanlının eline bir kaşık vermiş, i&ccedil;ine de iki damla yağ koydurmuş. Arkasından tenbih etmiş:</p>

<p>- Etrafı dolaşırken bu kaşığı elinde tutacak ve yağı d&ouml;kmeyeceksin! Delikanlı dışarı &ccedil;ıkıp etrafı dolaşmaya, verilen s&uuml;reyi doldurmaya başlamış. Fakat g&ouml;z&uuml; hep kaşıktaymış.</p>

<p>İki saat dolar dolmaz, hemen &ccedil;ıkmış o kimsenin huzuruna. Hikmet ehli kimse,</p>

<p>- G&uuml;zel, demiş. Sonra gence sormuş:</p>

<p>- Bah&ccedil;ıvanbaşının, on yıllık bir &ccedil;alışma sonunda meydana getirdiği eşsiz g&uuml;zellikteki bah&ccedil;eyi, &ccedil;i&ccedil;ekleri, ems&acirc;lsiz lezzetteki meyveleri g&ouml;rd&uuml;n m&uuml;?</p>

<p>Utanan delikanlı hi&ccedil;birşey g&ouml;remediğini &icirc;tiraf etmek zorunda kalmış. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kendisine verilen iki damla yağı d&ouml;kmemek i&ccedil;in hi&ccedil;bir tarafa bakamamış. Ev sahibi demiş ki:</p>

<p>- &Ouml;yleyse git, etraftaki g&uuml;zelliklere bakarak, bah&ccedil;eyi tekrar dolaş! Delikanlı kaşığı alıp, tekrar dışarı &ccedil;ıkarak gezmeye başlamış. Bu sefer bah&ccedil;eleri, &ccedil;evredeki dağları, &ccedil;i&ccedil;eklerin g&uuml;zelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat eserlerinin zar&acirc;fetini g&ouml;rm&uuml;ş.</p>

<p>Hikmet ehli zatın yanına d&ouml;n&uuml;nce, g&ouml;rd&uuml;klerini b&uuml;t&uuml;n ayrıntılarıyla anlatmış. Ev sahibi sormuş:</p>

<p>- Peki sana em&acirc;net ettiğim iki damla yağ nerede? Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın d&ouml;k&uuml;lm&uuml;ş olduğunu g&ouml;rm&uuml;ş. Bunun &uuml;zerine, ev sahibi, demiş ki:</p>

<p>- Sana verebileceğim tek bir nas&icirc;hat var:</p>

<p>Mutluluğun sırrı, d&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n h&acirc;rikalarını g&ouml;rerek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; idrak etmektir; ama kaşıktaki iki damla yağı da unutmadan. Sonra iki damla yağı yorumlamış:</p>

<p>- Bu iki damla yağdan, birinci damla, sağlığımız. Eğer kendimize bakmazsak, sağlığımız yerinde olmazsa, başka şeyleri g&ouml;rmemiz zaten m&uuml;mk&uuml;n değildir. Acılar i&ccedil;inde kıvranan kimse, d&uuml;nyanın en g&uuml;zel manzaralı yerinde olsa bile g&ouml;z&uuml; bir şey g&ouml;rmez. Kuş t&uuml;y&uuml;nden yatakta yatsa, bu yatak iğneli yatak gibi gelir ona. İkinci damla da dostluklar, y&acirc;ni bizi ayakta tutan varlığımızın, var olmamızın hikmetini hatırlatan hak&icirc;k&icirc; dostlar. Dostları olmayan kimse i&ccedil;in d&uuml;nyanın zindandan farkı yoktur.</p>

<p>Sevmek, sevilmek ve acımak... Sevmek ve sevilmek, insanı hayata bağlayan, b&uuml;t&uuml;n sıkıntıları unutturan en g&uuml;zel il&acirc;&ccedil;tır. Sevmekten sonra da acımak gelir. Seven ve acıyan, herkese, her şeye iyilikle bakar. K&ouml;t&uuml;l&uuml;k d&uuml;ş&uuml;nmez. İyileri iyi oldukları i&ccedil;in sever. K&ouml;t&uuml;lere ise k&ouml;t&uuml; oldukları i&ccedil;in acır. Onların da iyi olmaları, hid&acirc;yete kavuşmaları i&ccedil;in &ccedil;ırpınır. Bu iki şeyin hak&icirc;katına varan, ger&ccedil;ek mutluluğa kavuşur. Bunun i&ccedil;in, artık hi&ccedil;bir sıkıntı, dert olmaz. Bu mutluluğun verdiği haz, b&uuml;t&uuml;n sıkıntıları &ouml;rter.</p>

<p>Peygamber efendimiz de, İslamiyetin h&uuml;lasası ve saadetin sırrını:</p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı, emirlerini b&uuml;y&uuml;k bilmek, bunlara saygılı olmak ve yarattıklarına acımak, merhamet etmek)</strong> olarak buyurmuşlardır. Hikmet ehli de diyor ki: Y&uuml;z&uuml;ğ&uuml;nde ne yazılıydı, bilsen S&uuml;leym&acirc;n&#39;&#39;ın: Sakın aldanma, yoktur vef&acirc;sı d&uuml;ny&acirc;nın! Mes&#39;&#39;&ucirc;d, o kimsedir ki, b&uuml;t&uuml;n kazandığını, Yiye!.. Bırakıp, sevindirmeye d&uuml;şm&acirc;nın.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1443]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 06 Şub 2026 16:13:36 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İsraf]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İsraf nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Malı, dinin ve m&uuml;r&uuml;vvetin uygun g&ouml;rmediği yerlere dağıtmaya israf denir. M&uuml;r&uuml;vvet, faydalı olmak, iyilik yapmak arzusudur. Dine uymayan israf, haramdır. M&uuml;r&uuml;vvete uymayan israf tenzihen mekruhtur.<br />
<br />
İsraf, malı helak etmek, faydasız h&acirc;le getirmek, faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir.<br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(İktisat eden zenginleşir, israf eden fakirleşir.)</b> [Bezzar]<br />
<br />
İsrafla cimriliğin ortasına iktisat veya c&ouml;mertlik denir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İktisat eden, sıkıntı &ccedil;ekmez.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Kurtarıcı &uuml;&ccedil; şeyden biri, varlıkta, yoklukta, zenginlikte, fakirlikte, iktisada riayet etmektir.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(İktisat etmek, maişetin yarısıdır.)</b> [Hatib]<br />
<br />
<b>(Tedbirli olmak, ge&ccedil;imin yarısıdır.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Ge&ccedil;imde iktisat etmek, peygamberliğin yirmide biridir.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(Kıyamette herkes, şu d&ouml;rt suale cevap vermedik&ccedil;e hesaptan kurtulamaz:<br />
1- &Ouml;mr&uuml;n&uuml; nasıl ge&ccedil;irdi?<br />
2- İlmi ile nasıl amel etti?<br />
3- Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcetti?<br />
4- Cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı?)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>İsraf cimrilikten k&ouml;t&uuml;d&uuml;r</b><br />
Dinimizde abes, l&uuml;zumsuz şeyleri yapmak, caiz değildir. Mesela boş ve l&uuml;zumsuz yere bir şeyler karalamak, israf ve abestir. Burada birka&ccedil; israf vardır. Zaman, emek, enerji, kağıt, kalem, m&uuml;rekkep. Hepsinden m&uuml;himi de faydalı bir şeyle meşgul olunmamak...<br />
<br />
Eğer d&uuml;nyadaki herkesin boşa harcadığı zaman, enerji ve emek hesaplansa, d&uuml;nyada a&ccedil;lık ve yokluk i&ccedil;inde kıvranan milyonlarca insanın ihtiya&ccedil;larına k&acirc;fi gelebilecek zaruri meta &uuml;retilebilirdi.<br />
<br />
İsrafın miktarı ne olursa olsun zararı b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. K&uuml;&ccedil;&uuml;k sanılan şeyler, yan yana geldiği zaman b&uuml;y&uuml;k rakamlar, değerler ortaya &ccedil;ıkar. Damlaya damlaya g&ouml;l olur, atas&ouml;z&uuml;n&uuml; duymuşuzdur. Dakikada on damla ka&ccedil;ıran bir musluk ayda 170 litre su akıtıyormuş.<br />
<br />
Semavi dinlerin hepsinde Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; k&ouml;t&uuml; bir huy olan israfı yasak etmiştir. Dinimizin boşu, abesi, haramı, israfı yasaklamasında insanların saadeti, refahı, adaleti ve her şeyi yatmaktadır.<br />
<br />
Dinimizde, cimriliğin, israftan daha &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;lenmesi, israfın cimrilik kadar k&ouml;t&uuml; olmadığını g&ouml;stermez. Cimriliğin daha &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;lenmesi, insanlardan &ccedil;oğunun mal biriktirmeye meyilli olmasındandır. İsrafın k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;stermek i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki:<br />
<b>(Yiyin, i&ccedil;in, fakat israf etmeyin! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; israf edenleri elbette sevmez.)</b> [Araf 31]<br />
<br />
<b>(İsraf etme! İsraf edenler, şeytanların kardeşleridir.)</b> [İsra 26, 27]<br />
<br />
<b>(M&uuml;srifleri helak ettik.)</b> [Enbiya 9]<br />
<br />
<b>(Mallarını israf edenlere bir şey vermeyin!)</b> emri ile m&uuml;srifleri en k&ouml;t&uuml; şekilde vasıflandırıp, <b>(Mallarınızı sefihlere vermeyin!)</b> buyuruyor. (Nisa 5)<br />
<br />
Ne israf etmeli, ne de kısmalıdır. Bunların ortasını bulmak ise makbuld&uuml;r. Buna iktisat etmek denir. C&ouml;mertlik de malını iktisat ile kullanmaktır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki:<br />
<b>(Cimri olma, israf da etme!)</b> [İsra 29]<br />
<br />
C&ouml;mertleri &ouml;verken de buyuruyor ki:<br />
<b>(Onlar sarf ettikleri zaman ne israf ederler, ne de cimrilik. İkisi arasında orta bir yol tutarlar.)</b> [Furkan 67]<br />
<br />
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<br />
<b>(Yiyip i&ccedil;in, giyinin ve tasadduk edin. Fakat israf ve kibirden sakının!)</b> [Buhari]<br />
<br />
İsrafın zararları, israf edenlerin şeytana, Firavun&rsquo;a ve Hazret-i Lut&rsquo;un k&ouml;t&uuml; kavmine benzetilmesi ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bunları sevmemesi ve bunlara sefih demesi ve ahirette azap &ccedil;ekmeleri, d&uuml;nyada aşağı, muhta&ccedil; duruma d&uuml;şmeleri ve pişman olmalarıdır.<br />
<br />
İsrafın k&ouml;t&uuml; olmasının birinci sebebi, malın kıymetli olmasıdır. Mal, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği bir nimettir. Ahireti kazanmak, mal ile olur. D&uuml;nya ve ahiret, mal ile intizam bulur, rahat olur. Hac, cihad sevabı mal ile kazanılır. Bedenin sıhhat, kuvvet bulması, mal ile olur. Başkasına muhta&ccedil; olmaktan insanı koruyan maldır. Sadaka vermek, akrabayı dolaşmak, fakirlerin imdadına yetişmek mal ile olur. Mescitler, okullar, hastaneler, yollar, &ccedil;eşmeler, k&ouml;pr&uuml;ler yaparak insanlara hizmet de mal ile olur. Peygamber efendimiz <b>(İnsanların en iyisi, onlara faydası &ccedil;ok olanıdır)</b> buyuruyor. (Kudai)<br />
<br />
İnsanlara yardım etmek i&ccedil;in &ccedil;alışıp para kazanmak, nafile ibadet etmekten daha &ccedil;ok sevaptır. Cennetin y&uuml;ksek derecelerine mal ile kavuşulur. Mal kıymetli olunca, onu israf etmek elbette k&ouml;t&uuml;d&uuml;r.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir kuluna mal ve ilim verir. Bu kul da haramlardan ka&ccedil;ınır, akrabasını sevindirir, malından hakkı olanları bilip verir ise, Cennetin y&uuml;ksek derecesine kavuşur.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(İki şeyden birine kavuşana gıpta etmek, imrenmek yerinde olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bir kimseye İslam ilimlerini ihsan eder. Bu da, her hareketini, bilgisine uygun yapar. İkincisi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, birine &ccedil;ok mal verir. Bu da malını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olduğu, beğendiği yerlere harceder.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(İyi kimseye malın iyisi, ne g&uuml;zel yakışır.) </b>[Berika]<br />
<br />
S&uuml;fyan-ı Sevri hazretleri (Bu zamanda mal, insanın silahıdır. İnsan canını, sıhhatini, dinini ve şerefini mal ile korur) buyurdu. B&uuml;y&uuml;k bir nimet olan malı israf, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın nimetine kıymet vermemek, nimeti elden ka&ccedil;ırmak, k&uuml;fran-ı nimet, yani ş&uuml;kretmemek olur. Bu ise, nimeti verenin azap etmesine sebep olacak b&uuml;y&uuml;k bir su&ccedil;tur. Nimetin kıymeti bilinmez, hakkı g&ouml;zetilmezse elden gider. Ş&uuml;kredilir ve hakkı g&ouml;zetilirse elde kalır ve artar. Cenab-ı Hak <b>(Ş&uuml;krederseniz, verdiğim nimetleri artırırım)</b> buyuruyor. (İbrahim 7)<br />
<br />
Elbise, ayakkabı gibi giyim eşyasını iyi kullanmayıp, &ccedil;abuk eskitmek, onları yırtmak, yıkarken suyu, deterjanı &ccedil;ok harcamak, elektriği, t&uuml;p gazı boş yere yakmak, hep israftır.<br />
<br />
Acıkmadan veya doyduktan sonra fazla yemek de israftır. Nefis yemekler yemek, kıymetli, yeni elbise giymek, b&uuml;y&uuml;k binalar yapmak ve haram olmayan daha bunun gibi şeyler, helalden kazanıldığı, kibir ve &ouml;ğ&uuml;nmek i&ccedil;in olmazsa, israf değildir. Ahireti kazanmak isteyenlere, gereken ile kanaat edip, fazlasını hayra vermek yakışır.<br />
<br />
Sadaka vermekte de israf vardır. Hazret-i Sabit bin Kays bir anda, 500 ağa&ccedil;taki hurmaların hepsini sadaka verip evi i&ccedil;in bir şey bırakmayınca <b>(Hepsini vermeyin)</b> diye &acirc;yet indi.<br />
<br />
Borcundan &ccedil;ok malı olmayan, &ccedil;oluk &ccedil;ocuğu sıkıntıya sabredemediği halde, bunların ihtiyacını karşılayacak maldan fazlası bulunmayan veya sıkıntıya katlanamadığı halde, kendi muhta&ccedil; olanın sadaka vermesi israf olur.<br />
<br />
Sefihlik aklın az ve hafif olmasıdır. Aksine r&uuml;şd denir ki, aklın kuvvetli olmasıdır.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;<b> (Mallarınızı sefihlere vermeyin!)</b> dedikten sonra <b>(Onların halinde r&uuml;şd g&ouml;r&uuml;rseniz, mallarını kendilerine teslim edin!) </b>buyuruyor. (Nisa 5, 6)<br />
<br />
<b>İsraf nedir?<br />
Sual:</b> İsrafın cimrilikten de, k&ouml;t&uuml; olduğu s&ouml;yleniyor. İsraf nedir? Neler israftır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İsraf, malı helak etmek, faydasız h&acirc;le getirmek, dine ve d&uuml;nyanın m&uuml;bah olan işlerine faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir. Malı denize, kuyuya, ateşe atmak, onu helak etmektir. Kullanılmayacak h&acirc;le sokmak, kırmak, kesmek, ağa&ccedil;tan meyveyi toplamayıp &ccedil;&uuml;r&uuml;tmek, tarlayı hasat etmeyip, ekinin helak olmasına sebep olmak, hayvanları soğuktan, d&uuml;şmandan korunacak yere koymamak ve soğuktan, sıcaktan ve a&ccedil;lıktan &ouml;lmelerini &ouml;nleyecek kadar yedirmemek ve &ouml;rtmemek de, helak etmek olup israftır.<br />
<br />
G&uuml;nah işlemek i&ccedil;in ve g&uuml;nah işlenmesi i&ccedil;in verilen mal ve paralar da israf olur.<br />
<br />
Meyve ve ekin toplandıktan sonra, bunları iyi saklamayıp kendiliklerinden bozulmaları veya nem alarak &ccedil;&uuml;r&uuml;meleri veya kurt, g&uuml;ve, fare ve benzeri canlıların yemelerine sebep olmak israftır.<br />
<br />
Ekmek, et, et suyu, peynir gibi gıdaların; karpuz, soğan gibi meyvelerin; kuru incir, kuru &uuml;z&uuml;m, kayısı gibi kuru meyvelerin; buğday, arpa, mercimek gibi hububatın ve elbise, kumaş, kitap gibi eşyaların, &ccedil;eşitli yollarla israf edildiği &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor.<br />
<br />
Yemek artıklarını d&ouml;kmek, &ccedil;atalı, kaşığı, tabağı, tası ekmekle veya parmakla sıyırıp yemeden &ouml;nce, kapları yıkamak ve silmek israftır. Sofra bezi ve masa &uuml;st&uuml;ne d&uuml;şen ekmek ve yemek kırıntılarını toplamayıp atmak da israftır. Bu kırıntıları toplayıp kedi, k&ouml;pek, koyun, sığır, kuş, tavuk gibi hayvanlara yedirmek israf olmaz.<br />
<br />
Ekmeğin i&ccedil;ini yiyip kabuğunu bırakmak, pişkin yerini yiyip, gerisini bırakmak israftır. Kalanı başkası veya hayvan yerse israf olmaz.<br />
<br />
Abdestte ve gus&uuml;lde, l&uuml;zumundan fazla su kullanmak israftır.<br />
<br />
Sofrada l&uuml;zumundan fazla &ccedil;eşitli yemekler bulundurmak israftır. İbadete kuvvetlenmek i&ccedil;in ve misafir i&ccedil;in bulundurmak, israf olmaz.<br />
<br />
Yemek, bal, pekmez gibi şeyler bulaşmış parmağını yalamak ve d&uuml;şen lokmayı alıp yemek, insanı israftan kurtardığı gibi, kibir ve riyayı giderir, berekete kavuşturur. &Ouml;zellikle de Peygamberlerin efendisine uymak ve emrini yapmak şerefini kazandırır.<br />
<br />
Fasulye, pirin&ccedil;, nohut gibi şeyleri yıkarken d&ouml;k&uuml;lenleri toplamamak israftır. Elbise, &ccedil;orap, ayakkabı gibi giyim eşyasını iyi kullanmayıp &ccedil;abuk eskitmek, yıkarken suyu, deterjanı &ccedil;ok harcamak, lambayı, elektriği, doğalgazı boş yere yakmak israftır.<br />
<br />
Malı kıymetinden aşağı fiyatla satarak veya kiraya vererek ve kıymetinden yukarı fiyatla satın alarak veya kiralayarak aldanmak israf olur. Aldanarak alışverişe zaruri ihtiya&ccedil; olursa veya yardım, sadaka gibi niyetle b&ouml;yle yaparsa israf olmaz. &Ouml;l&uuml;n&uuml;n kefenini miktar ve cins bakımından, dinde bildirilenden fazla yapmak israftır.<br />
<br />
Doyduktan sonra fazla yemek de israftır. Yalnız, misafir utanmasın diye, ev sahibinin fazla yemesi ve orucu rahat tutmak i&ccedil;in sahurda &ccedil;ok yemek israf değildir. Her istediğini yemek israf olduğu gibi, acıkmadan g&uuml;nde ikinci defa yemek de israftır. İki hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Her istediğini yemek israftandır.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Ya &Acirc;işe! G&uuml;nde iki kere yemek israftandır.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
G&uuml;nde iki kere yemekten ve her istediğini yemekten maksat, doyduktan sonra veya acıkmadan tekrar yemek demektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; g&uuml;nd&uuml;z ikinci olarak yemek, hele kısa g&uuml;nlerde veya yorucu bir işte &ccedil;alışmayan kimseler i&ccedil;in, genelde tam acıkmadan yemek olur.<br />
<br />
L&uuml;zum yokken, sofrada yemek &ccedil;eşitlerini arttırmak israftır. Fakat bir yemekten usanıp her birinden biraz yiyerek ibadet yapmak, mesela oru&ccedil; tutmak, helal kazanmak i&ccedil;in &ccedil;alışmak veya M&uuml;sl&uuml;man kardeşlerine yardım etmek gibi ibadetler i&ccedil;in kuvvetlenmek d&uuml;ş&uuml;ncesiyle veya sofrada misafir bulundurmak niyetiyle olursa, israf olmaz.<br />
<br />
Sofraya l&uuml;zumundan fazla ekmek koyup, sonra bunları tekrar yemek i&ccedil;in kaldırmamak israftır. Yani, yenmeyen ekmek par&ccedil;alarını atmak ve riya, g&ouml;steriş, ş&ouml;hret i&ccedil;in fazla ekmek koymak israf olur.<br />
<br />
Nefis yemekleri yemek, kıymetli, yeni elbise giymek, y&uuml;ksek, b&uuml;y&uuml;k binalar yapmak ve dinin haram etmediği daha bu gibi şeyler, helalden kazanıldığı, kibir ve &ouml;ğ&uuml;nmek i&ccedil;in olmadığı zaman israf değildir. L&uuml;zumundan fazla olunca tenzihen mekruh olur. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(İstediğini ye, istediğini giy! İnsanı yanlış yola g&ouml;t&uuml;ren, israf ve tekebb&uuml;rd&uuml;r.)</b> [Buhari]<br />
<br />
İmam-ı Muhammed M&acirc;sum hazretleri de buyuruyor ki:<br />
Yemekte, i&ccedil;mekte orta yolu g&ouml;zetmeli. Gevşeklik verecek kadar &ccedil;ok yememeli. İbadet edemeyecek kadar da, az yememeli. Evliyanın b&uuml;y&uuml;klerinden Şah-ı Nakşibend hazretleri, <b>(İyi ye, iyi &ccedil;alış)</b> buyurdu. İbadet ve iyilik etmeye yardımcı olan her şey, iyi ve m&uuml;barektir. Bunlara mani olan her iş yasaktır. <b>(2/110)</b><br />
<br />
Hayra verilen para israf olmaz diyen &acirc;limler varsa da,<b> </b>sadaka vermekte de, israf olabilir. Mesela borcundan &ccedil;ok malı olmayan veya &ccedil;oluk &ccedil;ocuğu sıkıntıya sabredemediği h&acirc;lde, bunların ihtiyacını karşılayacak maldan fazlası bulunmayan veya sıkıntıya katlanamadığı h&acirc;lde, kendisi muhta&ccedil; olan kimsenin sadaka vermesi israf olur. &Ouml;d&uuml;n&ccedil; vermekte de b&ouml;yle israf olur.<br />
<br />
<b>İsraftan kurtulmanın yolu, ilacı &uuml;&ccedil;t&uuml;r:<br />
1-</b> <b>İlimle ila&ccedil;:</b> İsrafın zararlarını bilmek ve bunları d&uuml;ş&uuml;nmektir.<br />
<br />
<b>2</b>- <b>İşle, uğraşmakla ila&ccedil;:</b> Malı dağıtmamaya gayret etmek ve g&uuml;vendiği birine bu derdini anlatıp, malına ve har&ccedil;larına dikkat etmesini, israfını g&ouml;r&uuml;nce, kendine hatırlatmasını, hatta zorla &ouml;nlemesini rica etmektir.<br />
<br />
<b>3</b>- <b>İsrafın sebeplerini s&ouml;k&uuml;p atmak</b>. İsrafın sebepleri altıdır:<br />
<b>Birinci sebep,</b> sefahattir. &Ccedil;ok kimseyi israfa alıştıran budur. Sefahat, aklın az olmasıdır. Buna sefih denir. &Ccedil;ok kimse, yaratılışta sefih olur. Bu k&ouml;t&uuml; h&acirc;lleri, bazı sebeplerle zaman zaman artar. &Ccedil;alışmadan, alın teri d&ouml;kmeden eline mal girer, k&ouml;t&uuml; arkadaşlar, bu mala konmak i&ccedil;in dağıtmasına, saklamanın, arttırmanın erkeklik, yiğitlik olmadığına kandırır. İsrafa yol a&ccedil;arlar. Bunun i&ccedil;indir ki, k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan ka&ccedil;makla emrolunduk. Zengin &ccedil;ocuklarının &ccedil;oğu, b&ouml;yle israfa alışmakta ve mirasyedi olup &ccedil;ıkmaktadır. Sefahati arttıran bir sebep de, insanların &ccedil;ok saygı g&ouml;stermesi ve &ouml;vmesidir. Makam sahiplerinin ve zenginlerin &ccedil;ocukları bu yoldan sefahate d&uuml;şmektedir.<br />
<br />
<b>İkinci sebep</b>, israfı veya &ccedil;eşitlerini iyi tanımaz. İsraf olduğunu bilmez, hatta c&ouml;mertlik sanır. L&uuml;zumsuz yere, yasak, zararlı yerlere verilen mal, c&ouml;mertlik sanılır.<br />
<br />
<b>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; sebep,</b> riya ve g&ouml;steriş yapmaktır.<br />
<br />
<b>D&ouml;rd&uuml;nc&uuml; sebep,</b> gevşeklik ve tembelliktir.<br />
<br />
<b>Beşincisi,</b> utanıp sıkılmaktır.<br />
<br />
<b>Altıncısı</b>, dini kayırmamak, İslamiyet&rsquo;i g&ouml;zetmemektir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Pahalı kumaşlardan elbise giymek israf ve haram mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bazı kimseler, israfın mahiyetini bilmedikleri i&ccedil;in, mubah olan bir&ccedil;ok i&ccedil;eceğe bile haram demişlerdir. Harama helal, helale haram demek &ccedil;ok tehlikelidir. İsraf haramdır. Fakat kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne g&ouml;re, (Şunlar israf olduğu i&ccedil;in haramdır) demek &ccedil;ok yanlıştır. Dinde herkes, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; ortaya koyarsa, insan sayısı kadar din ortaya &ccedil;ıkar. Buna da din değil, felsefe denir. Eğer islam &acirc;limlerinden nakil yapılırsa, fetva verilen kavil se&ccedil;ilirse, sadece bir h&uuml;k&uuml;m meydana &ccedil;ıkar.<br />
<br />
Mubah olan işlerde niyet &ouml;nemlidir. Niyet iyi olursa sevap, k&ouml;t&uuml; olursa g&uuml;nah olur. Fakat haramlar, iyi niyetle de işlense haram olmaktan &ccedil;ıkmaz. G&uuml;c&uuml; yetenin pahalı kumaştan g&uuml;zel elbise giymesi caizdir.<br />
<br />
(<b>Bahr-&uuml;r-raık)</b>da buyuruluyor ki:<br />
(Cemal ile ziyneti birbirine karıştırmamalıdır! Cemal, &ccedil;irkinliği gidermek vakar sahibi olmak ve ş&uuml;kretmek i&ccedil;in nimeti g&ouml;stermek demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; cemal sahibi olmayı &ouml;vmektedir. Cemal i&ccedil;in temiz, g&uuml;zel giyinmek mubahtır. Kibir, g&ouml;steriş i&ccedil;in giyinmek haram olur.) [Oru&ccedil; Bahsi]<br />
<br />
<b>Vakar i&ccedil;in giyinmek</b><br />
Cemal, &ccedil;irkinliğe, başkalarının iğrenmelerine, alay etmelerine, hakaretlerine sebep olacak şeyleri yapmamak, bunları izale yani yok etmektir. Ziynet [s&uuml;s] ise, başkalarını imrendirecek, onlara &uuml;st&uuml;nl&uuml;k sağlayacak ve &ouml;v&uuml;n&uuml;lecek şeyleri yapmak demektir. Cemal sahibi olmak i&ccedil;in bulunduğu yerde &acirc;det olan şeylerden, haram olmayan en iyi elbiseyi giyinmek gerekir. Hazret-i &Ouml;mer, (İki &ccedil;eşit elbiseniz olsun, biri şık, diğeri de m&uuml;tevazı. Elbisenin şık, temiz olması, insanın şerefinin icabıdır) buyurdu.<br />
<br />
İbni &Ouml;mer hazretleri de (Nasıl elbise giyineyim?) diye sual soran birine, (Aşağı kimselerin alayına, k&uuml;lt&uuml;rl&uuml; kimselerin de seni ayıplamasına sebep olmayacak bir elbise giy!) buyurmuştur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(G&uuml;zel giyinin ki, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın size verdiği nimetlerin eseri g&ouml;r&uuml;ls&uuml;n!) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bir kuluna nimet verdiğinde, o nimetin eserinin o kulun &uuml;zerinde g&ouml;r&uuml;lmesini sever.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Peygamber efendimiz, perişan kılıklı birine, malının olup olmadığını sordu. O kimse de her &ccedil;eşit malının bulunduğunu s&ouml;yledi. Bu kimseye buyurdu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sana bir mal verince, bu nimetin eseri senin &uuml;zerinde g&ouml;r&uuml;ls&uuml;n.)</b> [Nesai]<br />
Hikmet ehli buyuruyor ki:<br />
(&Ouml;yle bir elbise giy ki, sen ona değil, o sana hizmet etsin!)<br />
<br />
<b>G&ouml;steriş i&ccedil;in giyinmek</b><br />
S&uuml;s ve g&ouml;steriş i&ccedil;in giyinmek ise haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(S&uuml;sten ka&ccedil;ınmak imandandır.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; m&uuml;tevazı elbise giyineni sever.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(S&uuml;s ve g&ouml;steriş i&ccedil;in giydiği elbiseyi, &uuml;st&uuml;nden &ccedil;ıkarmadığı m&uuml;ddet&ccedil;e Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ona rahmet etmez.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Kibir ve g&ouml;steriş i&ccedil;in, ş&ouml;hret sahibi kimselerin giydiği elbiseyi giyineni, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, o elbiseleri ile birlikte ateşe atar.)</b> [Ruzeyn]<br />
<br />
G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi s&uuml;s ve g&ouml;steriş i&ccedil;in elbise giyinmek haram, cemal i&ccedil;in, m&uuml;sl&uuml;manlık şerefi i&ccedil;in şık giyinmek mubahtır.<br />
Elbise eski de olsa, temiz olmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Ya &Acirc;işe, şu iki elbiseyi yıka, bilmiyor musun elbiseler tesbih eder, kirlenince tesbih etmeleri kesilir.)</b> [İbni Asakir]<br />
<br />
M&uuml;him mevkide bulunan veya &ouml;nemli bir zatın huzuruna &ccedil;ıkan kimsenin şık, temiz elbise giymesi gerekir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın huzuruna &ccedil;ıkıldığı zaman buna daha &ccedil;ok dikkat etmelidir! <b>(Her namaz kılarken, s&uuml;sl&uuml;, temiz, sevilen elbiselerinizi giyiniz!)</b> mealindeki &acirc;yet-i kerime ile <b>(G&uuml;zel koku gamı, g&uuml;zel, temiz elbise kederi azaltır)</b> mealindeki hadis-i şerife uymaya &ccedil;alışmalı, eski bile olsa temiz elbise giymelidir! <b>(M.Rabbani, Edeb-&uuml;d-d&uuml;nya, Bostan)</b><br />
<br />
<b>L&uuml;ks hayat<br />
Sual:</b> Muhta&ccedil;ların bulunduğu bir &uuml;lkede zenginlerin l&uuml;ks hayat yaşaması, villalar yaptırması israf ve haram değil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zek&acirc;tını fakirlere veren ve alın teri ile helalinden kazanan kimsenin villalar yaptırması haram değildir. Helal ve m&uuml;barektir. Tembel oturup, &ccedil;alışmayıp, fakir kalmak, yahut kazandıklarını haram şeylere verip, basit meskende kalmak uygun değildir. B&ouml;yle tembellerin ve malını haramlara israf edenlerin y&uuml;z&uuml;nden, &ccedil;alışkanlar ni&ccedil;in su&ccedil;lu olsun! Zek&acirc;tını verenlerin k&ouml;şklerde, villalarda oturmaları, şık giyinmeleri, fennin bulduğu b&uuml;t&uuml;n kolaylıklardan faydalanmaları, helaldir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Verdiğim nimetleri, kullananları severim) </b>ve <b>(&Ccedil;alışana veririm) </b>buyuruyor. &Ccedil;alışıp kazanmak ibadettir. Zenginlik g&uuml;nah değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ş&uuml;kreden zenginleri sever. Zengin olduğu i&ccedil;in, kendini beğenmek, kendini başkalarından &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmek haramdır.<br />
<br />
<b>Hazret-i Z&uuml;beyr </b>t&uuml;ccar idi. Medine, Basra, Kufe ve Mısır&rsquo;da m&uuml;lkleri, geniş arazileri ve bin hizmet&ccedil;isi vardı. Gelirlerini fakirlere dağıtırdı, &ouml;l&uuml;nce miras&ccedil;ılarının herbirine kırkbin dirhem g&uuml;m&uuml;ş kaldı.<br />
<br />
<b>Hazret-i Talha </b>da &ccedil;ok zengindi, g&uuml;nl&uuml;k geliri bin altın idi. Şık giyinir, s&uuml;sl&uuml; gezerdi. Y&uuml;z&uuml;ğ&uuml;nde &ccedil;ok kıymetli yakut taşı vardı.<br />
<br />
<b>Abdurrahman bin Avf </b>hazretleri, ayrılan hanımına, son hastalığında mirasının yirmid&ouml;rtde birinin verilmesini s&ouml;ylemişti. Buna 83 bin altın verildi.<br />
<br />
<b>Hazret-i Osman </b>da zengin t&uuml;ccardı. Teb&uuml;k gazasında on bin altın ve mal y&uuml;kl&uuml; bin deve verip Resulullah efendimizin duasına kavuştu.<br />
<br />
Bunların d&ouml;rd&uuml; de aşere-i m&uuml;beşşereden [Cennete gideceği ismen m&uuml;jdelenen on kişiden] idi.<br />
<br />
Zek&acirc;t ve ganimet ve ticaret sebebi ile Medine&rsquo;de fakir kimse kalmadı.<br />
Peygamberlerden Hazret-i İbrahim, Hazret-i Davud ve Hazret-i S&uuml;leyman &ccedil;ok zengin idi. Zenginlik nimettir. Eshab-ı kiramın fakirlerinden &ccedil;oğu, zenginler de bizim gibi ibadet ettikten başka, malları ile de hayırlı işler yaparak &ccedil;ok sevap kazanıyorlar diye, agniya-yı şakirine [ş&uuml;kreden zenginlere] imrenirlerdi. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Ahir zamanda zengin olmak saadettir.) </b>[İ. Rafii]<br />
<br />
<b>Kırılan şeyler<br />
Sual:</b> Kırılan şey belayı &ouml;nlermiş. Kırılmazsa, kırmak mı gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Belayı &ouml;nlemesi doğrudur. Fakat kırmak israftır.<br />
<br />
<b>Suyu boşa akıtmak<br />
Sual:</b> Kışın, banyo ısınsın diye sıcak suyu boşa akıtıyoruz. Bu israf oluyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
B&ouml;yle bir ihtiya&ccedil;tan dolayı yapılınca israf olmaz. M&uuml;mk&uuml;nse boşa akıtmayıp bir kovaya almalı, o suyu başka işte kullanmalıdır.<br />
<br />
<b>İsraf mı, cimrilik mi?<br />
Sual:</b> İki arkadaştan biri, diğerine (Sen cimrisin) dedi. &Ouml;teki de (Sen de m&uuml;srifsin) dedi. Birincisi, (İsraf cimrilikten daha k&ouml;t&uuml;) dedi. İkincisi (Cimrilik israftan k&ouml;t&uuml;d&uuml;r) dedi. Dinimizde hangisi daha k&ouml;t&uuml;d&uuml;r?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bazılarına g&ouml;re cimrilik daha k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Mesela zenginin cimri olması daha k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Fakir cimrilik etse de, o kadar zararı olmaz. Zenginin israf etmesiyle fakirin israf etmesi de aynı olmaz. Duruma g&ouml;re her ikisi de k&ouml;t&uuml;d&uuml;r.<br />
<br />
Cimri, malı harcamıyor, mal kullanılmadığı i&ccedil;in işe yaramıyor. M&uuml;srif, malı boşa harcıyor, yok ediyor, netice de onunki de işe yaramıyor. Cimri, kendine yazık etse de, malı miras&ccedil;ısına falan kalabilir, yani bir faydalanan &ccedil;ıkabilir. Hırsız bile &ccedil;alsa, cimri ahirette &ccedil;alınan malın karşılığını alır. Hayvan yese sadaka olur.<br />
<br />
Cimriliğin daha &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;lenmesi, insanlardan &ccedil;oğunun mal biriktirmeye meyilli olmasındandır. Kur&rsquo;an-ı kerimde israf edenlerin şeytana, Firavun&rsquo;a ve Hazret-i Lut&rsquo;un k&ouml;t&uuml; kavmine benzetilmesi ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bunları sevmemesi, bunlara sefih demesi ve ahirette azap &ccedil;ekmeleri, d&uuml;nyada aşağı, muhta&ccedil; duruma d&uuml;şmeleri ve pişman olmaları, israfın zararlı olduğunu g&ouml;stermektedir. Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İsraf ve kibirden sakının!)</b> [Buhari]<br />
<br />
İsraf kibirle beraber zikredilmiştir. Demek &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; ki, kibir gibi b&uuml;y&uuml;k bir g&uuml;nahla beraber s&ouml;yleniyor.<br />
<br />
İsrafın k&ouml;t&uuml; olmasının birinci sebebi, malın kıymetli olmasıdır. Mal, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği bir nimettir. &Acirc;hireti kazanmak, malla olur. D&uuml;nya ve &acirc;hiret, malla intizam bulur, rahat olur. Hac, cihad sevabı malla kazanılır. Bedenin sıhhat, kuvvet bulması, malla olur. Başkasına muhta&ccedil; olmaktan insanı koruyan maldır. Sadaka vermek, akrabayı dolaşmak, fakirlerin imdadına yetişmek malla olur. Mescidler, okullar, hastaneler, yollar, &ccedil;eşmeler, k&ouml;pr&uuml;ler yaparak insanlara hizmet de malla olur. <b>(İnsanların en iyisi, onlara faydası &ccedil;ok olanıdır)</b> hadis-i şerifi de, malın &ouml;nemini bildiriyor. İnsanlara yardım etmek i&ccedil;in &ccedil;alışıp para kazanmak, nafile ibadet etmekten daha &ccedil;ok sevabdır. Cennetin y&uuml;ksek derecelerine malla kavuşulur. Mal kıymetli olunca, onu israf etmek elbette k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. İsraf k&ouml;t&uuml; diye cimrilik de yapmak yanlış olur. İslamiyet orta yoldur. Aşırılıklardan uzak durmak gerekir. İsraf ifrat, cimrilik tefrittir. İkisinden de uzak durmalı, c&ouml;mert olmalıdır.<br />
<br />
<b>Haram ve israf</b><br />
<b>Sual:</b> İ&ccedil;ki ve genelev gibi haram bir şeye para verilirse, ayrıca israf da olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, israf da olur. İsraf ise haramdır. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
<b>Birka&ccedil; ayakkabısı olmak<br />
Sual: </b>Bir erkeğin yazlık kışlık gibi birka&ccedil; ayakkabısı olması israfa girer mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ayakkabının birka&ccedil; tane olması erkek i&ccedil;in israf olmaz. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Ayakkabılarınızı &ccedil;oğaltın! Erkek, ayakkabı giydiği s&uuml;rece binekli sayılır.)</b> [M&uuml;slim]</p>

<p align="left"><strong>İsraf, malı helak etmektir<br />
Sual: İsraf etmek ne demektir ve neler ne şekilde yapılırsa israf olmaktadır?<br />
Cevap: </strong>İsraf, malı helak etmek, faydasız hale getirmek, dine ve d&uuml;nyanın mubah olan işlerine faydalı olmayacak şekilde sarfetmektir. Malı denize, kuyuya, ateşe ve elden &ccedil;ıkmasına sebep olan yerlere atmak, onu helak etmektir. Kullanılmayacak hale sokmak, kırmak, kesmek, ağa&ccedil;tan meyveyi toplamayıp &ccedil;&uuml;r&uuml;tmek, tarlayı hasat etmeyip, ekinin helak olması, hayvanları soğuktan, d&uuml;şmandan korunacak yere koymamak ve soğuktan, sıcaktan ve a&ccedil;lıktan &ouml;lmelerini &ouml;nleyecek kadar yedirmemek ve &ouml;rtmemek de, helak etmektir ki, bunların hepsi israf olmaktadır.</p>

<p align="left">Herkes&ccedil;e bilinmeyen, hatırlatılması lazım olan israflar da vardır. Mesela, meyve ve ekin toplandıktan sonra, bunları iyi saklamayıp kendiliklerinden bozulmaları veya nem alarak, &ccedil;&uuml;r&uuml;meleri veya kurt, g&uuml;ve, fare, karınca ve benzeri canlıların yemeleri hep israftır. Ekmek, et, et suyu, peynir gibi gıdaların ve hurma, karpuz, soğan gibi meyvelerin ve kuru incir, kuru &uuml;z&uuml;m, zerdali gibi kuru meyvelerin ve buğday, arpa, mercimek gibi hububatın ve elbise, kumaş, kitap gibi eşyanın, b&ouml;ylece, israf edildikleri &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;lmektedir.</p>

<p align="left">Yemek artıklarını d&ouml;kmek, &ccedil;atalı, kaşığı, tabağı, tası ekmekle veya parmakla sıyırıp yemeden &ouml;nce, kapları ve parmakları yıkamak ve silmek israftır. Sofra bezi ve masa &uuml;st&uuml;ne d&uuml;şen ekmek ve yemek kırıntılarını toplamayıp atmak da israftır. Bu kırıntıları toplayıp kedi, k&ouml;pek, koyun, sığır, karınca, kuş, tavuk gibi hayvanlara yedirmek israf olmaz. Hadis-i şerifte;<br />
<strong>(Şeytan, her işinizde sizinle beraber bulunur. Hatta, yemekte bile. Birinizin lokması d&uuml;şerse, onu alıp tozunu temizleyip yesin. O lokmayı şeytana bırakmasın! Yemek sonunda parmağını yalasın! &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bereketin hangi lokmada olduğu bilinmez)</strong> buyuruldu.</p>

<p align="left">D&uuml;şen lokmayı alıp yemek, yemek tabaklarını sıyırmak, insanı israftan kurtardığı gibi, kibir ve riyayı giderir, berekete kavuşturur. Mevcuttan istifadeye ve gelecek nimetin artmasına sebep olur. Fasulye, pirin&ccedil;, nohut gibi şeyleri yıkarken d&ouml;kmek ve d&ouml;k&uuml;lenleri toplamamak israftır. Elbise, &ccedil;orap, ayakkabı gibi giyim eşyasını iyi kullanmayıp, &ccedil;abuk eskitmek, onları yırtmak, yıkarken suyu, sabunu &ccedil;ok harcamak, lambayı, mumu, elektriği, hava gazını boş yere yakmak, hep israftır.</p>

<p><strong>Kendi malını ateşte yakmak<br />
Sual: Bir kimse, kendi kazandığı malı, dilediği gibi harcayabilir, istediğini yapabilir mi?<br />
Cevap:</strong> Bir kimsenin, malını kendisi i&ccedil;in kullanmadığı zaman, hakkı, yani l&uuml;zumu olmayan yere, az da sarf etmesi israf olur. Mesela, malı ateşte yakmak, denize atmak b&ouml;yledir. L&uuml;zumu olan yere, l&uuml;zumundan fazla vermek de israf olur. Mesela, &ccedil;oluk &ccedil;ocuğuna ihtiya&ccedil;larından fazla şeyler vermek israf olur. İhtiya&ccedil;, İsl&acirc;miyetin g&ouml;sterdiği miktarlar ile ve memleketin &acirc;detine g&ouml;re belli olur. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, bir kimsenin, malını sarf edeceği, harcayacağı yerleri ve kendi malındaki başkalarının hakkını &ouml;ğrenmesi lazımdır.</p>

<p>İnsanın, kendi malında bulunan, başkasının hakkını &ouml;demesi, israf değildir. Bu hakların en m&uuml;himi, zek&acirc;ttır.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimse, kendi parasından, yemede, i&ccedil;mede, giyinmede istediği gibi harcama yapabilir mi?<br />
Cevap:</strong> Bir kimsenin, kendi bedeni i&ccedil;in, yemekte, i&ccedil;mekte, giyinmekte, ev kurmakta, tabiatının &ccedil;ektiği şeye, ihtiyacından fazla harcaması, israf olur. Mesela bir şeyi yemek, i&ccedil;mek isteyince, doyduktan sonra, fazlası israf olur. Bunun k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;nah olduğu, Redd-&uuml;l-muht&acirc;rda bildirilmektedir.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimse, ekmeğin i&ccedil;ini yiyip, sert, kabuk kısmını yemeyip atarsa, israf mı olur?<br />
Cevap:</strong> Ekmeğin pişkin yerini ve i&ccedil;ini yiyip, kenar ve kabuklarını yemeyip atmak israf olur. Bırakılan kısımları başkası veya hayvan yerse, israf olmaz.</p>

<p><strong>Her istediğini yemek israf mıdır?<br />
Sual: Bir kimsenin, canı &ccedil;ektiği her yiyeceği, i&ccedil;eceği, yemesi ve i&ccedil;mesi israf olur mu?<br />
Cevap: </strong>Her istediğini yemek de israftır. İbni M&acirc;ce, im&acirc;m-ı Beyhek&icirc; ve Abdullah ibni Ebidd&uuml;ny&acirc; hazretleri kitaplarında, Enes bin M&acirc;lik hazretlerinin, Res&ucirc;lullah efendimizin;<br />
<strong>(Her istediğini yemek israftandır)</strong> buyurduğunu naklediyorlar.</p>

<p>G&uuml;nde iki kere ve her istediğini yemenin israf olması, doyduktan sonra veya hazım, sindirim olmadan, acıkmadan tekrar yemek israf olur demektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, g&uuml;nd&uuml;z ikinci olarak yemek, hele kısa g&uuml;nlerde ve &ccedil;alışmayan kimseler i&ccedil;in, &ccedil;ok kere, tam acıkmadan yemek olur. Bir sofrada, her istediğini yemek de, doyduktan sonra yemek olur. Bildirilen iki had&icirc;s-i şerifte, israf olduğunu a&ccedil;ık&ccedil;a anlatmadığından, israfa, harama teşbih, benzetme buyurulması da m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>

<p>Fakat, bir yemekten usanıp her birinden biraz yiyerek ibadet yapmak mesela oru&ccedil; tutmak, helal kazanmak i&ccedil;in &ccedil;alışmak veya M&uuml;sl&uuml;man kardeşlerine yardım etmek gibi ibadetler i&ccedil;in kuvvetlenmek d&uuml;ş&uuml;ncesi ile veya sofrada misafir bulundurmak niyeti ile olursa, israf olmayacağı, Hul&acirc;sa kitabında ve başka kitaplarda yazılıdır. Kitapların s&ouml;z&uuml;, yemek &ccedil;eşitleri, yalnız bu iki sebeple arttırılabilir demek değildir. Ziyan etmedik&ccedil;e ve başka bozuk niyet ile olmadık&ccedil;a, lezzet ve zevk i&ccedil;in arttırmak da caiz olduğunu, A&#39;r&acirc;f s&ucirc;resinin 31. &acirc;yeti ve M&acirc;ide s&ucirc;resinin 90. &acirc;yeti g&ouml;stermektedir. Bu iki &acirc;yet-i kerimeye dayanarak, &acirc;limlerimiz, her &ccedil;eşit meyve yiyerek lezzet almaya caiz demişler ve Res&ucirc;lullah efendimizin &ccedil;eşitli meyve yediğini haber vermişlerdir. Abdullah ibni Abb&acirc;s hazretleri i&ccedil;in buyurulan;<br />
<strong>(İstediğini ye, istediğini giyin! İnsanı yanlış yola g&ouml;t&uuml;ren, israf ve tekebb&uuml;rd&uuml;r)</strong> had&icirc;s-i şerifi, Buh&acirc;r&icirc;de yazılıdır.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Bir kimsenin, kendi elbisesini yırtması, yakması, g&uuml;nah işleyenlere para, mal vermesi de israf olur mu?<br />
Cevap: </strong>Bu konuda Had&icirc;ka kitabında buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Başkasının malını helak etmek, zul&uuml;m olur. &Ouml;demek lazım olur. Kendi malını helak etmek ise, israf olur. G&uuml;nah işlemek i&ccedil;in ve g&uuml;nah işlenilmesi i&ccedil;in verilen mal ve paralar da israf olur.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>Alışverişte aldanmak da israftır<br />
Sual: İsraf sadece yemede i&ccedil;mede mi olur yoksa başka şeylerde de israf olabilir mi?<br />
Cevap:</strong> Malı kıymetinden aşağı fiyatla satarak veya kiraya vererek ve kıymetinden yukarı fiyatla satın alarak veya kiralayarak aldanmak israf olur. Aldanarak alış verişe zaruri ihtiya&ccedil; olursa veya yardım, sadaka gibi niyet ile b&ouml;yle yaparsa israf olmaz. Meyyitin kefenini miktar ve cins bakımından, İsl&acirc;miyette bildirilenden fazla yapmak israftır. Abdullah ibni &Ouml;mer hazretleri ş&ouml;yle naklediyor:<br />
&ldquo;Sa&#39;d ibni Eb&icirc; Vakk&acirc;s hazretleri abdest alırken, Res&ucirc;lullah efendimiz g&ouml;rd&uuml;.<br />
<strong>-Ya Sa&#39;d! Suyu ni&ccedil;in israf ediyorsun?</strong> buyurdu.<br />
<strong>-</strong>Abdest alırken de israf olur mu dedikte;<br />
<strong>-B&uuml;y&uuml;k nehirde de olsa, abdestte fazla su kullanmak israf olur</strong> buyurdu.&rdquo;</p>

<p align="left">Acıkmadan &ouml;nce, g&uuml;nde ikinci defa yemek, israftır. Ahmed Eb&ucirc; Bekr-i Beyhek&icirc; hazretleri kitabında;<br />
&ldquo;Hazret-i Aişe buyuruyor ki, g&uuml;nde ikinci defa yemek yiyordum. Res&ucirc;lullah efendimiz g&ouml;r&uuml;nce;<br />
-<strong>Ya Aişe! Yalnız mideni doyurmak, sana her işten daha tatlı mı geliyor? G&uuml;nde iki kere yemek de israftandır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, israf edenleri sevmez!</strong> buyurdu.&rdquo;</p>

<p align="left">H&acirc;dim&icirc; merhum, burayı ş&ouml;yle a&ccedil;ıklıyor:<br />
&ldquo;Res&ucirc;lullah efendimiz, hazret-i Aişenin ikinci yemeği, acıkmadan yediğini anlayarak b&ouml;yle buyurmuştu. Yoksa, kefaretler i&ccedil;in, g&uuml;nde iki kere yedirmek lazım olduğu meydandadır.&rdquo;</p>

<p align="left">Sofraya l&uuml;zumundan fazla ekmek koyup, sonra bunları, tekrar yemek i&ccedil;in kaldırmamak israftır. Yani, yenmeyen ekmek par&ccedil;alarını atmak ve riya, g&ouml;steriş, ş&ouml;hret i&ccedil;in fazla ekmek koymak israf olur.</p>

<p align="left">Nefis yemekleri yemek, kıymetli, yeni elbise giymek, y&uuml;ksek, b&uuml;y&uuml;k binalar yapmak ve dinin sahibinin haram etmediği daha bu gibi şeyler, helalden kazanıldığı, kibir ve &ouml;ğ&uuml;nmek i&ccedil;in olmadığı zaman israf değildir. L&uuml;zumundan fazla olunca tenzihen mekruh olurlar. Ahireti kazanmak isteyenlere, lazım olan ile kanaat edip, fazlasını sadaka vermek yakışır.</p>

<p><strong>Sual:</strong> İsraf ne demektir ve israf edenler ni&ccedil;in k&ouml;t&uuml;lenmiştir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Bu konuda İm&acirc;m-ı Birgiv&icirc; hazretleri Tar&icirc;kat-i Muhammediyye kitabında buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;Malı, İslamiyetin ve m&uuml;r&uuml;vvetin uygun g&ouml;rmediği yerlere dağıtmaya&nbsp;<strong>İsraf</strong>&nbsp;veya&nbsp;<strong>Tebz&icirc;r</strong>&nbsp;<wbr />denir.&nbsp;<strong>M&uuml;r&uuml;vvet</strong>; faydalı olmak, iyilik yapmak arzusudur.&nbsp;<strong>F&uuml;t&uuml;vvet</strong>; daha hususi manaya gelir ki, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmamak, iyilik yapmak ve herkesin utanacak şeylerini &ouml;rtmek ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri affetmektir. İslamiyete uymayan israf, haramdır. M&uuml;r&uuml;vvete uymayan israf, tenzihen mekruhtur.</p>

<p>İsrafın haram olduğu muhakkaktır. Kalbin hastalığıdır. K&ouml;t&uuml; bir huydur. Dinimizin, hasisliği, cimriliği, israftan daha &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;lemesi, israfın cimrilik kadar k&ouml;t&uuml; olmadığını g&ouml;stermez. Hasisliğin daha &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;lenmesi, insanların &ccedil;oğu yaratılıştan, mal biriktirmeyi sevdiği i&ccedil;indir. Bunun gibi, &acirc;limlerimiz, idrarın şaraptan daha pis ve daha &ccedil;ok haram olduğunu s&ouml;yledikleri h&acirc;lde, d&icirc;nimiz idrarı, şarap kadar k&ouml;t&uuml;lememiş, şarap i&ccedil;enlere, ceza verildiği h&acirc;lde, idrar i&ccedil;in, ceza emredilmemiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, insanlar şarap i&ccedil;meye d&uuml;şk&uuml;n oluyor. İdrar i&ccedil;mek ise, kimsenin hatırına gelmiyor!</p>

<p>İsrafın k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;stermek i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın;</p>

<p><strong>(İsraf etmeyiniz! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, israf edenleri sevmez)</strong>&nbsp;me&acirc;lindeki kelamı yetişir. İsr&acirc; s&ucirc;resindeki &acirc;yet-i ker&icirc;mede de me&acirc;len;</p>

<p><strong>(Tebz&icirc;r etme! Tebz&icirc;r edenler, şeytanların kardeşleridir)</strong>&nbsp;buyuruyor. Şeytanın kardeşi de, şeytan olur. Şeytan isminden daha k&ouml;t&uuml; bir isim yoktur. İsrafı, bundan daha &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;leyen bir şey d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, mallarını israf edenlere bir şey vermeyiniz diye emrederken, bunları en k&ouml;t&uuml; bir isim ile adlandırıyor. Nis&acirc; s&ucirc;resindeki &acirc;yet-i ker&icirc;mede me&acirc;len;</p>

<p><strong>(Mallarınızı sefihlere, al&ccedil;aklara vermeyiniz!)</strong>&nbsp;buyuruyor. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde Firavunu k&ouml;t&uuml;lerken;</p>

<p><strong>(O, israf edenlerden idi)</strong>&nbsp;buyuruyor. L&ucirc;t aleyhissel&acirc;mın kavmini de;</p>

<p><strong>(Belki siz, israf eden kavimsiniz!)</strong>&nbsp;diye k&ouml;t&uuml;l&uuml;yor.</p>

<p>Buh&acirc;r&icirc; ve M&uuml;slimdeki hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Malı boş yere sa&ccedil;mayınız!)</strong>&nbsp;buyuruluyor. İm&acirc;m-ı Tirmiz&icirc; hazretlerinin bildirdiği hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Kıyamet g&uuml;n&uuml; herkes, d&ouml;rt suale cevap vermedik&ccedil;e hesaptan kurtulamayacaktır: &Ouml;mr&uuml;n&uuml; nasıl ge&ccedil;irdi. İlmi ile nasıl amel etti. Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcadı. Cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı?)</strong>&nbsp;buyurulmuştur.&rdquo;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1244]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 03 Şub 2026 23:30:53 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Evliyaya dil uzatmak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>İbni Arabi hazretlerine dil uzatılıyor. Evliyaya dil uzatmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani</b> hazretleri, <b>Mektubat</b>&rsquo;da buyuruyor ki:<br />
(B&uuml;y&uuml;klerimizin beğendiği, b&uuml;y&uuml;k bildiği Muhyiddin-i Arabinin, bir&ccedil;ok s&ouml;zlerinin ehl-i s&uuml;nnete uymaması, şaşılacak şeydir. Hataları keşfinde, kalbde doğan bilgilerde olduğu i&ccedil;in, ictihaddaki hatalar gibi bir şey s&ouml;ylenemez. Onu b&uuml;y&uuml;k bilir ve severim. Ehl-i s&uuml;nnete uymayan yazılarını yanlış ve zararlı bilirim.<br />
<br />
Onun hakkında konuşanlardan bir kısmı haddi aşıyor, bir kısmı b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n mahrum kalıyor. Evliyanın b&uuml;y&uuml;klerinden olan M.Arabi hazretleri, keşflerindeki hatalardan dolayı b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n reddedilemez. Onun vahdet-i v&uuml;cud bilgisi, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte, ehl-i s&uuml;nnet itikadına uymuyor ise de, uydurulması kolaydır. Aradaki farkın, yalnız s&ouml;zde ve kelimelerde olduğunu g&ouml;sterdim.) <b>[m.266]</b><br />
<br />
(Kıyas ve ictihad, dinin 4 temelinden biridir. Evliyanın ilhamları b&ouml;yle değildir. Bunlara uymaya emrolunmadık. İlham, yalnız sahibi i&ccedil;in delildir, başkaları i&ccedil;in senet değildir. Tasavvuf&ccedil;uların, ehl-i s&uuml;nnete uygun olmayan s&ouml;zlerine uyulmaz. Fakat, onlara iyi g&ouml;zle bakarak dil uzatmamalı, şuursuz s&ouml;zlerinden saymalıdır!) <b>[m.272]</b><br />
<br />
(Şeyh-i ekberi [yani İbni Arabiyi] caiz olmayan bazı bilgileri ile, yine makbuller arasında g&ouml;r&uuml;yorum. Evliya arasında bulunuyor. Onu reddeden, beğenmeyen tehlikededir.) <b>[c.3, m.77]<br />
<br />
İmam-ı S&uuml;yuti </b>hazretleri <b>Tenbih-ul-gabi </b>kitabında İbni Arabi hazretlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; vesikalarla ispat etmektedir.<br />
<br />
<b>Eb&uuml;ss&uuml;ud efendi </b>hazretleri de ona dil uzatılamıyacağına dair fetva vermiştir.<br />
<br />
<b>Abd&uuml;lgani Nabl&uuml;si </b>hazretleri, İbni Arabi gibi b&uuml;y&uuml;k bir evliyaya dil uzatanın cahil ve gafil olduğunu, bunların başında İbni Teymiye&rsquo;nin geldiğini bildirmektedir. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
<b>Evliya ile eşkıya kıyas edilmez</b><br />
<b>Sual:</b> İbni Teymiyeciler, &ldquo;Felsefecilerin nasslarla &ccedil;atışan akli delilleri onları tekfirden kurtarmadığı halde, tasavvuf ehlinin nasslarla &ccedil;atışan keşifleri onları nasıl k&uuml;f&uuml;rden kurtarabiliyor&rdquo; diyerek İbni Arabi hazretleri gibi bazı evliyayı tekfire yelteniyorlar.<br />
Bu mukayese doğru olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Doğru olmaz. Mukayesenin doğru olması i&ccedil;in m&uuml;şterek benzerliklerin olması lazımdır. Dost ile d&uuml;şman, mukayese edilmez. Mesela, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; k&acirc;firler i&ccedil;in <b>&ouml;l&uuml;</b> buyuruyor. K&acirc;fir ile m&uuml;min yani &ouml;l&uuml; ile diri mukayese edilir mi? Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(K&acirc;firler, sağır, dilsiz, k&ouml;r oldukları i&ccedil;in doğru yola gelmezler.)</b> [Bekara 18]<br />
<br />
<b>(K&ouml;rle g&ouml;ren </b>[k&acirc;fir ile m&uuml;min] <b>karanlıkla aydınlık </b>[B&acirc;tıl ile hak],<b> g&ouml;lge ile sıcak </b>[Cennetle Cehennem]<b> bir olmaz. Dirilerle &ouml;l&uuml;ler de bir olmaz.)</b> [Fatır 19]<br />
<br />
Yunan felsefecileri k&acirc;firdir, tasavvuf ehli ise Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dostu, evliyasıdır. Evliya ile k&acirc;fir hi&ccedil; mukayese edilir mi? Firavun da, &quot;Ben tanrıyım&quot; dedi, Hallac-ı Mansur hazretleri de. Biri k&acirc;firdi biri m&uuml;sl&uuml;man. M&uuml;sl&uuml;manınkini tevil etmek gerekir. Namaz kılan ve dinin her emrini yerine getiren bir m&uuml;sl&uuml;man bir şey s&ouml;ylemişse, bunun tevilini aramak gerekir.<br />
<br />
Yunan felsefecileri, (K&acirc;inat, Allah gibi, ezeli ve ebedidir, Allah c&uuml;zi olan şeyleri bilmez, cismani, bedeni bir haşr yoktur) gibi bir&ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;nceleri y&uuml;z&uuml;nden k&acirc;fir oluyorlar. İslam filozofu denilen kimseler de, b&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsa, onlar da aynı h&uuml;kme girer. İmam-ı Gazali hazretleri, b&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nen din adamlarının da aynı h&uuml;kme girdiğini <b>(El m&uuml;nkız), (Tehaf&uuml;t) </b>ve<b> (İlcam)</b>da bildiriyor. K&acirc;inatı ezeli ve ebedi bilen felsefecilerin k&uuml;fre d&uuml;şt&uuml;klerini bildirdikleri i&ccedil;in imam-ı Gazali ve imam-ı Rabbani hazretleri gibi Resulullahın v&acirc;risleri olan b&uuml;y&uuml;k &acirc;limlere felsefeciler tarafından dil uzatılıyor. <b>İbni R&uuml;şd</b>, felsefecileri savunmak i&ccedil;in imam-ı Gazali hazretlerini tenkit eden bir kitap bile yazmıştır. Felsefeci ve İbni Teymiyeci bir gen&ccedil;, (El-Gazzalinin uydurma hadisler &uuml;zerine bina ettiği b&uuml;t&uuml;n h&uuml;k&uuml;mler sapıklıktır, bu bakımdan onun eserlerini okuyan sapıtır) demişti.<br />
<br />
İmam-ı Gazali hazretlerini sevmeyenlerin daha &ccedil;ok felsefeciler ile İbni Teymiyeciler olduğu g&ouml;r&uuml;lmektedir. Ne maksatla olursa olsun, o b&uuml;y&uuml;k zatı k&ouml;t&uuml;lemek asla caiz değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; b&uuml;y&uuml;k &acirc;lim <b>İbni Hacer-i Mekki</b> hazretleri, (İmam-ı Gazalinin yazılarında kusur bulan, ya haset&ccedil;idir veya zındıktır) buyuruyor. <b>(El- i&rsquo;lam bi-kav&acirc;ti&rsquo;il-islam)</b><br />
<br />
<b>İbni Abidin</b> hazretleri buyuruyor ki:<br />
İmam-ı Gazali, zamanının h&uuml;ccet-&uuml;l-İslamı ve &acirc;limlerin en &uuml;st&uuml;n&uuml; idi. Ona dil uzatan kimse, cahillerin en cahili, f&acirc;sıkların en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r. <b>(El-Ukud-&uuml;d-d&uuml;rriyye)</b><br />
<br />
<b>K&acirc;tip &Ccedil;elebi </b>de diyor ki:<br />
B&uuml;t&uuml;n din kitapları yok olsa, İmam-ı Gazalinin kitapları, bu boşluğu doldurabilir, hatta onun İhya kitabı bile k&acirc;fi gelir<b>.<br />
<br />
Seyyid Abd&uuml;lhakim efendi </b>hazretleri de, (İmam-ı Gazali&rsquo;nin İhya kitabı, b&uuml;t&uuml;n &acirc;limlerce doğru ve y&uuml;ksektir. Bir gayrı m&uuml;slim, severek yapraklarını &ccedil;evirirse, M&uuml;sl&uuml;man olmakla şereflenir) buyuruyor.<br />
<br />
Tefsir, hadis, fıkıh, tarih, ahlak ve tıb hakkında &uuml;&ccedil; y&uuml;zden fazla eseri olan<b> İmam-ı S&uuml;yuti </b>hazretleri Tenbih-ul-gabi<b> </b>kitabında İbni Arabi&rsquo;nin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; vesikalarla ispat etmektedir. Cinlere de fetva veren <b>Eb&uuml;ss&uuml;ud efendi</b> İbni Arabiye dil uzatılamaz diye fetva vermiştir. Fıkıh, tefsir, hadis ve tasavvufta &ccedil;ok derin &acirc;lim olan <b>Abd&uuml;lgani Nabl&uuml;si </b>hazretleri, İbni Arabi gibi b&uuml;y&uuml;k bir evliyaya dil uzatanın cahil ve gafil olduğunu, bunların başında İbni Teymiye&rsquo;nin geldiğini bildirmektedir. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
Tefsir, fıkıh, tasavvuf, tarih, nahv ve tıb &uuml;zerinde &ccedil;ok kitap yazan, &acirc;rifibillah ve kutb-i zaman olan imam-ı Şarani hazretleri buyurur ki:<br />
İbni Teymiye, tasavvufu ink&acirc;r eder, evliyaya dil uzatır. B&ouml;yle kitapları okumaktan, yırtıcı hayvandan ka&ccedil;ar gibi ka&ccedil;malıdır. İbni Teymiye ve onun yolunda giden sapıklar, İbni Arabi hazretlerine k&acirc;fir demişlerse de, &acirc;limler, arifler onun b&uuml;y&uuml;k bir veli olduğunu bildirmiştir. <b>(Kibrit-i Ahmer, El-yevakit, Tabakat)</b><br />
<br />
<b>Evliya d&uuml;şmanlığı<br />
Sual:</b> Ekteki makalede, tasavvufa, tarihteki hak tarikatlara saldırılıyor, şefaat ink&acirc;r ediliyor. Osmanlıların İslamiyet&rsquo;i iyi anlayamadığı, bu y&uuml;zden Osmanlıyı m&uuml;sl&uuml;manların yıktığı bildiriliyor. Bir cevap verir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her makaleye cevap vermeye kalkarsak, esas konuları yazmaya sıra gelmez.<br />
<b>1-</b> Osmanlıyı yıkan ittihat&ccedil;ılardır. Bir savaşta m&uuml;sl&uuml;manlar yenilse, k&acirc;firler camileri yıksa, m&uuml;sl&uuml;manlar camileri yıktı denir mi? Osmanlılar, yıkılışa mani olamamışlardır. Onların ihmalleri varsa da, yıkan onlar değildir. Kusurlu olanı bizzat fail gibi g&ouml;stermek doğru değildir. (Osmanlılar İslamiyet&rsquo;i bilmiyordu) demesi de &ccedil;ok &ccedil;irkindir. Osmanlı İslamiyet&rsquo;i bilmiyorsa, o yazar nereden biliyor? Ceddini ink&acirc;r eden haramzadedir.<br />
<br />
<b>2-</b> Şevahid-&uuml;n-n&uuml;b&uuml;vve kitabında, (Evliyanın kerameti, Peygamberlerin mucizelerinin devamıdır. Bunun i&ccedil;in evliyadan hasıl olan kerametler de Peygamber efendimizin mucizesidir) buyuruluyor.<br />
<br />
Abd&uuml;lgani Nabl&uuml;si hazretleri, Hadika&rsquo;da (Evliyayı ink&acirc;r etmek, dinin herhangi bir h&uuml;km&uuml;n&uuml; ink&acirc;r etmek gibi k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Peygamberlerini ve evliyasını başkalarından &uuml;st&uuml;n tutmuş, başkalarına vermediği keramet ve mucize gibi harikaları bu zatlara ihsan etmiştir. Maruf-i Kerhi hazretleri, talebelerine, &quot;Dua ederken beni vasıta edin! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; evliya, Resulullahın v&acirc;risidir. V&acirc;ris olan, v&acirc;risi olduğu zatın b&uuml;t&uuml;n &uuml;st&uuml;nl&uuml;klerine kavuşur) buyuruyor. Fakat nasipsiz yazarın, (Evliya, havada u&ccedil;sa, denizde y&uuml;r&uuml;se ne yazar? Sanat ve k&uuml;lt&uuml;r&uuml; yoksa ne kıymeti vardır?) demesi &ccedil;ok tuhaftır. Evliya havada u&ccedil;abiliyorsa, elbette Allah onu &ccedil;ok seviyor demektir. Elbette onun k&uuml;lt&uuml;r&uuml; var demektir. İlimsiz, cahil kimseden evliya olur mu? Evliya, Allah dostu demektir. Allah dostunu ancak kendini beğenmiş ahmaklar, basite indirebilir.<br />
<br />
<b>3-</b> Yazar, (Evliya emrettiği i&ccedil;in ben yaptım demek &ccedil;ok yanlıştır. Yapılan şey Kur&#39;ana, s&uuml;nnete uygun olmalıdır) diyor. Yani, (Evliya, Kur&#39;ana, s&uuml;nnete aykırı emir verir) diyor. Evliyanın s&ouml;z&uuml;n&uuml;, Kur&#39;ana aykırı değilse yapacakmışız. Evliya o s&ouml;z&uuml;n Kur&#39;ana aykırı olduğunu bilmiyorsa, sen nereden bileceksin ey ahmak? Evliya, ger&ccedil;ekten evliya ise, elbette Kur&#39;an-ı kerime, s&uuml;nnet-i seniyyeye aykırı konuşmaz. Ahmak, evliya ile evliya taslaklarını aynı zannediyor.<br />
<br />
<b>4-</b> Nasipsiz yazar, <b>(Allah izin vermeden hi&ccedil; kimse, hi&ccedil; kimseye şefaat edemez)</b> &acirc;yet-i kerimesini delil g&ouml;stererek, Peygamberlerin, &acirc;limlerin, evliyanın, şehidlerin şefaatlerini ink&acirc;r ediyor. Elbette ancak Allah&rsquo;ın izni ile şefaat edileceğini b&uuml;t&uuml;n İslam &acirc;limleri bildiriyor. Elbette Onun izni olmadan sinek kanadını oynatamaz. Şefaat de Onun izniyle olacaktır. Şefaati ink&acirc;r eden ehl-i s&uuml;nnet olamaz.<br />
<br />
<b>5- </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Bana yaklaşmak i&ccedil;in, vesile arayınız!)</b> buyuruyor. (Maide 35)<br />
Fakat nasipsiz yazar, (M&uuml;rid, vesileyi, aracıyı bırakıp doğrudan doğruya Allah&rsquo;a bağlanmalı) diyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrine mi, yoksa nasipsiz yazarın s&ouml;z&uuml;ne mi uyalım?<br />
<br />
Yazar, (Hazret-i İsa&rsquo;yı, Hazret-i Ali&rsquo;yi &ccedil;ok sevip k&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, Peygamberi, m&uuml;rşidi &ccedil;ok sevip aynı akıbete maruz kalmamalı) diyor. Halbuki imanın temeli, Allah&rsquo;ı, Peygamberi ve Allah dostlarını &ccedil;ok sevmek ve Allah d&uuml;şmanlarını sevmemektir. M&uuml;sl&uuml;manın, Resulullahı &ccedil;ok sevmesi gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Buhari&rsquo;deki hadis-i şerifte, <b>(Beni ana-babasından, evladından ve herkesten daha &ccedil;ok sevmeyen, m&uuml;min olamaz)</b> buyuruldu. Hristiyanlar gibi, bir insana ilah demek onu sevmek midir? Bir kimse, h&acirc;ş&acirc; Peygamber efendimize ilah dese sevmiş mi olur?<br />
<br />
(Bir evliya yerine, doğruca Resulullaha rabıta etmek gerekmez mi?) diyen ahmaklara da rastlanmaktadır. Resulullahın m&uuml;barek ruhuna bağlanmak elbette b&uuml;y&uuml;k nimettir. Fakat bir veliyi veya kitaplarını bulup, buna rabıta yapmak, Resulullahın m&uuml;barek ruhuna bağlanmak i&ccedil;indir. Bir insan, hi&ccedil; g&ouml;rmediği kimsenin şeklini yalnız işitmekle, onu tanımış olmaz. Bunun i&ccedil;in, Resulullaha rabıta yapılmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, başkasının Resulullah olduğuna inanmak k&uuml;f&uuml;r olur. Evliyayı d&uuml;ş&uuml;nmekte, bu tehlike yoktur. Bir veliyi d&uuml;ş&uuml;nen, onun m&uuml;barek kalbinde Resulullahın m&uuml;barek kalbini g&ouml;r&uuml;r. B&ouml;ylece, Resulullahı y&acirc;d etmiş olur. (Evliya bir g&ouml;zl&uuml;k gibidir, Resulullaha bu g&ouml;zl&uuml;k ile bakılır) buyurulmaktadır.<br />
<br />
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Her m&uuml;sl&uuml;man, terbiye edici bir &uuml;stada muhta&ccedil;tır. &Uuml;stad onu terbiye ederek, k&ouml;t&uuml; huylardan kurtarır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanlara doğru yolu g&ouml;stermek i&ccedil;in, Peygamber g&ouml;nderdi. Peygamberden sonra ona vekil olarak evliyayı yarattı.) <b>[Eyy&uuml;hel-veled]</b><br />
<br />
Veli, Resulullahı iyi tanıdığı i&ccedil;in, Onun m&uuml;barek kalbinden feyz alır ve bu feyzler, bunun kalbinden, kendisine bağlananların kalblerine akar. Feyz gelen kalb temizlenir. Ahlakı g&uuml;zel olur.<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Velinin kalbindeki feyzler, nurlar, g&uuml;neşin ziyası gibi yayılır. Onu seven m&uuml;sl&uuml;manların kalblerine akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun g&uuml;neş karşısında olgunlaştığı gibi, kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullahın sohbetinde, b&ouml;yle kemale geldi.) <b>[M.260]</b><br />
<br />
<b>Menkıbe anlatmak<br />
Sual: </b>Hep &ccedil;arpık konuşan biri, <em>(Ey M&uuml;sl&uuml;manlar, size &ccedil;arpıklıkları anlatıyorum. Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;in, İmam-ı a&rsquo;zamın menkıbelerini, Abd&uuml;lkadir-i Geylan&icirc;&rsquo;nin veya başka evliya zatların kerametlerini anlatacak zaman değildir)</em> diyor. Kendi s&ouml;z&uuml;nde &ccedil;arpıklık yok mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette, esas &ccedil;arpıklık kendisindedir. O b&uuml;y&uuml;k zatların menkıbeleri ilimdir, ibretli, hikmetli olaylardır. Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;in hayatını anlatmak, İslamiyet&rsquo;i anlatmak demektir! İmam-ı a&rsquo;zamın menkıbeleri, genelde ateistlere verilen ilm&icirc; ve mantık&icirc; cevaplardır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını ispat eden &ccedil;ok kıymetli, akl&icirc; delillerdir. Evliya menkıbelerini okumak da &ccedil;ok faydalıdır. İnsanın haramlardan ka&ccedil;arak daha iyi ibadet etmesine yardımcı olur. Seyyid Abd&uuml;lhakim Arvas&icirc; hazretleri, <b>(Evliya menkıbelerini anlatan Reşehat kitabını okumak, insanın ihl&acirc;sını artırır) </b>buyurmuştur. Bunun i&ccedil;in İsl&acirc;m &acirc;limleri, evliya menkıbelerini bildiren bir&ccedil;ok kitap yazmıştır. L&uuml;zumsuz olsaydı yazmazlardı. Bunlardan birka&ccedil;ının isimleri ş&ouml;yledir:<br />
Hayrat-&uuml;l-hisan fi-menakıb-in-Nu&rsquo;man<br />
Es-sahife fi menakıb-i Ebi Hanife<br />
Kalaid-&uuml;l-ukban fi-menakıb-in Numan<br />
Ukud-&uuml;l-Mercan fi-menakıb-ı Ebi Hanifet-in-Numan<br />
Menakıb-&uuml;l-İmam-il-azam<br />
Menakıb-i Abd&uuml;lkadir<br />
Menkıbe-i Evliyaiyye fi-ahval-i Ridaiyye<br />
Nefehat-&uuml;l-&Uuml;ns<br />
Kitab-ı Keşf-&uuml;l Mahcub<br />
Tezkiret-&uuml;l Evliya<br />
Şevahid-&uuml;n-n&uuml;b&uuml;vve<br />
Hilye-t&uuml;l-Evliya<br />
Reşehat ayn-el hayat<br />
Cami&rsquo;u keramat-il-Evliya<br />
Hadika-t&uuml;l-Evliya<br />
Berakat - Z&uuml;bde-t&uuml;l-makamat<br />
Menakıb-ı &Ccedil;ihar Yar-i G&uuml;zin<br />
<br />
<b>D&uuml;nyaya sitem<br />
Sual: </b>İbni Arab&icirc;, Mevl&acirc;na gibi evliya zatlara saldıran bir Selef&icirc;, son olarak <b>D&uuml;rr-&uuml;l mearif</b> kitabındaki, (İmam-ı Kuşeyr&icirc; rahmet&uuml;llahi aleyh, bir g&uuml;n istinca i&ccedil;in taş arıyordu. Bu sırada eline bir yakut geldi. Onu yere atıp, &ldquo;Ben istinca i&ccedil;in taş arıyorum. Sen bana yakut veriyorsun. Yakutun senin olsun, bana lazım değildir&rdquo; dedi) ifadesinden dolayı İmam-ı Kuşeyr&icirc;&rsquo;ye de saldırmaktadır. Burada İmam-ı Kuşeyr&icirc;, bu s&ouml;z&uuml; d&uuml;nya i&ccedil;in mi s&ouml;ylemiş, yoksa h&acirc;ş&acirc; Allah i&ccedil;in mi s&ouml;ylemiştir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette d&uuml;nya i&ccedil;in s&ouml;ylemiştir. Zaten hemen altında a&ccedil;ıklaması vardır. İmam-ı Kuşeyr&icirc;, imamlık derecesine y&uuml;kselmiştir. İmam, m&uuml;ctehid, dinde s&ouml;z sahibi, &acirc;lim zat demektir. Sıradan bir M&uuml;sl&uuml;man bile h&acirc;ş&acirc; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya &ouml;yle bir şey s&ouml;yler mi hi&ccedil;?&nbsp;D&uuml;nya malını istemediğini bildirmiştir. Kendimize uygun g&ouml;rmediğimiz bir s&ouml;z&uuml; b&uuml;y&uuml;k zatlara nasıl uygun g&ouml;r&uuml;r&uuml;z ki? Evliya zatlar zahid kimselerdir. Zahid, d&uuml;nyaya rağbet etmez, &ouml;zenmez, hi&ccedil; &ouml;nem vermez. Yakut gibi d&uuml;nya malını fırlatıp atar.<br />
<br />
Selef&icirc;ler, mecazı bilmedikleri i&ccedil;in (Allah&#39;ın eli var, Allah oturur) diyerek Onu mahl&ucirc;ka benzeterek k&uuml;fre girerler. Mesela T&uuml;rk&ccedil;ede, (Kahpe felek, kimine kavun yedirir, kimine kelek) diye bir s&ouml;z vardır. Buradaki felek d&uuml;nya demektir. Mecaz olarak s&ouml;ylenir. H&acirc;ş&acirc; kaderle, Allah ile ilgisi yoktur. İmam-ı Kuşeyr&icirc; hazretleri de, (D&uuml;nya, &uuml;st&uuml;me gelme! Her şeyin senin olsun) diyor. Bir hadis-i şerif&nbsp;ş&ouml;yledir:<br />
<b>(D&uuml;nya </b>[d&uuml;nya malı] <b>bana yaklaşmak istedi. </b>&quot;Benden uzaklaş&quot; <b>dedim. Giderken, </b>&quot;Sen benden kurtuldun ama senden sonrakiler benden kurtulamaz&quot; <b>dedi.) </b>[Bezzar]<br />
<br />
&Acirc;limlere ve onların kitaplarına dil uzatmaktan ve Selef&icirc;lerin yuvarlandıkları k&uuml;f&uuml;r &ccedil;ukuruna d&uuml;şmekten &ccedil;ok sakınmalıdır.<br />
<br />
<b>Dalkavukluk<br />
Sual:</b> Vefat etmiş evliya zatların iyiliklerini anlatan bir arkadaşa yalaka diyorlar. Yalakalık yaşayana yapılmaz mı? &Ouml;len i&ccedil;in &ouml;yle bir şey s&ouml;ylenir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yalaka, dalkavuk demektir. Kendisine madd&icirc; menfaat [&ccedil;ıkar] sağlayacak olana aşırı saygı ve hayranlık g&ouml;stererek ona yaranmak isteyen kimse demektir. Yağcı da deniyor. Bunu &ouml;lm&uuml;ş kimseler i&ccedil;in s&ouml;ylemek yanlış olur. &Ouml;l&uuml;den madd&icirc; ne &ccedil;ıkar sağlanacak ki? Mesela, İmam-ı a&rsquo;zam hazretlerinin veya İmam-ı Gazal&icirc; hazretlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nden bahsedilse, bahsedene dalkavuk denmez. Hatt&acirc; mason Abduh veya Reşat Halife gibi k&ouml;t&uuml; kimseleri &ouml;vene de dalkavuk denmez. Sapık, cahil veya art niyetli denir. Her kelimeyi yerli yerinde kullanmalıdır.<br />
<br />
Bir başka husus, ister yaşasın ister vefat etmiş olsun, evliya zatları sevmek, gerekirse onları savunmak her M&uuml;sl&uuml;manın vazifesidir.<br />
<br />
<b>Keramet nerede?</b><br />
<b>Sual:</b> Yunus Emre&rsquo;ye veya Hacı Bektaş-ı Vel&icirc; hazretlerine yahut uygunsuz birine ait olduğu da s&ouml;ylenen şu d&ouml;rtl&uuml;kte Mekke ve Hac niye k&ouml;t&uuml;leniyor?<br />
<b>Hararet nardadır, sacda değildir,<br />
Keramet baştadır, tacda değildir,<br />
Her ne arar isen, kendinde ara!<br />
Kud&uuml;s&rsquo;te, Mekke&rsquo;de, Hacda değildir.<br />
CEVAP</b><br />
Eğer bu d&ouml;rtl&uuml;k, uygunsuz birine aitse, doğru anlaşılması i&ccedil;in tevile gerek yoktur. Ama Hacı Bektaş-ı Vel&icirc; hazretleri gibi b&uuml;y&uuml;k bir zata aitse ş&ouml;yle tevil edilebilir:<br />
Kud&uuml;s, Mekke kıymetli yerlerdir. Hac, gidebilene farzdır, &ccedil;ok kıymetli bir ibadettir. Fakat imanı olmayan veya bid&rsquo;at ehli olan kimse, buralara gitse, hac yapsa hi&ccedil; kıymeti olmaz. Yoksa (Hac ve Mekke kıymetsiz) demek değildir. Bunlar ancak imanlı olana kıymet verir.<br />
<br />
(Keramet tacda değildir) s&ouml;z&uuml; de g&uuml;zeldir. İnsan kıyafetiyle, hırkasıyla, c&uuml;bbesiyle, başındaki tacıyla, oturduğu tahtıyla değer kazanmaz. Kılık kıyafetle, hatt&acirc; tahsille bile insanın kemale ermediği anlatılmaktadır. Nitekim cahil biri, merhum Nasreddin Hoca&rsquo;ya, okunması zor bir yazı getirir. (Hoca bunu oku!) der. Hoca bakar, (Okuyamadım) der. O kişi, (Başındaki kavuğundan, sarığından utan!) der. Merhum hoca, (Eğer keramet sarıktaysa, buyur sen oku!) diyerek sarığı o kişinin başına ge&ccedil;irir.<br />
<br />
<b>Hallac-ı Mansur hazretleri</b><br />
<b>Sual:</b> Hallac-ı Mansur ve Muhyidd&icirc;n-i Arab&icirc; gibi zatların yanlış anlaşılan s&ouml;zlerinden dolayı, bazıları bu zatlardan bahsederken, Selef&icirc;ler gibi, <em><b>(Hallac ş&ouml;yle demiş), (Muhyiddin b&ouml;yle yazmış)</b> </em>diyorlar. Bu saygısızlık değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette saygısızlıktır. O zatlar, hatalı keşiflerinden dolayı mazur oldukları i&ccedil;in, g&uuml;naha girmezler. İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
Tasavvuf b&uuml;y&uuml;klerinden birka&ccedil;ı kendilerini h&acirc;l ve sekr kapladığı zaman, doğru yolun &acirc;limlerinin bildirdiklerine uymayan bilgiler, marifetler s&ouml;ylemişlerse de, keşif yoluyla anladıkları i&ccedil;in, su&ccedil;lu sayılmaz ve sorguya &ccedil;ekilmezler. Bunların, ictihadında yanılan m&uuml;ctehidler gibi, yanılmalarına da bir sevab verilir. <b>(1/112)</b><br />
<br />
Kitaplarımızda ve İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretlerinin mektuplarında, bu zatlar anlatılırken, (Hallac-ı Mansur &ldquo;kaddesallah&uuml; te&acirc;l&acirc; sirreh&uuml;l&rsquo;az&icirc;z&rdquo;) ve (Şeyh-i ekber Muhyiddin-i Arab&icirc; &ldquo;kuddise sirruh&rdquo;) diye saygıyla bildirilmektedir. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
İmam-ı Muhammed M&acirc;sum hazretleri de buyuruyor ki: Şeyh-i ekber Muhyiddin-i Arab&icirc; hazretleri, hadis ilminde sahib-i isnad ve fıkıh ilminde ictihad makamındaydı. <b>(1/29)</b><br />
<br />
B&ouml;yle b&uuml;y&uuml;k zatlara saygısızlık yapan, kendi terbiyesizliğini g&ouml;stermiş olur.<br />
<br />
<b>K&ouml;pekten aşağı olmak</b><br />
<b>Sual: </b>Evliya zatlara muhalif biri, b&uuml;y&uuml;k zatlardan birini, <em>(Hep aynı şeyleri anlatıyor) </em>diye tenkit edince bir arkadaş, <b>(Hocasını tenkit edene kızmayan, k&ouml;pekten aşağıdır)</b> s&ouml;z&uuml;n&uuml; hatırlayıp, (Ahmak herif, haddini bil, b&uuml;y&uuml;kleri sevenlerin yanında b&ouml;yle konuşamazsın) diyor. Sevenlerin yanında nasıl &ouml;yle konuşabiliyor ki?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sinsi hareket edip, s&ouml;ylediklerine bir kılıf bulduğu i&ccedil;in, fazla tepki toplamıyor. Eğer o arkadaş tepki vermeseydi, kim bilir daha neler s&ouml;yleyecekti. Belki b&uuml;t&uuml;n silsile b&uuml;y&uuml;klerine iftira ederek, ş&ouml;yle ş&ouml;yle hataları vardı diyecekti. B&uuml;y&uuml;klerimiz şunu anlatırlardı:<br />
Bir g&uuml;n hazret-i &Ouml;mer, bir yere v&acirc;li tayin ederek der ki:<br />
<b>&mdash; Yarın filan yere gel! Sana, iyi v&acirc;linin nasıl olacağını, başarının yollarını anlatacağım inşallah.</b><br />
<br />
Herkes, acaba ne nasihatler verecek, ne tavsiye edecek diye merak eder. Ertesi g&uuml;n Eshab-ı kiramın hepsi oraya gelir. Hazret-i &Ouml;mer, v&acirc;linin kolundan tutup der ki:<br />
<b>&mdash; Eğer başarılı olmak istiyorsan, namazını ta&rsquo;dil-i erk&acirc;nla vakti girince kıl! Ramazan-ı şerif ayı gelince orucunu tut! Hac zamanı hacca git! Zek&acirc;tını dinin emrine uygun şekilde ver! Kelime-i şehadeti s&ouml;yleyerek, imanını tazele! Haydi, g&uuml;le g&uuml;le, git yoluna, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yardımcın olsun!</b><br />
&mdash; Y&acirc; emir-el-m&uuml;minin, İslam&rsquo;ın şartının beş olduğunu hepimiz biliyoruz. Biz başka şeyler s&ouml;yleyeceğinizi, v&acirc;lilik hakkında başarılı olmanın yollarını anlatacağınızı zannetmiştik.<br />
<b>&mdash; Resulullah efendimiz, İslam&rsquo;ın şartının beş olduğunu bildirdi. Ben bunu altı yapacak değilim. Bu beş şartı doğru yapan, başarılı olur.</b><br />
<br />
G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, dinin esasları bellidir. Anlatılacak şeyler de bellidir. <em>(Hep aynı şeyi anlatıyor) </em>diyerek b&uuml;y&uuml;k zatları tenkit etmek, art niyetli olmayı gerektirir. Kitaplarımızda da hep hata aramaya &ccedil;alışıyor. B&ouml;yle sinsice fitne &ccedil;ıkaran ikiy&uuml;zl&uuml;lere, o arkadaş gibi, anında tepki vermeli. Tepki g&ouml;rmeyince, saldırılarını şiddetlendirir. K&ouml;pekten aşağı olmamak i&ccedil;in b&ouml;yle kimselere m&uuml;samaha g&ouml;stermemeli. Gen&ccedil;lerin, onların tuzağına d&uuml;şmelerine de m&acirc;ni olmalıdır.</p>

<p><strong>Evliyaya</strong> <strong>k&ouml;t&uuml;</strong> <strong>s&ouml;z</strong> <strong>s&ouml;ylemek<br />
Sual: Bazı kimseler; İmam-ı Rabbani, Muhyiddin-i Arabi, Mevlana Celaleddin-i Rumi gibi zatlar i&ccedil;in ağza alınmayacak, k&uuml;f&uuml;rle itham edici s&ouml;zler s&ouml;yl&uuml;yorlar. B&ouml;yle kimselere nasıl cevap vermelidir?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Abdullah-ı Dehlev&icirc; hazretleri Mek&acirc;tib-i şer&icirc;fe kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Bir kimsenin maksadı bilinmeden, yalnız s&ouml;z&uuml;ne bakarak, ona k&acirc;fir denilemez. Bir M&uuml;sl&uuml;manın, bir s&ouml;z&uuml;n&uuml;n, yetmiş manası k&uuml;fr&uuml;n&uuml;, bir manası ise imanını g&ouml;sterse, o kimseye k&acirc;fir denilmez. Hadis-i şerifte; <strong>(K&uuml;fr&uuml; a&ccedil;ık bilinmeyen kimseye k&acirc;fir diyen, k&acirc;fir olur)</strong> buyuruldu.</p>

<p>Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde &ouml;yle bilgiler vardır ki, bunlar tevil edilmeden anlaşılamaz. Bir kelimenin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve Resulullah efendimiz tarafından, a&ccedil;ık bildirilmemiş manalarından, İsl&acirc;miyete uygun olanı se&ccedil;meye <strong>Tevil</strong> denir. Bunu herkes yapamaz. Evliyanın s&ouml;zlerini de tevil etmek, mealen bildirmek lazımdır. Tevil edilmezse, yanlış anlaşılır. Tevil edilince, veliye iftira etmek tehlikesi olmaz. İftira etmek haramdır. Evliyanın sekr h&acirc;linde veya kavuştukları nimetleri anlatırken, yahut talebesini teşvik i&ccedil;in veya maksadını anlatacak kelime bulamadıkları zaman, s&ouml;yledikleri bazı kelimeleri tevile muhta&ccedil; olur. Mesela İmam-ı Rabbani hazretleri; &#39;Resulullahın her işine tabi olmalıdır&#39; demiyor. &#39;İtikatta, fıkıh kitaplarında emir olunan işlerde ve kalp ile yapılan zikirlerde tabi olmalıdır&#39; diyor. Bunlara tabi olmayan, veli olamaz. İmam-ı Rabbani hazretleri ve diğer evliyaya itiraz edenler, onların s&ouml;zlerindeki inceliği anlayamayanlardır.</p>

<p>Abd&uuml;lkadir-i Geyl&acirc;n&icirc; hazretlerinin F&uuml;t&ucirc;h-ul-gayb kitabının farisi şerhinde buyuruluyor ki: &#39;&Acirc;riflerin kalplerine ince ve anlaşılmaz bilgiler geldiği zaman, bunları anlatacak kelime bulamazlar. B&ouml;yle s&ouml;zlerini işitince, doğrusunu Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bilir demeli, ink&acirc;ra kalkışmamalıdır.&#39;</p>

<p>Tasavvuf yolundan maksat, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdikleri doğru itikada, İsl&acirc;mın g&uuml;zel ahlakına, fıkıh kitaplarının g&ouml;sterdiği işleri yapmaya, bidatlerden sakınmaya ve Allah dostlarının kalplerine gelen hallere kavuşmaktır. Evliyanın s&ouml;zleri misk gibidir. G&uuml;zel mana sa&ccedil;arlar. Yanlış manalar vermek, miski &ccedil;alı, &ccedil;&ouml;p ile &ouml;rtmek gibidir. &Ccedil;alı yığını, miskin g&uuml;zel kokusunu &ouml;rtemez.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: </strong>İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri gibi zatlara inanmayanlara nasıl cevap vermelidir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ge&ccedil;miş insanların h&acirc;llerini, ilimlerini, cehaletlerini, salah ve dalaletlerini anlayabilmek i&ccedil;in, &ccedil;eşitli yollar vardır:</p>

<p>Birincisi: Bir mezheb, bir yol sahibi ise, kurduğu yolu incelemektir.</p>

<p>İkincisi: Eserlerini, kitaplarını okumaktır.</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;: Onun hakkında insaf ile s&ouml;yleyip, meziyet ve kusurlarını bildirenleri dinlemektir. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretlerine bakılacak olursa:</p>

<p>1-İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretlerinin yirmidokuzuncu kuşaktan dedesi, hazret-i &Ouml;mer-&uuml;l-F&acirc;r&ucirc;k&#39;tur. Dedelerinin hepsi zamanlarının b&uuml;y&uuml;k &acirc;limi idi.</p>

<p>2-Bir kimseyi d&uuml;nyaya gelmeden evvel haber veren m&uuml;jdeler, zan ile ve yaklaşık olur. İsim ile, memleket ile bildirilmez. Mehd&icirc; hakkında haberler ve din im&acirc;mlarımız i&ccedil;in verilmiş olan m&uuml;jdeler de b&ouml;yledir. Mesela;</p>

<p><strong>(Din yer y&uuml;z&uuml;nden kalkıp S&uuml;reyy&acirc;ya yani &Uuml;lker denilen yıldız k&uuml;mesine gitse, Asyadan &ccedil;ıkan bir gen&ccedil; onu yakalar getirir.)</strong></p>

<p><strong>(İnsanlar sıkışıp g&uuml;&ccedil;l&uuml;klerini &ccedil;&ouml;zecek &acirc;lim ararlar. Med&icirc;ne-i m&uuml;nevveredeki &acirc;limden daha &uuml;st&uuml;n&uuml;n&uuml; bulamazlar.)</strong></p>

<p><strong>(Kureyş kabilesinden olanlara dil uzatmayınız. Onlardan bir &acirc;lim, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; ilim ile dolduracaktır)</strong>&nbsp;hadis-i şerifleri de b&ouml;yledir ki, birincisi İm&acirc;m-ı a&#39;zam Eb&ucirc; Han&icirc;feyi, ikincisi İm&acirc;m-ı M&acirc;lik bin Enesi, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; de İm&acirc;m-ı Ş&acirc;fi&#39;&icirc;nin geleceğini m&uuml;jdelemektedir denildi.</p>

<p>Bu haberlerin hepsi, ne kadar kuvvetli olsa da, zan olup, ilim ve katiyet bildirmez. Dostlar i&ccedil;in ilim gibi olup, d&uuml;şmanların, inat ve ink&acirc;r edenlerin cahilliklerini arttırır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kabul edenlerin &ccedil;okluğu ve b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; karşısında ret ve inat etmek, ya al&ccedil;aklık veya cahilliktir.</p>

<p>Din im&acirc;mları hakkındaki hadis-i şerifleri kabul etmeyip inat eden Vehhabiler b&ouml;yledir. Mehdiyi ink&acirc;r edenler de b&ouml;yle olup, bir&ccedil;ok hadis-i şerife inanmamış oluyorlar. Bunun i&ccedil;in Mehd&icirc;nin geleceğine inanmayan kafir olur, denildi.</p>

<p>İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri&nbsp;i&ccedil;in de, b&ouml;yle m&uuml;jdeler vardır, dostları i&ccedil;in kati ve muhakkaktır. D&uuml;şmanlarının da, ink&acirc;r ve inadı artmaktadır.</p>

<p>O h&acirc;lde haklarında ciltlerle kitap yazılmış olan ve eserleri d&uuml;nyayı doldurmuş bulunan ve onların izinde gidenler zamanlarının en kıymetlisi, en sevileni olan, iyilikleri g&uuml;neş gibi her yerde parlıyan evliyaya iyi zan lazım olmaz mı?</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1699]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 03 Şub 2026 21:02:51 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Rüzgarayakı istemeyin benden]]></title>
<description><![CDATA[<p>Peygamber efendimizden &ouml;nce yaşamış olan Hatim-i Tai, c&ouml;mertliği ile meşhur bir şair idi. Onun &uuml;lkesinde at eti yenirdi. Hatim-i Tai&rsquo;nin pek &ccedil;ok atı vardı. Atının biri, dillere destan olacak kadar her bakımdan m&uuml;kemmel bir Arap atıymış. &Ccedil;ok hızlı koştuğu i&ccedil;in adını R&uuml;zgarayak koymuşlar.</p>

<p>Zamanın h&uuml;k&uuml;mdarı, Hatimin s&ouml;ylendiği gibi ger&ccedil;ekten c&ouml;mert olup olmadığını &ouml;ğrenmek ister. G&ouml;zde veziri ile istişare edip, b&uuml;t&uuml;n servetine bedel olan R&uuml;zgarayak isimli atını istemek i&ccedil;in on kişi g&ouml;nderir. Eğer bu se&ccedil;kin atı vermezse, c&ouml;mertliği anlatılanlar gibi olmadığı anlaşılacaktır.</p>

<p>On kişi, kendilerini tanıtmadan bir gece Hatimin evine misafir olurlar. Hatim, hemen bir at kestirip ziyafet hazırlatırken, yorgunluklarını gidermek i&ccedil;in misafirlere yıkanacak yeri g&ouml;sterir, yeni &ccedil;amaşır ve elbise verir.</p>

<p>Muazzam ziyafetten sonra, on kişi kendilerini tanıtıp, h&uuml;k&uuml;mdarın arzusunu bildirirler:<br />
- H&uuml;k&uuml;mdarımız, &uuml;n&uuml; cihana yayılan Arap atınızı istiyor.<br />
Hatim bir ah &ccedil;ekerek der ki:<br />
- Aaah ki ah... Beni en ince noktadan vurdunuz. Elimi ayağımı bağladınız. Tek b&uuml;t&uuml;n servetimi isteyin de R&uuml;zgarayakı istemeyin benden. Hatta canımı isteyin h&uuml;k&uuml;mdarıma vereyim. Fakat onu istemeyin.</p>

<p>Hatimin b&ouml;yle s&ouml;yleyip ağlaması &uuml;zerine gelen heyet, Arap atının &ccedil;ok kıymetli olduğunu anlayıp derler ki:<br />
- Ey c&ouml;mert insan, nasıl iştir bu, canını veriyorsun da, bir atı vermiyorsun? Anlaşılan atın b&uuml;t&uuml;n servetinden, hatta canından daha kıymetliymiş.<br />
- Hayır &ouml;yle değil. Gece aniden misafir geldiğiniz i&ccedil;in, yılkıların otlağına gidip at getirinceye kadar, belki sabah olurdu. Misafirlerim a&ccedil; uyuyacaklarına evim başıma yıkılsa daha iyi olurdu. Onun i&ccedil;in &ccedil;ok sevdiğim R&uuml;zgarayakı kesmek zorunda kaldım. Misafirin g&ouml;nl&uuml;n&uuml; hoş etmek, en &uuml;nl&uuml; atımdan, servetimden, hatta canımdan daha kıymetlidir.<br />
Hatim, defalarca &ouml;z&uuml;r diledi. Misafirleri uğurlarken, her birine birer Arap atı ile birer kese altın verdi.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Komşuya yapılan k&ouml;t&uuml;l&uuml;k ve iyiliklerin karşılığı, sevap ve g&uuml;nah olarak daha mı fazladır?<br clear="none" />
<strong>CEVAP</strong><br />
Herhangi bir kimseye yapılması haram olan bir fenalık, komşuya yapılırsa, g&uuml;nahı ve herhangi bir kimseye yapılması sevap olan bir iyilik, komşuya yapılırsa, sevabı kat kat daha fazla olur.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Komşuya h&uuml;rmet etmeli deniyor. Bundan maksat nedir, ne yapılırsa h&uuml;rmet edilmiş olur?<br clear="none" />
<strong>CEVAP</strong><br />
Konu ile alakalı olarak Şir&#39;at-&uuml;l-isl&acirc;m şerhinde deniyor ki:<br clear="none" />
&ldquo;Her M&uuml;sl&uuml;manın, salih komşular, iyi insanlar arasında ev araması lazımdır. Hadis-i şeriflerde;</p>

<p><strong>(Ev satın almadan evvel, komşuların nasıl olduklarını araştırınız! Yola &ccedil;ıkmadan evvel, yol arkadaşınızı se&ccedil;iniz!)</strong></p>

<p><strong>(Komşuya h&uuml;rmet etmek, anaya h&uuml;rmet etmek gibi lazımdır)&nbsp;</strong>buyuruldu.</p>

<p>Komşuya h&uuml;rmet, onunla iyi ge&ccedil;inmektir. Onun a&ccedil; olduğunu bilerek, kendisi tok yatmamaktır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kendisine ihsan ettiği rızıklardan ona da vermelidir. Onu incitecek s&ouml;z ve harekette bulunmamalıdır. Hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Komşusu, şerrinden emin olmayan kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya iman etmemiştir)</strong>&nbsp;buyuruldu. Gayr-i m&uuml;slim komşuya dahi, m&uuml;mk&uuml;n olduğu kadar hediye vermelidir. Hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Zimm&icirc; komşunun bir hakkı, M&uuml;sl&uuml;man komşunun iki hakkı, akraba olan komşunun &uuml;&ccedil; hakkı vardır)</strong>&nbsp;buyuruldu. Komşusunun evine, pencerelerine bakmamalıdır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: </strong>Komşuluk haklarının &ouml;nemli olduğunu her M&uuml;sl&uuml;man bilir. Peki ka&ccedil; ev komşuluk hakkına sahiptir?<br clear="none" />
<b>CEVAP</b><br />
Komşuluk hakkına sahip evlerin adedi, zamanın şartlarına ve insanın yardım kudretine g&ouml;re değişir. Her taraftan birer, ikişer ve nihayet kırk ev komşuluk hakkına malik olur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2301]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:40:25 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Menakıb-ı Çihar Yar-i Güzin]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.7" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.7" data-category-id="menakibi-cihar"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15045]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:40:17 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.7" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.7" data-category-id="tam-ilmihal"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14966]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:37:54 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İngiliz Casusunun İtirafları]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.7" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.7" data-category-id="ingiliz-casusu"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15042]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:37:54 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Namaz Kitabı]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.7" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.7" data-category-id="namaz-kitabi"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15044]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:37:53 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Cevab Veremedi]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.7" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.7" data-category-id="cevab-veremedi"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15043]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:37:52 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İslam Ahlakı]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.7" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.7" data-category-id="islam-ahlaki"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14968]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:37:52 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kıyamet ve Ahiret]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.7" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.7" data-category-id="kiyamet-ve-ahiret"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14970]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:37:51 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Herkese Lazım Olan İman]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.7" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.7" data-category-id="herkese-lazim-olan-iman"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14969]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:37:50 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Mektubat Tercemesi]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.7" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.7" data-category-id="mektubat-tercemesi"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15041]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:36:58 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Faideli Bilgiler]]></title>
<description><![CDATA[<p>En g&uuml;zel dini mesajları keşfedin ve sevdiklerinizle paylaşın!</p>
<link href="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.css?v=3.6" rel="stylesheet" />
<div class="messages-grid" id="messagesGrid">&nbsp;</div>

<div class="toast" id="toast">&nbsp;</div>
<script src="/apps/dini-mesajlar/dini-mesajlar.js?v=3.6" data-category-id="faideli-bilgiler"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14967]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 13:58:03 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Atalarımız böyle âdil idi]]></title>
<description><![CDATA[<p>İstanbul&rsquo;un fethinden sonra, Osmanlı askerleri, Bizans hapishanelerini kontrol ettiler. En &uuml;cra bir mahzende &uuml;&ccedil; papaz buldular. Alıp Fatih Sultan Mehmed Han&rsquo;a g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler. Sultan, onlara hapsedilmelerinin sebebini sordu. Papazlar, &ldquo;Biz, Bizans&rsquo;ın en ileri gelen papazları idik. İmparatorun zul&uuml;m ve işkencelerinden, yaptığı rezalet ve sefahetten dolayı kendisini ikaz edip, sonunun yakın olduğunu s&ouml;yledik. O da, bize kızdı zindanlara attırdı&rdquo; dediler.<br />
Fatih Sultan Mehmed Han, papazların ellerine serbest dolaşma belgesi verip, memleketini gezip g&ouml;rmelerini, Osmanlı Devleti hakkında kendisine g&ouml;r&uuml;şlerini bildirmelerini istedi.</p>

<p>Papazlar, İstanbul&rsquo;da bir &ccedil;arşıya girip, sabahın erken vaktinde bir şeyler almak istediler. Siftah yapan bir d&uuml;kkandan, komşuları siftah yapmadan ikinci bir şey alamadılar.</p>

<p>Anadolu&rsquo;ya ge&ccedil;tiler dolaşırken, ezan okunmaya başladı. Kimse d&uuml;kkanını kapatmaya bile l&uuml;zum g&ouml;rmeden camiye gittiler. Hi&ccedil; kimse, bir başkasının malına, canına, ırzına, namusuna zarar vermeyi aklından bile ge&ccedil;irmiyordu.</p>

<p>Papazlar, b&uuml;t&uuml;n bu hadiselerden dolayı şaşkına d&ouml;nd&uuml;. Ka&ccedil; şehir dolaştıkları halde, bir mahkemeye tesad&uuml;f edemediler. Her kasabada k&acirc;dı var, fakat dava yoktu. Hırsızlık yok, katillik yok, namussuzluk yok, eşkıyalık ve dolandırıcılık yok, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yoktu. Birka&ccedil; ay dolaştıktan sonra, şehrin birinde bir mahkemenin olacağını haber alıp, oraya koştular.</p>

<p>&ldquo;En sonunda Osmanlının aksak y&ouml;n&uuml;n&uuml; yakalarız &uuml;midiyle dinleyici olarak i&ccedil;eri girdiler. Davalı ve davacı geldi. K&acirc;dı yerine ge&ccedil;ip meseleyi dinledi.</p>

<p>Adamlardan biri anlattı: &ldquo;Efendim, bendeniz bu din kardeşimin tarlasını arzu ettiği fiyat &uuml;zerinden satın aldım. Birka&ccedil; sene ekip kaldırdım. Fakat bu sene &ccedil;ift s&uuml;rerken, sabanımın demirine bir şey takıldı. Kazıp &ccedil;ıkardım. İ&ccedil;i altın dolu bir k&uuml;pt&uuml;. K&uuml;p&uuml; g&ouml;t&uuml;r&uuml;p, daha &ouml;nce tarlayı satın aldığım bu kardeşime vermek istedim. O kabul etmedi: &lsquo;Ben tarlamı, altı ve &uuml;st&uuml;yle birlikte sattım. Onun ekip kaldırdığında bir hakkım olmadığı gibi, toprağın altında da bir hakkım olamaz&rsquo; dedi.&rdquo;</p>

<p>&Uuml;&ccedil; papaz, altın k&uuml;p&uuml;n&uuml;n kimin olacağına dair mahkemeyi ibretle seyrediyorlardı. Tarlanın yeni sahibi &ccedil;ıkarttığı altın k&uuml;p&uuml;n&uuml; eski sahibine vermek istiyor, &ldquo;Toprağın altında k&uuml;p&uuml;n varlığından haberdar olsaydı, bana orayı satmazdı&rdquo; diyordu.<br />
Eski sahibi ise, &ldquo;Efendim, durum kardeşimin anlattığı gibi v&acirc;ki oldu. Ancak, bendeniz ona, o tarlayı, altı ve &uuml;st&uuml;yle birlikte sattım. Onun ekip kaldırdığında bir hakkım olmadığı gibi, toprağın altında da bir hakkım olamaz. Senelerdir ben o tarlayı s&uuml;rerim, benim nasibim olsaydı ben bulurdum&rdquo; diyordu.</p>

<p>K&acirc;dı efendi, bu iki m&uuml;sl&uuml;man arasında h&uuml;k&uuml;m vermekte g&uuml;&ccedil;l&uuml;k &ccedil;ekmedi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, birinin temiz ve saliha bir kızı, diğerinin de salih bir oğlu vardı. (Bu gen&ccedil;leri evlendirelim, bu k&uuml;p altın da onların d&uuml;ğ&uuml;n hediyesi olsun) diye teklif yaptı. Onlar da kabul ettiler. Davayı b&ouml;ylece halletmiş oldu. Papazlar da şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemez bir halde oradan ayrıldılar.</p>

<p>Papazlar, Anadolu seyahatlerine devam ettiler... Yine bir g&uuml;n, bir mahkemeye şahit oldular. K&acirc;dı efendi, davacıya s&ouml;z verdi. O da meseleyi ş&ouml;yle anlattı: &ldquo;Bir hafta &ouml;nce bu kardeşimden bir at satın aldım. Evime g&ouml;t&uuml;r&uuml;p bakımını yaptım. Ancak birka&ccedil; g&uuml;n sonra at rahatsızlandı. Atın daha &ouml;nceden hasta olması m&uuml;mk&uuml;n olabileceği gibi, ben aldıktan sonra da hastalanması m&uuml;mk&uuml;n idi. Atı satın aldığım arkadaşa bir şey diyemedim. Gelip durumu size arz edeyim ki, aramızı bulasınız diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m. Ancak o g&uuml;n sizi bulamadım. Siz şehir dışına gitmiştiniz. Siz geri gelmeden de at &ouml;ld&uuml;. H&uuml;km&uuml;n&uuml;z&uuml; talep ederim.&rdquo;</p>

<p>K&acirc;dı efendi d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. At &ouml;lm&uuml;ş, onlar arasında dava bitmişti. Su&ccedil; kendisinindi. Atı satanı su&ccedil;layamazdı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; atın durumu ortaya &ccedil;ıkmamıştı. &Ouml;b&uuml;r&uuml; de vaktinde m&uuml;racaatını yapmıştı. Tek eksik taraf; kendisinin şehirde, vazife yerinde bulunmaması idi. O halde atın &uuml;cretini o &ouml;demeliydi. Atın fiyatını &ouml;ğrenip, kendi cebinden bedelini verdi.</p>

<p>B&ouml;yle &acirc;dil bir k&acirc;dı efendinin ve b&ouml;yle &acirc;dil bir mahkemenin mevcudiyetini akıllarına sığdıramayan Bizans papazlarının, hayretlerinden ağızları a&ccedil;ık kaldı...</p>

<p>(Anadolu&rsquo;da bu kadar dolaştığımız yeter) diyen papazlar, İstanbul&rsquo;a d&ouml;n&uuml;p, İstanbul K&acirc;dısı Hızır Bey&rsquo;in huzurunda, Padişah Fatih Sultan Mehmed Han ile, bir Hristiyan arasında bir davanın g&ouml;r&uuml;leceğini duydular.</p>

<p>Koca Osmanlı Devleti&rsquo;nin Sultanı, &ccedil;ağ a&ccedil;ıp &ccedil;ağ kapayan İstanbul Fatihi Sultan Mehmed Han ile bir hristiyan mimar, K&acirc;dı Hızır Bey&rsquo;in karşısında ayakta bekliyorlardı. Fatih Sultan Mehmed Han, vazifesine ihanet eden Hristiyan mimarı mahkemesiz cezalandırmış, Hristiyan mimar da, K&acirc;dı Hızır Bey&rsquo;e şikayet etmişti.</p>

<p>Hızır Bey, Fatih Sultan Mehmed Han&rsquo;ı haksız bulup aynı şekilde Sultanın da cezalandırılmasına h&uuml;kmetti. Eğer mimar rıza g&ouml;sterirse, diyetle kurtulabilecekti. Hristiyan mimar, bu adalet karşısında ne yapacağını şaşırdı. Oracıkta, Kelime-i şehadet getirip m&uuml;sl&uuml;man oldu...</p>

<p>Papazlar, fetihden sonraki İstanbul hayatını da &ccedil;ok merak ediyorlardı. M&uuml;sl&uuml;manların oturdukları, yeni yeni yerleşmekte oldukları mahallelere gittiler. Onların tam bir teslimiyet ve s&uuml;kunetle işlerini yaptıklarını tam bir temizlik ve titizlikle eşyalarını yerleştirdiklerini g&ouml;rd&uuml;ler. İstanbul bambaşka olmuş, sanki, birka&ccedil; ay &ouml;nceki Bizans gitmiş, yerine g&ouml;kten bir İstanbul inmişti.</p>

<p>Padişah tarafından Osmanlı &uuml;lkesini gezip g&ouml;rmekle vazifelendirilen papazlar, İstanbul&rsquo;daki Hristiyan mahallelerini de g&ouml;rmeden edemediler. Bug&uuml;nk&uuml; Fatih Camii&rsquo;nin doğu taraflarına ve Fener&rsquo;e doğru gittiler. Hristiyanlar bile değişmiş, sokaklardaki pislik azalmıştı. Kimse kimseye zulmetmeye cesaret edemiyordu. K&acirc;dı Hızır beyin, Padişaha bile ceza vermekten &ccedil;ekinmemesi onları korkutmuştu. Herkes sessiz, sakin işine devam ediyor, eskisi gibi i&ccedil;ip i&ccedil;ip, sokaklarda, n&acirc;r&acirc;lar atamıyorlardı. Kimseyi rahatsız edemiyorlardı. Hristiyanların en fakirine bile ev verilmiş, kimse a&ccedil; ve a&ccedil;ıkta bırakılmamıştı. İstanbul&rsquo;da herkes huzur i&ccedil;erisinde idi.</p>

<p>Papazlar, b&uuml;t&uuml;n bunları gezip g&ouml;rd&uuml;kten sonra, birka&ccedil; g&uuml;n dinlenip d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ler, izin isteyip padişahın huzuruna &ccedil;ıktılar. G&ouml;rd&uuml;klerini bir bir arz edip; (Bu millet ve devlet, b&ouml;yle giderse, kıyamete kadar devam eder) dediler. (B&ouml;yle bir ahlak ve yaşayışa sahip olan insanların dini, elbette Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın hak dinidir) dediler, Kelime-i şehadet getirip m&uuml;sl&uuml;man olmakla şereflendiler.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Değişik ırk ve dinden olan insanları, bir arada tutmak beraber yaşamalarını temin etmek m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İnsanlık tarihinin başından itibaren, değişik zamanlarda, &ccedil;eşitli kavimlere mensup olan insanları, bir arada tutmak m&uuml;mk&uuml;n olmuştur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; tarihin her devrinde, t&uuml;rl&uuml; kanı taşıyan, t&uuml;rl&uuml; dil konuşan, başka başka &acirc;det ve ananelere bağlı olan milyonlarca insanın, aralarındaki farkları bırakarak, bir inan&ccedil; veya fikir etafında toplanıp, birer imparatorluk kurduklarını g&ouml;r&uuml;yoruz.</p>

<p>B&ouml;yle kurulan imparatorluk veya devletlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;ne, en g&uuml;zeline Orta &Ccedil;ağ&#39;da rastlıyoruz. Hi&ccedil; bozulmamış, değiştirilmemiş biricik din olan İslam dininin g&uuml;zel ahlakı ile bezenmiş, birbirlerini seven, yardımlaşan, &ccedil;eşitli ırklardan, b&uuml;y&uuml;k insan topluluklarının, birleştiklerini biliyoruz. Bu topluluğu ayakta tutan temel, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrettiği &ccedil;alışkanlık, adalet, iyilik, saygı gibi din esasları idi. Osmanlı T&uuml;rklerini, Sakarya kenarından, kısa bir zamanda, Viyana kapılarına g&ouml;t&uuml;ren kuvvet, Sultan Osman Beyin ve &ccedil;ocuklarının sımsıkı sarıldıkları İslam dininin, ruhu ve bedeni tekam&uuml;l ettiren, geliştiren ışıklı yolu idi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, İslamiyette M&uuml;sl&uuml;manlar birbirinin kardeşidir.</p>

<p>Hıristiyan Avrupa&#39;nın tek kalesi Fransa kapılarını zorlamaya giden Attila idaresindeki Turan Hunları, herhangi bir hak dine mensup olsalardı ve oralara bu hak dinin ahlakını, ruhunu g&ouml;t&uuml;rm&uuml;ş olsalardı, Hazret-i &Ouml;mer&#39;in ordusundaki adalete, şefkate hayran olup, seve seve M&uuml;sl&uuml;man olan Şam Hıristiyanları gibi, papazların baskısından, kralların işkencesinden usanmış olan Batı Hıristiyanları da, onlara kucaklarını a&ccedil;maz mı idi ve bug&uuml;nk&uuml; Avrupa&#39;nın din &ccedil;ehresi ne olurdu?</p>

<p>Emeviler, İslam dinini, İspanya&#39;dan, Avrupa&#39;ya soktu. Fas, Kurtuba ve Gırnata &uuml;niversitelerini kurup, Batı&#39;ya ilim ve fen ışıklarını saldı. Hıristiyanlık &acirc;lemini uyandırıp, bug&uuml;nk&uuml; m&uuml;sbet ilerlemenin temelini koydu. D&uuml;nya y&uuml;z&uuml;ndeki ilk &uuml;niversitenin, Fas&#39;ın Fes şehrinde bulunan Kureviyyin &Uuml;niversitesi olduğu b&uuml;t&uuml;n ansiklopedilerde yazılıdır. Bu &uuml;niversite miladi 859 yılında kurulmuştur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2239]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 15:05:08 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Apple Uygulamalar]]></title>
<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:35px; padding:20px 0; display:block; border:1px #d6e9c6 solid; background:#dff0d8; color:#3c763d; text-align: center;"><span style="font-size:15px;">Apple / iOS uygulamalarımızı mobil cihazınıza <strong>&quot;&uuml;cretsiz&quot;&nbsp;</strong>olarak&nbsp;y&uuml;kleyebilirsiniz.</span></div>
<style type="text/css">.app-grid{
    width:100%;
    display:flex;
    flex-wrap:wrap;
    justify-content:center;
  }
  .app-card{
    width:33.33%;
    text-align:center;
    padding-bottom:30px;
    box-sizing:border-box;
  }
  .app-card a{
    display:block;
    font-size:14px;
    color:#333;
    text-decoration:none;
    font-weight:bold;
  }
  .app-card img{
    width:140px;
  }
</style>
<div class="app-grid">
<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14958"><img alt="Türkiye Takvimi" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/TurkiyeTakvimi_Apple.png?v=2.1" /><br />
<br />
T&uuml;rkiye Takvimi<br />
Apple / iOS </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14942"><img alt="Dünya Namaz Vakitleri" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/DunyaNamazVakitleri_Apple.png" /><br />
<br />
D&uuml;nya Namaz Vakitleri<br />
Apple / iOS </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14845"><img alt="NamazVakti" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/NamazVakti_Apple.png" /><br />
<br />
NamazVakti<br />
Apple / iOS </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14952"><img alt="Hesaplama" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/Hesaplama_Apple.png" /><br />
<br />
Hesaplama<br />
Apple / iOS </a></div>
<!--<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14882"><img alt="Huzura Doğru" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/Huzura_Dogru_Apple.png" /><br />
<br />
Huzura Doğru<br />
Apple / iOS </a></div>-->

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14954"><img alt="Dini Sözlük" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/DiniSozluk_Mobil.png" /><br />
<br />
Dini S&ouml;zl&uuml;k<br />
Apple / iOS </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14846"><img alt="Türkiye Gazetesi" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/TurkiyeGazetesi_Apple.png" /><br />
<br />
T&uuml;rkiye Gazetesi<br />
Apple / iOS </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14847"><img alt="TGRT Haber TV" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/TGRTHaber_Apple.png" /><br />
<br />
TGRT Haber TV<br />
Apple / iOS </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15039"><img alt="TGRT FM" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Mobil/TGRTFM_WebSite.png" /><br />
<br />
TGRT FM<br />
Apple / iOS </a></div>
</div>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14836]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 15:04:06 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Android Uygulamalar]]></title>
<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:35px; padding:20px 0; display:block; border:1px #d6e9c6 solid; background:#dff0d8; color:#3c763d; text-align: center;"><span style="font-size:15px;">Android uygulamalarımızı mobil cihazınıza <strong>&quot;&uuml;cretsiz&quot;&nbsp;</strong>olarak&nbsp;y&uuml;kleyebilirsiniz.</span></div>
<style type="text/css">.app-grid{
    width:100%;
    display:flex;
    flex-wrap:wrap;
    justify-content:center;
  }
  .app-card{
    width:33.33%;
    text-align:center;
    padding-bottom:30px;
    box-sizing:border-box;
  }
  .app-card a{
    display:block;
    font-size:14px;
    color:#333;
    text-decoration:none;
    font-weight:bold;
  }
  .app-card img{
    width:140px;
  }
</style>
<div class="app-grid">
<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14959"><img alt="Türkiye Takvimi" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/TurkiyeTakvimi_Android.png?v=2.1" /><br />
<br />
T&uuml;rkiye Takvimi<br />
Android </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14896"><img alt="Dünya Namaz Vakitleri" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/DunyaNamazVakitleri_Android.png" /><br />
<br />
D&uuml;nya Namaz Vakitleri<br />
Android </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14838"><img alt="Namaz Vakitleri" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/TG_NamazVakitleri.png" /><br />
<br />
Namaz Vakitleri<br />
Android </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14842"><img alt="Türkiye Takvimi" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/Turkiye_Takvimi_Android.png" /><br />
<br />
T&uuml;rkiye Takvimi<br />
Android </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14841"><img alt="Namaz Vakitleri (İnternetsiz)" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/NamazVakitleri_Internetsiz.png" /><br />
<br />
Namaz Vakitleri (İnternetsiz)<br />
Android </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14884"><img alt="Kıble Pusulası" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/KiblePusulasi_Android.png" /><br />
<br />
Kıble Pusulası<br />
Android </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14953"><img alt="Hesaplama" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/Hesaplama_Android.png" /><br />
<br />
Hesaplama<br />
Android </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14954"><img alt="Dini Sözlük" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/DiniSozluk_Mobil.png" /><br />
<br />
Dini S&ouml;zl&uuml;k<br />
Android </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14887"><img alt="Türkiye Gazetesi" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/TurkiyeGazetesi_Android.png" /><br />
<br />
T&uuml;rkiye Gazetesi<br />
Android </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14888"><img alt="TGRT Haber" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/TGRTHaber_Android.png" /><br />
<br />
TGRT Haber<br />
Android </a></div>

<div class="app-card"><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15039"><img alt="TGRT-FM" src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Mobil/TGRTFM_WebSite.png" /><br />
<br />
TGRT-FM<br />
Android </a></div>
</div>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14837]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 14:17:44 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Peygamber efendimizin şefaati]]></title>
<description><![CDATA[<p>İmanını muhafaza ederek &ouml;len herkes şefaate kavuşacaktır. <b>Duha </b>suresinin<b> (Elbette Rabbin sana</b> [şefaat hakkı ve pek &ccedil;ok nimet] <b>verecek, sen de razı olacaksın)</b> mealindeki beşinci &acirc;yet-i kerimenin tefsirinde Resulullah efendimiz <b>(&Uuml;mmetimden</b> <b>bir kişi Cehennemde kalsa razı olmam)</b> buyurdu. Şefaate kavuşabilmek i&ccedil;in de imanlı &ouml;lmek şarttır. İmanlı &ouml;lenler de ebedi kurtuluşa kavuşmuş demektir.</p>

<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Kıyamette şefaat edeceğim. Ya Rabbi, kalbinde hardal zerresi kadar iman olanları Cennete koy diyeceğim. Bunlar Cennete girecekler. Sonra, kalbinde az bir şey olanlara, Cennete girin diyeceğim.)</b> [Buhari]</p>

<p><b>(Ahirette ilk şefaat eden ve şefaati kabul olan ben olacağım.)</b> [İbni Mace]</p>

<p><b>(&Uuml;mmetimden, şirk &uuml;zere &ouml;lmeyen herkese Allah&rsquo;ın izni ile şefaat edeceğim.) </b>[Buhari, M&uuml;slim]</p>

<p><b>(Kıyamet g&uuml;n&uuml; en &ouml;nce ben şefaat edeceğim.) </b>[M&uuml;slim]</p>

<p><b>(Her peygamberin, m&uuml;stecab </b>[kabul olan]<b> bir duası vardır. Ben duamı, &uuml;mmetime şefaat etmek i&ccedil;in ahirete sakladım.) </b>[Buhari]</p>

<p><b>(Benden &ouml;nce hi&ccedil;bir peygambere verilmeyen beş şeyden biri şefaattir. Şirk &uuml;zere &ouml;lmeyen </b>[imanla &ouml;len]<b> herkese şefaat edeceğim.) </b>[Bezzar]</p>

<p><b>(&Uuml;mmetimden b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işleyenlere şefaat edeceğim.)</b> [İmam-ı Ahmed, Nesai]</p>

<p>Peygamber efendimiz, g&uuml;nahk&acirc;rlara şefaat edeceğini bildirince, Hazret-i Eb&uuml;dderda, (İmanı olan hırsız ve z&acirc;niler de şefaate kavuşacak mı) diye sual etti, <b>(Evet, onlara da şefaat edeceğim) </b>buyurdu. (Hatib)</p>

<p><b>(G&uuml;nahı &ccedil;ok olanlara şefaat edeceğim.) </b>[Hatib]</p>

<p><b>(Nefslerine aldananlara şefaat edeceğim.) </b>[Deylemi]</p>

<p><b>(Kıyamette, kum sayısından daha &ccedil;ok kimseye şefaat ederim.) </b>[Taberani]</p>

<p><b>(Kıyamette &ldquo;Ya Rabbi, zerre kadar imanı olanı Cennete koy!&rdquo; diyeceğim. Hepsi şefaatimle Cennete girecek.) </b>[Buhari]</p>

<p><b>(Şefaatime inanmayan kimse, ona kavuşamaz.) </b>[Şir&rsquo;a]</p>

<p><b>(Şefaatime en layık olan, bana en &ccedil;ok salevat okuyandır.) </b>[Tirmizi]</p>

<p><b>(&Uuml;mmetimden geri kalan olur korkusu ile Cennete girdiğim halde tahtıma oturmam. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, &quot;Ya Rabbi &uuml;mmetim &uuml;mmetim&quot; derim. Rabbim &quot;&Uuml;mmetine ne yapmamı istiyorsun?&quot; buyurur. Ben de &quot;Ya Rabbi onların hesaplarını &ccedil;abuk g&ouml;r, sıkıntıdan kurtulsunlar&quot; derim. Cehennemliklerin listesi bana verilir. Onlara şefaat ederim. Hatta Cehennem hazini Malik &quot;&Uuml;mmetinden cezalanacak kimse bırakmadın&quot; der.)</b> [Beyheki, Taberani]</p>

<p><b>(Rabbin sana </b>[ahirette &ccedil;eşitli nimetler, şefaat izni]<b> verecek, sen de hoşnut, razı olacaksın) </b>mealindeki Duha suresi beşinci &acirc;yet-i kerimesi inince, Resulullah efendimizin, <b>(&Uuml;mmetimden bir kişi Cehennemde kalsa razı oldum demem) </b>diye s&ouml;ylediği tefsirlerde bildirilmiştir. <b>(Tibyan)</b></p>

<p><strong>Peygamber efendimizin şefaati<br />
Sual: Peygamberlere şefaat izni verileceği kitaplarda yazılı. Peygamber efendimiz de &uuml;mmetine şefaat edecek mi ve kimler bu şefaatten faydalanacaktır?<br />
Cevap:</strong> Mahşer g&uuml;n&uuml;, kabrinden ilk &ouml;nce Res&ucirc;lullah efendimiz kalkacaktır. &Uuml;zerinde Cennet elbisesi bulunacaktır. Burak isimli bir hayvan &uuml;zerinde mahşer yerine gidecektir. Peygamber efendimizin elinde &#39;liv&acirc;-&uuml;l-hamd&#39; denilen bayrak olacaktır.</p>

<p>Peygamberler dahil b&uuml;t&uuml;n insanlar bu bayrağın altında duracaktır. Mahşer halkı, beklemekten &ccedil;ok sıkılacaklardır. &Ouml;nce &Acirc;dem aleyhisselama, sırasıyla Nuh aleyhisselama, İbrahim aleyhisselama, Musa aleyhisselama ve İsa aleyhisselama gidip, hesabın başlanması i&ccedil;in şefaat etmelerini dileyeceklerdir. Her Peygamber, birer &ouml;z&uuml;r bildirerek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan utandıklarını s&ouml;yleyecekler ve şefaat edemeyeceklerdir... Son olarak insanlar, Res&ucirc;lullah efendimize gelip yalvaracaklardır. Peygamber efendimiz secde edip, dua edecek ve şefaati kabul olacaktır.</p>

<p>Mahşer g&uuml;n&uuml;, &ouml;nce Muhammed aleyhisselamın &uuml;mmetinin hesabı g&ouml;r&uuml;lecek, sırattan ge&ccedil;ecek ve Cennete gireceklerdir. Res&ucirc;lullah efendimiz, altı yerde şefaat edecektir:<br />
Birincisi, Mak&acirc;m-ı Mahm&ucirc;d denilen şefaati ile, b&uuml;t&uuml;n insanları mahşerde beklemek azabından kurtaracaktır.</p>

<p>İkincisi, Res&ucirc;lullah efendimiz şefaati ile, &ccedil;ok kimseyi hesapsız Cennete sokacaktır.</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;, azap &ccedil;ekmesi lazım olan m&uuml;minleri azaptan kurtaracaktır.</p>

<p>D&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml;, iman ile &ouml;l&uuml;p g&uuml;nahı &ccedil;ok olan m&uuml;minleri Cehennemden &ccedil;ıkaracaktır.</p>

<p>Beşincisi, sevabı ve g&uuml;nahı eşit olup, Araf denilen yerde bekleyen m&uuml;minlerin Cennete gitmelerine şefaat edecektir.</p>

<p>Altıncı olarak Peygamber efendimiz, Cennette olanların derecelerinin y&uuml;kselmesi i&ccedil;in şefaat edeceklerdir.</p>

<p>Peygamber efendimizin şefaat ile hesaptan kurtardığı yetmiş bin kimsenin her birinin şefaatleri ile de, yetmişer bin kişi hesapsız Cennete gireceklerdir. Bu fazilet ve &uuml;st&uuml;nl&uuml;k de, yalnız Peygamber efendimize mahsustur.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Res&ucirc;lullah efendimiz diri iken olduğu gibi, vefatından sonra da, d&uuml;nyanın her yerinde ve her zaman Onun hatırı ve h&uuml;rmeti i&ccedil;in isteyenlerin duasını, hep kabul etmiş ve etmektedir. Zira Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, had&icirc;s-i kudside;<br />
<strong>(Sen olmasaydın, hi&ccedil;bir şeyi yaratmazdım) </strong>buyurarak, Res&ucirc;lullah efendimizin &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; bildirmektedir.</p>

<p><b>Not: </b>Geniş bilgi i&ccedil;in, <b>Vehhabilik </b>maddesinde, <b>Şefaat M&uuml;sl&uuml;manlara Vardır </b>bahsinde,<b> <a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1678" target="_blank">Resulullah Efendimizin Şefaati </a></b>kısmına bakınız.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#B22222;">&quot;R&acirc;zı oluncaya kadar dilediğini vereceğim&quot;</span></strong></p>

<p>Şef&acirc;at haktır. Mahşer g&uuml;n&uuml; t&ouml;vbesiz &ouml;len m&uuml;&#39;minlerin k&uuml;&ccedil;&uuml;k ve b&uuml;y&uuml;k g&uuml;n&acirc;hlarının affedilmesi i&ccedil;in, Peygamberler, vel&icirc;ler, s&acirc;lihler, melekler ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın izin verdiği kimseler, şef&acirc;at edecek ve şef&acirc;atleri kab&ucirc;l edilecektir. Hadis-i şerifte;</p>

<p>(Kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml;, evvel&acirc; Enbiy&acirc;, sonra Ulem&acirc; şef&acirc;at edeceklerdir) buyuruldu.</p>

<p>Kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml; izin verilmeden kimse, kimseye şef&acirc;at edemeyecektir. İzin alan da, r&acirc;zı olduğuna şef&acirc;at edecektir. R&acirc;zı etmek i&ccedil;in İsl&acirc;miyyete uymak l&acirc;zımdır. Bundan sonra, insanlık &icirc;c&acirc;bı kus&ucirc;ru bulunursa, ancak b&ouml;yle kus&ucirc;rlar, şef&acirc;atle affolacaktır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Duh&acirc; s&ucirc;resinin 5&#39;inci &acirc;yet-i kerimesinde me&acirc;len, Peygamber efendimize hitab ederek;</p>

<p>(Sana, r&acirc;zı oluncaya kadar, yeter deyinceye kadar her dilediğini vereceğim) buyurmaktadır.</p>

<p>Peygamber efendimiz, bu &acirc;yet-i ker&icirc;me n&acirc;zil olduğu, indiği zaman Cebr&acirc;&icirc;l aleyhissel&acirc;ma bakarak;</p>

<p>(&Uuml;mmetimden birinin Cehennemde kalmasına r&acirc;zı olmam) buyurmuştur.</p>

<p>&quot;EY HAB&Icirc;BİM!..&quot;</p>

<p>Esh&acirc;b-ı kir&acirc;mdan Eb&ucirc; M&ucirc;s&acirc;-el-eş&#39;ar&icirc; hazretleri, Mescid-i Neb&icirc;de ş&acirc;hit olduğu bir h&acirc;diseyi ş&ouml;yle nakletmektedir:</p>

<p>&quot;Biz mescidde, Res&ucirc;lullah efendimizin huz&ucirc;runda oturmuştuk. Hab&icirc;bullahı vahiy ağırlığı kapladı. Vahiy geldiğinde, vahyin ağırlığı &uuml;zerlerini kaplardı. Hatt&acirc; uzuvları birbirinden ayrılıyormuş ve başı yere d&uuml;şecekmiş gibi olurdu. Yine b&ouml;yle oldu ve sonra başını kaldırdı. Fakat arka arkaya bu h&acirc;l &uuml;&ccedil; kerre daha tekrarladı. Sonra m&uuml;b&acirc;rek başını kaldırıp, secdeye vardı. Biz de onunla ber&acirc;ber secdeye vardık. M&uuml;b&acirc;rek başını secdeden kaldırdı ve biz;</p>

<p>-Y&acirc; Res&ucirc;lallah! Size gelen bu d&ouml;rt vahiyden bize haber verir misiniz? diye arzda bulunduk. Cevaben buyurdular ki:</p>

<p>-Bana Cebr&acirc;&icirc;l aleyhissel&acirc;m, evvelki gelişinde dedi ki, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sana sel&acirc;m s&ouml;yledi ve buyurdu ki:</p>

<p>(Y&acirc; Muhammed! &Uuml;mmetinin &uuml;&ccedil;te birinin az&acirc;b ve hes&acirc;b g&ouml;rmeden Cennete girmesini mi istersin, yoksa b&uuml;t&uuml;n g&uuml;n&acirc;hk&acirc;rlarına şef&acirc;at etmeyi mi istersin?) Cebr&acirc;&icirc;l aleyhissel&acirc;mın iş&acirc;reti ile şef&acirc;ati se&ccedil;tim.</p>

<p>Bunu size haber vermek istediğimde Cebr&acirc;&icirc;l aleyhissel&acirc;m geldi ve dedi ki: Rabbil&#39;&acirc;lem&icirc;n sana sel&acirc;m s&ouml;yler ve buyurur ki:</p>

<p>(Ey Hab&icirc;bim! &Uuml;mmetinin yarısının hes&acirc;psız ve az&acirc;psız, Cennete girmesini mi istersin. Yoksa &uuml;mmetinin b&uuml;t&uuml;n g&uuml;n&acirc;hk&acirc;rlarına şef&acirc;at etmeyi mi istersin?)</p>

<p>Ben yine şef&acirc;ati se&ccedil;tim ve size haber vermek istedim. O s&acirc;at yine geldi ve dedi ki: Rabbin sel&acirc;m s&ouml;yledi ve buyurdu ki:</p>

<p>(Ey Hab&icirc;bim! &Uuml;mmetinin &uuml;&ccedil;te ikisinin hes&acirc;p ve az&acirc;p olunmadan Cennete girmesini mi istersin. Yoksa &uuml;mmetinin b&uuml;t&uuml;n g&uuml;n&acirc;hk&acirc;rlarına şef&acirc;at etmeyi mi istersin?)</p>

<p>Ben yine b&uuml;t&uuml;n &uuml;mmetime şef&acirc;ati se&ccedil;tim ve size haber vermek istediğimde tekrar geldi ve dedi ki: Rabbin sana sel&acirc;m s&ouml;yler ve buyurur ki: Vedduh&acirc; s&ucirc;resi 5. ve T&acirc;h&acirc; s&ucirc;resi 130. &acirc;yet-i ker&icirc;mesinin bir kısmını okudu. Me&acirc;li:</p>

<p>(Y&acirc; Muhammed! Onlar bana ve sana &icirc;m&acirc;n getirseler ve beş vakit nam&acirc;zı kılsalar, farzları ed&acirc; etseler ve senin s&uuml;nnetini yerine getirseler, sen r&acirc;zı oluncaya kadar şef&acirc;at etmene izin veririm.)</p>

<p>Bunun &uuml;zerine Peygamber efendimiz;</p>

<p>(Bana k&acirc;fi gelir, bana k&acirc;fi gelir!) buyurdu...&quot;</p>

<p>Kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın izni ile, iyiler, k&ouml;t&uuml;lere şef&acirc;at edecektir. Peygamber efendimiz;</p>

<p>(&Uuml;mmetimden b&uuml;y&uuml;k g&uuml;n&acirc;h işleyenlere şef&acirc;at edeceğim) buyurmuştur.</p>

<p>KIYAMET G&Uuml;N&Uuml;!..</p>

<p>Bir seferinde Peygamber efendimiz;</p>

<p>(Her Peygamberin du&acirc;sı kab&ucirc;l olur. Her Peygamber, &uuml;mmeti i&ccedil;in d&uuml;ny&acirc;da du&acirc; etti. Ben ise, kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml; &uuml;mmetime şef&acirc;at izni verilmesi i&ccedil;in du&acirc; ediyorum. İnş&acirc;allah du&acirc;m kab&ucirc;l olacak. M&uuml;şrik olmayanların hepsine şef&acirc;at edeceğim) buyurmuşlardır.</p>

<p>Netice olarak, ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri bildiriyor ki: Kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml;, her Peygamber şef&acirc;at edecektir. Sonra sırası ile &acirc;limler, şeh&icirc;tler, s&acirc;lihler, Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mi tecv&icirc;d ile Allah rız&acirc;sı i&ccedil;in okuyan h&acirc;fızlar, k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuklar şef&acirc;at edeceklerdir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:</p>

<p>(Kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml; şef&acirc;at edeceğim. Y&acirc; Rabb&icirc;! Kalbinde hardal zerresi kadar &icirc;m&acirc;n olanları Cennete koy diyeceğim. Bunlar Cennete girecekler. Sonra, kalbinde az bir şey olanlara, Cennete giriniz diyeceğim.)</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=442]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 21:25:20 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İdarecilik]]></title>
<description><![CDATA[<p>Her idareci, elemanlarından iyi iş, y&uuml;ksek randıman bekler. Elemanlarının arı gibi &ccedil;alışıp bal yapmalarını ister. Bir kovandaki arıları, duman ile ka&ccedil;ırırsak veya hepsini &ouml;ld&uuml;r&uuml;rsek, balı kolayca almak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Fakat bu aldığımız son bal olur. Arılara ihtiya&ccedil;ları kadar bal bırakıp, kalan balı alırsak, arılar, bal yapmaya devam ederler.<br />
<br />
Kusursuz eleman bulunmaz. Marifet, onları kusurları ile kabul edip &ccedil;alıştırabilmektir. &Acirc;mir, elemanını tenkit ederse, o da savunmak mecburiyetinde kalır. Yaptığı yanlış işin doğru olduğunu ispat i&ccedil;in bin tane delil getirir. Kusuru kolay kolay kabul etmez. Tenkit edildiği i&ccedil;in de incinir, &ccedil;alışma azmi kırılır, istenilen verim alınamaz. İnsan &ccedil;alıştırmanın temel şartı, heves kırmamaktır.<br />
<br />
Her &acirc;mirin &acirc;miri vardır. Acaba bir &acirc;mir, kendi &acirc;mirine karşı iyi eleman mıdır? Elemanlarından beklediği saygıyı, işi, kendisi &acirc;mirine karşı yapabiliyor mu? Eğer kendisi &acirc;mirine karşı kusur ediyorsa, elemanlarının kusurlarını da g&ouml;rmemesi lazımdır. Acaba en b&uuml;y&uuml;k &acirc;mir olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı g&uuml;nahsız, kusursuz bir kul muyuz? Eğer elemanların itaatsiz oldukları, vazifelerini aksattıkları g&ouml;r&uuml;l&uuml;yorsa, biz de vazifemizi yapmıyoruz demektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <b>(Allah&rsquo;a itaat edene, b&uuml;t&uuml;n mahluklar itaat eder) </b>buyuruluyor.<br />
<br />
Mahkumların en canisi bile, kendini su&ccedil;suz kabul eder, yaptığı k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri makul sebeplerle a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alışır, kendini iyi bir insan olarak bilir. Su&ccedil;lu bir mahkum kendini b&ouml;yle bilirse, diğer insanlar kendilerini ne zannetmez ki?<br />
<br />
Kusursuz insan olmadığına g&ouml;re, kusur bularak, tenkit ederek değil, iyi y&ouml;nlerini tespit edip o a&ccedil;ıdan yaklaşmak lazımdır. Her elemanın iyi ve k&ouml;t&uuml; y&ouml;nleri vardır. İyi y&ouml;nlerini takdir ederek yaklaşmalıdır! (Bu kadar tenkite darılmaz) diyerek işe tenkitle girmemelidir! Basit bir tenkit, k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kıvılcımdır. Patlamaya hazır olan insan gururuna değer değmez, infilak etmesine sebep olur.<br />
<br />
Bir taşa &ccedil;arpanın su&ccedil;u taşta, yılanı eline alanın da su&ccedil;u yılanda bulması normal bir iş değildir. O halde, akıllı kimse; taşta, yılanda değil, kendinde kusur arar. Deliyi, kusurluyu azarlamaz. Şu halde, idareciliğin birinci şartı, hi&ccedil; kimseyi tenkit etmemektir. İkinci şartı ise insanları tanımaktır.<br />
<br />
İnsan, m&uuml;him bir şahsiyet, &ouml;nemli bir kişi olmak ister. Bu istek herhangi bir &ccedil;ırakta da vardır. Herkesin nefsi &acirc;mir, hatta ilah olmak ister. Meşhur bir artist olmak i&ccedil;in evlerinden ka&ccedil;an &ccedil;ok gen&ccedil; kız vardır. &Ouml;nemli kişi olma arzusu, insanı bir şiir veya bir kitap yazmaya, bir eser meydana getirmeye zorlar. Meşru yoldan ş&ouml;hrete kavuşamayan kimse, olay &ccedil;ıkartarak gazetelerde resimlerinin &ccedil;ıkmasını sağlar. Bir kahraman gibi gazetedeki resimlerine bakar.</p>

<p><span style="color:#B22222;"><strong>Mazlum kazanır, z&acirc;lim ise kaybeder</strong></span></p>

<p>İnsan &ouml;mr&uuml;, d&uuml;ny&acirc;nın &ouml;mr&uuml;ne nazaran sahrada esen bir r&uuml;zg&acirc;r gibidir. Bu &ccedil;ok kısa hayatta, acı g&uuml;nler de, tatlı g&uuml;nler de olur. Ama hepsi de ge&ccedil;er gider. Z&acirc;limin zulm&uuml; de ge&ccedil;er. Fakat z&acirc;limin zulm&uuml;, mazl&ucirc;mun boynunda asılı kalır. Zira &acirc;hırette mazl&ucirc;ma;</p>

<p>&quot;Onlar o zaman g&uuml;&ccedil;l&uuml;yd&uuml;, sen zayıftın. Onlardan ge&ccedil;ti ama senden ge&ccedil;medi. Şimdi sen konuş, sen s&ouml;yle&quot; denecek. Ve mazl&ucirc;mun g&uuml;n&acirc;hları alınıp, zulmedene verilecektir. İm&acirc;m-ı Tak&icirc; hazretleri buyurdu ki:</p>

<p>&quot;Zul&uuml;m yapan, z&acirc;lime yardım eden ve bu zulme r&acirc;zı olan, bu zulme ortaktır. Z&acirc;limin ad&acirc;letle ge&ccedil;en g&uuml;n&uuml;, kendisine, mazl&ucirc;mun zul&uuml;m g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; g&uuml;nden daha ağır gelir.&quot;</p>

<p>D&uuml;ny&acirc;ya milyarlarca insan gelmiş ve bir m&uuml;ddet yaşadıktan sonra, &ouml;l&uuml;p gitmişler. Bunların bazısı zengin, bazısı fak&icirc;r, kimi g&uuml;zel, kimi &ccedil;irkin, kimi z&acirc;lim, kimi de mazl&ucirc;m imiş. Ama o h&acirc;llerinin hepsi de ge&ccedil;ip gitmiştir. Bunlardan bir kısmı inanmış, &ccedil;oğu ise ink&acirc;r edip inanmamış. Hepsi de, y&acirc; sonsuz yok olacak y&acirc;hut kıy&acirc;met kopup, tekr&acirc;r dirilip inanmayanlar sonsuz az&acirc;b &ccedil;ekecektir. İnanmış olarak &ouml;lm&uuml;ş olanlar ise, r&acirc;hata, huzura ereceklerdir.</p>

<p>YA AZAP YA NİMET!..</p>

<p>Şu anda hayatta olan, kadın, erkek her insan da, bu iki h&acirc;lden yani ya sonsuz az&acirc;b veya sonsuz nimetlerden birisi ile karşı karşıyadır. Her insanın bunu iyi d&uuml;ş&uuml;nmesi l&acirc;zımdır. Zira birka&ccedil; sene sonra, bunlardan birisi de, insanın kendisi olacaktır. Ge&ccedil;miş seneler nasıl bir hay&acirc;l oldu ise, &ouml;l&uuml;m geldiği zam&acirc;n da, b&uuml;t&uuml;n bu &ouml;m&uuml;r, b&uuml;t&uuml;n bu hay&acirc;t, &ccedil;alışmalar ve didinmeler de hep hay&acirc;l olacaktır. O zam&acirc;n bir insan, acaba bu iki kısımdan hangisinde olmak ister? Hi&ccedil;birinden olmak istemem diyemez &ccedil;&uuml;nk&uuml; buna imk&acirc;n yoktur. &Ccedil;&acirc;resiz bir şekilde onlardan birisi olacaktır. Sonsuz ateşte yanmayı, ihtim&acirc;l bile olsa, kim isteyebilir ki? Eb&ucirc; İshak K&acirc;zer&ucirc;n&icirc; hazretleri, bir talebesine hitaben buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;Z&acirc;limlerden ve bunlara yakın kimselerden uzak dur. Her kim bunlara meylederse, &acirc;lim ve faz&icirc;letli bile olsa, s&acirc;lihler ve Allah adamları yanında kıymetli olmaz. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Şu &uuml;&ccedil; şeyi yapanlar c&uuml;r&uuml;m işlemiş olur. İki topluluk arasında bozgunculuk yapıp, fitne &ccedil;ıkaranlar; ana-babasına &acirc;s&icirc; olanlar; z&acirc;limlerle dostluk kurup, onların zulm&uuml;ne yardımcı olanlar) ve yine; (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki: &quot;Ben &acirc;lemlerin Rabbiyim. İzzet ve cel&acirc;lim hakkı i&ccedil;in z&acirc;limlerden intikam alırım. Bir kimse bir z&acirc;limin elinde bir mazl&ucirc;mun zulme uğradığını g&ouml;rse, buna m&acirc;ni olmaya g&uuml;c&uuml; yetip de, o mazl&ucirc;ma yardım etmezse, ondan intikam alırım) buyurdular.&quot;</p>

<p>Aklı olan bir kimse, zevklerini Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;sterdiği yoldan tem&icirc;n etmelidir. İsl&acirc;mın g&uuml;zel ahl&acirc;kı ile s&uuml;slenmeli, herkese iyilik etmeli, kendisine k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapanlara iyilikle karşılık vermeli, kimseye zul&uuml;m etmemelidir. İyilik yapamasa bile, hi&ccedil; olmazsa sabretmeli, isy&acirc;n etmemeli, fitne &ccedil;ıkarmamalı, yapıcı olmalıdır. B&ouml;ylece kendisi, hem zevklerine, r&acirc;hata, huz&ucirc;ra kavuşur ve hem de, &acirc;hıretin sonsuz az&acirc;blarından kurtulur. İsl&acirc;miyyete inanan ve uyan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ihs&acirc;nına kavuşur, mes&ucirc;d olur. İnanmayan, bu sa&acirc;detten mahr&ucirc;m kalır.</p>

<p>&quot;SEN HAKLISIN!..&quot;</p>

<p>Netice olarak, d&uuml;ny&acirc;da aldanan, mazl&ucirc;m olan, g&ouml;zyaşı d&ouml;ken kazanır. Fakat aldatan, z&acirc;lim olan, ağlatan ise kaybeder. Aldananlar, &uuml;z&uuml;lenler ve ağlayanlar, mahşer g&uuml;n&uuml; miz&acirc;nın başında sevinecekler. Aldatanlar, &uuml;zenler ve ağlatanlar ise, orada kara kara d&uuml;ş&uuml;nceye dalacak ve &uuml;z&uuml;leceklerdir. Mahşer g&uuml;n&uuml;, d&uuml;nyada iken, haklı olmadıkları h&acirc;lde, nefislerinin arzularına uyarak haklıyım diyerek insanlara zulmedenler, onları ağlatanlar &uuml;z&uuml;lecekler. Haklı olduğu halde, m&uuml;&#39;min kardeşini &uuml;zmemek i&ccedil;in, sen haklısın diyenler ise, sevineceklerdir. Bunun i&ccedil;in, haklı olmadığı h&acirc;lde ben haklıyım demek &ccedil;ok tehlikelidir. İns&acirc;n, kendi nefsine g&ouml;re haklı olabilir, ama Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; indinde nasıl olduğunu, yani haklı mı haksız mı olduğunu bilemez. Onun i&ccedil;in, d&uuml;ny&acirc;da iken hak sahipleri ile hel&acirc;lleşmek, anlaşmak l&acirc;zımdır. Zira d&uuml;ny&acirc;da iken anlaşmakta, hel&acirc;lleşmekte, herkes i&ccedil;in hayır vardır.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2376]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 08:50:54 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Dua okumakla fakirlikten kurtulmak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> (Şu duayı okuyan fakirlikten kurtulur) deniyor. Dua okumakla fakirlikten nasıl kurtulunur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dinimiz &ccedil;alışarak kazanmayı emretmektedir. <b>Hazret-i &Ouml;mer</b>, (&Ccedil;alışın, kazanın, &ccedil;alışmadan rızık beklemeyin! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; g&ouml;kten para yağdırmaz) buyurdu. <b>Hazret-i Lokman Hakim</b> de, (&Ccedil;alışmayıp muhta&ccedil; olanın dini ve aklı noksandır) buyurdu.<br />
<br />
Rızık i&ccedil;in endişe etmemeli! Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Her canlının rızkı Allah&rsquo;a aittir)</b> buyuruldu. (Hud 6)<br />
<br />
<b>(Şeytan, sizi fakirlikle korkutup, fahşaya s&uuml;r&uuml;kler </b>[cimriliğe, her t&uuml;rl&uuml; k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğe teşvik eder.]<b>) </b>[Bekara 268]<br />
<br />
<b>(Yery&uuml;z&uuml;ne dağılın, Allah&rsquo;ın fazlından rızkınızı arayın!) </b>[Cuma 10]<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
<b>(En g&uuml;zel rızık, helale, harama dikkat edilerek alın teri ile kazanılandır.)</b> [Nesai]<br />
<br />
<b>(İbadet on kısımdır, dokuzu &ccedil;alışıp helal kazanmaktır.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>&Ccedil;alışmak farzdır</b><br />
Nafakasını kazanacak ve bor&ccedil;larını &ouml;deyecek kadar &ccedil;alışıp kazanmak farzdır. Cafer Huldi hazretleri, (B&uuml;y&uuml;klerimiz, kendi i&ccedil;in değil, din kardeşlerine yardım i&ccedil;in, &ccedil;alışıp kazanmıştır) buyuruyor.<br />
<br />
M&uuml;sl&uuml;manlara yardım i&ccedil;in, cihad etmek i&ccedil;in fazla &ccedil;alışıp kazanmak m&uuml;stehaptır, iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(İnsanların en iyisi, insanlara faydalı olandır.)</b> [Kudai]<br />
<br />
Şu duayı okuyan fakirlikten kurtulur demek, o dua kabul olmuşsa, ona bir &ccedil;alışma kapısı a&ccedil;ılır veya ummadığı yerden rızka kavuşur demektir. Hastalığı i&ccedil;in dua eden de şifaya sebep olan ilaca veya başka bir sebeple sıhhate kavuşur. &Ccedil;alışmak rızkı artırmaz. Rızkı veren Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. &Ccedil;alışmak sebebe yapışmaktır. Sebeplere yapışmak s&uuml;nnettir. <b>(El-İhtiyar)</b><br />
[Duaların kabul olması i&ccedil;in Ehl-i s&uuml;nnet itikadında olmak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini yapıp yasaklarından ka&ccedil;mak gerekir.]<br />
<br />
İhtiya&ccedil;tan kurtulmak, bereketli rızka kavuşmak i&ccedil;in sebeplere yapışmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(&Ouml;mr&uuml;m uzun, rızkım bol olsun diyen, akrabasını ziyaret etsin, g&ouml;r&uuml;p g&ouml;zetsin!) </b>[İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Sabah uykusu rızka manidir.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Allah korkusunu sermaye edinen, rızka ticaretsiz ve sermayesiz kavuşur. Kur&#39;an-ı kerimde, </b>&quot;Kim Allah&rsquo;tan korkarsa, Allah ona bir &ccedil;ıkış yolu ihsan eder ve rızkını ummadığı yerden g&ouml;nderir&quot;<b> buyuruldu.)</b> [Talak 2, 3 - Taberani]<br />
<br />
<b>(Eve girerken </b>&quot;İhlas&quot; <b>suresini okuyan, fakirlik g&ouml;rmez.)</b> [T. Kurtubi]<br />
<br />
<b>(Sıkıntıya d&uuml;şen veya bor&ccedil;lanan, bin kere </b><a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/011.jpg" target="_blank">&quot;La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim&quot;</a><b> derse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; işini kolaylaştırır.)</b> [Şir&rsquo;a]<br />
<br />
<b>(G&uuml;nde y&uuml;z kere,</b> La ilahe illallah, el-melik&uuml;l hakkul m&uuml;bin, Muhammed&uuml;n Resulullah, sadikul v&acirc;dil emin<b> diyen, fakirleşmez, zenginleşir, kabirde kendisine yoldaş olur, Cennetin kapısını da a&ccedil;mış olur.)</b> [Hatib]<br />
<br />
<b>(Rızka kavuşan &ccedil;ok hamd etsin! Rızkı azalan istigfar etsin!)</b> [Hatib]<br />
<br />
<b>(Hamd</b>; &quot;Elhamd&uuml;lillah&quot;, <b>İstigfar</b>; &quot;Estagfirullah&quot; demektir. <b>İstigfar etmek</b>, g&uuml;nahların affına sebep olan iyilikleri yapmaktır.)<br />
<br />
<b>(Ana-babaya, evlada bakmak, kimseye muhta&ccedil; olmamak i&ccedil;in &ccedil;alışmak cihaddır.)</b> [İ. Asakir]<br />
<br />
<b>(İhtiyacını halka a&ccedil;an, ihtiya&ccedil;tan kurtulamaz. Allah&rsquo;a arz eden, ihtiya&ccedil;tan kurtulur.)</b> [Hakim]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sanat sahibi m&uuml;mini sever.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(&Ccedil;alışmayıp kendini sadaka isteyecek h&acirc;le d&uuml;ş&uuml;ren 70 şeye muhta&ccedil; olur.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Kimseye muhta&ccedil; olmamak ve ana-baba, &ccedil;oluk-&ccedil;ocuğunu da muhta&ccedil; etmemek i&ccedil;in işe gidenin her adımı ibadettir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Ge&ccedil;imini helalinden kazanmak, Allah yolundaki cihad gibidir.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
&Ccedil;ocuklarının ge&ccedil;imi i&ccedil;in sıkıntı &ccedil;eken birine, Peygamber efendimiz, <b>(Neden istigfar etmiyorsun? Ben g&uuml;nde y&uuml;z defa istigfar ederim)</b> buyurdu. Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlık, fakirlik, &ccedil;ocuksuzluktan şikayette bulunuldu. Hepsine de istigfar etmesini s&ouml;yledi. Sebebi sorulunca, Nuh suresinden şu mealdeki &acirc;yet-i kerimeleri okudu:<br />
<b>(&Ccedil;ok affedici olan Rabbinize istigfar edin ki, g&ouml;kten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin i&ccedil;in bah&ccedil;eler, ırmaklar versin.)</b> [Nuh 10-12]<br />
<br />
İstigfar edileceği zaman y&uuml;z defa <b><a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/013.jpg" target="_blank">(Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa h&uuml;vel hayyel kayyume ve etub&uuml; ileyh)</a></b> demeli ve manasını d&uuml;ş&uuml;nmelidir! Manası ş&ouml;yledir: (Kendisinden başka il&acirc;h bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allah&rsquo;a istigfar eder, g&uuml;nahlarıma pişman olup Ona sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde, Hay, ezeli ve ebedi bir hayatla diri olan, Kayyum, zatı ile kaim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.]<br />
<br />
Bor&ccedil;tan kurtulmak i&ccedil;in, hadis-i şerifte bildirilen şu duayı okumalıdır:<br />
<b>(Allah&uuml;mme ekfini bihel&acirc;like an haramike ve agnini bi fadlike ammen siv&acirc;ke)</b> [Tirmizi]<br />
[Ya Rabbi! Beni hel&acirc;l ile yetinip, haramdan sakınan kullarından eyle ve fazlınla senden başkasına muhta&ccedil; etme!] (Mek. Rabbani)<br />
<br />
Her t&uuml;rl&uuml; tedbire rağmen, zengin olamayan da, haline ş&uuml;kretmeli, fakirliğe sabretmelidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte <b>(Fakirlik, d&uuml;nyada kusur ise de, ahirette s&uuml;st&uuml;r) </b>buyuruldu. Bir kişi &quot;Ya Resulallah! Vallahi seni seviyorum&quot; dedi, bunu &uuml;&ccedil; kere tekrar etti. Resulullah efendimiz, ona <b>(Beni seven, fakirlik i&ccedil;in bir zırh hazırlasın. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; beni sevene fakirlik, dağın tepesinden inen selden daha s&uuml;ratli gelir)</b> buyurdu.<br />
<br />
Mal ne kadar &ccedil;ok olursa hesabı vardır, haramdan kazanılmışsa azabı vardır. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(O g&uuml;n, size verilen her nimetten sorguya &ccedil;ekileceksiniz.)</b> [Tekas&uuml;r 8]<br />
<br />
<b>Dert ve bor&ccedil;tan kurtulmak i&ccedil;in<br />
Sual:</b> Peygamber efendimizin, Eshab-ı kiramdan Ebu &Uuml;m&acirc;me hazretlerine, dertten ve bor&ccedil;tan kurtulması i&ccedil;in &ouml;ğrettiği dua nasıldır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Eshab-ı kiramdan, Ebu Said Hudri hazretleri anlatıyor:<br />
Resulullah efendimiz, bir g&uuml;n, mescide girdi ve Ensar&rsquo;dan Ebu &Uuml;m&acirc;me&rsquo;ye rastladı ve kendisine, <b>(Y&acirc; Eb&acirc; &Uuml;m&acirc;me! Namaz dışında niye mescidde oturuyorsun?) </b>diye sordu. Eb&ucirc; Um&acirc;me, (Beni saran dertler ve bor&ccedil;lar y&uuml;z&uuml;nden y&acirc; Res&ucirc;lallah) dedi. Resulullah, <b>(Sana bir du&acirc; &ouml;ğreteyim, bunu okuduğun zaman, Allah derdine dev&acirc; verir, borcunu &ouml;dettirir. Sabah ve akşam bu du&acirc;yı oku) </b>buyurdu. Dua ş&ouml;yledir: <b><a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/borcduası.jpg" target="_blank">(Allah&uuml;mme inn&icirc; e&ucirc;z&uuml; bike minel-hemmi vel-hazen ve e&ucirc;z&uuml; bike minel-aczi vel-kesel ve e&ucirc;z&uuml; bike minel-c&uuml;bni vel-buhl ve e&ucirc;z&uuml; bike min galebetid-deyni ve kahrir-ric&acirc;l.)</a></b><br />
<br />
Hazret-i Eb&ucirc; &Uuml;m&acirc;me, <b>(Bunu okudum, dertten ve bor&ccedil;tan kurtuldum)</b> dedi. (Ebu Davud)<br />
<br />
Bu dua, (Y&acirc; Rabbi, kederden, dertten, &acirc;cizlikten, tembellikten, korkudan, cimrilikten, borcumu &ouml;deyememekten ve insanların kahrından sana sığınırım) demektir.<br />
<br />
<b>Bor&ccedil;tan kurtulma duası<br />
Sual:</b> Bor&ccedil;tan kurtulma duası var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Muteber kitaplardan alınan bor&ccedil; duaları, internet sitemizde yazılıdır. Bunlardan bir tanesini bildiren bir hadis-i şerif:<br />
<b>(Ya Mu&acirc;z! Bu duayı okursan, Uhud Dağı kadar borcun olsa da, Allah onu &ouml;demek nasip eder: Gulillahumme m&acirc;likel-m&uuml;lki t&uuml;&rsquo;til-m&uuml;lke men teş&acirc;&uuml; ve tenzi&uuml;l-m&uuml;lke mimmen teş&acirc;&uuml; ve t&uuml;izz&uuml; men teş&acirc;&uuml; ve t&uuml;zill&uuml; men teş&acirc;&uuml; bi-yedikel-hayr inneke al&acirc; k&uuml;lli şey&rsquo;in kad&icirc;r. T&ucirc;licul-leyle fin-neh&acirc;ri ve t&ucirc;lic&uuml;n-neh&acirc;re fil-leyli ve t&uuml;hricul-hayye minel meyyiti ve t&uuml;hricul-meyyite minel-hayyi ve terzuku men teş&acirc;&uuml; bi-gayri his&acirc;b. </b>[Buraya kadar olan kısım, &Acirc;l-i İmran s&ucirc;resinin 26-27. &acirc;yetleridir. Aslına bakarak okumalı.] <b>Rahmened-d&uuml;ny&acirc; vel-&acirc;hireti ve rah&icirc;meh&uuml;m&acirc; tu&rsquo;t&icirc;him&acirc; men teş&acirc;&uuml; ve temneu min-h&uuml;m&acirc; men teş&acirc;&uuml;, irhamn&icirc; rahmeten tu&rsquo;n&icirc;n&icirc; bih&acirc; ammen siv&acirc;ke.)</b> [Taberan&icirc;]</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1957]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 10:19:57 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Örnek Kaynana-3]]></title>
<description><![CDATA[<p>Salih 12 yaşına girmiş, ilkokulun beşinci sınıfına gitmektedir. Dersleri olduk&ccedil;a iyidir; ama &ouml;ğretmeni, her derste dini hafife alıcı konuşmalar yapmaktadır. Yine bir g&uuml;n dedi ki:<br />
&mdash; &Ccedil;ocuklar, g&ouml;r&uuml;lmeyen şeye inanmak ilme, fenne aykırıdır. G&ouml;r&uuml;lmeyen şey i&ccedil;in, vardır denilemez. Onun i&ccedil;in, g&ouml;r&uuml;lmeyen şeyin var olduğunu s&ouml;yleyenlere inanmayın!<br />
<br />
Salih, &ouml;ğretmenin bu s&ouml;zlerle Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ink&acirc;r ettiğini anladı; ama annesinin nasihatini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Annesi, <b>(Oğlum, her s&ouml;ylediğin doğru olmalı; ama her doğruyu her yerde s&ouml;ylemek doğru değildir. Arkadaşının veya &ouml;ğretmeninin hatası olabilir. Sakın m&uuml;nakaşa etme! Fitneye sebep olma! K&ouml;pr&uuml;y&uuml; ge&ccedil;ene kadar sabredenler, başarmıştır)</b> demişti. Ne yapması gerekirdi?<br />
<br />
D&uuml;ş&uuml;nd&uuml;, bir karara varamadı. <b>(&Ouml;ğretmenim, senin aklını g&ouml;remiyorum. O halde sende akıl yok)</b> dese, hi&ccedil; olmazdı. Ne demesi gerekirdi? Birden aklına bir şey geldi:<br />
<b>&mdash; &Ouml;ğretmenim dedi.</b><br />
<br />
&mdash; S&ouml;yle Salih!<br />
<br />
<b>&mdash; &Ouml;ğretmenim, g&ouml;r&uuml;lmeyen şey ger&ccedil;ekten yok mudur?</b><br />
<br />
&mdash; Elbette yoktur. Ş&uuml;phen mi var yoksa?<br />
<br />
<b>&mdash; Ama nasıl olur &ouml;ğretmenim? Ben bir insanın ruhunu ve aklını g&ouml;remiyorum. Ben bunları g&ouml;remediğim i&ccedil;in o kimsenin ruhsuz ve akılsız mı olması gerekir? </b><br />
<br />
Salih, daha &ccedil;ok şeyler s&ouml;yleyecekti; ama &ouml;ğretmeni, (Tamam) diyerek konuşmayı kesip ş&ouml;yle bir soru sordu:<br />
<b>&mdash; Salih, acaba bu yıl sınıfını ge&ccedil;ebilecek misin?</b><br />
<br />
&mdash; Derslerim iyi olduğuna g&ouml;re...<br />
<br />
<b>&mdash; Onu sınavlar bilir.</b><br />
<br />
Bir s&uuml;re sonra &ouml;ğretmen hastalandı. Yıl sonuna kadar derslere gelemedi. Sınavı diğer &ouml;ğretmenler yaptığı i&ccedil;in, Salih ilkokuldan mezun oldu. &Ouml;ğretmeni hasta olmasaydı, belki biraz zor mezun olurdu.<br />
<br />
Salih, yaz tatilinde T&uuml;rkiye gazetesi satmaya başladı. Vapurdan &ccedil;ıkanlara, gazete diye bağırıyordu. Bu arada, T&uuml;rkiye gazetesi hakkında yazılan bir şiiri de okuyordu:<br />
<br />
Eşi dostu hemen uyar<br />
Gel T&uuml;rkiye Okuyalım<br />
Kıymetini bilmez ağyar<br />
Gel T&uuml;rkiye Okuyalım<br />
<br />
Zaman akıp gider iken<br />
Evde sohbet eder iken<br />
Dağda davar g&uuml;der iken<br />
Gel T&uuml;rkiye Okuyalım<br />
<br />
Ger&ccedil;ekleri g&ouml;rmek i&ccedil;in,<br />
İlme değer vermek i&ccedil;in,<br />
Sapıklığı yermek i&ccedil;in<br />
Gel T&uuml;rkiye Okuyalım<br />
<br />
Son verelim cehalete<br />
Dur diyelim rezalete<br />
Koşmalıyız fazilete<br />
Gel T&uuml;rkiye Okuyalım<br />
<br />
Dinde verir nakle değer<br />
Soylu fikir, doğru haber,<br />
&Ccedil;oluk &ccedil;ocuk hep beraber,<br />
Gel T&uuml;rkiye Okuyalım<br />
<br />
G&ouml;sterelim biraz gayret<br />
Etmeliyiz hakka davet<br />
Demeliyiz hemen evet<br />
Gel T&uuml;rkiye Okuyalım<br />
<br />
K&ouml;yden k&ouml;ye, ilden ile<br />
Duyuralım dilden dile<br />
Dolaşmalı elden ele<br />
Gel T&uuml;rkiye Okuyalım<br />
<br />
Nurlanmalı b&uuml;t&uuml;n y&uuml;zler<br />
Yayılmalı g&uuml;zel s&ouml;zler<br />
Kapanmadan g&ouml;ren g&ouml;zler<br />
Gel T&uuml;rkiye Okuyalım<br />
<br />
İbret ile bakmak i&ccedil;in<br />
Selamete &ccedil;ıkmak i&ccedil;in<br />
Bir meşale yakmak i&ccedil;in<br />
Gel T&uuml;rkiye Okuyalım<br />
<br />
K&ouml;yden k&ouml;ye, ilden ile<br />
Duyuralım dilden dile<br />
Dolaştırıp elden ele<br />
Gel T&uuml;rkiye Okuyalım<br />
<br />
B&uuml;y&uuml;k nimet bu devirde<br />
Şifa olur bir&ccedil;ok derde<br />
İnmemişken g&ouml;ze perde<br />
Gel T&uuml;rkiye Okuyalım<br />
<br />
Gazetelerin hepsini satmadan d&ouml;nmek istemediği i&ccedil;in, eve hep ge&ccedil; geliyordu. Annesi ise, her g&uuml;n merakla pencere &ouml;n&uuml;nde bekler, uykuları ka&ccedil;ardı.<br />
<br />
Salih, ge&ccedil; kaldığı g&uuml;nler, <b>(Ana gibi y&acirc;r olmaz)</b> il&acirc;h&icirc;sini okuyarak gelirdi:<br />
<br />
Bebeğini avutur,<br />
Ninni ile uyutur,<br />
Kahır &ccedil;eker unutur,<br />
<b>Beşik sallar uyumaz,</b><br />
<b>Ana gibi y&acirc;r olmaz.</b><br />
<br />
Bakmaz &ouml;yle her lafa,<br />
Evl&acirc;ttan g&ouml;rse cefa,<br />
Eksilmez onda vefa.<br />
<b>Kırılan kalp sarılmaz,</b><br />
<b>Ana gibi y&acirc;r olmaz.</b><br />
<br />
Sitem etmez, g&uuml;cenmez,<br />
Hakkı &ccedil;oktur, &ouml;denmez,<br />
Ona &ouml;f bile denmez.<br />
<b>Et tırnaktan ayrılmaz,</b><br />
<b>Ana gibi y&acirc;r olmaz.</b><br />
<br />
Anneye &ccedil;ok h&uuml;rmet var,<br />
Rızasında Cennet var,<br />
Ayağını &ouml;p yalvar!<br />
<b>İyiliği sayılmaz, </b><br />
<b>Ana gibi y&acirc;r olmaz.</b><br />
<br />
Salih, gazete satmağa devam ederken T&Uuml;M-YIKIM isimli illegal bir &ouml;rg&uuml;t&uuml;n militanlarıyla karşılaştı. &Ouml;rg&uuml;t lideri, Salih&rsquo;in g&ouml;z&uuml; a&ccedil;ık bir &ccedil;ocuk olduğunu anladı. &Ouml;rg&uuml;te hizmet etmesi i&ccedil;in cazip tekliflerde bulundu. Maksatlarının fakirlere yardım olduğunu s&ouml;yledi. İtimadını kazanmak i&ccedil;in Salih&rsquo;in cebine y&uuml;z lira koydu. Yarın yine aynı yerde buluşmak &uuml;zere evlerine g&ouml;nderdi.<br />
<br />
Salih, bu militanları, az bir hizmete karşılık dolgun bir &uuml;cret verdikleri i&ccedil;in, iyi, kalpli ve yardımsever insanlar olduklarını zannetti. Daha faydalı olabilmek i&ccedil;in geceleri &ouml;rg&uuml;t evinde yattı.<br />
<br />
Salih, annesinin meraklanacağını bildiği i&ccedil;in, ona bir mektup yazdı. Bir iki hafta gelemeyeceğini, emin bir yerde bulunduğunu ve merak etmemesini bildirdi.<br />
<br />
&Ouml;rg&uuml;t lideri, Salih&rsquo;e bin lira verdi. <b>Devrim</b> gazetesini satmaya g&ouml;nderdi. Arkasından da iki k&uuml;&ccedil;&uuml;k militan g&ouml;ndererek, bin lirayı &ccedil;almalarını, bu m&uuml;mk&uuml;n olmazsa zorlamalarını s&ouml;yledi. İki k&uuml;&ccedil;&uuml;k militan, gazete almak bahanesiyle Salih&rsquo;in yanına yaklaştılar. Paralarının bozuk olmadığını, parayı bozarak birer gazete vermesini s&ouml;ylediler. Salih c&uuml;zdanını &ccedil;ıkarınca k&uuml;&ccedil;&uuml;k boylusu, para dolu c&uuml;zdanı alıp ka&ccedil;tı. Diğeri de Salih&rsquo;i tutarak arkadaşının ka&ccedil;masını sağladı.<br />
<br />
Salih, olayı anlatmak i&ccedil;in karakola giderken &ouml;rg&uuml;t lideriyle karşılaştı. Durumu anlattı. &Ouml;rg&uuml;t lideri polise gitmesine mani oldu. Bin lira daha vererek gazete satmasına devam etmesini s&ouml;yledi.<br />
<br />
Ertesi g&uuml;n&uuml;, gazetelerde ş&ouml;yle bir acıklı haber &ccedil;ıktı:<br />
<b>&ldquo;Sahildeki trafik kazasında 12&ndash;13 yaşlarında bir &ccedil;ocuk feci şekilde ezilerek tanınmaz hale gelmiştir. &Uuml;zerinde &ccedil;ıkan kimlikten Salih oğlu Salih &Ouml;ks&uuml;z olduğu anlaşılmıştır.&rdquo;</b><br />
<br />
Bu haberi b&uuml;t&uuml;n gazeteler yazdığı gibi, radyo da s&ouml;ylemişti. Birka&ccedil; g&uuml;nd&uuml;r meraktan g&ouml;zlerine uyku girmeyen, hastalığı artan annesi haberi duyunca d&uuml;ş&uuml;p bayıldı. Komşu kadınlar su d&ouml;kerek ayıltmaya &ccedil;alıştılarsa da ayıltamadılar. Haseki Hastanesine kaldırdılar. Gerekli m&uuml;dahalelerden sonra bir ara g&ouml;zleri a&ccedil;ılır gibi olduysa da hastalığı sebebiyle kendine gelemedi, <b>(Salih, evl&acirc;dım) </b>diye sayıklamaya başladı.<br />
<br />
Doktorlar, kadının zayıf ve hasta olduğunu, oğlunun &ouml;l&uuml;m haberini duymasıyla b&uuml;y&uuml;k bir şok ge&ccedil;irdiğini, Allah&rsquo;tan &uuml;mit kesilmez ama durumunun ağır olduğunu s&ouml;ylediler.<br />
<br />
&Ouml;te taraftan gazetelerdeki trafik kazasını Salih de okudu, &ouml;nce hayret etti. Sonra olayı anladı. &Ouml;lenin kendisinin c&uuml;zdanını &ccedil;arpıp ka&ccedil;an &ccedil;ocuk olduğunu, parayı alıp ka&ccedil;arken arabanın altında kaldığını anladı. C&uuml;zdanında kendi kimliği bulunduğu i&ccedil;in haberdeki yanlışlığı fark etti.<br />
<br />
Salih, &ouml;rg&uuml;t liderine gazetedeki haberi g&ouml;sterdi. Annesinin de okumuş olma ihtimaline karşı, evlerine gitmek i&ccedil;in izin istedi. &Ouml;rg&uuml;t lideri bu akşam da yatıp yarın gitmesini s&ouml;yledi. Gece Salih&rsquo;in cebindeki b&uuml;t&uuml;n paraları aldı. Sabah olunca Salih parasını bulamadı. &Ouml;rg&uuml;t liderine durumu bildirdi. O da başka bir yerde d&uuml;ş&uuml;rm&uuml;ş olabileceğini s&ouml;yledi. Salih, parayı gece yatarken yastığının altına koyduğunu s&ouml;ylemesi &uuml;zerine, <b>(Bizi hırsızlıkla mı su&ccedil;luyorsun?)</b> diyerek feci bir dayak attı.<br />
<br />
Salih ağlaya ağlaya eve gitti. Annesinin hastanede olduğunu &ouml;ğrendi. Hastaneye gitti. Annesinin yanına girdi. Kadıncağız g&ouml;zlerine inanamadı. Sevin&ccedil;ten tekrar bayıldı.<br />
<br />
Annesi ayıldıktan sonra Salih&rsquo;i kucakladı. Salih de bu acı tecr&uuml;belerden sonra, annesinin s&ouml;z&uuml;nden &ccedil;ıkmayacağına s&ouml;z verdi. <b><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3586">(Devamı bir sonraki sayfada) </a></b></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3585]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 12:20:07 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Tecvid dersleri (Video)]]></title>
<description><![CDATA[<style type="text/css">.embed-container { background:#000; position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden; max-width: 100%; } .embed-container iframe, .embed-container object, .embed-container embed { position: absolute; top: 0; left: 0; width: 100%; height: 100%; }
</style>
<div class="embed-container"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="420" mozallowfullscreen="" src="https://player.vimeo.com/video/117994371?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" webkitallowfullscreen="" width="560"></iframe></div>

<p><a href="https://www.dropbox.com/scl/fi/rkpnsh16twegptvi3ridj/Tecvid_Dersleri.mp4?rlkey=rb8p9ucool590kvs84y1ahzy3&amp;st=rb8aa3v3&amp;dl=0" target="_blank"><img src="https://dinimizislam.com/video/Resimler/download_video.gif" style="border-width: 0px; border-style: solid; width: 137px; height: 27px;" /></a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4344]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 13:30:29 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Türkiye Gazetesi]]></title>
<description><![CDATA[<p><strong>O, Bir Gazete Değil Bayraktır</strong></p>
<style type="text/css">.embed-container {
        background: #000;
        position: relative;
        padding-bottom: 56.25%;
        height: 0;
        overflow: hidden;
        max-width: 100%;
        border-radius:10px;

    }
    .embed-container iframe,
    .embed-container object,
    .embed-container embed {
        position: absolute;
        top: 0;
        left: 0;
        width: 100%;
        height: 100%;
        text-align: center;
    }
</style>
<div class="embed-container"><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/-E7Ud0RwRZs?si=DC1eSCNZ1Y8SRwtP&amp;rel=0" style="border-radius:10px;" title="YouTube video player" width="560"></iframe></div>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/abone" target="_blank"><img src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Turkiye_Gazetesi_Logo.png" style="border-style: solid; border-width: 0px; width: 300px;" /></a></p>

<p><em>Her g&uuml;n <strong>Bizim Sayfa</strong>&#39;da, Sohbet, Menkıbeler, G&ouml;n&uuml;l Sultanları, Yolumuzu Aydınlatanlar k&ouml;şeleri,</em></p>

<p><em>Tarihimizi, k&uuml;lt&uuml;r ve medeniyetimizi, &uuml;lkemizi tanıtan makaleler, yazı dizileri,</em></p>

<p><b>Gazeteniz her sabah kapınıza gelsin.</b>&nbsp;</p>

<p>T&uuml;rkiye Gazetesi&#39;ne abone olan herkese&nbsp;<b>T&uuml;rkiye &Ccedil;ocuk Dergisi</b>&nbsp;hediye.</p>

<p><strong>Abone kayıt formu:</strong><br />
<a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/abone" style="color:#0000FF;" target="_blank">T&uuml;rkiye Gazetesine abone olmak i&ccedil;in tıklayın...</a></p>

<div class="embed-container"><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/jDmL5A0kblM?si=ZM4CPVuk7xQOWeyk&amp;rel=0" style="border-radius:10px;" title="YouTube video player" width="560"></iframe></div>

<p>Abone olan okuyucularımızın gazeteleri her sabah adreslerine dağıtıcılarımız tarafından teslim edilir.</p>

<p><strong>Okuyucu Danışma Hattı:&nbsp;</strong><br />
Tel: 444 49 49 &minus; 0 212 454 3454&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<div style="background:#ffffff; padding:20px; border-radius:10px; border:1px #ccc dashed; margin-bottom:30px;">
<h3><strong><span style="color:#B22222;">Bir okuyucu mektubu</span></strong></h3>

<p><strong>Tatlı &ccedil;ok, bal başkadır,<br />
&Ccedil;i&ccedil;ek &ccedil;ok, g&uuml;l başkadır,<br />
Gazeteler &ccedil;ok ama;<br />
T&uuml;rkiye bambaşkadır&hellip; </strong></p>

<p>T&uuml;rkiye gazetesi, benim i&ccedil;in &ccedil;ok &ouml;nemli. Onu okuduğum i&ccedil;in, kendimi ve t&uuml;m okuyanları şanslı g&ouml;r&uuml;yorum.</p>

<p>Gazete dersek T&uuml;rkiye&rsquo;me haksızlık olur. O, benim i&ccedil;in, hazineye, cennete g&ouml;t&uuml;ren bir yol haritası. Okuyanlar bilir kıymetini&hellip;</p>

<p>Bu bir aşk &ouml;yk&uuml;s&uuml; gibi, inanın. Hani derler ya, aşk anlatılmaz, yaşanır, ger&ccedil;ekten T&uuml;rkiye&rsquo;m bana Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın aşkını, Resulullahın sevgisini, sevdiklerinin sevgisini, hayata geliş gayemi &ouml;ğretti.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya sonsuz hamd-&uuml; senalar olsun, tanışmak nasip oldu. T&uuml;rkiye gazetesinin sahiplerinden, &ccedil;alışanlarından, yazarlarından ve ailemden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; razı olsun; &ccedil;&uuml;nk&uuml; ailem bana gazetemi temin etti. Onlara &ccedil;ok şey bor&ccedil;luyum. Onların hakkını &ouml;dememi Rabbim nasip etsin.</p>

<p>Elime alır, gazetemi nasıl okuyacağımı şaşırırım, y&uuml;ksekte tutarım, Bizim Sayfa&rsquo;ya kıyamam, yıllardır biriktiririm onları. Keser ilmihal yaparım, sevdiklerime hediye ederim kendimce. Sohbetlerde okurum onları. Hocalarımdan manen destek alırım, daha neler neler....</p>

<p>K&ouml;t&uuml; yayınlardan sakınmalı<br />
Her evde T&uuml;rkiye okunmalı!</p>

<p>Gazetem i&ccedil;in destan yazılsa az gelir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya emanet olun. Hayırlı g&uuml;nler dilerim can-u g&ouml;n&uuml;lden...</p>

<p><strong><em>Ayşe Kılı&ccedil; - Almanya </em></strong></p>
</div>

<div style="background:#ffffff; padding:20px; border-radius:10px; border:1px #ccc dashed; margin-bottom:30px;">
<h3><span style="color:#B22222;"><strong>Bir abone hatırası </strong></span></h3>

<p>Gazetemizi tanıtmak maksadıyla bazen arkadaşlarımızla abone &ccedil;alışmasına &ccedil;ıkıyoruz. Her &ccedil;ıkışımda, &ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına uygun hareket etmeye ve b&uuml;y&uuml;klerimizin vermiş olduğu bu kıymetli vazife i&ccedil;in s&ouml;z dinleyenlerden olmak saadetine kavuşmaya&rdquo; diye niyet ediyorum. Neticede nasibi olanlara vesile olmak i&ccedil;in b&uuml;t&uuml;n esnafı ziyaret ediyoruz. O g&uuml;n ofis elemanlarımızdan H&uuml;sn&uuml; abi ile birlikte &ccedil;alışıyorduk. Elimizdeki, &uuml;zerinde İhl&acirc;s Mağazası yazan poşetlerin i&ccedil;inde, ilmihal, takvim, Evliya zatların hayatlarını anlatan filmlerin DVD&rsquo;leri, kitaplar vardı. Bunları abone olanlara hediye ettiğimizi s&ouml;yleyerek, abone kaydı yapıyorduk.</p>

<p>Hava hafif yağmurluydu ve &ouml;n&uuml;m&uuml;ze su bayiliği yapan bir d&uuml;kk&acirc;n geldi. Selam verip d&uuml;kk&acirc;na girdik. Masa başında oturan adam, yerinden hışımla kalktı ve elimizdeki poşetlere bakıp:</p>

<p>- İhl&acirc;s&rsquo;tan mı geliyorsunuz? Bu d&uuml;kk&acirc;na İhl&acirc;s&rsquo;ın İ&rsquo;si dahi giremez. &Ccedil;ıkın gidin, yoksa zorla &ccedil;ıkarırım.</p>

<p><strong>- Beyefendi bir &ccedil;ayınızı i&ccedil;ip gitsek nasıl olur?</strong></p>

<p>- &Ccedil;ayınızı i&ccedil;in; ama İhl&acirc;s&rsquo;tan tek bir kelime bahsetmeyin, ona g&ouml;re!</p>

<p><strong>- Tamam, o zaman size bir takvim hediye ederiz, herhalde kabul edersiniz.</strong></p>

<p>- Ne takvimi, İhl&acirc;s&rsquo;ın mı? &Uuml;zerinde İhl&acirc;s mı yazıyor?</p>

<p>Dağıttığımız takvimler, her ne kadar T&uuml;rkiye gazetesinin yani İhl&acirc;s&rsquo;ın takvimi iseler de, bastırdığı takvimlerin &ouml;nemli bir kısmını abone &ccedil;alışmalarında kullanmamıza izin veren bir firmaya aitti. Bunu bildiğim i&ccedil;in:</p>

<p><strong>- Bakalım &uuml;zerinde ne yazıyor? Abi bak, Feza yazıyor, İhl&acirc;s yazmıyor, bir de sen bak istersen.</strong></p>

<p>- Kartonu bırak, takvimin i&ccedil;inde ne yazıyor, ona bakmak lazım.</p>

<p><strong>- Tamam abi, anlaştık, hemen takvimin i&ccedil;ine bakıyoruz, bakalım i&ccedil;inde neler yazıyor?</strong></p>

<p>Oturduğum andan itibaren, kontrol&uuml;n benden &ccedil;ıktığının farkına varmaya başlamıştım. Sadece neticenin nereye varacağını merak ediyor, nefsimin devreye girmemesine gayret g&ouml;steriyordum.</p>

<p><strong>- Abi bak, &ouml;ylesine bir sayfayı a&ccedil;alım, istersen kendin rasgele bir sayfa a&ccedil; ve beraber okuyalım, m&uuml;saade eder misin?</strong></p>

<p>- Tamam; ama bak baştan s&ouml;yledim, ihl&acirc;s dediğin anda kovarım.</p>

<p><strong>- Peki abi, kendin a&ccedil;!</strong></p>

<p>Takvimin herhangi bir sayfasını a&ccedil;ınca bir de ne g&ouml;reyim, &ldquo;Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki...&rdquo; diye başlayan bir yazı &ccedil;ıktı karşıma. İşte o anda, kontrol&uuml;n benimle hi&ccedil;bir alakası olmadığını tamamen anlamış oldum. Kendi kendime, bu durumun feyz ve bereketinden inşallah biz de nasipleniriz diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m.</p>

<p><strong>- Abi bu, &ldquo;hikmet ehli zatlar&rdquo; kimlere deniyor biliyor musun?</strong></p>

<p>- Yok, hayır bilmiyorum.</p>

<p><strong>- Hikmet ehli zatlar, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği, se&ccedil;tiği ve kullarına beğendiği işleri yaptırsın diye g&ouml;nderdiği, evliya dediğimiz, s&ouml;z&uuml; dinde ge&ccedil;erli olan &acirc;lim zatlar demektir.</strong></p>

<p>- Tamam, anladım, ne buyuruyorlar?</p>

<p><strong>- O zaman okuyorum, beraber dinleyelim:</strong></p>

<p><strong>&ldquo;Eğer bir insanın terbiye edicisi olmazsa, terbiye nedir bilmez. Bir hayvan evcilleştirilmezse evcil hayvan olmaz. İnsan kendi kendine g&uuml;zel ahlaklı olamaz. G&uuml;zel ahlakın ne olduğunu bilmez ki olabilsin&hellip;&rdquo;</strong></p>

<p>Sohbetin geneli kızmamak, &ouml;fkelenmemek ve haklı da olunsa kalp kırmamakla alakalıydı. <strong>&ldquo;Bir m&uuml;sl&uuml;manı incitmek, kalbini kırmak, K&acirc;be&rsquo;yi 70 kere yıkmaktan daha b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır&rdquo;</strong> hadis-i şerifi esnaf kardeşimizin &ccedil;ok etkilenmesine sebep oldu.</p>

<p>Sohbetin son kısmı şu şekilde bitiyordu; &ldquo;<strong>Kimseye iyilik yapmak mecburiyetinde değiliz, ister yaparız, ister yapmayız; ama k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmamaya mecburuz. Neden bu iyiliği yapmadın demezler; ama neden bu k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yaptın diye hesap sorarlar.&rdquo;</strong></p>

<p>Sonradan isminin M&uuml;jdat olduğunu &ouml;ğrendiğimiz esnaf, başladı kırgınlığını izah etmeye. Ancak bir şey dikkatimi &ccedil;ekti, kırgınlığı tamamen g&uuml;ven duygularını istismar ettiğine inandığı kişilereydi. Neticede, her kurumda b&ouml;yle kimseler olabilirdi. M&uuml;essesemizin yapısına ve hizmet anlayışına en ufak bir muhalefeti yoktu. Ancak şirketlerimizden biriyle yapmış olduğu ticari işlerde, g&ouml;rm&uuml;ş olduğu zarar ve karşılaştığı muamele neticesinde aralıksız 10 sene devam ettiği gazetemiz aboneliğine son vermiş. Bir daha da benim kapımdan İhl&acirc;s&rsquo;ın ne gazetesi, ne de herhangi bir iş ve hizmeti giremez demiş.</p>

<p>Ona dedim ki:</p>

<p><strong>- Gel, pire i&ccedil;in yorgan yakma. Bizler gelip ge&ccedil;iciyiz; ama bu camia inşallah kıyamete kadar devam edecek. Devam ettiği s&uuml;rece de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dinini, sevdiklerini anlatmaktan ve bu anlatılanları da daha &ccedil;ok insanın duymasını, istifade etmesini sağlamak i&ccedil;in &ccedil;alışmaktan imtina etmeyecek.</strong></p>

<p>O sırada da &ouml;yle bir sağanak yağmur başladı ki, tam rahmet-i ilahi. Bir m&uuml;ddet birlikte yağmuru seyrettikten sonra:</p>

<p><strong>- Bu yağmurun nasıl rahmet ve ger&ccedil;ek olduğuna inanıyorsan, bu kurumun da d&uuml;r&uuml;st ve g&uuml;venilir olduğuna, &uuml;zerinde hakkı olan kişiyle helalleşmek i&ccedil;in b&uuml;t&uuml;n imk&acirc;nlarını kullandığına ve sonuna kadar da kullanacağına inanman gerekir.</strong></p>

<p>- Benim aslında kuruma s&ouml;z&uuml;m yok. Gecikmeyle de olsa benim herhangi bir alacağım kalmadı. Bir tek, şimdi isimlerini bile hatırlamadığım kişilerin yaptıkları aklıma geldik&ccedil;e kızgınlığım devam ediyor. Ben şimdi tekrar abone olursam, kendime ihanet etmiş olurum; &ccedil;&uuml;nk&uuml; yemin etmedim; ama almam, aldırmam dedim. Beni anlayın l&uuml;tfen!</p>

<p><strong>- Şimdi abi, gel şu gazetenin i&ccedil;ine beraber bakalım, neler yazıyor? Bak bu gazetenin başladığı g&uuml;nden bug&uuml;ne, aksatmadan yazdığı b&uuml;y&uuml;k zatlar var. Hani dedik ya, hikmet ehli zatlar... Mesela bug&uuml;nk&uuml; gazetede, bak, İmam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdikleri, Evliya zatların menkıbeleri ve sual soranların cevaplarını yazıyor. Bu g&uuml;zel bilgileri kim &ouml;ğrenmek istemez?</strong></p>

<p>- O arkadaşların yaptıkları k&ouml;t&uuml;l&uuml;k y&uuml;z&uuml;nden g&ouml;nl&uuml;m istemiyor.</p>

<p><strong>- Ya M&uuml;jdat abi, sen temiz bir insansın, onun i&ccedil;in bu kadar s&ouml;z&uuml; uzattık, hakkını helal et! O zaman, bırak şu nefsin sana verdiği inadı! Bak buraya gelen biziz; ama sana bizi g&ouml;nderen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Kim bilir, belki de bundan sonra gazetede okuyacak olduğun bilgiler senin kurtuluşuna vesile olacak. Şu DVD&rsquo;lerini verdiğimiz zatlar da, kendilerini sevenlere ahirette şefaat edecekler. Bu sence az bir nimet mi?</strong></p>

<p>- Az bir nimet olur mu, tabii ki b&uuml;y&uuml;k devlet! Ama bilmem ki ne yapsam, kafam karıştı.</p>

<p><strong>- Abi, d&uuml;ş&uuml;nmeye gerek yok. Bak senin de &ccedil;ok vaktini aldık, bizim daha uğrayacak yerlerimiz var. Bu ilmihal, DVD, takvim ve kitaplar sana hediyemiz. Sen sadece bunları oku, seyret, bize de dua et! Diğer meseleler de hatırına gelirse, &uuml;st&uuml;nde durma, at arkaya! Ahirette kazanan sen olursun. Eden kendine eder.</strong></p>

<p>Karşılıklı helalleştik, kucaklaşıp abone kaydı i&ccedil;in kartını aldık. Hediyeleri bıraktıktan sonra dışarı &ccedil;ıktık. Yağmurun şiddeti azalmıştı. Yanımdaki H&uuml;sn&uuml; abiye dedim ki;</p>

<p><strong>- H&uuml;sn&uuml; abi, epey zaman kaybettik; ama boşa k&uuml;rek de sallamadık değil mi?</strong></p>

<p>- Mehmet abi, bu, en az on yirmi aboneye bedel&hellip;</p>

<p><strong>- Orada konuşan bizdik belki; ama aboneyi yapan b&uuml;y&uuml;klerimiz idi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bizleri inşallah onların g&uuml;venlerine ve sevgilerine layık eyler. O zaman işimiz &ccedil;ok kolay. Bizi bize bırakmazlar, az &ouml;nce g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n gibi. Yoksa bize kalsa ne olurdu sence?</strong></p>

<p>- Abi, kesin dayak yer &ouml;yle &ccedil;ıkardık oradan. Adam nasıl &ouml;fkeli ve d&ouml;vecek gibiydi, resmen kuzu oldu. Benim asıl dikkatimi &ccedil;eken ve h&acirc;l&acirc; etkisinde kaldığım bir husus var. Sen orada takvimin sayfasını a&ccedil;arken rasgele a&ccedil;tın, ben şahidim. Yani demek istediğim, a&ccedil;tığın sayfada yemek tarifi de &ccedil;ıkabilirdi. &Uuml;stelik &ccedil;ıkan yazı, herhangi konuda da değil, bizzat bizim i&ccedil;ine d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z durumla alakalıydı. Adam &ccedil;ok &ouml;fkeli ve laf dinlemeyecek gibiydi. Ama bu sohbet adamı resmen kuzuya &ccedil;evirdi. Şimdi Mehmet abi, bu olay bize anlatılsa o kadar etkilenmezdim; ama bunu bizzat yaşamak bana &ccedil;ok tesir etti. Gazetemizin ve takvimimizin kıymetini daha iyi anladım.</p>

<p><strong>- Sahip olduğumuz nimetlerin kıymetini ne kadar bilir ve ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; de o derece eda edersek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; inşallah bizlere nice g&uuml;zellikler yaşatır.</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya sonsuz ş&uuml;k&uuml;rler olsun. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; b&uuml;y&uuml;klerimize sıhhat ve afiyetler versin. Bizleri de sevgilerine ve g&uuml;venlerine layık kullarından eylesin. İnşallah d&uuml;nyada olduğumuz gibi ahirette de onlarla beraber oluruz.</p>

<p><strong><em>Mehmet Tekin</em></strong></p>
</div>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13796]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 07:49:33 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Dinimiz İslam Tanıtım Videosu]]></title>
<description><![CDATA[<style type="text/css">.embed-container { background:#000; position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden; max-width: 100%; } .embed-container iframe, .embed-container object, .embed-container embed { position: absolute; top: 0; left: 0; width: 100%; height: 100%; }
</style>
<div class="embed-container"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="420" mozallowfullscreen="" src="https://player.vimeo.com/video/64536021?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" webkitallowfullscreen="" width="560"></iframe></div>

<p>Size eşsiz bir hizmetin kapılarını ardına kadar a&ccedil;ıyoruz...</p>

<p>Artık dini konudaki hi&ccedil;bir sorunuz cevapsız kalmayacak...</p>

<p>&Ccedil;&uuml;nk&uuml; size dini konularda b&uuml;t&uuml;n konularda cevap bulacağınız muazzam bir hizmet sunuyoruz...</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com">www.dinimizislam.com</a></p>

<p>Binlerce dini soruya nakle dayanan cevapların verildiği, ziyaret&ccedil;i sayınının 100 milyonu aştığı, Sevgili Peygamberimizin <strong>&quot;Benim ve Eshabımın yolunda olanlardır&quot;</strong> diye işaret buyurduğu doğru yoldan kıl kadar ayrılmayan binlerce Ehl-i S&uuml;nnet aliminin tamamen nakle dayanan ve y&uuml;zbinlerle eserinden oluşturulan binlerce evliyanın doğru olduğunu tasdik ettiği ve amel ettiği sağlam bilgilerle oluşturulan <a href="https://dinimizislam.com">www.dinimizislam.com</a> sitemizde b&uuml;t&uuml;n dini sorularınıza mutlak doğru cevapları bulacaksınız.</p>

<p>Sitemizde dilerseniz arama butonuna aradığınız konuyu yazıp cevabını alabilir, dilerseniz ana başlıklar altında sınıflandırılmış olan konu başlıklarına tıklayarak istediğiniz konuda bilgi sahibi olabilirsiniz.</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com">www.dinimizislam.com</a> sitesinde kişilerin kendi fikirlerine g&ouml;r değil, tamamen nakle dayanan delilleriyle ve kaynak eserleriyle belirtilen sağlam dini bilgilerle i&ccedil;iniz rahat edecek, her bir dini hususun hakikatini ve doğrusunu &ouml;ğrenmenin mutluluğunu yaşayacaksınız.</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com">www.dinimizislam.com</a> <strong>&quot;Yanı başınızdaki hakiki dostunuz&quot;</strong></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13764]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 29 Dec 2025 20:53:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Elifba dersleri (19 Ders - Tamamı)]]></title>
<description><![CDATA[<link href="https://dinimizislam.com/apps/elifba-dersleri/elifba.css?v=7.3" rel="stylesheet" />
<div class="elifba-wrap" data-elifba="true" data-img-base="https://dinimizislam.com/apps/elifba-dersleri/img/" data-img-ext=".png" data-img-prefix="Elifba_Ders_" data-total="19">
<article aria-live="polite" class="elifba-card">
<header class="elifba-head">
<div class="elifba-left"><button aria-controls="elifbaOverlay" aria-haspopup="dialog" aria-label="Ders menüsünü aç" class="elifba-hamburger" id="elifbaMenuBtn" type="button"></button>
<div class="elifba-titles">
<h2 id="elifbaLessonTitle">Elifba (1. Ders)</h2>

<div class="elifba-sub" id="elifbaLessonSub">Kuran-ı Kerim Harfleri</div>
</div>
</div>

<nav aria-label="Ders gezinme" class="elifba-nav"><a class="elifba-btn" href="#" id="elifbaPrevBtn">&larr; 18</a> <a class="elifba-btn primary" href="https://www.hakikatkitabevi.net/book.php?bookCode=287" id="elifbaHomeBtn" rel="noopener" target="_blank">Elifba (PDF)</a> <a class="elifba-btn" href="#" id="elifbaNextBtn">19 &rarr;</a></nav>
</header>

<figure class="elifba-figure"><img alt="" decoding="async" height="1697" id="elifbaLessonImg" loading="eager" src="" width="1200" /></figure>
</article>

<p class="elifba-hint">İpucu: <code>&larr;</code>/<code>&rarr;</code> ile ders değiştir, <code>ESC</code> ile men&uuml;y&uuml; kapat.</p>

<div aria-hidden="true" aria-modal="true" class="elifba-overlay" id="elifbaOverlay" role="dialog">
<div class="elifba-sheet" role="document">
<div class="elifba-sheetHead"><strong>Elifba Ders Se&ccedil;</strong><button aria-label="Kapat" class="elifba-closeBtn" id="elifbaCloseOverlay" type="button">&#10005;</button></div>

<div class="elifba-sheetBody">
<div class="elifba-grid" id="elifbaLessonGrid">&nbsp;</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<script defer src="https://dinimizislam.com/apps/elifba-dersleri/elifba.js?v=7.3"></script>]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14996]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 05:00:37 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[2026 yılı dini günler ve geceler]]></title>
<description><![CDATA[<style type="text/css">.dinigunler a { color:#B22222; text-decoration:underline;} 
.dinigunler p {margin-bottom:20px;}
</style>
<div class="dinigunler">
<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2010" target="_blank"><strong>Mirac Kandili</strong></a><br />
<strong>15 Ocak 2026 Perşembe</strong><br />
26 Receb 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2009" target="_blank"><strong>Berat Kandili</strong></a><br />
<strong>2 Şubat 2026 Pazartesi</strong><br />
14 Şaban 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1056" target="_blank"><strong>Ramazan-ı Şerif&#39;in Başlangıcı</strong></a><br />
<strong>19 Şubat 2026 Perşembe</strong><br />
1 Ramazan 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2007" target="_blank"><strong>Kadir Gecesi</strong></a><br />
<strong>16 Mart 2026 Pazartesi</strong><br />
26 Ramazan 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2015" target="_blank"><strong>Ramazan (Fıtr) Bayramı 1. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>20 Mart 2026 Cuma</strong><br />
1 Şevval 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2015" target="_blank"><strong>Ramazan (Fıtr) Bayramı 2. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>21 Mart 2026 Cumartesi</strong><br />
2 Şevval 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2015" target="_blank"><strong>Ramazan (Fıtr) Bayramı 3. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>22 Mart 2026 Pazar</strong><br />
3 Şevval 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2014" target="_blank"><strong>Terviye G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>25 Mayıs 2026 Pazartesi</strong><br />
8 Zilhicce 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2014" target="_blank"><strong>Arefe G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>26 Mayıs 2026 Salı</strong><br />
9 Zilhicce 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14933" target="_blank"><strong>Kurban Bayramı 1. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>27 Mayıs 2026 &Ccedil;arşamba</strong><br />
10 Zilhicce 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14933" target="_blank"><strong>Kurban Bayramı 2. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>28 Mayıs 2026 Perşembe</strong><br />
11 Zilhicce 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14933" target="_blank"><strong>Kurban Bayramı 3. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>29 Mayıs 2026 Cuma</strong><br />
12 Zilhicce 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14933" target="_blank"><strong>Kurban Bayramı 4. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>30 Mayıs 2026 Cumartesi</strong><br />
13 Zilhicce 1447</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2012" target="_blank"><strong>Hicri Yılbaşı Gecesi</strong></a><br />
<strong>15 / 16 &nbsp;Haziran 2026 Pazartesi / Salı</strong><br />
29 Zilhicce / 1 Muharrem 1447-1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2012" target="_blank"><strong>Hicri Yılbaşı G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>16 Haziran 2026 Salı</strong><br />
1 Muharrem 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2013" target="_blank"><strong>Aş&ucirc;re Gecesi</strong></a><br />
<strong>24 / 25 Haziran 2026 &Ccedil;arşamba / Perşembe</strong><br />
9 / 10 Muharrem 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2013" target="_blank"><strong>Aş&ucirc;re G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>25 Haziran 2026 Perşembe</strong><br />
10 Muharrem 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2008" target="_blank"><strong>Mevlid Kandili</strong></a><br />
<strong>24 Ağustos 2026 Pazartesi</strong><br />
11 Rebiulevvel 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2019" target="_blank"><strong>&Uuml;&ccedil; Ayların Başlangıcı</strong></a><br />
<strong>10 Aralık 2026 Perşembe</strong><br />
1 Receb 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2011" target="_blank"><strong>Regaib Kandili</strong></a><br />
<strong>10 Aralık 2026 Perşembe</strong><br />
1 Receb 1448</p>

<p><strong>Terviye g&uuml;n&uuml;,</strong> Zilhicce&#39;nin 8. g&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Bug&uuml;n hacılar Mekke&#39;den Mina&#39;ya giderler. Hadis-i şerifde,<strong> (Bir M&uuml;sl&uuml;man, Terviye g&uuml;n&uuml; oru&ccedil; tutarsa ve g&uuml;nah s&ouml;z s&ouml;ylemezse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, onu elbette Cennete sokar)</strong>&nbsp;buyuruldu. Bug&uuml;ne Terviye denmesinin sebebi, hacıların o g&uuml;n Zemzem suyundan &ccedil;ok i&ccedil;ip kanmalarındandır.</p>
</div>

<p>Kıymetli geceye, kendinden sonra gelen g&uuml;n&uuml;n ismi verilir. &Ouml;nceki g&uuml;n&uuml; &ouml;ğle namazı vaktinden, o gecenin fecrine (İmsak vaktine) kadar olan zamandır.</p>

<p>Arefe ve &uuml;&ccedil; kurban g&uuml;nlerinin geceleri b&ouml;yle değildir. Bu d&ouml;rt gece, bu g&uuml;nleri takip eden gecelerdir. Arefe, Zilhicce&#39;nin dokuzuncu g&uuml;n&uuml;d&uuml;r. <strong>Başka g&uuml;nlere &quot;Arefe&quot; denmez!.. </strong>Kurban bayramı geceleri, Kurban bayramının birinci, ikinci ve &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; g&uuml;nlerinden sonraki gecelerdir. Bu &uuml;&ccedil; g&uuml;ne, <strong>(Eyy&acirc;m-i nahr) </strong>denir.</p>

<p>Yukarıdaki m&uuml;barek gecelerden, Mevlid, Berat, Mirac ve Regaib gecelerine, <strong>(Kandil)</strong> geceleri denir.</p>

<p>Bu m&uuml;barek gecelerden başka, Receb ayının her gecesi, Ramazan (Fıtr) bayramının diğer geceleri, Zilhicce ayının ilk on geceleri, Muharremin ilk on geceleri ve her Cuma ve Pazartesi gecesi de m&uuml;barek gecelerdir.</p>

<p><strong>Bu geceleri ihya etmeli, yani kaza namazları kılmalı, Kur&rsquo;an-ı kerim okumalı, dua, tevbe etmeli, sadaka vermeli, m&uuml;sl&uuml;manları sevindirmeli, bunların sevablarını &ouml;l&uuml;lere de g&ouml;ndermelidir. Bu gecelere saygı g&ouml;stermelidir. Saygı g&ouml;stermek, g&uuml;nah işlememekle olur.</strong></p>

<p>Bilgi i&ccedil;in:&nbsp;<a href="https://www.turktakvim.com/" target="_blank">www.turktakvim.com</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14960]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 05:00:37 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[2027 yılı dini günler ve geceler]]></title>
<description><![CDATA[<style type="text/css">.dinigunler a { color:#B22222; text-decoration:underline;} 
.dinigunler p {margin-bottom:20px;}
</style>
<div class="dinigunler">
<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2010" target="_blank"><strong>Mirac Kandili</strong></a><br />
<strong>4 Ocak 2027 Pazartesi</strong><br />
26 Receb 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2009" target="_blank"><strong>Berat Kandili</strong></a><br />
<strong>22 Ocak 2027 Cuma</strong><br />
14 Şaban 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1056" target="_blank"><strong>Ramazan-ı Şerif&#39;in Başlangıcı</strong></a><br />
<strong>8 Şubat 2027 Pazartesi</strong><br />
1 Ramazan 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2007" target="_blank"><strong>Kadir Gecesi</strong></a><br />
<strong>5 Mart 2027 Cuma</strong><br />
26 Ramazan 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2015" target="_blank"><strong>Ramazan (Fıtr) Bayramı 1. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>9 Mart 2027 Salı</strong><br />
1 Şevval 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2015" target="_blank"><strong>Ramazan (Fıtr) Bayramı 2. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>10 Mart 2027 &Ccedil;arşamba</strong><br />
2 Şevval 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2015" target="_blank"><strong>Ramazan (Fıtr) Bayramı 3. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>11 Mart 2027 Perşembe</strong><br />
3 Şevval 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2014" target="_blank"><strong>Terviye G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>14 Mayıs 2027 Cuma</strong><br />
8 Zilhicce 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2014" target="_blank"><strong>Arefe G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>15 Mayıs 2027 Cumartesi</strong><br />
9 Zilhicce 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14933" target="_blank"><strong>Kurban Bayramı 1. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>16 Mayıs 2027 Pazar</strong><br />
10 Zilhicce 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14933" target="_blank"><strong>Kurban Bayramı 2. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>17 Mayıs 2027 Pazartesi</strong><br />
11 Zilhicce 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14933" target="_blank"><strong>Kurban Bayramı 3. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>18 Mayıs 2027 Salı</strong><br />
12 Zilhicce 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14933" target="_blank"><strong>Kurban Bayramı 4. G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>19 Mayıs 2027 &Ccedil;arşamba</strong><br />
13 Zilhicce 1448</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2012" target="_blank"><strong>Hicri Yılbaşı Gecesi</strong></a><br />
<strong>5 / 6 &nbsp;Haziran 2027 Cumartesi / Pazar</strong><br />
30 Zilhicce / 1 Muharrem 1448-1449</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2012" target="_blank"><strong>Hicri Yılbaşı G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>6 Haziran 2027 Pazar</strong><br />
1 Muharrem 1449</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2013" target="_blank"><strong>Aş&ucirc;re Gecesi</strong></a><br />
<strong>14 / 15 Haziran 2027 Pazartesi / Salı</strong><br />
9 / 10 Muharrem 1449</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2013" target="_blank"><strong>Aş&ucirc;re G&uuml;n&uuml;</strong></a><br />
<strong>15 Haziran 2027 Salı</strong><br />
10 Muharrem 1449</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2008" target="_blank"><strong>Mevlid Kandili</strong></a><br />
<strong>13 Ağustos 2027 Cuma</strong><br />
11 Rebiulevvel 1449</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2019" target="_blank"><strong>&Uuml;&ccedil; Ayların Başlangıcı</strong></a><br />
<strong>29 Kasım 2027 Pazartesi</strong><br />
1 Receb 1449</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2011" target="_blank"><strong>Regaib Kandili</strong></a><br />
<strong>2 Aralık 2027 Perşembe</strong><br />
4 Receb 1449</p>

<p><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2010" target="_blank"><strong>Mirac Kandili</strong></a><br />
<strong>24 Aralık 2027 Cuma</strong><br />
26 Receb 1449</p>
</div>

<p><strong>Terviye g&uuml;n&uuml;,</strong> Zilhicce&#39;nin 8. g&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Bug&uuml;n hacılar Mekke&#39;den Mina&#39;ya giderler. Hadis-i şerifde,<strong> (Bir M&uuml;sl&uuml;man, Terviye g&uuml;n&uuml; oru&ccedil; tutarsa ve g&uuml;nah s&ouml;z s&ouml;ylemezse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, onu elbette Cennete sokar)</strong>&nbsp;buyuruldu. Bug&uuml;ne Terviye denmesinin sebebi, hacıların o g&uuml;n Zemzem suyundan &ccedil;ok i&ccedil;ip kanmalarındandır.</p>

<p>Kıymetli geceye, kendinden sonra gelen g&uuml;n&uuml;n ismi verilir. &Ouml;nceki g&uuml;n&uuml; &ouml;ğle namazı vaktinden, o gecenin fecrine (İmsak vaktine) kadar olan zamandır.</p>

<p>Arefe ve &uuml;&ccedil; kurban g&uuml;nlerinin geceleri b&ouml;yle değildir. Bu d&ouml;rt gece, bu g&uuml;nleri takip eden gecelerdir. Arefe, Zilhicce&#39;nin dokuzuncu g&uuml;n&uuml;d&uuml;r. <strong>Başka g&uuml;nlere &quot;Arefe&quot; denmez!.. </strong>Kurban bayramı geceleri, Kurban bayramının birinci, ikinci ve &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; g&uuml;nlerinden sonraki gecelerdir. Bu &uuml;&ccedil; g&uuml;ne, <strong>(Eyy&acirc;m-i nahr) </strong>denir.</p>

<p>Yukarıdaki m&uuml;barek gecelerden, Mevlid, Berat, Mirac ve Regaib gecelerine, <strong>(Kandil)</strong> geceleri denir.</p>

<p>Bu m&uuml;barek gecelerden başka, Receb ayının her gecesi, Ramazan (Fıtr) bayramının diğer geceleri, Zilhicce ayının ilk on geceleri, Muharremin ilk on geceleri ve her Cuma ve Pazartesi gecesi de m&uuml;barek gecelerdir.</p>

<p><strong>Bu geceleri ihya etmeli, yani kaza namazları kılmalı, Kur&rsquo;an-ı kerim okumalı, dua, tevbe etmeli, sadaka vermeli, m&uuml;sl&uuml;manları sevindirmeli, bunların sevablarını &ouml;l&uuml;lere de g&ouml;ndermelidir. Bu gecelere saygı g&ouml;stermelidir. Saygı g&ouml;stermek, g&uuml;nah işlememekle olur.</strong></p>

<p>Bilgi i&ccedil;in:&nbsp;<a href="https://www.turktakvim.com/" target="_blank">www.turktakvim.com</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=15512]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 00:40:38 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Aile Rehberi (Şablon Sayfa)]]></title>
<description><![CDATA[<style type="text/css">.topic-container {
            max-width: 1200px;
            margin: 0 auto;
            padding: 40px 20px;
        }

        .page-header {
            text-align: center;
            color: white;
            margin-bottom: 50px;
        }

        .page-header h1 {
            font-size: 2.5rem;
            text-shadow: 2px 2px 4px rgba(0,0,0,0.2);
        }

        .topics-grid {
            display: grid;
            grid-template-columns: repeat(2, 1fr);
            gap: 25px;
            margin-top: 40px;
        }

        .topic-card {
            background: white;
            border-radius: 15px;
            overflow: hidden;
            box-shadow: 0 10px 30px rgba(0,0,0,0.2);
            transition: transform 0.3s ease, box-shadow 0.3s ease;
            text-decoration: none;
            color: inherit;
            display: block;
        }

        .topic-card:hover {
            transform: translateY(-5px);
            box-shadow: 0 15px 40px rgba(0,0,0,0.3);
        }

        .topic-card:focus {
            outline: 3px solid #667eea;
            outline-offset: 3px;
        }

        .topic-image {
            width: 100%;
            height: 200px;
            object-fit: cover;
            display: block;
        }

        .topic-content {
            padding: 20px;
        }

        .topic-title {
            font-size: 1.3rem;
            color: #2d3748;
            font-weight: 600;
            line-height: 1.4;
            margin-bottom: 10px;
        }

        .topic-description {
            font-size: 0.95rem;
            color: #718096;
            line-height: 1.6;
        }

        /* Responsive Design */
        @media (max-width: 768px) {
            .topics-grid {
                grid-template-columns: 1fr;
                gap: 20px;
            }

            .page-header h1 {
                font-size: 2rem;
            }

            .page-header p {
                font-size: 1rem;
            }

            .topic-title {
                font-size: 1.2rem;
            }

            .topic-image {
                height: 180px;
            }
        }

        @media (max-width: 480px) {
            .topic-container {
                padding: 20px 10px;
            }

            .page-header h1 {
                font-size: 1.6rem;
            }

            .topic-card {
                border-radius: 10px;
            }

            .topic-image {
                height: 160px;
            }

            .topic-content {
                padding: 15px;
            }
        }

        /* Accessibility */
        @media (prefers-reduced-motion: reduce) {
            .topic-card {
                transition: none;
            }
        }

        /* Print styles */
        @media print {
            body {
                background: white;
            }
            
            .topic-card {
                break-inside: avoid;
                box-shadow: none;
                border: 1px solid #ddd;
            }
        }
</style>
<div class="topic-container">
<header class="page-header">
<h1>İslam&#39;da Aile Hakları ve Sorumluluklar</h1>
</header>

<div class="topics-grid"><!-- 1. Ana Baba Hakkı --><a aria-label="Ana baba hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="ana-baba-hakki.html"><img alt="Ana baba ile çocukları arasındaki sevgi ve saygıyı temsil eden görsel" class="topic-image" loading="lazy" src="ana-baba-hakki.jpg" /> </a>

<div class="topic-content">
<h2 class="topic-title"><a aria-label="Ana baba hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="ana-baba-hakki.html">Ana Baba Hakkı</a></h2>

<p class="topic-description"><a aria-label="Ana baba hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="ana-baba-hakki.html">İslam&#39;da anne ve babanın haklarını, &ccedil;ocukların sorumluluklarını ve aile i&ccedil;i saygı ilkelerini &ouml;ğrenin.</a></p>
</div>
<a aria-label="Ana baba hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="ana-baba-hakki.html"> </a> <!-- 2. Koca Hakkı --> <a aria-label="Koca hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="koca-hakki.html"> <img alt="Evlilik birliği ve eşler arası sorumlulukları temsil eden görsel" class="topic-image" loading="lazy" src="koca-hakki.jpg" /> </a>

<div class="topic-content">
<h2 class="topic-title"><a aria-label="Koca hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="koca-hakki.html">Koca Hakkı</a></h2>

<p class="topic-description"><a aria-label="Koca hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="koca-hakki.html">Eşinin hakkına riayet etmek, İslam&#39;da evlilik kurumunun temel taşlarından biridir. Kocanın hakları ve sorumlulukları.</a></p>
</div>
<a aria-label="Koca hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="koca-hakki.html"> </a> <!-- 3. Hanım Hakkı --> <a aria-label="Hanım hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="hanim-hakki.html"> <img alt="Kadının İslam'daki değerini ve haklarını temsil eden görsel" class="topic-image" loading="lazy" src="hanim-hakki.jpg" /> </a>

<div class="topic-content">
<h2 class="topic-title"><a aria-label="Hanım hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="hanim-hakki.html">Hanım Hakkı</a></h2>

<p class="topic-description"><a aria-label="Hanım hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="hanim-hakki.html">İslam&#39;da kadının hakları, kocanın eşine karşı sorumlulukları ve evlilik i&ccedil;inde kadının korunması.</a></p>
</div>
<a aria-label="Hanım hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="hanim-hakki.html"> </a> <!-- 4. Evlat Hakkı --> <a aria-label="Evlat hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="evlat-hakki.html"> <img alt="Çocukların hakları ve ebeveyn sorumluluklarını temsil eden görsel" class="topic-image" loading="lazy" src="evlat-hakki.jpg" /> </a>

<div class="topic-content">
<h2 class="topic-title"><a aria-label="Evlat hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="evlat-hakki.html">Evlat Hakkı</a></h2>

<p class="topic-description"><a aria-label="Evlat hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="evlat-hakki.html">&Ccedil;ocukların haklarını korumak, onları doğru şekilde yetiştirmek anne ve babanın en &ouml;nemli g&ouml;revidir.</a></p>
</div>
<a aria-label="Evlat hakkı hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="evlat-hakki.html"> </a> <!-- 5. Nikahı Düşenler-Düşmeyenler --> <a aria-label="Nikahı düşenler ve düşmeyenler hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="nikahi-dusenler-dusmeyenler.html"> <img alt="Nikah ve İslami evlilik kurallarını temsil eden görsel" class="topic-image" loading="lazy" src="nikah-kuralları.jpg" /> </a>

<div class="topic-content">
<h2 class="topic-title"><a aria-label="Nikahı düşenler ve düşmeyenler hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="nikahi-dusenler-dusmeyenler.html">Nikahı D&uuml;şenler-D&uuml;şmeyenler</a></h2>

<p class="topic-description"><a aria-label="Nikahı düşenler ve düşmeyenler hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="nikahi-dusenler-dusmeyenler.html">Hangi durumların nikahı d&uuml;ş&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve d&uuml;ş&uuml;rmediğini, nikah akdinin devamı i&ccedil;in gerekli şartları &ouml;ğrenin.</a></p>
</div>
<a aria-label="Nikahı düşenler ve düşmeyenler hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="nikahi-dusenler-dusmeyenler.html"> </a> <!-- 6. Nikah Düşenlerle Görüşmek ve Halvet --> <a aria-label="Nikah düşenlerle görüşmek ve halvet hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="nikah-dusenlerle-gorusmek-halvet.html"> <img alt="Mahrem ve halvet kurallarını temsil eden görsel" class="topic-image" loading="lazy" src="halvet-kuralları.jpg" /> </a>

<div class="topic-content">
<h2 class="topic-title"><a aria-label="Nikah düşenlerle görüşmek ve halvet hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="nikah-dusenlerle-gorusmek-halvet.html">Nikah D&uuml;şenlerle G&ouml;r&uuml;şmek ve Halvet</a></h2>

<p class="topic-description"><a aria-label="Nikah düşenlerle görüşmek ve halvet hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="nikah-dusenlerle-gorusmek-halvet.html">Nikahı d&uuml;şen kişilerle g&ouml;r&uuml;şme adabı, halvet kuralları ve İslam&#39;ın mahremiyete bakışı.</a></p>
</div>
<a aria-label="Nikah düşenlerle görüşmek ve halvet hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="nikah-dusenlerle-gorusmek-halvet.html"> </a> <!-- 7. Karşı Cinsle Konuşmak --> <a aria-label="Karşı cinsle konuşmak hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="karsi-cinsle-konusmak.html"> <img alt="Karşı cinsle edepli iletişimi temsil eden görsel" class="topic-image" loading="lazy" src="karsi-cins-konuşma.jpg" /> </a>

<div class="topic-content">
<h2 class="topic-title"><a aria-label="Karşı cinsle konuşmak hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="karsi-cinsle-konusmak.html">Karşı Cinsle Konuşmak</a></h2>

<p class="topic-description"><a aria-label="Karşı cinsle konuşmak hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="karsi-cinsle-konusmak.html">İslam&#39;da karşı cinsle konuşmanın adabı, sınırları ve dikkat edilmesi gereken hususlar.</a></p>
</div>
<a aria-label="Karşı cinsle konuşmak hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="karsi-cinsle-konusmak.html"> </a> <!-- 8. Kadınların Sesleri Haram mı? --> <a aria-label="Kadınların sesleri haram mı konusu hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="kadinlarin-sesleri-haram-mi.html"> <img alt="Kadın sesinin İslam'daki yerini temsil eden görsel" class="topic-image" loading="lazy" src="kadin-sesi.jpg" /> </a>

<div class="topic-content">
<h2 class="topic-title"><a aria-label="Kadınların sesleri haram mı konusu hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="kadinlarin-sesleri-haram-mi.html">Kadınların Sesleri Haram mı?</a></h2>

<p class="topic-description"><a aria-label="Kadınların sesleri haram mı konusu hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="kadinlarin-sesleri-haram-mi.html">Kadınların seslerinin avret olup olmadığı, hangi durumlarda konuşmanın caiz olduğu konusunda İslami a&ccedil;ıklama.</a></p>
</div>
<a aria-label="Kadınların sesleri haram mı konusu hakkında detaylı bilgi" class="topic-card" href="kadinlarin-sesleri-haram-mi.html"> </a></div>
</div>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14975]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 22:15:32 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kur'an-ı Kerim Öğreniyorum (Elifba - Tevcid - Kıraat)]]></title>
<description><![CDATA[<p>Kuran-ı Kerim&#39;i aslından okumayı &ouml;ğrenmek artık &ccedil;ok kolay! <a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14996" target="_blank"><strong>Elifba dersleri</strong></a> ile yazılı olarak, <a href="http://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4319" target="_blank"><strong>Sesli Elifba dersleri</strong></a> ile video anlatımlarla &ouml;ğrenin. <a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4344" target="_blank"><strong>Tecvid dersleri</strong></a> ile Kuran-ı Kerim&#39;i tecvidli doğru okuma kurallarını kavrayın, <a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=491" target="_blank"><strong>Kıraat ilmi</strong></a> ile en g&uuml;zel şekilde okuyun.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13616]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 13:27:53 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[125. Sayfa]]></title>
<description><![CDATA[<div style="WIDTH: 100%">
<div style="BORDER-RIGHT: #473e65 1px dashed; BORDER-TOP: #473e65 1px dashed; MARGIN: auto; BORDER-LEFT: #473e65 1px dashed; WIDTH: 320px; BORDER-BOTTOM: #473e65 1px dashed; BACKGROUND-COLOR: #ffffff">
<audio controls="" style="width:100%; margin:auto;"><source src="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/KuraniKerim/125.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
</div>

<div style="BORDER-RIGHT: #473e65 1px dashed; MARGIN: auto; BORDER-LEFT: #473e65 1px dashed; WIDTH: 320px; BORDER-BOTTOM: #473e65 1px dashed; BACKGROUND-COLOR: #ffffff">
<div style="PADDING-RIGHT: 7px; PADDING-LEFT: 7px; PADDING-BOTTOM: 7px; PADDING-TOP: 7px">
<div align="center"><a href="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/KuraniKerim/125.mp3" style="FONT-SIZE: 13px; COLOR: #990000; FONT-FAMILY: Arial"><strong>125. sayfa ses dosyasını indirmek i&ccedil;in tıklayın...</strong></a></div>
</div>
</div>

<p align="left">&nbsp;</p>

<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" class="MsoTableGrid" style="BORDER-RIGHT: medium none; BORDER-TOP: medium none; BORDER-LEFT: medium none; BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-COLLAPSE: collapse; mso-yfti-tbllook: 1184; mso-padding-alt: 0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-border-insideh: none; mso-border-insidev: none">
	<tbody>
		<tr style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-firstrow: yes; mso-yfti-lastrow: yes">
			<td style="BORDER-RIGHT: #ece9d8; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: #ece9d8; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: #ece9d8; WIDTH: 230.3pt; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: #ece9d8; BACKGROUND-COLOR: transparent" valign="top" width="307">
			<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; LINE-HEIGHT: normal"><span style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: windowtext; FONT-FAMILY: 'Arial','sans-serif'"><strong><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6652">&Ouml;nceki sayfa</a></strong></span></p>
			</td>
			<td style="BORDER-RIGHT: #ece9d8; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: #ece9d8; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: #ece9d8; WIDTH: 230.3pt; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: #ece9d8; BACKGROUND-COLOR: transparent" valign="top" width="307">
			<p align="right" class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; LINE-HEIGHT: normal; TEXT-ALIGN: right"><span style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: windowtext; FONT-FAMILY: 'Arial','sans-serif'"><strong><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6654">Sonraki sayfa<o:p></o:p></a></strong></span></p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>
</div>

<p align="center"><img src="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/KuraniKerim/125.jpg" /></p>

<p align="left">&nbsp;</p>

<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" class="MsoTableGrid" style="BORDER-RIGHT: medium none; BORDER-TOP: medium none; BORDER-LEFT: medium none; BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-COLLAPSE: collapse; mso-yfti-tbllook: 1184; mso-padding-alt: 0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-border-insideh: none; mso-border-insidev: none">
	<tbody>
		<tr style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-firstrow: yes; mso-yfti-lastrow: yes">
			<td style="BORDER-RIGHT: #ece9d8; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: #ece9d8; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: #ece9d8; WIDTH: 230.3pt; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: #ece9d8; BACKGROUND-COLOR: transparent" valign="top" width="307">
			<p align="left" class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; LINE-HEIGHT: normal"><span style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: windowtext; FONT-FAMILY: 'Arial','sans-serif'"><strong><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6652">&Ouml;nceki sayfa<o:p></o:p></a></strong></span></p>
			</td>
			<td style="BORDER-RIGHT: #ece9d8; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: #ece9d8; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: #ece9d8; WIDTH: 230.3pt; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: #ece9d8; BACKGROUND-COLOR: transparent" valign="top" width="307">
			<p align="left" class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; LINE-HEIGHT: normal; TEXT-ALIGN: right"><span style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: windowtext; FONT-FAMILY: 'Arial','sans-serif'"><strong><a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6654">Sonraki sayfa<o:p></o:p></a></strong></span></p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6653]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 02:21:54 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Yaratmak değil keşfetmek denir]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Seadet-i Ebediyye&rsquo;de, (Yaratmak, hi&ccedil; yoktan var etmek veya mevcut şeyleri, fizik, fizyolojik veya metafizik kanunlarla, bir şekilden başka hassalı şekillere &ccedil;evirmek demektir)<b> </b>deniyor. Buna g&ouml;re, bilim adamlarının, fizik, kimya kanunları ile meydana getirdikleri yeni bir işe, yaratmak denir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, caiz olmaz. Burada, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın iki t&uuml;rl&uuml; yaratması bildiriliyor:<br />
<b>Birincisi:</b> <b>Ol</b> der, o şey var olur. Yani hi&ccedil; yoktan yaratır. K&acirc;inatın yoktan var edilmesi, hidrojen, oksijen gazlarının yaratılması, b&ouml;yledir.</p>

<p><b>İkincisi: </b>Sebepler vasıtası ile yaratmaktır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunları denir. Mesela, iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomundan su meydana getirmiştir. İnsanları, hayvanları, bitkileri yaratması da b&ouml;yledir. Bilim adamları, oksijen, hidrojen gibi gazları, cıva, bakır gibi maddeleri yoktan var edemezler. Fen ne kadar gelişse de, bir buğday tanesi yapmak m&uuml;mk&uuml;n değildir.</p>

<p>Yaratmak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahsustur. Bilim adamları, yoktan bir şey meydana getiremez, sadece Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yarattığı mevcut şeyleri, yine Allah&rsquo;ın koyduğu fizik, kimya ve biyoloji kanunları ile bir araya getirerek, yeni şeyler bulurlar. Buna da yaratmak denmez, keşfetmek, bulmak denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sonsuz kudretini g&ouml;steren, insanların yapamadığı işlere birka&ccedil; &ouml;rnek:<br />
<b>1-</b> Asırlardır, enerjisiz veya yakıtsız &ccedil;alışan makine yapmaya &ccedil;alışılmışsa da, netice alınamadı. Bu da fizik ve kimya ilmine g&ouml;re, imk&acirc;nsızdır. Enerjinin korunumu prensibine g&ouml;re, enerji şekil değiştirirse de, insanlar tarafından var ve yok edilemez.</p>

<p><b>2-</b> Katı, sıvı, gaz haldeki b&uuml;t&uuml;n maddeler ısınınca hacimleri b&uuml;y&uuml;r, yoğunlukları azalır. Su, bu kurala uymaz. Su, buz haline gelince yoğunluğu azalır, su &uuml;st&uuml;nde durur. Azalmayıp buzlar dibe &ccedil;&ouml;kseydi, denizlerdeki canlılar yaşayamaz &ouml;l&uuml;rd&uuml;.</p>

<p><b>3-</b> Bir metal atomu, başka bir metal atomu ile birleşemez. İki elementin birleşmesi i&ccedil;in farklı elektrik taşıması şarttır.</p>

<p><b>4-</b> G&uuml;neş, d&uuml;nyadan 149,5 milyon km uzaktadır. Bu mesafe, &ccedil;ok yakın olsa canlılar sıcaktan yanar, &ccedil;ok uzakta olsa, soğuktan donardı. İnsanlar G&uuml;neş&rsquo;i istedikleri yere getiremezler.</p>

<p><b>5-</b> Işık hızı, saniyede 300 bin km&rsquo;dir. Bu hızı insanlar aşamaz. Bu hız aşılırsa, r&ouml;lativite [izafiyet] teorisine g&ouml;re, maddenin k&uuml;tlesi sonsuza gider. [1/0 (Bir b&ouml;l&uuml; sıfır) sonsuz olduğu i&ccedil;in.]</p>

<p><b>İcat etmek<br />
Sual:</b> İcat etmek ne demek, insanlar i&ccedil;in kullanmak caiz olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İcat etmek yaratmak, mucit de yaratıcı demektir. İnsanlar i&ccedil;in kullanmamalı. İcat etmek yerine keşfetmek, bulmak; mucit yerine de k&acirc;şif demelidir. Din kitaplarımızda deniyor ki:<br />
H&acirc;lık ve mucit yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yoktur. Hi&ccedil;bir insan, hi&ccedil;bir şey icat edemez, yaratamaz. <b>(Mektubat-ı Masumiyye 2/83)</b></p>

<p>Yaratan, icat eden, fayda ve zarar veren, yok eden, ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır.<b> (Seadet-i Ebediyye)</b></p>

<p>İnsanın d&uuml;ş&uuml;ncelerini, hareketlerini, keşiflerini, buluşlarını hep o icat etmekte, yaratmaktadır. Ondan başkasına yaratıcı, mucit demek, cahilce, b&acirc;tıl bir s&ouml;zd&uuml;r. <b>(Birgiv&icirc;)</b></p>

<p><strong>Sual: </strong>Yetmişiki bidat fırkasından olan Mutezile, &quot;kul, kendi işini kendi yaratır!&quot; diyor. B&ouml;yle s&ouml;ylemek, imanı tehlikeye sokmaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;manların yetmişiki sapık fırkasından Mutezile, insan kendi işinin halıkıdır, yaratanıdır dedi. Bunlar, bu yanlış inanışı, &acirc;yet-i kerime ve hadis-i şeriflerden &ccedil;ıkardıkları i&ccedil;in, k&acirc;fir olmuyor ise de, doğrusunu kabul etmedikleri i&ccedil;in, bir m&uuml;ddet Cehennemde kalacaklardır. Fakat &acirc;yetten, hadisten, dinden, imandan haberi olmayanların, devlet ve saltanat sahiplerine yaltaklanmak i&ccedil;in, &quot;yarattın&quot; demeleri k&uuml;f&uuml;r olur, imanı giderir! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başkasına, yarattı demek, &ccedil;ok tehlikelidir. Her şeyi yaratan, yalnız&nbsp;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Ondan başka yaratıcı yoktur. Fakat, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın &acirc;deti ş&ouml;yledir ki, her şeyi sebeplerle yaratmaktadır. B&ouml;ylece, madde &acirc;lemine ve sosyal hayata d&uuml;zen vermektedir. Sebepsiz yaratsaydı, &acirc;lemdeki bu nizam, bu d&uuml;zen olmazdı. Mikroplar hastalığa, bulutlar yağmura, g&uuml;neş hayata, kataliz&ouml;rler bir&ccedil;ok kimya reaksiyonlarının hızlanmasına ve hayvanlar, bitkisel maddelerin et, s&uuml;t, bal h&acirc;line gelmelerine, yapraklar organik maddelerin sentezine sebep oldukları gibi, insanlar da, u&ccedil;ak, otomobil, ila&ccedil;, elektrik motorlarının ve daha nice şeylerin yapılmasına sebep olmaktadır. B&uuml;t&uuml;n bu sebeplere kuvvet, tesir veren Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. İnsanlara fazla olarak akıl ve irade de vermiştir. Sebeplere, vasıtalara yaratıcı demek doğru olamaz. B&ouml;yle olduğu Kelime-i temc&icirc;d yani &ldquo;L&acirc; havle vel&acirc; kuvvete ill&acirc; billah&rdquo; diyerek &ccedil;ok g&uuml;zel anlatılmakdadır. Şiiler de, &quot;g&uuml;nahları insanlar yaratıyor; Allah yalnız&nbsp;iyilik yaratır!&quot; diyorlar ki yanlıştır.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3875]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 21:55:36 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Silsile-i aliyye büyüklerinin isimleri]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Silsile-i aliyye b&uuml;y&uuml;klerinin isimleri sırasıyla nasıldır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İsimleri ş&ouml;yledir:<br />
<b>1- Peygamber Efendimiz</b><br />
<b>2- Ebu Bekr-i Sıddık<br />
3- Selman-ı Farisi<br />
4- Kasım bin Muhammed<br />
5- Cafer-i Sadık<br />
6- Bayezid-i Bistami<br />
7- Ebul Hasan Harkani<br />
8- Ebu Ali Farmedi<br />
9- Yusuf-i Hemedani<br />
10- Abd&uuml;lhalık-i Goncd&uuml;vani<br />
11- Arif-i Rivegeri<br />
12- Mahmud-i Encirfagnevi<br />
13- Ali Ramiteni<br />
14- Muhammed B&acirc;b&acirc; Semmasi<br />
15- Seyyid Emir Gil&acirc;l<br />
16- Seyyid Muhammed Behaeddin Buhari<br />
17- Al&acirc;&uuml;ddin-i Att&acirc;r<br />
18- Yakub-i &Ccedil;erhi<br />
19- Ubeydullah-i Ahr&acirc;r<br />
20- K&acirc;di Muhammed Z&acirc;hid<br />
21- Derviş Muhammed<br />
22- H&acirc;cegi Muhammed Emkenegi<br />
23- Muhammed Bakibillah<br />
24- İmam-ı Ahmed Rabbani<br />
25- Muhammed Masum Faruki<br />
26- Seyfeddin Faruki<br />
27- Seyyid Nur Muhammed<br />
28- Seyyid Mazhar-ı Can-ı Canan<br />
29- Seyyid Abdullah Dehlevi<br />
30- Mevlana Halid-i Bağd&acirc;di<br />
31- Seyyid Abdullah Şemdini<br />
32- Seyyid T&acirc;h&acirc;-yı Hakk&acirc;ri<br />
33- Seyyid Muhammed S&acirc;lih<br />
34- Seyyid Sıbgatullah-i Hiz&acirc;ni<br />
35- Seyyid Fehim-i Arv&acirc;si<br />
36- Seyyid Abd&uuml;lhakim-i Arv&acirc;si<br />
37- H&uuml;seyin Hilmi Işık Efendi</b><br />
<br />
<a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?id=1790">Hayatları hakkında bilgi i&ccedil;in buraya tıklayınız.</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1992]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 21:38:24 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İsa Aleyhisselam'ın hayatı]]></title>
<description><![CDATA[<p>İsrailoğullarına g&ouml;nderilen ve Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m<b>&rsquo;</b>de ismi bildirilen peygamberlerden. Peygamberler arasında en y&uuml;ksekleri olan ve kendilerine &Uuml;l&uuml;lazm denilen altı peygamberin beşincisidir. Annesi hazret-i Meryem&rsquo;dir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu babasız yarattı. Kud&uuml;s&rsquo;te doğdu. Otuz yaşında peygamber oldu. Kendisine İncil adlı kitap g&ouml;nderildi. Otuz &uuml;&ccedil; yaşında diri olarak g&ouml;ğe kaldırıldı. Kıy&acirc;mete yakın yery&uuml;z&uuml;ne tekrar inecektir.<br />
<br />
İsa aleyhisselamın annesi Meryem Hatun, S&uuml;leyman aleyhisselamın neslinden s&acirc;lih&acirc; ve temiz bir hanımdı. Hazret-i Meryem, on beş yaşına geldiği zaman, Yusuf-i Necc&acirc;r isminde biriyle nişanlanmıştı. Fakat onunla evlenmeden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hazret-i Meryem&rsquo;e babasız olarak bir &ccedil;ocuk vereceğini m&uuml;jdeledi.<br />
<br />
Hazret-i Meryem, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emri ve kudretiyle İsa aleyhisselama h&acirc;mile oldu. Bundan bir m&uuml;ddet sonra, normal olarak h&acirc;milelik h&acirc;lleri g&ouml;r&uuml;lmeye başlandı. Bu h&acirc;lleri g&ouml;ren İsrailoğulları, dedikodu yapmaya başladılar. &Ccedil;eşit &ccedil;eşit iftir&acirc;da bulunup akla gelmeyecek, ağıza alınmayacak şeyler s&ouml;ylediler. Bu dedikodulara tahamm&uuml;l edemeyen hazret-i Meryem, Kud&uuml;s&rsquo;&uuml;n 10 km kadar g&uuml;neyindeki s&acirc;kin bir kasaba olan Beyt-i Lahm&rsquo;e &ccedil;ekildi. Her şeyin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın takd&icirc;ri ve dilemesiyle olduğunu d&uuml;ş&uuml;nerek, insanların kendi hakkındaki s&ouml;zlerine sabretti.<br />
<br />
İsa aleyhisselamın doğumu yaklaştığı sırada, bulunduğu yerin bah&ccedil;esinde y&uuml;r&uuml;rken kurumuş bir hurma ağacının altına geldi. Doğum sancıları şiddetlendiğinden bu ağaca yaslandı. Yaslandığı kuru hurma ağacı yeşillendi. Mevsim kış olduğu h&acirc;lde meyve verdi. Ayağının altında k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir su kanalı akmaya başladı. Bu h&acirc;l, hazret-i Meryem&rsquo;i tesell&icirc; etti. Bu sırada hazret-i İsa d&uuml;ny&acirc;ya geldi. İsa aleyhisselam doğduğu zaman, doğudaki ve batıdaki b&uuml;t&uuml;n putlar yıkılıp, yere d&ouml;k&uuml;ld&uuml;. Şeytanlar bu duruma şaştılar. Nih&acirc;yet b&uuml;y&uuml;kleri olan İbl&icirc;s, onlara İsa aleyhisselamın d&uuml;ny&acirc;ya geldiğini haber verdi. O doğunca g&ouml;kte b&uuml;y&uuml;k bir yıldız g&ouml;r&uuml;nd&uuml;.<br />
<br />
Hazret-i İsa&rsquo;nın doğduğunu &ouml;ğrenen İsrailoğulları, Beyt-i Lahm&rsquo;e geldiler. Hazret-i Meryem&rsquo;in kucağında yeni doğmuş &ccedil;ocuğu g&ouml;r&uuml;nce; &ldquo;Ey Meryem! Bu nedir? Ger&ccedil;ekten &ccedil;ok &ccedil;irkin bir iş yapmış olarak geldin. Sen pek gen&ccedil;, fakat kocası olmayan bir kız olduğun h&acirc;lde bu &ccedil;ocuğu nereden aldın? Bu ne acayib ve ne şaşılacak bir h&acirc;ldir?&rdquo; dediler. Hazret-i Meryem, b&uuml;t&uuml;n s&ouml;ylenilenleri sabırla dinledi. Hi&ccedil; cevap vermedi. Ancak; &ldquo;İşin hak&icirc;katini size o haber versin. Siz onunla konuşun. Ondan sorup anlayın!&rdquo; m&acirc;n&acirc;sına kundakta bulunan hazret-i İsa&rsquo;yı iş&acirc;ret etti. Onlar, kundaktaki &ccedil;ocuğun konuşamayacağını s&ouml;yleyince, kundakta bulunan hazret-i İsa elini kaldırarak cevap verdi ve dedi ki: &ldquo;Ey c&acirc;hiller! Benim y&uuml;ksek ş&acirc;nıma taarruz etmeyiniz ve annemi ayıplamayınız. Muhakkak ki ben, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kuluyum. O, bana kitap verip, beni peygamber kılacaktır. Her nerede olsam beni m&uuml;b&acirc;rek kıldı ve hayatta olduğum m&uuml;ddet&ccedil;e namaz kılmamı ve zek&acirc;t vermemi emretti. Beni anneme h&uuml;rmetk&acirc;r kıldı... Doğduğum g&uuml;nde, &ouml;leceğim g&uuml;nde ve diri olarak kabrimden kaldırılacağım g&uuml;nde sel&acirc;m benim &uuml;zerimedir.&rdquo; dedi. Hazret-i İsa&rsquo;nın kundakta konuşmasına hayret eden İsrailoğulları, dillerini yutmuş gibi oldular. Hi&ccedil;bir şey s&ouml;yleyemediler. Buna rağmen dedi-kodu yapmaktan, &ccedil;eşit &ccedil;eşit iftir&acirc;larda bulunmaktan da geri durmadılar.<br />
<br />
Roma imparatorunun Şam v&acirc;lisi, babasız doğduğu i&ccedil;in ikisini &ouml;ld&uuml;rmek istedi. Annesi onu alarak Mısır&rsquo;a g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. Hazret-i İsa on iki yaşına gelinceye kadar Mısır&rsquo;da kaldılar. Sonra tekrar Kud&uuml;s&rsquo;e gelerek N&acirc;sıra şehrine yerleştiler. Otuz yaşına girince, Hak te&acirc;l&acirc; tarafından peygamber olduğu bildirildi. Peygamberlik emri bildirilince, hemen tebliğe başladı. İnsanların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya inanmalarını ve O&rsquo;nun emirlerini yapıp yasaklarından sakınmalarını ve isy&acirc;nda bulunmamalarını istedi. İsrailoğulları bu d&acirc;veti kabul etmediler. İsa aleyhisselam inanmayanlara mucizeler g&ouml;sterdi. İsa aleyhisselam var g&uuml;c&uuml;yle gayret g&ouml;stermesine rağmen, pek az kişi inandı. İsrailoğulları ona &icirc;m&acirc;n etmedikleri gibi, d&acirc;vetine karşı &ccedil;ıktılar ve g&uuml;nden g&uuml;ne hır&ccedil;ınlaştılar. İsa aleyhisselamın yumuşaklığını g&ouml;rerek inanmadılar. Hatt&acirc; daha da ileri giderek hazret-i İsa&rsquo;yı &ouml;ld&uuml;rmeye teşebb&uuml;s ettiler. Bunun &uuml;zerine hazret-i İsa, kendisine &icirc;m&acirc;n edenler arasından se&ccedil;tiği hav&acirc;r&icirc; adı verilen on iki kişiden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya &icirc;m&acirc;n ve ib&acirc;det edeceklerine ve kendisine yardımcı olacaklarına d&acirc;ir s&ouml;z aldı.<br />
<br />
Yahudilerden bir topluluk İsa aleyhisselam ve annesi hazret-i Meryem&rsquo;e dil uzattılar. İsa aleyhisselam bunu duyunca, onlar hakkında bedduada bulundu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu duayı kabul edip, hazret-i İsa&rsquo;ya ve annesine dil uzatanları maymun ve domuza &ccedil;evirdi. Bu durumu g&ouml;ren Yahudiler, h&acirc;diseyi aralarında g&ouml;r&uuml;şt&uuml;ler. Hepsi hazret-i İsa&rsquo;yı &ouml;ld&uuml;rmek &uuml;zere anlaştılar. Hazret-i İsa&rsquo;yı aramaya başladılar. Roma İmparatoru&rsquo;nun Kud&uuml;s V&acirc;lisi Jones Pilot&rsquo;u kandırıp, İsa aleyhisselamın Roma İmparatorluğu aleyhinde bulunduğuna ve Filistin&rsquo;de yeni bir h&uuml;k&ucirc;met kurmaya &ccedil;alıştığına inandırdılar. Hazret-i İsa, son def&acirc; olarak Hav&acirc;r&icirc;leri ile bir gece gizlice sohbet etti ve onlara &ldquo;Horoz &ouml;tmeden (y&acirc;ni sabah olmadan) sizin biriniz beni ink&acirc;r edecek ve pek az paraya satacaktır.&rdquo; dedi. Hak&icirc;katen Yah&ucirc;da isimli Hav&acirc;r&icirc;, sabah olmadan Yahudilerden bir miktar para alıp, hazret-i İsa&rsquo;nın yerini haber verdi.<br />
<br />
İsa aleyhisselamı yakalamak i&ccedil;in Yahudilerle ber&acirc;ber eve girince, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Yeh&ucirc;d&acirc;&rsquo;yı İsa aleyhisselama benzetti. Yahudiler de onu İsa aleyhisselam, diye yakaladılar ve ha&ccedil;a (&ccedil;armıha) gerip asarak &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ler. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, İsa aleyhisselamı g&ouml;ğe kaldırdı. İsa aleyhisselam bu sırada otuz &uuml;&ccedil; yaşındaydı. İsa aleyhisselam g&ouml;ğe &ccedil;ıkarıldıktan kırk sene sonra, Romalılar Kud&uuml;s&rsquo;e h&uuml;cum etti. Yahudilerin &ccedil;oğunu &ouml;ld&uuml;r&uuml;p, bir kısmını esir ettiler. Şehri yağmaladılar. Kitaplarını yaktılar. İsa aleyhisselama yaptıklarının cez&acirc;sı olarak, hak&icirc;r ve zel&icirc;l oldular. Hristiyanlar, İsa aleyhisselamın ha&ccedil;a gerilip orada &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;ne, fakat sonra dirilip g&ouml;ğe &ccedil;ıktığına inanırlar. M&uuml;sl&uuml;manlar ise, İs&acirc; aleyhisselamın ha&ccedil;a gerilmediğine doğrudan doğruya g&ouml;ğe kaldırıldığına inanırlar. Bu husus Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m<b>&rsquo;</b>de Nis&acirc; s&ucirc;resi 158. &acirc;yetinde me&acirc;len ş&ouml;yle bildirildi:<br />
<b>&ldquo;Onu asmadılar, onu &ouml;ld&uuml;rmediler. Bilakis Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu katına y&uuml;kseltti...&rdquo;</b><br />
<br />
Ayrıca had&icirc;s-i şer&icirc;flerde buyruldu ki:<br />
<b>&ldquo;İsa</b> (aleyhisselam) <b>&ouml;lmemiştir. O kıy&acirc;metten &ouml;nce size d&ouml;necektir.&rdquo;</b>,<b> &ldquo;Ben Meryem oğlu İsa&rsquo;nın</b> (aleyhisselam) <b>d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hirette en yakınıyım.&rdquo;, &ldquo;Benimle İsa</b> (aleyhisselam) <b>arasında başka bir peygamber yoktur.&rdquo;</b><br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, İsa aleyhisselamı da 33 yaşında İdris aleyhisselam gibi g&ouml;ğe kaldırdı. İnsanları &uuml;&ccedil; sene d&icirc;ne d&acirc;vet etti. Vasiyeti &uuml;zerine Hav&acirc;r&icirc;leri etrafa dağıldılar. İseviliği insanlara anlatmaya başladılar. Bu hak d&icirc;nin yayılması 80 sene s&uuml;rd&uuml;. Sonra Hristiyanlar sapıklığa d&uuml;şt&uuml;ler.<b> </b>İncil<b>&rsquo;</b>i değiştirdiler. Nasıl ki Yahudiler hazret-i Meryem ve hazret-i İsa&rsquo;ya iftir&acirc; ettilerse, Hristiyanlar da onun hakkında &uuml;&ccedil; yanlış inanışa saplandılar.<br />
<br />
Bir kısmı, &ldquo;Meryem oğlu İsa Allah&rsquo;tır.&rdquo; dedi. B&acirc;zıları, &ldquo;Allah&rsquo;ın oğludur.&rdquo; dedi. Bir başka grup da;&rdquo;Baba, oğul ve r&ucirc;h&uuml;l-kud&uuml;s&rsquo;ten biridir&rdquo; dedi.<br />
<br />
İsa aleyhisselam hi&ccedil; evlenmemiş. D&uuml;ny&acirc;ya kıymet vermemiştir. Kıy&acirc;mete yakın Şam&rsquo;da &Uuml;meyye C&acirc;miinin min&acirc;resine inecek, evlenecek, &ccedil;ocukları olacaktır. Hazret-i Mehd&icirc; ile buluşacak, 40 sene yaşayıp, Med&icirc;ne&rsquo;de vefat edip, Peygamberimizin kabrinin bulunduğu h&uuml;cre-i sa&acirc;dete defnedilecektir. İsl&acirc;m d&icirc;ninin h&uuml;k&uuml;mlerine t&acirc;bi olacak, ictih&acirc;d edecektir.<br />
<br />
Avrupa kitaplarında Efl&acirc;tun&rsquo;un m&icirc;lattan 347 sene &ouml;nce &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; yazılıdır. İsa aleyhisselam gizli d&uuml;ny&acirc;ya gelip, d&uuml;ny&acirc;da az kalıp g&ouml;ğe &ccedil;ıkarıldığından ve kendisini ancak on iki hav&acirc;r&icirc; bilip, İseviler az ve asırlarca gizli yaşadıklarından m&icirc;l&acirc;t, y&acirc;ni noel gecesi doğru anlaşılmamıştır. M&icirc;l&acirc;dın, birinci k&acirc;nunun (Aralık) yirmi beşinde veya ikinci k&acirc;nunun (Ocak) altıncı veya başka g&uuml;n olduğu sanıldığı gibi, bug&uuml;nk&uuml; m&icirc;l&acirc;d&icirc; senenin beş sene az olduğu &ccedil;eşitli dillerdeki kitaplarda yazılıdır. O halde m&icirc;l&acirc;d&icirc; sene doğru ve kat&rsquo;&icirc; olmayıp, g&uuml;n&uuml; de senesi de ş&uuml;pheli ve yanlıştır. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc;&rsquo;nin (kuddise sirruh) ve Burhan-ı K&acirc;tı&rsquo;nın bildirdiklerine g&ouml;re, Yunan filozofu Eflatun (Platon) İsa aleyhisselam zamanında yaşamıştır. Buna g&ouml;re m&icirc;l&acirc;d&icirc; takvim 300 seneden fazla olarak noksandır ve İsa aleyhisselam ile Muhammed aleyhisselam arasındaki zaman bin seneden az değildir.<br />
<br />
İsa (aleyhisselam) peygamberliği &icirc;c&acirc;bı mucizeler g&ouml;sterdi.<br />
<br />
<b>Mucizeleri dokuz &ccedil;eşitti:</b><br />
1. Beşikteyken konuştu.<br />
<br />
2. &Ouml;l&uuml;leri diriltirdi. Bilhassa d&ouml;rt &ouml;l&uuml;y&uuml; dirilttiği meşhurdur. Bunlar Sam bin N&ucirc;h, Şeddad bin &Acirc;d, M&acirc;s&acirc;n bin M&acirc;l&acirc;n ve Ben&icirc; İsrail&rsquo;den bir &ccedil;ocuktur.<br />
<br />
3. Anadan doğma k&ouml;r olanları sağlamlar gibi g&ouml;rd&uuml;r&uuml;r, bir cilt hastalığı olan baras illetini iyi ederdi. Eliyle hastaya dokunduğunda iyi olurdu. Eliyle mesh etmek s&ucirc;retiyle hastaları ted&acirc;vi ettiği i&ccedil;in kendisine İsa-i Mesih dendi. (M&acirc;ide s&ucirc;resi: 110)<br />
<br />
4. &Acirc;l-i İmr&acirc;n s&ucirc;resi 49. &acirc;yetinde bildirildiği gibi kavminin yedikleri veya yemek &uuml;zere sakladıkları şeyleri haber verdi.<br />
<br />
5. M&acirc;ide s&ucirc;resi 110. &acirc;yetinde bildirildiği gibi &ccedil;amurdan kuş yapıp &uuml;zerine &uuml;fleyince, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın izniyle canlanıp kuş olurdu.<br />
<br />
6. M&acirc;ide s&ucirc;resi 114. &acirc;yetinde bildirildiği &uuml;zere Hav&acirc;r&icirc;ler, i&ccedil;inde yiyecek bulunan bir sofranın indirilmesini teklif ettiler. Hazret-i İsa ellerini kaldırıp dua edince, ekmeği ve eti bulunan bir sofra indi.<br />
<br />
7. İsa aleyhisselam uykudayken yanında her konuşulanı ve yapılanı bilirdi.<br />
<br />
8. Ne zaman istese ellerini g&ouml;ğe kaldırıp dua edince o anda yemek ve meyveler &ouml;n&uuml;ne gelirdi.<br />
<br />
9. İsa aleyhisselam Yahudilerden (Ben&icirc; İsrail) uzak olduğu h&acirc;lde s&ouml;zlerini ve gizli sırlarını bilirdi.<br />
<br />
<b>İsa aleyhisselamın d&icirc;ni; İsevilik:</b><br />
Musa aleyhisselamın d&icirc;ni, İsa aleyhisselam zam&acirc;nına kadar dev&acirc;m etti. Fakat, İsa aleyhisselam gelince, bunun d&icirc;ni olan İsevilik Musa aleyhisselamın d&icirc;nini nesh etti, y&acirc;ni Tevrat<b>&rsquo;</b>ın h&uuml;km&uuml; kalmadı. Bundan sonra, Musa aleyhisselamın d&icirc;nine uymak c&acirc;iz olmayıp, t&acirc; Muhammed aleyhisselamın d&icirc;ni gelinceye kadar, İsa aleyhisselamın d&icirc;nine uymak l&acirc;zım oldu. Fakat, İsrailoğullarının &ccedil;oğu, İsa aleyhisselama &icirc;m&acirc;n etmeyip, Tevrat<b>&rsquo;</b>a uymak i&ccedil;in in&acirc;d etti. İşte Yahudilik ile İsevilik b&ouml;ylece ayrıldı.<br />
<br />
Yahudilerin ileri gelenlerinden ve İsevilerin en b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şmanlarından olan Paul, İseviliği kabul ettiğini, İsa aleyhisselamın kendisini, Yahudi olmayan milletleri İsevilere d&acirc;vet i&ccedil;in ş&acirc;kirt (talebe) t&acirc;yin ettiği yalanını uydurdu. İsmini Pavlos (Bol&uuml;s) olarak değiştirdi. &Ccedil;ok iyi bir İsevi g&ouml;r&uuml;nerek, İsa aleyhisselamın d&icirc;nini bozdu. Tevhidi (tek Allah inancını), teslise (&uuml;&ccedil; tanrı inancına= Baba-oğul-kutsal r&ucirc;h); İseviliği Hristiyanlığa &ccedil;evirdi. İncil<b>&rsquo;</b>i değiştirdi. İsa, Allah&rsquo;ın oğludur, dedi...<br />
<br />
<b>İsa aleyhisselamın hikmetli s&ouml;zlerinden bazıları:</b><br />
&ldquo;D&uuml;ny&acirc; sevgisi b&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin başıdır. G&ouml;zde bakışı, kalpte şehveti b&uuml;y&uuml;t&uuml;r. (İnsanı a&ccedil;g&ouml;zl&uuml; doymaz eder.) Yemin ederim ki, şehvet (nefsin isteklerine uymak), s&acirc;hibine uzun s&uuml;ren sıkıntı bırakır. D&uuml;ny&acirc;dan ge&ccedil;meye bakın. T&acirc;miri ile uğraşmayın.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;D&uuml;ny&acirc;yı isteyen deniz suyu i&ccedil;ene benzer. Ne kadar i&ccedil;erse, har&acirc;reti o kadar artar ve nih&acirc;yet &ouml;l&uuml;r.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;G&uuml;n&acirc;hlarını hatırladığı zaman ağlayana, dilini koruyana ve başını sokacak kadar evi olana m&uuml;jdeler olsun.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;Allah katında en sevgili şey, s&acirc;lih kalplerdir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onların h&uuml;rmetine d&uuml;ny&acirc;yı yaşatır. Onlar bozulunca yery&uuml;z&uuml;n&uuml; har&acirc;b eder.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;Ağa&ccedil;lar &ccedil;oktur, ama hepsi meyve vermez. Meyveler &ccedil;oktur ama, hepsi tatlı değildir. İlimler &ccedil;oktur ama hepsi faydalı olmaz.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;Sağırı, dilsizi ted&acirc;vi ettim, &ouml;l&uuml;y&uuml; dirilttim. Fakat cehl-i m&uuml;rekkebin (c&acirc;hilliği ilim ve olgunluk sanmak) il&acirc;cını bulamadım. (&Ccedil;&uuml;nk&uuml; b&ouml;yle kimse c&acirc;hilliğini ilim ve kem&acirc;l sanmaktadır.)<br />
<br />
Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m<b>&rsquo;</b>in Bakara, &Acirc;l-i İmr&acirc;n, Nis&acirc;, M&acirc;ide, Tevbe, Meryem, M&uuml;&rsquo;min&ucirc;n, Zuhruf, Had&icirc;d, S&acirc;f s&ucirc;relerinde İsa aleyhisselamla ilgili haberler verilmiştir.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3795]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 23:55:59 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Şöhret tuzaktır]]></title>
<description><![CDATA[<p>Gece g&uuml;nd&uuml;z demez, ibadet eder,<br />
Hazrete giderken y&uuml;z&uuml; pek aktır.<br />
<br />
&Ouml;lmeden &ouml;nce de &ouml;lenler olur,<br />
&Ouml;l&uuml;ms&uuml;z dirliğe tek o layıktır.<br />
<br />
Elin &ccedil;ek uzaklaş, c&uuml;mle cihandan!<br />
İş bu cihan sana, yalnız uğraktır.<br />
<br />
<b>Eşrefoğlu Rumi,</b> ge&ccedil; bu ş&ouml;hretten!<br />
&Acirc;şık olanlara ş&ouml;hret tuzaktır.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5341]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 20:14:32 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hastalıkta şifa vardır]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İslam &acirc;limleri, &ldquo;Hastalıkta şifa vardır. Beden ne kadar sıkıntı &ccedil;ekerse, ruh o kadar rahat eder. Bu v&uuml;cuda rahatsızlık veren her şey insanın &acirc;cizliğini anlamasına, Cenab-ı Hakka d&ouml;nmesine sebep olur. Bu sebeple kalb i&ccedil;in şifadır&rdquo; buyuruyorlar. Fakat ben hastalanınca, ruhum &ccedil;ok acı &ccedil;ekiyor, sanki işkence i&ccedil;inde gibi rahatsız oluyorum. Anlaşılan, hastalıkta şifa olması herkes i&ccedil;in değildir. &Ouml;yle değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Siz ruh ile nefsi karıştırdığınızdan dolayı b&ouml;yle s&ouml;yl&uuml;yorsunuz. İnsanın bir yeri ağrıyınca, az veya &ccedil;ok hastalanınca, rahatsız olan, keyfi bozulduğu i&ccedil;in, isteklerine kavuşamayacağı i&ccedil;in deli divane olan nefsidir. Rahatsızlığımız oranında onun da rahatsızlığı artar. Kulak, renkten zevk almadığı gibi g&ouml;z de sesten zevk almaz. Hepsinin zevki farklıdır.<br />
<br />
Nefs, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&uuml;şmanıdır, hep haram olan şeylerden zevk alır. Ruhun gıdası namazdır ve diğer ibadetlerdir, haramlar ruhun zehridir. Mesela m&uuml;zik nefsi besler. Nefsimiz m&uuml;zikten hoşlanır. Ruh hoşlanmaz, sıkıntı duyar. Nefsi ruh ile karıştırmamalıdır. İnsan hastalanınca, g&uuml;nahları affolur. İsa aleyhisselam, <b>(Hasta olup, musibete, felakete uğrayıp da, g&uuml;nahları affolacağı i&ccedil;in sevinmeyen kimse, &acirc;lim değildir)</b> buyurdu. Musa aleyhisselam da, bir hastayı g&ouml;r&uuml;p, (Ya Rabbi, Bu kuluna merhamet et, hastalıktan kurtar!) dediğinde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Rahmetime kavuşması i&ccedil;in, g&ouml;nderdiğim sebepler i&ccedil;erisinde bulunan bir kuluma, nasıl rahmet edeyim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, onun g&uuml;nahlarını, bu hastalıkla affedeceğim. Cennetteki derecesini, bununla arttıracağım) </b>buyurdu.<br />
<br />
Musibetlere, elemlere sevap olmaz. Bunlara sabretmeye sevap verilir. Fakat, elemlere sabredilmese de, g&uuml;nahların affına sebep olurlar. Hastalık da musibettir, sabredilmezse sadece g&uuml;nahlar affolur. Sabredilir, kimseye şikayet edilmezse, o zaman sevap da alınır. G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, hastalık faydalı bir şeydir.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Mikroplar nasıl varlıklardır ve insanlara d&uuml;şman mıdırlar?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda Se&acirc;det-i Ebediyye kitabında şu bilgiler verilmektedir:</p>

<p>&ldquo;Mikroplar, diğer hayvan ve nebatlar, bitkiler gibi canlı mahluklar olup, insanlara zararlı veya faydalı olmak gayesinde değildir. Bunların, yegane gayesi, her canlıda olduğu gibi, yaşamak arzusudur. Bir&ccedil;ok insan, mikrop deyince, yanlış olarak, insana d&uuml;şman olan mahluk zanneder. H&acirc;lbuki Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ccedil;ok şeyleri yaratmasına, mikropları sebep ve vasıta kılmıştır. Cen&acirc;b-ı Hakkın iradesi, dilemesi ile, muhtelif, &ccedil;eşitli işlerin yapılmasında vazife g&ouml;r&uuml;yorlarsa da, umumi olarak zararsız, faydalı ve zararlı, pathogene olmak &uuml;zere &uuml;&ccedil; sınıftırlar.</p>

<p>On binlerce &ccedil;eşitleri olup, y&uuml;zde sekseninin insanlarla alakası yoktur. Y&uuml;zde iki kadarı, faydalıdır. Mesela, bize, peynir, sirke, hamur, maya ve saire yaparlar. Bir kısmı ile de, beraber yaşamaktayız. Her nefeste, binlercesi i&ccedil;imize girer. Bunlar, tavuk, kedi, k&ouml;pek, koyun gibi, ehli hayvanlarımız&nbsp;gibidir. Lakin bunlar, bize daha yakın olup k&uuml;meste, ahırda değil, dışarıya a&ccedil;ık bulunan organımızda ikamet eder. Cilt, ağız, burun, teneff&uuml;s yolları, mide, bağırsak gibi yerlerimiz bunlarla doludur. Bunlar, basit ve beceriksiz değildir. İ&ccedil;lerinde &#39;sanatk&acirc;r&#39;ları mevcuttur. Yalnız&nbsp;ağzımızda, elli &ccedil;eşit mikrop &ccedil;alışmaktadır. İnce bağırsaklarda da &ccedil;eşitli &#39;ihtisaslara&#39; malik yirmibeş t&uuml;rl&uuml; mikrop &ccedil;eşidi vardır. İnsan, bu iş&ccedil;ilerinin &#39;yevmiyesini&#39; gıda olarak verip, g&uuml;&ccedil; hazım olan gıdaların hazmını bunlara yaptırır.</p>

<p>Her insanda mevcut bu sayısız&nbsp;mikroplar, zararlı değildir. Hari&ccedil;ten durmadan v&uuml;cudumuza zararlı mikrop da girmektedir. Hi&ccedil;bir g&uuml;n yoktur ki, hepimiz verem mikrobu yutmamış olalım. S&uuml;t ineklerinin yarıdan fazlası t&uuml;berk&uuml;lozdur. Past&ouml;rize edilmeyen her s&uuml;tte verem mikrobu vardır. Her tereyağının y&uuml;z&nbsp;gramında, binlerce verem mikrobu vardır. &Ouml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman v&uuml;cudunda verem hastalığı başlamamış insan, yok gibidir. T&uuml;berk&uuml;lozdan bademcikleri şişmemiş &ccedil;ocuk azdır.</p>

<p>Diğer hastalık mikropları da, her yerde mevcuttur. Herkesin ağız&nbsp;ve burnunda difteri ve grip mikropları yaşamaktadır. Cildimizde, &ccedil;ıban mikropları, kanı zehirleyen mikroplar daim&icirc; misafirimizdir. H&acirc;lbuki &uuml;zerimizi saran bu d&uuml;şmanlardan zarar g&ouml;rm&uuml;yoruz.&rdquo;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1478]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 22:21:03 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Bebek ve Çocuk Sağlığı]]></title>
<description><![CDATA[<p>Bebek ve &Ccedil;ocuk Sağlığı</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14973]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 22:19:53 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Deva Market]]></title>
<description><![CDATA[<p>Deva Market</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14972]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 13:56:51 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Cünüp neler yapamaz]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> C&uuml;n&uuml;p kimse neler yapamaz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
C&uuml;n&uuml;p kimse, Besmele &ccedil;eker, dua okur, la ilahe illallah diyerek zikir &ccedil;eker, salevat okur. Hatta Fatiha, Rabbena &acirc;tina gibi &acirc;yetleri dua niyetiyle okuyabilir. Mushafı tutamaz, ezbere de olsa&nbsp;Kur&rsquo;an-ı kerim okuyamaz. Camiye giremez. Kasıkları tıraş etmesi, sa&ccedil;, tırnak kesmesi, mekruh olur. Hayzlı iken, bunlar mekruh değildir.<br />
<br />
<b>C&uuml;n&uuml;pken yiyip i&ccedil;mek ve emzirmek<br />
Sual:</b> C&uuml;n&uuml;b&uuml;n bir şey yiyip i&ccedil;mesi sokağa &ccedil;ıkması, c&uuml;n&uuml;p kadının &ccedil;ocuğunu emzirmesi uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ağzını yıkadıktan sonra yiyip i&ccedil;mesi caizdir. Sokağa &ccedil;ıkmak da caizdir. Kadın g&ouml;ğs&uuml;n&uuml; yıkadıktan sonra &ccedil;ocuğunu emzirebilir. Namaz vakti &ccedil;ıkmadan &ouml;nce yıkanmalıdır. Daha fazla c&uuml;n&uuml;p durmak haramdır. Namaz kılan ve kılmayan herkes, bir namaz vaktini c&uuml;n&uuml;p ge&ccedil;irirse, &ccedil;ok azap g&ouml;r&uuml;r.<br />
<br />
<b>C&uuml;n&uuml;b&uuml;n yiyip i&ccedil;mesi<br />
Sual:</b> C&uuml;n&uuml;p olanın, elini ve ağzını yıkamadan yiyip i&ccedil;mesi caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tenzihen mekruhtur. Yıkadıktan sonra yiyip i&ccedil;mesi mekruh olmaz, fakat mecbur kalmadık&ccedil;a c&uuml;n&uuml;pken yiyip i&ccedil;memelidir.<br />
<br />
<b>C&uuml;n&uuml;b&uuml;n teri ve meni<br />
Sual:</b> İhtilam olunca veya eşiyle beraber olduktan sonra, &uuml;st&uuml;ndeki b&uuml;t&uuml;n elbiseleri &ccedil;ıkarıp yıkamak gerekir mi? C&uuml;n&uuml;p iken ter bulaşan elbiselerle namaz kılınır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
C&uuml;n&uuml;b&uuml;n teri necis değildir. O elbiselerle namaz kılınır.<br />
<br />
Meni, Hanefi&rsquo;de necis, diğer &uuml;&ccedil; mezhepte temizdir. Maliki&rsquo;de, bir kavle g&ouml;re meni necistir.<br />
<br />
İhtilam olan kimse, elbiselerin tamamını &ccedil;ıkarması gerekmez, sadece meni bulaşan yeri yıkaması k&acirc;fi gelir. Meni kurumuşsa, ufalanırsa temizlenmiş olur. O elbiseyle namaz kılınabilir.<br />
<br />
<b>C&uuml;n&uuml;pl&uuml;k ve vesvese<br />
Sual:</b> C&uuml;n&uuml;p olunca, bir şeye dokununca onun pis olacağını zannediyor, bu y&uuml;zden sıkıntı &ccedil;ekiyorum. Bu vesvese mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, vesvesedir. C&uuml;n&uuml;p kimse nereye dokunursa dokunsun pis olmaz.<br />
<br />
<b>Mescid olarak kullanılan oda<br />
Sual:</b> Evde mescid olarak kullanılan odaya girerken itik&acirc;fa niyet edilebilir mi? Buraya c&uuml;n&uuml;p girebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mescid olarak kullanılan odaya girerken itik&acirc;fa niyet edilebilir. Buraya c&uuml;n&uuml;p de girebilir. Halbuki mescidlere c&uuml;n&uuml;p girilmez.<br />
<br />
<b>C&uuml;n&uuml;b&uuml;n selam vermesi</b><br />
<b>Sual: </b>C&uuml;n&uuml;p kimse selam verebilir mi ve verilen selamı alabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette, selam verip alabilir. Hi&ccedil; mahzuru olmaz. Selam g&uuml;zel bir duadır. C&uuml;n&uuml;p kimse, Kur&rsquo;an-ı kerimden s&ucirc;re ve &acirc;yet okuyamaz, fakat her &ccedil;eşit duayı okuyabilir, her &ccedil;eşit zikri &ccedil;ekebilir, hatta <b>Fatiha</b> ve <b>Rabben&acirc; &acirc;tin&acirc;</b> gibi dua &acirc;yetlerini, sadece dua niyetiyle okuyabilir.<br />
<br />
<b>C&uuml;n&uuml;p Kur&#39;an okuyamaz</b><br />
<b>Sual:</b> İslam Ahlakı kitabında, (C&uuml;n&uuml;b&uuml;n d&uuml;şmandan korunmak i&ccedil;in bir iki kısa &acirc;yet okuması caiz olur) deniyor. Bu h&uuml;kme g&ouml;re Kul E&#39;uz&uuml;ler okunabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kul E&rsquo;uz&uuml;ler &acirc;yet değil s&ucirc;redir. Bunlar c&uuml;n&uuml;pken okunmaz. Kısa &acirc;yetler okunabilir. Mesela d&uuml;şman şerrinden ve belalardan kurtulmak i&ccedil;in <b>(La ilahe illa ente s&uuml;bhaneke inn&icirc; k&uuml;nt&uuml; minez-z&acirc;limin</b>) &acirc;yet-i kerimesi okunabilir.<br />
<br />
<b>C&uuml;n&uuml;b&uuml;n tırnak kesmesi<br />
Sual:</b> C&uuml;n&uuml;pken, gusletmeden &ouml;nce, elini y&uuml;z&uuml;n&uuml; yıkayıp tırnaklarını kesen veya sakal tıraşı olan yine mekruh işlemiş olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, elini y&uuml;z&uuml;n&uuml; yıkasa da, yine de&nbsp;mekruh olur.</p>

<p><strong>Gus&uuml;ls&uuml;z camiye girmek, namaz kılmak<br />
Sual: Bir kimse, gus&uuml;l gerektiren bir durumdan sonra, gus&uuml;l abdesti almadan Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okuyabilir, namaz kılabilir ve camiye girebilir mi?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda El-fıkh-&uuml; alel-mez&acirc;hib-il-erbe&rsquo;ada deniyor ki:<br />
&ldquo;C&uuml;n&uuml;p olan erkeğin ve kadının, gus&uuml;l abdesti almadan evvel, abdestsiz yapılması caiz olmayan, amellerden birini yapması, d&ouml;rt mezhepte de haramdır. Mesela, c&uuml;n&uuml;p iken, farz veya nafile namaz kılması helal değildir. Su bulamaz ise veya hastalık gibi bir sebeple, suyu kullanamazsa, teyemm&uuml;m etmesi lazım olur. C&uuml;n&uuml;p iken, farz veya nafile oru&ccedil; tutması sahih olur. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi tutması ve okuması haramdır. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi abdestsiz tutmak da helal değildir. Mescide girmesi de haramdır. D&uuml;şmandan korunmak i&ccedil;in veya bir h&uuml;k&uuml;m &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in, bir iki kısa &acirc;yet okuması, mescidden kova, ip, su almak i&ccedil;in veya başka yol bulamadığı i&ccedil;in, girip hemen &ccedil;ıkması caiz olur. Dua niyeti ile bir kısa &acirc;yet, mesela Besmele okuyabilir. Mescide girmeden teyemm&uuml;m eder.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: C&uuml;n&uuml;pken, v&uuml;cuttaki kılları almanın, koltuk altı ve kasık tıraşı olmanın mahzuru var mıdır?<br />
Cevap:</strong> İbni &Acirc;bid&icirc;nde; &ldquo;C&uuml;n&uuml;p iken, kasıkları tıraş etmek mekruhtur&rdquo; denmektedir.</p>

<p><strong>C&uuml;n&uuml;p ve hayızlı iken camiye girmek<br />
Sual: Bir M&uuml;sl&uuml;manın c&uuml;n&uuml;pken veya hayızlı iken camiye girmesi, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi tutması ve okuması caiz midir?<br />
Cevap:</strong> Bir M&uuml;sl&uuml;manın, c&uuml;n&uuml;p veya hayızlı iken camiye girmesi, hatta cami i&ccedil;inden ge&ccedil;mesi haramdır. Ge&ccedil;ecek başka yol bulamazsa veya camide c&uuml;n&uuml;p olursa yahut camiden başka yerde su bulamazsa, teyemm&uuml;m edip girer ve hemen &ccedil;ıkar. C&uuml;n&uuml;p ve hayız h&acirc;linde bulunanın, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi okuması, Mushafı tutması ve K&acirc;be-i muazzamayı tavaf etmesi, d&ouml;rt mezhepte de haramdır. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi ve &acirc;yet-i kerime yazılı şeyleri abdestsiz tutmak da haramdır. Yapışık olmayan bir şey i&ccedil;inde, mesela &ccedil;antada iken tutmak caizdir. Fatihayı ve dua &acirc;yetlerini, dua niyeti ile okuması ve her duayı okuması haram değil ise de, duayı abdestli okumak m&uuml;stehabtır. Tefsirler, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim gibidir. Başka din kitapları, dua gibidir.</p>

<p><strong>Sual: Hayız halindeki bir kadın, &ccedil;ocuğunu emzirebilir mi?<br />
Cevap:</strong> Hayız halindeki kadın, g&ouml;ğs&uuml;n&uuml; yıkamadan, &ccedil;ocuğunu emzirebilir. C&uuml;n&uuml;p kadının, g&ouml;ğs&uuml;n&uuml; yıkamadan emzirmesi mekruh olur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4039]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 13:44:21 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Yeni Müslüman olan]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan bir yabancı arkadaş var. Buna ilk &ouml;nce neyi &ouml;ğretmeliyiz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İlk &ouml;nce imanı, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı, Onun sıfatlarını, Resulullah efendimizin Allah&rsquo;ın Peygamberi olduğunu, Ament&uuml;&rsquo;de bildirilen altı esası, sonra da İslam&rsquo;ın beş şartını &ouml;ğretip namaz kılmasını sağlamalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Kitab ehli olan bir kavme g&ouml;revle gidince, &ouml;nce, La ilahe illallah Muhammed&uuml;n Resulullah demeye davet et. Bunu kabul ederlerse, g&uuml;nde beş vakit namazın farz olduğunu bildir. Bunu da kabul ederlerse, Allah&rsquo;ın M&uuml;sl&uuml;manların zenginlerinden alınıp fakirlerine verilen zekatı farz kıldığını s&ouml;yle.)</b> [Buhari, M&uuml;slim, Ebu Davud]</p>

<p>Bu hadis-i şerifte ilk &ouml;nce, Allah&rsquo;a imanla birlikte Resul&uuml;n&uuml; de tasdik bildirilmiştir. Resulullahı tasdik etmeyen m&uuml;min ve M&uuml;sl&uuml;man olamaz.</p>

<p><b>Sual: </b>Yeni m&uuml;sl&uuml;man olanın veya akıl-baliğ olan &ccedil;ocuğun, &ouml;nce <b>Kelime-i şehadet </b>s&ouml;ylemesi ve bunun manasını &ouml;ğrenip, inanması gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet gerekir. Bundan sonra, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında yazılı olan itikad, yani iman edilmesi gereken bilgileri &ouml;ğrenip, bunlara inanması gerekir.</p>

<p>Sonra Ehl-i s&uuml;nnetin d&ouml;rt mezhebinden birinin kitaplarında yazılı olan fıkıh bilgilerini, yani İslam&rsquo;ın beş şartını ve helal, haram olan şeyleri &ouml;ğrenmesi ve bunlara inanması ve uygun yaşaması gerekir. Bunları &ouml;ğrenmek ve uymak gerektiğine inanmayan, &ouml;nem vermeyen m&uuml;rted olur. Yani kelime-i şehadet getirerek m&uuml;sl&uuml;man olduktan sonra, tekrar k&acirc;fir olur.</p>

<p>Nikahlı m&uuml;sl&uuml;man bir kız, baliga olduğu zaman, M&uuml;sl&uuml;manlığı bilmezse, nikahı bozulur. Yani m&uuml;rted olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatlarını ona bildirmelidir. O da, tekrar etmeli ve (bunlara inandım) demelidir. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l-muhtar)</b></p>

<p>İbni Abidin hazretleri bunu a&ccedil;ıklarken diyor ki:<br />
Kız k&uuml;&ccedil;&uuml;k iken, ana-babasına t&acirc;bi olarak m&uuml;sl&uuml;mandır. Baliga olunca, ana-babasının dinine t&acirc;bi olması devam etmez. İslamiyet&rsquo;i bilmeyerek baliga olunca, m&uuml;rted olur. İman edilecek şeyleri işitip de, inanmamış kimse, kelime-i tevhid s&ouml;ylese, yani (La ilahe illallah Muhammed&uuml;n resulullah) dese, m&uuml;sl&uuml;man olmaz. (Ament&uuml; billahi...) de bulunan altı şeye inanan ve (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerinin ve yasaklarının hepsini kabul ettim, beğendim) diyen kimse m&uuml;sl&uuml;man olur.</p>

<p>Her m&uuml;sl&uuml;man, &ccedil;ocuklarına Ament&uuml;&rsquo;y&uuml; ezberletmeli, manasını iyice &ouml;ğretmelidir! &Ccedil;ocuk bu altı şeyi &ouml;ğrenmez ve inandığını s&ouml;ylemezse, baliğ olduğu zaman m&uuml;sl&uuml;man olmaz, m&uuml;rted olur.</p>

<p>Sadece Allah&rsquo;a inandım demek k&acirc;fi değildir. Ament&uuml;&rsquo;de bildirilen altı husustan birini, mesela kaderi ink&acirc;r eden, k&acirc;fir olur, b&uuml;t&uuml;n iyi amelleri yok olur. <b>(Redd-&uuml;l-muhtar)</b></p>

<p><b>Sual:</b> K&acirc;fir (Beni İslam&rsquo;a uygun defnedin) dese, m&uuml;min sayılır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır. Kelime-i şehadeti veya manasını s&ouml;ylerse evet.</p>

<p><b>Sual:</b> Yeni M&uuml;sl&uuml;man oldum, fıkıh bilgilerim yok sayılır, her şeyi yeni &ouml;ğreniyorum, k&uuml;fre sebep olan şeylerin hepsini de bilmiyorum. Bilmeyerek k&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;recek bir şey yaparsam veya s&ouml;ylersem, benim durumum o zaman ne olur? Bilmeyerek yaparsam imanımı kaybetmiş olur muyum?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır imanınızı kaybetmiş olmazsınız. Polonya gibi bir yerde, yeni M&uuml;sl&uuml;man olmuş bir kimse, elbette k&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;ren bir &ccedil;ok şeyi bilemez. Bilmediği i&ccedil;in de hemen ona k&uuml;fre d&uuml;şt&uuml;n denmez. Peki ne yapmalı? <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ve Resul&uuml;ne ve Onun Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan getirdiklerinin hepsine inandım, beğendim, kabul ettim. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Resul&uuml;n&uuml;n dostlarını severim ve d&uuml;şmanlarını sevmem demek k&acirc;fidir.)</b> Dinimizin bildirdiği bir şeyde ş&uuml;pheye d&uuml;şen kimse, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve Onun Peygamberi, bu şey ile neyi bildirmek istemiş ise, &ouml;ylece iman ettim, inandım) </b>demelidir.</p>

<p><b>Secdenin &ouml;nemi<br />
Sual:</b> Bir gayrim&uuml;slim, secde &acirc;yetini dinledikten sonra tilavet secdesi yapsa, bu kimseye M&uuml;sl&uuml;man oldu denebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, M&uuml;sl&uuml;man olduğu anlaşılır. <b>(Bezzaziyye,</b> <b>İbni Abidin)</b></p>

<p>Yine bunun gibi, namazlarını cemaatle kılan bir kimsenin M&uuml;sl&uuml;man olduğu anlaşılır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; İslamiyet&rsquo;ten &ouml;nceki hak dinlerde namaz yalnız kılınır, cemaatle kılınmazdı.<b> (İslam Ahlakı)</b></p>

<p>Dinimizde zahire, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şe g&ouml;re h&uuml;k&uuml;m verildiği i&ccedil;in, bir gayrim&uuml;slim bunları yapınca M&uuml;sl&uuml;man olduğuna h&uuml;kmedilir. Yoksa b&acirc;tıl inancından vazge&ccedil;medik&ccedil;e, dinimizin bildirdiği hususlara iman etmedik&ccedil;e, sadece bunları yapmakla M&uuml;sl&uuml;man olmuş olmaz. M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nmek i&ccedil;in m&uuml;nafıklık da yapmış olabilir, ama k&uuml;fr&uuml;n&uuml; belli eden bir s&ouml;z&uuml;, hareketi g&ouml;r&uuml;lmedik&ccedil;e, d&uuml;nyada ona M&uuml;sl&uuml;man muamelesi yapılır.</p>

<p><strong>Sual: Gayr-i m&uuml;slim bir &uuml;lkede iman etmiş olan kimsenin, hemen farzları yapması, haramlardan sakınması gerekir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Gayr-i m&uuml;slim bir memlekette M&uuml;sl&uuml;man olan bir kimse, farzları, haramları işitince, bunlara uyması lazım olur. M&uuml;sl&uuml;manların yaşadığı bir &uuml;lkede imana gelen veya baliğ yani ergenlik &ccedil;ağına giren kimse de, hemen o andan itibaren, farzları yapması, haramlardan ka&ccedil;ınması lazım olur. M&uuml;sl&uuml;manların yaşadığı &uuml;lkede imana gelen kimsenin, farz olduğunu &ouml;ğreninceye kadar, kılmadığı namazları ve tutmadığı oru&ccedil;ları kaza etmesi de lazım olur. Bilmemesi, terk etmek g&uuml;nahından kurtulması i&ccedil;in &ouml;z&uuml;r olur. &Ouml;ğrenmeyi terk etti ise, hi&ccedil; &ouml;z&uuml;r olmaz.</p>

<p><strong>Sual: Kadın, erkek her M&uuml;sl&uuml;manın ilk bilmesi, inanması lazım olan şey nedir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> M&uuml;kellef olan, yani akıl ve baliğ olan, kadın, erkek her M&uuml;sl&uuml;manın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tanıması, bilmesi, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıf&acirc;t-ı z&acirc;tiyyesini ve sıf&acirc;t-ı s&uuml;b&ucirc;tiyyesini, doğru bilmesi ve inanması lazımdır. Herkese ilk farz olan şey budur. Bilmemek &ouml;z&uuml;r olmaz, bilmemek g&uuml;nah olur.</p>

<p><strong>Sual: Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan bir kimsenin, mutlaka gus&uuml;l abdesti alması gerekir mi?<br />
Cevap:</strong> Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan bir gayr-i m&uuml;slimin, M&uuml;sl&uuml;man olunca, gus&uuml;l abdesti alması m&uuml;stehabdır.</p>

<p><b>Not: Diğer maddelerde Ament&uuml;&rsquo;n&uuml;n bu 6 esası hakkında geniş bilgi verilmiştir.</b></p>

<p><strong>Sual: </strong>M&uuml;sl&uuml;man olup, namazı orucu işitmemiş ve yapmamış olan, işitince &ouml;ğrenince bunları kaza eder mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan bir kimse, farz olduğunu işitinceye kadar, kılmadığı namazları kaza etmez. M&uuml;rted, tekrar imana gelince, m&uuml;rted olmadan &ouml;nce kıldığı ve m&uuml;rted iken kılmadığı namazları ve oru&ccedil;ları kaza etmez. Fakat tekrar hacca gitmesi lazım olur. M&uuml;rted olmadan &ouml;nce yapmadığı farzları kaza eder. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, farzları yapmamak b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. M&uuml;rted olunca, g&uuml;nahları affolmaz.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=392]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 23 Nov 2025 23:26:02 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Görülmeyen şey yok mudur?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Ateistler, (Melek, cin, şeytan gibi varlıkları g&ouml;remiyoruz. G&ouml;r&uuml;lmeyen şey yoktur) diyorlar. Bu hususta a&ccedil;ıklama yapar mısınız?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Melek, cin ve şeytanı ink&acirc;r eden M&uuml;sl&uuml;man olamaz. Bunlar Kur&rsquo;an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde a&ccedil;ık&ccedil;a yazılıdır.</p>

<p>D&uuml;nya, bir imtihan yeridir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Bekara s&ucirc;resinin başında gayba imanı, yani g&ouml;rmeden inanmamızı emretmiştir. İyi ile k&ouml;t&uuml;n&uuml;n, inananla inanmayanın ayırt edilmesi i&ccedil;in bir imtihan gerekir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; imtihan etmeden de kullarının ne yapacağını, su&ccedil;, g&uuml;nah işleyeceğini bilir. Fakat, hen&uuml;z su&ccedil; işlemeden cezalandırılsa, (Su&ccedil;um yokken, imtihan edilmeden, beni cezalandırmak doğru değil) diyebilir. İşte bunun gibi sebeplerle, insanlar imtihan i&ccedil;in d&uuml;nyaya getirilmiştir. S&ouml;z dinleyenle, dinlemeyen, su&ccedil; işleyenle işlemeyen belli olsun diye, bazı yasaklar konmuş, bazı ibadetleri yapma mecburiyeti getirilmiştir.</p>

<p>Mesela, (domuz eti veya besmelesiz kesilen kuzu eti niye haram) diye soruluyor. Etin mutlaka bir zararı olduğu i&ccedil;in değil, emri dinleyenle dinlemeyen belli olsun diye de haram edilmiş olamaz mı?</p>

<p>Bu &ouml;yle bir imtihan ki sorular da, cevaplar da bellidir. Kabirde ne sorulacak, ahirette ne sorulacak hepsi bellidir. Ben soruları ve cevapları bilmiyordum diye itiraz edilemeyecektir.</p>

<p>Cin, şeytan, nazar, Cennet, Cehennem gibi şeylerin g&ouml;r&uuml;lmemesi de bir imtihandır. G&ouml;r&uuml;ld&uuml;kten sonra imtihanın ne &ouml;nemi kalır? &Ccedil;ok &ccedil;alışkan ve bilgili bir &ouml;ğrenci ile &ccedil;ok tembel ve cahil bir &ouml;ğrenci imtihana girse, sorular ve cevaplar belli olsa, ikisi de aynı şeyi yazacak, o zaman &ccedil;alışkan talebe ile tembel olan ayrılmayacaktır. Bilenle bilmeyenin ayrılması i&ccedil;in [daha doğrusu inananla inanmayanın ayrılması i&ccedil;in] bir imtihan gerekmez mi?</p>

<p>G&ouml;r&uuml;lmeyen her şeye yok demek, aklı bırakıp, duyulara t&acirc;bi olmak demektir. Hayvanlar duyularına t&acirc;bi olur; insan ise, akla t&acirc;bi olur. İnsanların duyuları, hayvanlarınkinden daha geridedir. K&ouml;pek &ccedil;ok kuvvetli koku alır. İnsan, bu kadar koku alamaz, gecenin zifiri karanlığında yarasa gibi hareket edemez. İnsan, ışık olmadan, karanlıkta g&ouml;remediği halde, kedi g&ouml;rebiliyor. O halde g&ouml;ze değil, akla g&ouml;re karar vermek gerekir.</p>

<p>Mıknatısın manyetik g&uuml;c&uuml;n&uuml; g&ouml;zle g&ouml;remiyoruz. Fakat demiri &ccedil;ekmesinden mıknatısta bir g&uuml;&ccedil; olduğunu anlıyoruz. Kumanda aleti ile, TV&rsquo;yi a&ccedil;ıp kapatıyoruz. Kumanda aletinde g&ouml;zle g&ouml;rmediğimiz bir g&uuml;&ccedil;, bu işleri yapıyor. Uzaktan kumandalı bir aletle, otonun kapıları a&ccedil;ılabiliyor. Fakat bu işi yapan g&uuml;c&uuml; g&ouml;remiyoruz. O halde, hisse değil, akla değer vermek gerekir. Lazer ışınları ile ameliyat yapılıyor, demir kesiliyor. Bu ışınları ve manyetik dalgaları g&ouml;zle g&ouml;remiyoruz. G&ouml;remediğimize yok demek akla, ilme uygun değildir.</p>

<p>Bir teldeki elektrik akımını g&ouml;zle g&ouml;remiyoruz. Fakat yaptığı işlerden, i&ccedil;inde cereyan olduğunu anlıyoruz. G&ouml;zle g&ouml;rmediğimiz i&ccedil;in cereyanı ink&acirc;r edemeyiz. Yer &ccedil;ekimini de g&ouml;zle g&ouml;remiyoruz. Fakat cisimlerin havaya değil de yere d&uuml;şmesinden, yerde bir &ccedil;ekim kuvvetinin olduğunu anlıyoruz.</p>

<p>İnsanları ayakta tutup hareket etmesini sağladığı i&ccedil;in ruhun varlığını anlıyoruz. Fakat g&ouml;zle g&ouml;remiyoruz. Hakkı b&acirc;tıldan ayıran insana akıllı diyoruz. Fakat aklı da g&ouml;remiyoruz. G&ouml;r&uuml;lmediği halde, varlığı akılla anlaşılan &ccedil;ok şey vardır. Kimisi, bir şeye bakıp beğendiği zaman g&ouml;zlerinden &ccedil;ıkan şualar, yani nazar, canlı cansız şeylerin bozulmasına sebep oluyor. Fen, belki bir g&uuml;n, şuaları ve etkilerini daha iyi a&ccedil;ıklayacaktır.</p>

<p>Kısacası, tekrar edelim, g&ouml;remediğimize yok demek akla, ilme uygun değildir. G&ouml;r&uuml;lmeyen her şeye yok demek, aklı bırakıp, duyulara t&acirc;bi olmak demektir. Hayvanlar duyularına t&acirc;bi olur; insan ise, akla t&acirc;bi olur.</p>

<p><b>Cin vardır</b><br />
Mutezilenin bir kısmı cinni ink&acirc;r ederken, bir kısmı, cinnin varlığını kabul eder; fakat cinnin insana zarar verdiğini ink&acirc;r eder.</p>

<p>Kur&#39;an-ı kerimde cin ile ilgili daha bir&ccedil;ok &acirc;yet-i kerime vardır. Hadis-i şerifte cinlerden korunmak i&ccedil;in dualar bildirilmiştir. G&ouml;z ile g&ouml;rmediğini ink&acirc;r etmek, akla da, ilme de aykırıdır.</p>

<p><b>Aklın doğru karar verebilmesi i&ccedil;in</b><br />
Akıl, g&ouml;ze değil, g&ouml;z akla bağlıdır. G&ouml;z her şeyi g&ouml;remez. Mesela tecr&uuml;beler neticesinde havanın i&ccedil;inde &ccedil;eşitli gazlar bulunduğunu biliyoruz. G&ouml;z&uuml;m&uuml;zle havayı ve i&ccedil;indeki gazları g&ouml;remiyoruz. G&ouml;remediğimiz i&ccedil;in, aklımızı g&ouml;ze t&acirc;bi kılarak (Hava ve gaz diye bir şey yoktur, olsaydı g&ouml;r&uuml;rd&uuml;k) demek aklı, tecr&uuml;beyi hi&ccedil;e saymak olur.</p>

<p>Bug&uuml;n fen yolu ile suyun oksijen ve hidrojen denilen 2 gazdan meydana geldiğini biliyoruz. Bu gazların biri yakıcı, diğeri de yanıcıdır. Suya bakınca ne oksijeni, ne de hidrojeni g&ouml;rmemiz m&uuml;mk&uuml;n olmaz. Hatta su renksiz olduğu i&ccedil;in ağzına kadar dolu bir şişedeki suyu bile g&ouml;remeyiz. Aklı g&ouml;ze t&acirc;bi kılarak (Şişede su, suda da gaz yoktur) diyebilir miyiz?</p>

<p>Aklın &ouml;nemi, insanlığın şerefi, g&ouml;z&uuml;n g&ouml;rme kuvvetiyle &ouml;l&ccedil;&uuml;lseydi, kedinin insandan daha şerefli olması gerekirdi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insan, ışık olmadan, karanlıkta g&ouml;remezken kedi g&ouml;rebiliyor. O halde g&ouml;ze değil, akla g&ouml;re karar vermek gerekir.</p>

<p>Bazı zehirli gazlar, renksiz ve kokusuz olduğu i&ccedil;in g&ouml;r&uuml;lemez ve varlığı anlaşılamaz. T&uuml;pteki bir gazın &ccedil;ıkıp da odadaki insanları zehirlememesi i&ccedil;in gaza koku katılır. Bu sayede bir odadaki gazı g&ouml;z&uuml;m&uuml;zle g&ouml;rmediğimiz halde, kokusundan dolayı anlarız.</p>

<p>İki biberin birinin tatlı, diğerinin acı olduğunu g&ouml;z&uuml;m&uuml;zle anlayamayız. G&ouml;z&uuml;n vazifesi bu değildir. G&ouml;z, belli bir uzaklıktan sonraki ve belli bir b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kten daha k&uuml;&ccedil;&uuml;k olan cisimleri g&ouml;remez. K&uuml;&ccedil;&uuml;k mikroplar g&ouml;r&uuml;lemediği gibi, &ccedil;ok uzaktaki koca bir insan da g&ouml;r&uuml;lemez. G&ouml;remediğimiz i&ccedil;in bunların yokluğu iddia edilemez.</p>

<p>Bazı gezegenlerin varlığından haberdar değiliz. Bug&uuml;nk&uuml; fen, bunları anlayamadığı i&ccedil;in başka gezegenlerin yokluğu iddia edilemez. Canlıları ayakta tutan ruhu da g&ouml;remiyoruz, ama ink&acirc;rı m&uuml;mk&uuml;n değildir.</p>

<p>Cinni ink&acirc;r etmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ink&acirc;r etmektir. Bunun i&ccedil;in aklı, fenni, g&ouml;ze t&acirc;bi kılmamalıdır! Aksine g&ouml;z&uuml;, akla t&acirc;bi kılmalıdır! Akıl da tek başına hakkı bulamaz. Akıl g&ouml;z gibi, İslamiyet de ışık gibidir. Yani aklın doğru karar verebilmesi i&ccedil;in İslamiyet ışığına ihtiyacı vardır.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Bazı kimseler bir yaratıcıyı ink&acirc;r etmek i&ccedil;in, &quot;her şey kendi kendine var olmuştur veya tabiat kuvvetleri ile var olmuştur&quot; demektedirler, bunun aslı var mıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
B&uuml;t&uuml;n varlıkları var eden, yaratan, varlıkta durduran bir varlık bulunmasa, ya her şey kendi kendine var olur, yahut hi&ccedil;bir şeyin var olmaması lazım gelirdi. Her şeyin kendi kendine var olması, akla uygun bir şey değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bir şeyin kendi kendine var olması, kendinden evvel kendisinin hep var olmasını, sonsuz olmasını gerektirir. Kendinin hep var olması, yani v&acirc;cib-&uuml;l v&uuml;c&ucirc;d yani daima mutlak var olması icab eder. B&ouml;yle olsaydı yani her şey kendi kendine var olsaydı, o zaman yok iken sonradan var, yahut var iken sonradan yok olmazdı. H&acirc;lbuki, her şey yok iken sonradan var oluyor ve tekrar yok oluyor. Bundan da, hi&ccedil;bir mahlukun v&acirc;cib-&uuml;l v&uuml;c&ucirc;d, sonsuz varlık olmadığı anlaşılır. Zaten kendi kendine var olmak, aklın anlayabileceği bir şey de değildir. V&acirc;cib-&uuml;l v&uuml;c&ucirc;d, mutlak yaratıcı, bir olmak lazımdır. Kendinden başka, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yoktan var eden bir varlık olması lazımdır. Mahlukların var olması i&ccedil;in bir v&acirc;cib-&uuml;l v&uuml;c&ucirc;dun varlığı lazım olmasaydı, hi&ccedil;bir şeyin varlığını kabul edemezdik.</p>

<p>Her varlığın kendi kendine var olması, fenne o kadar uzak bir şeydir ki, tabiat&ccedil;ılar bile, tabiat ş&ouml;yle yapmıştır, tabiat kuvvetleri b&ouml;yle yapmıştır diyorlar. B&ouml;ylece varlıkların kendiliklerinden olmayıp, bir yapıcısı, meydana getiricisi bulunduğunu, farkında olmadan a&ccedil;ıklamış oluyorlar. Fakat, esas o yapıcıya, yapana layık olan isimleri ve sıfatları vermekten &ccedil;ekiniyorlar. Bilgisiz ve iradesiz bir tabiata, tabiat kuvvetlerine bağlanıyorlar. H&acirc;lbuki fizik, kimya olaylarından hi&ccedil;birinin kendiliğinden olduğunu hi&ccedil; g&ouml;rm&uuml;yoruz. Harekete ge&ccedil;en veya hareketini değiştiren, yahut harekette iken duran bir cisme elbette bir kuvvet etki etmiş, hareket ettirmiştir diyoruz. B&uuml;t&uuml;n bu varlıkların bu nizam, bu d&uuml;zen ile kendiliğinden oluverdiğini sanmak, fizik ve kimya kanunlarını ink&acirc;r etmek olur. Atomdan Arş&#39;a kadar b&uuml;t&uuml;n varlıkları yoktan var eden, ilim, irade ve kuvvet sahibi bir yaratana inanmayıp da, bu varlıkları, fizik ve kimya kanunlarına uymayan bir tesad&uuml;f, kendi kendine var olmak gibi zannetmek kadar cahillik olamaz.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3845]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 03:24:06 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Açıklama]]></title>
<description><![CDATA[<p>Bu sitemizi, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kıymetli eserlerini kaynak alarak, Ehl-i s&uuml;nnet itikadına uygun olarak hazırladık.</p>

<p>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Hadis-i şerifte, <b>(&Uuml;mmetim yetmiş &uuml;&ccedil; fırkaya ayrılır, yetmiş ikisi Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir)</b> buyuruldu. Bu fırkaya <b> Ehl-i s&uuml;nnet</b> denir. <b>(2/67)</b></p>

<p>Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(İnsanlar, dinde &ccedil;eşitli gruplara b&ouml;l&uuml;nd&uuml;ler. Her grup, kendi yolunu doğru sanıp sevinmektedir.)</b> [M&uuml;minun 53]</p>

<p>Bir kimse, kendi başına Kur&#39;an-ı kerimi ve hadis-i şerifleri okuyup da doğru yolu bulamaz. İşin ehli olan &acirc;limlere ihtiya&ccedil; vardır. 72 sahte altının i&ccedil;ine bir tane hakiki altın konsa, bunu sarraflardan başkası anlayamadığı gibi, 73 fırkadan hangisinin doğru olduğunu da ancak Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri anlar.</p>

<p>Akıl ile doğruyu bulmaya &ccedil;alışırsak bu &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;, hatta imkansızdır. Her fırkadaki insan, &ldquo;Bu fırka doğru yolda&rdquo; diyor. Bu işte selim olmayan akıl &ouml;l&ccedil;&uuml; olmaz. &Ouml;l&ccedil;&uuml; olsaydı, 72 sapık fırka meydana &ccedil;ıkmazdı. Her fırkaya girenler de, aklına g&ouml;re bu fırkaları tercih etmiştir. Akla uyulursa, insan sayısı kadar fırka meydana &ccedil;ıkar.</p>

<p>Piyasada bir&ccedil;ok kitap, bir&ccedil;ok grup var. Bunlar i&ccedil;in bizim iyi veya k&ouml;t&uuml; dememizin bir kıymeti yok. Yani bir insan biz iyi deyince iyi olmaz, biz k&ouml;t&uuml; deyince k&ouml;t&uuml; olmaz. Şahıs ismi kitap ismi &ouml;nemli değil. Binlerce &acirc;lim ve kitap var. Elimizde &ouml;l&ccedil;&uuml; olursa rahat ederiz, kendimiz anlarız. &Ouml;l&ccedil;&uuml;y&uuml; İmam-ı Rabbani hazretleri veriyor:</p>

<p>Bir h&uuml;km&uuml;n doğru veya yanlış olduğu Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anlaşılır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdiklerine uymayan her mana, her buluş kıymetsizdir, yanlıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; her sapık, Kur&#39;an ve s&uuml;nnete uyduğunu sanır, sapıklığının doğru olduğunu iddia eder. Yarım aklı, kısa g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ile, bu kaynaklardan yanlış manalar &ccedil;ıkarır. Doğru yoldan kayar, felakete gider. &Acirc;yet-i kerimede, <b>(Kur&rsquo;an-ı kerimde bildirilen misaller, &ccedil;oklarını k&uuml;fre s&uuml;r&uuml;kler, &ccedil;oklarını da hidayete ulaştırır)</b> buyuruluyor. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdikleri manalar doğrudur, bunlara uymayanlar yanlıştır. <b> (1/286) </b></p>

<p>Demek ki doğru olmanın &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarına uymasıdır. Yine Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri buyuruyor ki:</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, İslamiyet&rsquo;i doğru olarak &ouml;ğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine s&ouml;z verdi. Allah s&ouml;z&uuml;nden d&ouml;nmez. Bunun i&ccedil;in, <b>Ya Rabbi, sana inanıyorum, seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslam bilgilerini doğru olarak &ouml;ğrenmek istiyorum. Bunu bana nasip et ve beni, yanlış yollara gitmekten koru </b>diye dua etmeli, istihare yapmalı! Cenab-ı Hak ona doğru yolu g&ouml;sterir.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın s&ouml;z&uuml;ne g&uuml;venmeli, Ona sığınmalıdır. Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz.)</b> [Ankebut 69]<br />
<b>(Allah, kendisine y&ouml;neleni doğru yola iletir.)</b> [Ş&ucirc;ra 13]<br />
<b>(Allah asla verdiği s&ouml;zden d&ouml;nmez.)</b> [Z&uuml;mer 20]</p>

<p>Şu anda &ccedil;eşitli gruplardaki insanların da, b&ouml;yle dua etmekten &ccedil;ekinmemeleri gerekir. H&acirc;ş&acirc; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yanlış bir iş yapmaz. Belki yanlış yolda olabilirim diye d&uuml;ş&uuml;nerek, <b>Ya Rabbi kimler doğru yolda ise, senin rızan kimlerle ise, bana onları sevmeyi, onlarla beraber olmayı&nbsp;nasip eyle</b> diye dua etmelidir. Eğer doğru yolda&nbsp;ise, duanın bir zararı olmaz. Yanlış yolda ise, ihlasla yaptığı dua sebebiyle doğruya kavuşmuş, kurtulmuş olur. B&ouml;yle dua etmekten &ccedil;ekinmemelidir.</p>

<p>D&uuml;nyadan herkes ahirete yolculuk yapıyor. Herkes bir vasıtaya binip gidiyor. Bir vasıtaya binmek değil, doğru vasıtaya binmek &ouml;nemlidir. Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. K&acirc;be&rsquo;ye gitmek i&ccedil;in niyet edip Paris&rsquo;e giden u&ccedil;ağa binen, niyeti halis olsa da K&acirc;be&rsquo;ye varamaz.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; rızka kefildir ama imana kefil değildir. Doğru iman sahibi olmaya &ccedil;alışmalıdır. İtikadı d&uuml;zeltmeden &ouml;nce ibadet etmenin faydası olmaz. Doğru itikad, ehl-i s&uuml;nnet itikadıdır. Doğru itikad <b>1</b> rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan <b>0</b> [sıfır] rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 &ccedil;ekilirse hepsi 0 olur. İhlassız, yani riya ile yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna konan sıfır gibi değersizdir. İtikad doğru olunca ibadetleri arttırmak, insanın gayretine, ihlasına, ilmine bağlıdır. İstediği kadar artırır. Ancak, doğru itikadı, yani ehl-i s&uuml;nnet itikadı yoksa ibadetlerinin hi&ccedil; faydası olmaz, soldaki sıfır gibi değersizdir.</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya bize verilse, fakat itikadımız d&uuml;zg&uuml;n değilse, h&acirc;limiz haraptır. Eğer b&uuml;t&uuml;n dertler bize verilse, itikadımız doğru ise, &uuml;z&uuml;lmek gerekmez. Doğru itikadın Ehl-i s&uuml;nnet vel-cemaat olduğunu İslam &acirc;limleri ittifakla bildirmişlerdir.</p>

<p><b>Osman &Uuml;nl&uuml;</b></p>

<p align="center"><strong><font color="#0000ff">K&uuml;nye</font><br />
<br />
Sahibi:</strong><br />
Osman &Uuml;nl&uuml;<br />
İlahiyat&ccedil;ı - Yazar<br />
Merkez Mahallesi, 29 Ekim Caddesi<br />
İhlas Plaza No:11 B/21 Yenibosna<br />
Bah&ccedil;elievler, İstanbul / T&uuml;rkiye, 34197</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13794]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 02:44:53 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İlahiler]]></title>
<description><![CDATA[<style type="text/css">.audio-container {
		max-width: 100%;
		margin: 0 auto;
		/*background-color: white;
		padding: 20px;
		border-radius: 8px;
		box-shadow: 0 2px 4px rgba(0,0,0,0.1);*/
		font-size:15px;
	}

	.audio-grid {
		display: grid;
		grid-template-columns: repeat(2, 1fr);
		gap: 0;
	}

	.audio-item {
		padding: 6px 10px;
		border-bottom: 1px solid #cccccc;
	}

	.audio-item a {
		display: flex;
		align-items: center;
		gap: 8px;
		text-decoration: none;
		color: #333;
		transition: color 0.3s ease;
	}

	.audio-item a:hover {
		color: #0066cc;
	}

	.mp3-icon {
		width: 16px;
		height: 16px;
		flex-shrink: 0;
	}

	.separator {
		grid-column: 1 / -1;
		height: 1px;
		background: linear-gradient(to right, 
			#800020 0%,
			#CC7000 50%,
			#800020 100%
		);
		margin: 20px 0;
		border-radius: 3px;
	}

	/* Mobil görünüm */
	@media (max-width: 768px) {

		.audio-container {
			padding: 0;
			font-size:18px
		}

		.audio-grid {
			grid-template-columns: 1fr;
		}

		.audio-item {
			padding: 10px 8px;
		}

		.separator {
			margin: 10px 0;
		}
	}
</style>
<div class="audio-container">
<div class="audio-grid"><!-- GRUP 1 - Folder 6 -->
<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/BeytullahtaBen.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Beytullahta Ben </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/BirAnGelir.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bir An Gelir </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/BizGiderizDağaTaşa.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Biz Gideriz Dağa Taşa </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/BugünHuzurunaGeldim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bug&uuml;n Huzuruna Geldim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/CanımınCananı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Canımın Cananı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/Efendime.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Efendime </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/EyGözleriminNuru.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ey G&ouml;zlerimin Nuru </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/HayalinÖnümde.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hayalin &Ouml;n&uuml;mde </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/Hocam.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hocam </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/HuKusu.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hu Kuşu </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/İlahiNedirBuAşk.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İlahi Nedir Bu Aşk </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/KılBeşVakitNamazı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kıl Beş Vakit Namazı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/NefsimBeniHarapEtti.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Nefsim Beni Harap Etti </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/SeniGörmeyenGözüNeyleyim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Seni G&ouml;rmeyen G&ouml;z&uuml; Neyleyim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/SeniSevenAşıkların.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Seni Seven Aşıkların </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/SeninRavzanGüzelKokar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Senin Ravzan G&uuml;zel Kokar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/ŞahaDoğruGidenKervan.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şaha Doğru Giden Kervan </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/ŞefaatYaResulallah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şefaat Ya Resulallah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/ŞefaatYaResulallah(2).mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şefaat Ya Resulallah (2) </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/ŞehitlerÖlmez.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şehitler &Ouml;lmez </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/YalvarGüzelAllaha.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yalvar G&uuml;zel Allaha </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/6/YaResulSelamAleyke.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ya Resul Selam Aleyke </a></div>
<!-- AYIRICI -->

<div class="separator">&nbsp;</div>
<!-- GRUP 2 - Folder 4 İlk Kısım -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AçGözün.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> A&ccedil; G&ouml;z&uuml;n </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BizdenSelamGötürün.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bizden Selam G&ouml;t&uuml;r&uuml;n </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/DurmazYanarVücudum.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Durmaz Yanar V&uuml;cudum </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/İnilteyari.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İnilteyari </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/MedetYaResullallah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Medet Ya Resulallah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/MedineyeVaramadım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Medineye Varamadım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Ilahiler/4/Silsile_iAliyye.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Silsile-i Aliyye </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/TalealBedruAleyna.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Taleal Bedru Aleyna </a></div>
<!-- AYIRICI -->

<div class="separator">&nbsp;</div>
<!-- GRUP 3 - Folder 4 Büyük Grup Başlangıcı (A Harfi) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AffetİsyanımBenim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Affet İsyanım Benim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AhNiceBirUyursun.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ah Nice Bir Uyursun </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AhmedimAhmed.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ahmedim Ahmed </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AldanmaDünyaVarına.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aldanma D&uuml;nya Varına </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AllahDiyoruzCoşaCoşa.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Allah Diyoruz Coşa Coşa </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AllahAllahKerimAllah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Allah Allah Kerim Allah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AllahEmrinTutalım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Allah Emrin Tutalım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AllahümmeSalliAlaMuhammed.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Allah&uuml;mme Salli Ala Muhammed </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AmelOdurKi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Amel Odur Ki </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AnnelerBaştaTacİmiş.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Anneler Başta Tac İmiş </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/ArayaArayaBulsamİzini.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Araya Araya Bulsam İzini </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AşığızMuhammede.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşığız Muhammede </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AşkNeyledi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşk Neyledi </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AşkYolunaGidelim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşk Yoluna Gidelim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/Aşkınİle.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşkın İle </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AşkınİleAşiklar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşkın İle Aşıklar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AşkınSardıBenNeyleyeyim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşkın Sardı Ben Neyleyeyim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/AyDoğdu.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ay Doğdu </a></div>
<!-- B Harfi -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BenBuAşka.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ben Bu Aşka </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BenBuMeclislerde.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ben Bu Meclislerde </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BenDervişimDiyene.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ben Dervişim Diyene </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BenYanarımYaneYane.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ben Yanarım Yane Yane </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BenimBundaKararımYok.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Benim Bunda Kararım Yok </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BenimEfendim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Benim Efendim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BesmeleÇekelim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Besmele &Ccedil;ekelim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BilmekİstersenSeni.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bilmek İstersen Seni </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BirDuysamYüreğinde.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bir Duysam Y&uuml;reğinde </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BirGaripsinŞuDünyada.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bir Garipsin Şu D&uuml;nyada </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BirGünOlur.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bir G&uuml;n Olur </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BirTahtaYaratmışsın.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bir Tahta Yaratmışsın </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BizDünyadanGiderOlduk.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Biz D&uuml;nyadan Gider Olduk </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BuAşk.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bu Aşk </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BülbüllerSazdaGüllerNiyazda.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> B&uuml;lb&uuml;ller Sazda G&uuml;ller Niyazda </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BülbüllerinÖtüşünde.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> B&uuml;lb&uuml;llerin &Ouml;t&uuml;ş&uuml;nde </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/BütünDünyayaKüsmüştüm.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> B&uuml;t&uuml;n D&uuml;nyaya K&uuml;sm&uuml;şt&uuml;m </a></div>
<!-- C-D Harfleri -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/CandaCananındır.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Canda Cananındır </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/Candanİçeru.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Candan İ&ccedil;eru </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/CebrailimSelamSöyle.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Cebrailim Selam S&ouml;yle </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/DağlarİleTaşlarİle.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Dağlar İle Taşlar İle </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/DaimSalatOlsun.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Daim Salat Olsun </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/DermanArarımDerdime.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Derman Ararım Derdime </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/DilhanesiPürNurOlur.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Dilhanesi P&uuml;r Nur Olur </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/DostlarYarenler.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Dostlar Yarenler </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/Doyamadım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Doyamadım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/DuyBabam.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Duy Babam </a></div>
<!-- E Harfi -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/EfendimDoğduğuGece.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Efendim Doğduğu Gece </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/EhlenVeSehlen.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ehlen Ve Sehlen </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/Elhamdülillah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Elhamd&uuml;lillah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/EntelHadiEntelHak.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Entel Hadi Entel Hak </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/ErYarınHakDivanındaBelliOlur.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Er Yarın Hak Divanında Belli Olur </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/EshabıKehf.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Eshabı Kehf </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/EvvelAllahAhirAllah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Evvel Allah Ahir Allah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/EvvelAllahAdınıYadEdelim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Evvel Allah Adını Yad Edelim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/EyAllahımBeniSendenAyırma.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ey Allahım Beni Senden Ayırma </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/EyGönülTefekkürEyle.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ey G&ouml;n&uuml;l Tefekk&uuml;r Eyle </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/EyPadişahiZülKerem.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ey Padişahi Z&uuml;l Kerem </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/EyRahmetiBolPadişah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ey Rahmeti Bol Padişah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/EyResulullahınDostu.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ey Resulullahın Dostu </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/EyYolcular.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ey Yolcular </a></div>
<!-- F-G Harfleri -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/FaniCihanıNeylerem.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Fani Cihanı Neylerem </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/GafletUykusundaYatar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Gaflet Uykusunda Yatar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/GeldiGeçtiÖmrümBenim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Geldi Ge&ccedil;ti &Ouml;mr&uuml;m Benim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/GelinKarşılayalımRamazanı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Gelin Karşılayalım Ramazanı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/GelinAllahDiyelim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Gelin Allah Diyelim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/GönülKuşuKonmakİster.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&ouml;n&uuml;l Kuşu Konmak İster </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/GüllerSümbüller.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&uuml;ller S&uuml;mb&uuml;ller </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/GülAhmedim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&uuml;l Ahmedim </a></div>
<!-- H Harfi -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/HakDostlariCemOlmuşlar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hak Dostları Cem Olmuşlar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/HaktanİnenŞerbeti.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Haktan İnen Şerbeti </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/HastalığaSabredenin.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hastalığa Sabredenin </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/HayalinÖnümde.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hayalin &Ouml;n&uuml;mde </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/HevayıNefsineHizmetEyleme.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hevayı Nefsine Hizmet Eyleme </a></div>
<!-- İ-K Harfleri -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/İçimdeBirDertliBülbül.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İ&ccedil;imde Bir Dertli B&uuml;lb&uuml;l </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/İsmiSübhan.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İsmi S&uuml;bhan </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/KahrınDaHoşLütfunDaHoş.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kahrın Da Hoş L&uuml;tfun Da Hoş </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/KabeninYolları.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kabe&#39;nin Yolları </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/KainatiDöndüren.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kainati D&ouml;nd&uuml;ren </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/KamilMürşideVarmayınca.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kamil M&uuml;rşide Varmayınca </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/KaraBulutlardaBirŞimşek.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kara Bulutlarda Bir Şimşek </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/KıldınAkibet.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kıldın Akibet </a></div>
<!-- L-M Harfleri -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/Laİlaheİllallah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> La İlahe İllallah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/Mailoldumbahcesine.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Mail Oldum Bah&ccedil;esine </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/MecnunaSordular.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Mecnuna Sordular </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/MedetYaŞehriRamazan.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Medet Ya Şehri Ramazan </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/MedineGülü.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Medine G&uuml;l&uuml; </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/MenbaıİlmiHüdasin.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Menbaı İlmi H&uuml;dasin </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/MevlamSanaErsemDiye.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Mevlam Sana Ersem Diye </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/Mirac.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Mirac </a></div>
<!-- O-S Harfleri -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/OruçAyıGeldiYine.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Oru&ccedil; Ayı Geldi Yine </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/SallallahüAlaMuhammed.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sallallah&uuml; Ala Muhammed </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/SeherVaktiEsenYeller.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Seher Vakti Esen Yeller </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/SemaveriKurdumDüze.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Semaveri Kurdum D&uuml;ze </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/SeniAndimDunGece.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Seni Andım D&uuml;n Gece </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/SenVarİken.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sen Var İken </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/SenMuhammedMustafasın.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sen Muhammed Mustafasın </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/SensizBayramOlmuyor.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sensiz Bayram Olmuyor </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/SordumSarıÇiçeğe.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sordum Sarı &Ccedil;i&ccedil;eğe </a></div>
<!-- Ş Harfi -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/ŞefaatYaResulallah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şefaat Ya Resulallah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/ŞehitlerinSerÇeşmesi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şehitlerin Ser &Ccedil;eşmesi </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/ŞeyhEşiğinden.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şeyh Eşiğinden </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/Şeyhiminİlleri.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şeyhimin İlleri </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/ŞolCennetinIrmakları.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şol Cennetin Irmakları </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/ŞuBenimDivaneGönlüm.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şu Benim Divane G&ouml;nl&uuml;m </a></div>
<!-- T-Y Harfleri -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/Tabut.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Tabut </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/TedbiriniTerkEyle.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Tedbirini Terk Eyle </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/YaRabHaberinNerdenAlalim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ya Rab Haberin Nerden Alalım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/YaResulSelamAleyke.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ya Resul Selam Aleyke </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/YalvarKulAllahaYalvar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yalvar Kul Allaha Yalvar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/YanYuregimYan.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yan Y&uuml;reğim Yan </a></div>
<!-- Z Harfi -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/ZikreDalmisButunAlem.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Zikre Dalmış B&uuml;t&uuml;n Alem </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/4/ZikredelimDostSeni.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Zikredelim Dost Seni </a></div>
<!-- AYIRICI -->

<div class="separator">&nbsp;</div>
<!-- GRUP 4 - Folder Yeni (A Harfi) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/AdemoğluAçGözünü.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ademoğlu A&ccedil; G&ouml;z&uuml;n&uuml; </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/AglarYakupNebi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ağlar Yakup Nebi </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/AhirZaman.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ahir Zaman </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Ahmed.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ahmed </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/AklınıBaşınaTopla.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aklını Başına Topla </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/AlemiBaşıboşSanma.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Alemi Başıboş Sanma </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Allahbirdir.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Allah Birdir </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/AllahDiyeDiye.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Allah Diye Diye </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/AllahSevgisi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Allah Sevgisi </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Anne.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Anne </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/ArafatDagi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Arafat Dağı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Ilahiler/yeni/AşıkıDidarEden.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşıkı Didar Eden </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Aşk.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşk </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/AşkaDüşen.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşka D&uuml;şen </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/AşkınileAşiklar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşkın ile Aşıklar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/AşkNedir.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşk Nedir </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/AşksızlaraVermeÖğüt.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşksızlara Verme &Ouml;ğ&uuml;t </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Askyuzunden.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşk Y&uuml;z&uuml;nden </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/AzrailBaşaGeldiğiZaman.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Azrail Başa Geldiği Zaman </a></div>
<!-- B Harfi (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/BenimBundaKararımYok.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Benim Bunda Kararım Yok </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/BesmeleyleBaşlarız.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Besmeleyle Başlarız </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Bilmezİmiş.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bilmez İmiş </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/BirGünOlurİnanırsın.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bir G&uuml;n Olur İnanırsın </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/BirKezGönülYıktınise.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bir Kez G&ouml;n&uuml;l Yıktın ise </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/BugününYarınıVar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bug&uuml;n&uuml;n Yarını Var </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/BuncaÖmür.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bunca &Ouml;m&uuml;r </a></div>
<!-- C-D Harfleri (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/CevherPulaSatılmaz.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Cevher Pula Satılmaz </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Davet.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Davet </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/DedikleriGerçekimiş.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Dedikleri Ger&ccedil;ek imiş </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/DermanArardımDerdime.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Derman Arardım Derdime </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/DivaneNefsim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Divane Nefsim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/DoğruOl.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Doğru Ol </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/DostOlmuşum.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Dost Olmuşum </a></div>
<!-- E Harfi (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/EfendimDoğduğuGece.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Efendim Doğduğu Gece </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/EngelOlurmu.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Engel Olur mu </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/EyüpSultan.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ey&uuml;p Sultan </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/EyYolcular.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ey Yolcular </a></div>
<!-- G Harfi (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/GelAldanmaBuDünyaya.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Gel Aldanma Bu D&uuml;nyaya </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/GelGidelimDostaGönül.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Gel Gidelim Dosta G&ouml;n&uuml;l </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Gelipdebirgörsen.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Gelip de Bir G&ouml;rsen </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/GöçtüKervan.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&ouml;&ccedil;t&uuml; Kervan </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/GönülHakikateErdiktenBeri.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&ouml;n&uuml;l Hakikate Erdikten Beri </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Göstermiyormu.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&ouml;stermiyor mu </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/GözlerimYollardaKaldı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&ouml;zlerim Yollarda Kaldı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Günahkarım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&uuml;nahkarım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/GünahımlaGeldimSana.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&uuml;nahımla Geldim Sana </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/GünahlarDökülür.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&uuml;nahlar D&ouml;k&uuml;l&uuml;r </a></div>
<!-- H Harfi (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/HakkaYalvarış.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hakka Yalvarış </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/HemenKurtuldunmuSandın.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hemen Kurtuldun mu Sandın </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/HerDerdinİlacı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Her Derdin İlacı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/HerkeseNasipOlmaz.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Herkese Nasip Olmaz </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/HiçBilmemkiSıraKimin.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hi&ccedil; Bilmem ki Sıra Kimin </a></div>
<!-- İ Harfi (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/İçinde.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İ&ccedil;inde </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/İkiCihanınGülü.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İki Cihanın G&uuml;l&uuml; </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/İmdatEyleAllahım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İmdat Eyle Allahım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/İnsaf.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İnsaf </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/İstigfarEyle.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İstigfar Eyle </a></div>
<!-- K Harfi (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/KabeninYolları.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kabenin Yolları </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Kabir.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kabir </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/KadıIyad.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kadı Iyad </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/KamilEvliya.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> K&acirc;mil Evliya </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/KapınaGeldim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kapına Geldim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/KimUmarSendenVefayı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kim Umar Senden Vefayı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Kulak.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kulak </a></div>
<!-- L-M Harfleri (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Laİlaheİllallah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> La İlahe İllallah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/ManzumAtasözleri.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Manzum Atas&ouml;zleri </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/MevlayıSever.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Mevlayı Sever </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Mezar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Mezar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Mezardakiler.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Mezardakiler </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/MezhepsizResitRiza.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Mezhepsiz Reşit Rıza </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Muhabbetsiz.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Muhabbetsiz </a></div>
<!-- N Harfi (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/NaksibendiGülüyüz.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Nakşibendi G&uuml;l&uuml;y&uuml;z </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/NamazKılalımNamaz.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Namaz Kılalım Namaz </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/NeFayda.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ne Fayda </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/NeYürürsünHayalÜzre.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ne Y&uuml;r&uuml;rs&uuml;n Hayal &Uuml;zre </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/NebilerŞahı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Nebiler Şahı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Nefsim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Nefsim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/NefsimeÖğüt.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Nefsime &Ouml;ğ&uuml;t </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/NideyimNefsimSeni.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Nideyim Nefsim Seni </a></div>
<!-- O-Ö Harfleri (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/OkuyalımSitemizi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Okuyalım Sitemizi </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Olabilir.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Olabilir </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/ÖlümVarNejdetAbi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> &Ouml;l&uuml;m Var Nejdet Abi </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/ÖlümeÇaremi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> &Ouml;l&uuml;me &Ccedil;are mi </a></div>
<!-- P-R Harfleri (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/PervanedenAl.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Pervaneden Al </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Pirimin.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Pirimin </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Resulullah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Resulullah </a></div>
<!-- S Harfi (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/SaadetAncakNamazlaBaslar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Saadet Ancak Namazla Başlar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/SelamOlsun.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Selam Olsun </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/SeniArarımSeni.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Seni Ararım Seni </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/SeniGöresimGelir.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Seni G&ouml;resim Gelir </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/SeniSevenAşıklar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Seni Seven Aşıklar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/SığınırımRahmetine.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sığınırım Rahmetine </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/SözüDağların.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> S&ouml;z&uuml; Dağların </a></div>
<!-- Ş Harfi (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/ŞolCennetinNehirleri.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şol Cennetin Nehirleri </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/ŞükürGerekirŞükür.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ş&uuml;k&uuml;r Gerekir Ş&uuml;k&uuml;r </a></div>
<!-- T Harfi (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/TahtadanKutu.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Tahtadan Kutu </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/TürkiyeGazetesi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> T&uuml;rkiye Gazetesi </a></div>
<!-- V-Y Harfleri (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/VeyselKarani.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Veysel Karani </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/YaResulallah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ya Resulallah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/YakaGeldiYakaGider.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yaka Geldi Yaka Gider </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/YalvarGüzelAllaha.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yalvar G&uuml;zel Allah&#39;a </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Yusufum.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yusuf&#39;um </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/YücesinYaResulallah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Y&uuml;cesin Ya Resulallah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/YürüDünyaYürüSonunVirandir.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Y&uuml;r&uuml; D&uuml;nya Y&uuml;r&uuml; Sonun Virandır </a></div>
<!-- Z Harfi (Yeni Folder) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/ZamaneŞeyhi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Zamane Şeyhi </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/ZikreDalmış.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Zikre Dalmış </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/yeni/Zikrullahile.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Zikrullah ile </a></div>
<!-- AYIRICI -->

<div class="separator">&nbsp;</div>
<!-- GRUP 5 - Folder 5 (A Harfi) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Abime.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Abime </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/AğlayaAğlaya.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ağlaya Ağlaya </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/AhYazık.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ah Yazık </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/AhMeded.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ah Meded </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/AlemlerNuraGarkOldu.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Alemler Nura Gark Oldu </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/AllahhuAllah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Allah hu Allah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/AllahıAnar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Allahı Anar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Allahım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Allahım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Anlamaz.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Anlamaz </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/AşıkOldumAllaha.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşık Oldum Allaha </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/AşıkOlmadıkça.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşık Olmadık&ccedil;a </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/AşkDenizi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşk Denizi </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/AşkNedir.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşk Nedir </a></div>
<!-- B Harfi (Folder 5) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/BahtiyardırMüslüman.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bahtiyardır M&uuml;sl&uuml;man </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/BayramGelince.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bayram Gelince </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/BenNeyim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ben Neyim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Bencileyin.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bencileyin </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Benzer.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Benzer </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/BirHayliZamanOldu.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bir Hayli Zaman Oldu </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/BizeGelenler.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bize Gelenler (Noel) </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/BuncaYıldırBirHiçDiye.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bunca Yıldır Bir Hi&ccedil; Diye </a></div>
<!-- C-Ç Harfleri (Folder 5) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/CahilinAtınaBinmeKardeşim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Cahilin Atına Binme Kardeşim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/CemalinePervaneyim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Cemaline Pervaneyim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/ÇaySohbetleri.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> &Ccedil;ay Sohbetleri </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/ÇokKimseHakkıBilmez.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> &Ccedil;ok Kimse Hakkı Bilmez </a></div>
<!-- D Harfi (Folder 5) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Darende.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Darende </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/DeliGönül.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Deli G&ouml;n&uuml;l </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Demişler.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Demişler </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/DervişOlmak.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Derviş Olmak </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Divaneler.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Divaneler </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/DostAyrılığı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Dost Ayrılığı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/DünyaMalı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> D&uuml;nya Malı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/DünyayaGelenGider.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> D&uuml;nyaya Gelen Gider </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/DünyaGelirGeçer.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> D&uuml;nya Gelir Ge&ccedil;er </a></div>
<!-- E-G Harfleri (Folder 5) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/EcelElinden.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ecel Elinden </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/ErmişimBen.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ermişim Ben </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Gelsin.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Gelsin </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Gidemedim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Gidemedim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/GirmeNefsim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Girme Nefsim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/GöklerKarardıYine.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&ouml;kler Karardı Yine </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/GönlümüzViranOlur.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&ouml;nl&uuml;m&uuml;z Viran Olur </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Gururlanmaİnsanoğlu.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Gururlanma İnsanoğlu </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Güller.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&uuml;ller </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/GünahsızÇocuklar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&uuml;nahsız &Ccedil;ocuklar </a></div>
<!-- H Harfi (Folder 5) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/HakÇalabım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hak &Ccedil;alabım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/HakikatiÖzlerler.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hakikati &Ouml;zlerler </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/HakkinEviKabetullah.wma"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hakkın Evi Kabetullah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/HalıkBilmezmiHiç.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Halık Bilmez mi Hi&ccedil; </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/HayalinÖnümde.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hayalin &Ouml;n&uuml;mde </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/HaydinHizmete.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Haydin Hizmete </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/HerSeySende.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Her Şey Sende </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/HüdaRabbim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> H&uuml;da Rabbim </a></div>
<!-- İ-K-M Harfleri (Folder 5) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/IstanbulSehri.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İstanbul Şehri </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/İlimsizTarikat.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İlimsiz Tarikat </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/KimseBilmez.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kimse Bilmez </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Mezar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Mezar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/MüslümanlarKardeştir.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> M&uuml;sl&uuml;manlar Kardeştir </a></div>
<!-- N-Ö Harfleri (Folder 5) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/NeHaldeyim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ne Haldeyim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/NeKadarÇokYaşasan.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ne Kadar &Ccedil;ok Yaşasan </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/NiceYillar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Nice Yıllar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/NiçinAğlarsınBülbül.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ni&ccedil;in Ağlarsın B&uuml;lb&uuml;l </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/ÖlmemHiçArtık.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> &Ouml;lmem Hi&ccedil; Artık </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/ÖmürYolu.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> &Ouml;m&uuml;r Yolu </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/ÖtmeÖtmeBülbül.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> &Ouml;tme &Ouml;tme B&uuml;lb&uuml;l </a></div>
<!-- R-S Harfleri (Folder 5) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Rabbim.wma"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Rabbim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/SalihAlimlereSor.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Salih Alimlere Sor </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/SeherVakti.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Seher Vakti </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Seman-iNuriAhmede.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Seman-i Nuri Ahmede </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Sende.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sende </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Sıla.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sıla </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Silsile-iAliyye.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Silsile-i Aliyye </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Sofu.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sofu </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Sultanım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sultanım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/SultanSana.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sultan Sana </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/SurVurulunca.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sur Vurulunca </a></div>
<!-- Ş-T Harfleri (Folder 5) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/ŞolKainatOlmadan.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şol Kainat Olmadan </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/ŞuYaşaGeldin.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şu Yaşa Geldin </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/TamİlmihalOkuyan.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Tam İlmihal Okuyan </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/TatlıCanımıVersem.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Tatlı Canımı Versem </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Tedbir.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Tedbir </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/TenimİçindeCanimiş.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Tenim İ&ccedil;inde Can imiş </a></div>
<!-- U-Ü-V-Y Harfleri (Folder 5) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/UyurkenSeyrimden.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Uyurken Seyrimden </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/ÜmitsizDeğilim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> &Uuml;mitsiz Değilim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/Vefakar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Vefakar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/YaratanVar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yaratan Var </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/YaResulallah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ya Resulallah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/YakanBenim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yakan Benim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/YazıkOlsun.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yazık Olsun </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/YıllarcaMevlaya.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yıllarca Mevlaya </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/YunusunAdı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yunusun Adı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/YineGuldurur.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yine G&uuml;ld&uuml;r&uuml;r </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/5/ZordurAnne.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Zordur Anne </a></div>
<!-- AYIRICI -->

<div class="separator">&nbsp;</div>
<!-- GRUP 6 - Folder 7 (Son Grup) -->

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/AdıGüzelKendiGüzelMuhammed.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Adı g&uuml;zel Kendi G&uuml;zel Muhammed </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/AffeyleAllahım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Affeyle Allahım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/AğlarYakubAğlar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ağlar Yakup Ağlar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/AllahDeKalbim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Allah De Kalbim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/AmanÇeşme.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aman &Ccedil;eşme </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/ArayıArayı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Arayı Arayı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/AsiGelmeSenAtana.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Asi Gelme Sen Atana </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/AşığımBeytullaha.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşığım Beytullaha </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/AşıkızMuhammede.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşıkız Muhammede </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/AşkMeydanında.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşk Meydanında </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/AşkınİleAşıklar.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Aşkın İle Aşıklar </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/BenBuMeclislerde.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ben Bu Meclislerde </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/BenDervişimDiyene.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ben Dervişim Diyene </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/BirGaripsinŞuDünyada.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bir Garipsin Şu D&uuml;nyada </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/BirGünOlurİnanırsın.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bir G&uuml;n Olur İnanırsın </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/BizleriMahrumEylemeAllah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Bizleri Mahrum Eyleme Allah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/BülbülGibiŞakırım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> B&uuml;lb&uuml;l Gibi Şakırım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/Candanİçeru.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Candan İ&ccedil;eru </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/CanımAnnem.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Canım Annem </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/ÇıktımŞuDağlara.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> &Ccedil;ıktım Şu Dağlara </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/DüşümdeDanıştımOlMuhammede.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> D&uuml;ş&uuml;mde Danıştım Ol Muhammede </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/ElvedaYaŞehruRamazan.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Elveda Ya Şehru Ramazan </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/ErlerDemineDesturAlalım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Erler Demine Destur Alalım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/EyAllahımBeniSendenAyırma.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ey Allahım Beni Senden Ayırma </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/EyYolcular.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Ey Yolcular </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/GelAşık-ıDildade.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Gel Aşık-ı Dildade </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/GelinEyKardeşler.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Gelin Ey Kardeşler </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/GetirdilerBurağı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Getirdiler Burağı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/GüllerSümbüller.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> G&uuml;ller S&uuml;mb&uuml;ller </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/Hazret-iKur'an.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hazret-i Kur&#39;an </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/HoşGeldin.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Hoş Geldin </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/İlleNamazİlleNamaz.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İlle Namaz İlle Namaz </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/İmanaGelmezmisin.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İmana Gelmezmisin </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/İsmiAzamDuası.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İsmi Azam Duası </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/İstediğimHaktırBenim.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> İstediğim Haktır Benim </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/KalbimdekiYananOcak.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kalbimdeki Yanan Ocak </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/KıldınAkibet.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kıldın Akibet </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/Kur'anKursuGülleri.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Kur&#39;an Kursu G&uuml;lleri </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/Laİlaheİllallah.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> La İlahe İllallah </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/MakamımızKuşMisali.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Makamımız Kuş Misali </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/MedineyeVaramadım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Medineye Varamadım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/MuhammedAleyhisselam.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Muhammed Aleyhisselam </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/MuhammedDünyayaGeldi.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Muhammed D&uuml;nyaya Geldi </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/MuhammedÜmmetiyiz.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Muhammed &Uuml;mmetiyiz </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/NasılDoyamMuhammede.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Nasıl Doyam Muhammede </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/OnbirAyınSultanı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Onbir Ayın Sultanı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/SanaGeliyorum.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sana Geliyorum </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/SakınTerkiEdepten.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sakın Terki Edepten </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/SeherlerdeEsenYeller.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Seherlerde Esen Yeller </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/SeherVakti.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Seher Vakti </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/Şeyhiminİlleri.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Şeyhimin İlleri </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/SultanlarSultanı.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Sultanlar Sultanı </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/YalvarKulAllaha.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yalvar Kul Allaha </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/UyanGözlerimGaflettenUyan.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Uyan G&ouml;zlerim Gafletten Uyan </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/YüceSultanım.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Y&uuml;ce Sultanım </a></div>

<div class="audio-item"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/7/YemenİllerindeVeyselKarani.mp3" rel="noopener noreferrer" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Yemen İllerinde Veysel Karani </a></div>
<!-- AYIRICI -->

<div class="separator">&nbsp;</div>
<!-- ÖZEl İLAHİ - Arapça -->

<div class="audio-item" style="grid-column: 1 / -1;"><a href="https://dinimizislam.com/Download/Ses/Ilahiler/3/Arapçaİlahi.mp3" rel="noopener noreferrer" style="margin-bottom:10px" target="_blank"><img alt="MP3" class="mp3-icon" src="https://dinimizislam.com/Download/mp3_icon.gif" /> Arap&ccedil;a İlahi </a> <a href="https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3521" style="color: #666; font-size: 14px; text-decoration: none;"> (T&uuml;rk&ccedil;e terc&uuml;mesini okumak i&ccedil;in buraya tıklayınız...) </a></div>
</div>
</div>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13613]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 17:32:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Mezhepsizlik şu’rası]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Bir yabancı yazar, &ldquo;Teknolojinin ilerlediği g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde yeni fen vasıtaları &ccedil;ıktı, devir değişti. Yeni olaylarla karşılaşıyoruz. Yeni ictihad gerekir. Ancak m&uuml;ctehid olmadığı i&ccedil;in, İslam &uuml;lkelerinden davet edilecek kalabalık bir kuruldan, bir ictihad şu&rsquo;rası kurulmalıdır. Kurul &uuml;yesi fazla olursa, hata daha az olur. Alınacak kararlarla, yeni tefsirler, yeni ictihadlar yapılmalı, farzlar azaltılmalı, kolaylıklar getirilmeli, mezhepleri taklit devri kapanmalı, İslam &acirc;limlerinin bin yıl &ouml;nce verdiği fetvalar bizi bağlamamalıdır&rdquo; diyor. Dinde reform caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mecelle&rsquo;nin D&uuml;rer-&uuml;l-h&uuml;kkam şerhinde, (Zamanın değişmesi ile, &ouml;rf ve &acirc;dete dayanan h&uuml;k&uuml;mler değişebilir. Nassa dayanan h&uuml;k&uuml;mler zamanla değişmez) deniyor.<br />
<br />
Dini değiştirip yıkmak isteyen reformcuların kuracakları şu&rsquo;radakiler, ya imam-ı a&#39;zam hazretleri gibi birer m&uuml;ctehiddir veya değildir. Eğer m&uuml;ctehid iseler, ictihadlarını birleştiremezler. Mesela imam-ı a&#39;zam hazretlerinin &uuml;&ccedil; talebesi m&uuml;ctehid oldukları ve hocalarından farklı ictihadda bulundukları halde, hocalarının ictihadının yanlış olduğunu s&ouml;ylemediler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ictihad, ictihadla nakzedilmez, yani h&uuml;km&uuml; ortadan kaldırılmaz. En m&uuml;himi de farklı ictihadların rahmet olmasıdır. Hadis-i şerifte, <b>(M&uuml;ctehid &acirc;limlerin farklı ictihadları rahmettir) </b>buyuruluyor. (Beyheki)<br />
<br />
Bu rahmeti ortadan kaldırmak caiz olmaz. Reformcuların kuracakları şu&rsquo;rada, 5 reformcu, gusl&uuml;n farzının iki, yedi reformcu da d&ouml;rt olduğuna karar verse, 5 m&uuml;ctehid, 7 m&uuml;ctehidin kararına uymaya mecbur mu edilecektir? Halbuki, her m&uuml;ctehid kendi ictihadı ile hareket eder. Başka m&uuml;ctehide uyması caiz değildir. Sonra gus&uuml;l ile namaz ile fen vasıtalarının ilerlemesinin ne alakası olur? Zamanla farzlar, s&uuml;nnetler değişmez. Efal-i m&uuml;kellefini değiştirmeye kalkmak d&uuml;ped&uuml;z dini yıkmaktır. &Ouml;nce, ictihad edebilmek i&ccedil;in ictihad edilecek konu olması gerekir.<br />
<br />
İctihad, dini konularda olur. Dinde yeni bir şeye ihtiya&ccedil; yok ki ictihad d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ls&uuml;n. Teknolojinin ilerlemesi dinde değişikliği gerektirmez. Namazın yeni bir kılınış şekli, orucun yeni bir tutuluş şekli olmaz.<br />
<br />
İctihad edecek &acirc;lim olmayınca kimler ictihad edecek? Davet edilecek din g&ouml;revlisi sayısının fazla olması neyi halleder? Yani kemiyetin &ccedil;ok olması keyfiyete tesir etmez. İnşaata taş taşınmıyor ki, (&Ccedil;ok kişi olursa, &ccedil;ok taş taşınır) diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ls&uuml;n.<br />
<br />
Reform şu&rsquo;rası, ittifakla namaz vakitlerini, rekat sayılarını azaltsa veya &ccedil;oğaltsa, zekat 1/40 iken 1/100 veya 1/20 yapsalar, yaptıkları bu reform, dine hizmet mi olur, yoksa dini yıkmak mı olur?<br />
<br />
Şu&rsquo;radaki reformcular, m&uuml;ctehid değilse, o zaman alacakları kararların ne kıymeti olur? Her iki halde de yapacakları iş, dini değiştirmekten başka bir şey değildir. Şu&rsquo;ra s&ouml;z&uuml;n&uuml; ağzına alanların cahil değilse, maksatlı olduğu apa&ccedil;ık meydandadır.<br />
<br />
M. Hadimi hazretleri buyurdu ki:<br />
(Edille-i şeriyyenin 4 olması, m&uuml;ctehidler i&ccedil;indir. Mukallidler, yani d&ouml;rt mezhepten birinde olanlar i&ccedil;in delil, senet, bulunduğu mezhebin h&uuml;km&uuml;d&uuml;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, mukallidler, nasstan [&acirc;yet ve hadisten] h&uuml;k&uuml;m &ccedil;ıkaramaz. Bunun i&ccedil;in, bir mezhebin bir h&uuml;km&uuml;, nassa uymuyor gibi g&ouml;r&uuml;nse de, yine o mezhebe uymak gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Nass, ictihad isteyebilir, tevili gerekebilir, nesh edilmiş olabilir. Bunu da ancak m&uuml;ctehid anlar.) <b>[Berika s.94]</b><br />
<br />
M.Şevket Eygi, Milli Gazetedeki yazısının ilk iki paragrafında diyor ki:<br />
(Bir ilahiyat profes&ouml;r&uuml; &ccedil;ıkıyor, Ehl-i S&uuml;nnet M&uuml;sl&uuml;manlığına savaş a&ccedil;ıp, &quot;Kur&#39;an M&uuml;sl&uuml;manlığı&quot; safsatası altında masonik bir h&uuml;manizmanın propagandasını yapıyor. Bir başka reformcu, &quot;Allah g&ouml;ktedir&quot; diyen aşırı bir adamın mezhebini &uuml;lkemizde yaymak istiyor. Bir &ouml;tekisi, imanın şartlarını altıdan beşe indiren ve Ament&uuml; form&uuml;l&uuml;nden kadere iman maddesini kaldıran Pakistanlı bir yazarın metodunun T&uuml;rkiye&rsquo;yi kurtaracağını iddia ediyor. Velhasıl ortalıkta bir s&uuml;r&uuml; yamuk, bozuk, &ccedil;arpık inan&ccedil; g&ouml;r&uuml;ş dolaşıyor. Peki bu hatalı inanış ve kanaatleri yayanlar kimlerdir?<br />
<br />
Bunlar kendilerine İslamcı diyorlar ama peşlerinden gittikleri adamlar genellikle 19. ve 20. asırda zuhur etmiş on kadar malum ve mahut şahıstır. Halbuki İslam d&uuml;nyasında, bahusus Ehl-i S&uuml;nnet dairesi i&ccedil;inde binlerce b&uuml;y&uuml;k din &acirc;limi, fakih, m&uuml;rşid, allame, imam, rehber yetişmiştir. Bizim reformcuların hi&ccedil;biri Gazali&rsquo;nin, S&uuml;yuti&rsquo;nin, Şarani&rsquo;nin, Birgivi&rsquo;nin, Eb&uuml;lleys&rsquo;in, Ebussuud&rsquo;un, Fahreddin Razi&rsquo;nin, C&uuml;veyni&rsquo;nin, İmam-ı Rabbani&rsquo;nin eserlerinden bahsetmez. Onlar ehl-i s&uuml;nnet imamlarıdır. Bizimkiler ise selefi, mezhepsiz, Necdi, telf&icirc;k&ccedil;i, reformcu, aktivist birka&ccedil; kişinin peşine takılmıştır.)<br />
<br />
<b>Not:</b> M.Şevket Eygi&rsquo;nin kaderi ink&acirc;r eden Pakistanlı yazar dediği kimse, Mevdudi&rsquo;dir. Necdi dediği de vehhabidir. Allah g&ouml;kte diyenler de vehhabilerdir.<br />
<br />
<b>Geri kalışımızın sebepleri </b><br />
Yabancı yazar, m&uuml;sl&uuml;manların geri kalışını ictihada bağlayıp, (Fukaha, ictihad kapısının kapatılmasında ve bundan b&ouml;yle d&ouml;rt mezheple iktifa edilmesinde ittifak etmiştir. Bunun neticesinde İslam d&uuml;ş&uuml;ncesi duraklamış, hukukta ve diğer İslami ilimlerde taklit ve saplantının yayılmasına sebep olmuştur) diyor.<br />
<br />
İctihad kapısını kimse kapatmamıştır. Ehli olmadığı i&ccedil;in kendiliğinden kapanmıştır. Kapalıya kapalı demek, kapatmak değildir. Kapatmaya yetkisi olanın a&ccedil;maya da yetkisi olur. İctihad edip etmemekle, geri kalışımızın bir alakası yoktur. Milyonlarca insan ehil olup olmadığına bakmadan, kitap yazıyor, ictihad yapıyor. Madem ictihad y&uuml;z&uuml;nden geri kaldık. Şimdi herkes ictihad yaptığı halde ni&ccedil;in ilerlemiyoruz?<br />
<br />
Mason Abduh ve onun Reşit Rıza ve Meragi gibi &ccedil;&ouml;mezleri, mezheplere saldırıp, (mezhepler birleştirilmeli) diyerek rahmeti kaldırmaya &ccedil;alışmışlardır. İngiliz casusu Hempher de aynı yolda hareket ederek Necdiliği kurdurmuştur. Aynı art niyetli kimseler, (Herkes ictihad etmeli) diyerek ehli olmayan kimselerin de ictihada yeltenmelerine sebep olmuşlardır. Hadis-i şerifte, <b>(Her asır, bir &ouml;ncekinden daha k&ouml;t&uuml; olacaktır)</b> buyuruldu. Bu bakımdan sonraki asırlarda birinci asırdaki gibi b&uuml;y&uuml;k &acirc;limler yetişmedi. Yetişmesi de &ccedil;ok zordur. Bu zoru başarabilen az da olsa &ccedil;ıkarsa, buna kimse bir şey demez.<br />
<br />
<b>M&uuml;ctehide ihtiya&ccedil; yok</b><br />
Hicri 4. asırdan sonra mutlak m&uuml;ctehid olarak meşhur olan g&ouml;r&uuml;lmedi. Mutlak m&uuml;ctehide ihtiya&ccedil; da kalmadı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve onun Resul&uuml; Muhammed aleyhisselam, kıyamete kadar, hayat şekillerinde ve fen vasıtalarında yapılacak değişikliklerin, yeniliklerin hepsine ş&acirc;mil olan h&uuml;k&uuml;mlerin hepsini bildirdi. M&uuml;ctehidler de, bunların hepsini anlayıp, a&ccedil;ıkladı. Sonra gelen &acirc;limler, bu ahkamın, yeni olaylara nasıl tatbik edileceğini tefsir ve fıkıh kitaplarında bildirdi. M&uuml;ceddid denilen bu &acirc;limler kıyamete kadar mevcuttur.<br />
<br />
İctihad kapısı a&ccedil;ık diye herkes destursuz girerse, birbirine zıt gibi g&ouml;r&uuml;nen hadis-i şerifleri g&ouml;r&uuml;nce ne yapacaktır? Mesela imam arkasında Fatihanın okunacağına dair de, okunmayacağına dair de hadis var. İcazetsiz bir kimse, bunları okuyunca ya Peygambere suizan edecek, yahut hadis &acirc;limine iftira edecektir. Ehli olmayanların h&uuml;k&uuml;m &ccedil;ıkarmak niyetiyle hadis okuması, elbette doğru olmaz.<br />
<br />
D&uuml;nya işlerinde bile işinin ehli olmayan bir kimse, yaptığı şeyi başaramaz. Mesela, (Ehliyeti olan şof&ouml;r olmalıdır) demek yanlış mıdır? (Herkes araba kullansın) demek doğru olur mu? (Herkes g&ouml;z ameliyatı yapmalıdır) demek ne kadar sa&ccedil;malıktır. (Herkes hadis kitabı okumalı, hadisten h&uuml;k&uuml;m &ccedil;ıkarmalı, Kur&#39;an meali okuyup ondan h&uuml;k&uuml;m &ccedil;ıkarmalı) demek daha tehlikelidir. Araba kullanmasını bilmeyen, bir kaza yapabilir ve canından olabilir. Fakat hadisi, Kur&rsquo;anı anlamayan kimse, bunlarla amel edeceğim derken dininden olur. Her işi ehline bırakmak kadar t&acirc;bii ne olabilir? Biz, (İş ehline verilmeli) diyoruz. O, (hayır herkes hadis okumalı, herkes meal okumalı, anladığı gibi amel etmelidir) demek istiyor. Bu, ilme d&uuml;şmanlıktır. Herkesin &acirc;lim olmasını, m&uuml;ctehid olmasını istemek, akla da, ilme de aykırıdır. M&uuml;ctehid olmanın bir&ccedil;ok şartları vardır. Bunlardan biri de ilahi mevhibeye sahip olmak yani evliya olması da gerekir. Fakat her evliya da m&uuml;ctehid değildir. İctihad, ayağa d&uuml;ş&uuml;r&uuml;lmemelidir.<br />
<br />
<b>İbadette değişiklik, s&uuml;nnet ve bid&rsquo;at<br />
Sual:</b> Allah&rsquo;a daha iyi kulluk etmek i&ccedil;in ibadetleri değiştirmek uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarını kendisine ibadet etmek i&ccedil;in yarattı. İbadet, z&uuml;ll ve zillet demektir. Yani, insanın Rabbine, mabuduna, hakir olduğunu, &acirc;ciz, muhta&ccedil; olduğunu g&ouml;stermesidir. Bu da, her aklın ve &acirc;detlerin g&uuml;zel ve &ccedil;irkin dediklerine uymayıp, Rabbin g&uuml;zel ve &ccedil;irkin dediklerine teslim olmak ve Rabbin g&ouml;nderdiği Kitaba ve Peygambere inanmak ve bunlara t&acirc;bi olmak demektir. Bir insan, bir işi, Rabbinin izin verdiğini d&uuml;ş&uuml;nmeden, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ile yaparsa, Ona kulluk yapmamış, M&uuml;sl&uuml;manlığın icabını yerine getirmemiş olur.<br />
<br />
Bu iş, itikadda, inanmakta ise ve inanılması gerektiği s&ouml;zbirliği ile bildirilmiş olan şeylerden ise, bu inanışı k&uuml;fre sebep olan bid&rsquo;at olur. Gayrim&uuml;slimlerin ibadet olarak yaptıkları şeyleri m&uuml;sl&uuml;manların yapması caiz olmaz. Mesela papazlar, ibadet niyetiyle bellerine z&uuml;nnar kuşanırlar, boyunlarına ha&ccedil; takarlar. M&uuml;sl&uuml;manların, b&ouml;yle yapmaları caiz olmaz. Bid&rsquo;at, itikadda olmayıp da, amele ait işte kalırsa, fısk, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Dinde olmayan bir şey meydana &ccedil;ıkarılırsa, o şey reddedilir.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>&Acirc;detlerde yenilik olur</b><br />
Bu hadis-i şerif g&ouml;steriyor ki, dinden olmayan bir itikad, bir s&ouml;z, bir iş, bir h&acirc;l ortaya &ccedil;ıkarılır ve bunun din ve ibadet olduğuna inanılırsa, yahut İslamiyet&rsquo;in bildirmiş olduklarında bir ziyadelik veya noksanlık yapılırsa ve bunu yapmakta sevap beklenirse, bu yenilikler, değişiklikler, bid&rsquo;at olur. İslamiyet&rsquo;e uyulmamış, ona iman edilmemiş olur.<br />
<br />
İbadette olmayıp, &acirc;dette olan yenilikler, yani yapılırken sevap beklenilmeyen değişiklikler bid&rsquo;at olmaz. Mesela, yemekte, i&ccedil;mekte, binme ve taşıma vasıtalarında yapılan yenilikleri, değişiklikleri dinimiz reddetmez. Bunun i&ccedil;in, masada, ayrı tabaklarda, &ccedil;atal kaşık ile yemek, otomobile, u&ccedil;ağa binmek, her &ccedil;eşit bina, ev ve mutfak eşyası kullanmak ve b&uuml;t&uuml;n fen ile ilgili bilgi ve aletler dinde bid&rsquo;at değildir. Bunları yapmak ve faydalı yerlerde kullanmak g&uuml;nah değildir.<br />
<br />
Bid&rsquo;at, selefi salihin zamanında olmayıp, sonradan ortaya &ccedil;ıkarılan her şeye denir. &Acirc;det ve ibadetlerde yapılan değişiklikler bid&rsquo;attir. Bid&rsquo;atin ıstılah manası ise ş&ouml;yledir:<br />
<br />
Resulullah efendimizin ve Onun d&ouml;rt halifesinin zamanlarında dinde bulunmayan bir inanışı, bir işi, bir s&ouml;z&uuml; veya ahlakı, sonradan ortaya &ccedil;ıkarmak, sonradan ortaya &ccedil;ıkan b&ouml;yle bir bozukluğu yaymak ve bundan sevap beklemek, yasak edilen bid&rsquo;at olur.<br />
<br />
&Acirc;det, sevap beklenilmeden, d&uuml;nya menfaati i&ccedil;in yapılan şeylerdir. Yiyip i&ccedil;mekte, giyinmekte, ev yapmakta, bineklerde zamanla değişen &acirc;detler, bir ibadeti bozmadık&ccedil;a veya dinin yasak ettiği bir şeyi işletmedik&ccedil;e yasak edilen bid&rsquo;at olmaz. Mesela &ccedil;atal-kaşık g&uuml;nah olan bid&rsquo;at değildir. Eğer bir &acirc;det, ibadeti bozuyorsa veya dinin yasak ettiği bir şey ise, bunu işlemek haram olur. İbadetlere bid&rsquo;at karıştırmak b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır.<br />
<br />
<b>Bid&rsquo;atin b&uuml;y&uuml;k zararı</b><br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Her bid&rsquo;at dalalettir ve her dalalet ehli de ateştedir.)</b> [İ. Asakir]<br />
<br />
<b>(Bid&rsquo;at ehlinin namazı, orucu, sadakası, haccı, umresi, cihadı, farzı, nafilesi kabul olmaz, yağdan kılın kolayca &ccedil;ıktığı gibi İslamiyet&rsquo;ten &ccedil;ıkması, kolay olur.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Bid&rsquo;at ehlinin tevbesi, bid&rsquo;ati bırakana kadar kabul olmaz.)</b> [Taberani]<br />
<br />
Tevbesi kabul olmaz demek, bid&rsquo;at ehli, bid&rsquo;atinden sevap beklediği, iyi bir iş yaptığını sandığı i&ccedil;in tevbe etmeyi d&uuml;ş&uuml;nmez. Bu bid&rsquo;atten vazge&ccedil;mediği i&ccedil;in de ibadeti kabul olmaz, demektir.<br />
<br />
&Acirc;limler, bid&rsquo;ati, bid&rsquo;ati hasene ve bid&rsquo;ati seyyie diye ikiye ayırmışlar, okul, kitap gibi sonradan yapılan şeylere (bid&rsquo;ati hasene) demişlerdir. Hadika&rsquo;da, (B&ouml;yle bir bid&rsquo;at, bir ibadetin yapılmasına yardımcı olduğu i&ccedil;in, dinimiz buna izin vermiştir) buyuruluyor. İmam-ı Rabbani hazretleri ise, dinin izin verdiği b&ouml;yle faydalı şeylere bid&rsquo;at denmemesini, bid&rsquo;at kelimesinin bunlara bulaştırılmamasını ve bunlara s&uuml;nneti hasene, yani iyi iş denmesini istemektedir. S&uuml;nnet, burada yol, iş demektir. Yolun, işin iyisi de, k&ouml;t&uuml;s&uuml; de olur. M&uuml;slim&rsquo;deki hadis-i şerifte, s&uuml;nneti hasene [iyi &ccedil;ığır] a&ccedil;anlar &ouml;v&uuml;lmekte, s&uuml;nneti seyyie [k&ouml;t&uuml; &ccedil;ığır] a&ccedil;anlar ise k&ouml;t&uuml;lenmektedir.<br />
<br />
<b>Yobaz ne demektir? </b><br />
Yobaz kelimesi, kaba, cahil, bozuk ve sapık d&uuml;ş&uuml;ncelerini ve siyasi kanaatlerini din bilgisi olarak ileri s&uuml;ren kimse demektir. Bozuk d&uuml;ş&uuml;ncesini, yanlış kanaatini kabul ettirmek i&ccedil;in, din bilgilerini yanlış s&ouml;yler. Bunlardan bazısı, taşıdığı etiketten, sığındığı kanun maddelerinden, &ccedil;oğu da m&uuml;sl&uuml;manların imanlarını istismar etmekten g&uuml;&ccedil; alır. B&uuml;y&uuml;k halk kitlelerini arkasına takarak b&ouml;l&uuml;c&uuml;l&uuml;ğe, kardeş kavgasına sebep olur. Yobazların en zararlısı ve en tehlikelisi, mal, para, makam elde etmek i&ccedil;in yabancı ideolojilerin, dinde reformcuların ve mezhepsizlerin propagandalarını yaparak, milletin imanını, ahlakını bozan, satılmış, din ve fen ve siyaset yobazlarıdır.<br />
<br />
Yobazları &uuml;&ccedil;e ayırabiliriz:<br />
<b>1-</b> Din ve d&uuml;nya bilgilerinden mahrum olan, fakat kendini ilim adamı sanan cahil yobazlardır. Bunlar, b&ouml;l&uuml;c&uuml;l&uuml;k yaptıkları gibi, din d&uuml;şmanlarına &ccedil;abuk aldanıp, zararlı yollara kolayca s&uuml;r&uuml;klenebilir. Osmanlı tarihini kana boyayan Patrona Halil, Kabak&ccedil;ı Mustafa, mehdi olduğunu iddia eden Celali gibi kimseler bu kısım yobazlardandır.<br />
<br />
<b>2-</b> K&ouml;t&uuml; din adamları olan din yobazlarıdır. İlimleri biraz varsa da, sinsi maksatlarına, mala, mevkiye kavuşmak i&ccedil;in, bilmediklerini veya bildiklerinin tersini s&ouml;ylerler ve yaparlar. İslamiyet&rsquo;in dışına &ccedil;ıkarlar. K&ouml;t&uuml;l&uuml;kte, dini yıkmakta, cahillere &ouml;rnek olur, rehberlik ederler.<br />
<br />
İslam dininde b&uuml;y&uuml;k yaralar a&ccedil;an İbni Sebe, Ebu M&uuml;slim Horasani, Hasan Sabbah ve Samavne kadısı oğlu Şeyh Bedreddin, Osmanlı padişahlarının şehit edilmelerine fetva veren din adamları, vehhabilik fitnesini ortaya &ccedil;ıkaran Necdli Abd&uuml;lvehhab oğlu ve Mısır&rsquo;daki mason locası başkanı Efgani ve Kahire m&uuml;ft&uuml;s&uuml; mason Abduh ile &ccedil;&ouml;mezi Reşid Rıza ve Hindistan&rsquo;da İngilizlerin, İslamiyet&rsquo;e h&uuml;cumlarına vasıta olan Ahmed Kadıyani ve benzerleri, yeni t&uuml;reyen reformcular ve mezhepsizler hep bu kısımdaki yobazlardandır. Bunlar, m&uuml;sl&uuml;manların din duygularını, imanlarını s&ouml;m&uuml;rerek, dinimizi i&ccedil;erden yıkmaya &ccedil;alışmışlardır.<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(D&uuml;nyalık peşinde olan din adamlarının s&ouml;zlerini dinlemek, kitaplarını okumak zehir yemek gibi zararlıdır. K&ouml;t&uuml; din adamlarının zararları bulaşıcıdır. Cemiyetleri bozar, milletleri par&ccedil;alar. Ge&ccedil;mişte İslam devletlerinin başlarına gelen felaketlere hep k&ouml;t&uuml; din adamları sebep oldu. Devlet adamlarını doğru yoldan bunlar saptırdı. Peygamberimiz, <b>(M&uuml;sl&uuml;manlar 73 fırkaya b&ouml;l&uuml;necek. Bunların 72 si Cehenneme gidecek, yalnız bir fırkası Cehennemden kurtulacak)</b> buyurdu. Doğru yoldan ayrılan bu 72 sapık fırkanın reisleri, hep k&ouml;t&uuml; din adamları idi.) <b>[m.47]</b><br />
<br />
<b>3-</b> &Uuml;niversite diplomalı, fen adamı olarak ortaya &ccedil;ıkan fen yobazlarıdır. Fen yobazları, gen&ccedil;lerin imanlarını bozmak, bunları dinden, İslamiyet&rsquo;ten ayırmak i&ccedil;in, uydurdukları şeyleri fen bilgisi, tıb bilgisi, ilericilik olarak anlatıp, &quot;din kitapları bu bilgilere uymadığı i&ccedil;in yanlıştır, bunların g&ouml;sterdiği yolda yaşamak gericiliktir&quot; derler. Namaz kılan, tesett&uuml;re riayet eden, i&ccedil;ki i&ccedil;meyen, kısacası M&uuml;sl&uuml;manlığı yaşayan temiz m&uuml;sl&uuml;manlara, gerici, tutucu, irticacı, mutaassıp gibi yaftalarla saldırırlar. Maksatları M&uuml;sl&uuml;manlığı yıkmaktır. &Uuml;stelik, &quot;biz de m&uuml;sl&uuml;manız&quot; derler.<br />
<br />
Din yobazları din bilgilerini değiştirdikleri gibi, fen yobazları, fen bilgilerini değiştirerek İslamiyet&rsquo;e saldırırlar. İslamiyet&rsquo;i iyi bilen ve &uuml;niversitede iyi yetişmiş olan akıllı bir kimse, bunların s&ouml;zlerinin ilme, fenne uymadığını, fen ve din cahili olduklarını hemen anlar ise de, bazı gen&ccedil;ler, talebeler, bunların etiketlerine aldanarak, yalanlarına inanır, felakete s&uuml;r&uuml;klenirler. Bu yobazlar iyi bilinmelidir!</p>

<p><strong>Sual: </strong>Dini bozmaya &ccedil;alışan din adamı kılığındakilere din yobazı mı denir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Para kazanmak, mevki, etiket ele ge&ccedil;irmek, kısacası d&uuml;nyalığa kavuşmak i&ccedil;in, dinimizi alet eden cahillere Ulem&acirc;-i s&ucirc;&#39;, yani&nbsp;<strong>zındık</strong>&nbsp;denir. Bu din yobazları ve fen adamı olarak ortaya &ccedil;ıkıp, fen bilgilerini değişdirerek ve kendi hain d&uuml;ş&uuml;ncelerini fen bilgisi imiş gibi s&ouml;yleyerek, İslamiyeti yıkmaya &ccedil;alışan&nbsp;<strong>fen yobazları</strong>&nbsp;yani&nbsp;<strong>zındıklar</strong>, bu millete &ccedil;ok zarar verdiler. Kardeşi kardeşe d&uuml;şman yaptılar. H&acirc;lbuki, İsl&acirc;m dini, birleşmeyi, birbirini sevmeyi, yardımlaşmayı, kanunlara karşı gelmemeyi, fitne, anarşi &ccedil;ıkarmamayı, k&acirc;firlerin haklarını bile g&ouml;zetmeyi, kimseyi incitmemeyi emretmektedir.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=701]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 22:13:56 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Süt kardeşlik]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Bir &ccedil;ocuk bir kadının s&uuml;t&uuml;n&uuml; emse, &ccedil;ocuk kimlerle s&uuml;t kardeş olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İki yaşından k&uuml;&ccedil;&uuml;k iki &ccedil;ocuk, aynı kadından s&uuml;t emince, s&uuml;t kardeşi olur.<br />
Bir &ccedil;ocuk, bir kadının s&uuml;t&uuml;n&uuml; emince, bu s&uuml;t&uuml;n hasıl olmasına sebep olan erkek, bu &ccedil;ocuğun s&uuml;t babası olduğu gibi, bu erkeğin babası da, s&uuml;t dedesi, anası da, s&uuml;t ninesi, kardeşleri de s&uuml;t amca ve s&uuml;t halası olur.<br />
<br />
&Ccedil;ocuğun, s&uuml;t anası ve s&uuml;t babası ile ve bunların anaları, babaları ve kardeşleri ve &ccedil;ocukları ve her kuşaktan torunları ile evlenmesi, ebedi haramdır. Bunlarla soydan akraba olsaydı, yine evlenemezdi. Bu &ccedil;ocuğun &ccedil;ocukları, bunun s&uuml;t anası veya s&uuml;t babası ile evlenemez. &Ccedil;ocuğun hanımı, &ccedil;ocuğun s&uuml;t babası ile ve &ccedil;ocuğun kocası da, &ccedil;ocuğun s&uuml;t anası ile evlenemez. Aynı kadından emen oğlan ile kız, s&uuml;t babaları başka olsa ve başka yıllarda emmiş olsalar bile, birbiri ile ve birbirlerinin &ccedil;ocukları ve torunları ile evlenemez.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Ağabeyimin hanımı, bir kızı emzirmiş. Bu kızla evlenmem haram mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet haramdır. O kız ağabeyinizin kızı sayılır, sizin de yeğeniniz olur. &Ouml;z kardeşinin s&uuml;t kızı ile evlenmek haram olduğu gibi, s&uuml;t kardeşinin &ouml;z kızı ile ve s&uuml;t kardeşinin s&uuml;t kızı ile de evlenmek haramdır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Ağabeyim, amcamın hanımını emmiş. Amcamın kızı ile evlenebilir miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet evlenebilirsiniz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir &ccedil;ocuk benim hanımımı emdi. Bu &ccedil;ocuğun ablası bana namahrem mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet yabancıdır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Amcamın hanımını emdim. Bu hanım &ouml;l&uuml;nce amcam, başka bir kadınla evlendi. Bu kadın da bana s&uuml;t annem gibi mahrem midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet mahremdir; yani yabancı değildir. S&uuml;t babanın başka hanımı da mahrem olur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Hanımımdan s&uuml;t emen &ccedil;ocuk b&uuml;y&uuml;d&uuml; ve evlendi. Onun hanımı bana yabancı mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
S&uuml;t oğlun hanımı, kendi &ouml;z oğlunuzun hanımı gibi gelininiz olur yani yabancı değil, mahremdir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> S&uuml;t&uuml;n&uuml; emdiğim kadının kardeşi, yani s&uuml;t dayım, benim ablamla evlenebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
S&uuml;t annenin ve kocasının yani s&uuml;t babanın, nesebden ve s&uuml;t emzirmekle hasıl olan akrabasının hepsi, s&uuml;t &ccedil;ocuğunun akrabasıdır. Fakat s&uuml;t &ccedil;ocuğun akrabası, s&uuml;t annesinin ve s&uuml;t babasının akrabası değildir. Mesela s&uuml;t annenin erkek kardeşi, s&uuml;t &ccedil;ocuğunun bacısı ile evlenebilir. S&uuml;t babasının kardeşi de evlenebilir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Ağabeyim, amcamın hanımını emmiş. Amcamın kızları benimle de s&uuml;t kardeş olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Amcanızın b&uuml;t&uuml;n kızları ağabeyinizle s&uuml;t kardeştir. Sizinle hi&ccedil; biri s&uuml;t kardeş olmaz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> S&uuml;t kardeşliğinde, &quot;S&uuml;t aşağı akar, yukarı akmaz&quot; s&ouml;z&uuml; doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
B&ouml;yle bir şeyin aslı olmadığı <b>Nimet-i İslam</b> kitabında yazılıdır. Mesela bir kız, bir kadından s&uuml;t emse, bu kadının b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ocukları ile s&uuml;t kardeş olur. Fakat bu kadının &ccedil;ocukları, emen kızın ablası ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k kardeşi ile de evlenebilir. Yalnız bu kız, onlara s&uuml;t kardeş olur. B&uuml;y&uuml;k-k&uuml;&ccedil;&uuml;k diğerleri s&uuml;t kardeş olmaz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Amcamın b&uuml;y&uuml;k kızı, annemi emmiş. Amcamın diğer kızları ile s&uuml;t kardeş olur muyuz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Annenizden s&uuml;t emen b&uuml;y&uuml;k kız ile hepiniz s&uuml;t kardeş olursunuz. Annenizi emmeyen diğer kızların hi&ccedil; biri, hi&ccedil;birinizle s&uuml;t kardeş olmaz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> S&uuml;t kardeşin s&uuml;t kızı da, s&uuml;t kardeş h&uuml;km&uuml;nde midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet s&uuml;t kardeş h&uuml;km&uuml;ndedir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir kişi, hanımının s&uuml;t kızına şehvet ile dokunsa, kendi kızına dokunmuş gibi h&uuml;rmet-i m&uuml;sahere hasıl olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.<br />
<br />
<b>Sual:</b> (Bir kadın biberona s&uuml;t&uuml;n&uuml; sağsa, biberonun i&ccedil;inde inek s&uuml;t&uuml; de olsa ve bu s&uuml;t başka birinin k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuğuna i&ccedil;irilse, bu &ccedil;ocuk, s&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;tiği kadının &ccedil;ocukları ile s&uuml;t kardeş olur mu?)<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kadının s&uuml;t&uuml;, inek s&uuml;t&uuml;nden fazla ise s&uuml;t kardeş olur. Az ise s&uuml;t kardeş olmaz. Kadın s&uuml;t&uuml; yoğurt yapılsa, &ccedil;ocuğa bu yoğurt yedirilse yine s&uuml;t kardeş olmaz. <b>(Merakıl felah, D&uuml;rer, Tahtavi) </b><br />
<br />
<b>S&uuml;t kardeşin kız kardeşi<br />
Sual:</b> S&uuml;t oğlunun veya s&uuml;t kızının kız kardeşi ile evlenmek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet caizdir.<br />
<br />
<b>S&uuml;t kardeş kızı<br />
Sual:</b> S&uuml;t kardeşinin veya &ouml;z kardeşinin s&uuml;t kızı ile evlenmek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır caiz değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kardeşinizin kızı demektir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Oğlumun s&uuml;t anasının kızı ile evlenmem caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet caizdir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Kardeşimin kızını emziren kadının kızı ile evlenmek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet caizdir.<br />
<br />
<b>Kardeşin s&uuml;t kardeşi<br />
Sual:</b> K&uuml;&ccedil;&uuml;k kardeşimin emdiği kadının kızı ile veya bu kadınla evlenmem caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet caizdir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Oğlum, bir kadını emmiş. Bu kadınla evlenmem caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet oğlunun s&uuml;t annesi ile evlenmek caizdir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> S&uuml;t kardeşimin yanında başı a&ccedil;ık durabilir miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet. Normal kardeşinizden farkı yoktur. Dinen kardeşinizin yanında nasıl durabilirseniz onun yanında da &ouml;yle durabilirsiniz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> &Ccedil;ocuklarımızı birbirine s&uuml;t kardeş yapmanın faydası veya zararı ne olabilir? Nelere dikkat etmemiz gerekir? Her iki &ccedil;ocuk da birbirinin annesini emmesi gerekir mi, yoksa biri yeterli mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
S&uuml;t kardeş genelde tavsiye edilmez. Ama ihtiya&ccedil; olursa yani bir arada b&uuml;y&uuml;me gibi zorunluluklar varsa, s&uuml;t kardeş yapılır. Birinin emmesi yeterlidir. Emen, emdiği kadının b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ocukları ile kardeş olur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> İslamiyet&rsquo;te evlatlık olarak zikredilen kişi ger&ccedil;ek evlat olmadığı ve anne-babaya namahremiyeti devam ettiği i&ccedil;in kız veya erkek bu &ccedil;ocuğu s&uuml;t evlat yapmak marifetiyle bundan kurtulmak m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?<br />
<b>CEVAP</b><br />
S&uuml;t evlat yapılırsa m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.<br />
<br />
<b>Sual:</b> (Bu hususta hanımın suni bir şekilde memesinden s&uuml;t alınıp &ccedil;ocuğa i&ccedil;iriliyor ve b&ouml;ylelikle kendisi ve kocasının varsa sair &ccedil;ocuğun vs. s&uuml;t akrabası oluyormuş) B&ouml;yle bir usul caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kadının s&uuml;t&uuml; varsa caizdir. Emen &ccedil;ocuğun da iki yaşını ge&ccedil;memesi gerekir. Başka yolu da vardır. &Ccedil;ocuk erkekse, kadın o &ccedil;ocuğu abisinin hanımına emzirtir, yahut kız kardeşine emzirtir, b&ouml;ylece yeğeni olur. &Ccedil;ocuk kız ise, erkek aynı şeyi yapar, yani erkek kardeşlerinden birinin hanımına emzirtir veya kız kardeşlerinden birine emzirtir, b&ouml;ylece kız bunun yeğeni olur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bu durumda şahıs erkek kardeşinin hanımına emzirdiği i&ccedil;in s&uuml;t emmeden dolayı yeğeni olan &ccedil;ocuk ile ebedi mi mahrem olur? Yoksa eğer yengesi ile abisi boşanırlarsa yengesi ile akrabalığı sona erdiğinden bu &ccedil;ocuk ile olan namahremlikte biter mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ebedi mahrem olur. Annesi ile ilgisi olmaz. O onun her zaman yeğenidir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Babası Şafii, annesi Hanefi olan 2 yaşından k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kız &ccedil;ocuğuna Hanefi olan bir hanım bir kaşık i&ccedil;inde s&uuml;t verse s&uuml;t annesi olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hanefi&rsquo;ye g&ouml;re s&uuml;t anne olur, Şafii&rsquo;ye g&ouml;re s&uuml;t anne olmaz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Dayımın oğluyla ortanca kardeşim s&uuml;t kardeşler. Biz 3 kardeşiz onlar da 3 kardeş. Ortancalar s&uuml;t emmiş. Ben ablamın s&uuml;t kardeşinin b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; olana mahrem miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Eğer, ablanız dayınızın hanımını emmişse, dayınızın b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ocukları ile kardeş olur. Dayınızın oğlu annenizi emmişse, emen &ccedil;ocuk annenizin b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ocukları ile kardeş olur.<br />
<br />
Ablanızın s&uuml;t kardeşinin b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; size yabancıdır, namahremdir, mahrem değildir. Onunla evlenebilirsiniz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir kızın abisi teyzesini emmiş. Ve o kız şu anda teyzesinin oğlu ile evlendi. Bunların durumu nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir mahzuru yoktur. S&uuml;t kardeşi olmaz. Eğer kız teyzesini emseydi, teyzesinin oğlu ile evlenemezdi. Abisinin emmesinin &ouml;nemi olmaz. S&uuml;t aşağı falan akmaz.<br />
<br />
<b>S&uuml;t kardeşlik sebebi ile taklit<br />
Sual:</b> Hanefi mezhebindeki bir kimse, evlenip &ccedil;ocukları olduktan sonra, hanımının kendisinin s&uuml;t kardeşi olduğu meydana &ccedil;ıksa ne yapılması gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir erkeğin, hanımı ile s&uuml;t kardeş oldukları, ama 1-2 kere emmiş olduğu anlaşılsa, Hanefi&rsquo;ye g&ouml;re nikahları bozulur. Bunu kurtarmak i&ccedil;in diğer mezheplerde bir &ccedil;are aranır. Mesela Şafii veya Hanbeli taklit edilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Şafii&rsquo;de ve Hanbeli&rsquo;de ayrı ayrı beş kere doya doya emmedik&ccedil;e s&uuml;t kardeşi olmaz.<br />
(Artık olan olmuş, evlenmişler, &ccedil;ocukları olmuş, yuvayı yıkmak uygun olmaz) diyerek evliliğe devam edilemez. B&ouml;yle hallerde, yalnız o hususta başka bir mezhebi taklit edilerek yuvanın yıkılması &ouml;nlenir. Hanefi&rsquo;de iki yaşından k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ccedil;ocuk, bir kadını bir defa emse, o kadının b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ocukları ile s&uuml;t kardeş olur. Şafii&rsquo;de ise ayrı ayrı 5 kere doya doya emmesi gerekir. 2-3 defa emerek s&uuml;t kardeş olan b&ouml;yle karı-koca, Şafii mezhebini taklit ederek evliliklerini devam ettirebilirler. Şafii&rsquo;yi taklit etmeden evliliklerini devam ettirmeleri m&uuml;mk&uuml;n olmaz.<br />
<br />
(Şafii&rsquo;ye g&ouml;re s&uuml;t kardeş olmaz) diyerek, bir Hanefi, s&uuml;t kardeşiyle evlenemez. Ancak, evlendikten sonra s&uuml;t kardeş oldukları meydana &ccedil;ıkmışsa, o zaman bir yuvanın yıkılmaması i&ccedil;in Şafii mezhebi taklit edilir. B&ouml;yle bir zaruret olmadan s&uuml;t kardeşle evlenmek caiz olmaz, nikah b&acirc;tıl olur.<br />
<br />
[Hanefi ve Maliki&rsquo;de bir defa, bir yudum emmekle s&uuml;t kardeş olur. Şafii&rsquo;de ve Hanbeli&rsquo;de ise ayrı ayrı 5 kere doya doya emmesi gerekir. Şafii&rsquo;de, iki yaşından yukarı iken emen, s&uuml;t kardeş olmaz. İmam-ı a&rsquo;zama g&ouml;re, 30 aydan, Maliki&rsquo;ye g&ouml;re 26 aydan sonra emen s&uuml;t &ccedil;ocuğu olmaz. Hanbeli&rsquo;de, bir kavilde her yaşta s&uuml;t emen, s&uuml;t kardeş olur.]<br />
<br />
<b>S&uuml;tkardeşliğinde yaş<br />
Sual:</b> Bir erkek, hanımının s&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;se, nik&acirc;hına zararı olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Nik&acirc;hına zararı olmaz, ancak, kadın s&uuml;t&uuml;n&uuml; zaruretsiz i&ccedil;mek caiz değildir. Bilerek i&ccedil;mek g&uuml;nah olursa da, b&uuml;y&uuml;k kimse, s&uuml;t emmekle s&uuml;t &ccedil;ocuğu veya s&uuml;tkardeşi olmaz. Hanbel&icirc;&rsquo;de, bir kavilde, her yaşta s&uuml;t emen, s&uuml;tkardeşi olur. Şafi&icirc;&rsquo;de, iki yaşından b&uuml;y&uuml;kken emen, s&uuml;tkardeşi olmaz. İmam-ı a&rsquo;zama g&ouml;re, 30 aydan, Malik&icirc; mezhebindeyse, 26 aydan sonra emen, s&uuml;tkardeşi olmaz. Hanef&icirc; ve Malik&icirc;&rsquo;de bir defa, bir yudum emmekle, s&uuml;tkardeşi olur. Şafi&rsquo;&icirc; ve Hanbel&icirc;&rsquo;deyse, ayrı ayrı 5 kere, doya doya emmesi gerekir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Yengem babaannesini emmiş. Yengemin halasının oğlu yengeme mahrem midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, mahremdir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yenge babaanneyi emmekle babaannenin kızı olmuş oldu, yani halası ile kardeş oldu. Halasının oğlu da kardeşinin oğlu olmuş olur. Kardeşin oğlu da mahrem olur.<br />
<br />
<b>S&uuml;t kardeşle konuşmak<br />
Sual:</b> (S&uuml;t kardeş olan kadınla konuşmak haramdır) deniyor. B&ouml;yle bir şey var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;yle bir şey yoktur. S&uuml;t kardeş kendi kız kardeşi gibidir; fakat halvet durumunda dikkatli olmalı. <b>Seadet-i Ebediyye</b>&rsquo;de deniyor ki:<br />
Ebedi mahrem olan 18 kadından biriyle halvet caizse de, yalnız s&uuml;t kardeşle ve gen&ccedil; kaynana veya gelinle, fitne ş&uuml;phesi olunca mekruhtur. Halvet, kapalı bir odada yalnız kalmaktır.<br />
<br />
<b>S&uuml;tbabaları farklı olsa</b><br />
<b>Sual:</b> Kocası &ouml;ld&uuml;kten veya kendisini boşadıktan sonra, başkasıyla evlenen bir kadını, bir oğlan &ouml;nceki kocasıyla evliyken, bir kız da yeni kocasıyla evliyken emse, bu oğlan ve kız birbiriyle evlenebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır. Aynı kadından emen oğlan ile kız, s&uuml;tbabaları başka olsa ve başka senelerde emmiş olsalar bile, birbiriyle ve birbirlerinin &ccedil;ocukları ve torunlarıyla evlenemez. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<b>S&uuml;t&ccedil;ocuğun anne ve babaları</b><br />
<b>Sual:</b> Bir kadının s&uuml;t&uuml;n&uuml; emerek, onun s&uuml;t &ccedil;ocuğu olan &ccedil;ocuğun, &ouml;z annesiyle s&uuml;tbabası ve &ouml;z babasıyla s&uuml;tannesi mahrem olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, mahrem olmaz. Yani &ouml;z annesiyle &ouml;z babası ve s&uuml;tannesiyle s&uuml;tbabası ayrılırlarsa, &ouml;z annesiyle s&uuml;tbabası, &ouml;z babasıyla da s&uuml;tannesi evlenebilirler.<br />
<br />
<b>S&uuml;tkardeşlik</b><br />
<b>Sual: </b>S&uuml;tkardeşlikte &ouml;l&ccedil;&uuml; nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Şu beyitte bildiriliyor:<br />
<b>S&uuml;tana baba akrabasının hepsi,</b><br />
<b>S&uuml;t&ccedil;ocuk evladı, zevc veya zevcesi.</b><br />
<br />
Birinci mısraın a&ccedil;ıklaması ş&ouml;yledir:<br />
Bir &ccedil;ocuk bir kadından s&uuml;t emerse, emdiği kadın onun s&uuml;tannesi olur, kadının kocası s&uuml;tbabası olur. Aynen kanla olan akrabalık gibi olur. S&uuml;tannesinin kız kardeşi teyzesi olur, erkek kardeşi dayısı olur. S&uuml;tannesinin annesi b&uuml;y&uuml;k annesi olur. S&uuml;tannesinin b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ocukları onun kardeşi olur, bunların &ccedil;ocukları da yeğenleri olur. Yani s&uuml;tannesinin torunları bunun yeğenleri olur. Hi&ccedil; biriyle evlenemez. S&uuml;tbabasının akrabaları da aynıdır. S&uuml;tbabasının erkek kardeşleri amcası olur, kız kardeşleri halası olur. S&uuml;tbabasının babası onun dedesi olur. Torunlarının hepsi onun yeğeni olur.<br />
<br />
İkinci mısraın a&ccedil;ıklaması ş&ouml;yledir:<br />
S&uuml;t&ccedil;ocuğun kendisi gibi, onun &ccedil;ocukları da, s&uuml;tanneye, s&uuml;tbabaya mahremdir. S&uuml;tkızın kocası, s&uuml;toğlanın hanımı da, s&uuml;tanneye, s&uuml;tbabaya mahremdir.<br />
<br />
S&uuml;tkardeşin s&uuml;tkızı da mahrem olur.<br />
<br />
Bir kaide de ş&ouml;yledir: Bir kadını bir &ccedil;ocuk emse, o &ccedil;ocuğa bu kadının b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ocukları mahremdir, hepsi s&uuml;tkardeş olur. S&uuml;t emziren kadına ise, sadece emzirdikleri mahrem olur, emzirmedikleri mahrem olmaz.<br />
<br />
<b>S&uuml;tkardeşin kızı</b><br />
<b>Sual:</b> Ben<b> </b>doğmadan &ouml;nce annem, halamı emzirmiş. Halamın kızıyla evlenebilir miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Emzirince, halanız, annenizin kızı, yani sizin kız kardeşiniz oluyor. Onun kızı da sizin kardeşinizin kızı oluyor. Kardeş kızı ile evlenilmez. Bunun kızının kızıyla da evlenilmez.<br />
<br />
<b>S&uuml;t akrabalar<br />
Sual: </b>Sitenizde, (Bir erkek, s&uuml;tteyze ve s&uuml;thalasıyla, bir kadın da, s&uuml;tamca ve s&uuml;tdayısıyla evlenemez) diye yazıyor. Bunlar nasıl oluyor? Birer &ouml;rnek verilebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir kız, bir kadını emse, o kadının s&uuml;tkızı olur. Bu s&uuml;tkız, emdiği kadının b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ocuklarına s&uuml;tkardeş olur. Bu kadının erkek &ccedil;ocuklarının &ccedil;ocuklarına ise <b>s&uuml;thala</b> olur, kız &ccedil;ocuklarının &ccedil;ocuklarına ise <b>s&uuml;tteyze</b> olur.<br />
<br />
Bir erkek &ccedil;ocuğu, bir kadını emse, o kadının s&uuml;toğlu olur. Bu s&uuml;toğlan, emdiği kadının b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ocuklarına s&uuml;tkardeş olur. Bu kadının erkek &ccedil;ocuklarının &ccedil;ocuklarına ise, <b>s&uuml;tamca</b> olur, kız &ccedil;ocuklarının &ccedil;ocuklarına ise, <b>s&uuml;tdayı</b> olur.<br />
<br />
S&uuml;tbabasının kız kardeşine s&uuml;thala, erkek kardeşine s&uuml;tamca denir. Bunun gibi, s&uuml;tannesinin erkek kardeşine s&uuml;tdayı, kız kardeşine s&uuml;tteyze denir.<br />
<br />
S&uuml;tteyze, s&uuml;thala, s&uuml;tamca, s&uuml;tdayı, kendi &ouml;z teyzemiz, halamız, amcamız ve dayımız gibi bize mahremdir. Babamızın ve annemizin s&uuml;thala, s&uuml;tteyze, s&uuml;tamca ve s&uuml;tdayıları da bize aynı şekilde mahremdir.<br />
<br />
<b>S&uuml;tbabanın hanımı</b><br />
<b>Sual:</b> S&uuml;tbabam, yeni bir kadınla evlendi. Bu kadın bana mahrem midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, mahremdir. &Ouml;z babanızın hanımı gibi olur.<br />
<br />
<b>S&uuml;toğlun hanımı</b><br />
<b>Sual:</b> S&uuml;toğlumun hanımı bana mahrem midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, mahremdir. Kendi gelininiz gibidir.<br />
<br />
<b>S&uuml;tkardeşin kardeşi<br />
Sual:</b> Annemden s&uuml;t emen kızın, annesiyle veya kız kardeşiyle evlenmem caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, caizdir.<br />
<br />
<b>S&uuml;t bankası</b><br />
<b>Sual:</b> G&ouml;n&uuml;ll&uuml; kadınların vereceği s&uuml;tlerle s&uuml;t bankası kuruluyor. S&uuml;t&uuml; olmayan anneler, bu s&uuml;tlerden alarak bebeklerini besliyorlar. Bunun dinen bir mahzuru olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir kadının s&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;en bebek, onun s&uuml;t &ccedil;ocuğu olur. Bu kadının s&uuml;t&uuml;n&uuml; emen b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ocuklarla da s&uuml;tkardeş olur. Evlenme y&ouml;n&uuml;yle s&uuml;tkardeş, &ouml;z kardeş gibidir. S&uuml;t emilen annenin, hi&ccedil;bir &ccedil;ocuğuyla evlenemez. B&ouml;yle bir s&uuml;t bankasından her bebeğe rastgele verilirse, ileride bilmeden s&uuml;tkardeşiyle evlenenler olabilir. Bu, haram olur. Tıbben de &ccedil;ocukların hastalıklı olmasına sebep olur. Bu şekilde s&uuml;tler birbirine karıştırılmamalı. Hangi anneden s&uuml;t alındığı ve kimlere verildiği kaydedilirse, tutulan bu kayıtlar s&uuml;t&uuml; alınan anneye ve s&uuml;t verilen bebeğin yakınlarına verilirse, s&uuml;tkardeşle evlenme yanlışlığı &ouml;nlenmiş olur.<br />
<br />
<b>S&uuml;tkardeşlik i&ccedil;in<br />
Sual: </b>Hanef&icirc;&#39;de s&uuml;tkardeşlik i&ccedil;in en az ne kadar s&uuml;t emmek gerekir? Kadın s&uuml;t&uuml;, biberonla, kaşıkla veya inek s&uuml;t&uuml;ne karıştırılıp bebeğe verilse yahut bebek, s&uuml;tle pişmiş yemekten yese, s&uuml;tkardeşlik ger&ccedil;ekleşmiş olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İki bu&ccedil;uk yaşından k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuk, bir damla s&uuml;t emse, s&uuml;tkardeşlik olur. Hatt&acirc; kadın s&uuml;t&uuml;, bebeğin burnuna damlatılırsa veya kaşıkla, biberonla verilse de s&uuml;tkardeşlik olur. Biberonda inek s&uuml;t&uuml; varsa, inek s&uuml;t&uuml; kadının s&uuml;t&uuml;nden azsa yine s&uuml;tkardeşlik olur.<br />
<br />
Kadın s&uuml;t&uuml;yle pişmiş yemeği yemekle, s&uuml;tkardeşlik olmaz. S&uuml;t pişmemişse ve yarıdan &ccedil;oksa, s&uuml;tkardeşlik olur.<br />
<br />
<b>&Ouml;l&uuml;n&uuml;n s&uuml;t&uuml;<br />
Sual: </b>Bir &ccedil;ocuk,<b> </b>&ouml;lm&uuml;ş kadının s&uuml;t&uuml;n&uuml; emse, o kadının &ccedil;ocuklarıyla s&uuml;tkardeş olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, olur.<br />
<br />
<b>Yaşlının s&uuml;tkardeşliği</b><br />
<b>Sual: </b>Evli olmayan bir kadınım. Ablamın evinden başka kalacak yerim yoktur. Bana yabancı olan eniştemle aynı evde yaşamak zorundayım. İhtiya&ccedil; h&acirc;linde mezhep taklidi caiz olduğuna g&ouml;re, Hanbel&icirc; mezhebini taklit ederek ablamın s&uuml;t&uuml;n&uuml; emip eniştemin s&uuml;tkızı olabilir miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zaruret olunca mezhep taklidi caizdir. Hanbel&icirc;&#39;de her yaşta emen s&uuml;tkızı olur. Ancak Ş&acirc;fi&icirc;&rsquo;de ve Hanbel&icirc; mezhebinde ayrı ayrı 5 kere doya doya emmek gerekir. İkinci bir husus da, b&uuml;y&uuml;k bir kimsenin, annesinin s&uuml;t&uuml;n&uuml; bile emmesi caiz değildir. Eğer haramı m&uuml;bah kılacak bir zaruret varsa, o zaman, Hanbel&icirc; mezhebini taklit edip, ablanızı beş kere doya doya emerseniz, eniştenizin s&uuml;tkızı olabilirsiniz.<br />
<br />
<b>S&uuml;t akrabalığı<br />
Sual: </b>Evlenmemiş bir kızdan s&uuml;t emilse, s&uuml;t akrabalığı ger&ccedil;ekleşmiş olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evlenmemiş kızdan genelde s&uuml;t gelmez. Sarı sıvı gelirse s&uuml;t h&uuml;km&uuml;nde olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; din kitaplarında ş&ouml;yle yazıyor:<br />
<b>Mecmua-i</b> <b>Z&uuml;hdiyye</b>&rsquo;de diyor ki: S&uuml;t ancak, doğum yapabilen kadından gelir. Doğum yapmamış k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızın memesinden &ccedil;ıkan sıvının, s&uuml;t olacağına h&uuml;kmedilemez. Bu sebeple b&acirc;kire kızın memesinden &ccedil;ıkan sarı suyun emzirilmesiyle nik&acirc;hın haramlığı sabit olmaz. <b>(İbni &Acirc;bid&icirc;n)</b><br />
<br />
B&acirc;kire kadının memesinden &ccedil;ıkan sarı suyu emmekle, s&uuml;t akrabalığı olmaz.<b> (El-fıkh&uuml; alel mezahibil-erbea)</b><br />
<br />
&Ccedil;ok nadir de olsa, evlenmemiş kızın g&ouml;ğs&uuml;nden s&uuml;t gelebiliyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <b>Nimet-i İslam</b> kitabında, (Dokuz yaşında olan b&acirc;kirenin memelerinden s&uuml;t gelse, bu s&uuml;tle s&uuml;t akrabalığı h&uuml;km&uuml; sabit olur) deniyor.<br />
<br />
<b>S&uuml;tkardeşin annesi<br />
Sual:</b> (Emenin, emzirene kendi zatı ve f&uuml;ruu haram, emzirenin ise, emene usul ve f&uuml;ruu haramdır) deniyor. Bu ne demektir? Mesela annemi emen birinin annesiyle veya kızıyla evlenebilir miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir &ccedil;ocuk, bir kadını emerse, o &ccedil;ocuk o kadınla evlenemez, &ccedil;&uuml;nk&uuml; o kadın onun s&uuml;tannesidir. Bu &ccedil;ocuğun &ccedil;ocukları da, bu kadınla evlenemez, &ccedil;&uuml;nk&uuml; emziren kadın onların b&uuml;y&uuml;k anneleri olur.<br />
<br />
(Emzirenin ise, emene usul ve f&uuml;ruu haramdır) demek, (Emen &ccedil;ocuk, emdiği kadının ana, baba, dede ve nineleriyle, oğulları, kızları ve torunlarıyla evlenemediği gibi, bu kadını emen yabancı &ccedil;ocuklarla da evlenemez) demektir.<br />
<br />
Bir erkek, kendi annesinden s&uuml;t emen s&uuml;tkardeşinin anası veya kız kardeşiyle evlenebilir. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<b>Bilmeden s&uuml;tkardeşle evlenmek<br />
Sual:</b> Mezhepsiz bir hoca, (<em>Bilmeden s&uuml;tkardeşiyle evlenen birinin, 4-5 &ccedil;ocuğu olmuş. Bug&uuml;ne kadar nik&acirc;hsız yaşamış, zina etmişler. Bana bu soruldu. Ben de fıkh&icirc; soruları bir hocaya sorun&rdquo; dedim</em>) diyor. Bu evlilik zina mı olmuştur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
B&ouml;yle demesinden, onun ger&ccedil;ekten fıkh&icirc; konuları bilmediği anlaşılıyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; s&uuml;tkardeş olduklarını bilmeden evlenmek g&uuml;nah olmaz. <em>(Zina etmişler) </em>demesi &ccedil;ok yanlıştır. Cenab-ı Hak hi&ccedil; kimseyi g&uuml;c&uuml;n&uuml;n yetmediği bir şeyden dolayı sorumlu tutmaz. Ortada kasıtlı yapılan bir iş yok. Bir kimsenin i&ccedil;tiği s&uuml;t&uuml;n i&ccedil;inde alkol olduğu sonradan meydana &ccedil;ıksa, bunu i&ccedil;en haram işlemiş olmaz. Fıkıh kitaplarında b&ouml;yle şeylerin &ouml;z&uuml;r olduğu, g&uuml;nah olmadığı bildiriliyor.<br />
<br />
Kaybolup yıllarca gelmeyen kocasının &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; veya &uuml;&ccedil; talak verdiği haberini &acirc;dil bir M&uuml;sl&uuml;mandan &ouml;ğrenen kadın, başkasıyla evlenebilir. &Ouml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; işitip veya boşadığını bildiren mektubunu alıp, başkasıyla evlendikten sonra birinci koca gelirse, ikincisinin nik&acirc;hı b&acirc;tıl olur. <b>(Nimet-i İslam) </b>[İlk kocasını &ouml;ld&uuml; sandığı i&ccedil;in, başkasıyla evlenmesi g&uuml;nah olmuyor. S&uuml;tkardeş oldukları sonradan meydana &ccedil;ıkınca, ilk evlilikleri niye g&uuml;nah olsun ki?]<br />
<br />
Nik&acirc;h bozulmuşsa, mesela s&uuml;tkardeş oldukları meydana &ccedil;ıkmışsa; kadı, hemen aralarını ayırır. Koca, kadından bir şey isteyemez. <b>(Hindiyye)</b><br />
<br />
Karı kocanın s&uuml;tkardeş oldukları, birinin veya her ikisinin bir kere emmiş olduğu anlaşılsa, Hanef&icirc; mezhebine g&ouml;re nik&acirc;hları bozulur. Ya ayrılırlar yahut Ş&acirc;fi&icirc; mezhebini taklit ederler. Eğer doyuncaya kadar beş kere emmişse, Ş&acirc;fi&icirc; mezhebini taklit de m&uuml;mk&uuml;n olmaz. Ayrılmaları lazım olur. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
Hoca, zina etmişler demeden, <em>(Ben bilmiyorum, bunu bilen bir hocaya sorun)</em> deseydi, isabetli olurdu. Ama o, <em>(Zina etmişler)</em> diyerek mezhepsizliğini ve cahilliğini g&ouml;stermiş oluyor.<br />
<br />
<b>Aynı kadından s&uuml;t emmek</b><br />
<b>Sual: </b>Bir kadın, birbirine yabancı olan kız ve erkek &ccedil;ocukları emzirse, emzirdiği &ccedil;ocuklar b&uuml;y&uuml;y&uuml;nce birbirleriyle evlenebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Aynı kadından emen &ccedil;ocukların hepsi s&uuml;tkardeş olur. Hi&ccedil;biri diğeriyle evlenemez.<br />
<br />
<b>S&uuml;tannenin torunu</b><br />
<b>Sual: </b>S&uuml;tannemin oğlundan veya kızından olan kızıyla, yani s&uuml;tannemin torunlarıyla evlenmem caiz olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caiz olmaz, &ccedil;&uuml;nk&uuml; s&uuml;tannenizin torunları sizin yeğenleriniz olur. Yeğenle evlenilmez.<br />
<br />
<b>Abimin s&uuml;tkardeşi</b><br />
<b>Sual: </b>Abimin s&uuml;tkardeşiyle veya s&uuml;tannesiyle evlenmem caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, caizdir.<br />
<br />
<b>Yaşlı kadından s&uuml;t gelmesi</b><br />
<b>Sual: </b>Bir bebek, yaşlı bir kadını emse, kadının da s&uuml;t&uuml; gelse, bebek bu kadının s&uuml;t&ccedil;ocuğu olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, s&uuml;t&ccedil;ocuğu olur. Bunun gibi, 9 yaşındaki bir kız &ccedil;ocuğunu da emse, onun da s&uuml;t&uuml; gelse, bu kızın da s&uuml;t&ccedil;ocuğu olur.<br />
<br />
<b>S&uuml;tkardeşlik<br />
Sual: </b>Yedi yaşındaki bir erkek &ccedil;ocuğu, bir kadını emse, o kadının kızıyla evlenebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yedi yaşında emince, s&uuml;tkardeş olmaz. O kadının kızıyla evlenebilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iki veya iki bu&ccedil;uk yaşından sonra emince, s&uuml;tkardeşlik ger&ccedil;ekleşmiyor.<br />
<br />
<b>S&uuml;t kardeş</b><br />
<b>Sual:</b> S&uuml;t kız kardeşimin emzirdiği kızla evlenebilir miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evlenemezsiniz. &Ouml;z yeğeniniz gibi size mahremdir, yani evlenmeniz haramdır.<br />
<br />
<b>Annenin s&uuml;tkardeşi<br />
Sual: </b>Annenin s&uuml;tkız kardeşiyle evlenmek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, caiz değildir. O kadın, onun teyzesi olur. Teyzeyle evlenilmez.<br />
<br />
<b>Oğlunun s&uuml;tannesi<br />
Sual: </b>Oğlunun s&uuml;tannesiyle evlenmek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, caizdir.<br />
<br />
<b>S&uuml;tbabanın hanımı</b><br />
<b>Sual: </b>&Ouml;lm&uuml;ş s&uuml;tbabamın, s&uuml;t&uuml;n&uuml; emmediğim hanımıyla evlenmem caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, caiz değildir. S&uuml;tbabanın b&uuml;t&uuml;n hanımları sizin s&uuml;tanneniz sayılır.<br />
<br />
<b>S&uuml;toğlun hanımı<br />
Sual: </b>S&uuml;toğlumun boşadığı kadınla evlenmem caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, caiz değildir. O kadın sizin gelininiz sayılır. Gelinle evlenilmez.<br />
<br />
<b>Kumasının &ccedil;ocuğunu emzirse<br />
Sual: </b>Bir kadın, kumasının kız &ccedil;ocuğunu emzirse, bu kadının ilk kocasının başka kadından olan oğluna, kumanın o kızı haram olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, haram olmaz. Hatt&acirc; o kadının, şimdiki kocasından olan kızıyla da evlenebilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, ne oğlan, evleneceği kızın annesini emmiştir, ne de kız evleneceği oğlanın annesini emmiştir. Babaları da farklıdır.<br />
<br />
<b>Ablamın emzirdiği kız<br />
Sual: </b>Ablamın emzirdiği kızla evlenmem caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, caiz değildir. O kız sizin yeğeniniz olur. Yeğenle evlenilmez.<br />
<br />
<b>Oğlumun s&uuml;tannesi<br />
Sual: </b>Oğlumun s&uuml;tannesinin kızıyla evlenebilir miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, mahzuru olmaz.<br />
<br />
<b>Ninemin s&uuml;tkızı<br />
Sual: </b>Anneannemin veya babaannemin emzirdiği kızla evlenebilir miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, evlenilmez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; anneannenizin emzirdiği kız sizin teyzeniz, babaannenizin emzirdiği kız da halanız olur. Hala ve teyzeyle evlenilmez.<br />
<br />
<b>S&uuml;tkardeşimin s&uuml;tkızı<br />
Sual: </b>S&uuml;tkardeşimin s&uuml;tkızıyla evlenebilir miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, evlenilmez, &ccedil;&uuml;nk&uuml; o kız, sizin yeğeniniz olur.<br />
<br />
<b>Abimin s&uuml;tkızı<br />
Sual: </b>Abimin veya ablamın s&uuml;tkızıyla evlenebilir miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, evlenemezsiniz, &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar sizin yeğenleriniz olur.<br />
<br />
<b>S&uuml;tbabanın oğlu</b><br />
<b>Sual: </b>S&uuml;tbabamın başka kadından olan oğlu ile evlenebilir miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, evlenemezsiniz, &ccedil;&uuml;nk&uuml; s&uuml;tbaba hakiki baba h&uuml;km&uuml;ndedir, onun oğulları da kardeşiniz demektir. Kardeşle evlenilmez.<br />
<br />
<b>Hanımının s&uuml;tkızı<br />
Sual: </b>Bir kadın bir kızı emziriyor. Kız evlenecek yaştadır. Bu kızla evlenirsem onun s&uuml;tannesi bana yabancı mıdır? Tersine s&uuml;tannesiyle evlensem, bu kız bana yabancı mı olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kadınla evlenince, o kadının s&uuml;tkızı da sizin kızınız olmuş olur. Yabancı olmaz. Tersine kızla evlenirseniz, o kadın sizin anneniz h&uuml;km&uuml;nde olur.<br />
<br />
<b>S&uuml;tkardeşin kardeşi<br />
Sual:</b> Annemin veya ablamın emzirdiği &ccedil;ocuğun kız kardeşiyle veya s&uuml;tkardeşiyle evlenebilir miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, evlenebilirsiniz. Sadece annenizin veya ablanızın emzirdiği kızla evlenemezsiniz.</p>

<p><strong>Sual: Bir kadından s&uuml;t emen, bir erkek &ccedil;ocuk, b&uuml;y&uuml;d&uuml;ğ&uuml; zaman, s&uuml;t&uuml;n&uuml; emdiği kadının torunu ile evlenebilir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Bir kadından s&uuml;t emen bir erkek &ccedil;ocuk, b&uuml;y&uuml;d&uuml;ğ&uuml;nde, s&uuml;t anası, bunun annesi, kız kardeşleri, kızları ve her kuşaktan torunları ile evlenmesi, ebedi haramdır. Bunlarla nesep ile akraba olsaydı, yine evlenemezdi.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimse, s&uuml;t kardeşinin s&uuml;t kızı ile evlenebilir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak D&uuml;rerde buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;&Ouml;z kardeşinin s&uuml;t kızı ile evlenmek haram olduğu gibi, s&uuml;t kardeşinin &ouml;z kızı ve s&uuml;t kardeşinin s&uuml;t kızı ile de evlenmek haramdır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Aynı kadından ve ayrı zamanlarda s&uuml;t emen bir oğlan ile bir kız &ccedil;ocuğu, b&uuml;y&uuml;d&uuml;kleri zaman, birbiri ile evlenebilir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Aynı kadından s&uuml;t emen bir oğlan ile bir kız &ccedil;ocuğu, s&uuml;t babaları başka olsa ve başka senelerde emmiş olsalar bile, bu iki &ccedil;ocuk, birbiri ile, birbirlerinin &ccedil;ocukları ve torunları ile evlenemez.</p>

<p><strong>Sual: Anne, babaları ayrı iki &ccedil;ocuk, bir kadından s&uuml;t emince, ikisi birbiriyle s&uuml;t kardeş olur mu?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Hanefi mezhebinde, bir kadından, birer yudum s&uuml;t emseler, bu iki &ccedil;ocuk s&uuml;t kardeş olurlar. Şafii mezhebinde, s&uuml;t kardeşi olmaları i&ccedil;in, doyuncaya kadar beş kere emmeleri lazımdır.</p>

<p><strong>Sual: Yaşı b&uuml;y&uuml;k olan bir kimse, herhangi bir kadının s&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;se, bu kimse, bu kadının s&uuml;t &ccedil;ocuğu olur mu?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Hanbeli mezhebinde, herhangi bir yaşta olan kimse, bir kadının s&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;se, bu kadının s&uuml;t &ccedil;ocuğu ve s&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;tiği kadının &ccedil;ocukları da bunun s&uuml;t kardeşi olur. Diğer &uuml;&ccedil; mezhepte, ikibu&ccedil;uk yaşından sonra s&uuml;t i&ccedil;ince, s&uuml;t kardeş ve s&uuml;t &ccedil;ocuk olmaz.</p>

<p><strong>Sual: Evli karı-koca, daha sonra birbirlerinin s&uuml;t kardeşi olduklarını &ouml;ğrenseler, ne yapmaları gerekir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Bir erkeğin, hanımı ile s&uuml;t kardeşi oldukları, fakat birinin veya her ikisinin bir kere emmiş olduğu anlaşılsa, Hanefi mezhebine g&ouml;re nik&acirc;hları bozulur, ayrılmaları gerekir. B&ouml;yle durumda bunlar, ya ayrılırlar, yahut da, Şafii mezhebini taklit ederek evliliklerini devam ettirebilirler. Tabii din&icirc; nik&acirc;h akitlerinde, kadının velisi bulunmamışsa, şahitler salih ve erkek değilse, yeniden Şafii mezhebine g&ouml;re nik&acirc;h akdi yaparak evli kalabilirler. Fakat bu karı-koca, doyuncaya kadar beş kere emmişler ise, Şafii mezhebini taklit etmeleri de m&uuml;mk&uuml;n olmaz, ayrılmaları lazım olur.</p>

<p><strong>S&uuml;t &ccedil;ocuğu olması i&ccedil;in<br />
Sual: Bir &ccedil;ocuğun s&uuml;t &ccedil;ocuğu olabilmesi i&ccedil;in, emdiği s&uuml;t miktarında ve s&uuml;t emen &ccedil;ocuğun yaşında belli bir sınır var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Nik&acirc;ye kitabının şerhinde buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Memeden s&uuml;t emmeye, <strong>Rıd&acirc;</strong> denir. İkibu&ccedil;uk yaşından k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuk, yabancı bir veya birka&ccedil; kadından, birer yudum s&uuml;t emerse, Hanefi ve Maliki mezhebinde, bu kadınlar &ccedil;ocuğun s&uuml;t annesi olur. Bu kadınların mahrem akrabaları, &ccedil;ocuğa <strong>Mahrem</strong> yani evlenmeleri haram olurlar. Kadının &ouml;z biraderi, &ccedil;ocuğun s&uuml;t dayısı olur. Bu kadına, bu s&uuml;t&uuml;n gelmesine sebep olan kocası da, s&uuml;t babası olur. Bu adamın &ouml;z biraderi de, s&uuml;t amcası olur. Fakat s&uuml;t emen &ccedil;ocuğun mahremleri, s&uuml;t anneye ve kocasına mahrem olmazlar. Şafii ve Hanbeli mezhebinde, doyuncaya kadar, ayrı ayrı beş kere emmezse, s&uuml;t &ccedil;ocuğu olmaz. İm&acirc;m-ı Eb&ucirc; Y&ucirc;s&uuml;f, İm&acirc;m-ı Muhammed ve İm&acirc;m-ı Ş&acirc;fii hazretleri, iki yaşından sonra emen &ccedil;ocuk i&ccedil;in, s&uuml;t &ccedil;ocukları olmaz buyurdular. İkibu&ccedil;uk yaşından sonra emen &ccedil;ocuk da, Hanefi mezhebinin s&ouml;z birliği ile, s&uuml;t &ccedil;ocuğu olmaz. Bu yaşa gelen &ccedil;ocuğu emzirmek zaruri olmadığı i&ccedil;in, emzirmesi caiz olmaz denildi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, insan par&ccedil;asını zaruretsiz kullanmak haramdır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Bir kadının s&uuml;t&uuml;n&uuml; alıp, bu s&uuml;tle yemek yapılsa, bu yemekten yiyen &ccedil;ocuk, bu kadının s&uuml;t &ccedil;ocuğu olur mu?<br />
Cevap:</strong> Kadın s&uuml;t&uuml; ile pişmiş yemeği yemekle, s&uuml;t &ccedil;ocuğu olmaz. S&uuml;t pişmemiş ise, yarıdan &ccedil;ok olunca, s&uuml;t &ccedil;ocuğu olur. İmam-ı Ş&acirc;fii hazretleri, s&uuml;t yarıdan az olunca da, s&uuml;t &ccedil;ocuğu olur dedi. Kadının s&uuml;t&uuml;, &ccedil;ocuğun burnuna damlatılırsa, s&uuml;t &ccedil;ocuğu olur. &Ouml;l&uuml;n&uuml;n ve dokuz yaşına gelmiş kızın s&uuml;t&uuml; ile de, s&uuml;t &ccedil;ocuğu olur.</p>

<p><strong>Sual: Bir &ccedil;ocuk, &ouml;lm&uuml;ş bir kadından s&uuml;t emse, bu &ccedil;ocuk, o kadının s&uuml;t &ccedil;ocuğu olur mu?<br />
Cevap:</strong> &Ouml;lm&uuml;ş bir kadının ve dokuz yaşına gelmiş kızın s&uuml;t&uuml; ile de s&uuml;t &ccedil;ocuğu olur.</p>

<p><strong>Sual: Evlenmemiş bek&acirc;r bir kızdan gelen s&uuml;t&uuml; emen &ccedil;ocuk, bu kızın s&uuml;t &ccedil;ocuğu mu olur?<br />
Cevap:</strong> Evlenmemiş bek&acirc;r bir kızda s&uuml;t hasıl olursa, bunun emzirdiği &ccedil;ocuk, bu kızın s&uuml;t &ccedil;ocuğu olur.</p>

<p><strong>Sual: Bir kadından s&uuml;t emen &ccedil;ocuk, s&uuml;t emdiği kadının, kardeşleri ile de evlenemez mi?<br />
Cevap:</strong> &Ccedil;ocuğun, s&uuml;t anası, s&uuml;t babası, bunların anaları, babaları, kardeşleri, &ccedil;ocukları ve her kuşaktan torunları ile evlenmesi, ebedi olarak haramdır. Bunlarla nesep, soy ile akraba olsaydı, yine evlenemezdi.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1452]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 18:48:40 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Din nereden öğrenilir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İslam&rsquo;a ve Kur&rsquo;ana uymak ve dinimizi &ouml;ğrenmek i&ccedil;in, meal ve tefsir mi okumak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslam&rsquo;a, Kur&rsquo;ana uymak, dini &ouml;ğrenmek, meal ve tefsir okumakla değil, ancak hak olan bir mezhebe uymak ve bu mezhebe ait h&uuml;k&uuml;mleri &ouml;ğrenmekle olur. Bir kimse, Kur&rsquo;an-ı kerimden, tefsirden anladığına uyarsa, İslam&rsquo;a uymuş olmaz. Kur&rsquo;an-ı kerimde her h&uuml;k&uuml;m var ise de, bunları doğru olarak Resulullah efendimiz a&ccedil;ıklamıştır. Resulullaha uymak farzdır. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(De ki, &ldquo;Eğer Allah&rsquo;ı seviyorsanız, bana t&acirc;bi olun!&rdquo;) </b>[Al-i İmran 31]<br />
<br />
<b>(Ona t&acirc;bi olun ki, doğru yolu bulasınız.) </b>[Araf 158]<br />
<br />
<b>(Resule itaat eden Allah&rsquo;a itaat etmiş olur.) </b>[Nisa 80]<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:<br />
Cenab-ı Hak, Kur&rsquo;an-ı kerimde, Muhammed aleyhisselama itaat etmenin, kendisine itaat etmek olduğunu bildiriyor. O halde, Onun Resul&uuml;ne itaat edilmedik&ccedil;e, Ona itaat edilmiş olmaz. Bunun pek kati ve kuvvetli olduğunu bildirmek i&ccedil;in, <b>(Elbette muhakkak b&ouml;yledir) </b>buyurup, doğru d&uuml;ş&uuml;nmeyenlerin, bu iki itaati birbirinden ayrı g&ouml;rmelerine meydan bırakmadı. Yine Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(K&acirc;firler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirleri ile peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak istiyorlar. Bir kısmına inanırız, bir kısmına inanmayız diyorlar. İman ile k&uuml;f&uuml;r arasında bir yol a&ccedil;mak istiyorlar. Onların hepsi k&acirc;firdir. K&acirc;firlerin hepsine Cehennem azabını, &ccedil;ok acı azapları hazırladık) </b>buyuruyor. [152. mektup]<br />
<br />
<b>Hadis-i şeriflerin &ouml;nemi</b><br />
Peygamber efendimize uymanın &ouml;nemi anlaşılınca, Kur&rsquo;an-ı kerimin a&ccedil;ıklaması olan hadis-i şeriflere de uymanın gereği anlaşılır. S&uuml;nnet, yani hadis-i şerifler olmasaydı, namazların ka&ccedil; rekat olduğu ve nasıl kılınacağı, zek&acirc;t nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinemezdi. Yani hi&ccedil;bir kimse, bunları Kur&rsquo;an-ı kerimden &ccedil;ıkaramazdı. Şu halde Kur&rsquo;an-ı kerimi anlamak i&ccedil;in, onun a&ccedil;ıklaması olan hadis-i şeriflere ihtiya&ccedil; vardır. Hadis-i şerifleri de anlamak i&ccedil;in &acirc;limlere ihtiya&ccedil; vardır. Bu bakımdan Peygamber efendimiz, İslam&rsquo;a, Kur&rsquo;ana t&acirc;bi olmak isteyenin bir &acirc;lime, bir mezhebe bağlanmasını emrediyor. <b>(&Acirc;limlere t&acirc;bi olun!) </b>buyuruyor. (Deylemi)<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, &acirc;limlere uymayı emrediyor, <b>(&Acirc;limlere sorun!) </b>ve <b>(Peygamberin emrettiğini yapın, yasakladığından sakının!) </b>buyuruyor. (Nahl 43, Haşr 7)<br />
<br />
Ahmed Tahtavi hazretleri, (Kur&rsquo;an-ı kerimdeki, <b>(Allah&rsquo;ın ipine sarılın!) </b>emri, (Fıkıh &acirc;limlerinin, bildirdiklerine uyun!) demektir) buyurdu. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l-Muhtar haşiyesi) </b><br />
<br />
Kendi hastalığını ve kalbindeki hastalığın ilacını bilmeyen cahillerin hadis-i şeriflerden kendine uygun olanları se&ccedil;ip alması imkansız gibidir. İslam &acirc;limleri, kalb, ruh m&uuml;tehassısları olup, herkesin b&uuml;nyesine uygun ruh ila&ccedil;larını, hadis-i şeriflerden se&ccedil;erek bildirmişlerdir. Peygamber efendimiz d&uuml;nya eczanesine y&uuml;zbinlerce ila&ccedil; hazırlayan baş tabib olup, evliya ve &acirc;limler de, bu hazır ila&ccedil;ları, hastaların dertlerine g&ouml;re dağıtan, yardımcı tabibler gibidir. Hastalığımızı bilmediğimiz, ila&ccedil;ları tanımadığımız i&ccedil;in, y&uuml;zbinlerce hadis-i şerif i&ccedil;inden, kendimize ila&ccedil; aramaya kalkarsak alerji hasıl olarak, cahilliğimizin cezasını &ccedil;eker, fayda yerine zarar g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. Bunun i&ccedil;in &acirc;limlere uymamız gerekir. &Acirc;limlere uymak, 4 mezhepten birine uymak demektir. Asırlardan beri b&uuml;t&uuml;n İslam &acirc;limleri, d&ouml;rt mezhepten birine uymuşlar ve m&uuml;sl&uuml;manların da uymalarının gerektiğini bildirmişlerdir. Bunlara uymakta icma hasıl olmuştur. İcmadan, cemaatten, topluluktan ayrılan helak olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İki kişi, bir kişiden, &uuml;&ccedil; kişi, iki kişiden iyidir. O halde cemaatle birlikte olun! Allah&rsquo;ın rızası, rahmeti, yardımı cemaattedir. Cemaatten ayrılan Cehenneme d&uuml;şer.) </b>[İbni Asakir]<br />
<br />
<b>(&Uuml;mmetimin &acirc;limleri, hi&ccedil;bir zaman dalalette birleşmezler.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
Hadis-i şerifleri de, sahih veya bozuk olduğunu bilmeden s&ouml;ylemek, sahih olsa bile, g&uuml;nah olur. B&ouml;yle kimsenin hadis-i şerif okuması caiz olmaz. Hadis kitaplarından, hadis nakletmek i&ccedil;in, hadis &acirc;limlerinden icazet almış olmak gerekir. Hadis-i şeriflerin de sahih olup olmadığını bilmeden, sahih bir hadis-i şerifi bile s&ouml;ylemek g&uuml;nah olur. Hadis-i şerifte, <b>(Bilmediği s&ouml;z&uuml; hadis olarak s&ouml;yleyen, Cehennemde azap g&ouml;r&uuml;r) </b>buyuruldu. Onun i&ccedil;in &acirc;lim olmayan kimsenin, hadis okuyup anladığı ile amel etmesi caiz olmaz. <b>(Berika)</b><br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimi ancak Resulullah efendimiz anlamış, hadis-i şeriflerle a&ccedil;ıklamıştır. Bu hadis-i şerifleri de, ancak Eshab-ı kiram ve m&uuml;ctehid imamlar anlayabilmiş, m&uuml;sl&uuml;manlar da bu &acirc;limlerin anladıklarına t&acirc;bi olmuşlardır.<br />
<br />
Şu halde, Kur&rsquo;andan, hadisten ve bunların terc&uuml;melerinden din &ouml;ğrenmek m&uuml;mk&uuml;n olmaz. Her m&uuml;sl&uuml;man dinini Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarından hazırlanan ilmihallerden &ouml;ğrenmelidir!<br />
<br />
<b>Fıkıh kitapları varken<br />
Sual:</b> Dinimizi hangi tefsir ve hadis kitabından &ouml;ğrenmem daha kolay olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
En kıymetli tefsir, <b>Beydavi </b>tefsiridir. En kıymetli hadis kitapları <b>K&uuml;t&uuml;b-i sitte </b>denilen altı hadis kitabıdır. Fakat bizim gibilerin dinimizi bu kitaplardan &ouml;ğrenmesi m&uuml;mk&uuml;n değildir. Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki:<br />
Tefsir, kelam-ı ilahiden murad-ı ilahiyi anlamak demektir. Kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ile tefsir caiz değildir. Hadis-i şerifte, <b>(Kur&rsquo;an-ı kerimi, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ile a&ccedil;ıklayan, doğru olsa dahi, hata etmiştir) </b>buyuruldu. Hadisleri de, hadis kitaplarından değil, İslam &acirc;limlerinin fıkıh, ahlak kitaplarından naklederek s&ouml;ylemek veya yazmak gerekir. <b>(Berika)</b><br />
<br />
İmam-ı Şarani<b> </b>hazretleri buyuruyor ki:<br />
Hadis-i şerifler Kur&rsquo;an-ı kerimi a&ccedil;ıklar. Mezhep imamları hadis-i şerifleri a&ccedil;ıklamıştır. Din &acirc;limleri de, mezhep imamlarının s&ouml;zlerini a&ccedil;ıklamışlardır. Tahareti, namazların ka&ccedil; rekat olduklarını, r&uuml;ku ve secdelerde okunacak tesbihleri, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağını, zek&acirc;t nisabını, orucun ve haccın farzlarını Kur&rsquo;an-ı kerimden &ccedil;ıkarmak m&uuml;mk&uuml;n değildir.<br />
<br />
İmran bin Husayn hazretleri, (bize yalnız Kur&rsquo;andan s&ouml;yle) diyene, (Ey ahmak, Kur&rsquo;an-ı kerimde, namazların ka&ccedil; rekat olduğunu bulabilir misin) buyurdu. Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;e de, farzların seferde ka&ccedil; rekat kılınacağını Kur&rsquo;an-ı kerimde bulamadık, dediklerinde buyurdu ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bize, Muhammed aleyhisselamı g&ouml;nderdi. Biz, Kur&rsquo;an-ı kerimde bulamadıklarımızı, Resulullahtan g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z gibi yapıyoruz. O, seferde d&ouml;rt rekatlık farzları iki rekat olarak kılardı. Biz de &ouml;yle yaparız. <b>(Mizan-&uuml;l-k&uuml;bra)</b><br />
<br />
Abd&uuml;lgani Nabl&uuml;si hazretleri buyuruyor ki:<br />
Fıkıh bilgilerini derin &acirc;limler, &acirc;yet-i kerimlerden ve hadis-i şeriflerden &ccedil;ıkarmışlardır. Bunlar ancak fıkıh kitaplarından &ouml;ğrenilir. Fıkıh kitapları varken, din bilgilerini tefsirlerden &ouml;ğrenmeye kalkışmak, nafile ibadet olur. Farz-ı ayn olan fıkıh kitaplarını okumayı bırakıp, nafile olan tefsir okumak caiz değildir. Zaten m&uuml;ctehid olmayanların tefsirden fıkıh bilgisi &ouml;ğrenmesi imkansızdır.<br />
<br />
Cehenneme gidecekleri bildirilen yetmiş iki fırkanın &acirc;limleri tefsirlerden yanlış mana anladıkları i&ccedil;in sapıttılar. &Acirc;limler sapıtınca &acirc;lim olmayanların tefsir okuması felaket olur. Tefsir kitaplarını anlayabilmek i&ccedil;in, kolları olan seksen ilimle birlikte yirmi ana ilmi &ouml;ğrenmek gerekir.<br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimin hakiki manasını &ouml;ğrenmek isteyen bir kimse, din &acirc;limlerinin kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarını okuması gerekir. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
Nahl suresinin 44. &acirc;yetinde mealen, <b>(İnsanlara indirdiğimi onlara beyan edesin)</b> buyuruldu. Beyan etmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen &acirc;yetleri, başka kelimelerle ve başka suretle anlatmak demektir. &Uuml;mmetin &acirc;limleri de, &acirc;yetleri beyan edebilselerdi ve kapalı olanları a&ccedil;ıklayabilselerdi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Peygamberine, <b>sana vahy olunanları tebliğ et </b>der, beyan etmesini emretmezdi.<br />
<br />
Resulullah, Kur&rsquo;an-ı kerimde m&uuml;cmel olarak bildirilenleri a&ccedil;ıklamasaydı ve mezhep imamları da kapalı olarak bildirilenleri a&ccedil;ıklamasalardı, bunları hi&ccedil;birimiz anlayamazdık. &Ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k &acirc;lim olan mezhep imamları da hadis-i şerifleri a&ccedil;ıklamıştır. Bu &acirc;limler, Resulullahın v&acirc;risleridir.<br />
<br />
Resulullahın getirdiklerinin hepsine, hikmetlerini, delillerini anlamasak bile, iman ve tasdik etmemiz gerektiği gibi, mezhep imamlarımızdan gelen bilgilere de, delillerini anlamasak bile, iman ve tasdik etmemiz gerekir.<br />
<br />
Peygamberlerin hepsinin dinlerinde amele ait birbirlerine zıt h&uuml;k&uuml;mler bulunduğu halde hepsine iman ve tasdik etmemiz gerekir. Mezhepler de, bunun gibidir.<br />
<br />
M&uuml;ctehid olmayanın, mezhepler arasında ayrılıklar bulunduğunu g&ouml;rse de, hepsine iman ve tasdik etmesi gerekir. M&uuml;ctehid olmayan birinin, bir mezhebi hatalı g&ouml;rmesi, o mezhebin hatalı olduğunu g&ouml;stermez. O kimsenin, kendisinin hatalı olduğunu, anlayışının kıt olduğunu g&ouml;sterir. <b>(Mizan-&uuml;l-k&uuml;bra)</b></p>

<p><strong>Sual: Bir kimse, din&icirc; konularda bilmediklerini, hadis-i şeriflere bakarak &ouml;ğrenebilir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> İctihad derecesine y&uuml;kselmemiş olanın, ibadetlerini, işlerini hadis-i şeriflere uyarak yapması ve d&ouml;rt mezhepten birine uymaması, dalalettir, sapıklıktır. M&uuml;minlerin yolundan ayrılmaktır. Nahl suresinin 43. &acirc;yetinde mealen; <strong>(Bilmediklerinizi zikir ehlinden sorunuz!)</strong> buyuruldu. Eb&ucirc; D&acirc;vud&#39;un C&acirc;bir bin Abdullah&#39;tan haber verdiği hadis-i şerifte; <strong>(Bilmediklerinizi sorunuz. Cehaletin ilacı sualdir)</strong> buyuruldu. Bu &acirc;yet-i kerime ve hadis-i şerif, bilmeyenlerin bilenlerden sorup &ouml;ğrenmelerini emretmektedirler.</p>

<p><strong>Din, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinden &ouml;ğrenilir<br />
Sual: </strong>Dinimizi doğru olarak kimden, nerelerden ve hangi kitaplardan &ouml;ğrenmeliyiz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslam dininin inan&ccedil;larını, emirlerini ve yasaklarını doğru olarak bildiren binlerle kıymetli kitap yazılmış, bunların &ccedil;oğu yabancı dillere &ccedil;evrilerek, her memlekete yayılmıştır. Bu doğru kitapları yazan İsl&acirc;m &acirc;limlerine Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi denir. Buna karşılık, yalnız kendi zevklerini d&uuml;ş&uuml;nen, kısa g&ouml;r&uuml;şl&uuml; ve mevki, para ile satılmış olanlar, her zaman, İsl&acirc;mın faydalı, feyizli ve ışıklı yoluna saldırmış, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerini lekelemeye, İsl&acirc;m dinini değiştirmeye, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaya uğraşmışlardır. İnananlarla ink&acirc;r edenler arasındaki bu m&uuml;cadele her asırda olmuş ve kıyamete kadar da olacaktır.</p>

<p>Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri, b&uuml;t&uuml;n bilgilerini Eshab-ı kiramdan &ouml;ğrendiler. Onlar da, Resulullah efendimizden aldılar. Eshab-ı kiram, İsl&acirc;miyeti bildirmek i&ccedil;in, uzak memleketlere dağıldılar. Bunun i&ccedil;in, kitap yazmaya vakit bulamadılar. İkiy&uuml;z seneden sonra gelen &acirc;limler arasında, din bilgilerine kendi g&ouml;r&uuml;şlerini, zamanlarındaki fen bilgilerini ve eski filozofların s&ouml;zlerini karıştıranlar oldu. B&ouml;ylece, yetmişiki bozuk Bid&#39;at fırkası meydana geldi.</p>

<p>Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsini tezkiye yani nefsin yaratılışındaki k&uuml;fr&uuml; ve g&uuml;nahları temizlemek i&ccedil;in, her zaman &ccedil;ok&ccedil;a <strong>L&acirc; il&acirc;he illallah</strong> ve kalbini tasfiye yani nefisten, şeytandan, k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan ve zararlı bozuk kitaplardan gelmiş olan k&uuml;f&uuml;rden ve g&uuml;nahlardan kurtulmak i&ccedil;in <strong>Estağfirullah</strong> okumalıdır. İsl&acirc;miyete uyanın duaları muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, g&uuml;nah işleyenin ve haram yiyip i&ccedil;enin İsl&acirc;miyete uymadığı anlaşılır. Bunların duası kabul olmaz ve b&ouml;ylelerinden din de &ouml;ğrenilmez.</p>

<p><strong>Tefsirden din bilgisi &ouml;ğrenmek<br />
Sual: </strong>Zamanımızda &ccedil;ok kimse, dinini Kur&rsquo;&acirc;ndan &ouml;ğren diye yazıyor ve anlatıyor. Ger&ccedil;ekten bir kimse, İsl&acirc;miyetin emir ve yasaklarını Kur&rsquo;&acirc;n tefsirlerinden &ouml;ğrenip bulması, h&uuml;k&uuml;mleri &ccedil;ıkarması m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Konu ile alakalı olarak Had&icirc;kada buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Ehl-i s&uuml;nnet itikadını ve farzları, haramları &ouml;ğrenmek farzdır. Bunları &ouml;ğretmek ve kendine lazım olandan başka fıkıh bilgilerini &ouml;ğrenmek ve Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin tefsirini, had&icirc;s ilmini &ouml;ğrenmek farz-ı kifayedir. Fıkıh bilgileri, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimden ve had&icirc;s-i şeriflerden &ouml;ğrenilmesi farz olan bilgilerdir. Fıkıh kitabı okuyan mukallitler, &acirc;yetten ve had&icirc;sten h&uuml;k&uuml;m &ccedil;ıkarmak ihtiyacından kurtulur. Farz-ı kifaye olanları bilen, yapan var iken, bunları &ouml;ğrenmek m&uuml;stehab olur. Bunları yapmak nafile ibadet olur. Yalnız, cenaze namazı b&ouml;yle değildir. Velisi kılınca, başkalarının tekrar kılması caiz olmaz. Namaz kılacak kadar Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim ezberleyen kimsenin, boş zamanlarında daha &ccedil;ok ezberlemesi, nafile namaz kılmasından daha &ccedil;ok sevap olur. İbadetlerinde ve g&uuml;nl&uuml;k işlerinde lazım olan fıkıh bilgilerini &ouml;ğrenmesi ise, bundan daha &ccedil;ok sevap olur. L&uuml;zumundan fazla fıkıh bilgilerini &ouml;ğrenmek de, nafile ibadetlerden daha sevaptır. L&uuml;zumundan fazla fıkıh bilgisi &ouml;ğrenirken, tasavvuf bilgilerini ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya arif olanların s&ouml;zlerini ve h&acirc;l terc&uuml;melerini &ouml;ğrenmesi de m&uuml;stehab olur. Bunları okumak, kalpte ihlası arttırır. Fıkıh bilgilerini, derin &acirc;limler, &acirc;yet-i kerimelerden ve had&icirc;s-i şeriflerden &ccedil;ıkarmışlardır. Bunlar, ancak fıkıh kitaplarından ve fıkıh &acirc;limlerinden &ouml;ğrenilir.&rdquo;</p>

<p>G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, tefsir okumak farz-ı kifayedir. Fıkıh kitapları varken, din bilgilerini tefsirlerden &ouml;ğrenmeye kalkışmak, nafile ibadet olur. Farz-ı ayın olan fıkıh kitaplarını okumayı bırakıp, nafile olan tefsir okumak, caiz değildir. Zaten, bizim gibi mukallitlerin, tefsirden fıkıh bilgisi &ouml;ğrenmesi imk&acirc;nsızdır. Cehenneme gidecekleri bildirilen yetmişiki fırkanın &acirc;limleri, tefsirlerden yanlış mana anladıkları i&ccedil;in, sapıttılar. &Acirc;limler sapıtınca, bizim gibi cahillerin tefsirden ne anlayabileceğini d&uuml;ş&uuml;nmelidir! Doğru yazılmış tefsirleri okuyan cahiller, b&ouml;yle felakete d&uuml;şerse, dinde reformcuların tefsir adındaki kitaplarını okuyan acaba ne olur?</p>

<p align="left"><strong>Dinimizi,</strong> <strong>Kur&rsquo;an</strong> <strong>ve</strong> <strong>hadisten</strong> <strong>&ouml;ğrenmek<br />
Sual: </strong>Dinimizi doğrudan &acirc;yet ve hadislerden &ouml;ğrenmek m&uuml;mk&uuml;n olabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kendi hastalığını ve kalbindeki hastalığın ilacını bilmeyen cahil bir kimsenin, hadis-i şeriflerden kendine uygun olanları se&ccedil;ip alması imk&acirc;nsız gibidir. İsl&acirc;m &acirc;limleri, kalp, ruh m&uuml;tehassısları olup, herkesin b&uuml;nyesine uygun ruh ila&ccedil;larını, hadis-i şeriflerden se&ccedil;erek s&ouml;ylemiş ve yazmışlardır. Peygamber efendimiz, d&uuml;nya eczahanesine y&uuml;zbinlerce ila&ccedil; hazırlayan baş tabip olup, Evliya ve alimler de, bu hazır ila&ccedil;ları, hastaların dertlerine g&ouml;re dağıtan, emrindeki yardımcı tabipler gibidir. Hastalığımızı bilmediğimiz, ila&ccedil;ları tanımadığımız i&ccedil;in, y&uuml;zbinlerce had&icirc;s-i şerif i&ccedil;inden, kendimize ila&ccedil; aramaya kalkarsak <strong>allergie</strong>, aksi tesir hasıl olarak, cahilliğimizin cezasını &ccedil;eker, fayda yerine zarar g&ouml;r&uuml;r&uuml;z.</p>

<p align="left">Bunun i&ccedil;in had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Kur&#39;&acirc;n-ı kerimden kendi aklı ile kendi d&uuml;ş&uuml;ncesi ve bilgisi ile mana &ccedil;ıkaran</strong> [din b&uuml;y&uuml;klerinin, Peygamber efendimizden ve Esh&acirc;b-ı kiramdan alarak yaptıkları tefsirlere aykırı uydurma tefsir yazan] <strong>kafir olur)</strong> buyuruldu.</p>

<p align="left">Bunun i&ccedil;in din b&uuml;y&uuml;klerinin, Peygamber efendimizden ve Esh&acirc;b-ı kiramdan alarak yaptıkları tefsirlere aykırı tefsir yazanlar ve bunları okuyanlar, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k tehlike i&ccedil;indedirler. Mezhepsizler, bu inceliği anlayamadıkları i&ccedil;in;</p>

<p align="left">&ldquo;Herkes Kur&#39;an ve hadis okumalı, dinini bunlardan kendi anlamalı, mezhep kitaplarını okumamalıdır&rdquo; diyerek, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarının okunmasını yasak ediyorlar. B&ouml;ylece insanların İsl&acirc;m dinini doğru olarak &ouml;ğrenmelerine mani oluyor ve fayda yerine zarar veriyorlar.</p>

<p align="left">Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;nderdiği kitaba <strong>Kur&#39;&acirc;n-ı kerim</strong>, Muhammed aleyhisselamın s&ouml;zlerine <strong>Hadis-i şerif</strong> denir. Kur&#39;&acirc;n-ı kerim ve hadis-i şerifleri bize a&ccedil;ıklayan b&uuml;y&uuml;k din &acirc;limleri de vardır.</p>

<p align="left">&ldquo;B&ouml;yle &acirc;limlere l&uuml;zum var mı? İnsan iyi bir M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in İsl&acirc;m dininin kitabı olan Kur&#39;&acirc;n-ı kerimi okuyarak ve hadis-i şerifleri inceleyerek doğru yolu bulamaz mı?&rdquo; diyenler ve bu din rehberlerine kıymet, ehemmiyet vermeyenler de vardır. Halbuki bu, &ccedil;ok yanlıştır. Zira, din esasları hakkında hi&ccedil;bir bilgisi olmayan kimse, bir rehber olmadan Kur&#39;&acirc;n-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin derin manasını anlayamaz. Bu sebeple, din ve iman işlerinde, Kur&#39;&acirc;n-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin manalarını anlayabilmek i&ccedil;in, b&uuml;y&uuml;k din &acirc;limlerinin eserlerinden faydalanmak gerekmektedir.</p>

<p align="left"><strong>Dinimizi doğru &ouml;ğrenmek i&ccedil;in<br />
Sual: </strong>Bir kimse, dinini doğru olarak &ouml;ğrenmek i&ccedil;in kime veya nereye m&uuml;racaat etmesi gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hasta olan bir kimse, polise, avukata, &ouml;ğretmene değil, o hastalığın m&uuml;tehassısı olan bir doktora başvurur. Dinini, imanını kurtarmak i&ccedil;in &ccedil;are arayanın da, avukata, &ouml;ğretmene değil, din m&uuml;tehassısı olan ehl-i s&uuml;nnet alimlerine başvurması lazımdır.</p>

<p align="left">Din alimi olmak i&ccedil;in de, zamanın fen bilgilerini iyi bilmek, ayrıca ihtisası olmak, Kur&#39;&acirc;n-ı kerimi ve manalarını ezberden bilmek, binlerce had&icirc;s-i şerifi ve manalarını ezbere bilmek, İsl&acirc;mın yirmi ana ilminde m&uuml;tehassıs olmak ve bunların kolları olan seksen ilmi iyi bilmek, bu ilimlerde ictihad derecesine y&uuml;kselmek, d&ouml;rt mezhebin inceliklerini kavramış olmak, tasavvufun en y&uuml;ksek derecesi olan <strong>Vil&acirc;yet-i hassa-i Muhammediyye</strong> denilen olgunluğa erişmiş olmak lazımdır.</p>

<p><strong>Sual: </strong>İslam &acirc;limlerinden İmam-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri, kitaplarında felsefecilere cevap olarak imani konuları anlattığı gibi ibadet ve tasavvuf konularına da yer vermiştir, bunun hikmeti ne olabilir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda İm&acirc;mı Rabb&acirc;ni hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Eski felsefecilerden bazıları, kendi g&ouml;r&uuml;ş ve hayalleri ile hazırladıkları kitapların s&uuml;r&uuml;mlerini arttırmak i&ccedil;in, Peygambere inen kitaplarda okudukları ve bunlara inananlardan işittikleri, ahlakı g&uuml;zelleştirmek ve faydalı işler yapmak yollarını bunlara karıştırdılar. İm&acirc;m-ı Muhammed Gaz&acirc;l&icirc; hazretlerinin, kitabında ibadetlere de yer vermesine gelince, fıkıh &acirc;limleri ibadetlerin nasıl yapılacaklarını bildirdiler. İnceliklerini anlatmadılar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, onların maksadı, ibadetlerin doğru yapılmasının şartlarını ve şekillerini bildirmekti. İnsanların i&ccedil;lerine, kalblerine bakmadılar. Bunları bildirmek, tasavvuf &acirc;limlerinin vazifesi idi. İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri, bedenlerin ve g&ouml;r&uuml;nen işlerin iyileşmesini sağlayan din ile, i&ccedil; &acirc;lemin temizliğine kavuşturan tasavvuf bilgilerini birleştirdi. Kitabında bu ikisine de yer verdi. İkincisine M&uuml;nciyy&acirc;t, yani felaketten kurtarıcı bilgiler ismini verdi ise de, ibadetlerin de m&uuml;nc&icirc; olduklarını bildirdi. İbadetlerin kurtarıcı olmalarını sağlamak, fıkıh kitaplarından &ouml;ğrenilir. Kurtarıcı olan kalb bilgileri, fıkıh kitaplarından &ouml;ğrenilmez.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: </strong>Her M&uuml;sl&uuml;manın, kendine lazım olan din bilgilerini temel fıkıh kitaplarından mı &ouml;ğrenmesi gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kitaplarda M&uuml;sl&uuml;manların iki kısım olduğu bildirilmektedir ki bunlar;&nbsp;Hav&acirc;s, &acirc;limler ve av&acirc;m, c&acirc;hillerdir. D&uuml;rr-i Yekt&acirc; kitabında buyuruluyor ki:</p>

<p>&ldquo;Av&acirc;m, sarf, nahiv ve edebiyat ilimlerinin usullerini, kaidelerini bilmeyen kimselerdir. Bunlar, fıkıh ve fetva kitaplarını anlayamaz. Bunların, iman ve ibadet bilgilerini Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinden sorup, &ouml;ğrenmeleri farzdır. &Acirc;limlerin de, s&ouml;zleri, vaazları ve yazıları ile, &ouml;nce iman, sonra temel olan ibadetleri &ouml;ğretmeleri farzdır. Zah&icirc;re ve T&acirc;t&acirc;rh&acirc;niyye kitaplarında, imanın şartlarını ve Ehl-i s&uuml;nnet itik&acirc;dını &ouml;ğretmenin her şeyden evvel lazım olduğu bildirilmektedir.&rdquo;</p>

<p>Bunun i&ccedil;indir ki, Seyyid Abd&uuml;lhak&icirc;m Efendi (Arvas&icirc;) rahmetullahi aleyh, vefatına yakın;</p>

<p>&ldquo;İstanbul camilerinde, otuz seneye yakın, yalnız imanı ve Ehl-i s&uuml;nnet itik&acirc;dını ve İslamın g&uuml;zel ahlakını anlatmaya &ccedil;alıştım&rdquo; buyurmuştur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4766]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 03:23:08 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hristiyanlık nedir]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Hristiyanlık hakkında bilgi verir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İncil&rsquo;de Allah&rsquo;ın bir olduğu, Hazret-i İsa&rsquo;nın, Allah&rsquo;ın kulu ve Resul&uuml; olduğu yazılı idi. Hazret-i İsa&rsquo;nın hak olan dini, az zaman sonra Yahudiler tarafından sinsice değiştirildi. Yahudi Bol&uuml;s [Pavlos], İsevi g&ouml;r&uuml;nerek, hakiki İncili yok etti. Sayısız İncillerin yazılmasına sebep oldu. B&uuml;y&uuml;k Kostantin, b&uuml;t&uuml;n İncilleri birleştirmek i&ccedil;in, miladi 325&rsquo;de, İznik&rsquo;te 319 papazı toplayıp, yazdırdığı yeni İncile eski dini olan putperestlikten de bir&ccedil;ok şey sokturmuş, yeni bir Hristiyanlık dini kurmuştu.<br />
<br />
Hazret-i İsa&rsquo;nın ve Barnabas&rsquo;ın yazdığı İncil&rsquo;de Allah&rsquo;ın bir olduğu bildirilmişti. Eflatun&rsquo;un 3 tanrı fikri de yeni İncile kondu. Papaz <b>Ary&uuml;s</b> = Arius, bu yeni İncillerin yanlış olduğunu, bildirince aforoz edildi. Yeni Hristiyanlık Arius&rsquo;&uuml;n mezhebinden farklı idi. 6 defa meclis kurulup, yeni İnciller ortaya &ccedil;ıktı. Papaz <b>Luther Martin</b> ve <b>Calvin</b> son değişiklikleri yaptı. Bu yeni İncile inanan Hristiyanlara <b>Protestan </b>denildi. B&ouml;ylece, Hristiyanlık, iyice değişti.<br />
<br />
Yahudiler, Hazret-i İsa&rsquo;yı katletmek isteyince, İncili yakıp, ortadan kaldırdılar. O zaman, İncil yayılmamış idi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Hazret-i İsa&rsquo;nın peygamberlik zamanı 3 yıl olup, iman edenler de pek az idi, &ccedil;oğu da, okur yazar değildi. 325&rsquo;de birbirine uymayan 40-50 İncil vardı. <b>Arius</b> mahkeme edilirken, d&ouml;rd&uuml; hari&ccedil; diğer İncillerin yasaklandığı kilise tarihlerinde yazılıdır. Matta İncilinin 15. fıkrasında, (Milletler yoluna gitmeyin ve Samiriyelilerin şehirlerine girmeyin) denildiği halde, 24. babın 14. fıkrasında, (İncil, b&uuml;t&uuml;n milletlere vaaz edilecektir) demektedir. Bunun gibi sayısız tenakuz vardır. Hristiyan bilginleri, d&ouml;rt İncildeki tezatlar y&uuml;z&uuml;nden şaşkınlık i&ccedil;inde kalıp, Ekharn, Kiser, Haysi, Ghabuth, Wither, Fursen gibi araştırmacılar, (İncillerde, ihtilaf &ccedil;oktur) dediler.<br />
<br />
Joseph Barnabas&rsquo;ın yazdığı İncil, miladi 325&rsquo;e kadar İskenderiye kiliselerinde okunuyordu. Papa 5. Sixtus, 1585-1590&rsquo;daki papalık zamanında, bunu İbranice&rsquo;den İtalyanca&rsquo;ya terc&uuml;me ettirdi. Prusya kralının m&uuml;şaviri J.F.Gramer, bunu bulup prens &Ouml;jene [Eugen&rsquo;e] hediye etti. Bu &ouml;l&uuml;nce kitaplar Hofbibliyotheke kondu. Bu el yazma İncil, Viyana imparatorluk k&uuml;t&uuml;phanesinde h&acirc;l&acirc; mevcuttur.<br />
<br />
Bu İncilde Hazret-i İsa diyor ki:<br />
<b>Ben g&uuml;nah affedemem, g&uuml;nahları ancak Allah affeder.</b> (Bab 71)<br />
<br />
<b>Ben, Allah&rsquo;ın resul&uuml;n&uuml;n yolunu hazırlamak i&ccedil;in geldim. Bu Resul, bir m&uuml;ddet sonra, İncil tahrif edilip inananların 30 kişi kadar kalacağı bir zamanda gelir. O zaman, Allah el&ccedil;isini g&ouml;nderir. Onun başının &uuml;zerinde beyaz bir bulut bulunur. O, putları kırar. Onun sayesinde, insanlar Allah&rsquo;ı tanır. Ben de hakiki olarak tanınırım.</b> (Bab 72)<br />
<br />
<b>O resul g&uuml;neyden gelir.</b> (Bab 96)<br />
<br />
<b>O resul&uuml;n adı Ahmed&rsquo;dir.</b> (Bab 97)<br />
<br />
<b>[</b>Kur&rsquo;an-ı kerimde de bir &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir: <b>(Meryem oğlu İsa, &ldquo;Ben Allah&rsquo;ın resul&uuml;y&uuml;m. Benden &ouml;nce gelen Tevrat&rsquo;ı doğrulayıcı, benden sonra gelecek Ahmed isimli Peygamberi m&uuml;jdeleyici olarak geldim&rdquo; demişti.)</b> (Saf 6)<b>]</b><br />
Barnabas İncili Allah&rsquo;ın bir olduğunu bildirmekte ve teslisi yalanlamaktadır. Bug&uuml;nk&uuml; İncillerde ve Ahd-i atikte de, b&uuml;t&uuml;n tahriflere rağmen, Hazret-i İsa&rsquo;dan sonra bir Peygamber geleceği yazılıdır. 1886&rsquo;da İstanbul&rsquo;da Boyacıyan Agob matbaasında basılan Kitab-ı Mukaddesin T&uuml;rk&ccedil;e terc&uuml;mesinin s.885&rsquo;de, <b>(O, gelince d&uuml;nyayı g&uuml;nah, salah ve h&uuml;k&uuml;m hususlarında ilzam edecektir)</b> deniyor. Buradaki <b>&quot;O&quot; </b>nun Latince aslında, <b>Paraclet</b> yazılıdır. Bu kelime, <b>Teselli edici</b> demektir. Papazlar her şeye rağmen, <b>(Benden sonra bir teselli edici gelecektir)</b> ibaresini İncilden kaldıramadı. Pavlos&rsquo;un yazdığı ve Hristiyanların Kitab-ı mukaddesten kabul ettikleri mektuplardan &quot;Korintoslulara 1.mektubun, 13/8 de, <b>(Peygamberler sona erecek, diller de kaybolacak </b>[Latince gibi], <b>ilim iptal olacak</b> [Orta&ccedil;ağ ilmi gibi], <b>ama O k&acirc;mil gelince, yarım kalan ve kusurlu olan bilgiler ortadan kalkacaktır) </b>deniliyor. [Bu yazı T&uuml;rk&ccedil;e Kitab-ı Mukaddeste de vardır.]</p>

<p><strong>Sual: </strong>Şu anda Hıristiyanların &quot;&uuml;&ccedil; tanrı&quot; inancını bizzat İsa aleyhisselam mı bildirmiştir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İsa aleyhissel&acirc;mın hak dini, az zaman sonra d&uuml;şmanları tarafından sinsice değiştirildi. Bol&uuml;s, Pavlos adındaki bir Yahudi, İsa aleyhissel&acirc;ma inandığını s&ouml;yleyerek ve &Icirc;sev&icirc;liği yaymaya &ccedil;alışıyor g&ouml;r&uuml;nerek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın indirdiği İncil&#39;i yok etti. Daha sonra, &Icirc;seviliğe teslis, trinite&nbsp;fikri sokuldu. Baba-oğul-r&ucirc;h&uuml;lkuds diye, akıl ve mantığın kabul edemeyeceği bir iman sistemi tesis edildi, kuruldu. Hakiki İncil kaybolduğu i&ccedil;in, sonradan bazı kimseler, İnciller yazdılar. M. 325 senesinde toplanan İznik r&ucirc;hban meclisi, mevcut olan ellid&ouml;rt İncil&#39;den elli adedini iptal etti. Geriye d&ouml;rt İncil kaldı. Bunlar, Matta, Markos, Luka, Yuhann&acirc;&#39;nın yazdıkları İncillerdir. Bol&uuml;s&#39;&uuml;n yalanları ve Efl&acirc;t&ucirc;n&#39;un ortaya attığı teslis, trinite fikri, bu İncillerde de yer aldı. Barnabas adındaki bir havari, İsa aleyhissel&acirc;mdan işittiklerini ve g&ouml;rd&uuml;klerini, doğru olarak yazdı ise de, bu Barnabas İncili yok edildi.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=660]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 05 Oct 2025 19:21:42 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Takva, Vera ve Zühd]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Takvanın dindeki &ouml;nemi nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Takva, Allah&rsquo;a inanıp, Onun emir ve yasaklarına riayet etmek, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkup haramlardan sakınmak demektir. Takva ehli ş&uuml;pheli işlerden de sakınırsa vera sahibi olur. Helal malın fazlasından, ş&uuml;phelilere d&uuml;şme korkusu ile mubahların &ccedil;oğunu terk etmeye ve d&uuml;nya sevgisinden sakınmaya <b>Z&uuml;hd</b> denir.</p>

<p>İmam-ı Rabbani<b> </b>hazretleri buyuruyor ki:<br />
D&uuml;nyada felaketlerden, ahirette azaptan kurtulmak i&ccedil;in iki şey gerekir. Emirlere sarılmak ve yasaklardan sakınmak! Bu ikisinden en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;, daha l&uuml;zumlusu, ikincisidir ki, buna <b>Vera </b>ve <b>Takva </b>denir. İnsanların meleklerden daha &uuml;st&uuml;n olabilmesi, vera sayesindedir. Vera ve takva &uuml;zere olmak, her şeyden daha l&uuml;zumludur. <b>(m. 76)</b></p>

<p>Vera hakkında hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İmanın esası vera&rsquo;dır.) </b>[Hatib]</p>

<p><b>(Dinimizin direği vera&rsquo;dır.) </b>[Beyheki]</p>

<p><b>(Hi&ccedil;bir şey, vera gibi olamaz!) </b>[Tirmizi]</p>

<p><b>(Vera, amellerin efendisidir.) </b>[Taberani]</p>

<p><b>(İman insanı vera sahibi yapar.)</b> [Deylemi]</p>

<p><b>(Vera, ş&uuml;pheli şeylerden ka&ccedil;maktır.) </b>[Taberani]</p>

<p><b>(Dinimizdeki en hayırlı şey vera&rsquo;dır.)</b> [Hakim]</p>

<p><b>(Vera g&uuml;zeldir, &acirc;limlerde daha g&uuml;zeldir.)</b> [Deylemi]</p>

<p><b>(Dininiz ancak vera ile ayakta kalır.)</b> [Mekt. Masumiye]</p>

<p><b>(Vera sahibi imamla kılınan namaz kabul olur, onunla oturmak ibadet, onunla sohbet sadaka olur.) </b>[Deylemi]</p>

<p><b>(Vera ehli imamla kılınan iki rekat namaz, vera&rsquo;sızla kılınan bin rekattan efdaldir.) </b>[Ebu Nuaym]</p>

<p><b>(Şu &uuml;&ccedil; şey bulunan kimsenin imanı k&acirc;mildir: Herkesle iyi ge&ccedil;inen g&uuml;zel ahlak, kendini haramlardan alıkoyan vera, cehlini &ouml;rten hilm.) </b>[Nesai]</p>

<p><b>(Farzları eda et ki, insanların en &acirc;bidi olasın, haramlardan ka&ccedil; ki, insanların en vera ehli olasın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın senin i&ccedil;in yaptığı taksime razı ol ki, insanların en zengini olasın.) </b>[İbni Adiy]</p>

<p>Takva hakkında Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Cennet, takva sahipleri i&ccedil;in hazırlanmıştır.) </b>[Al-i İmran 133]</p>

<p><b>(Allah indinde en şerefliniz, takva ehli olanınızdır.) </b>[H&uuml;curat 13]</p>

<p><b>(Allah, ancak takva ehlinin </b>[ibadetlerini] <b>kabul eder.) </b>[Maide 27]</p>

<p>Peygamber efendimiz de buyuruyor ki:<br />
<b>(Takva, imanın elbisesidir.) </b>[Deylemi]</p>

<p><b>(Takva, her hayrı i&ccedil;ine alır.) </b>[Ebu Ya&#39;la]</p>

<p><b>(Takva ehli hesap vermeden Cennete girer.) </b>[Taberani]</p>

<p><b>(Her şeyin esası vardır. İmanın esası da vera </b>[takva]<b>dır.)</b> [Hatib]</p>

<p><b>(&Uuml;st&uuml;nl&uuml;k takva iledir. Başka bakımdan &uuml;st&uuml;nl&uuml;k yoktur.) </b>[Taberani]</p>

<p><b>(Ahirette, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yakın olanlar, vera ve z&uuml;hd sahipleridir.) </b>[İbni Lal]</p>

<p><b>(Z&uuml;hd ile vera her gece kalbleri dolaşır, iman ve haya bulunan kalblere yerleşir, b&ouml;yle olmayan kalblerde durmaz, ge&ccedil;ip giderler.) </b>[İ. Gazali]</p>

<p><b>(İlmiyle amil olmayan &acirc;lim, vera&rsquo;sı olmayan da abid olamaz. Zahid değilse vera sahibi olamaz.) </b>[Askeri]</p>

<p><b>Z&uuml;hd ve z&acirc;hid nedir?</b><br />
<b>Sual:</b> (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, z&uuml;hd sahiplerini sever) deniyor. Z&uuml;hd nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hel&acirc;l malın fazlasından, ş&uuml;phelilere d&uuml;şme korkusuyla m&uuml;bahların &ccedil;oğunu terk etmeye ve d&uuml;nya sevgisinden sakınmaya (<b>Z&uuml;hd)</b> denir. Z&uuml;hd sahibine de (<b>Z&acirc;hid)</b> denir.</p>

<p>Z&uuml;hd &uuml;&ccedil; t&uuml;rl&uuml;d&uuml;r:<br />
<b>1</b>- C&acirc;hilin z&uuml;hd&uuml;, haramlardan uzaklaşmak,<br />
<b>2</b>- &Acirc;limlerin z&uuml;hd&uuml;, hel&acirc;l olanların fazlasından sakınmak,<br />
<b>3</b>- &Acirc;riflerin z&uuml;hd&uuml;, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutturan her şeyi terk etmektir. <b>(İmam-ı Ahmed)</b></p>

<p>Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(Z&uuml;hd, Allah&rsquo;ın sevdiğini sevmek, sevmediğini de sevmemek ve d&uuml;nyanın hel&acirc;linden de sakınmaktır. Zira d&uuml;nyanın hel&acirc;line hesap, haramına azap vardır. Kendine acıdığı gibi, b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlara da acımak, haram s&ouml;zden ka&ccedil;tığı gibi faydasız s&ouml;zden de ka&ccedil;ınmak, &ccedil;ok mal ve ziynetten ateşten ka&ccedil;ar gibi ka&ccedil;mak ve d&uuml;nyada emelini kısa tutmak z&uuml;hdd&uuml;r.) </b>[Deylem&icirc;]</p>

<p>Hazret-i Ali, (İlim, insanı Allah&rsquo;ın emrettiği şeylere g&ouml;t&uuml;r&uuml;r, z&uuml;hd ise o şeylere erişilmesini kolaylaştırır) buyuruyor. İki hadis-i şerif:<br />
<b>(&Acirc;hirette, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yakın olanlar, vera ve z&uuml;hd sahipleridir.) </b>[İbni Lal]</p>

<p><b>(Z&uuml;hd ile vera, her gece kalbleri dolaşır, iman ve hay&acirc; bulunan kalblere yerleşir, b&ouml;yle olmayan kalblerde durmaz, ge&ccedil;ip giderler.) </b>[İ. Gaz&acirc;l&icirc;]</p>

<p>İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, (İnsanların en akıllısı z&acirc;hiddir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o d&uuml;nyaya g&ouml;n&uuml;l bağlamaz) buyuruyor. Birka&ccedil; hadis-i şerif:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir kula hayır murad ettiğinde onu dinde fakih, d&uuml;nyada z&acirc;hid kılar ve ona ayıplarını g&ouml;recek basiret verir.)</b> [Beyhek&icirc;]</p>

<p><b>(D&uuml;nyayı sevmek, b&uuml;t&uuml;n hataların başıdır. D&uuml;nyadan sakınan, z&acirc;hiddir.)</b> [Beyhek&icirc;, İbni Ebid-d&uuml;nya, H&acirc;kim, İ. S&uuml;y&ucirc;t&icirc;]</p>

<p><b>(M&uuml;tevazı olmayan z&acirc;hid olamaz.)</b> [Taber&acirc;n&icirc;]</p>

<p><b>(D&uuml;nyada z&acirc;hid olanı g&ouml;r&uuml;rseniz, ona yaklaşın, &ccedil;&uuml;nk&uuml; o hikmet sa&ccedil;ar.) </b>[Ebu Ya&#39;l&acirc;]</p>

<p>(Allah&rsquo;ın ve herkesin beni sevmesi i&ccedil;in ne yapayım?) diye soran birine, Peygamber efendimiz, <b>(D&uuml;nyadan elini &ccedil;ekip z&acirc;hid olursan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, seni sever. Halkın elindekilere karşı z&acirc;hid olursan </b>[Kimsenin malında g&ouml;z&uuml;n olmazsa], <b>insanlar da seni sever)</b> buyurur. (İbni M&acirc;ce)</p>

<p>Z&acirc;hid &acirc;limin iki rek&acirc;t namazı, z&acirc;hid olmayanın &ouml;m&uuml;r boyu kıldığı namazdan daha sevabdır. <b>(Ber&icirc;ka)</b></p>

<p><strong>Haramdan,</strong> <strong>ş&uuml;phelilerden</strong> <strong>sakınmak<br />
<em>Sual: Takva ne demektir ve takva sahibi olmak i&ccedil;in nelere dikkat etmek gerekir?</em></strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Ş&uuml;phelilerden sakınmaya <strong>Vera</strong>, haramlardan sakınmaya ise <strong>Takva</strong> denir. Ş&uuml;pheli olmak korkusu ile mubahların &ccedil;oğunu terk etmeye de <strong>Z&uuml;hd</strong> denir. Had&icirc;ka sonunda diyor ki:<br />
&ldquo;Zamanımızda vera ve takva sahibi olmak g&uuml;&ccedil;leşti. Şimdi, kalbini, dilini ve b&uuml;t&uuml;n uzuvlarını haramlardan koruyan, insanlara, hayvanlara haksız olarak zulmetmeyen, &uuml;cretsiz olarak bir iş yaptırmayan ve herkesin elindeki malı onun helal m&uuml;lk&uuml; bilen kimse, takva sahibi olur. Bir kimsenin elindeki malın gasbedilmiş, &ccedil;alınmış, faiz, kumar, r&uuml;şvet, zul&uuml;m, hıyanet ile alınmış haram malın kendisi olduğu bilinmedik&ccedil;e, mallarını bu yollardan edinmekte olduğu bilinse dahi, elindeki bu malın onun helal m&uuml;lk&uuml; olduğunu kabul etmek lazımdır. Bunu verince, m&uuml;lk-i habis ise de, almak caiz olur. Verilenin haram mal olduğu bilinirse, bunu ondan hi&ccedil;bir suretle almak caiz olmaz.&rdquo; K&acirc;d&icirc;h&acirc;n fetv&acirc;sında diyor ki:<br />
&ldquo;Zamanımızda, ş&uuml;pheli maldan sakınmak imk&acirc;nsız oldu. Şimdi, M&uuml;sl&uuml;manların, haram olduğunu iyice bildiği şeyden sakınmaları vacibdir.&rdquo; Şimdi ise, iş daha g&uuml;&ccedil; oldu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte;<br />
<strong>(Her yıl, kendinden &ouml;nceki yıldan daha k&ouml;t&uuml; olacaktır) </strong>buyuruldu. Bunun i&ccedil;in, bug&uuml;n vera ve takva, kalbi, dili ve b&uuml;t&uuml;n uzuvları haramdan korumak, insanlara zul&uuml;m yapmamak, insanlara ve hayvanlara işkence yapmamak, iş&ccedil;inin &uuml;cretini hemen vermek ve g&ouml;n&uuml;l rızası olmadan talebesine bile iş yaptırmamaktır.</p>

<p><strong>Sual: </strong>D&uuml;nyada felaketten ahirette de azaptan kurtulmak i&ccedil;in ne yapmalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İm&acirc;mı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;S&ucirc;re-i Haşrın yedinci &acirc;yetinde me&acirc;len;<br />
<strong>(Resul&uuml;m&uuml;n getirdiği emirleri alınız, itaat ediniz! Nehy, yasak ettiği şeylerden sakınınız!)</strong>&nbsp;buyurulmuştur.</p>

<p>D&uuml;nyada felaketlerden, &acirc;hirette azaptan kurtulmak i&ccedil;in, iki şey lazımdır:</p>

<p><strong>1-</strong> Emirlere sarılmak.&nbsp;<br />
<strong>2-</strong> Yasaklardan sakınmaktır.</p>

<p>Bu ikisine İslamiyete uymak denir.</p>

<p>Bu ikisinden en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;, daha l&uuml;zumlusu, ikincisidir ki, buna&nbsp;<strong>Ver&acirc;</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Takv&acirc;</strong>&nbsp;denir. Res&ucirc;lullah Efendimizin yanında, birisinin &ccedil;ok ibadet ettiğini ve birisinin de, yasak edilen şeylerden &ccedil;ok sakındığını s&ouml;ylediklerinde;</p>

<p><strong>(Hi&ccedil;bir şey, vera gibi olamaz!)</strong>&nbsp;buyurdu. Yani, yasaklardan sakınmak, daha kıymetlidir buyurdu. Bir hadis-i şerifte de;</p>

<p><strong>(Dininizin direği veradır)</strong>&nbsp;buyurdu.</p>

<p>İnsanların meleklerden daha &uuml;st&uuml;n olabilmesi, vera sayesindedir ve y&uuml;kselmeleri bu sayededir. Melekler de, emirlere itaat etmektedir. H&acirc;lbuki melekler, y&uuml;kselemiyor. O h&acirc;lde, veraya sarılmak ve takv&acirc; &uuml;zere olmak, her şeyden daha l&uuml;zumludur.</p>

<p>İslamiyette en kıymetli şey, takv&acirc;dır. Dinin temeli, takv&acirc;dır. Vera ve takv&acirc;, haramlardan ka&ccedil;ınmak demektir. Haramlardan tamamen ka&ccedil;ınabilmek i&ccedil;in, mubahların fazlasından ka&ccedil;ınmalıdır. Mubahları, lazım olduğu kadar, kullanmalıdır.</p>

<p>Bir insan, mubah, yani İslamiyetin izin verdiği şeylerden, her istediğini yapar, taşkınca mubah işlerse, ş&uuml;pheli şeyleri yapmaya başlar. Ş&uuml;pheliler ise, haram olanlara yakındır. İnsanın nefsi, hayvan gibi, kendine d&uuml;şk&uuml;nd&uuml;r. U&ccedil;urum yanında dolaşan, bir g&uuml;n u&ccedil;uruma d&uuml;şebilir. Mubahların fazlasından tamamen ka&ccedil;ınabilmek, her vakit ve hele bu zamanda, hemen hemen m&uuml;mk&uuml;n değildir. Hi&ccedil; olmazsa, haramlardan ka&ccedil;ınmalı, mubahların fazlasından da elden geldiği kadar sakınmaya &ccedil;alışmalıdır.</p>

<p>Mubahlar, l&uuml;zumundan fazla işlendiğinde, pişman olup t&ouml;vbe etmelidir. Bu işleri, haram işlemeye başlangı&ccedil; bilmelidir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya sığınmalı ve yalvarmalıdır. Bu pişmanlık, t&ouml;vbe ve yalvarmak, belki mubahların fazlasından b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n sakınmak yerine ge&ccedil;erek, b&ouml;yle işlerin zararından korur. Ca&#39;fer bin Sin&acirc;n hazretleri buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;G&uuml;nah işleyenlerin, boynunu b&uuml;kmesi, ibadet edenlerin g&ouml;ğs&uuml;n&uuml; kabartmasından daha iyidir.&rdquo;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1297]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 00:14:20 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Cenaze namazı ve defin]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Cenaze namazı kılmak farz mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Farzı kifayedir. Birka&ccedil; kişi namazı kılarsa diğerlerinden bu farz sakıt olur [d&uuml;şer]. Yani bir m&uuml;minin vefat ettiğini haber alan erkeklere, erkek yoksa, kadınlara cenaze namazı kılmak, gasl, techiz ve defn farzı kifayedir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze i&ccedil;in namaz olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze namazı, Allah i&ccedil;in namaz ve &ouml;len kimse i&ccedil;in duadır.<br />
<strong>Cenaze namazının kabul olması i&ccedil;in</strong></p>

<p align="left"><strong>Sual: Cenaze namazının kabul olması i&ccedil;in dinimizin bildirdiği belli şartlar var mıdır, varsa nelerdir?<br />
Cevap:</strong> Bir m&uuml;minin vefat ettiğini haber alan erkeklere, erkek yoksa, kadınlara cenaze namazı kılmak, gasl, techiz ve defin farz-ı kifayedir. Ehemmiyet vermeyen, kafir olur. Cenaze namazının kabul olması i&ccedil;in, altı şart lazımdır:<br />
<strong>1-</strong> Meyyit M&uuml;sl&uuml;man olmalıdır.<br />
<strong>2-</strong> Meyyit yıkanmış olmalıdır. Yıkanmadan g&ouml;m&uuml;len, &uuml;zerine toprak atılmamış ise, &ccedil;ıkarılıp yıkanır, sonra namazı kılınır.<br />
<strong>3-</strong> Cenazenin veya bedeninin yarısı ile başının veya başsız yarıdan fazla bedenin, imamın &ouml;n&uuml;nde bulunması lazımdır.<br />
<strong>4-</strong> Cenaze, yerde veya yere yakın, ellerle tutulmuş veya taşa konmuş olmalıdır. Başka bir yerde bulunan veya hayvan &uuml;st&uuml;nde veya el ile y&uuml;ksekte tutulan cenazenin namazı kabul olmaz. Cenazenin başı, imamın sağına, ayağı soluna gelecektir. Tersine koymak g&uuml;nahtır.<br />
<strong>5-</strong> Cenaze, imamın &ouml;n&uuml;nde hazır olmalıdır.<br />
<strong>6-</strong> Cenazenin ve imamın avret yeri &ouml;rt&uuml;l&uuml; olmalıdır.<br />
<br />
<b>Cenaze namazının farzı ikidir:<br />
1-</b> D&ouml;rt kere tekbir getirmektir.<br />
<b>2-</b> Ayakta kılmaktır. &Ouml;z&uuml;rs&uuml;z, oturarak veya hayvan &uuml;st&uuml;nde kılmak caiz değildir. Yağmurdan, &ccedil;amurdan dolayı hayvandan inemezse caiz olur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze namazı i&ccedil;in niyet farz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.</p>

<p><strong>Sual: Cenaze namazı kılmak i&ccedil;in nasıl niyet edilir?<br />
Cevap:</strong> Cenaze namazına; &ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in namaza, meyyit i&ccedil;in duaya, uydum hazır olan imama&rdquo; diye niyet edilir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze namazının s&uuml;nneti ka&ccedil;tır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze namazının s&uuml;nneti &uuml;&ccedil;t&uuml;r:<br />
<b>1-</b> S&uuml;bhaneke okumak.<br />
<b>2-</b> Salevat okumaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, duadan &ouml;nce salevat okumak, duanın s&uuml;nnetidir.<br />
<b>3-</b> Kendine, &ouml;l&uuml;ye ve b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlara af ve mağfiret i&ccedil;in dua okumak.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze namazı nasıl kılınır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Maddeler h&acirc;linde bildirelim:<br />
<b>1-</b> &Ouml;nce, (Allah i&ccedil;in namaza, meyyit [&ouml;l&uuml;] i&ccedil;in duaya, uydum hazır olan imama) diye niyet edilir.<br />
<br />
<b>2-</b> İlk tekbir alınır, yani Allah&uuml; ekber denir, iki el bağlanır, S&uuml;bhaneke okunur. S&uuml;bhaneke okurken (Ve celle sen&acirc;&uuml;ke) de ilave edilir. Fatiha okunmaz.<br />
<br />
<b>3-</b> İkinci tekbirden sonra, teşehh&uuml;dde okunan Salli B&acirc;rikler okunur.<br />
<br />
<b>4-</b> &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; tekbirden sonra, <a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/cenazeduasi.jpg" target="_blank">cenaze duası </a>okunur. Cenaze duasını bilmeyen, Rabbena &acirc;tina duasını okur veya yalnız (Allah&uuml;mmağfirleh) der yahut dua niyetiyle besmelesiz Fatiha okur.<br />
<br />
<b>5-</b> D&ouml;rd&uuml;nc&uuml; tekbirden sonra, hemen sağa ve sonra sola selam verilir. Selam verirken, cenazeye ve cemaate niyet edilir. Sağa selam verirken sağ el indirilir, sola selam verirken sol el indirilir. Yahut okuma bitince iki el birden indirilse de olur.<br />
<br />
<b>6-</b> Namaza ge&ccedil; yetişen, imam herhangi bir tekbiri getirirken, beraber tekbir getirip namaza başlar. Bu tekbire iftitah tekbiri olarak niyet eder. İmam selam verdikten sonra, ka&ccedil;ırdığı tekbirleri birbiri arkasından s&ouml;yleyip, bir şey okumadan selam verir. D&ouml;rd&uuml;nc&uuml; tekbire de yetişemeyen, namazı ka&ccedil;ırmış olur.<br />
<br />
<b>7-</b> Cenaze namazının d&ouml;rt tekbirinden her biri, bir rek&acirc;t gibidir. D&ouml;rt tekbirin yalnız birincisinde eller kulaklara kaldırılır. İndirilince, g&ouml;bek altına bağlanır. Sonraki &uuml;&ccedil; tekbirde eller kaldırılmaz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenazede de &ouml;n safta namaz kılmak daha sevap mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, cenazede son safta kılmak daha sevaptır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze olduğu zaman, &Acirc;yet-el k&uuml;rsiyi ve tesbihleri okumayarak s&uuml;nnet terk etmek uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze sebebiyle s&uuml;nneti terk etmek uygun değildir. Cenaze namazını acele kılmak m&uuml;stehaptır. M&uuml;stehap işlemek i&ccedil;in s&uuml;nnet terk edilmez. Cemaatin &ccedil;ok olması i&ccedil;in, cenazeyi saatlerce bekletip, sonra acele ederek &Acirc;yet-el k&uuml;rsiyi ve tesbihleri terk etmek, &ouml;z&uuml;rs&uuml;z bir s&uuml;nneti terk etmek, ortadan kaldırmak ve hele &ouml;nem vermemek &ccedil;ok yanlıştır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Akıl baliğ olmamış &ccedil;ocuk, cenazeyi yıkayabilir mi ve cenazenin namazını kıldırabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ccedil;ocuğun cenaze yıkaması caiz ise de, namazını kıldırması caiz değildir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenazeyi yıkarken kıbleye karşı yan yatırarak mı yıkamak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze, g&ouml;bek ile diz arası &ouml;rt&uuml;l&uuml; olarak, sırt &uuml;st&uuml; veya kolay olan şekilde yatırılır. Kıbleye karşı yatırmak s&uuml;nnettir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Sabah &ouml;lm&uuml;ş bir kişinin cenaze namazını, cemaat &ccedil;ok olsun diye &ouml;ğle namazından sonraya bırakmak uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cemaat &ccedil;ok olsun diye, cenaze namazını vakit namazlarından sonraya bırakmak mekruhtur.<br />
<br />
<b>Cenazeye kalkmak<br />
Sual:</b> Cenazeyi g&ouml;renin saygı duruşuna kalkması caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caiz değildir. Musallada cenaze namazı i&ccedil;in bekleyenler, cenaze yere konmadan &ouml;nce ayağa kalkmazlar. <b>Surret-&uuml;l-fetava</b> kitabında, (Musallada oturanlar, cenaze gelince ayağa kalkmamalıdır) denmektedir.<br />
<br />
<b>Merak-ıl-felah </b>ve<b> D&uuml;rr-&uuml;l-Muhtar</b>&rsquo;da, cenazeyi g&ouml;renin, saygı duruşu olarak ayağa kalkmasının caiz olmadığı yazılıdır.<br />
<br />
Resulullah efendimizin cenaze g&ouml;r&uuml;nce kalktığı, ge&ccedil;tikten sonra oturduğu ve (Siz de b&ouml;yle yapın!) diye emrettiği bildirildiyse de, bu emir nesh edildi, yani bir zaman sonra bu emrini değiştirdi. <b>(Haleb&icirc;, Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<strong>Sual:</strong> Cenazeye toprak atanların, elindeki k&uuml;reği başkasına vermeyip yere atması doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yanlıştır. Başkasına verince, melekler, şaşırıp yanlışlıkla sevabı o k&uuml;rekle son toprak atana yazar diyorlar. Bu &ccedil;ok yanlıştır. H&acirc;ş&acirc;, melekler şaşırmaz, yanlış iş yapmaz. Hi&ccedil; kimsenin sevabını başkasına yazmaz. K&uuml;reği yere atmayıp başkasına vermek daha uygundur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Mezar başında ayakta durmak uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenazeyi kabir başına koyunca, iş yapmayanlar oturmalı veya &ccedil;&ouml;melmeli, gayrı m&uuml;slimler gibi ayakta durmamalıdır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze defnedilirken neler okumalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze defnedilirken, <b>Kadir</b>, <b>K&acirc;firun</b>,<b> Nasr</b>,<b> İhlas</b>,<b> Felak</b>, <b>Nas </b>ve <b>Fatiha</b> surelerini okumak, &ouml;l&uuml; i&ccedil;in dua ve istigfar etmek m&uuml;stehaptır. Bekara suresinin başını ve sonunu okumak da m&uuml;stehaptır.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Cenaze g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;rken y&uuml;ksek sesle tekbir getirilebilir mi?<br />
<b>CEVAP </b><br />
Cenaze g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;rken, y&uuml;ksek sesle tekbir, tehlil, ilahiler okumak bid&rsquo;at ve g&uuml;nahtır. <b>(Halebi, Merakıl-felah, Tahtavi haşiyesi, Nimet-i İslam, Şir&rsquo;a şerhi)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> &Ouml;l&uuml; i&ccedil;in matem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perde ve rozet, işaret asmak, matem işaretleri, resmini taşımak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caiz değildir. <b>(Haz&acirc;net-&uuml;r-riv&acirc;y&acirc;t)<br />
<br />
Sual:</b> Cenaze defnedildikten sonra, mezarlıkta bulunanların, cenaze sahiplerine taziyede bulunmaları bid&rsquo;at midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bid&#39;at değildir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze sahibine rast gelince taziye etmek, yani başsağlığı dilemek sabır tavsiye etmek m&uuml;stehap mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet m&uuml;stehaptır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Taziye i&ccedil;in neler s&ouml;ylemelidir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Taziye i&ccedil;in, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; g&uuml;zel sabretmeni nasip etsin, rahmetlinin g&uuml;nahlarını affetsin) gibi bir şey s&ouml;ylenir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> &Ouml;l&uuml; i&ccedil;in ka&ccedil; g&uuml;ne kadar taziye etmek uygun olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Uuml;&ccedil; g&uuml;nden sonra taziye yapmak mekruhtur. Ancak uzakta olanlar ve yakın olup da, ge&ccedil; haber alanlar i&ccedil;in mekruh olmaz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> &Ouml;l&uuml; i&ccedil;in, &ccedil;eşitli kimselerin sessiz olarak &ccedil;eşitli c&uuml;zler okuyup, Kur&#39;an-ı kerimi hatmetmeleri ve her birinin okuduğunun sevabını &ouml;l&uuml;n&uuml;n ruhuna g&ouml;ndermeleri veya birinin hepsi yerine hediye etmesi, yani hatim duasını yapması, okuyanların da &acirc;min demeleri caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caiz ve &ccedil;ok faydalı olur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Peygamber efendimiz, bir bor&ccedil;lunun cenaze namazını kılmak istememiş, bir başkası borcu &uuml;zerine alınca kılmıştır. Bor&ccedil;lu &ouml;lenin cenaze namazı kılınmaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kılınır. Peygamber efendimiz kul borcu ile &ouml;lmemenin &ouml;nemini g&ouml;stermek i&ccedil;in bildirdiğiniz harekette bulunmuştur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Hangi M&uuml;sl&uuml;manın cenaze namazı kılınmaz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Şu d&ouml;rt kişinin cenaze namazı kılınmaz: <b>1- </b>B&acirc;ginin yani haksız olarak halifeye isyan edenler, d&ouml;v&uuml;ş&uuml;rken &ouml;ld&uuml;r&uuml;l&uuml;rse, <b>2-</b> M&uuml;sl&uuml;manların yolunu kesen hırsızlar, d&ouml;v&uuml;ş&uuml;rken &ouml;ld&uuml;r&uuml;l&uuml;rse, <b>3- </b>Zul&uuml;m ile meşhur olan kabileler, d&ouml;v&uuml;ş&uuml;rken &ouml;l&uuml;rse, <b>4-</b> Silah ile ev basan kimse, o zaman &ouml;ld&uuml;r&uuml;l&uuml;rse, cenaze namazı kılınmaz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Kadınların cenaze namazı kılması caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caiz değildir, mekruhtur. Bu hususta Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarından Sahih-i Buhari muhtasarı, Tecrid-i sarih terc&uuml;mesi isimli kitabın &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; cilt, 361. sayfasında &ouml;zetle deniyor ki:<br />
<b>(</b>&Uuml;mm&uuml; Atıyye radıyallah&uuml; anhanın rivayeti ş&ouml;yle:<br />
<b>(Biz kadınlar, Resulullah tarafından cenazeyi takip etmekten nehyolunduk. Cenazeye ittib&acirc;&rsquo;, bizim &uuml;zerimize farz kılınmadı.)</b> Bu hadisi, Buhari hayz bahsinde zikretmiştir.<br />
<br />
Taberani&rsquo;nin rivayetine g&ouml;re, <b>&Uuml;mm&uuml; Atıyye </b>anlatır:<br />
Resulullah Medine&rsquo;ye hicret ettiğinde Medine kadınlarını bir evde topladı. Sonra Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;i bize g&ouml;nderdi. Hazret-i &Ouml;mer, &ldquo;Ben Resulullahın size g&ouml;nderdiği bir el&ccedil;isiyim. Kadınların cenazeye &ccedil;ıkmasını nehyetti&rdquo; dedi.<br />
<br />
İbni M&uuml;nzir de, İbni Mesud&rsquo;un, İbni &Ouml;mer&rsquo;in, Hazret-i &Acirc;işe&rsquo;nin, Ebu &Uuml;mame&rsquo;nin, kadınların cenaze iştiraklerini kerih g&ouml;rd&uuml;klerini rivayet etmiştir.<br />
<br />
İbrahim Nehai&rsquo;nin, Hasan-ı Basri&rsquo;nin, Mesruk&rsquo;un, İbni Sirin&rsquo;in, Evz&acirc;i&rsquo;nin, Ahmed&rsquo;in, İsh&acirc;k&rsquo;ın da ker&acirc;hetine h&uuml;kmettiklerini bildirmiştir.<br />
<br />
S&uuml;fyan-i Sevri de kadınların cenazeye iştirakini bid&rsquo;at addetmiştir. İmam-ı a&rsquo;zam Ebu Hanife de: &ldquo;Kadınlara cenaze takibi uygun değildir&rdquo; demiştir. İbni Abbas, Kasım, Salim, Z&uuml;hri, Rebia, Eb&uuml;&rsquo;z-Zin&acirc;d&rsquo;dan cevazı rivayet edilmiştir. İmam-ı Malik bu hususta yaşlı kadınlara ruhsat vermiş, gen&ccedil;ler i&ccedil;in hoş g&ouml;rmemiştir. İmam-ı Şafii de mekruhtur, fakat haram değildir, demiş. İmam-ı Malik&rsquo;ten ker&acirc;heti hakkında da bir rivayet vardır.<br />
<br />
<b>Ebu Ya&rsquo;l&acirc;</b>&rsquo;nın bildirdiği hadis-i şerifte, <b>Hazret-i Enes </b>demiştir ki:<br />
<b>Resulullah ile bir cenazeye gitmiştik. Resulullah (orada) g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; kadınlara sordu:<br />
- Cenazeyi omuzlar mısınız?</b><br />
- Hayır, omuzlamayız.<br />
<b>- Ya &ouml;l&uuml;y&uuml; defneder misiniz?</b><br />
- Hayır.<br />
<b>- &Ouml;yle ise hi&ccedil;bir sevaba nail olmayarak evinize d&ouml;n&uuml;n&uuml;z</b>,<b> </b>buyurdu.<br />
<br />
Netice olarak kadınların cenaze nakline iştirakleri caiz g&ouml;r&uuml;lmemiştir. Şu kadar ki, cenazeyi nakledecek erkek bulunmazsa, b&ouml;yle istisnai vaziyet bir zarurettir. Bu surette caiz g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.<br />
<br />
Demek ki, kadına cenaze namazı farz değildir. Hi&ccedil;bir erkek yoksa, o zaman kadın cenaze namazını bizzat kendisinin kıldırması caiz oluyor. B&ouml;yle bir mecburiyet yoksa, cenaze namazına katılması, kerih g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.<br />
<br />
<b>Sual:</b> &Ouml;l&uuml;ler i&ccedil;in sadaka, mevlid gibi hayrat belli g&uuml;nlerde mi yapılır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
1., 3., 7., 40., 52. veya 53. g&uuml;n&uuml; helva ve benzeri şeyler dağıtmak doğru değildir. 7. ve 40. g&uuml;n&uuml;nde yapılan hatim ve sadaka gibi hediyeleri &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; g&uuml;n hemen g&ouml;ndermeli, birinci g&uuml;n&uuml; yaparak imdadına bir an &ouml;nce yetişmelidir. 7. veya 53. gecelerine bırakmak, boğulmak &uuml;zere olan birine, &quot;Biraz bekle, yardıma birka&ccedil; g&uuml;n sonra geleceğim&quot; demeye benzer. Bunun belli g&uuml;n veya gecede yapılmasının aslı yoktur. &Ouml;l&uuml;ler i&ccedil;in sadaka, mevlid gibi hayratın belli g&uuml;nlerde yapılması Hristiyanlardan ge&ccedil;miştir. (40. g&uuml;n burnu d&uuml;şer, 53. gecesi &ccedil;&uuml;r&uuml;meye başlar) gibi s&ouml;zler doğru değildir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze i&ccedil;in verilen s&acirc;la caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bid&#39;attir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Tanımadığımız bir cenaze olunca,<b> </b>ardından &quot;Allah rahmet eylesin&quot; denir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İlla bir şey demek lazım değildir. Ama cenazeyi tanıyan biri varsa mesele yok, o ne derse &ouml;yle denir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cami i&ccedil;ine cenazeyi sokarak cenaze namazı kılmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenazeyi cami i&ccedil;ine koyup namazını kılmak haramdır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Bir &ouml;l&uuml;n&uuml;n namazını cami i&ccedil;inde kılana sevap yoktur.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>Cenaze namazı kılarken<br />
Sual:</b> Sual: Caminin dışında kılınan cenaze namazına caminin i&ccedil;indekiler de uyabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze dışarıda, cemaatin bir kısmı camide olursa, caiz diyenler varsa da, b&ouml;yle de kılmak haram olur. Cemaat de dışarıda kılmalı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; camiler, beş vakit namaz kılmak, buna bağlı olan s&uuml;nnet ve nafile namazları kılmak i&ccedil;in, okumak, vaaz ve ders i&ccedil;in yapılmıştır. Yağmur, fırtına ve hastalık gibi &ouml;z&uuml;rlerle, cenaze namazı camide kılınabilir, fakat, cenaze camiye sokulamaz. <b>(Hidaye)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze namazını &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; şehirde kıldıktan sonra, g&ouml;m&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; şehirde de kılmak caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Birinci namaz farzdır. Bir daha kılınırsa nafile olur. Hanefi&rsquo;de cenaze namazını nafile olarak kılmak mekruhtur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> &Ouml;l&uuml; yıkanmadan yanında Kur&#39;an-ı kerim okumak mekruh mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;l&uuml; yıkanmadan &ouml;nce, yanında Kur&#39;an-ı kerim okumaya mekruh diyen &acirc;limler var ise de, &ouml;l&uuml;n&uuml;n &uuml;zeri &ouml;rt&uuml;l&uuml; iken ve yatağına bitişik olmayarak, sessiz okumak caizdir. <b>(Redd-&uuml;l Muhtar)</b><br />
<br />
<b>G&ouml;zyaşı ve ter<br />
Sual: </b>M&uuml;sl&uuml;man bir &ouml;l&uuml;n&uuml;n terlemesi ve g&ouml;z&uuml;nden yaş gelmesi neye alamettir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayra alamettir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> M&uuml;sl&uuml;man &ouml;l&uuml; i&ccedil;in, toprağı bol olsun demek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır. K&acirc;fir i&ccedil;in s&ouml;ylenir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Tabutun &uuml;zerine &ouml;rt&uuml;len &ouml;rt&uuml;de ne yazmaktadır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tabutun &uuml;zerindeki &acirc;yet-i kerimedir. <b>(Her nefs</b> [herkes] <b>&ouml;l&uuml;m&uuml; tadıcı)</b> demektir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze namazı kılınmadan defnedilen bir &ouml;l&uuml;n&uuml;n, namazı kılınır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Defnedilen cenazenin namazı kılınmamışsa, koktuğu zannedilmedik&ccedil;e, kabri &uuml;st&uuml;nde namazı kılınır. Koktuğu zannediliyorsa namaz kılınmaz. Kokmaya başlama zamanı, toprağın cinsine, mevsimine, sıcaklığa, soğukluğa, mevtanın zayıf ve şişman olmasına g&ouml;re değişir. Kokma işi, &uuml;&ccedil; g&uuml;n ile bir ay arasında değişir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze namazı kılarken ayakkabılarımızı &ccedil;ıkarmak gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Altı necis olan ayakkabıyla veya necis yere basarak, cenaze namazı kılınamaz, bu ayakkabıyı &ccedil;ıkarıp, temiz olan &uuml;st tarafına basarak kılınırsa sahih olur. <b>(Seadet-i Ebediyye) </b>B&ouml;yle a&ccedil;ık&ccedil;a necaset g&ouml;r&uuml;nmedik&ccedil;e, ayakkabıyı &ccedil;ıkarmak gerekmez.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze namazını kılanların &ccedil;ok olması iyi midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze namazında cemaatin &ccedil;ok olması iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Kırk m&uuml;sl&uuml;man, bir M&uuml;sl&uuml;manın namazını kılarsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ouml;l&uuml; i&ccedil;in yaptıkları duayı kabul eder.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Bir m&uuml;sl&uuml;man &ouml;l&uuml;r de, &uuml;&ccedil; saflık M&uuml;sl&uuml;man bir cemaat, namazını kılarsa, o kimse, Cennete girmeye hak kazanır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Cenaze namazında y&uuml;z M&uuml;sl&uuml;man bulunan mevtayı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; mutlaka affeder.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Bir M&uuml;sl&uuml;manın iyi olduğuna d&ouml;rt komşusu şahitlik ederse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, </b>&quot;Ben sizin bildiğinizi kabul ettim. Onun bilmediğiniz hususlarını da affettim&quot; <b>buyurur.) </b>[Ebu Ya&rsquo;la]<br />
<br />
<b>(Bir M&uuml;sl&uuml;manın iyiliğine d&ouml;rt m&uuml;sl&uuml;man şahitlik ederse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu Cennete koyar.)</b><br />
[Buhari]<br />
<br />
<b>(Bir m&uuml;minin cenazesinde, kırk M&uuml;sl&uuml;man bulunursa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; o kırk kişiyi bu M&uuml;sl&uuml;mana şefaat&ccedil;i kılar.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenazede okunan duayı bilmeyen kimse ne yapar?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze duası yerine (Rabbena &acirc;tina...) okunur. Yahut besmele &ccedil;ekilmeden dua niyetiyle Fatiha okumak da olur. Dua, &ouml;l&uuml;n&uuml;n affına sebep olur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze namazında eller ne zaman bırakılır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sağa selam verirken sağ el, sola selam verirken sol el salınır. Selam vermeden iki eli birlikte indirmek de caizdir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Kitaplarda, (Cenaze namazında selam verirken cenazeye ve cemaate niyet edilir) diyor. Niyet namaza dururken yapılmaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Namaza dururken yapılan niyet ayrı, namaz bitip selam verirken yapılan niyet ayrıdır. Biri namaza başlamak i&ccedil;in niyettir, diğeri de en sonda selama ortak etmek i&ccedil;in yapılan niyettir.<br />
<br />
Beş vakit namazı kılıp selam verirken, sağ omzumuzdaki meleğe, sağımızdaki cemaate ve imam sağda ise imama da niyet edilir. Peygamber efendimize de niyet etmek iyi olur. Sola selam verilirken de, sol omzumuzdaki meleğe ve soldaki cemaate niyet edilir. İmam solda ise imama da niyet edilir.<br />
<br />
Cenaze namazı bitip selam verilirken de, cenazeye, sağımızdaki ve solumuzdaki cemaate niyet edilir.<br />
<br />
Baştaki niyet ayrıdır. Kitaplarda bildirilen, selam verilirken yapılacak niyettir. Cenaze namazını kılmaya başlarken, (Allah i&ccedil;in namaza, meyyit i&ccedil;in duaya, uydum hazır olan imama) diye niyet edilir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Gemide &ouml;len veya şehit olan kişi, nasıl defnedilir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Gemide &ouml;len, karaya gidinceye kadar kokacak ise, yıkanır, kefenlenir, namazı kılınır, denize bırakılır. K&acirc;firlerce şehit edilmişse, yıkanmaz, kefene sarılmaz. Kefen miktarından fazla elbisesi soyulup &ccedil;amaşırla defnedilir ve cenaze namazı Hanefi&rsquo;de kılınır, Şafii&rsquo;de kılınmaz. <b>(Redd-&uuml;l Muhtar) </b><br />
<br />
<b>Sual:</b> İntihar edenin cenaze namazı kılınır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İntihar etmek &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah ise de, intihar eden k&acirc;fir olmadığı i&ccedil;in de cenaze namazı kılınır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man her &ouml;l&uuml;n&uuml;n cenaze namazını, intihar etmiş olsa da kılınız.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Gaibe, yani uzak &uuml;lkede &ouml;lenin ardından burada cenaze namazı kılmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hanefi ve Maliki&rsquo;de gaibe cenaze namazı kılmak caiz olmaz. Peygamber efendimiz, Necaşi i&ccedil;in kılmışsa da, bu ona mahsus idi. Şafii ve Hanbeli&rsquo;de, gaibe cenaze namazı kılmak caizdir. Hanbeli&rsquo;de kılabilmek i&ccedil;in aradan bir ay ge&ccedil;miş olmamalıdır! <b>(Halebi, M. Erbea)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir cenaze olunca, imam, &quot;Bunu nasıl bilirsiniz?&quot; diye soruyor. B&ouml;yle s&ouml;ylemek caiz midir? Cenaze i&ccedil;in, &quot;iyi biliriz&quot; demenin &ouml;l&uuml;ye ne faydası olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze i&ccedil;in &quot;Nasıl bilirsiniz?&quot; diye sormak caizdir. &quot;İyi biliriz&quot; demek faydalıdır. Enes bin Malik hazretleri bildirir: Bir cenaze k&ouml;t&uuml;lenince Resul-i ekrem, <b>(O cezayı hak etti)</b> buyurdu. Başka bir cenazeyi de &ouml;vd&uuml;ler. Buyurdu ki:<br />
<b>(Ona da iyilik vacip oldu. Bunu &ouml;vd&uuml;n&uuml;z Cenneti, &ouml;tekini k&ouml;t&uuml;lediniz Cehennemi hak etti. Sizler yery&uuml;z&uuml;nde Allah&rsquo;ın şahitlerisiniz.) </b>[Buhari]<br />
<br />
Sizlerden maksat, salihlerdir. F&acirc;sıklar, dinsizler Allah&rsquo;ın şahitleri değildir. Onların s&ouml;zleri ile bir kimse Cenneti veya Cehennemi hak etmez. Salihler, m&uuml;sl&uuml;manlara h&uuml;sn-i zan eder. Salih, zan ile hi&ccedil;bir m&uuml;sl&uuml;mana k&ouml;t&uuml; demez. B&ouml;yle salihlerin, g&uuml;nahk&acirc;r m&uuml;sl&uuml;manlar hakkındaki şahitliğini Hak te&acirc;l&acirc; kabul eder. &Ouml;l&uuml;lerimizi, hayırla anmalıyız. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(&Ouml;l&uuml;lerinizi iyilikle anın. Eğer Cennetlikse, k&ouml;t&uuml; s&ouml;ylemekle g&uuml;nahk&acirc;r olursunuz. Cehennemlik ise, zaten i&ccedil;inde bulunduğu h&acirc;l k&acirc;fi gelir.) </b>[Nesai]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man cemaat, &ouml;l&uuml;n&uuml;n iyiliğine şahitlik ederse, Hak te&acirc;l&acirc;, meleklere buyurur ki: Şahit olun, bu şahitliği kabul ettim. &Ouml;l&uuml;n&uuml;n de k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerinden vazge&ccedil;tim.) </b>[İ.Ahmed]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenazeyi taşırken &ouml;nce hangi taraftan tutmalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze taşımakta &ouml;nce &ouml;n tarafta, &ouml;l&uuml;n&uuml;n sağ tarafı, sağ omuza alınıp, on adım taşınır. Sonra, arka sağ bacak tarafı sağ omuzda, on adım taşınır. Sonra cenazenin arkadan bakılışa g&ouml;re tabutun sağ tarafına ge&ccedil;ip, sol omuzda, on adım &ouml;nde, on adım arkada taşınır. Hepsi 40 adım eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Cenazeyi 40 adım taşıyanın 40 b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahı affolur.) </b>[İ.Asakir]<br />
<br />
Cenazeyi taşıdıktan sonra, cenazenin arkasından, Şafii&rsquo;de &ouml;n&uuml;nden y&uuml;r&uuml;n&uuml;r.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Birka&ccedil; cenazenin namazını birlikte kılmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Birka&ccedil; cenaze birlikte ise, her birinin namazını ayrı kılmak efdaldir. Hepsi i&ccedil;in bir namaz kılmak da caizdir. Bunun i&ccedil;in, birinin başı &ouml;tekinin ayağına gelmek &uuml;zere sıralanır. İmam, derecesi y&uuml;ksek olanın &ouml;n&uuml;nde durarak kılar. Cenazelerin bir kısmı imamın sağında, bir kısmı da imamın solunda bulunur. Yahut, hepsini imamın &ouml;n&uuml;nde olarak yan yana koyup, imam hepsinin g&ouml;ğs&uuml; hizasında durur. &Ouml;nce erkekler, sonra kadın cenazesi konur.<br />
<br />
Bunlar i&ccedil;in niyet ederken, erkek veya kadın olduklarını s&ouml;ylemek şart değildir. S&ouml;ylenmesinde de mahzur yoktur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir cenaze, bir kabirden başka bir kabre nakledilirken tekrar cenaze namazı kılınır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kılınmaz. Kılınırsa bid&#39;at olur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Dinimizde cenaze marşı diye bir şey var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dinimizde cenaze marşı diye bir şey yoktur. Batıdan gelme, b&acirc;tıl bir iştir. Zaten cenaze marşı d&uuml;zenleyenler, dinin emri olduğu i&ccedil;in değil, Batıya uymak i&ccedil;in yapıyorlar.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Şafii&rsquo;de şehidin namazı kılınmaz. Şehit Hanefi mezhebinde olsa, Şafiiler yine şehidin namazını kılmazlar mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;l&uuml;n&uuml;n mezhebine g&ouml;re değil, dirilerin mezhebine g&ouml;re hareket edilir. Şehit Şafii olsa da, Hanefiler şehidin namazını kılarlar. <b>(Hulasat-&uuml;t-tahkik)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> On yıl &ouml;nceki &ouml;l&uuml;n&uuml;n cenaze namazını kılmak bid&#39;at mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Van&rsquo;da cenaze &ccedil;ıkan eve giren herkes, Fatiha diyor. Herkes Fatiha okuyup &ouml;l&uuml;ye bağışlamak bid&rsquo;at mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Acirc;dette bid&#39;at olduğu i&ccedil;in caizdir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Camiye namaz i&ccedil;in gidince, M&uuml;sl&uuml;manların cenaze namazı kıldığını g&ouml;r&uuml;yoruz. Bu cenaze kim diye sormadan, namazını kılmakta mahzur var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mahzuru olmaz. Oradaki M&uuml;sl&uuml;manlara h&uuml;sn&uuml;zan edilmiş olur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenazeye &ccedil;i&ccedil;ek g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;r m&uuml;?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ccedil;i&ccedil;eğin hi&ccedil; faydası yoktur. Fakat kabre &ccedil;i&ccedil;ek dikmek faydalıdır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenaze işlerini &uuml;cretle yapmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;l&uuml;y&uuml; yıkamak, kefenlemek, cenaze namazı kılmak ve g&ouml;mmek farz-ı kifayedir. Bu farzları, &uuml;cretsiz olarak Allah rızası i&ccedil;in yapmak lazımdır. Cenazeyi parasız yıkamak &ccedil;ok sevabdır. &Uuml;cret istemek de caizdir. Ancak, parasız yıkayan yoksa para istemek caiz olmaz. Cenaze taşımak, kabir kazmak &uuml;creti de b&ouml;yledir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Mezar taşı dikmek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.<br />
<br />
<b>Sual: </b>&quot;Biri baş, diğeri ayak ucuna olmak &uuml;zere, iki tane mezar taşı dikmek şart&quot; deniyor. Bir tane mezar taşı dikilse mahzuru olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mezar taşı dikmek şart değil, sadece caizdir. Yani dikilse de, dikilmese de olur. Mezar taşı, bir tane de olur, iki tane de olur. Hatta kabri korumak i&ccedil;in etrafını taşla, betonla, demir parmaklıkla &ccedil;evirmek caizdir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Taş &uuml;zerine &acirc;yet-i kerime, m&uuml;barek isimler, şiir, methiye gibi şeyler yazmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caiz değildir. K&ouml;t&uuml; bir bid&#39;attir. Bazı &acirc;limler, mezar taşına sadece isim ve &ouml;l&uuml;m tarihinin yazılmasının caiz olduğunu bildirdiler. Bunları İslam harfleri ile yazmalıdır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> S&uuml;sl&uuml; aile mezarı yapmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Acirc;limlerin kabirlerini korumak i&ccedil;in t&uuml;rbe, bina yapmak caizdir. <b>(Halebi)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> Kabir &uuml;zerine taş, &ccedil;imento, demir parmaklık yaparak korumak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet caizdir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Cenazeyi ebedi istirahatg&acirc;hına tevdi ettik diyorlar. Kabri ebedi yer sanmak Cenneti, Cehennemi ink&acirc;r değil midir? Sonra kabir istirahat yeri midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ahireti ink&acirc;r kastı ile s&ouml;yleniyorsa elbette k&uuml;f&uuml;r olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kabir, ebedi değil, ge&ccedil;icidir, ya Cennet bah&ccedil;esi veya Cehennem &ccedil;ukurudur. Ebedi kelimesini sonsuz anlamında değil, uzun m&uuml;ddet manasında kullanarak, (iyi biliriz) manasında kullanarak, defnedilen m&uuml;sl&uuml;manlar i&ccedil;in ebedi istirahatg&acirc;h demek caizdir. Cennet bah&ccedil;esinde de istirahat edilir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Kadınların t&uuml;rbe ve kabir ziyaretlerine gitmeleri caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kadınların kabir ziyaretleri caiz ise de, sık sık gitmeleri uygun değildir. Hayzlı iken de gitmek caizdir. Hayzlı iken ezbere de olsa, Kur&#39;an-ı kerim okunmaz. Sadece dua &acirc;yetleri, dua niyetiyle okunabilir. Dua niyetiyle Fatiha okunabilir. Tesbih ve zikir &ccedil;ekilir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Kabir &uuml;zerine su d&ouml;kmek iyi olur deniyor. D&ouml;k&uuml;lmezse ne olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kabir &uuml;zerine su d&ouml;kmek s&uuml;nnettir. D&ouml;k&uuml;lmezse, s&uuml;nnete uyulmamış olur, sevabı noksan olur. Başka mahzuru olmaz.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Mezarlıktaki otları koparmak uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mezarlıktaki yeşil otları, dalları koparmak mekruhtur. Kuru otları koparmak caizdir. Kabir &uuml;zerine herhangi bir &ccedil;i&ccedil;ek dikmek &ouml;l&uuml;ye faydalıdır, iyidir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>&Ouml;l&uuml; &ccedil;&uuml;r&uuml;y&uuml;p toprak olduktan sonra, buraya tarla, bina yapmak caiz olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Mezarlar, sel, ırmak suları altında kalırsa, &ccedil;ıkarıp başka yere g&ouml;mmek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caiz değildir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Eski k&acirc;fir mezarlarında, k&acirc;firlerin alametleri kalmayınca, buraya m&uuml;sl&uuml;manlar g&ouml;m&uuml;lebilir ve cami yapılabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet. Nitekim, Medine&rsquo;de <b>Mescid-i nebi</b>nin yeri &ouml;nce k&acirc;firlerin kabristanı idi. Kazılıp, kemikler başka yere g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;p, buraya mescid yapıldı.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Avrupa&rsquo;da &ouml;len bir yakınımızı, k&acirc;firlerin mezarlığına koymakta mahzur var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;man kabri Cennet bah&ccedil;esi, k&acirc;firin mezarı Cehennem &ccedil;ukuru olur. K&acirc;fir mezarlığına zulmet yağar. M&uuml;sl&uuml;man o kabirde azap g&ouml;rmez ise de, k&acirc;firlere inen zulmetten rahatsız olur. Onun i&ccedil;in M&uuml;sl&uuml;man kabristanına koyma imkanı varsa onu tercih etmelidir. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(&Ouml;l&uuml;lerinizi salih bir kavmin arasına defnedin. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; diriler k&ouml;t&uuml; komşudan rahatsız olduğu gibi, &ouml;l&uuml;ler de k&ouml;t&uuml; komşudan rahatsız olur.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>Tabutla g&ouml;mmek<br />
Sual:</b> Cenazeyi tabutla g&ouml;mmek daha iyi midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Toprak &ccedil;&uuml;r&uuml;k, nemliyse erkeği kabrin i&ccedil;ine tabutla koymak caiz olur. Toprak kuru ve sağlamsa erkeği tabutla g&ouml;mmek mekruh olur. &Ouml;l&uuml;n&uuml;n altına ke&ccedil;e, hasır gibi şeyler sermek de mekruhtur. Tabutla g&ouml;m&uuml;nce tabut i&ccedil;ine biraz toprak konur. Kadınları, her zaman tabutla g&ouml;mmek daha iyi olur. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<b>Sual: </b>&Ouml;l&uuml;y&uuml;, altın, g&uuml;m&uuml;ş veya madeni diş ile g&ouml;mmek caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kıymetli mal ve ziynetle g&ouml;mmek caiz değildir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Beş aylık &ccedil;ocuğun kabri b&uuml;y&uuml;k insan kabri gibi mi olmalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
B&uuml;y&uuml;k insan gibidir. M&uuml;mindir, derin olması iyi olur.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Kabir kazınca su &ccedil;ıktı. Susuz yer yok. Buraya defin caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zaruret olunca caizdir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Yer darlığı sebebiyle &uuml;st &uuml;ste katlı mezar yapmak caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zaruret olursa caiz olur. Zaruretsiz caiz olmaz.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Vefat etti yerine, irtihal buyurdu demek caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet. İrtihal = d&uuml;nyadan ahirete g&ouml;&ccedil;mek demektir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>&Ouml;len kadını kefenlerken, avret yerine bez koymak caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Tebarekeyi okuyana kabir suali olmaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.<br />
<br />
<b>Sual: </b>&Ouml;l&uuml; sahibi, taziyeyi kabul i&ccedil;in evde &uuml;&ccedil; g&uuml;n durması gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Durması caizdir. Ama durmaması iyidir. İbni &Acirc;bidin hazretleri, (&Ouml;l&uuml; sahibinin taziye i&ccedil;in evinde oturması mekruh, kabristandan &ccedil;ıkarken taziye mekruh değildir) buyuruyor.<br />
<br />
<b>Sual: </b>&Ouml;l&uuml;y&uuml; taziyeye gelenlere bir şeyler ikram etmek caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Eve gelene bir şey ikram etmek &acirc;dettir, caizdir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Taziye i&ccedil;in uzaktan gelen misafire yemek yedirmek caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.<br />
<br />
<b>Sual: </b>&Ouml;l&uuml; evine yemek getiriliyor. Ekşimemesi i&ccedil;in taziyeye gelenlere vermek caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Fakire vermek sevap. &Ouml;l&uuml;n&uuml;n ruhuna bağışlanır.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Belediye, &ouml;l&uuml;leri beton mezara g&ouml;md&uuml;r&uuml;yor. Ne yapalım?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zaruret olunca caiz olur.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Taşlara okuyup mezar &uuml;st&uuml;ne koymak caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Tahta &ccedil;ivili tabut, bazen a&ccedil;ılıyor. Tahta &ccedil;ivi tutkalla yapıştırılsa caiz olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Kabirdeki kemikler &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;şse, başkasını defnedeceğiz. Kemiklerin &ccedil;&uuml;r&uuml;me vakti var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yoktur.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Bah&ccedil;eyi kazarken &ccedil;ıkan kemikleri ne yapmalı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kemikleri toplayıp bir &ccedil;ukura koymalı. Kemiksiz yerler ekilir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Babamı Bulgaristan&rsquo;da gayrim&uuml;slim mezarlığına g&ouml;mm&uuml;şler. R&uuml;yamda babamı g&ouml;rd&uuml;m. Kendisinin kurtarılmasını istedi. Babamın mezarını m&uuml;sl&uuml;man mezarlığına nakletmem caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zulmetten kurtulması i&ccedil;in nakletmek &ccedil;ok iyi olur.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Akşam vakti mezarlıktan ge&ccedil;erken kabir ehli &uuml;zerine Fatiha okunur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet her zaman okunur, mahzuru yoktur.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Defnederken, kerpi&ccedil; yerine beton, mermer koymak caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
V&uuml;cuda dokunmadığı i&ccedil;in caizdir. Kabrin i&ccedil;i sayılmaz.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Aniden &ouml;lmek k&ouml;t&uuml; m&uuml;d&uuml;r? Kelime-i şehadet getiremeden &ouml;len, k&acirc;fir olarak mı &ouml;lm&uuml;ş olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;minler i&ccedil;in ani &ouml;l&uuml;m, nimet, facirler, k&acirc;firler i&ccedil;in ise azaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Ouml;l&uuml;m, m&uuml;min i&ccedil;in hediyedir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Facirler, aniden &ouml;lmeyip de hastalık &ccedil;ekerek &ouml;l&uuml;rlerse, g&uuml;nahlarına tevbe etmek imkanı vardır. K&acirc;firlerin de imana gelme ihtimali mevcuttur. Onun i&ccedil;in k&acirc;firlere ve facirlere ani &ouml;l&uuml;m iyi değildir. Fakat salihler, her zaman tevbe ettikleri i&ccedil;in ansızın &ouml;l&uuml;m onlar i&ccedil;in bir nimet olur.<br />
<br />
Kalb krizi, trafik kazası, bir bombanın patlaması gibi sebeplerle kelime-i şehadet getiremeden &ouml;len, uyurken &ouml;len m&uuml;sl&uuml;man, imansız &ouml;lm&uuml;ş olmaz. Aniden &ouml;l&uuml;p de son s&ouml;z&uuml;n&uuml;n kelime-i şehadet olmaması ona zarar vermez.<br />
<br />
<b>Sual: </b>&Ouml;l&uuml; i&ccedil;in ağlamak uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;l&uuml; i&ccedil;in sessiz ağlamak caizdir. (Şerh-us-sud&ucirc;r) ve (Berek&acirc;t)da, (M&uuml;minin &ouml;l&uuml;m&uuml;ne g&ouml;kler ağlar) yazılıdır. &Ouml;l&uuml; i&ccedil;in y&uuml;ksek sesle ağlamak, matem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perdeler ve rozetler, işaretler asmak, matem işaretleri, resmini taşımak caiz değildir.<br />
<br />
(Haz&acirc;net-&uuml;r-riv&acirc;y&acirc;t) kitabında, (Cenazeye ve cenaze &ccedil;ıkan yere siyah &ouml;rtmek ve siyah giyinmek caiz değildir) diyor. B&uuml;t&uuml;n hadis kitapları, Peygamber efendimizin &ouml;l&uuml; i&ccedil;in y&uuml;ksek sesle ağlamanın &ouml;l&uuml;ye sıkıntı vereceğini buyurduğunu bildirmektedir.<br />
<br />
Bu hadis-i şeriflerden bazıları ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Şu d&ouml;rt şey cahiliyet mirasıdır: Soyu ile &ouml;v&uuml;nmek, bir kimsenin soyuna s&ouml;vmek, yağmuru yıldızlardan aramak, &ouml;l&uuml;leri methederek ağlamak.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(&Ouml;l&uuml;, yakınlarının kendisine bağırarak ağlamasından azap </b>[sıkıntı]<b> duyar.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(&Ouml;l&uuml;lerinize feryat ederek ağlamayın, &ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;l&uuml;, bundan azap duyar.) </b>[Şirazi]<br />
<br />
<b>(Y&uuml;ksek sesle ağlayarak </b>&quot;Kolum kanadım kırıldı, yardımcım gitti&rdquo;<b> gibi s&ouml;zler s&ouml;ylemek &ouml;l&uuml;y&uuml; sıkıntıya sokar.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>(&Uuml;z&uuml;l&uuml;nce, y&uuml;z&uuml;n&uuml; yolan, elbisesini yırtan ve bağırıp &ccedil;ağıran bizden değildir.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir kimsenin &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; duyunca ne denir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Bir m&uuml;sl&uuml;manın &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; duyunca, &quot;<a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/047.jpg" target="_blank">İnna lillah ve inna ileyhi raciun</a>&quot; dedikten sonra, &quot;Ya Rabbi onu salihlere kat, rahmetine eriştir, &ccedil;oluk &ccedil;ocuğuna iyilikler ihsan et, bizi de onu da mağfiret et&quot; diye dua edin!) </b>[İbni Asakir]<br />
<br />
[<a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/047.jpg" target="_blank">İnna lillah ve inna ileyhi raciun</a>, Bekara suresinin 156. &acirc;yet-i kerimesidir. &quot;Elbette biz, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kuluyuz, &ouml;l&uuml;mden sonra dirilerek yine Ona d&ouml;neceğiz&quot; mealindedir.]<br />
<br />
<b>(Hi&ccedil; bir &uuml;mmete verilmeyen bir şey benim &uuml;mmetime verildi. O da bir bela ve musibet karşısında istircadır.)</b> [Taberani] [İstirca, bela zamanında veya acı bir haber duyunca &quot;<a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/047.jpg" target="_blank">İnna lillah ve inna ileyhi raciun</a>&quot; demektir.]<br />
<br />
<b>(Birinize bir musibet veya bir bela geldi mi, istirca ettikten sonra &quot;Ya Rabbi, senin yanında bu musibetin ecrini</b> [sevabını] <b>bekliyorum, bunun ecrini bana ver ve bunu daha hayırlı bir şeyle değiştir&quot; diye dua etmelidir.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Bir musibet karşısında istirca edilirse, musibetin sonucu g&uuml;zel olur.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(&Ccedil;ocuğu &ouml;len, Allah&rsquo;a hamd edip, istirca ederse, Hak te&acirc;l&acirc; meleklere &quot;Şu kuluma Cennette bir ev yapın, adını da hamd evi koyun&quot; buyurur.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>Doğup &ouml;len &ccedil;ocuk<br />
Sual: </b>Doğar doğmaz &ouml;len &ccedil;ocuğun cenaze namazı kılınır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Doğduktan sonra hemen &ouml;len &ccedil;ocuk yıkanır ve namazı kılınır, v&acirc;ris olur, mirası kalır ve ismi konur. Cansız doğan &ccedil;ocuk, d&ouml;rt aylık olmuşsa yıkanıp bir kefene sarılıp g&ouml;m&uuml;l&uuml;r, namazı kılınmaz. D&ouml;rt aylık değilse, yıkanmaz ve namazı da kılınmaz. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
Hadis-i şerifte <b>(&Ccedil;ocuk doğarken ses verirse, namazı kılınır, ses vermezse</b> [canlılık alametleri g&ouml;r&uuml;lmezse] <b>namazı kılınmaz)</b> buyuruldu. <b>(Mevkufat)</b><br />
<br />
<b>Birka&ccedil; cenaze i&ccedil;in tek namaz<br />
Sual: </b>Bir&ccedil;ok cenazenin hepsi i&ccedil;in tek namaz kılmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Birka&ccedil; cenaze birlikteyse her birinin namazını ayrı kılmak efdaldir. Hepsi i&ccedil;in bir namaz kılmak da caizdir. Bunun i&ccedil;in, birinin başı &ouml;tekinin ayağına gelmek &uuml;zere sıralanır. İmam, derecesi y&uuml;ksek olanın &ouml;n&uuml;nde durarak kılar. Cenazelerin bir kısmı imamın sağında, bir kısmı da imamın solunda bulunur yahut hepsini imamın &ouml;n&uuml;nde olarak yan yana koyup, imam hepsinin g&ouml;ğs&uuml; hizasında durur. &Ouml;nce erkekler, sonra oğlan, sonra kadın, en son kız cenazesi konur. Bunlar i&ccedil;in niyet ederken erkek veya kadın olduklarını s&ouml;ylemek şart değildir. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> Ateist akrabamızın cenaze merasimine gitmekte mahzur var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;man olmayanın cenazesine zaruretsiz gitmek caiz olmaz.<br />
<br />
<b>Resulullahın cenaze namazı </b><br />
<b>Sual:</b> Resulullahın cenaze namazını kim kıldırdı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Peygamber efendimizin cenaze namazını, vasiyetine uyularak herkes teker teker kıldı.<br />
<br />
<b>Bir kabre iki &ouml;l&uuml;<br />
Sual: </b>Biri &ouml;ld&uuml;kten beş yıl sonra aynı mezara başka bir &ouml;l&uuml;n&uuml;n konması caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir &ouml;l&uuml; &ccedil;&uuml;r&uuml;y&uuml;p, kemikleri toprak olmadan, bu mezara başkası g&ouml;m&uuml;lemez. Başka mezar kazılamazsa, kemikler toplanıp, mezar i&ccedil;inde, toprakla &ouml;rt&uuml;lerek, başkası, toprağın &ouml;te yanına g&ouml;m&uuml;lebilir. &Ouml;l&uuml; &ccedil;&uuml;r&uuml;y&uuml;p, toprak olunca, bu mezara başkası defnolunabilir<b>. (Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
&Ouml;l&uuml;n&uuml;n ne kadar sene sonra &ccedil;&uuml;r&uuml;yeceği toprağın durumuna bağlıdır. Bazı topraklarda tez, bazı topraklarda &ccedil;ok ge&ccedil; &ccedil;&uuml;r&uuml;r. Beş yılla kayıtlamak yanlış olur.<br />
<br />
<b>Cenazeyi duyurmak<br />
Sual:</b> Cenaze olduğunu bildirmek i&ccedil;in gazeteye ilan vermek ve belediyeden anons ettirmek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caizdir. Fakat, cenaze olduğunu bildirmek i&ccedil;in, minarelerde sal&acirc;t okunması bid&rsquo;attir.<br />
<br />
<b>Cenaze yıkayacak kimse<br />
Sual: </b>Hayzlı kadın cenaze yıkayabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;l&uuml; yıkayacak kimsenin, &ouml;nce gus&uuml;l abdesti alması m&uuml;stehabdır. C&uuml;n&uuml;b&uuml;n ve &ouml;z&uuml;rl&uuml; kadının yıkaması mekruhtur. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<b>Kefen bezi<br />
Sual:</b> Erkek ve kadın i&ccedil;in, ka&ccedil; metre kefen bezi almak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Erkek i&ccedil;in 7, kadın i&ccedil;in 8 metre patiska almak yeterlidir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Eşlerden biri &ouml;l&uuml;nce diğeri bunun cenazesini yıkayabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kadın, &ouml;len kocasını yıkar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kocanın &ouml;l&uuml;m&uuml;nden sonra, nikah, &ouml;l&uuml;m iddeti bitinceye kadar [d&ouml;rt ay, on g&uuml;n] devam eder. Hanefi mezhebinde kadın &ouml;l&uuml;nce, kocası bunu yıkayamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;l&uuml;nce nikah bozulur. Fakat diğer &uuml;&ccedil; mezhepte yıkaması caizdir. <b>(Redd-&uuml;l-muhtar</b>)<br />
<br />
<strong>Sual: Cenaze namazı, namaz kılması tahrimen mekruh olan vakitlerde kılınabilir mi?<br />
Cevap:</strong> Namaz kılması tahrimen mekruh olan &uuml;&ccedil; vakitte namaz kılmak caiz değildir. Bu vakitlerden &ouml;nce hazırlanmış olan cenazenin namazını, bu vakitlere geciktirmek de caiz değildir. Bu vakitlerde defnetmek ise caizdir. Mer&acirc;kıl-fel&acirc;hda deniyor ki:<br />
&ldquo;Bu vakitlerde cenazeyi defnetmek mekruh değildir, caizdir.&rdquo;</p>

<p>G&uuml;n&uuml;n her vaktinde cenaze namazı kılmak caizdir. Beş vakit namazdan sonraya bırakmak da şart değildir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Maliki&rsquo;yi taklit ediyorum. Cenaze namazına durunca, Hanefi&rsquo;ye g&ouml;re bozmayan, Maliki&rsquo;ye g&ouml;re abdesti bozan bir hal oldu. Namaza devam etmek caiz olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze namazını, sonradan kılma imk&acirc;nı olmadığı i&ccedil;in, Hanefi mezhebine uyarak namaza devam edilir. Beş vakit namazdan biri olsaydı, sonra kılma imk&acirc;nı olduğu i&ccedil;in, o abdestle kılınamazdı.<br />
<br />
<b>Yanarak yok olan</b><br />
<b>Sual:</b> V&uuml;cudunun bir kısmı yanarak yok olup &ouml;lenin cenazesi yıkanır mı, namazı kılınır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İnsanın yalnız başı veya bedenin yarısı ele ge&ccedil;erse, yıkanmaz ve namazı kılınmaz. &Ouml;ylece g&ouml;m&uuml;l&uuml;r. Başı olmasa bile bedenin yarıdan fazlası veya bedenin yarısı ile başı bulunursa, yıkanır ve namazı kılınır. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l-muhtar)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> Denizde veya g&ouml;lde boğularak &ouml;len kimsenin cenazesini yıkamak gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, &uuml;&ccedil; kere yıkanır veya yıkamak niyetiyle suda &uuml;&ccedil; kere hareket ettirilir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> &Ouml;l&uuml;n&uuml;n kefen parasını, başka biri kendi parasından verse uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kefenin, &ouml;l&uuml;n&uuml;n kendi helal malından olması ve &ouml;nceden yıkanmış olarak hazır bulundurulması iyidir. Kefen, &ouml;l&uuml;n&uuml;n malından alınır. Borcundan, vasiyetinden ve mirasından &ouml;nce, kefen parası ayrılır. Kadın zengin olsa da, kefenini kocası verir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> &Ouml;l&uuml;n&uuml;n kefeni ka&ccedil; par&ccedil;a olmalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Erkeğin kefeninin &uuml;&ccedil; par&ccedil;a, kadının kefeninin, beş par&ccedil;a olması s&uuml;nnettir. Daha fazla olması bid&rsquo;attır. Kefenin yeni, temiz, kıymetli ve beyaz pamuklu [patiska] olması s&uuml;nnettir. Erkeğe, ipek kefen haramdır. Tabutunu da, ipekle &ouml;rtmek haramdır. Kadınlara ipek caizdir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Kefeni zemzemle yıkamak uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zemzemle yıkanmış kefen, Hanefi&rsquo;de caiz, Şafii&rsquo;de haramdır. Hanefi&rsquo;de, kuruyunca zemzemin hepsi gider. Şafii&rsquo;deyse, eseri kalıp, meyyitin kanıyla ve iriniyle kirletmeye sebep olur.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Cenaze, nasıl yıkanır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Teneşir etrafında, &ouml;nce buhur otu yakılıp &uuml;&ccedil; veya beş defa dolaştırılır.<br />
<br />
Cenaze, &ouml;rt&uuml;l&uuml; olarak, t&uuml;ts&uuml;lenmiş teneşir &uuml;zerine, sırt &uuml;st&uuml; veya kolay olan şekilde yatırılır. G&ouml;bekle diz arası &ouml;rt&uuml;l&uuml; olarak yıkanır; &ccedil;&uuml;nk&uuml; kadının kadınlar i&ccedil;in avret yeri, erkeğin erkekler i&ccedil;in olan avret yeri gibidir. Teneşire, kıbleye karşı yatırmak s&uuml;nnettir.<br />
<br />
Teneşir, g&ouml;beğe kadar y&uuml;ksek ve az eğik olmalıdır. Su, pek sıcak olmamalı, tuzlu olmalıdır. Serin ve tuzlu su, &ccedil;&uuml;r&uuml;meyi geciktirir. &Ouml;l&uuml;, &ccedil;ocuk da olsa, &ouml;nce abdest aldırılır; fakat ağzına, burnuna su verilmeyip, bezle temizlenir. &Ouml;nce y&uuml;z&uuml; yıkanır. Sonra, kolları yıkanıp, başı, kulakları ve ensesi mesh edilir ve ayakları yıkanır. K&acirc;furlu suyla, bu yoksa yalnız su d&ouml;kerek, başı ve sakalı, sabunla yıkanır. Sonra sol yanına &ccedil;evrilip, sağ yanına su d&ouml;k&uuml;l&uuml;r. Su, teneşir tahtasına değen yerlerine kadar akıtılmalı, sonra, sağ yanına yatırılıp, sol tarafına, omuzdan ayağa kadar su d&ouml;k&uuml;l&uuml;r. Sonra oturtulup, karnı hafif&ccedil;e bastırılır. Bir şey &ccedil;ıkarsa yıkanır, yani su d&ouml;k&uuml;p giderilir. Sonra sol yanına yatırıp, sağ yanı tekrar yıkanır, yani omuzdan ayağa kadar su d&ouml;k&uuml;l&uuml;r. B&ouml;ylece s&uuml;nnete uygun, yani &uuml;&ccedil; kere yıkanmış olur. İki yanı yıkanırken de, &uuml;&ccedil; defa su d&ouml;k&uuml;l&uuml;r.<br />
<br />
Hasta, c&uuml;n&uuml;p olarak vefat etmiş olsa da, bir defa yıkanır. Yıkandıktan sonra, abdesti bozan şeyler &ccedil;ıkarsa, tekrar yıkanmaz ve abdest aldırılmaz. Yalnız &ccedil;ıkan şeyler, su d&ouml;kerek giderilir. &Ouml;l&uuml;y&uuml; yıkarken, niyet etmek s&uuml;nnettir. Niyetsiz temiz olursa da, farz sakıt olmaz.<br />
<br />
Yıkama yerine, yıkayıcılardan başkası girmez. Velisi girebilir.<br />
<br />
Zaruret yoksa kokmaması i&ccedil;in morga koymak yerine &ccedil;abuk g&ouml;mmeli, yolcu gelecek diye bekletmemelidir. Canlıya eziyet veren şey, &ouml;l&uuml;ye de verir. Bunun i&ccedil;in, &ccedil;ok soğuk ve &ccedil;ok sıcak suyla yıkanmaz. Zemzemle yıkamak caiz değildir. Sa&ccedil;ları d&ouml;k&uuml;l&uuml;rse, kefeni i&ccedil;ine konur; &ccedil;&uuml;nk&uuml; insanın her par&ccedil;ası muhteremdir, g&ouml;m&uuml;l&uuml;r. Yıkandıktan sonra, teneşir &uuml;zerinde bezle kurulanır. &Ouml;l&uuml;n&uuml;n sa&ccedil;larını taramak, sa&ccedil;, sakal, bıyık ve tırnaklarını kesmek, Hanefi&rsquo;de caiz değildir. Su ka&ccedil;maması i&ccedil;in, ağzına, burnuna ve kulaklarına pamuk koymak caizdir. <b>(Haleb&icirc;)</b><br />
<br />
Su bulunmadığı zaman, teyemm&uuml;m yaptırılıp, namazı kılınır. Sonra su bulunursa, yıkanır; fakat namazı tekrar kılınmaz. &Ouml;l&uuml; yıkayacak kimsenin, &ouml;nce gusletmesi m&uuml;stehabdır. C&uuml;n&uuml;b&uuml;n ve &ouml;z&uuml;rl&uuml; kadının yıkaması mekruhtur. Cenaze yıkanmış su, m&uuml;stamel su olur. Necis olur. Bunun i&ccedil;in, yıkayanların &uuml;st&uuml;ne sı&ccedil;ramaması, peştamal sarınmaları gerekir. [Başka bir kavle g&ouml;re ise, cenazenin &uuml;st&uuml;nde necaset yoksa necis olmaz.]<br />
<br />
<b>Sual: </b>Evliya bir zatın elbisesinden bir par&ccedil;a, kefen i&ccedil;ine konulması iyi olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, &ccedil;ok iyi olur. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:<br />
Salihlerin, Velilerin elbisesinden kefen yapmak veya kefen i&ccedil;ine, y&uuml;z&uuml;ne, g&ouml;ğs&uuml;ne koymak faydalıdır. <b>(1/3)</b><br />
<br />
&Acirc;yet-i ker&icirc;meleri, duaları, muhterem isimleri kefene yazmak veya kabre koymak caiz değildir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>İhtiya&ccedil; halinde, kadının cenazesini, erkek yıkayabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, yıkayamaz. Yıkayacak kadın bulunamazsa, cenaze baştan ayağa &ouml;rt&uuml;l&uuml; olarak, akrabası, eline bez sararak, elini &ouml;rt&uuml; altına sokup, teyemm&uuml;m yaptırır; &ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;l&uuml;n&uuml;n avreti, dirinin avreti gibidir. Bakması haram olan yere, dokunmak da, haramdır. Bir &ccedil;ocuğa da, &ouml;ğretilip, yıkatılabilir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Cenazeyi, gece g&ouml;mmek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;nd&uuml;z defnetmek m&uuml;stehabsa da, gerektiğinde gece de g&ouml;mmek caizdir. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<b>Sual: </b>Kadın &ouml;l&uuml;nce, kocası hanımının y&uuml;z&uuml;ne de mi bakamaz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Y&uuml;z&uuml;ne bakabilir.<br />
<br />
<b>Sene-i devriye</b> [yıl d&ouml;n&uuml;m&uuml;]<br />
<b>Sual:</b> &Ouml;l&uuml;m&uuml;z&uuml;n sene-i devriye denilen yıl d&ouml;n&uuml;m&uuml;nde veya kırkında yahut elli ikisinde mevlid okutmak maksadıyla, o g&uuml;n&uuml; hesap etmek i&ccedil;in, &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; g&uuml;nden itibaren mi, yoksa toprağa verildiği g&uuml;nden itibaren mi saymak gerekiyor? Babam akşama doğru vefat etti, ertesi g&uuml;ne kaldı. Akrabalar gelecek diye bekletilirken, gece oldu ve ertesi g&uuml;n kaldırdılar, yani iki g&uuml;n sonra defnedildi. Hesabı buna g&ouml;re iki g&uuml;n sonra mı yapacağız?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hadis-i şerifte, <b>(Kabirdeki &ouml;l&uuml;, denize d&uuml;ş&uuml;p, imdat diye bağıran kişiye benzer. Boğulurken kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, &ouml;l&uuml; de bir dua g&ouml;zler) </b>buyuruldu. (Deylemi)<br />
<br />
&Ouml;len bir yakınımız, (Aman, acele bana hayır hasenat yapın, dua g&ouml;nderin) diye bağırırken, ona, <em>(Yok &ouml;yle acele etme, bekle, <b>kırk g&uuml;n&uuml;n</b> veya <b>elli iki g&uuml;n&uuml;n</b> yahut <b>bir yılın </b>dolsun, sana o zaman dua edeceğiz, hayır hasenat yapacağız, mevlid okutacağız) </em>demek ne kadar yanlıştır.<br />
<br />
Ziyaretime gelen bir imam anlattı: Cemaatinden biri, ona aynı soruyu sormuş. İmam da uzun uzun bunların bid&rsquo;at olduğunu, hayır hasenat yapmak ve dua etmek i&ccedil;in g&uuml;n tayininin Hristiyanlıktan geldiğini anlatmış. Adama, anladın mı diye sormuş. O da, (İyi anladım, ama anlamadığım husus, bu kırkını &ouml;l&uuml;n&uuml;n &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; g&uuml;nden mi sayacağız, yoksa toprağa girdikten sonra mı sayacağız) demiş.<br />
<br />
&Ouml;l&uuml; i&ccedil;in yapılacak hayır ve hasenatı geciktirmemeli, belli g&uuml;nleri beklememeli, ilk fırsatta yapmaya &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
<b>&Ouml;l&uuml;y&uuml; yıkamak<br />
Sual:</b> Kadın, &ouml;len kocasının cenazesini yıkayamaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kadın yıkayabilir. Kocası &ouml;l&uuml;nce, kadın d&ouml;rt ay on g&uuml;n iddet bekler. Bu zaman zarfında, onun karısı sayılır. Onun i&ccedil;in, kadın kocasını yıkayabilir.<br />
<br />
Kadını erkek, erkeği kadın yıkayamaz. Kadın cenazeyi yıkayacak kadın yoksa, erkek, eline bez sarıp, kollarına bakmadan, &ouml;rt&uuml; altından teyemm&uuml;m yapar. Teyemm&uuml;m yapan erkek, mahrem akrabasıysa, mesela oğlu annesine veya teyzesine teyemm&uuml;m ettiriyorsa, eline bez sarmak gerekmez, &ccedil;&uuml;nk&uuml; mahrem olan akrabanın kollarına ve y&uuml;z&uuml;ne bakmak ve dokunmak caizdir. Teyemm&uuml;m de zaten y&uuml;ze ve kollara yapılır.<br />
<br />
<b>&Ouml;l&uuml;m h&acirc;li<br />
Sual: </b>&Ouml;lmek &uuml;zere olan hasta, nasıl yatırılır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;lmek &uuml;zere olan bir hasta, sağ yanı &uuml;zere yatırılıp, y&uuml;z&uuml; kıbleye &ccedil;evrilir. B&ouml;yle yatırmak s&uuml;nnettir. Baş altına bir şey koyarak, ayakları kıbleye doğru, sırt&uuml;st&uuml; yatırmak da caizdir. B&ouml;ylece y&uuml;z&uuml; kıbleye karşı olur. Bunlar g&uuml;&ccedil; olursa, kolayına gelecek şekilde yatırmak da caiz olur. Cenaze, sırt &uuml;st&uuml; veya kolay olan şekilde yatırılır. Kıbleye karşı yatırmak s&uuml;nnettir.<br />
<br />
<b>Kabrin derinliği<br />
Sual:</b> Kadınların kabrini, erkeklerin kabrinden, daha derin kazmak gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır. Genelde, kadın i&ccedil;in olsun, erkek i&ccedil;in olsun, kabri derin kazmak iyidir. Derinliğinin, insanın g&ouml;ğs&uuml;ne kadar, hatta insan boyu kadar olması iyidir. <b>(Cami-ul-fetava)</b><br />
<br />
<b>Kadın cenazenin defni</b><br />
<b>Sual:</b> Mahremi olmayan bir kadın &ouml;l&uuml;nce, cenazesini kocası kabre koyabilir mi? Yoksa kadınlar mı koymalı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kadınlar koyamaz. Diğer &uuml;&ccedil; mezhepten birini taklit ederek, kocası, &ouml;len karısını kabre koyabilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kadını, kocasının yıkaması da, diğer &uuml;&ccedil; mezhepte caizdir. Hazret-i Ali, hanımı Hazret-i Fatıma&rsquo;yı, kendisi kabre koymuştu.<br />
<br />
<b>Cenaze duası<br />
Sual: </b>Cenazede hangi dua okunur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze i&ccedil;in aşağıdaki dua okunur. Bunu bilmeyen, Rabbena &acirc;tina veya Rabbenağfirli &acirc;yetlerini, dua olarak okuyabilir. Yahut dua niyetiyle, besmelesiz Fatiha-i şerife okumak da olur. Başka dua okumak da caizdir. Sadece, <b>Allah&uuml;mmağfir-leh</b> dense de olur.<br />
<br />
Cenaze kadın ise, parantez i&ccedil;indekiler yani <strong><font color="#ff0000">kırmızılar</font></strong> okunur.<font size="1"> </font><br />
<br />
<a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/cenazeduasi.jpg" target="_blank">Duanın İslam harfleriyle yazılmış orijinali i&ccedil;in tıklayınız.</a><br />
<br />
<b>Allah&uuml;mmağfir li-hayyin&acirc; ve meyyitin&acirc; ve ş&acirc;hidin&acirc; ve g&acirc;ibin&acirc; ve zekerin&acirc; ve &uuml;ns&acirc;n&acirc; ve sag&icirc;rina ve keb&icirc;rin&acirc;. Allah&uuml;mme men <font color="#3300ff">ahyeyteh&uuml;</font> <font color="#ff0000">(ahyeyteh&acirc;)</font> minn&acirc; fe <font color="#3300ff">ahyih&icirc;</font> <font color="#ff0000">(ahyih&acirc;)</font> alel-isl&acirc;mi ve men <font color="#3300ff">teveffeyteh&uuml;</font> <font color="#ff0000">(teveffeyteh&acirc;)</font> minn&acirc; fe <font color="#3300ff">teveffeh&uuml;</font> <font color="#ff0000">(teveffeh)</font> alel-&icirc;m&acirc;ni ve hussa <font color="#3300ff">h&acirc;zel-meyyiti</font> <font color="#ff0000">(h&acirc;zihil- meyyitete)</font> bir-revhi ver-r&acirc;hati vel-mağfireti ver-rıdv&acirc;ni. Allah&uuml;mme in <font color="#3300ff">k&acirc;ne</font> <font color="#ff0000">(k&acirc;net)</font> <font color="#3300ff">muhsinen</font> <font color="#ff0000">(muhsineten)</font> fezid f&icirc; <font color="#3300ff">ihsanih&icirc;</font> <font color="#ff0000">(ihs&acirc;nih&acirc;) </font>ve in <font color="#3300ff">k&acirc;ne</font> <font color="#ff0000">(k&acirc;net)</font> <font color="#3300ff">m&uuml;s&icirc;en</font> <font color="#ff0000">(m&uuml;s&icirc;eten)</font> fe tec&acirc;vez <font color="#3300ff">anh&uuml;</font> <font color="#ff0000">(anh&acirc;)</font> ve <font color="#3300ff">lekkıhi&#39;l</font> <font color="#ff0000">(lekkıh&acirc;&#39;l)</font> emne vel-b&uuml;şr&acirc; vel-ker&acirc;mete vez-z&uuml;lf&acirc;. Allah&uuml;mmec&rsquo;al <font color="#3300ff">kabreh&uuml;</font> <font color="#ff0000">(kabreh&acirc;)</font>, ravdaten min riyadil cin&acirc;ni ve l&acirc; tec&rsquo;al <font color="#3300ff">kabreh&uuml;</font> <font color="#ff0000">(kabreh&acirc;)</font> hufraten min huferin-n&icirc;r&acirc;ni. Rabbiğfirl&icirc; ve li-v&acirc;lideyye ve lil-m&uuml;&rsquo;min&icirc;ne vel-m&uuml;&rsquo;min&acirc;ti&nbsp;ve li cemi&rsquo;ıl m&uuml;slim&icirc;ne vel-m&uuml;slim&acirc;ti el-ahy&acirc;-i min h&uuml;m vel emv&acirc;ti bi-rahmetike y&acirc; erhamer-r&acirc;him&icirc;n.</b><br />
<br />
<b>Terc&uuml;mesi:</b><br />
Allah&rsquo;ım! Dirilerimizi, &ouml;l&uuml;lerimizi, hazır olanlarımızı, burada olmayanlarımızı, erkeklerimizi, kadınlarımızı, k&uuml;&ccedil;&uuml;klerimizi ve b&uuml;y&uuml;klerimizi af ve mağfiret eyle! Ya Rabbi, i&ccedil;imizdeki kimseleri İsl&acirc;m &uuml;zere yaşat, &ouml;lenleri iman &uuml;zere &ouml;ld&uuml;r. Bilhassa bu &ouml;l&uuml;y&uuml;, kolaylığa, rahata erdir! Onu mağfiret et ve ondan razı ol! Allah&rsquo;ım! Eğer bu &ouml;l&uuml;, iyilerdense, iyiliğini artır. K&ouml;t&uuml;lerdense, onu affet! Ona emniyet, m&uuml;jde, ihsan ve yakınlık nasip et! Allah&rsquo;ım! Onun kabrini Cennet bah&ccedil;elerinden bir bah&ccedil;e eyle! Onun kabrini Cehennem &ccedil;ukurlarından bir &ccedil;ukur yapma! Ya Rabbi! Beni, ana babamı, &ouml;l&uuml; diri b&uuml;t&uuml;n m&uuml;minleri ve m&uuml;sl&uuml;manları affet, bi-rahmetike y&acirc; erhamer-r&acirc;him&icirc;n.<br />
<br />
<b>Cenazede selam verirken<br />
Sual:</b> Cenaze namazında, d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; tekbirden sonra bir şey okumadan mı selam verilir? Selam verirken kimlere niyet edilir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
D&ouml;rd&uuml;nc&uuml; tekbirden sonra, dua okumadan, &ouml;l&uuml;ye ve cemaate niyet ederek iki tarafa selam verilir. <b>(Redd-&uuml;l-muhtar, Haleb&icirc;-yi sagir)</b><br />
<br />
<b>Cenazede tekbir alırken<br />
Sual: </b>Cenaze namazında her tekbirde elleri kaldırmak gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, sadece ilk tekbirde eller kaldırılır. Diğer &uuml;&ccedil; mezhepte ise, her tekbirde eller kaldırılır. Belh &acirc;limleri de eller her tekbirde kaldırılır demişlerdir. <b>(Haleb&icirc;)</b><br />
<br />
<b>Başınız sağ olsun</b><br />
<b>Sual: </b>Taziye i&ccedil;in &ouml;l&uuml; sahiplerine, <b>(Başınız sağ olsun) </b>demenin, kaza ve kadere aykırı olduğu s&ouml;yleniyor. Neresi aykırıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Şimdi, eski &acirc;limlerin bildirdiği her şeyi k&ouml;t&uuml;lemek moda h&acirc;line geldi. Bu da kıyamet alametlerindendir. (Başınız sağ olsun) demek, (&Ouml;l&uuml;yle &ouml;l&uuml;nmez, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; size ve yakınlarınıza sabır versin) demektir. Sabır tavsiye etmek s&uuml;nnettir.<br />
<br />
<b>Cenaze namazından sonra</b><br />
<b>Sual: </b>Cenaze namazından sonra nutuk s&ouml;yler gibi konuşmak veya &ouml;l&uuml;n&uuml;n yaptığı iyi işleri anlatmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caiz değildir, bid&rsquo;attir. &Ouml;l&uuml;y&uuml; kendinde bulunmayan şeylerle &ouml;vmek caiz değildir. Kendinde bulunan sıfatlar ile &ouml;vmek de faydasızdır. İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri vefat edince, bid&rsquo;at işlenmesin diye, cenaze namazından sonra hemen kabre koymuşlar ve kabre koyduktan sonra dua okunmuştur.<br />
<br />
<b>Beton kabir<br />
Sual: </b>Altı toprak d&ouml;rt tarafı betondan yapılmış hazır kabir satıyorlar. İ&ccedil;ine lahd kazıp meyyiti defnetmek caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, caizdir.<br />
<br />
<b>Hastaya telkin<br />
Sual:</b> &Ouml;l&uuml;m h&acirc;li yaklaşan hastaya, kelime-i tevhid nasıl telkin edilir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hastanın durumuna g&ouml;re <b>La ilahe illallah</b> denebilir, ancak <b>Muhammed&uuml;n Resulullah</b> da demek iyi olur.<br />
<br />
<b>Mezar yeri almak<br />
Sual: </b>&Ouml;lmeden &ouml;nce, mezar yeri satın almak caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, caizdir. Ama o parayı dine hizmette kullanmak daha iyidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hi&ccedil; kimseyi a&ccedil;ıkta bırakmazlar, bir yer bulup defnederler.<br />
<br />
<b>Cenaze namazı<br />
Sual: </b>Bir &ouml;l&uuml; i&ccedil;in, iki defa cenaze namazı kılınır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze namazı bir kere kılınır. Birden fazla kılınması mekruh olur. <b>(Mevkufat)</b><br />
<br />
<b>Cenaze namazında niyet<br />
Sual:</b> Kitaplarda, (Cenaze namazının farzı ikidir: Biri d&ouml;rt tekbir, diğeri de ayakta kılmaktır) deniyor. O zaman abdestsiz ve niyetsiz cenaze namazı kılınır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
D&ouml;rt tekbirle ayakta kılmak cenaze namazının i&ccedil;indeki farzlardır. Abdest almak ve niyet, namazın dışındaki farzlardandır.<br />
<br />
<b>Cenaze namazına geciken<br />
Sual:</b> Cenaze namazına ge&ccedil; kalan ne yapar?<br />
<b>CEVAP<br />
1-</b> Cenaze namazında, imam birinci tekbiri aldıktan sonra gelen, imam ikinci tekbiri alana kadar bekler ve onunla birlikte tekbir alır. İmam cenaze namazını bitirince de, yetişememiş bulunduğu tekbiri, cenaze kaldırılmadan &ouml;nce alır.<br />
<b>2-</b> İmam, iki veya &uuml;&ccedil; tekbir aldıktan sonra yetişmiş olan da b&ouml;yle yapar. Yani hemen yetişemediği tekbirleri peş peşe s&ouml;yler.<br />
<b>3-</b> Cenaze namazına, imam d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; tekbiri alırken yetişen kimse, eğer imam selam vermemişse, bu tekbirle, cenaze namazına girer. Sonra, cenaze kaldırılmadan &ouml;nce, arka arkaya &uuml;&ccedil; defa tekbir alır, dua okumaz. <b>(Hindiyye)</b><br />
<br />
<b>Cenaze akşama kalırsa<br />
Sual:</b> Cenaze akşama kalmışsa, cenaze namazı akşamdan &ouml;nce mi sonra mı kılınır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cenaze akşam vakti hazırlanmışsa, &ouml;nce akşam namazının farzı, sonra cenaze namazı kılınır. Yani cenaze namazı, akşam namazının s&uuml;nnetinden &ouml;nce kılınır. <b>(Hindiyye)</b><br />
<br />
<b>Tanıdığın cenazesin</b><b>de</b><br />
<b>Sual:</b> Tanıdık biri, mesela bakkal Ali amca &ouml;lse, cenaze namazına niyet ederken ismini s&ouml;ylemekte mahzur var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mahzur yoksa da, ismini s&ouml;ylememek daha uygundur. <b>(Hindiyye)</b><br />
<br />
<b>Cenazenin gece defni</b><br />
<b>Sual:</b> Cenazeyi geciktirmemek i&ccedil;in gece namazını kılıp gece defnetmek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
D&ouml;rt mezhepte de caizdir. <b>(Mizan-&uuml;l k&uuml;bra)</b><br />
<br />
<b>&Ouml;l&uuml;leri yıkamak<br />
Sual: </b>&Ouml;l&uuml;leri yıkamak, &ouml;nceki dinlerde de var mıydı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, &ouml;l&uuml;leri yıkamak her dinde vardı. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(&Acirc;dem aleyhisselam vefat edince melekler Cennetten hanut ve kefen getirip su ve sedir yaprağıyla yıkadılar. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;nde k&acirc;fur koydular. &Uuml;&ccedil; par&ccedil;a kefenle kefenleyip namazını kıldılar. Lahd yapıp defnettiler. Sonra &ccedil;ocuklarına d&ouml;n&uuml;p, </b>&quot;Ey &Acirc;demoğulları, &ouml;l&uuml;lerinize işte b&ouml;yle yapın&quot;<b> dediler.) </b>[Fetava-i Fıkhiyye]<br />
<br />
<b>Baba katili</b><br />
<b>Sual:</b> Annesini veya babasını &ouml;ld&uuml;renin cenaze namazı kılınır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ana babayı &ouml;ld&uuml;rmek k&uuml;f&uuml;r değildir, ancak ona ceza olarak, cenaze namazı kılınmaz. <b>(D&uuml;rer)</b><br />
<br />
Eskiden ana baba katili mahkeme kararıyla &ouml;ld&uuml;r&uuml;l&uuml;nce bu katilin cenaze namazı kılınmazdı. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde ise, cenaze namazı kılınır.<br />
<br />
<b>Mezara beton levha</b><br />
<b>Sual:</b> Cenaze kabre konduktan sonra, kerpi&ccedil; yerine d&ouml;rt parmak kalınlığında beton levhalar konuyor. &Ccedil;imento fırınlandığı i&ccedil;in mekruh olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mekruh olmaz, &ccedil;&uuml;nk&uuml; v&uuml;cuda temas etmiyor ve kabrin i&ccedil;i sayılmıyor.<br />
<br />
<b>Cenaze yıkarken</b><br />
<b>Sual:</b> Cenazeyi yıkarken, g&ouml;r&uuml;len iyi k&ouml;t&uuml; h&acirc;lleri başkalarına s&ouml;ylemek uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;l&uuml;n&uuml;n y&uuml;z&uuml;n&uuml;n nurlanması, g&uuml;zel bir koku h&acirc;sıl olması ve benzerleri gibi, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; g&uuml;zel şeyleri, başkalarına s&ouml;ylemek m&uuml;stehabdır, yani iyi olur. Fakat y&uuml;z&uuml;n&uuml;n kararması, k&ouml;t&uuml; koku h&acirc;sıl olması, şeklinin ve organlarının bozulması gibi k&ouml;t&uuml; h&acirc;lleri s&ouml;ylemek caiz olmaz.<b> (Cevheret-&uuml;n-neyyire, Fetava-i Hindiyye)</b><br />
<br />
<b>Cenazeyi tıraş etmek</b><br />
<b>Sual:</b> Dedem yatalak hasta olduğu i&ccedil;in, bıyıkları ağzına girecek kadar uzamıştı. Koltuk altı ve kasık kılları tıraş edilemeden &ouml;ld&uuml;. &Ouml;ylece g&ouml;md&uuml;k. Tıraş etmek lazım mıydı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır. &Ouml;l&uuml;n&uuml;n sa&ccedil;ı, sakalı taranmaz, tırnakları kesilmez, etek ve koltuk tıraşı yapılmaz. Bıyığı kısaltılmaz. O h&acirc;liyle g&ouml;m&uuml;l&uuml;r. <b>(Hindiyye)</b><br />
<br />
<b>&Ouml;l&uuml;ye kına yakmak<br />
Sual:</b> &Ouml;l&uuml;n&uuml;n eline, sa&ccedil;ına kına yakmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Erkeklere mekruh, kadınlara caizdir.<br />
<br />
<b>Bebek kabri<br />
Sual:</b> Beş aylık &ccedil;ocuğun kabri de, b&uuml;y&uuml;k insan kabri gibi derin mi olmalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, b&uuml;y&uuml;k insan kabri gibi derin olması iyidir.<br />
<br />
<b>Cenazeyi defnederken<br />
Sual: </b>Defnetmek i&ccedil;in gittiğimiz cenazede, cemaatin bir kısmı, (Ana babamızın kabirlerini de ziyaret edip bir F&acirc;tiha okuyalım) dedi. İmam, (Caiz olmaz, okuduğunuz F&acirc;tiha da kabul olmaz. Siz bu cenaze i&ccedil;in geldiniz, başka kabri ziyaret edemezsiniz) dedi. B&ouml;yle bir şey var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;yle bir şey yoktur. Mezarlığa gidilince, başka kabirler de ziyaret edilebilir, F&acirc;tiha ve Kur&rsquo;an okunabilir.<br />
<br />
<b>Kadın cenazesi<br />
Sual:</b> &Ouml;len kadını yıkayacak bir hanım yoksa, erkek akrabası yıkayabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kadın bulunmadığı zaman, kadını erkek yıkayamaz. Cenaze baştan ayağa &ouml;rt&uuml;l&uuml; olarak akrabası, eline bez sararak, elini &ouml;rt&uuml; altına sokup, teyemm&uuml;m yaptırır. Akrabası yoksa başkası da b&ouml;yle teyemm&uuml;m ettirebilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;l&uuml;n&uuml;n avreti, dirinin avreti gibidir. Bakması haram olan yere dokunmak da haramdır. Eğer varsa bir &ccedil;ocuğa &ouml;ğretilip yıkatılır. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Erkekler arasında &ouml;len bir kadının yanında başka hi&ccedil; kadın yoksa, su yokmuş gibi teyemm&uuml;mle defnedilir.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>Yeşil ağacın faydası</b><br />
<b>Sual: </b>Kabrin &uuml;st&uuml;ne &ccedil;i&ccedil;ek dikmenin faydası olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette, olur. Resulullah efendimiz &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo;, iki kabrin yanına geldi. Her iki kabirdeki &ouml;l&uuml;n&uuml;n, azapta olduğunu anladı. Bir hurma dalını ikiye ayırıp, yarısını bir kabrin, diğer yarısını da &ouml;teki kabrin &uuml;zerine dikti. <b>(Bunlar yeşil kaldık&ccedil;a, azapları hafifler)</b> buyurdu. <b>(Buh&acirc;r&icirc;, M&uuml;slim)</b><br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, yeşil otların bereketiyle kabirdeki azabı hafifletmektedir. İslam mezarlıklarına servi ağa&ccedil;ları dikilmesi bundan ileri gelmektedir. <b>(Kıyamet ve &Acirc;hiret)</b><br />
<br />
<b>Abdest bozmak<br />
Sual:</b> Mezarlıkta abdest bozmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tahrimen mekruhtur. Mezarlıkta abdest bozmanın mekruh olması &ouml;l&uuml;lere eziyet verdiği i&ccedil;indir. Dirilere eziyet veren şey, &ouml;l&uuml;lere de eziyet verir. <b>(Redd-&uuml;l Muhtar)</b><br />
<br />
<b>Kabir yazısı<br />
Sual: </b>Aile kabristanı yaptırdık. Bunun duvarına T&uuml;rk&ccedil;e harflerle <b>(Falancaların aile kabristanı)</b> diye yazmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caiz olmaz. İslam harfleriyle yazmalıdır.<br />
<br />
<b>Kabrin &uuml;st&uuml;ne </b><b>oturmak<br />
Sual:</b>Eski veya yeni bir kabrin &uuml;st&uuml;ne oturmak veya ihtiya&ccedil; h&acirc;linde idrar yapmak g&uuml;nah mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kabrin &uuml;zerine oturmak, bevletmek mekruhtur. <b>(Hindiyye)</b><br />
<br />
<b>Kabirde Kur&rsquo;an okumak<br />
Sual: </b>Kabirde Kur&rsquo;an-ı kerim sessiz mi okunur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sessiz olarak Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okunur. Y&uuml;ksek sesle okumak mekruhtur. <strong>(Tam İlmihal)</strong><br />
Kabristanda, y&uuml;ksek sesle veya yavaş&ccedil;a, <strong>(S&ucirc;re-i m&uuml;lk)</strong> okunabilir. Diğer s&ucirc;relerin de okunacağı, <strong>(Zah&icirc;re)</strong> kitabında, (kabirlerin yanında Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m okumanın fazileti) anlatılırken bildirilmektedir. K&acirc;d&icirc;h&acirc;n Hasenin <strong>(H&acirc;niyye)</strong> fetvalarında yazılı olduğu gibi, meyyitin Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim sesini duyarak rahatlamasını niyet eden kimse, y&uuml;ksek sesle okur. B&ouml;yle niyet etmeyen kimse, yavaş okur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi nasıl okunursa okunsun işitir. <strong>(Kıy&acirc;met Ve &Acirc;hiret)</strong><br />
<br />
<b>Kabirde dua okumak<br />
Sual: </b>Kabir ziyaretinde, hangi s&ucirc;reler okunur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kabir ziyaretinde 11 İhl&acirc;s, bir F&acirc;tiha okunup sevabı &ouml;l&uuml;lere bağışlanırsa, &ouml;l&uuml;lerin ve okuyanın g&uuml;nahları affolur. Başka s&ucirc;reler de okunur. Mesela, M&uuml;lk s&ucirc;resini okumak da &ccedil;ok iyidir. İmam-ı Ahmed bin Hanbel hazretleri, (Kabristana girince, F&acirc;tiha, Felak, Nas ve İhl&acirc;s s&ucirc;relerini okuyup, sevabı &ouml;l&uuml;lere g&ouml;nderilirse, hepsine v&acirc;sıl olur) buyurdu.<br />
<br />
<b>&Ouml;l&uuml; kabre konurken<br />
Sual: </b>&Ouml;l&uuml;, kabre konurken hangi duayı okumalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;l&uuml; kabre konurken, (Bismillahi ve billahi ve al&acirc; milleti Res&ucirc;lill&acirc;h) duası okunursa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; o kabirdekinin kırk yıllık azabını kaldırır. <b>(Şir&rsquo;a)</b><br />
<br />
<b>Mozole ve t&uuml;rbe</b><br />
<b>Sual: </b>Mozole t&uuml;rbe anlamına mı geliyor? (Mozoleye &ccedil;elenk kondu) deniyor. T&uuml;rbeye &ccedil;elenk konur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mozole, [mausol&eacute;e] Fransızca k&ouml;kenli, yabancı bir kelimedir. Anıt mezar anlamına gelir. Bunu daha &ccedil;ok gayrim&uuml;slimler kullanıyor. Krallarının mezarına &ccedil;elenk koyuyorlar. T&uuml;rbe ise, evliya mezarı demektir. Evliya mezarına zaten &ccedil;elenk konmaz, konsa da faydası olmaz. Evliya mezarında dua edilir. Napolyon&rsquo;un mezarına t&uuml;rbe denmez, mozole denir. Hazret-i Mevlana&rsquo;nın mezarına da, mozole denmez, t&uuml;rbe denir. Bunlar, zulmet ile nur, Cehennem &ccedil;ukuru ile Cennet bah&ccedil;esi gibi farklı şeylerdir.<br />
<br />
<b>Kimliği bilinmeyen &ouml;l&uuml;<br />
Sual: </b>M&uuml;sl&uuml;man veya k&acirc;fir olduğu bilinmeyen bir &ouml;l&uuml; bulunsa, namazını kılmak gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslam alameti varsa, yıkanır ve namazı kılınır. İslam alameti, s&uuml;nnet olmak, sakal boyamak ve kasık tıraş etmektir. Bug&uuml;n, bunların &uuml;&ccedil;&uuml; de İslam alameti olmaktan &ccedil;ıkmıştır. İslam alameti yoksa, İslam memleketinde ise, M&uuml;sl&uuml;man kabul edilerek namazı kılınır. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<b>Cenazede kullanılan su</b><br />
<b>Sual:</b> Cenaze yıkamada kullanılan su m&uuml;stamel değil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, m&uuml;stameldir. Cenaze necistir. Cenaze necis olmasa su kuyusuna d&uuml;şerek &ouml;len insanın oradaki suyu kirletmemesi gerekirdi. Bunun gibi cenaze yıkarken sı&ccedil;rayan m&uuml;stamel su &uuml;zerinde iken namaz kılan kimsenin namazının sahih olması icap ederdi. H&acirc;lbuki i&ccedil;inde insan &ouml;len kuyunun suyu pis olduğu gibi, &uuml;zerine m&uuml;stamel su yani cenaze yıkamada kullanılmış olan su bulaşmış kimsenin namazı da sahih değildir.<br />
<br />
&Ouml;l&uuml; yıkanan suyun m&uuml;stamel olduğu, necis olduğu, temiz olmadığı fıkıh kitaplarında yazılıdır. Mesela <b>Fet&acirc;v&acirc;-i Hindiyye</b>&rsquo;de deniyor ki:<br />
(Cenazenin başının yıkandığı su, m&uuml;stamel olur. Serahs&icirc;&#39;nin <b>Muh&icirc;t</b> kitabında da b&ouml;yle olduğu bildiriliyor.)<br />
<br />
Kurbet yani sevab niyetiyle veya hadesi [abdestsizliği] gidermek yahut bir farzı eda i&ccedil;in kullanılan m&uuml;stamel su ile abdest ve gus&uuml;l caiz değildir. Velev ki cenaze yıkamakta kullanılsın. <b>(İbni &Acirc;bidin)</b><br />
<br />
Kuyuya M&uuml;sl&uuml;man cenazesi d&uuml;şse, gasilden sonra ise, suya zarar gelmez. Gasilden &ouml;nce ise, su m&uuml;stamel olmuş olur. <b>(Nimet-i İsl&acirc;m)</b><br />
<br />
Cenaze yıkanmış suyun temiz olmadığı <b>Seadet-i Ebediyye</b> kitabında da yazılıdır.</p>

<p><strong>Sual: Cenaze namazı kılındıktan sonra, birka&ccedil; adım cenazeyi taşımalı mıdır?<br />
Cevap:</strong> M&uuml;sl&uuml;manın cenaze namazını kılmalı, hi&ccedil; olmazsa birka&ccedil; adım cenazede bulunmalıdır.</p>

<p><strong>Cenazeyi g&ouml;t&uuml;r&uuml;rken tekbir getirmek!<br />
Sual: Cenazeyi g&ouml;t&uuml;r&uuml;rken &ccedil;i&ccedil;ek bulundurmak, &ouml;lenin resmini taşımak, tekbir getirmek ve t&uuml;rbedeki sanduka &uuml;zerine ipekli kumaşlar sermek dinimiz a&ccedil;ısından uygun mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Cenazeyi taşırken, &ccedil;i&ccedil;ek, &ccedil;elenk g&ouml;t&uuml;rmek, bunları mezarın &uuml;st&uuml;ne koymak ve matem, yas alametleri taşımak, yakaya rozet, resim gibi şeyler takmak, gayrim&uuml;slimlerin &acirc;detidir. M&uuml;sl&uuml;manların bunları yapması haramdır ve meyyit i&ccedil;in zararlıdır. İbni M&acirc;ce&rsquo;nin bildirdiği hadis-i şerifte, <strong>(Cenazeyi y&uuml;ksek sesle, ateş, ışık ve başka şeyler taşıyarak g&ouml;t&uuml;rmeyiniz!)</strong> buyuruldu.</p>

<p>Cenazenin arkasında ve ona yakın y&uuml;r&uuml;melidir. Cenazede bulunmak s&uuml;nnet-i m&uuml;ekkededir. Şafii mezhebinde cenazenin &ouml;n&uuml;nde gidilir. Kadınlar cenazede bulunmaz. Cenaze sessiz g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;r. Y&uuml;ksek sesle tekbir, tehlil, ilahiler okumak bidat ve g&uuml;nah olduğu Halebi-yi kebir, Merakıl-felah, Tahtavi haşiyesinde, Nimet-i İslam&rsquo;da ve Şir&rsquo;at&uuml;l-İslam şerhi sonunda uzun yazılıdır. Cahillerin yapmalarına aldanmamalıdır. B&ouml;yle bidatler bulunan cenazeyi terk etmemeli, m&uuml;mk&uuml;nse mani olmalıdır. Cenazenin &ouml;n ve yan taraflarında y&uuml;r&uuml;mek caiz ise de arkasında gitmek daha iyidir.</p>

<p>T&uuml;rbe i&ccedil;indeki kabir &uuml;zerine ipekli veya başka bez serip &uuml;zerine g&uuml;l serpmek, b&ouml;ylece t&uuml;rbenin g&uuml;zel kokmasını sağlamak iyi olur. Bunun caiz olduğu, Tahkik-ul-hakk-ıl-m&uuml;bin kitabında yazılıdır.</p>

<p><strong>Sual: &Ouml;l&uuml;m alametleri g&ouml;r&uuml;len hastanın yanında kimler bulunmalı, ne yapmalı ve nelere dikkat etmelidir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> &Ouml;l&uuml;m alametleri g&ouml;r&uuml;len hasta yanında, &ccedil;ocuk, c&uuml;n&uuml;p, hayızlı kadın bulundurulmamalıdır. Odada ve hatta evde a&ccedil;ıkta resim bulunmamasına &ccedil;ok dikkat etmelidir. Yanında &acirc;lim, salih kimseler bulunup, zorlamadan Kelime-i tevhid s&ouml;ylemesi temin edilmeli, s&ouml;ylemesi i&ccedil;in sıkıştırmamalıdır. Yanındakiler s&ouml;yleyip ona duyurmalı, usandırmamalıdır. Bir kere s&ouml;ylerse bir daha s&ouml;yletmemeli, başka şey s&ouml;ylerse Kelime-i tevhidi bir daha s&ouml;ylemesi hatırlatılmalı, yani son s&ouml;z&uuml; Kelime-i tevhid olmalıdır. Zorlamadan bir kere &ldquo;L&acirc; il&acirc;he illallah&rdquo; demek yanındakilere s&uuml;nnettir. Kelime-i tevhidi hatırlatanların, hastanın d&uuml;şmanı, v&acirc;risi olmaması uygundur. Kimse yoksa v&acirc;ris hatırlatır.</p>

<p>&Ouml;l&uuml;m hastası İhlas suresini &ccedil;ok okumalıdır. Yatağı karşısında Kelime-i tevhid yazılı levha asılı olmalıdır. Hasta yanında, evliyanın, &acirc;limlerin ve salihlerin menkıbeleri ve s&ouml;zleri konuşulmalı, bunlara sevgisi arttırılmalıdır. Evliyanın, salihlerin s&ouml;ylenmesi, rahmetin inmesine sebep olur.</p>

<p><strong>Sual: Bir yerde, birden fazla cenaze varsa, bunların cenaze namazı ayrı ayrı mı kılınır?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Birka&ccedil; cenaze birlikte ise, her birinin namazını ayrı kılmak efdaldir. Hepsi i&ccedil;in bir namaz kılınması da caizdir. Bunun i&ccedil;in, birinin başı &ouml;tekinin ayağına gelmek &uuml;zere sıralanır. İmam, derecesi y&uuml;ksek olanın &ouml;n&uuml;nde durarak kılar. Cenazelerin bir kısmı imamın sağında, bir kısmı da imamın solunda bulunur. Yahut, hepsini imamın &ouml;n&uuml;nde olarak yan yana koyup, imam hepsinin g&ouml;ğs&uuml; hizasında durur. &Ouml;nce erkekler, sonra oğlan, sonra kadın, en sonra kız cenazesi konur. Bunlar i&ccedil;in niyet ederken, erkek veya kadın olduklarını s&ouml;ylemek şart değildir.</p>

<p><strong>Sual: Canlı doğup hemen &ouml;len ile cansız doğan &ccedil;ocukların yıkanıp kefenlenme durumu aynı mıdır ve bir de bu &ccedil;ocuklar mirastan pay alabilirler mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Doğduktan sonra hemen &ouml;len &ccedil;ocuk yıkanır ve namazı kılınır, v&acirc;ris olur ve mirası kalır, ismi de konur. Cansız doğan &ccedil;ocuk, d&ouml;rt aylık değil ise, yıkanmaz ve namazı kılınmaz. D&ouml;rt aylık olmuş ise, yıkanıp bir kefene sarılıp g&ouml;m&uuml;l&uuml;r, namazı yine kılınmaz.</p>

<p><strong>Sual: Cenaze namazının, değişik yerlerde birka&ccedil; defa kılınmasının dinimiz a&ccedil;ısından bir mahzuru var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Cenaze namazı bir kere kılınır. Bir kadın kıldıktan sonra bile, tekrar kılınırsa, nafile olur. Cenaze namazını nafile olarak kılmak mekruhtur.</p>

<p><strong>Sual: Herhangi bir sebeple mezar a&ccedil;ıldığında, mezardaki cenazeyi tekrar kefenlemek gerekir mi?<br />
Cevap:</strong> Mezardan &ccedil;ıkarılmış, &ccedil;ıplak g&ouml;r&uuml;len bir &ouml;l&uuml;, kokmamış ise, s&uuml;nnet &uuml;zere kefenlenip g&ouml;m&uuml;l&uuml;r. Kokmuş ise, bir beze sarılıp g&ouml;m&uuml;l&uuml;r.</p>

<p align="left"><strong>&Ouml;l&uuml;n&uuml;n kırkıncı g&uuml;n&uuml;, elli&uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; gecesi<br />
Sual: &Ouml;len kimsenin ardından, kırkıncı g&uuml;n&uuml; ve elli&uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; gecesi, sadaka vermenin, mevlid okutmanın dinimiz a&ccedil;ısından bir mahzuru var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Meyyitin kırkıncı g&uuml;n burnu d&uuml;şmesi, elli&uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; gecesi &ccedil;&uuml;r&uuml;meye başlaması ve bu gecelerde mevlid okutmalı gibi s&ouml;zler doğru değildir. Ahmet isminde bir t&uuml;rbedarın r&uuml;yada g&ouml;rd&uuml;m diye s&ouml;ylediği şeylerdir. Meyyite yapılan her hizmet ibadettir. İbadetler, yalnız &acirc;yet-i kerime, had&icirc;s-i şerifler ve m&uuml;ctehidlerin s&ouml;z&uuml; ile belli olur. Şunun, bunun emri ile, r&uuml;ya ile ibadetler değiştirilemez. İbadetleri değiştirmek, bozmak isteyenler kafir olur. &Ouml;l&uuml;lere Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okumak, sadaka vermek, dua etmek gibi yardımları yapmak i&ccedil;in, elli&uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; gecesini beklememeli, birinci g&uuml;n&uuml; yaparak, imdadına bir an &ouml;nce yetişmelidir. Bu yardımları, yedinci, kırkıncı, elli&uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; gecelere bırakmak, boğulmak &uuml;zere olan birine, biraz bekle yardıma birka&ccedil; g&uuml;n sonra geleceğim demeye benzer. Muhammed Ma&rsquo;s&ucirc;m hazretleri <strong>Mekt&ucirc;b&acirc;t</strong> kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Adet olarak, riya, g&ouml;steriş olarak değil de, Allah rızası i&ccedil;in, fakirlere yemek, sadaka verip, sevaplarını meyyitin ruhuna g&ouml;ndermek, iyi olur ve b&uuml;y&uuml;k ibadet olur. Fakat, bunun belli g&uuml;n veya gecede yapılması i&ccedil;in g&uuml;venilir bir haber yoktur. Yani aslı yoktur.&rdquo;</p>

<p align="left">İstanbul gazetelerinde, Hristiyan &ouml;l&uuml;lerine, kırkıncı g&uuml;nlerinde mezarlıklarında ayin yapılacağı, tanıdıklarını oraya &ccedil;ağırdıkları &ccedil;ok yazılmıştır. Kendilerine bunun sebebi sorulduğunda;<br />
&ldquo;Kırkıncı g&uuml;n &ouml;l&uuml;ye yardım yapmak adetimizdir&rdquo; demişlerdir. &Ouml;l&uuml;ler i&ccedil;in sadaka, mevlid gibi hayratın belli g&uuml;nlerde yapılmasının M&uuml;sl&uuml;manlara Hristiyanlardan sirayet etmiş olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Cenazede, tabut başında konuşma yapmak<br />
Sual: Cenaze namazı kılındıktan sonra, tabutun başında dua etmek, konuşma yapmak, dinimizce uygun mudur?<br />
Cevap:</strong> Cenaze namazı kılındıktan sonra tabutun yanında dua etmek caiz değildir. Z&uuml;bde-t&uuml;l-mak&acirc;m&acirc;tta diyor ki:<br />
&ldquo;İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretlerinin cenaze namazı kılındıktan sonra, durup dua yapılmadı. Hemen mezarlığa g&ouml;t&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Cenaze namazından sonra, ayakta dua etmenin mekruh olduğu, fıkıh kitaplarında yazılıdır. Bazı imamlar yapıyorlar ise de, s&uuml;nnete uygun değildir.&rdquo; Cenaze namazı kılındıktan sonra dua etmenin, konuşma yapmanın caiz olmadığı Bezz&acirc;ziyye fetv&acirc;sında da yazılıdır.</p>

<p><strong>Sual: B&uuml;y&uuml;k olan oğlan ve kız &ccedil;ocukları &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde, kefenleri, aynen b&uuml;y&uuml;kler gibi mi olur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> B&uuml;y&uuml;k oğlan, adam gibi kefenlenir. B&uuml;y&uuml;k kız, kadın gibi kefenlenir. K&uuml;&ccedil;&uuml;k oğlan bir, k&uuml;&ccedil;&uuml;k kız, iki par&ccedil;a kefene sarılır. &Ouml;l&uuml; doğan &ccedil;ocuk, d&uuml;ş&uuml;k ve insan uzvu mesela kolu kefenlenmez, bir beze sarılıp g&ouml;m&uuml;l&uuml;r.</p>

<p><strong>Sual: Cenazeyi ne şekilde g&ouml;t&uuml;rmeli, taşımaya tabutun ne tarafından başlamalıdır?<br />
Cevap:</strong> Cenaze taşımakta &ouml;nce &ouml;n tarafta, meyyitin sağ tarafı, sağ omuza alınıp, on adım taşınır. Sonra, arka sağ bacak tarafı sağ omuzda, on adım taşınır. Sonra meyyitin sol tarafına, yani arkadan bakıldığına g&ouml;re, tabutun sağ tarafına ge&ccedil;ip, sol omuzda, on adım &ouml;nde, on adım arkada taşınır. Hepsi kırk adım eder. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Cenazeyi kırk adım taşıyanın kırk b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahı affolur) </strong>buyuruldu.</p>

<p><strong>Kabir, derin olmalıdır<br />
Sual: Kabrin derinliği, genişliği ne kadar olmalı ve &ouml;l&uuml;n&uuml;n kabir i&ccedil;ine konuş şekli nasıldır?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak C&acirc;mi&rsquo;-ul-fet&acirc;v&acirc; kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;Kabrin derinliği, insanın g&ouml;ğs&uuml;ne kadar olmalıdır. Adam boyunca olması daha iyidir.&rdquo;</p>

<p>Kabir, su girmemesi, koku &ccedil;ıkmaması ve hayvanların a&ccedil;maması i&ccedil;in, derin olmalıdır. Uzunluğu meyyitin boyu kadar, genişliği, boyunun yarısı kadar olmalıdır. Kabrin uzunluğuna istikameti, kıble ciheti ile dik a&ccedil;ı yapacak şekilde olmalıdır. Lahd yapmak s&uuml;nnettir. Lahd, kabir kazıldıktan sonra, kabrin tabanından kıble cihetine ve kabir boyunca, i&ccedil;ine meyyit sığacak kadar genişlik ve y&uuml;kseklikte kazılan yerdir. Meyyit, lahd i&ccedil;ine, sağ yanı &uuml;zere konur. Şak yapılmaz yani kabir kazıldıktan sonra ortasına &ccedil;ukur a&ccedil;ıp, meyyit buraya konmaz. Toprak &ccedil;&uuml;r&uuml;k, nemli ise, erkeği lahdin veya doğruca kabrin i&ccedil;ine, &ccedil;ivisiz tabut ile koymak caiz olur. Toprak kuru ve sağlam ise, erkeği tabut ile g&ouml;mmek mekruh olur. Meyyitin altına ke&ccedil;e, hasır gibi şeyler sermek de mekruhtur. Meyyiti &ccedil;ivisiz tabut ile g&ouml;m&uuml;nce, tabut i&ccedil;ine biraz toprak konur. Kadınları, her zaman &ccedil;ivisiz tabut ile g&ouml;mmek efdaldir.</p>

<p><strong>Sual: Cuma g&uuml;nleri ruhlar bir araya gelirler mi ve cuma g&uuml;n&uuml; &ouml;lenlere azap yapılmaz mı?<br />
Cevap:</strong> Cuma g&uuml;n&uuml;, ruhlar toplanır ve birbirleri ile tanışırlar ve bug&uuml;n kabir azapları durdurulur. Bazı &acirc;limlere g&ouml;re, m&uuml;minin azabı artık başlamaz. K&acirc;firin Cuma ve Ramazanda yapılmamak &uuml;zere, kıyamete kadar s&uuml;rer. Bug&uuml;n ve gecesinde &ouml;len m&uuml;minler kabir azabı g&ouml;rmez. Cehennem, Cuma g&uuml;n&uuml; &ccedil;ok sıcak olmaz. &Acirc;dem aleyhissel&acirc;m Cuma g&uuml;n&uuml; yaratıldı, Cuma g&uuml;n&uuml;, Cennetten &ccedil;ıkarıldı. Cennettekiler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı Cuma g&uuml;nleri g&ouml;receklerdir.</p>

<p><strong>Sual: Cenaze taşınırken g&ouml;ren M&uuml;sl&uuml;manlar, ayağa kalkıp beklemeli mi, yoksa nasıl hareket etmelidir?<br />
Cevap:</strong> Bir yerden cenaze g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;rken, yoldaki ve oradaki d&uuml;kkanlarda, kahvede olan M&uuml;sl&uuml;manlar, bu cenazeyi g&ouml;r&uuml;nce, gidip hi&ccedil; olmazsa kırk adım taşımalı ve biraz arkasından y&uuml;r&uuml;meli, ruhuna F&acirc;tiha ve dua okumalıdır. Cenazeyi g&ouml;r&uuml;nce, olduğu yerde ona karşı dikilip beklemenin tahrimen mekruh olduğu, Mer&acirc;kıl-fel&acirc;h ve Haleb&icirc;-i keb&icirc;rde yazılıdır. Cenazeyi taşıdıktan sonra, arkasından y&uuml;r&uuml;melidir. Peygamber efendimiz, Sa&rsquo;d bin Mu&rsquo;&acirc;z hazretlerinin cenazesini taşımışlardı.</p>

<p><strong>Sual: Cenazeyi, herhangi bir zaruret yokken, vefat ettiği yerden başka bir yere g&ouml;t&uuml;r&uuml;p g&ouml;mmenin mahzuru olur mu?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Cenazeyi, bulunduğu şehirde g&ouml;mmek m&uuml;stehabtır. İki veya d&ouml;rt kilometreden az uzağa g&ouml;t&uuml;rmek s&ouml;zbirliği ile caizdir. Daha uzağa g&ouml;t&uuml;rmek ihtilaflıdır. Yakup ve Yusuf aleyhimessel&acirc;mın cenazeleri Mısırdan Şama nakledildi ise de, onların dinlerinde nakil caiz idi. Definden sonra caiz değildir. Redd-&uuml;l-muht&acirc;rda, bir kimsenin &ouml;lmeden &ouml;nce, &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde başka yere g&ouml;t&uuml;r&uuml;lmesini vasiyet etmesinin b&acirc;tıl olduğu bildirilmektedir.</p>

<p><strong>Sual: Cenazeyi, herkese a&ccedil;ık olan umumi mezarlıklara mı defnetmeli veya nasıl hareket etmelidir?<br />
Cevap:</strong> Meyyiti b&uuml;y&uuml;k mezarlıkta g&ouml;mmek, s&uuml;nnettir ve &ccedil;ok faydalıdır. M&uuml;mk&uuml;n olduğu kadar salihlere ve evliyaya yakın defnetmelidir. Fasıkların, facirlerin ve hele gayr-i m&uuml;slimlerin kabirlerinden uzak olmalıdır. Rutubetli yerlerde defnetmek iyi değildir. M&uuml;mk&uuml;n olduğu kadar kuru yerlere defnetmelidir. Nemli yerde defin, meyyitin &ccedil;abuk &ccedil;&uuml;r&uuml;mesine sebep olur ki, aslında meyyitin ge&ccedil; &ccedil;&uuml;r&uuml;mesi lazımdır. Toprak nemli veya gevşek olursa, &ccedil;ivisiz tabut ile g&ouml;mmenin iyi olduğu kitaplarda yazılıdır.</p>

<p><strong>Sual: &Ouml;len s&uuml;t &ccedil;ocuğunun cenazesi de, tabuta konularak mı g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;r?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> &Ouml;len s&uuml;t &ccedil;ocuğunu ve biraz b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, bir kişi iki eli &uuml;zerinde g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. Bu kişi, hayvan &uuml;zerinde de olabilir. B&uuml;y&uuml;k &ccedil;ocuklar ise, tabut ile g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;r.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimse, &ouml;lmeden &ouml;nce kendisi i&ccedil;in mezar hazırlayabilir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Bir kimsenin, hayatta iken, kendisi i&ccedil;in kabir kazdırması caizdir. Kabir, kendi m&uuml;lk&uuml;nde ise, ona mahsus olur. Kendi m&uuml;lk&uuml;nde değilse, kabristanda yerini satın almamışsa, başkası da oraya g&ouml;m&uuml;lebilir.</p>

<p><strong>Sual: Kabirde defin esnasında orada bulunanlar ne yapmalı, nasıl hareket etmelidir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Şir&rsquo;at-&uuml;l-isl&acirc;mda deniyor ki:<br />
&ldquo;Cenazeyi kabir başına koyunca, iş yapmayanlar oturmalıdır. Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi ayakta durmamalıdır. Meyyit defin edilirken, yedi sureyi okumak m&uuml;stehabtır ki, İnn&acirc; enzeln&acirc;, K&acirc;fir&ucirc;n, İz&acirc; c&acirc;e, İhl&acirc;s, iki Kul e&rsquo;&ucirc;z&uuml; ve F&acirc;tiha sureleridir. Definden sonra bir hafta her g&uuml;n sadaka verip, sevabını meyyitin ruhuna hediye etmek m&uuml;stehabtır.&rdquo;</p>

<p><strong>Cenaze &ccedil;ıkan eve yemek g&ouml;t&uuml;rmek<br />
Sual: Cenaze &ccedil;ıkan eve yemek mi g&ouml;t&uuml;rmeli yoksa cenaze evinde yemek, helva pişirip dağıtmalı mıdır?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Cenaze &ccedil;ıkan eve komşuların ve yakında oturan akrabanın, bir g&uuml;n ve gecelik yemek g&ouml;ndermeleri m&uuml;stehabdır. Ca&rsquo;fer-i Tayy&acirc;r hazretleri şehit olunca, Resulullah efendimiz bunun evine yemek g&ouml;nderilmesini emir buyurdu. &Ouml;l&uuml; evinden yemek, helva dağıtılması mekruh ve &ccedil;irkin bir bidattir. Birinci, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;, yedinci, kırkıncı ve elli&uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; gibi g&uuml;nlerde helva, &ccedil;&ouml;rek gibi şeyler yapmak ve kabir başında yemek dağıtmak, hafızları, mevlit&ccedil;ileri toplayıp, okutup yemek vermek mekruhtur. Bunların &ccedil;oğu, g&ouml;steriş, ş&ouml;hret i&ccedil;in yapılmaktadır. Bu bidatler yapılırken, araya haramlar da karışmaktadır. Bunların yapılmasını vasiyet etmek de batıldır. Kırkıncı g&uuml;n&uuml; beklememeli, dua, hatim, sadaka ve mevlit okutmak gibi ibadetler, hemen yapılıp, sevapları meyyitin ruhuna hediye edilmelidir. Camilerde, &ouml;l&uuml;ler i&ccedil;in, İsl&acirc;miyete uymayan toplantılar yapmak g&uuml;nahtır. İbadet şeklinde g&uuml;nah işlemek, başka yerde işlemekten daha g&uuml;nahtır.</p>

<p><strong>Sual: Okyanusun ortasında, gemide &ouml;len bir kimsenin cenazesi, nereye ve nasıl g&ouml;m&uuml;l&uuml;r veya ne yapılır?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Gemide &ouml;len kimsenin cesedi, karaya gidinceye kadar kokacaksa, yıkanır, kefenlenir, gemide cenaze namazı kılınır. Eğer gemi, bir gayr-i m&uuml;slim memleketine yakın ise, cesede ağır bir şey bağlayarak denize bırakılır. Eğer gemi, bir M&uuml;sl&uuml;man memleketin sahiline yakın ise, o zaman ceset yine denize bırakılır fakat cesede ağır şey bağlanmaz.</p>

<p><strong>Meyyiti kabre indirirken<br />
Sual: Cenaze, mezara nasıl indirilir, indirirken ne okunur ve kabre nasıl yerleştirilir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Meyyit defnedilirken, kabre tek veya &ccedil;ift sayıda kimse girip, kıbleye d&ouml;n&uuml;p, kabrin kıble tarafına ve kabre paralel olarak bırakılmış olan meyyiti alıp, kabir i&ccedil;ine veya lahd i&ccedil;ine, y&uuml;z&uuml; kıbleye karşı korlar. Koyarken, &ldquo;Bismill&acirc;h ve billah ve al&acirc; millet-i Res&ucirc;lillah&rdquo; derler. Ezan okumazlar. Meyyitin y&uuml;z&uuml;, lahdin i&ccedil;ine doğru olup, arkasına toprak ve kerpi&ccedil; konur. Sonra mezarın i&ccedil;i toprakla doldurulur. Ters konmuş meyyiti kıbleye &ccedil;evirmek i&ccedil;in mezar a&ccedil;mak caiz değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, mezarı a&ccedil;mak haramdır. Kabirde unutulan bir malı almak i&ccedil;in a&ccedil;ılabilir. Kabirde kefenin u&ccedil;ları &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;r.</p>

<p><strong>Sual: Definden sonra, kabir başında dua yapılabilir mi ve cenaze sahiplerine ne zaman baş sağlığı dilenir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Definden sonra dua edilir. Sessiz olarak Kur&rsquo;an-ı kerim okunur. Y&uuml;ksek sesle okumak mekruhtur. Sonra cemaat ve meyyit sahibi, işlerinin başına dağılmalıdır. &Uuml;&ccedil; g&uuml;nden sonra taziye yapmak mekruhtur. Ancak uzakta olanlar ve yakın olup da, ge&ccedil; haber alanlar i&ccedil;in mekruh olmaz. İki kere taziye etmek, kabir başında ve meyyit sahiplerinin kapılarında taziyede bulunmak mekruhtur. Taziye, mektupla da olur.</p>

<p><strong>Sual: Cenaze defnedildikten sonra, kabrin &uuml;zeri d&uuml;z değil, balık sırtı gibi yapılıyor ve bir de su d&ouml;k&uuml;l&uuml;yor. B&ouml;yle yapmak dinimizin emri midir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Definden sonra kabir &uuml;zerine su d&ouml;kmek s&uuml;nnettir. Kabrin &uuml;zerine terb&icirc; yapmak, yani d&uuml;z yapmak Hanefi mezhebinde s&uuml;nnet değildir. M&uuml;sennem, yani balık sırtı gibi yuvarlak yapmak s&uuml;nnettir. Kabir i&ccedil;ini kire&ccedil; ve &ccedil;imento ile sıvamak caiz değildir. &Acirc;limlerin, b&uuml;y&uuml;klerin kabirlerini korumak i&ccedil;in, t&uuml;rbe yapmanın, Hanefi mezhebinde caiz olduğu, Haleb&icirc;-yi keb&icirc;r&rsquo;de bildirilmiştir. M&icirc;z&acirc;n&rsquo;da ve Uk&ucirc;d-&uuml;d-d&uuml;rriyye&rsquo;de de yazılıdır. Fakat, s&uuml;s i&ccedil;in yapmak haramdır. Kabir &uuml;zerine taş, &ccedil;imento, demir parmaklık yaparak korumak caizdir.</p>

<p><strong>Sual: Hazırlanmış olan cenazeyi g&uuml;nd&uuml;z m&uuml; defnetmelidir, g&uuml;nd&uuml;z yetiştirilemezse, gece de defnedilebilir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Yıkanıp, kefenlenen yani hazırlanmış olan cenazeyi g&uuml;nd&uuml;z g&ouml;mmek m&uuml;stehabdır. Eğer g&uuml;nd&uuml;z yetiştirilemezse, gece de g&ouml;mmek, defnetmek caizdir.</p>

<p><strong>Sual: Tanımadığımız bir kimsenin cenazesinin taşındığını g&ouml;r&uuml;nce, ayağa kalkıp beklemek ve saygı duruşunda durur gibi durmak gerekir mi yoksa ne yapmalıyız?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Haleb&icirc;de deniyor ki:<br />
&ldquo;&Ouml;n&uuml;nden cenaze ge&ccedil;en kimse, cenaze i&ccedil;in ayağa kalkıp dikili durmamalıdır. Cenazeyi taşımak ve arkasından y&uuml;r&uuml;mek i&ccedil;in kalkmalıdır. Resulullah efendimizin cenaze g&ouml;r&uuml;nce kalktığı, ge&ccedil;tikten sonra oturduğu ve &#39;siz de b&ouml;yle yapın&#39; diye emir buyurduğu bildirildi ise de, bu emir neshedildi, kaldırıldı. Yani bir zaman sonra, bu emrini değiştirdi.&rdquo; Mer&acirc;k-ıl-fel&acirc;h ve D&uuml;rr-&uuml;l-Muht&acirc;rda da cenazeyi g&ouml;renin saygı duruşu olarak ayağa kalkmasının caiz olmadığı yazılıdır.</p>

<p><strong>Sual: Cenazeyi taşırken hızlı mı yoksa yavaş mı g&ouml;t&uuml;rmelidir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Cenazeyi, meyyiti sarsmayacak kadar, hızlı g&ouml;t&uuml;rmelidir.</p>

<p><strong>&Ouml;lenin yakınlarına taziyede bulunmak<br />
Sual: &Ouml;lenin yakınlarına baş sağlığı i&ccedil;in ne demeli, bunun belli bir zamanı var mıdır, nasıl yapılmalıdır?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Meyyit sahiplerinden b&uuml;y&uuml;k, k&uuml;&ccedil;&uuml;k erkeklere ve yaşlı kadınlara rast gelince, taziye etmek, yani başın sağ olsun demek gibi, sabır tavsiye etmek m&uuml;stehabtır. Taziye i&ccedil;in; &ldquo;A&#39;zamallah&uuml; ecrek ve ahsene az&acirc;ek ve gafere limeyyitik&rdquo; denir ki; &ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sevabını, dereceni arttırsın, g&uuml;zel sabır etmeni nasip eylesin ve meyyitinin g&uuml;nahlarını af eylesin&rdquo; demektir. Musibetlere, elemlere sevap olmaz. Bunlara sabretmeye sevap verilir. Fakat, elemlere sabredilmese de, g&uuml;nahların affına sebep olurlar. Meyyit sahibinin, taziye i&ccedil;in, &uuml;&ccedil; g&uuml;nden az, bir yerde bulunması caiz ise de, camide beklemesi ve kadınların hi&ccedil;bir yerde beklemeleri caiz değildir. Definden sonra dua edilir. Sessiz olarak Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okunur, y&uuml;ksek sesle okumak mekruhtur. Sonra cemaat ve meyyit sahibi, işlerinin başına dağılmalıdır. &Uuml;&ccedil; g&uuml;nden sonra taziye yapmak mekruhtur. Ancak uzakta olanlar ve yakın olup da, ge&ccedil; haber alanlar i&ccedil;in mekruh olmaz. İki kere taziye etmek, kabir başında ve meyyit sahiplerinin kapılarında taziye mekruhtur. Taziye, mektup ile de olur.</p>

<p><strong>Sual: Cenaze evine taziye i&ccedil;in gelenlere bir şeyler ikram etmenin, yemek yedirmenin, dinimiz a&ccedil;ısından bir mahzuru var mıdır?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Cenaze &ccedil;ıkan eve komşuların, yakında oturan akrabanın, bir g&uuml;n ve gecelik yemek g&ouml;ndermeleri m&uuml;stehabdır. Ca&#39;fer-i Tayy&acirc;r hazretleri şehit olunca, Resulullah efendimiz bunun evine yemek g&ouml;nderilmesini emir buyurdu. &Ouml;l&uuml; evinden yemek, helva dağıtılması mekruh ve &ccedil;irkin bir bidattir. Ancak taziye i&ccedil;in başka şehirlerden gelen misafirlere, taziye i&ccedil;in gelenlere bir şeyler ikram etmek veya yemek vakti ise yemek vermek gibi &acirc;det olan şeyleri yapmak bidat olmaz.</p>

<p><strong>Sual: &Ouml;lenin 40., 53. g&uuml;nleri kabrinin başında yemek dağıtmak, mevlit okutmak dinimizce uygun mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> &Ouml;l&uuml;n&uuml;n ardından, kırkıncı, elli &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; gibi g&uuml;nlerde helva, &ccedil;&ouml;rek gibi şeyler yapmak, kabir başında dağıtmak, mevlit okutup yemek vermek mekruhtur. Bunların &ccedil;oğu, g&ouml;steriş, ş&ouml;hret i&ccedil;in yapılmaktadır. Bu bidatler yapılırken, araya nice haramlar da karışmaktadır. Bunların yapılmasını vasiyet etmek de batıldır. Kırkıncı g&uuml;n&uuml; beklememeli, dua, hatim, sadaka, mevlit okutmak gibi ibadetler, hemen yapılıp, sevapları meyyitin ruhuna hediye edilmelidir.</p>

<p><strong>Sual: Bazı yerlerde &ouml;l&uuml;leri yakıyorlar. &Ouml;lenin cesedi bu şekilde yakılınca, ruhu yersiz, mek&acirc;nsız bırakılmış olmaz mı?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Abd&uuml;l&#39;Az&icirc;z-i Dehlev&icirc; hazretleri Abese suresinin tefsirinde buyuruyor ki:<br />
&ldquo;&Ouml;l&uuml;y&uuml; yakmak, ruhu yersiz bırakmak olur. &Ouml;l&uuml;y&uuml; toprağa g&ouml;mmek ise, ruh i&ccedil;in bir yer belli etmek olur. Bunun i&ccedil;indir ki, g&ouml;m&uuml;lm&uuml;ş olan velilerden ve başka salihlerden faydalanılmaktadır. &Ouml;l&uuml;lere yardım etmek de m&uuml;mk&uuml;n olmaktadır. Yakılan &ouml;l&uuml;ler i&ccedil;in bunlar d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemez.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>Cenaze olduğunda tesbihleri terk etmek<br />
Sual: Zamanımızda &ccedil;oğu yerlerde, bir cenaze olduğu zaman, namazdan sonraki tesbihleri okumayı terk ediyorlar. Ger&ccedil;ekten b&ouml;yle durumlarda dinimize g&ouml;re bu tesbihlerin terk edilmesi, okunmaması mı gerekir?<br />
Cevap:</strong> Farz namazlardan sonra, imamın ve cemaatin, her biri tamam olarak, &uuml;&ccedil; istiğf&acirc;r ve &Acirc;yet-el-k&uuml;rsi ve 99 tesbih ve duadan sonra, her birinde Besmele &ccedil;ekerek, onbir İhlas ve iki Kul-e&#39;&ucirc;z&uuml; okumaları ve 67 Estağfirullah demeleri m&uuml;stehabtır. Onbir İhl&acirc;s okumayı emreden hadis-i şerif, Ber&icirc;kada yazılıdır. Sabah namazı sonunda, on kerre <strong>&ldquo;L&acirc; il&acirc;he illallah vahdehu l&acirc;-şer&icirc;ke-leh leh&uuml;l-m&uuml;lk&uuml; ve leh&uuml;l-hamd&uuml; yuhy&icirc; ve y&uuml;m&icirc;t ve h&uuml;ve al&acirc; k&uuml;lli şey&#39;in kad&icirc;r&rdquo;</strong> okuyana &ccedil;ok sevap verileceği, hadis-i şerifte bildirildiği İmd&acirc;dda yazılıdır. Cenaze olduğu zaman, bunları terk etmemelidir. &Ccedil;eşitli sebeplerle, cenaze, saatlerce bekletilip de, bunları okumak i&ccedil;in bir iki dakika bekletilemez mi? Cemaatin bunları okumalarına mani olanlar, Bakara suresinin y&uuml;zond&ouml;rd&uuml;nc&uuml; &acirc;yet-i kerimesinde zalim oldukları ve Cehennemde şiddetli azap g&ouml;recekleri bildirilenlerin arasında bulunmaktan, &ccedil;ok korkmalıdırlar. Cemaatin bunları okumalarına mani olmayan dindar imamlara ve m&uuml;ezzinlere m&uuml;jdeler olsun! Bunlar, her namazda y&uuml;z şehit sevabı kazanıyorlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Peygamber efendimiz buyurdu ki:</p>

<p align="left"><strong>(Unutulmuş bir s&uuml;nnetimi meydana &ccedil;ıkarana y&uuml;z şehit sevabı vardır.)</strong></p>

<p align="left"><strong>Sual: Cenaze defnedilmeden &ouml;nce, lahd kısmını beton ve benzeri şeyle kapatmanın mahzuru var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak M&icirc;z&acirc;n-&uuml;l-k&uuml;br&acirc;da deniyor ki:<br />
&ldquo;D&ouml;rt mezhep s&ouml;z birliği ile bildiriyor ki, lahdin kabir tarafı, kerpi&ccedil; dizerek veya hasırla kapatılır. Burasını pişmiş tuğla ile, tahta ile kapatmak mekruhtur. &Ccedil;ivi, tuğla gibi fırınlanmış şeyler, ziynet eşyasıdır. Bunları kabrin i&ccedil;inde kullanmak mekruhtur. Kabrin &uuml;st&uuml;n&uuml;, dışarıdan tuğla, ağa&ccedil; ve mermerle &ouml;rtmek caizdir. Resulullah efendimizin m&uuml;barek lahdi, dokuz tane kerpi&ccedil; ile kapatılmıştır. Kadınlar kabre tabutsuz konurken, b&uuml;y&uuml;k bez ile perde tutulur.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>Sual: &Ouml;len kimsenin kabrinin başına mezar taşı dikmenin, &ccedil;eşitli yazı yazmanın, dinimiz a&ccedil;ısından mahzuru var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Mezar taşı dikmek caizdir. Mezar taşının &uuml;zerine &acirc;yet-i kerime, m&uuml;barek isimler, şiir, methiye, &ouml;v&uuml;c&uuml; şeyler, Fatiha kelimesini yazmak, resmini koymak caiz değildir. Asırlardan beri yazılıyor ise de, k&ouml;t&uuml; bir bidattir. K&ouml;t&uuml; adetler, caiz olmayı g&ouml;stermez. Mezar taşına, isim ve &ouml;l&uuml;m hicri senesi yazılabilir denildi.</p>

<p align="left"><strong>Sual: İnsanlara insan oldukları i&ccedil;in diri iken saygı g&ouml;sterildiği gibi, &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde cenazelerinde de saygılı olmak gerekir mi?<br />
Cevap:</strong> Bir g&uuml;n Peygamber efendimizin &ouml;n&uuml;nden bir cenaze ge&ccedil;irildi. Res&ucirc;lullah efendimiz, tazim, h&uuml;rmet i&ccedil;in ayağa kalktılar. Eshab-ı kiram;<br />
-Ya Res&ucirc;lallah, bu cenaze Yahudi cenazesidir deyince, Peygamber efendimiz;<br />
-<strong>Nefis değil midir?</strong> yani insan değil midir cevabını verdiler.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Bir kimsenin, &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; odaya, evinin bah&ccedil;esine g&ouml;m&uuml;lmesinde bir mahzur olur mu?<br />
Cevap:</strong> Herhangi bir kimseyi &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; odayı kazıp, buraya g&ouml;mmek caiz değildir. Mektep, okul, tekke yanına da g&ouml;mmeyip, M&uuml;sl&uuml;manların defnedildiği İsl&acirc;m mezarlığına g&ouml;t&uuml;rmelidir.</p>

<p align="left"><strong>Sual: V&uuml;cutları par&ccedil;alanarak &ouml;lenler oluyor. Bunlardan bazısının sadece elleri veya ayakları bulunabiliyor. Bu h&acirc;ldeki ceset par&ccedil;alarını da g&ouml;mmeden &ouml;nce yıkamak gerekir mi?<br />
Cevap:</strong> İnsanın yalnız başı veya bedenin yarısı ele ge&ccedil;erse, yıkanmaz ve namazı kılınmaz, &ouml;ylece g&ouml;m&uuml;l&uuml;r. Bedenin yarıdan fazlası, başı olmasa bile veya bedenin yarısı ve başı bulunursa, yıkanır ve namazı kılınır.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Bir yerde, toplu &ouml;l&uuml;m sebebiyle M&uuml;sl&uuml;man cenazeler ile gayrim&uuml;slim cenazeler karışmış ise, bunların yıkanması, cenaze namazlarının kılınması nasıl olur?<br />
Cevap:</strong> M&uuml;sl&uuml;man ve k&acirc;fir cenazeleri karışık, alametleri yok ve &ccedil;oğu da M&uuml;sl&uuml;man ise, hepsinin namazı kılınır. Hepsi M&uuml;sl&uuml;man mezarlığına g&ouml;m&uuml;l&uuml;r. M&uuml;savi, eşit sayıda veya azı M&uuml;sl&uuml;man ise, hepsi yıkanır, kefenlenir, namazları, M&uuml;sl&uuml;man olanlara niyet edilerek kılınır. Hepsi k&acirc;fir mezarlığına g&ouml;m&uuml;l&uuml;r.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Cenazeyi yıkamak i&ccedil;in cenaze sahibinden para almak veya istemek, dinen uygun olur mu?<br />
Cevap:</strong> Cenazeyi parasız yıkamak &ccedil;ok sevaptır. Para istemek caiz ise de, parasız yıkayan başkası yok iken para istemek caiz olmaz. Cenaze taşımak, kabir kazmak &uuml;creti de b&ouml;yledir.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Suda boğularak &ouml;len bir kimsenin cesedini tekrar yıkamak gerekir mi?<br />
Cevap:</strong> Suda boğulan bir kimsenin cesedi de, &uuml;&ccedil; kere yıkanır veya yıkamak niyeti ile, suda &uuml;&ccedil; kere hareket ettirilir. Yağmurda cesedi ıslanan kimse de yıkanır. Meyyiti yıkamak, her dinde vardı. &Acirc;dem aleyhisselamı melekler yıkadı ve;<br />
<strong>(&Ouml;l&uuml;lerinizi b&ouml;yle yıkayınız)</strong> dediler.</p>

<p align="left"><strong>Sual: &Ouml;len kimseyi yıkamadan &ouml;nce, cenaze namazı kılınabilir mi?<br />
Cevap:</strong> Meyyiti gasletmek, yıkamak, vacib-i kifayedir. Cenaze yıkanmadan, namazı kılınmaz.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Elbisesinde veya ayakkabısında necaset bulunan kimse, cenaze namazı kılabilir mi?<br />
Cevap:</strong> Cenazenin ve imamın bulunduğu yerin temiz olması lazımdır. Cemaatinki şart değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, yalnız imamın kılması ile, farz yapılmış olur. Elbise, ayakkabı ve basılan yer necis ise namaz sahih olmaz. Taht&acirc;v&icirc;nin İmd&acirc;d haşiyesinde deniyor ki:<br />
&ldquo;Meyyit temiz tabut i&ccedil;inde ise ve &uuml;st y&uuml;z&uuml; temiz olan ayakkabı &ccedil;ıkarılıp, &uuml;zerine basılırsa, yerin necis olması zarar vermez.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>Sual: Erkek bulunmadığı zaman, kadın cenaze namazı kılabilir mi?<br />
Cevap:</strong> Erkek bulunmadığı zaman, kadının cenaze namazını kılması ile, farz yapılmış olur. B&ouml;ylece kadının cenaze namazı kabul olur ve bir kişinin kılması ile farz yerine gelmiş olur. &Ccedil;ocuğun, cenaze yıkaması caiz ise de, namazını kıldırması caiz değildir.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Cenaze namazı kılınırken, imam d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; tekbirden sonra selam vermeyip beşinci tekbiri s&ouml;ylerse, cemaat de s&ouml;yler mi veya nasıl hareket eder?<br />
Cevap:</strong> Cenaze namazı kılarken, imam d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; tekbirde selam vermeyip beşinci tekbiri s&ouml;ylerse, cemaat s&ouml;ylemez. Sessizce bekleyip, imamla birlikte selam verirler.</p>

<p align="left"><strong>Cenaze namazı i&ccedil;in tesbihleri terketmek<br />
Sual: Camilerde, bir cenaze olduğu zaman, hemen duaya ge&ccedil;iliyor, tesbihler &ccedil;ekilmiyor. B&ouml;yle yapmak dinimizin bir emri midir?<br />
Cevap:</strong> Cenaze namazı, gasli ve techizi, tekfini, defni, farz-ı kifaye, bayram namazı vacib ise de, cemaate ge&ccedil; gelenlerin bunu bayram namazı sanarak şaşırmamaları i&ccedil;in &ouml;nce bayram namazı kılınır. Hazır olan cenazenin namazı, bayramın hutbesinden ve akşamın, Cumanın, yatsının ve &ouml;ğlenin son s&uuml;nnetlerinden &ouml;nce kılınacağı, bildirilmektedir. Fakat Hilye ve Bahr kitaplarında ise, &ouml;nce son s&uuml;nnetlerin farz ile birlikte kılınmaları lazımdır deniyor. Techiz, tekfin ve namazı &ccedil;abuk yapmak mendubtur.</p>

<p>G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, cenaze namazı, s&uuml;nnetlerden &ouml;nce veya sonra kılınır denilmiştir. Fakat, cenaze namazı i&ccedil;in s&uuml;nnetin terk edileceğini hi&ccedil;bir &acirc;lim bildirmemiştir. Bunun i&ccedil;in, cenaze namazı kılınacağı zaman, camilerde tesbihleri terk etmemelidir. Cenaze namazını acele kılmak vacib olduğu i&ccedil;in tesbihleri terk ediyoruz diyenler yanılıyorlar. Cenaze namazını acele kılmak vacib değildir, m&uuml;stehabdır. Cenaze namazını, cemaat &ccedil;ok olsun diyerek bekletmek mekruh olduğu halde, cemaat &ccedil;ok olması i&ccedil;in, cenazeyi saatlerce bekletip, sonra acele etmek vacib diyerek, &Acirc;yet-el-k&uuml;rs&icirc;yi ve namaz tesbihlerini terk etmek pek yanlıştır. Bu yanlış adeti ortadan kaldırarak, cenaze olunca da &Acirc;yet-el-k&uuml;rs&icirc;yi ve tesbihleri okuyanlara, okutan imam ve m&uuml;ezzin efendilere m&uuml;jdeler olsun.</p>

<p><strong>Sual: </strong>&Ouml;len bir kimsenin, geride bıraktığı bor&ccedil;lar ve kul hakları varsa, &ouml;leni bu bor&ccedil;lardan ve bu haklardan kurtarmanın bir yolu, bir usul&uuml; var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir kimse, &ouml;l&uuml;r &ouml;lmez, bunun bor&ccedil;larını bir an &ouml;nce &ouml;demelidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bor&ccedil;ları &ouml;denmedik&ccedil;e, &ouml;len kimsenin ruhu, iyiler derecesine kavuşamaz. &Ouml;len erkek ise, zevcesine, hanımına vaktiyle &ouml;demediği mehir parası da, borcudur. Verilmemiş, birikmiş zek&acirc;t, fıtra da bor&ccedil;tur. Hırsızlık etmesi, zor ile alması da borcudur. Meyyiti kabre koymadan &ouml;nce, bor&ccedil;larını &ouml;demek m&uuml;mk&uuml;n olmaz ise, meyyitin yakın akrabasından biri, bu borcu Hav&acirc;le &uuml;sul&uuml; ile, kendi &uuml;zerine alır. Yani bor&ccedil;lar bunun olur. B&ouml;ylece, hak sahiplerinin kabul etmesi ile, meyyit bor&ccedil;tan kurtulmuş olur. Bu yol, hav&acirc;le &uuml;sul&uuml;ne tam uymuyor ise de, meyyitin ihtiyacı &ccedil;ok olduğu i&ccedil;in, İslamiyet buna izin vermiştir. Peygamber efendimiz bor&ccedil;lu olarak &ouml;len birinin cenaze namazını kılmak istememişti. Eshab-ı kiramdan Ebu Kat&acirc;de-i Ens&acirc;r&icirc; hazretleri, meyyitin borcunu, bu us&uuml;l ile, kendi &uuml;zerine alarak kabul edince, Resulullah efendimiz cenaze namazını kılmayı kabul buyurdular. Bu meyyitin borcu iki dinar, yani 4,8 gramlık iki altın olup, Resulullah efendimiz, Eb&ucirc; Kat&acirc;de hazretlerine;</p>

<p><strong>-Bu iki altın bor&ccedil;, senin &uuml;zerine oldu mu ve meyyit bor&ccedil;tan kurtuldu mu?</strong>&nbsp;diye sual etti. Eb&ucirc; Kat&acirc;de hazretleri de;</p>

<p>-Evet deyince, Resulullah efendimiz, cenazenin namazını kıldı.</p>

<p>G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, yabancı bir kimse de borcu kendi &uuml;zerine alırsa, meyyit bor&ccedil;tan kurtulmaktadır. Borcu &uuml;zerine alan kimsenin alacaklıya &ldquo;Meyyite hakkını helal et!&rdquo; demesi uygun olur. B&ouml;yle helalleşme ile, meyyit bor&ccedil;tan tamamen kurtulur.</p>

<p>Gerek b&ouml;yle, gerekse, İslamiyetin g&ouml;sterdiği başka yollar ile, meyyit, bor&ccedil;lardan, &uuml;zerindeki haklardan kurtarıldıktan sonra, &ouml;lenin varsa vasiyeti yerine getirilmelidir. G&uuml;nah olan bir şeyi yapmak i&ccedil;in vasiyet etmek sahih olmaz. B&ouml;yle vasiyetler yerine getirilmez. B&ouml;ylece, meyyit, vasiyetten hasıl olan sevaptan ve duadan mahrum bırakılmamış olur.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Kabrin derinliği, genişliği ne kadar olmalı ve &ouml;l&uuml;n&uuml;n kabir i&ccedil;ine konuluş şekli nasıldır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Konu ile alakalı olarak C&acirc;mi&rsquo;-ul-fet&acirc;v&acirc; kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;Kabrin derinliği, insanın g&ouml;ğs&uuml;ne kadar olmalıdır. Adam boyunca olması daha iyidir.&rdquo;<br />
<br />
Kabir, su girmemesi, koku &ccedil;ıkmaması ve hayvanların a&ccedil;maması i&ccedil;in, derin olmalıdır. Uzunluğu meyyitin boyu kadar, genişliği, boyunun yarısı kadar olmalıdır. Kabrin uzunluğuna istikameti, kıble ciheti ile dik a&ccedil;ı yapacak şekilde olmalıdır. Lahd yapmak s&uuml;nnettir. Lahd, kabir kazıldıktan sonra, kabrin tabanından kıble cihetine ve kabir boyunca, i&ccedil;ine meyyit sığacak kadar genişlik ve y&uuml;kseklikte kazılan yerdir. Meyyit, lahd i&ccedil;ine, sağ yanı &uuml;zere konur. Şak yapılmaz yani kabir kazıldıktan sonra ortasına &ccedil;ukur a&ccedil;ıp, meyyit buraya konmaz. Toprak &ccedil;&uuml;r&uuml;k, nemli ise, erkeği lahdin veya doğruca kabrin i&ccedil;ine, &ccedil;ivisiz tabut ile koymak caiz olur. Toprak kuru ve sağlam ise, erkeği tabut ile g&ouml;mmek mekruh olur. Meyyitin altına ke&ccedil;e, hasır gibi şeyler sermek de mekruhtur. Meyyiti &ccedil;ivisiz tabut ile g&ouml;m&uuml;nce, tabut i&ccedil;ine biraz toprak konur. Kadınları, her zaman &ccedil;ivisiz tabut ile g&ouml;mmek efdaldir.</p>

<p><strong>Sual: </strong>&Ouml;len kimseyi yıkadıktan sonra, bunun alnına, burnuna, dizlerine pamuk konuyor, b&ouml;yle yapmak dinen de uygun mudur?<br />
&#8203;<b>CEVAP</b><br />
Meyyit yıkandıktan sonra, teneşir &uuml;zerinde, bez ile kurulanır. Sa&ccedil;ları ve sakalı arasına, hanut denilen kokulu şeylerin karışımı veya k&acirc;f&ucirc;r&icirc; konur. Safran koymak mekruhtur. Secde ettiği uzuvlarına, alnına, burnuna, dizlerine, el, ayak parmaklarına, k&acirc;f&ucirc;r&icirc; serpilmiş pamuk konur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2859]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 21:43:53 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Türkiye Takvimi - Android]]></title>
<description><![CDATA[<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="100%">
	<tbody>
		<tr>
			<td style="vertical-align:top; padding-right:20px;">
			<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="100%">
				<tbody>
					<tr>
						<td colspan="2"><img src="https://dinimizislam.com/Resimler/blank.gif" style="height:10px; width:100%" /></td>
					</tr>
					<tr>
						<td style="width:94px; padding-bottom:15px; border-bottom:1px #ccc solid;"><img src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Mobil/TurkiyeGazetesi_Icon.png" style="border: 1px solid rgb(204, 204, 204); width: 74px; border-radius: 3px; height: 74px;" /></td>
						<td style="padding-bottom:15px; border-bottom:1px #ccc solid;">
						<h2 style="font-size:20px;">T&uuml;rkiye Takvimi - Android</h2>
						</td>
					</tr>
				</tbody>
			</table>

			<p><span style="font-size:14px;">T&uuml;rkiye Takvimi&#39;ndeki&nbsp;dini, milli, tarihi ve k&uuml;lt&uuml;rel değerlerimizle ilgili bilgiler; ehli s&uuml;nnet alimlerinin kıymetli eserlerinden alınmış olup, insanların d&uuml;nya huzuru ve ahiret saadetine kavuşmaları i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k bir titizlikle hazırlanıp istifadelerine sunulmuştur.</span></p>

			<p><a href="https://play.google.com/store/apps/details?id=com.ihlas.turkiyetakvimi&amp;hl=tr" target="_blank"><img src="/Download/Resimler/Mobil/App_Android_Logo.png" style="height: 64px; width: 215px;" /></a></p>

			<p><span style="font-size:12px;"><strong>Gereken Android s&uuml;r&uuml;m&uuml;</strong><br />
			1.0.0&nbsp;ve sonrası</span></p>

			<p style="word-break: break-all;"><strong><a href="https://play.google.com/store/apps/details?id=com.ihlas.turkiyetakvimi&amp;hl=tr" style="font-size:14px; color:#c00" target="_blank">https://play.google.com/store/apps/details?id=com.ihlas.turkiyetakvimi&amp;hl=tr</a></strong></p>

			<p>&nbsp;</p>
			</td>
			<td valign="top" width="238">
			<div><img src="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/MobilApp/TurkiyeTakvimi_Android.png?v=2.1" style="width: 238px; height: 470px;" /></div>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14959]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 24 Ağu 2025 00:48:48 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Cemaatle namaz 1]]></title>
<description><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Tehecc&uuml;d namazı kılıyorum. Fakat sabah namazına camiye gelemiyorum. Bir mahzuru var mıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hazret-i &Ouml;mer, sabah namazında, camide S&uuml;leyman isimli bir genci g&ouml;remeyince, nerede olduğunu sordu. Dediler ki:<br />
(O, gece pek uyumaz. Tehecc&uuml;d ve benzeri nafile ibadetle meşgul olur, belki şimdi uykuya dalmıştır.)</p>

<p>Hazret-i &Ouml;mer buyurdu ki:<br />
(Eğer b&uuml;t&uuml;n gece uyuyup da sabah namazını cemaat ile kılsaydı daha iyi olurdu.) [İmam-ı Malik]</p>

<p>Cemaatle namaz kılmak S&uuml;nnet-i h&uuml;da, yani İslam&rsquo;ın şiarı olan m&uuml;him s&uuml;nnettir. Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan 25 veya 27 derece daha faziletlidir. Cemaatle namaz kılmanın &ouml;nemi hakkında bildirilen hadis-i şerif meallerinden birka&ccedil;ı ş&ouml;yle:<br />
<strong>(Beş vakit namazı cemaatle kılan, Sırat k&ouml;pr&uuml;s&uuml;n&uuml; şimşek gibi ge&ccedil;er.) </strong>[Taberani]</p>

<p><strong>(Bir kimse, kırk g&uuml;n sabah namazının ilk tekbirine yetişirse, kendisine iki berat yazılır: Cehennemden kurtuluş beratı ile m&uuml;nafıklıktan eminlik beratı.)</strong> [Ebuşşeyh]</p>

<p><strong>(İlk tekbire yetişecek şekilde, kırk g&uuml;n cemaatle kılana Cennet vacip olur.) </strong>[Ebu Ya&rsquo;la]</p>

<p><strong>(Cemaatle namaz kılmak i&ccedil;in bekleyen, hep namazda gibi sevap kazanır.) </strong>[Buhari]</p>

<p><strong>(Evi mescide uzak olanın </strong>[her adımına sevap verileceği i&ccedil;in]<strong> sevabı daha fazladır.) </strong>[Buhari]</p>

<p><strong>(Peygamberin s&uuml;nnetini </strong>[&ouml;nem vermeyip] <strong>terk eden k&acirc;fir olur.) </strong>[Ebu Davud]</p>

<p><strong>(Cemaatin bir kısmı dua eder, &ouml;tekiler de &acirc;min derse, o dua kabul olur.) </strong>[Hakim]</p>

<p><strong>(İmam, namazı tamamlayıp cemaate y&uuml;z&uuml;n&uuml; d&ouml;nd&uuml;r&uuml;nceye kadar onunla bulunan, gece ibadet etmiş gibi sevaba kavuşurlar.) </strong>[Tirmizi]</p>

<p><strong>(Namazlarını cemaatle kılanları Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sever.) </strong>[Taberani]</p>

<p><strong>(En kıymetli yer mescitlerdir. Cami ehlinin en efdali, ilk girip son &ccedil;ıkandır. Cemaate ilk gelen ilk m&uuml;sl&uuml;man olan gibi kıymetlidir.) </strong>[İ. R&acirc;fi&rsquo;i]</p>

<p><strong>(Ezanı işitip de, cemaate gitmemek, m&uuml;nafıklık alametidir.) </strong>[İmad-&uuml;l-islam]</p>

<p>Yatsı ile sabah namazını cemaatle kılmamak m&uuml;nafıklık alametidir. Nasıl ki, yalan s&ouml;ylemek m&uuml;nafıklık alameti ise, cemaate gelmemek de m&uuml;nafıklık alametidir. Bu, cemaate gelmeyen m&uuml;nafık demek değildir. Kendisinde m&uuml;nafıklık alametinden bir alamet var demektir. Verdiği s&ouml;zde durmamak da m&uuml;nafıklık alametidir. S&ouml;z&uuml;nde durmayana m&uuml;nafık denmez. Fakat m&uuml;nafıklık alametinden birini işlemiş olur. Bu konudaki hadis-i şeriflerin mealleri de ş&ouml;yle:<br />
<strong>(Yatsı ile sabahı cemaatle kılmak, bizi m&uuml;nafıklardan ayıran alamettir. M&uuml;nafıklar, yatsı ve sabah namazına devam edemezler.) </strong>[Beyheki]</p>

<p><strong>(Yatsı ile sabah namazını cemaatle kılmak, m&uuml;nafıklara &ccedil;ok ağır gelir. Eğer bundaki ecri bilselerdi, s&uuml;r&uuml;nerek de olsa, cemaate gelirlerdi. Namaza gelmeyenlerin evlerini yakmak istedim.) </strong>[Buhari]</p>

<p><strong>(Yatsıyı cemaatle kılan, gecenin yarısını, sabahı da cemaatle kılan, gecenin tamamını ibadetle ge&ccedil;irmiş olur.) </strong>[M&uuml;slim]</p>

<p><strong>(Yatsıyı cemaatle kılan Kadir gecesinden hisse almış olur.) </strong>[Taberani]</p>

<p>Fıkıh kitaplarında cemaate gitmemeyi mubah kılan mazeretler vardır. B&ouml;yle bir mazereti olmadan cemaate gitmemek caiz değildir. Bunlar kendilerinde m&uuml;nafıklık alameti bulunan kimselerdir. B&ouml;yle kimselerden olmamaya dikkat etmeliyiz!</p>

<p>M&uuml;nafık, m&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nen k&acirc;fir demektir.</p>

<p>Bir mazereti olup da camiye gitmeyenlere de suizan etmemelidir!</p>

<p><strong>Cemaatle namazın &ouml;nemi</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Camide yalnız kılınan namazın sevabı, evde cemaatle kılınanın sevabından daha fazla mıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır. Evde de cemaatle kılınsa camide yalnız kılanın sevabından &ccedil;ok fazladır.</p>

<p><strong>Buhari&#39;</strong>de bildirilen hadis-i şerifte, cemaatle kılınan namazın sevabı, yalnız kılınandan 25 ve başka rivayette 27 kat fazla olduğu bildirilmektedir. Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<strong>(Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan daha &ccedil;ok sevabdır. İki kişiyle birlikte kılınan namaz da, bir kişiyle kılınandan daha &ccedil;ok sevabdır. Cemaat ne kadar &ccedil;ok olursa, sevabı daha &ccedil;ok olur.)</strong> [Tirmizi]</p>

<p>Camide kılmanın ise, ayrı bir sevabı vardır. Yani camide namaz kılmak, evde kılmaktan daha sevabdır. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<strong>(Evde kılınan namaza bir sevab, mahalle mescidinde yirmi beş sevab, Cuma namazı kılınan b&uuml;y&uuml;k camide beş y&uuml;z sevab, Mescid-i Aksa&#39;da beş bin sevab, Medine&#39;deki bu mescidimde elli bin sevab, Mescid-i haramda </strong>[K&acirc;be&#39;de] <strong>y&uuml;z bin sevab vardır.)</strong> [İbni Mace]</p>

<p>Evde de cemaatle kılınsa, yalnız kılmaktan 27 derece fazla sevab alınır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan 27 derece daha faziletlidir.)</strong> [Buhari]</p>

<p><strong>Cemaate gitmemek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Camiye yani cemaate gitmemek i&ccedil;in neler &ouml;z&uuml;r olur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Mazeretsiz cemaate gitmemek caiz olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bazı &acirc;limler cemaate gitmeye vacip demişlerdir.</p>

<p>Şunlar, cemaate gitmemek i&ccedil;in &ouml;z&uuml;r olur:<br />
<strong>1-</strong> Yağmur, &ccedil;amur, şiddetli sıcak ve soğuk, gece şiddetli r&uuml;zgar, havanın &ccedil;ok kararması gibi hava muhalefeti.</p>

<p><strong>2-</strong> Fel&ccedil;li, yaşlı veya başka sebeple y&uuml;r&uuml;yemeyen, bir ayağı kesik olan veya k&ouml;r. [Bunların yardımcıları veya arabaları olsa da, gitmeleri gerekmez.]</p>

<p><strong>3-</strong> Canına veya malına saldıracak d&uuml;şman korkusu.</p>

<p><strong>4-</strong> Abdesti sıkışık olan.</p>

<p><strong>5-</strong> Hareket halindeki yolcu.</p>

<p><strong>6-</strong> Hastalığının artmasından veya uzamasından korkan hasta.</p>

<p><strong>7-</strong> Yerine bırakacak kimse bulunmayan hasta bakıcı.</p>

<p><strong>8- </strong>Nadir bulunan fıkıh dersini ka&ccedil;ırmak.</p>

<p><strong>9-</strong> Sofra hazır iken, sevdiği yemeği veya i&ccedil;eceği ka&ccedil;ırmak istemeyen.</p>

<p><strong>10-</strong> İmamın bid&#39;at sahibi olduğunu veya abdestin, gusl&uuml;n, namazın şartlarını g&ouml;zetmediğini bilen.</p>

<p>Cemaat ile kılınan namazın sevabı, yalnız kılınan namaz sevabından pek &ccedil;oktur. Cemaatin bu kadar b&uuml;y&uuml;k fazileti, imamın namazının sahih olduğu takdirdedir.</p>

<p>Eskiden İslamiyet kuvvetli olduğu zamanlarda, imamlara ve her m&uuml;sl&uuml;mana h&uuml;sn-i zan edilirdi. Fakat şimdi, m&uuml;sl&uuml;manım diyenlerin ve imam olmak isteyenlerin bazısının, dinden, imandan haberi olmayan cahiller olduğu s&ouml;z, h&acirc;l ve hareketlerinden anlaşılıyor.</p>

<p>O halde, bug&uuml;n Ehl-i s&uuml;nnet itikadına karşı olduğu belli olmayan ve gusl&uuml;n&uuml;, abdestini ve namazını doğru yapabilen ve haram işlemekten sakınan imam bulup ona uymak lazımdır. Aksi takdirde cemaat sevabı değil, namazımız da elden ka&ccedil;ar. F&acirc;sık imamın arkasında kılınan namaz, Maliki&rsquo;de sahih değildir. <strong>(Halebi)</strong></p>

<p><strong>Sabahı cemaatle kılmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Tam İlmihal&rsquo;de <strong>Tahtavi</strong>&rsquo;den naklen deniyor ki:<br />
<strong>(Sabah namazının s&uuml;nneti &ccedil;ok faziletlidir. Fakat, bunu bile kılmayan i&ccedil;in, hi&ccedil; ceza bildirilmedi. Halbuki, sabah farzını cemaat ile kılmayıp, yalnız kılanın Cehenneme gideceği bildirildi.)</strong><br />
Burada cemaatin &ouml;nemi mi, yoksa sabah namazını cemaatle kılmanın &ouml;nemi mi anlatılmak isteniyor?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Burada hem cemaatin, hem de sabahı cemaatle kılmanın &ouml;nemi bildiriliyor. O c&uuml;mlenin devamında cemaatin &ouml;nemi vurgulanıyor. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Cemaati terk edip evde namaz kılan s&uuml;nneti terk etmiş, sapıtmış olur.)</strong> [M&uuml;slim]<br />
(Mazeretsiz cemaate gitmemenin sapıklık olduğu bildiriliyor.)</p>

<p><strong>(Ezanı duyup da cemaate gitmemek kişinin asi ve bedbahtlığına k&acirc;fidir.) </strong>[Taberani]<br />
(Buradaki bedbahtlık Cehennemlik anlamındadır.)</p>

<p><strong>(Gece kaim, g&uuml;nd&uuml;z saim olan cemaate gelmezse Cehenneme gider.)</strong> [Tirmizi]<br />
(Geceleri ibadet edip g&uuml;nd&uuml;zleri de oru&ccedil; tutan kimsenin bile, mazeretsiz cemaate gitmezse Cehenneme gideceği bildiriliyor.)</p>

<p><strong>(Beş vakit namazı cemaatle kılan, Sırat k&ouml;pr&uuml;s&uuml;n&uuml; şimşek gibi ge&ccedil;er.) </strong>[Taberani]<br />
(Cemaatin &ouml;nemi bildiriliyor.)</p>

<p>Yatsıyı cemaatle kılmak, &ouml;ğle, ikindi ve akşamı cemaatle kılmaktan &ouml;nemlidir. Sabahı cemaatle kılmak ise hepsinden &ouml;nemlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Sabahı cemaatle kılmak, yatsıdan iki misli daha faziletlidir.) </strong>[İbni Huzeyme]</p>

<p><strong>(Emekleyerek de olsa, yatsı ve sabahı cemaatle kılmaya gidin!)</strong> [Taberani]</p>

<p><strong>(Sabah namazını cemaatle kılan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın himayesindedir.)</strong> [İbni Mace]</p>

<p><strong>(Hastalar, &ccedil;ocuklar ve kadınlar olmasaydı, sabah namazı i&ccedil;in, mazeretsiz cemaate gelmeyenlerin evlerini yakardım.) </strong>[İ.Ahmed, İbni Mace]</p>

<p>Son hadis-i şerif, sabah namazı i&ccedil;in camiye gelmenin &ouml;nemini bildiriyor. <strong>Ev yakmak</strong> tabiri bir deyimdir, işin &ouml;nemini g&ouml;sterir. Yoksa evin yakılması gerektiğini g&ouml;stermez.</p>

<p>Bir mazereti olmayan, beş vakti de cemaatle kılmaya &ccedil;alışmalıdır.</p>

<p><strong>Camide namaz kılmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Evim camiye uzaktır. Namazları evde kılmamda mahzur var mıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaatle namaz kılmak, yalnız başına kılmaktan 25 veya 27 derece daha sevaptır. Ayrıca camiye gitmenin fazileti &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Camiye gidip gelen, Allah yolunda cihaddadır.) </strong>[Taberani]</p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın en &ccedil;ok sevdiği yerler camilerdir.) </strong>[M&uuml;slim]</p>

<p><strong>(Camiler Allah&rsquo;ın evidir. Camiye devam edenin, huzura kavuşmasına ve Sırattan ge&ccedil;ip Cennete girmesine Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kefildir.) </strong>[Beyheki]</p>

<p><strong>(G&uuml;zel abdest alıp camiye giren Allah&rsquo;ın misafiri olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da misafirine mutlaka ikram eder.) </strong>[Beyheki]</p>

<p><strong>(Hak te&acirc;l&acirc;, bir cemaate rahmet edince </strong>[k&ouml;t&uuml; olan] <strong>birini affetmemekten haya eder.)</strong> [Ebuşşeyh]</p>

<p><strong>(Camiye giren, o andan itibaren namazda sayılır. Başkasına sıkıntı vermediği ve abdesti bozulmadığı m&uuml;ddet&ccedil;e melekler ona, </strong>&quot;Allah&rsquo;ım, buna rahmet et ve bunun tevbesini kabul et!&quot; <strong>diye dua ederler.) </strong>[İbni Ebi Şeybe]</p>

<p><strong>(Topluluk, birlik beraberlik rahmet, ayrılık ise azaptır.) </strong>[Hadika]</p>

<p><strong>(Şehirde, k&ouml;yde, bir yerde, &uuml;&ccedil; kişi beraberken namazı cemaatle kılmazlarsa, onlara şeytan hakim olur. O halde cemaat olun!) </strong>[Nesai]</p>

<p><strong>(Cemaatten bir karış ayrılan İslam halkasını boynundan &ccedil;ıkarmış olur.) </strong>[Ebu Davud]</p>

<p><strong>(İki kişi, bir kişiden; &uuml;&ccedil; kişi, iki kişiden hayırlıdır. O halde birlik olun!) </strong>[İ. Asakir]</p>

<p><strong>(Seferde &uuml;&ccedil; kişi olunca birinizi reis se&ccedil;in!) </strong>[Taberani]</p>

<p><strong>(Bir topluluğu seven, onların arasında haşrolur.) </strong>[Hadika]</p>

<p>Cemaatle namaz kılmak &quot;S&uuml;nnet-i h&uuml;dadır. Yani İslam&rsquo;ın şiarı olan s&uuml;nnettir. &Ouml;z&uuml;rs&uuml;z terki caiz değildir. Hadis-i şerifte, <strong>(Cemaatle namaz kılmak, s&uuml;nnet-i h&uuml;dadır. Cemaate gelmeyen m&uuml;nafıktır) </strong>ve <strong>(Cemaati terk eden, d&ouml;rt kitapta da lanetliktir) </strong>buyurulmuştur. <strong>(Hidaye, İmad-&uuml;l-islam)</strong></p>

<p><strong>Evde kılınan namaz</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Evi camiye yakın olanın bazı s&uuml;nnetleri, evde kılması uygun olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Yolda konuşulmazsa evde kılmak daha uygun olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Evinizi kabre &ccedil;evirmeyin, evde de namaz kılın!) </strong>[Buhari]</p>

<p><strong>Evde cemaatle kılmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Bir kimse, herhangi bir sebeple bazen camiye gidemese, evinde cemaat yaparak namazı kılsa, cemaat sevabından mahrum kalır mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Herhangi bir sebeple camiye gidemeyen eğer, evinde cemaatle kılarsa cemaat sevabından mahrum kalmaz. &Ouml;z&uuml;rs&uuml;z camiye gitmeyip evinde cemaatsiz, yani yalnız kılarsa, cemaat sevabından, hatta namazının sevabından da mahrum kalır. <strong>İslam Ahlakı</strong> kitabındaki bir hadis-i şerifin meali ş&ouml;yle:<br />
<strong>(&Ouml;z&uuml;rs&uuml;z, evinde </strong>[yalnız]<strong> namaz kılan kişinin borcu &ouml;denir, namazının sevabı noksan kalır.)</strong></p>

<p>Ancak camideki imamın itikadı d&uuml;zg&uuml;n değilse, bid&#39;at ehli ise veya f&acirc;sık ise elbette evde kılmak gerekir. Cemaat sevabı alacağım derken namazdan da olmamalıdır.</p>

<p><strong>S&uuml;nnete başlamak </strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılınırken, s&uuml;nnete başlamak mekruh mudur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet tahrimen mekruhtur.</p>

<p>Sabah s&uuml;nnetini kılmamış olan, s&uuml;nneti kılarsa, cemaat ile namazda oturmayı da ka&ccedil;ıracağını anlarsa, s&uuml;nneti kılmaz, hemen imama uyar. Cemaat ile 2. rekatta oturabileceğini anlarsa, s&uuml;nneti c&acirc;minin dışında, sofada [holde] &ccedil;abuk kılar. Hol yoksa, i&ccedil;erde direk arkasında kılar. B&ouml;yle yer yoksa s&uuml;nneti kılmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, cemaat ile kılınırken, nafile kılmak mekruhtur. Mekruh işlememek i&ccedil;in s&uuml;nnet terk edilir.</p>

<p><strong>Vacib olmayan yerler</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatin imama uyması vacip olmayan yerler var mıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
<strong>Mevkufat </strong>kitabında buyuruluyor ki:<br />
<strong>D&ouml;rt şeyi, imam yaparsa, cemaat yapmaz. Bunlar:</strong><br />
<strong>1- </strong>İmam, ikiden &ccedil;ok secde yaparsa, cemaat yapmaz.<br />
<strong>2- </strong>İmam, bayram tekbirini, bir rekatta &uuml;&ccedil;ten &ccedil;ok yaparsa, cemaat yapmaz.<br />
<strong>3- </strong>İmam, cenaze namazında, d&ouml;rtten &ccedil;ok tekbir yaparsa, cemaat yapmaz.<br />
<strong>4- </strong>İmam, beşinci rekata kalkarsa, cemaat kalkmaz. İmamla beraber selam verirler.</p>

<p>Yine aynı fıkıh kitabında buyuruluyor ki:<br />
<strong>On şeyi imam yapmazsa, cemaat yapar. Bunlar:</strong><br />
<strong>1- </strong>İmam, iftitah tekbirinde el kaldırmasa da, cemaat kaldırır.<br />
<strong>2- </strong>İmam, S&uuml;bhaneke<strong> </strong>okumazsa cemaat okur. &quot;Okumaz&quot; diyen &acirc;limler de vardır.<br />
<strong>3- </strong>İmam, r&uuml;kuya eğilirken tekbir getirmezse, cemaat getirir.<br />
<strong>4- </strong>İmam, r&uuml;kuda tesbih okumasa da cemaat okur.<br />
<strong>5- </strong>İmam, secdelere gidip gelirken tekbir s&ouml;ylemese, cemaat s&ouml;yler.<br />
<strong>6- </strong>İmam, secdelerde tesbih okumasa da cemaat okur.<br />
<strong>7- </strong>İmam, &quot;semiallah&uuml;...&quot;<strong> </strong>demese de, cemaat &quot;Rabbena lekel hamd&quot;<strong> </strong>der.<br />
<strong>8- </strong>İmam, ettehıyyat&uuml;y&uuml; okumazsa, cemaat okur.<br />
<strong>9- </strong>İmam, namazın sonunda selam vermeden &ccedil;ıkıp gitse, cemaat selam vererek &ccedil;ıkar.<br />
<strong>10- </strong>Kurban Bayramında, 23 farzdan sonra, imam selam verince tekbir okumasa da, cemaat okur.</p>

<p>Bu hususlar diğer fıkıh kitaplarında da yazılıdır. <strong>(Halebi, Hindiyye)</strong></p>

<p><strong>Beşinci rekat</strong><br />
<strong>Sual: </strong>İmam, d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; rekatta oturup, Ettehıyyat&uuml;y&uuml; okuduktan sonra beşinci rekata kalkmışsa, cemaat ne yapar?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaat oturarak imamı bekler. İmam, yanıldığını hatırlayıp otursa ve secde-i sehv de yapmadan hemen selam verse, cemaat de selam verir. İmam, r&uuml;ku ve secdeye giderse, cemaat imamı beklemeden selam verir. Eğer imam, d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; rekatta oturmadan kalkmışsa, yanıldığını hatırlamayıp secdeye gitse, namaz f&acirc;sid olur, yani bozulur. Cemaatin oturması ve selam vermesi fayda vermez.</p>

<p><strong>İmama tek kişi uyarsa </strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmama tek kişi uysa, o da, ayaklarında kire&ccedil;lenme olduğu i&ccedil;in dizlerini b&uuml;kemese, imam ile yan yana durunca ayakları imamın ayaklarından ileri olmuş oluyor. B&ouml;yle namaz sahih olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Ayakların imamın ayaklarından ileri olup namaza mani olması, sağlam insanlar i&ccedil;indir. Hasta olup, dizlerini b&uuml;kemeyen, bu y&uuml;zden secde edemeyerek ima ile kılan kimsenin, imamın ayaklarından ileride olmasının mahzuru olmaz. B&ouml;yle kimsenin başı, imamın başından ileri olmamalıdır.</p>

<p><strong>Tekbirleri s&ouml;ylememek</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Namaz i&ccedil;inde r&uuml;kuya, secdeye giderken ve secdeden kıyama kalkarken tekbirleri imamın sesli olarak s&ouml;ylemesi vacip midir, unutulunca secde-i sehv gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmamın intikal tekbirlerini sesli s&ouml;ylemesi vacip değil, s&uuml;nnettir. Unutulursa secde-i sehv gerekmez. İmam bu tekbirleri s&ouml;ylerken, cemaatin de Allah&uuml; ekber demesi s&uuml;nnettir. <strong>(Halebi)</strong></p>

<p><strong>&Ouml;n saftakilerin fazileti </strong><br />
<strong>Sual: </strong>Namazda &ouml;n safta bulunanın daha faziletli olduğu bildirildi. Arka saftakiler faziletsiz midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hadis-i şerifte de bildirildiği gibi, namazda &ouml;n safta bulunmak, fazileti daha &ccedil;ok olana nasip olur. Başka bir hadis-i şerifte de, sevap bakımından daha faziletli olana &ouml;nce selam vermek nasip olacağı bildirilmiştir. Daha sonra selam verenin veya son saftakilerin faziletsiz olduğu değil, daha az sevaba kavuşacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bir kimse, hep &ouml;n safta bulunuyorsa, her zaman arkadaşından &ouml;nce selam veriyorsa, onun daha faziletli olduğu anlaşılır.</p>

<p><strong>İmamın itikadından ş&uuml;phe etmek </strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmamın durumundan ş&uuml;phe edenin, onunla kıldığı &ouml;ğle namazını iade etmeyip de, son s&uuml;nneti kılarken (Kılması &uuml;zerime farz olan &ouml;ğle namazını kılmaya) diye niyet ederek d&ouml;rt rekat namaz kılması uygun mudur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmamın abdestinden veya itikadından ş&uuml;phe eden veyahut namazın sıhhatinden ş&uuml;phe eden kimse, <strong>(Vaktine yetişip kılamadığım son &ouml;ğle namazının farzını kılmaya) </strong>diye niyet ederek d&ouml;rt rekatlık bir namaz kılmalıdır! Eğer imam ile birlikte kıldığı namaz sahih ve kabul olmuş ise, bu kıldığı kaza olur. İmamla kıldığı sahih değilse, bu kıldığı &ouml;ğle namazının farzı olur. Fakat niyet ederken, <strong>(Kılması &uuml;zerime farz olan)</strong> dememelidir! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;ğle namazı, &ouml;ğle vaktinde kılınınca farz yerine gelirse de, hemen kılmak farz olmaz. İkindiye d&ouml;rt rekat namaz kılacak kadar zaman kalınca edası farz olur. Eğer (Kılması &uuml;zerime farz olan son &ouml;ğle namazını kılmaya) diye niyet edilirse, bir g&uuml;n &ouml;nceki &ouml;ğlenin farzı kılınmış olur. Onu da, bir g&uuml;n &ouml;nce kılmış olduğundan bu kıldığı nafile olur. Onun i&ccedil;in <strong>(Vaktine yetişip kılmadığım son ..... namazını kılmaya) </strong>diye niyet etmelidir!</p>

<p><strong>Sırta secde etmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Camide cemaatle namaz kılarken yer dar olduğu i&ccedil;in &ouml;ndeki şahsın ayağının &uuml;st&uuml;ne veya sırtına secde etmek sahih olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Namaz kılanların &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;mek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> &Ouml;n saftaki boş yere ge&ccedil;mek i&ccedil;in namaz kılanların &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;mek g&uuml;nah olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Birinci safta boş yer olup ikinci safta yoksa, ikinciyi yarıp birinciye ge&ccedil;ilir. &Ouml;n safa ge&ccedil;mek i&ccedil;in, namaz kılanların &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;mek g&uuml;nah olmaz.</p>

<p><strong>İmamın burnunun kanaması</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmamla namaz kılarken, onun burnu kanadı. Abdesti bozulduğu i&ccedil;in namazdan &ccedil;ıkıp gitti. Ben namazımı tamamladım. Namazım sahih oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet. Cemaat birden fazla olsa idi, imamın, birini vekil bırakması gerekirdi. <strong>(Redd-&uuml;l-muhtar)</strong></p>

<p><strong>Akşam namazını geciktirmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Akşam namazını cemaatle kılabilmek i&ccedil;in yarım saat geciktirmekte mahzur var mıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Akşam namazını vaktin evvelinde kılmak s&uuml;nnettir. &Ouml;z&uuml;rs&uuml;z yıldızlar &ccedil;oğalıncaya kadar geciktirmek haramdır. Cemaatle kılmak s&uuml;nnettir. S&uuml;nnet işlemek i&ccedil;in namazı haram vakte bırakmak caiz değildir. Hastalık, seferi olmak gibi &ouml;z&uuml;rlerle yıldızlar &ccedil;oğalıncaya kadar geciktirilebilir. Cemaat i&ccedil;in geciktirilemez. Cemaat i&ccedil;in 15-20 dakikadan fazla geciktirmemelidir!</p>

<p><strong>Yer değiştirmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Farz namazdan sonra s&uuml;nnet kılarken yer değiştirilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaatle farz namazı kıldıktan sonra safları bozmak m&uuml;stehaptır. Dışarıdan gelen bir kimsenin, cemaatle kılınmadığını bilmesi i&ccedil;in, safları bozmak iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Farz namaz kıldıktan sonra nafile namaz kılmak isteyen, biraz ileri veya geri, biraz sağa veya sola gitsin!) </strong>[Ramuz]</p>

<p>İmamın son s&uuml;nneti, farz kıldığı yerde kılması mekruhtur. Biraz sağda veya biraz solda kılar. K&uuml;&ccedil;&uuml;k mescitlerde veya cemaat &ccedil;ok olup safları bozma imkanı olmayan yerlerde, cemaat olduğu yerde durur. Olduğu yerde azıcık kıpırdaması k&acirc;fidir. Yanındakini kendi yerine &ccedil;ekmesi, onun yerine kendisinin gitmesi, b&ouml;ylece yanındaki m&uuml;sl&uuml;manı rahatsız etmesi doğru değildir. Safları bozmak şart değildir. Bu bakımdan yanındaki m&uuml;sl&uuml;manları rahatsız etmek asla caiz olmaz.</p>

<p><strong>Ayağa kalkmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmama, ikinci veya &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; rekatta yetişen kimse, imam selam vermeden mi ayağa kalkıp namazını tamamlar?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmam, selam verdikten sonra ayağa kalkar.</p>

<p><strong>S&uuml;bhaneke okumak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılarken S&uuml;bhanekeyi bitirmeden imam sesli okumaya başlıyor. Okumayı kesip imamı dinlemem gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
S&uuml;bhaneke okumak s&uuml;nnet, imamı dinlemek vaciptir. İmam sesli okurken cemaate yetişen, S&uuml;bhanekeyi okumaz. İmamın nefes almak i&ccedil;in okumayı kestiği yerlerde, S&uuml;bhanekenin kalan kısmı tamamlanabilir! <strong>(Halebi)</strong></p>

<p><strong>&Ouml;nce selam vermek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namazda salli bariki okuyunca selam verdim, sonra imam da selam verdi. Namazım sahih oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Mekruh olarak sahih oldu. İmama uymak vaciptir.</p>

<p><strong>Teyemm&uuml;m etmiş imam</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Abdest almış olanın, teyemm&uuml;m etmiş olan imama uyması caiz midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Caizdir. Sargı &uuml;zerine mesheden imama uyması da caizdir. <strong>(Redd-&uuml;l-muhtar)</strong></p>

<p><strong>Oturarak kılana uymak</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Namazı ayakta kılan, oturarak kılana uyabilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Ayakta durarak namaz kılan kimsenin, oturduğu yerde secde edebilen kimseye uyması caizdir. Ayakta namaz kılan kimse, imayla namaz kılan kimseye uyamaz. <strong>(Hindiyye)</strong></p>

<p><strong>Mukim olarak namaz</strong><br />
<strong>Sual:</strong> &Ouml;ğle vakti seferilerle uyuyakalmışız. İkindi vaktinde &ouml;ğle namazını cemaatle kaza ederken, ev sahibi olarak ben imam oldum. Seferi olan bu kimselerin, mukim olduğum i&ccedil;in bana uyarak kıldıkları namaz sahih oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Sahih olmadı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu namazı, siz mukim olduğunuz i&ccedil;in 4 rekat olarak, seferiler ise 2 rekat olarak kaza edecektiniz. Seferilerin ilk oturuşu farz, mukim olan imamın ilk oturuşu vaciptir. Farz kılan bir kimse, nafile veya vacip kılan imama uyamadığı gibi, bir r&uuml;kn&uuml; farz olarak eda edecek kimse de, onu nafile veya vacip olarak eda eden imama uyamaz. <strong>(Redd-&uuml;l-muhtar)</strong></p>

<p><strong>Seferi imam</strong><br />
<strong>Sual:</strong> &Ouml;ğle vakti seferi olan arkadaşımla uyuyakalmışız. İkindi vaktinde &ouml;ğle namazını cemaatle kaza ederken, seferi olan arkadaş imam olup ikindiyi bize d&ouml;rt rekat olarak kıldırdı. Mukim olduğum i&ccedil;in seferi olan bu imama uyup kıldığım namaz sahih oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Sahih olmadı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; seferinin kıldırdığı son iki rekat namaz nafiledir. Siz farz kılıyorsunuz, farz kılan nafile kılana uyamaz. <strong>(Redd-&uuml;l-muhtar)</strong></p>

<p>Seferi olan imam, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;ye kalkınca siz, ondan ayrılıp kendiniz iki rekat daha kılsaydınız namazınız olurdu.</p>

<p><strong>Elleri kaldırırken tekbir</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Bazı imamlar, namaza başlarken, Allah&uuml; ekber diyerek ellerini kulaklarına g&ouml;t&uuml;r&uuml;yorlar. B&ouml;ylece namaza başlamış oluyorlar. Sonra da namaza başlamış olduğu i&ccedil;in, ellerini namaz i&ccedil;inde g&ouml;beklerine bağlıyorlar. İki elin bir hareketi namazı bozacağı i&ccedil;in bunların namazı bozulmuyor mu? Bir de vitrin &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; rekatında, elleri aşağı bırakmadan tekbir almak gerekmez mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Eller, kulaktan ayrılırken <strong>Allah&uuml; ekber</strong> demeye başlanıp, g&ouml;bek altına bağlarken bitirilir. Bahsettiğiniz şekilde yapmakla da namaz bozulmuş olmaz. Yani ellerini kulaklarına g&ouml;t&uuml;r&uuml;rken veya ellerini kulaklara kaldırınca da tekbir getirilirse yine namaz bozulmuş olmaz. Fakat uygun olanı bizim bildirdiğimiz gibidir.</p>

<p>Vitirde de tekbir, ilk başlarken alınan tekbir gibidir. Eller aşağıya salıverilmeden kaldırılır. Eller salınsa da, namaz bozulmuş olmaz. Fakat aşağı salmadan kaldırılmalıdır.</p>

<p><strong>İki rek&acirc;t s&uuml;nnet</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaate yetişebilmek i&ccedil;in, bazen ikindinin s&uuml;nnetini iki rekat olarak kılmakta mahzur var mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaat başlamışsa, iki rekat da kılınmaz. Cemaatle namaz kılmak s&uuml;nneti, diğer s&uuml;nnetlerden 27 derece efdaldir. Bu bakımdan cemaate yetişmek i&ccedil;in ikindinin s&uuml;nnetini iki rekat olarak kılmakta mahzur yoktur. Resulullah efendimizin, ikindinin s&uuml;nnetini iki rekat kıldığı da olmuştur. <strong>(Resulullah, ikindinin farzından &ouml;nce, bazen iki rekat namaz kılardı) </strong>diye rivayet vardır. <strong>(Ebu Davud)</strong></p>

<p><strong>Rabbena&rsquo;yı terk</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaate veya iftitah tekbirine yetişmek i&ccedil;in Rabbena...yı terk caiz midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>İftitah tekbirine yetişmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İftitah tekbirine ne zaman yetişilmiş sayılır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Fatiha bitene kadar imama uyan, yetişmiş sayılır.</p>

<p><strong>Son teşehh&uuml;t</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Camiye girdiğimde, cemaat son teşehh&uuml;dde oturuyordu. İftitah tekbirini alıp otururken imam selam vermeye başladı. Cemaate yetişmiş oldum mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmam selam vermeden &ouml;nce, iftitah tekbirini aldığınız i&ccedil;in, cemaate yetişmiş oldunuz.</p>

<p><strong>Bayılan biriyle ilgilenmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılarken sara tutan veya bayılan biri ile ilgilenmek i&ccedil;in namazı bozmak caiz mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>&Ouml;n saftaki boş yer</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Namaza duracağımız sırada, bazen &ouml;n safta bir kişilik boş yer oluyor. Yanımızdaki, bir yaşlıya, boş olan yere ge&ccedil;mesini işaret etmek caiz midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Caizdir. Kendisinin ge&ccedil;mesi iyidir. İs&acirc;r, muhta&ccedil; olduğu bir şeyi kendi kullanmayıp, muhta&ccedil; olan din kardeşine vermektir. İnsana lazım olan şeylerde is&acirc;r yapılır. Kurbet ve ibadetlerde is&acirc;r yapılmaz. Mesela, taharetlenecek kadar suyu, setr-i avret edecek kadar &ouml;rt&uuml;s&uuml; olan, bunları muhta&ccedil; olana vermez, kendi kullanır. Namazda &ouml;n saftaki yerini başkasına vermez. Namaz vakti gelince abdestsiz kimsenin abdest suyunu başkasına vermesi caiz değildir. <strong>(Eşbah)</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın beğendiği şeylere taat denir. Allah rızası i&ccedil;in taat yapmaya ise, kurbet denir.</p>

<p><strong>İmamın y&uuml;ksek sesle okuması</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Birka&ccedil; kişi, sabah namazına uyanamayıp, g&uuml;neş doğduktan bir saat sonra sabahın farzını cemaatle kaza etseler, imamın y&uuml;ksek sesle okuması gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Gerekir. <strong>(Hindiyye)</strong></p>

<p><strong>Mihrabda kıldırmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Camide, mihraptan başka yerlerde, cemaatle namaz kılmak caiz midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Tam İlmihal&rsquo;de <strong>(Camilerde birinci cemaatin imamı mihrabda kıldırmazsa mekruh olur) </strong>deniyor. Ancak sonraki cemaatler, mihraptan başka yerde kılmalıdır. (Eğer sonraki cemaatin imamı mihrapta bulunur, ezan ve ikamet okunmazsa, mekruh olmaz) diyen &acirc;limler de vardır. İhtiyaten sonraki cemaatler mihrapta kılmamalıdır!</p>

<p>Bu h&uuml;k&uuml;mler, belli cemaati ve belli bir imamı olan mahalle camileri i&ccedil;indir. Yollarda, dinlenme tesislerinde ve iş yerlerinde birka&ccedil; vakit namaz kılınan mescitler b&ouml;yle değildir.</p>

<p>Yol kenarlarındaki belli bir imamı olmayan mescitlerde, ezan ve ikamet okunarak, mihrapta veya mescidin başka yerinde cemaatler yapılabilir.<strong> (Halebi)</strong></p>

<p><strong>Camiye koşarak gitmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Camiye koşarak gitmek uygun mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaate yetişilemeyecek bile olsa, yine camiye koşarak gitmek mekruhtur. Peygamber efendimiz, <strong>(Namaza koşarak gitmeyin)</strong> buyurdu. <strong>(Buhari)</strong></p>

<p><strong>Camide yer ayırmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Camide kendine belli yer ayırmak uygun mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Camide kendine yer ayırmak mekruhtur. Fakat, dışarı &ccedil;ıkarken, kimse oturmasın diye, yerine ceketini bırakırsa, gelince oraya tekrar oturabilir. Umumi yerlerde, parkta, vapurda, otob&uuml;slerde de b&ouml;yledir.</p>

<p>Bu yerin fazlasını, iki kişi isterse, hangisine verirse, o oturur. İkisi de istemeden, bu fazla yere biri oturursa, bundan alıp ikincisine veremez. Fakat, burayı, onun emri ile, onun i&ccedil;in ayırdım, kendim i&ccedil;in ayırmadım diye yemin ederse, kaldırabilir. Umumi yerlerde, ilk oturan, herkese zararlı olmuş ise, kaldırılabilir.</p>

<p><strong>Eksik kılınırsa</strong><br />
<strong>Sual:</strong> 4 rekatlık bir namaz kılan bir kimse dalgınlıkla 3 rekat kılsa ve 4 rekat kıldığını bilmese ve namazı bitirdikten sonra onu g&ouml;ren başka biri onun 3 rekat kıldığını s&ouml;ylemesi gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
S&ouml;yleyen salih biri ise o namazı iade etmesi gerekir.</p>

<p><strong>Kalkmayı unutmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> 4 rekatlık bir namazda ikinci rekatta kalkmayı unutup, iki tarafa da selam verdik. Ayağa kalkıp devam edip sehv secdesi yapmak kurtarıyor mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet kurtarır.</p>

<p><strong>İmamın namazı</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmamın namazı sahih olmazsa, bundan cemaat mesul m&uuml;?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Mesul değildir.</p>

<p><strong>Yavaş&ccedil;a Kur&rsquo;an okumak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Mescitte namaz kılanların yanında Kur&rsquo;an okunabilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Yavaş&ccedil;a okunabilir.</p>

<p><strong>Ettehıyyat&uuml;&rsquo;y&uuml; yavaş okumak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaate ge&ccedil; yetişen kimse, cemaat 4. rekata oturduğu zaman ettehıyyat&uuml;y&uuml; okuduktan sonra selam verilene kadar bir şey okur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Ettehıyyat&uuml;y&uuml; yavaş yavaş okur. Hızlıca okursa, o zaman, kelime-i şehadeti tekrar eder.</p>

<p><strong>Mekruh vakitte namaz</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Akşam ezanına 10 dakika kala yani mekruh vakitte, birka&ccedil; kişi ikindiyi cemaatle kılabilir mi? Kılarsa cemaat sevabına kavuşulur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet kılabilir ve cemaat sevabına kavuşur.</p>

<p><strong>Farzdan &ouml;nce</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Farzdan &ouml;nce &uuml;&ccedil; İhlas okumak bid&rsquo;at midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet &uuml;&ccedil; ihlas okumak bid&rsquo;attir.</p>

<p><strong>Salaten t&uuml;ncina</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Sal&acirc;ten t&uuml;ncinayı, selamdan sonra okumak bid&#39;at midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet bid&#39;attir. Namazlardan sonra (&acirc;yet-el-k&uuml;rsi) okunur. Sonra tesbihler &ccedil;ekilir, ondan sonra dua edilir. Dua ederken Sal&acirc;ten t&uuml;ncinayı okumakta mahzur yoktur. &Acirc;yet-el k&uuml;rsinin okunduğu yerde Sal&acirc;ten t&uuml;ncinayı okumak s&uuml;nneti değiştirmek olur. Yani bid&#39;attir.</p>

<p><strong>Kerahet vakti</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Kerahet vakitlerinde de namazı cemaat ile kılmak caiz midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Caizdir.</p>

<p><strong>S&uuml;nneti evde kılmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Farzı camide cemaatle kılmak i&ccedil;in sabah namazının s&uuml;nnetini evde kılıp &ccedil;ıkıyoruz. Camiye gelince imam, Kuran-ı Kerim okumayı bitirince El fatiha diyor. Fatihayı okumak gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
S&uuml;nneti kılanlar okuyamaz. S&uuml;nneti kılmayanların okumasında mahzur yoktur.</p>

<p><strong>Ettahıyyat&uuml; bitmeden kalkmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Biz ettehıyyat&uuml;y&uuml; bitirmeden imam kalkarsa bizim de kalkmamız gerek mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Ettehıyyat&uuml;y&uuml; bitirip kalkmamız gerekir.</p>

<p><strong>Yanlış niyeti duymak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> &Ouml;ğleyi cemaatle kılarken imamın yanılarak yatsı namazına diye niyet ettiğini duydum. Namazdan sonra sen yatsıya niyet ettin dedim, hayır ben &ouml;ğleye niyet ettim dedi. Namazımız sahih oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Dil ile niyetin &ouml;nemi yok. Kalben &ouml;ğleye niyet etmişse, namaz sahih olur.</p>

<p><strong>Namazdan sonra</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Beş vakit namazdan sonra (Estağfirullah..) ifadesini m&uuml;ezzin mi, imam mı yoksa cemaat mi okur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Herkes kendisi okur.</p>

<p><strong>Cemaate sonradan yetişmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaate sonradan yetişen, S&uuml;bhanekeyi okuması gerekir mi, gerekirse ne zaman okumalıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
S&uuml;bhaneke okumak s&uuml;nnettir. İmam i&ccedil;inden okuyorsa, başlar başlamaz okur. İmam a&ccedil;ıktan okuyorsa okumaz.</p>

<p><strong>Y&uuml;ksek sesle &acirc;min</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Y&uuml;ksek sesle &acirc;min demek uygun mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Fatihadan sonra, imam ve cemaat, sessiz olarak, &acirc;min der. İmam Fatihayı bitirince, cemaatin ve imamın y&uuml;ksek sesle &acirc;min demesi mekruhtur. Hafif s&ouml;ylemelidir.</p>

<p><strong>İmamla dua etmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaat imamla dua ederken, imamın duasına mı &acirc;min diyecek, kendi de dua edebilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Her ikisini de yapacaktır. İmamın duasına da &acirc;min diyecek, kendisi de dua edecek. Bazı kimseler hep kendisi dua okuyor, imamınkine &acirc;min demiyor. Kimisi de hep &acirc;min diyor, kendisi hi&ccedil; dua etmiyor. Her ikisini de yapmalıdır.</p>

<p><strong>Başka cemaat</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İkindiyi kılıp tesbih &ccedil;ekerken veya akşam namazının farzını kılıp son s&uuml;nnetini kılmak i&ccedil;in ayağa kalkınca, mescitte başka bir cemaat oluşuyor. Ben farzını kıldım, onlara tekrar uyup kılmam mı gerekiyor, yoksa hemen dışarı &ccedil;ıkmam mı gerekiyor?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Farzı yalnız kılmışsanız, hemen &ccedil;ıkmanız gerekir, cemaatle kılmışsanız, &ccedil;ıkmanız gerekmez.</p>

<p><strong>Farz i&ccedil;in beklerken</strong><br />
<strong>Sual:</strong> S&uuml;nneti kılıp farz i&ccedil;in cemaati beklerken kelime-i tevhid okumakta mahzur var mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hi&ccedil;bir şey okunmaz.</p>

<p><strong>Sırta dokunmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Namaza sonradan gelen kişinin sırtımıza dokunmasını beklemek gerekir mi? Beklemeden onun cemaate uyacağını anlayıp kendiliğimizden geriye gelebilir miyiz?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet uygun olanı onun vurmasını beklememektir. Onun s&ouml;z&uuml; ile gidilirse namaz bozulmuş olur. Kendi arzumuzla gidersek namaz bozulmuş olmaz.</p>

<p><strong>Ara tekbirler</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmamla birlikte ara tekbirlerini bizim de s&ouml;ylememiz gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet gerekir.</p>

<p><strong>Tertip sahibinin kazası</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Tertip sahibiyim. Sabah namazına uyanamadım. Kaza etmeyi de unutmuşum. Aynı g&uuml;n akşam namazında imam oldum. Yatsı namazını kıldıktan sonra sabahı kaza etmediğimi hatırladım. Ne yapmam lazım? Akşam namazını benimle kılan cemaatin namazı kabul oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaatin namazı sahih olmuştur. Onlara duyurmak gerekmez. Sizin sabah namazını kaza etmeniz lazım, &ccedil;&uuml;nk&uuml; kılmadınız. Tertip sahibi olduğunuzu unutarak, kıldığınız diğer namazları kaza etmeniz gerekmez, &ccedil;&uuml;nk&uuml; unutmak &ouml;z&uuml;rd&uuml;r.</p>

<p><strong>&Uuml;zeride yazı olan tiş&ouml;rt</strong><br />
<strong>Sual:</strong> &Uuml;zerinde yazı, resim, fotoğraf olan tiş&ouml;rtle namaz kılınır mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Mekruh olur.</p>

<p><strong>Sırttaki yazı</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Bazen de sırt kısmında yazı olan kıyafetler var, bunun mahzuru olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Arkasındaki yazıyı cemaat okursa namaz mekruh olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bir yazıya, bakıp, anlamak bozmaz ama anlayınca mekruh olur.</p>

<p><strong>Telefon &ccedil;alarsa</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılarken devamlı &ccedil;alan cep telefonunu namazı bozup kapatmak caiz mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Namazı bozmak haram olur. Namazı bozmadan az hareketle kapatma imkanı varsa kapatılır. [Namazdan &ouml;nce tedbir almalı, ya kapatmalı veya sesini kısmalıdır.]</p>

<p><strong>Namazda uyumak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmama uyan, namazda ayakta veya otururken uyusa namazı veya abdesti bozulmuş olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Eğer uyuduğunda bir tarafa d&uuml;şerse abdesti de namazı da bozulur, d&uuml;şmezse bozulmaz.</p>

<p><strong>&Ccedil;ocukla cemaat</strong><br />
<strong>Sual:</strong> On yaşında bir &ccedil;ocuğum var. Onunla cemaat olup cemaatle namaz kılabilir miyim?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
&Ccedil;ocukla da cemaat olur ve cemaat sevabı alınır.</p>

<p><strong>Farzı ka&ccedil;ırmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Mescide gelen ikindi veya yatsı namazın s&uuml;nnetine başlandığını g&ouml;rse, o da eğer namaza duracak olsa, farzın ilk rekatını ka&ccedil;ıracağını anlasa ne yapar?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
O rekat ka&ccedil;acaksa, yani biz s&uuml;nnet kılarken farz kılınacağı i&ccedil;in mekruh olur. Onun i&ccedil;in s&uuml;nneti d&ouml;rt değil iki rekat olarak kılar. İki rekat kılınca da yetişemeyeceğini anlarsa, bekler, namaza durmaz.</p>

<p><strong>Cemaate başlanırsa</strong><br />
<strong>Sual:</strong> &Ouml;ğlenin farzını yalnız kıldım. Ben bitince yanımda farzı cemaatle kılmaya başladılar. Onlara uymam lazım mı, uymam lazımsa nasıl niyet edeceğim?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaat olunca cemaate uymalı. Allah rızası i&ccedil;in namaz kılmaya, uydum imama demeniz yeterlidir. Sadece &ouml;ğle ve yatsı namazını b&ouml;yle cemaatle kılabilirsiniz. Diğerlerini kılamazsınız. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sabahın ve ikindinin farzından sonra nafile kılınmaz. Akşamda ise &uuml;&ccedil; rekat nafile olmaz. Sadece &ouml;ğle ve yatsı namazı kılınır.</p>

<p><strong>Sessiz selam</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılarken imam namazı bitirince sessiz selam verse ne yapılmalıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Diğerleri de selam verip namazdan &ccedil;ıkarlar.</p>

<p><strong>Ayakkabıların yeri</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Camide ayakkabıları arkaya mı &ouml;ne mi koymak uygundur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
&Ccedil;alınma endişesi ile namaz kılmak huşuya mani olacağı i&ccedil;in ayakkabıları arkaya koymak mekruhtur. &Ouml;ne ve sağa koymak da s&uuml;nnete aykırıdır. Sol tarafa koymak s&uuml;nnettir. &Ccedil;alınma endişesi yoksa, yani huşuya mani değilse, arkaya koymanın da mahzuru olmaz.</p>

<p><strong>Namaz kılarken</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Camide namaz kılarken yanımızdan ge&ccedil;en, &ccedil;arpmasın diye yana &ccedil;ekilsek namaz bozulur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Kendi arzumuzla &ccedil;ekildiğimiz i&ccedil;in namaz bozulmaz.</p>

<p><strong>Takkesiz imam</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Takkesiz namaz kıldıran imamın arkasında namaz kılınır mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Kılınmaz. Kılınırsa mekruh olur. Takkeye &ouml;nem vermiyorsa daha k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. İtikadı bozuk olabilir. Kasten s&uuml;nnete riayet etmeyen imamlara uymamalıdır.</p>

<p><strong>İtik&acirc;fa niyet</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Mescide girerken ni&ccedil;in &quot;itik&acirc;fa niyet ettim&quot; deniyor?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İtik&acirc;fa niyet edince orada yatmak, yiyip i&ccedil;mek v.s caiz olur. İtik&acirc;fa niyet etmezsek bunlar yapılmaz.</p>

<p><strong>Cemaate uymak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Mescitte vaktin farzını tek başına veya cemaatle kılan bir kimse, mescide gelen bir grup cemaat yapar<strong> </strong>ise, bu cemaate uymak zorunda mıdır? Bu konu ile ilgili h&uuml;k&uuml;m nedir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaatle namaz kılınırken tek başına namaz kılmak veya oturup dua etmek tesbih &ccedil;ekmek mekruh olur, ya cemaate uyulur veya dışarı &ccedil;ıkılır. Ama itik&acirc;fa niyet edilmişse orada durulabilir. İkindiyi, sabahı veya akşamı kıldıktan sonra tekrar cemaate uyulmaz; ya dışarı &ccedil;ıkmalı veya itik&acirc;fa niyet etmelidir.</p>

<p><strong>M&uuml;ezzin yerleri</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Bazı camilerde m&uuml;ezzinlerin yerleri y&uuml;ksek oluyor. Buradan imama uyulabilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Y&uuml;ksekte durmanın mahzuru olmaz. Fakat tek başına dururlarsa tahrimen mekruh olur. İki veya daha fazla kişi olursa kurtarır.</p>

<p><strong>Camiye gitmenin &ouml;nemi</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Camiye gidemiyorum. Ne tavsiye edersiniz?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Camiye gitmeyi ihmal etmemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Her namaz vakti camiye giden, ya Allah yolunda istifade edeceği bir ahiret kardeşi bulur, ya g&uuml;zel bir ilme, ya hidayetini artıracak veya onu sapıklığa d&uuml;şmekten muhafaza edecek bir kelimeye yahut rahmet-i İlahiyyeye mazhar olur.)</strong> [Taberani]</p>

<p><strong>Euz&uuml; besmele</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılarken, s&uuml;bhanekeyi okuduktan sonra, euz&uuml; besmele &ccedil;ekilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
&Ccedil;ekilmez.</p>

<p><strong>Okuduktan sonra</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılarken, imam selam verir vermez kalkıp, Allah&uuml;mme entesselam&uuml; ayakta veya başka yerde okuyabilir miyiz?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Gerek cemaatle ve gerekse yalnız kılarken, okunduktan sonra ayağa kalkmalıdır.</p>

<p><strong>3 secde</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmamdan &ouml;nce başı secdeden kaldırıp koymak 3 secde sayılır mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır.</p>

<p><strong>İmamın adını niyette s&ouml;ylemek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılarken uydum Ali&rsquo;ye dedim. İmam Veli imiş. Namaz sahih mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Sahih olmaz. Onun i&ccedil;in imamın ismini s&ouml;ylememeli, sadece uydum imama demeli.</p>

<p><strong>İkinci saf</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İkinci safa da imamın arkasından mı başlanır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>&Ouml;n saftaki boşluk</strong><br />
<strong>Sual:</strong> &Ouml;n safta boş yer varken, arkada yalnız imama uyulur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Mekruh olur.</p>

<p><strong>Tesbih &ccedil;ekmeden dua</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam duaya başlayınca, tesbih &ccedil;ekmeyen de duaya katılır mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Tesbihi &ccedil;ektikten sonra duaya katılması daha iyidir. İşi varsa tesbih &ccedil;ekmeden dua etmesi de caizdir. Hatta hi&ccedil; tesbih &ccedil;ekmeden, dua etmeden gitmesi de caizdir.</p>

<p><strong>Yatsıyı kılmış olan</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Yatsıyı ve vitri de kılmış olan yatsının farzını kılana uyar mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Nafile olarak kılması iyi olur.</p>

<p><strong>İmamın yanına durmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmamla bir kişi namaz kılarken, biri gelip imamın arkasına veya soluna veya sağdakinin sağına dursa, mekruh olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Mekruh olmaz.</p>

<p><strong>Mesbuka uymak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Mesbuka uymak caiz mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır. Mesbuk imam olamaz.</p>

<p><strong>Dışarıdan gelenin selamı</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Camide s&uuml;nneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak, s&uuml;nnet ile farz arasında bir şey okumak gibi mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet. Vakit az ise, tefekk&uuml;r veya kalben zikir etmeli. Vakit fazla ise, kaza namazı kılmalı.</p>

<p><strong>Bir kişilik boşluk</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namazda en sağda duranın solundaki kişinin abdesti bozulup gitse, bir kişilik boşluk kalıyor. Sağdaki de yana bir adım atarak boşluğu doldursa namaz bozulur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Bozulmaz.</p>

<p><strong>Cemaate uymak</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Yalnız başına farzı kılanın yanında, sabah veya akşamın farzı cemaatle kılınmaya başlansa, o kişi namazı bozup imama uyabilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet hemen sağına selam verip cemaate uyar. Sadece akşam ve sabah namazında, birinci rek&acirc;tta secde ettikten sonra da, namazı bozup cemaate uyar, fakat ikinci rek&acirc;tın secdesini yaptıysa, cemaate uymayıp namazını tamamlar. Diğer namazlarda b&ouml;yle değildir.</p>

<p>D&ouml;rt rek&acirc;tlı farzlarda, birinci rek&acirc;tın secdesini yapmadıysa, yine hemen sağına selam verip cemaate uyar. Birinci rek&acirc;tın secdesini yaptıysa, iki rek&acirc;t kılıp selam verir. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; rek&acirc;tın secdesini yapmadıysa, ayakta bir tarafa selam verip bozar ve cemaate katılır. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; rek&acirc;tın secdesini yaptıysa, d&ouml;rt rek&acirc;tı tamamlar.</p>

<p><strong>Sesli okumamak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Akşam namazını kılana uydum. Sesli okunacağını bilmediği i&ccedil;in gizli okudu. Benim namazım sahih oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet, sizinki sahih olur. Onun da bilmemesi &ouml;z&uuml;r olur. Kasten yapsa idi vacibi terk etmiş olurdu.</p>

<p><strong>İmamın selamı</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam, selam vermedi diye imama uydum. Bir arkadaş, beni g&ouml;rm&uuml;ş, selamdan sonra uyduğumu s&ouml;yledi. Ona inanıp tekrar kılmam lazım mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Cemaatin &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;mek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Odada imamın arkasına bir saf sığıyor. Sonradan gelenlerin, cemaatin &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;ip, imamın sağına, soluna durması caiz mi? Arka saf dolar zannı ile imamın sağına soluna durmak caiz mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Her ikisi de caizdir.</p>

<p><strong>İkamet okunurken</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İkamet okunurken imam ayakta ise, cemaat de kalkar mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Kalkması lazım değildir. Kalkmaları caizdir.</p>

<p><strong>İkamet okunurken</strong><br />
<strong>Sual: </strong>İkamet okunurken camiye girince oturmak gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İkamet okunurken camiye giren kimse, imam mihraba gitmek &uuml;zere ayağa kalkmamışsa, oturur.</p>

<p>İmam otururken ayakta beklemek mekruh olur. <strong>(N. İslam)</strong></p>

<p><strong>Sırta secde etmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Sırta secde edenin sırtına, secde etmek caiz mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İkincisinin secdesi, sahih değildir.</p>

<p><strong>El Fatiha denince</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam el-fatiha deyince salevat da okumak efdal mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>İmamın hatası</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam, ilk oturuşu unuttu. İkaz ettik. Namazı secde-i sehv yapmadan tamamladı. Namazı iade etmesi vacip miydi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Değildi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; imamın secde-i sehv etmeme yetkisi var.</p>

<p><strong>Maliki&rsquo;de selam vermek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam, secde-i sehv i&ccedil;in selam verince, Maliki&rsquo;yi taklit eden secde-i sehv olduğunu bilmeden selam verse, namaz bozulur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır.</p>

<p><strong>Selam vermeden kalkmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam, son rekatta salli bariki okuduktan sonra, selamı unutup, kalkıp gitse, cemaat, kendi kendine mi selam verir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Son teşehh&uuml;d</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmama son teşehh&uuml;dde uyan, namazı nasıl kılar?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Yalnız kılan gibi kılar.</p>

<p><strong>Aşır okumak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Her namazdan sonra mihrabiye, aşır okumak caiz mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Mihrabiye&rsquo;den sonra</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Mihrabiyeden sonra, uzun salevat-ı şerife okumak caiz mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Ara sıra okunması caizdir. S&uuml;nnetmiş intibaını vermemek i&ccedil;in her zaman okunmamalıdır.</p>

<p><strong>İmamın gizli okuması</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam, a&ccedil;ık okunacak yerde, Fatihanın yarısını gizli okusa, gizli okunacak yerde, a&ccedil;ık okusa, secde-i sehv gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet. Fakat cemaatle secde-i sehv yapmamak caizdir.</p>

<p><strong>Tesbihleri okumak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatten biri, işi varken, tesbihleri ve duayı beklemeden dışarı &ccedil;ıkınca, dışarıda veya gittiği yerde okuması caiz olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Dar pantolon</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Dar pantolon olunca, cemaati terk etmek gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaat terk edilmez.</p>

<p><strong>İmamın getirdiği tekbir</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam, cenaze namazında &uuml;&ccedil; tekbir getirdi. Cemaatten d&ouml;rt tekbir getirenler de oldu. Bunların namazı sahih oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Dolu mescit</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Mescit dolu idi. İmamın son teşehh&uuml;dde oturduğunu anladım. Birinin &ouml;n&uuml;ne oturdum. G&uuml;nah mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Zaruret olduğu i&ccedil;in caizdir.</p>

<p><strong>Cemaatin kalkması</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam 4. rekata kalkmayı unutup oturursa cemaat kalkar mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
&Ouml;n saftaki cemaatten birinin &quot;s&uuml;bhanallah&quot; diye ikazı iyi olur.</p>

<p><strong>İki namazı cem</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İki namazı cem ederken, yanımda, ikindi cemaatle kılınmaya başlansa, &ouml;ğleyi kıldıktan sonra onlara uymam caiz mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>İmamı duymamak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmamın tekbirini duymadık. İmam, r&uuml;kudan kalkarken biz r&uuml;kuya indik. Secdede imama yetiştik. Namazımız sahih oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Kerahet vaktinde ikindi</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Kerahet vaktinde, ikindiyi yine cemaatle kılmak gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Gece yarısı yatsı</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Yatsı gece yarısına kalsa, cemaatle mi kılmak evladır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>S&uuml;bhaneke okurken</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Biz S&uuml;bhaneke okurken, imam sesli okumaya başlıyor. İmam, nefes aldığı zamanlarda kalan kısmı tamamlamak uygun mudur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Selamı uzatmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam, sağa selam verirken (Lah) kısmını uzatıyor. Cemaat, kısaca selam veriyor. İmamdan &ouml;nce selam verilmiş sayılır mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır. Namazları sahihtir.</p>

<p><strong>İmama uymaya niyet</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Evinden &ccedil;ıkarken imama uymaya niyet eden, yolda biri ile konuşsa, yeniden mi niyet etmesi gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>5. rekata kalkmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam yanılıp 5. rekata kalksa, o anda biri gelip ona uysa, namazı sahih olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır sahih olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; farz kılacak olanın nafile kılana uyması caiz değildir.</p>

<p><strong>Kılınmamış rekat</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam, teşehh&uuml;dden sonra, 5. ye kalktı. 6. da kılıp selam verdi. 2. rekatta imama uymuştum. İmam 5.ye kalkınca, uymayıp, kılmadığım bir rekatı tek başına kıldım. Sahih mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Sure-i Haşr&rsquo;ı okumak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Sure-i Haşrın sonunu imam okuyunca, cemaat de okumuş sayılır mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kendisinin okuması s&uuml;nnet, dinlemesi ise farzdır. S&uuml;nnet sevabı, farzın yanında denizde damla bile değildir.</p>

<p><strong>İmamın namazı bozulursa</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmamda namazı bozan bir şey bulunduğunu anlayan kimse ne yapmalı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Bu namazı tekrar kılar. Bunu imam namazda hatırlarsa yahut namazda iken namazı bozan bir şey hasıl olursa, bunu hemen cemaate bildirir. Namazdan sonra anlarsa, o cemaatten olduklarını hatırladığına s&ouml;yleyerek, haber g&ouml;ndererek bildirir. Haber alan, iade eder. Alamayan affolur. Bir kavle g&ouml;re de, imamın cemaate haber vermesi gerekmez.</p>

<p><strong>Namazda adım atmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılarken, &ouml;n&uuml;mdeki saftan biri veya yanımdaki ayrılsa, namaz i&ccedil;erisinde onun yerine bir adım atarak ge&ccedil;ebilir miyim?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Ge&ccedil;mek gerekmez. Ge&ccedil;ilse de mahzuru olmaz. Yani hem &ouml;ne hem yana ge&ccedil;ilebilir.</p>

<p><strong>İmamla aradaki mesafe</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmamla cemaatın arasından 15-16 metrelik bir yol ge&ccedil;iyor. Yolun arkasında kalan cemaatin namazı sahih olur mu? Yol dışarıda, cemaat cami dışındadır.<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cami i&ccedil;i ile dışarısı farklıdır. (Fet&acirc;v&acirc;-yı Hindiyye)de diyor ki, (İmama uymaya mani olan sebeplerden biri, imam ile cemaat arasında, kayık ge&ccedil;ecek kadar nehir veya araba ge&ccedil;ecek kadar yol yahut sahrada kılarken, arada iki saflık boşluk bulunmaktır. Camilerin i&ccedil;inde b&uuml;y&uuml;k boşluk arkasında, imama uymak caizdir.) Demek ki dışarıda olduğu i&ccedil;in o kadar bir boşluk varsa imama uymak caiz olmuyor.</p>

<p><strong>Elleri bağlamak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaat otururken imama uyacağımız zaman ellerimizi bağlayıp &ouml;yle mi cemaate dahil olacağız?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Elleri bağlamak gerekmez.</p>

<p><strong>Kadınla namaz</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Ben namaz kılarken hanımım veya annem yahut yabancı bir kadın benim &ouml;n&uuml;mde namaz kılarsa namazım olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Sizden dokuz ayak ileride iseler namazınız sahih olur.</p>

<p><strong>İmamın uyuması</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Son teşehh&uuml;dde salli bariki okuduktan sonra imam uyusa veya epey vakit ge&ccedil;tiği i&ccedil;in uyuduğu sanılsa, cemaatin selam verip namazdan &ccedil;ıkması caiz mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Namazda iki niyet</strong><br />
<strong>Sual: </strong>&Ouml;ğle, ikindi ve yatsı namazının ilk s&uuml;nnetlerini kılarken, abdestten sonra kılınan <strong>s&uuml;bha</strong> namazına veya <strong>tehıyyat-&uuml;l-mescid</strong> namazına da niyet edilebilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet, niyet edilmesi iyi olur. Hatt&acirc; bir yolculuğa &ccedil;ıkılacaksa veya yolculuktan yeni d&ouml;n&uuml;lm&uuml;şse, niyet sevabı da almak i&ccedil;in, <strong>tehıyyat-&uuml;l-menzil</strong> namazına da niyet edilebilir. Mesela (Bug&uuml;nk&uuml; &ouml;ğlenin ilk s&uuml;nnetine, ilk kazaya kalan &ouml;ğle namazının farzına, tehıyyet-&uuml;l-mescide, tehiyyat-&uuml;l menzile ve s&uuml;bha namazı kılmaya) diye niyet edilir.</p>

<p><strong>Mukim kılmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Ankara&#39;ya gitmek &uuml;zere evden &ccedil;ıktım, 10 km uzaklıktaki iş yerime geldim, daha İstanbul&#39;da olduğum i&ccedil;in kendimi seferi hissetmedim. İmam olup &ouml;ğleyi mukimlere kıldırdım. Benim ve cemaatin namazları sahih oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Sizinki mekruh olarak sahih oldu. Cemaatinki ise hi&ccedil; sahih olmadı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; farz kılanın nafile kılana uyması caiz değildir. Sizin son iki rekatınız nafile olduğu i&ccedil;in cemaatin namazı sahih olmadı.</p>

<p><strong>Tesbih atmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Mescitte, tesbihi olmayana, tesbih atmak edebe aykırı mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Evde cemaat</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Evinde namazını kılanın yanına, birka&ccedil; kişi gelip, ikindi veya akşam namazını cemaatle kılsa, onun evden &ccedil;ıkması gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır.</p>

<p><strong>İmamın yerine ge&ccedil;mek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmamın abdesti bozulsa, yerine ge&ccedil;en, nereden okur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Baştan veya imamın kaldığı yerden okuması caizdir.</p>

<p><strong>İmamın hatasını s&ouml;ylemek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Hari&ccedil;ten biri, imamın hatasını s&ouml;ylese, o da d&uuml;zeltse caiz olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Caiz olmaz.</p>

<p><strong>Namaz kılınırken &ccedil;alışmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Odada cemaatle namaz kılınırken &ccedil;alışmam caiz mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Namaz kılmış olan i&ccedil;in caizdir.</p>

<p><strong>Namazı iade etmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Tanıdığım salih arkadaşlara baktım cemaatle ikindi namazını kılıyorlar. Ben de onlara uyup kıldım. Sonra saatime baktım ki namaz vakti yeni girmiş. İade ettim. Eğer saatime bakmasaydım bu namaz veya daha &ouml;nce b&ouml;yle saatime bakmadan onlara h&uuml;sn&uuml; zan edip kıldığım namazlar ne oldu? Bazen unutup abdestsiz kıldırsalar veya iyi sandığımız kimsenin, sonradan inan&ccedil;sız olduğu meydana &ccedil;ıksa, b&uuml;t&uuml;n bu namazları kaza etmemiz gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Kaza etmeniz gerekmez. Bu konuda birka&ccedil; &ouml;rnek:<br />
<strong>1-</strong> Dinimiz, zahire g&ouml;re h&uuml;kmeder. Adamın abdestsiz olduğunu niye bilmedin veya inan&ccedil;sız biri olduğunu niye anlamadın diye sorguya &ccedil;ekmez.</p>

<p><strong>2-</strong> İmam unutup abdestsiz kıldırsa, namazdan sonra hatırlasa cemaate s&ouml;ylemese, abdest alıp namazını kılsa, cemaate s&ouml;ylemediği i&ccedil;in g&uuml;naha girmiş olmaz. Eğer cemaate benim abdestim yoktu demişse, duyanların tekrar kılmaları gerekir. Duymayanlar sorumlu olmazlar.</p>

<p><strong>3-</strong> Vesvese etmekten sakınmalıdır. İbadette zannı galip yeterlidir. Mesela gusledip banyodan &ccedil;ıksa, fakat bazı yerleri kuru kalmış olsa, kuru kaldığını bilmese gusl&uuml; sahih olur. Bunun gibi insan domuz yağı bulunan bir şey yese, domuz yağı olduğunu bilmese, bilmediği i&ccedil;in ona g&uuml;nah olmaz.</p>

<p><strong>4-</strong> Araştırıp kıble istikameti diye yanlış olarak ters y&ouml;ne d&ouml;nse bile, yine namazı sahih olur.</p>

<p><strong>5-</strong> Bayram hilaline baksa hava bulutlu olduğu i&ccedil;in g&ouml;r&uuml;lmese, ama ger&ccedil;ekte ise ertesi g&uuml;n&uuml; bayram olsa, o kimse hilali g&ouml;rmediği i&ccedil;in ertesi g&uuml;n&uuml; yani bayram g&uuml;n&uuml; oru&ccedil; tutsa, hem g&uuml;nah olmaz, hem de o oru&ccedil; ramazan ayından sayılır.</p>

<p><strong>R&uuml;ku&rsquo;a gitmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaate imam r&uuml;kuda iken yetişen mesbuk, yalnız tekbir getirip de mi r&uuml;kuya gider, yoksa tekbir getirdikten sonra bir daha Allah&uuml; ekber der &ouml;yle mi r&uuml;kuya gider?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Vakit m&uuml;saitse inerken de tekbir getirir, değilse sadece iftitah tekbiri yetişir.</p>

<p><strong>Namazı kılmış olan</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Vaktin farz namazını kılan bir kişi namaz kılmamış bir kişiye imam olup namaz kıldırabilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Kıldıramaz. Şafii&rsquo;de kıldırabilir.</p>

<p><strong>İlk oturuş</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmama sonraki rekatlarda yetişildiğinde ilk oturuşta sadece ettehıyyat&uuml; m&uuml; okunur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>Farzdan sonra s&uuml;nnet</strong><br />
<strong>Sual:</strong> &Ouml;ğle namazı farzı kılınırken imama uyan, ilk s&uuml;nneti farzdan hemen sonra mı, yoksa son s&uuml;nnetten sonra mı kılmalıdır, yatsı namazında da durum b&ouml;yle midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
&Ouml;nce ilk s&uuml;nnet kılınır.</p>

<p><strong>Tek kişi</strong><br />
<strong>Sual: </strong>İki kişi cemaatle namaz kılarken, cemaat olan tek kişi imamın neresine durur? Bunlar namaz kılarken bir başkası gelse o nereye durur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaat bir kişi ise, imamın sağ yanında hizasında durur. Solunda veya arkasında durması mekruh olur. Ayağının topuğu, imamın topuğundan ileri olmazsa, namazı sahih olur. &Ccedil;ok kimse, bunu bilmediği i&ccedil;in imamın gerisinde duruyor. İmamla omuz omuza olmalıdır. İmamdan ileri olmamak i&ccedil;in ayağının topuğu imamın topuğundan ileri olmaması yeter. İhtiyat i&ccedil;in d&ouml;rt parmak kadar geriden durulabilir.</p>

<p>İki kişi cemaatle namaz kılarken, bir kişi daha gelse, bu kişi, imamın yanındakinin omzuna hafif&ccedil;e dokunur, geriye gelmesini bekler. O geriye gelirse onun yanında durur, gelmezse, yahut o kişinin geleceğini sanmıyorsa, o kişinin sağına veya imamın soluna durabilir.</p>

<p>Bazı kimseler b&ouml;yle geriye gelineceğini bilmiyor. Bilmediği i&ccedil;in de gelmeyebilir veya vuran kimsenin emri ile geriye gelirse namazı bozulur. Kendi isteği ile geriye gelirse namazı bozulmuş olmaz. Gelen kişi yalnız kalmasın diye kendi isteği ile gelmelidir.</p>

<p><strong>Papazın imamlığı</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Bir papaz, inancını saklayıp m&uuml;sl&uuml;man gibi senelerce namaz kıldırsa, cemaat onun papaz olduğunu bilmediği i&ccedil;in, cemaatin namazına bir zarar gelir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Gelmez.</p>

<p><strong>&Acirc;limin yanında y&uuml;r&uuml;mek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Yaş veya ilimce b&uuml;y&uuml;k olan bir zatla giderken, onun sağında mı, solunda mı gitmek gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İki kişi cemaatle namaz kılarken biri imam olunca, diğeri cemaat olur. Cemaat olan sağda, imam olan solda durur. Y&uuml;r&uuml;rken de r&uuml;tbesi veya ilmi fazla olan solda y&uuml;r&uuml;r.</p>

<p><strong>İmam vekil etmek</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Ben imam oldum, birka&ccedil; arkadaşla evimizin bir odasında cemaatle namaz kılarken, &ouml;b&uuml;r odada hasta yatan annem &ccedil;ağırdı. Ben de yavaş&ccedil;a selam verip namazı bozdum. Giderken bir arkadaşı yerime vekil ettim. O namazı tamamladı. Bu namaz sahih oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet sahih oldu.</p>

<p><strong>Abdestsiz namaz</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Birka&ccedil; arkadaşla cemaatle namaz kıldırıyordum. Bir m&uuml;ddet sonra abdestimin olmadığını hatırladım. Hemen namazı bozup yerime birini vekil edip gittim. Niye gittiğimi sordular, ben de abdestimin olmadığını s&ouml;yledim. Onların namazı sahih oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Onların namazı sahih olmadı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sizinle kıldıkları sahih değildi. Seadet-i Ebediyye&rsquo;de ş&ouml;yle bildiriliyor:<br />
İmamda namazı bozan bir şey bulunduğunu anlayan kimse, bu namazı tekrar kılar. Bunu imam namazda hatırlarsa, bunu hemen cemaate bildirir. Namazdan sonra anlarsa, o cemaatten olduklarını hatırladığına, s&ouml;yleyerek, haber g&ouml;ndererek, yazarak bildirir. Haber alan, iade eder. Alamayan affolur. Bir kavilde ise imamın cemaate haber vermesi lazım değildir. Şafii mezhebinde haber vermesi gerekmez.</p>

<p><strong>Mekruh mu, s&uuml;nnet mi?</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İşyerinde veya evde, namazları cemaat yapıp kılalım diyoruz. Fakat namaz olduk&ccedil;a gecikiyor. Namazı, yalnız dahi olsa erken vaktinde kılmak mı, yoksa kerahet vaktinde dahi olsa cemaati beklemek mi daha efdaldir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
S&uuml;nnet ile mekruh &ccedil;akışınca mekruh işlememek i&ccedil;in s&uuml;nnet terk edilir. Mekruh vakitte cemaatle kılmak mekruhtur. Onun i&ccedil;in mekruh vakit girmeden yalnız kılınır.</p>

<p><strong>Mihrapta kılmak</strong><br />
<strong>Sual: </strong>(Camide, ilk cemaatin imamı mihrapta durmazsa mekruh olur) deniyor. Namaz kıldığımız camide, birka&ccedil; b&ouml;lme var. Mihrap olan yerde, cuma ve bayram namazlarını kılıyoruz. Kışın burası soğuk olduğu i&ccedil;in, beş vakit namazı k&uuml;&ccedil;&uuml;k odada kılıyoruz, fakat orada mihrap yok. Kıldığımız namazlar mekruh mu oluyor?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Her oda, m&uuml;stakil yer demektir. Kışın k&uuml;&ccedil;&uuml;k odada namaz kılmak mekruh olmaz.</p>

<p><strong>Cemaatin farza başlaması</strong><br />
<strong>Sual:</strong> S&uuml;nnet veya kaza namazı kılarken, cemaat farza başlarsa, namazı bozup, imama uymak gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
D&ouml;rt rekat s&uuml;nnete başlamış ise, iki rekat kılınca selam verip imama uyar. &Uuml;&ccedil; rekat kılmışsa d&ouml;rde tamamlar. S&uuml;nnet kılarken kaza namazına da niyet eden, farza başlanıldığını g&ouml;r&uuml;rse, namazını bozmaz. İki veya d&ouml;rt rekata tamamlar. Mesela &ouml;ğlenin ilk s&uuml;nnetinde iki rekatta selam veren, farzdan sonra, iki daha kılarak, d&ouml;rde tamamlar. Yeniden d&ouml;rt rekat kılması, daha iyi olur. Kaza kılarken cemaate başlanırsa, tertip sahibi olan bozmaz. Maliki mezhebinde de b&ouml;yledir.</p>

<p>Cemaatle namaz kılarken, başka bir namaz kılmak tahrimen mekruhtur. Bunun i&ccedil;in, iftitah tekbirine yetişemeyeceğini zanneden, başka namaza başlamaz, cemaati bekler.</p>

<p><strong>Tekbiri ayakta almak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmama r&uuml;kuda yetişmek i&ccedil;in, acele tekbir alıp, r&uuml;kua gidince tekbiri bitiren, o rekata yetişmiş olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İftitah tekbirini ayakta almak şarttır. Eğilirken alınırsa imama uyulmuş olmaz. O namaz sahih olmaz.</p>

<p>İftitah tekbirini ayakta alıp, sonra imamla r&uuml;kuda bir an beraber kalınca, hem namaz sahih olmuş olur, hem de o rekata yetişmiş olunur. Rekata yetişeceğim diye eğilirken tekbir alınmamalı. Rekata yetişemese de, namaza uyması sahih olmalı. Namaza uymak sahih olmazsa, namaz da sahih olmaz.</p>

<p><strong>Evden &ccedil;ıkarken niyet </strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılmak niyetiyle evden &ccedil;ıkan, yeni bir niyet etmeden imama uyabilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Uyabilir; fakat yolda namazı bozacak bir şey yapmamak gerekir. Y&uuml;r&uuml;mek ve abdest almak zarar vermez. <strong>(Seadet-i Ebediyye)</strong></p>

<p><strong>Seferi imama uyan</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Seferi imama uyunca, imam selam verdikten sonra, iki rek&acirc;t daha kılarken Fatiha okumak gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Bazı &acirc;limler, seferi imama uyan mukim, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ve d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; rek&acirc;tlarda Fatiha okumasa da olur dediyse de, Şems-&uuml;l eimme Abd&uuml;laziz Halvani ve başka &acirc;limler, okur dediler. O h&acirc;lde, ihtiyat ederek okumalıdır. <strong>(Cami-ur-rumuz, Tatarhaniyye)</strong></p>

<p><strong>İmamın ve cemaatin niyeti</strong><br />
<strong>Sual: </strong>İmam cemaatle namaz kıldıracağı zaman nasıl niyet eder?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmam, (Bana uyan cemaate imam oldum) der. İmamın, erkeklere imam olmaya niyet etmesi şart değildir. Eğer niyet etmezse namaz sahih olur; ama kendisi cemaatle kılmak sevabına kavuşamaz. (Cemaate imam olmaya) niyet ederse bu sevaba da kavuşur.</p>

<p>Cemaatte kadın da varsa imamın, (Kadınlara imam olmaya) diye niyet etmesi şarttır. B&ouml;yle niyet etmezse kadınların namazı sahih olmaz.</p>

<p><strong>İmamdan &ouml;nce selam</strong><br />
<strong>Sual: </strong>İmam daha okumalarını bitirmeden, dalgınlıkla imamdan &ouml;nce her iki tarafa da selam verenin namazı bozulur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Bozulmuş olmaz. İmamın selam vermediğini g&ouml;r&uuml;nce, namaza devam eder ve imamla tekrar selam verir.</p>

<p><strong>S&uuml;nnet kılarken imama uymak</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Tam İlmihal&rsquo;de (D&ouml;rt rek&acirc;t s&uuml;nnet kılarken, farz kılan imama uyan, namazı farz gibi kılar) deniyor. S&uuml;nnet kılarken, farz kılan imama nasıl uyulur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Nafile kılan farz kılana uyabilir. Mesela, &ouml;ğlenin s&uuml;nnetini kılmadan cemaate yetişen kimse, &ouml;ğlenin farzını kıldıktan sonra, ilk s&uuml;nneti kılacağı sırada, yanında yeniden cemaat teşekk&uuml;l etse, o imama uyarak &ouml;ğlenin s&uuml;nnetini kılar. İmama uyduğu i&ccedil;in de, farz gibi kılar. Son s&uuml;nneti kılarken de uyulabilir; hatta son s&uuml;nneti kıldıktan sonra da, imama uyup nafile kılınabilir.</p>

<p><strong>&Ouml;n safa ge&ccedil;mek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılarken bazen &ouml;n safta boş yer oluyor. Namaza başlamış cemaatin &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;erek &ouml;n safı doldurmak gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
&Ouml;ndeki safta boş yer varken, arkasındaki safta durmak mekruhtur. &Ouml;n safa ge&ccedil;mek i&ccedil;in, cemaatin &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;mek de g&uuml;nah olmaz. Hatta, birinci safta boş yer olup ikinci safta boş yer yoksa, ikinci safı yarıp birinci safa ge&ccedil;ilir.</p>

<p><strong>Bulaşıcı hastalığı olan </strong><br />
<strong>Sual:</strong> Bulaşıcı bir hastalığı olanın, mescide devam etmesi caiz midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Caiz değildir.</p>

<p><strong>Cemaatle kaza kılmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Bir arkadaşım, kaza borcu olduğu i&ccedil;in, cemaatle teravih namazı kılınırken imama uyarak kaza namazı kıldığını s&ouml;yledi. Bu şekilde, başka bir namaz kılana uyarak kaza kılmak caiz olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Şafii mezhebindeyse, caizdir. Hanefi mezhebinde caiz olmaz. Hanefi mezhebinde, aynı namaz kazaya kalmışsa cemaatle kaza edilebilir. Mesela bug&uuml;nk&uuml; sabah namazını vaktinde kılamayanlar, kazasını cemaatle kılabilirler. Bunun haricinde, Hanefi&rsquo;de cemaatle kaza namazı kılmak caiz değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; herkesin kazaya kalan namaz vakitleri değişiktir.</p>

<p><strong>Hanefi&rsquo;ye uyan Şafii</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Hanefi imama uyan Şafii veya Şafii imama uyan Hanefi, sabah namazında kunut okur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hanefiye uyan Şafii, okumaya fırsat olmadığı i&ccedil;in, kunut okumaz. Şafii&rsquo;ye uyan Hanefi de, okumaz, imamı bekler.</p>

<p><strong>İkinci cemaat</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Mescitte, ikinci &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; cemaat yapılsa, imam olanın illa mihrapta mı durması gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Camide ilk cemaatin imamı mihrapta kıldırmazsa, mekruh olur. İmamı ve cemaati belli kimseler olan her camide, vakit namazları, imam mihrapta olarak, cemaat ile kılındıktan sonra, tekrar cemaatler yapılabilir. Ancak sonraki cemaatler, mihraptan başka yerde kılmalıdır!</p>

<p>(Eğer sonraki cemaatin imamı mihrapta bulunur, ezan ve ikamet okunmazsa, mekruh olmaz) diyen &acirc;limler de vardır. İhtiyaten sonraki cemaatler mihrapta kılmamalıdır!</p>

<p>Yol kenarlarındaki belli bir imamı olmayan mescitlerde, ezan ve ikamet okunarak, mihrapta veya mescidin başka yerinde cemaatler yapılabilir.<strong> (Halebi)</strong></p>

<p><strong>Cemaatten ayrı ikamet</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Yollarda veya belli bir imamı olmayan yahut cemaati belli kimseler olmayan camilerde, cemaatten ayrı namaz kılarken ikamet okumak gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Yollarda bulunan veya imamı ve m&uuml;ezzini bulunmayan ve cemaati belli kimseler olmayan camilerde, &ccedil;eşitli zamanlarda gelenler, bir vaktin namazı i&ccedil;in, &ccedil;eşitli cemaatler yaparlar. Her cemaat i&ccedil;in, ezan ve ikamet okunur. B&ouml;yle camide, yalnız kılan da, ezan ve ikameti kendi işiteceği kadar sesle okur.</p>

<p><strong>İmamla yapılan hatalar</strong><br />
<strong>Sual: </strong>İmam ile namaz kılarken imam secdeden doğruldu zannederek başımı kaldırdım, baktım ki imam daha secdede. Tekrar secdeye gittim. Yani benimki &uuml;&ccedil; secde oldu. Bir de yine dalgınlıkla, imam selam vermeden &ouml;nce selam verdim. Sonra baktım imam daha okuyor. Bekleyip imamla birlikte selam verdim. Namazım sahih oldu mu? Secde-i sehv yapmam gerekiyor muydu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmamla yapılan hatalarda secde-i sehv gerekmez. Namazınız sahih olmuştur.</p>

<p><strong>Saf olmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılarken, yalnız bir kişi varsa, o bir kişinin imamdan yarım metre geriye durması mı gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır. Yan yana durmaya saf olmak denir. İki kişi yan yana durunca saf olur. Biri geride, imam ileride durunca saf olmaz. İmamla yan yana aynı hizada durmaları gerekir. İmamın sağ yanında duran kimsenin, secdeye inip kalkarken, imamdan ileri gitmemesi i&ccedil;in, topuklarının imamın topuklarından geride durması ihtiyatlı olur. İmamdan ileri ge&ccedil;mezse, imamla aynı hizada durmasında mahzur olmaz.</p>

<p>Bir kadınla kocası veya mahremi bir erkek, cemaatle namaz kılarken, kadın tam imamın arkasında durur.</p>

<p><strong>Sesli okumak</strong><br />
<strong>Sual: </strong>S&uuml;bhaneke okumayı yetiştiremezsek imam a&ccedil;ıktan okurken devam edip bitirmemizde veya imam a&ccedil;ıktan okumaya başlayınca imama yeni uymuşsak, S&uuml;bhanekeyi okumakta bir sakınca var mıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmam sesli okurken, S&uuml;bhaneke okunmaz. Yarıda kalmışsak bile kesmemiz gerekir. S&uuml;bhaneke okumak s&uuml;nnet, imamı dinlemek ve imama t&acirc;bi olmak vacibdir. İmam, &acirc;yet aralarında nefes alırken S&uuml;bhanekeyi par&ccedil;a par&ccedil;a okumakta da mahzur yoktur.</p>

<p><strong>İmama tabi olmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Kunut&rsquo;u okumak da, Ettehıyyat&uuml;&rsquo;y&uuml; okuyacak kadar durmak da vacib iken, birinci oturuşta Ettehıyyat&uuml;&rsquo;y&uuml; yetiştiremeyen, tamamlayıp ondan sonra kalkıyor da, Ramazan&rsquo;da vitir cemaatle kılınırken, Kunut&rsquo;u yetiştiremeyen, niye Kunut&rsquo;u okumayıp imamla birlikte r&uuml;k&ucirc;a gidiyor?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmam arkasında Kunut okumak, vacib değildir, s&uuml;nnettir. Ayrıca<strong> </strong>Kunut&rsquo;u bitirmeden imam r&uuml;k&ucirc;a giderse, kunutu bitiremeyen, okumayı kesip imama t&acirc;bi olur, &ccedil;&uuml;nk&uuml; imamla birlikte r&uuml;k&ucirc;u ka&ccedil;ırma tehlikesi vardır. Teşehh&uuml;d b&ouml;yle değildir, bitirdikten sonra kıyama kalkabilir. Ama secde, r&uuml;k&ucirc; gibi r&uuml;k&uuml;nlerde imama muhalefet etmek, namazı bozar. <strong>(D&uuml;rer)</strong></p>

<p><strong>Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan imam</strong><br />
<strong>Sual:</strong> 3 yıl imamlık yapan kişi, <strong>(Ben Hristiyan idim, şimdi M&uuml;sl&uuml;man oldum. Arkamda kılınan namazları kaza etmeniz gerekir) </strong>dedi. Arkasında kılınan namazları kaza gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır, kaza etmek gerekmez. <strong>(Tergib-&uuml;s-sal&acirc;t)</strong></p>

<p>Cemaatle namaz kılmak İslam&rsquo;ın şiarıdır. İslamiyet zahire bakar, M&uuml;sl&uuml;manım diyeni M&uuml;sl&uuml;man kabul eder. Cemaat, imamın kalbindeki imanı bilemez, zaten dinimiz de bunun bilinmesini istememiştir. İmam olan zat, cemaat i&ccedil;in h&uuml;kmen M&uuml;sl&uuml;man kabul edildiği i&ccedil;in, imamın daha sonra gayrim&uuml;slim olduğu meydana &ccedil;ıksa da artık, onun arkasında kılınan namazları kaza etmek gerekmez.</p>

<p><strong>Safları d&uuml;zeltmek</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Resulullah, namazdan &ouml;nce safları d&uuml;zeltmek i&ccedil;in değnekle işaret etmiş midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet.</p>

<p><strong>S&uuml;nnetten fazla okumak</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Muteber bir kitapta, (İmamın farz kıldırırken, kıraati ve tesbihleri s&uuml;nnetten fazla okuması tahrimen mekruhtur) buyurulurken, başka yerindeyse, (İmam cemaatin h&acirc;line g&ouml;re hareket eder) buyuruluyor. Bu iki ifadeyi nasıl birleştirebiliriz?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmamın, s&uuml;nnetlerden fazla okuması uygun değildir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; cemaatin i&ccedil;inde hastalar, ihtiyarlar, yolcular ve işi acele olanlar olabilir. Bunun i&ccedil;in s&uuml;nnetten fazla okumak tahrimen mekruhtur. Cemaatin i&ccedil;inde hastalar ve &ouml;z&uuml;rl&uuml;lerin olduğu biliniyorsa, imam sıkıntı vermemek i&ccedil;in, s&uuml;nnetten de kısa okuyabilir. Mesela, sabah namazında uzun sure okumak s&uuml;nnetken, b&ouml;yle h&acirc;llerde kısa sureyle namaz kılınır.</p>

<p><strong>&Uuml;&ccedil; rek&acirc;t kılmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> G&uuml;venilen biri, (Sen &ouml;ğleyi &uuml;&ccedil; rek&acirc;t kıldın)<strong> </strong>dese, namazı iade etmek gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
&Ouml;ğle namazını kılan, selam verdikten sonra, g&uuml;venilir bir kimse, (Sen &ouml;ğle namazını &uuml;&ccedil; rek&acirc;t kıldın) dese, namaz kılan kimse de d&ouml;rt rek&acirc;t kıldığından emin olsa, kendisine &uuml;&ccedil; rek&acirc;t kıldığını haber veren kimsenin s&ouml;z&uuml;ne uyması gerekmez. <strong>(Fetava-yı Hindiyye)</strong></p>

<p><strong>İftitah tekbirine yetişmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> &Ouml;ğle, ikindi ve yatsı namazlarında, camiye girdiğimizde ilk s&uuml;nnetler kılınmaya başlanmış, yarısı da kılınmışsa veya s&uuml;nnetler bitmek &uuml;zereyse, ne yapmak gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İftitah tekbirine yetişemeyeceğini anlayan, s&uuml;nnete başlamaz, cemaati bekler. Cemaat farza başlamadan &ouml;nce, iki rek&acirc;t kılabileceğini kuvvetli tahmin ediyorsa, sabahın kazasına niyet ederek, iki rek&acirc;t kaza kılabilir. Farzı kıldıktan sonra, &ouml;ğle ve yatsının son s&uuml;nneti, iki veya d&ouml;rt rek&acirc;t olarak da kılınabilir. Her zaman, &ouml;ğlenin ve yatsının son s&uuml;nnetlerini d&ouml;rt rek&acirc;t olarak kılmakta mahzur olmaz, hatt&acirc; iyi olur. Sabahın ve ikindinin s&uuml;nnetini kılamadan farza uyan, farzdan sonra s&uuml;nneti kılamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sabah ve ikindi namazının farzından sonra nafile kılınmaz. Kaza borcu olan, kaza namazı kılabilir.</p>

<p><strong>&Uuml;cretle namaz kıldırmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> &Uuml;cretle namaz kıldıran imamın arkasında, namaz kılınır mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmamlık şartlarını taşıyan bir kimse, &uuml;cret veya maaş karşılığı imamlık yapıyorsa, bunun arkasında namaz kılmanın caiz olduğuna fetva verilmiştir. Kur&rsquo;an-ı kerim, din dersi &ouml;ğretmek, ezan ve imamlık i&ccedil;in parayla insan g&ouml;revlendirmek caiz olur. Son zamanlarda, dinde gevşeklik olduğundan, Kur&rsquo;an-ı kerimin ve din bilgilerinin unutulmaması ve imamlığın, m&uuml;ezzinliğin yapılabilmesi i&ccedil;in, &uuml;cretle yaptırılması zaruret haline gelmiştir; fakat bu fetva, b&uuml;t&uuml;n ibadetlerin &uuml;cretle yapılabileceğini g&ouml;stermez. <strong>(Redd-&uuml;l-muhtar)</strong></p>

<p><strong>İmama yetişemeyen</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılarken, cemaatin de okuduğu yerlerde imama yetişemeyen, mesela ilk oturuşta, Ettehıyyat&uuml;&rsquo;y&uuml; okumadan imam ayağa kalksa veya son oturuşta, Ettehıyyat&uuml;&rsquo;y&uuml; bitirmeden imam selam verse imama uymamız gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İlk oturuşta da, son oturuşta da, Ettehıyyat&uuml;&rsquo;y&uuml; bitirmek gerekir.</p>

<p><strong>Ettehıyyat&uuml;&rsquo;y&uuml; okumak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam, namazda birinci ve ikinci oturuşta, Ettehıyyat&uuml;&rsquo;y&uuml; bitirmeden kalkar veya selam verirse, cemaatin okuyup bitirmesi gerekiyor. Peki, imama birinci veya ikinci oturuşta uyarak mesbuk olanın da, Ettehıyyat&uuml;&rsquo;y&uuml; bitirmesi gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır, onun bitirmesi gerekmez.</p>

<p><strong>İmamın sessiz okuması</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam, sesli okunacak namazlarda, Fatiha&rsquo;nın yarısını sessiz okuduktan sonra hatırlasa, sesli okumaya baştan mı yoksa kaldığı yerden mi başlaması gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Baştan başlaması daha iyi olur. Secde-i sehv de yapmaz. Tamamını sessiz okusaydı, secde-i sehv gerekirdi.</p>

<p><strong>İmam Fatiha&rsquo;yı gizli okursa</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam, Fatiha&rsquo;yı a&ccedil;ıktan okuyacakken, yanılıp gizli okusa, sonra hatırlarsa ne yapar?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Fatiha&rsquo;yı tekrar okumaz. Zamm-ı sureyi a&ccedil;ıktan okur. Bir &acirc;yeti veya daha fazla &acirc;yeti gizli okursa, onu a&ccedil;ıktan tamamlar. Tamamını tekrarlamaz. Gizli okuması gereken yerde, imam Fatiha&rsquo;nın &ccedil;oğunu a&ccedil;ıktan okursa kalanını gizli olarak tamamlar. Namazın sonunda da secde-i sehv yapar.</p>

<p><strong>Cemaatle namaz s&uuml;nnettir</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cemaatle namaz kılmak s&uuml;nnet değil midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet, Hanef&icirc;, Ş&acirc;fi&icirc; ve Malik&icirc;&#39;de, beş vakit namazın farzlarını cemaatle kılmak, erkeklere s&uuml;nnettir. Hanbel&icirc;&#39;de bazı şartlar d&acirc;hilinde farzdır.</p>

<p><strong>K&uuml;f&uuml;rde alışkanlık</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Ara sıra bize imamlık yapan g&uuml;neyli bir arkadaş var. Hafif kızdırsak hemen, dine, imana, Allah&rsquo;a s&ouml;v&uuml;yor. Tevbe et diyoruz, tevbe ediyor, fakat alışkanlık h&acirc;line getirdiği i&ccedil;in, basit bir olaydan sonra yine aynı şekilde Allah&rsquo;a s&ouml;v&uuml;yor. B&ouml;yle bir arkadaşın arkasında namaz kılmak caiz midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
B&ouml;yle bir kimsenin arkasında namaz kılınmaz. Tevbesinde samimiyse, ancak kendini kurtarır. Biz onun kalbini bilemeyiz, fakat o h&acirc;lini bilerek, arkasında namaz kılamayız. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte, b&ouml;yle k&uuml;fr&uuml; değil, g&uuml;nahı bile bırakmadan istiğfar edenin, Rabbiyle alay ettiği bildiriliyor.</p>

<p><strong>Mekruhla s&uuml;nnet &ccedil;akışırsa</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Namazı cemaatle kılmak s&uuml;nnet olduğu i&ccedil;in, vacib olan tadil-i erk&acirc;na riayet etmeyen veya başka mekruh işleyen imama uymak uygun olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Uygun olmaz. <strong>(Haleb&icirc;)</strong></p>

<p>Bir s&uuml;nnetle bir mekruh &ccedil;akışınca, yani s&uuml;nnet işlemek i&ccedil;in mekruh işlemek zorunda kalınca s&uuml;nneti bırakmak gerekir. Yani mekruhtan ka&ccedil;mak, s&uuml;nneti yapmaktan &ouml;nce gelir. <strong>(Uyun-&uuml;l-besair)</strong></p>

<p><strong>Kaza namazı kılarken</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Kaza kılarken yanında cemaat teşekk&uuml;l etse, namazı bozup o cemaate uymak caiz midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Tertip sahibi ise bozmaz.<strong> (Haleb&icirc;, Seadet-i Ebediyye)</strong></p>

<p><strong>İmam beşinci rek&acirc;ta kalksa</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam son teşehh&uuml;de oturmadan beşinci rek&acirc;ta kalkınca cemaat ne yapar?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmam d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; rek&acirc;tta oturmayıp beşinci rek&acirc;ta kalkarsa, cemaat, imamı oturduğu yerde bekler. İmam hatırlayınca secde yapmadan oturup teşehh&uuml;dden sonra selam verirse, secde-i sehv ile namaz sahih olur.</p>

<p>İmam, geri d&ouml;nmeyip, beşinci rek&acirc;tın secdesini de yapınca, hepsinin namazları bozulur. Cemaatin yalnız başına teşehh&uuml;d yapması ve selam vermesi fayda vermez. <strong>(Redd-&uuml;l muhtar)</strong></p>

<p><strong>İmam beşinci rek&acirc;tı kılsa</strong><br />
<strong>Sual: </strong>İmam, &ouml;ğlenin farzını kıldırırken, <strong>Ettehıyyat&uuml;</strong>&rsquo;y&uuml; okuduktan sonra yanılarak beşinci rek&acirc;ta kalkıp, altıncı rek&acirc;tı da kılıp selam verdi. Ben ikinci rek&acirc;tta imama uydum. İmam beşinci rek&acirc;ta kalkınca ben imama uymadım. Kılmadığım bir rek&acirc;tı, kalkıp kıldım. İmam selam verirken onunla selam verdim. Namazım sahih oldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Sahih oldu. İmamla beşinci veya altıncı rek&acirc;tı kılsaydınız sahih olmazdı.</p>

<p><strong>Halvette namaz kılmak</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Bir erkek, evine gelen yabancı kadınlara imam olabilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evde erkek, mahremi olan kadınlara imam olur, yabancı kadınlara imam olamaz, &ccedil;&uuml;nk&uuml; halvet olur. Eğer cemaat arasında, bir erkek veya imamın mahremi kadın bulunursa, yabancı kadınlar da cemaate girebilir. <strong>(Seadet-i Ebediyye)</strong></p>

<p>Bir evde kadınların arasında yalnız bir erkek bulunur da, o erkeğin kızı, kız kardeşi, annesi, halası, teyzesi gibi bir mahremi veya karısı bulunmazsa, kadınlara imam olması mekruhtur, ama yanında bunlardan biri bulunur yahut kadınlara mescidde imam olursa mekruh olmaz. <strong>(D&uuml;rr-&uuml;l muhtar)</strong></p>

<p><strong>&Uuml;st kattan imama uymak</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Apartmanımızın alt katında cemaatle namaz kılınıyor. Biz, hemen onun &uuml;st katında oturuyoruz. İmamın sesini rahat duyabilecek b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kte bir delik a&ccedil;tık. İmamın sesi duyuluyor.<strong> </strong>Bu durumda &uuml;st kattan alt kattaki imama uymak caiz olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Alt katta boş yer varsa caiz olmaz.</p>

<p><strong>İmama t&acirc;bi olmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam r&uuml;k&ucirc; veya secdede &uuml;&ccedil; kere tesbih s&ouml;ylemeden veya hızlıca s&ouml;yleyip de kalksa, cemaat &uuml;&ccedil;e tamamlayıp mı kalkar, yoksa cemaatin imama t&acirc;bi olup hemen kalkması mı gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hemen kalkması gerekir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; cemaatin imama t&acirc;bi olması vacibdir. <strong>(D&uuml;rr-&uuml;l-muhtar)</strong></p>

<p><strong>İmamdan &ouml;nce kalkmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Bir kimse, dalgınlıkla imamdan &ouml;nce başını r&uuml;k&ucirc;dan kaldırsa, sonra cemaatin h&acirc;l&acirc; r&uuml;k&ucirc;da olduğunu g&ouml;r&uuml;nce tekrar r&uuml;k&ucirc;a gitse iki r&uuml;k&ucirc; mu yapmış olur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmamdan &ouml;nce başını kaldıran kimse tekrar r&uuml;k&ucirc;a d&ouml;ner. Bu, iki r&uuml;k&ucirc; sayılmaz. Cemaat hata etse de secde-i sehv gerekmez. <strong>(D&uuml;rr-&uuml;l-muhtar)</strong></p>

<p><strong>Yemek yerken</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Yemek yerken namaz vakti girse, ne yapmak gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Yemek yerken namaz vakti girse, yemeğe devam edildiği takdirde, namaz vakti ka&ccedil;acaksa veya mekruh vakte girecekse, yemek bırakılıp namaz kılınır. Cemaat ka&ccedil;acak diye, yemek bırakılmaz. Eğer yemek yerken cuma namazının cemaati ka&ccedil;acaksa, yine yemek bırakılır. <strong>(Seadet-i Ebediyye)</strong></p>

<p><strong>İmam selam verirken</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmam sağa selam verirken imama uyanın namazı sahih olur mu? İmama yetişemese de, namazı yeni baştan kılacağına g&ouml;re, namaza devam etmesinde mahzur var mıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Sadece imama uyması değil, namazı da sahih olmaz, &ccedil;&uuml;nk&uuml; tek başına kılmaya değil, imama uyarak kılmaya niyet etmişti. İmama uymanın sahih olması i&ccedil;in, selam vermeden &ouml;nce uymak şarttır.</p>

<p><strong>Cemaate yetişmek i&ccedil;in</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Bir kimse sabah namazının s&uuml;nnetini kılarken, cemaatle namaza başlansa, cemaate, imam selam vermeden &ouml;nce yetişemeyeceğini anlayan, namazın s&uuml;nnetlerini terk edebilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaatle kılınan yirmi yedi derece sevaba kavuşabilmek i&ccedil;in, Euz&uuml;&rsquo;y&uuml;, S&uuml;bhaneke&rsquo;yi terk eder, R&uuml;k&ucirc; ve secdelerdeki tesbihleri birer defa s&ouml;yler. <strong>(Haleb&icirc;-yi sagir)</strong></p>

<p><strong>Namaz kılana uyunca</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Yatsının farzını yalnız kılan kimseye, zamm-ı sureyi okurken bir başkası uysa, imam olan kimse, okuduğu Fatiha ve zammı sureyi tekrar okur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet, ikinci defa okur. Cemaatle kılınan akşam, yatsı ve sabah namazlarında sesli okunduğu i&ccedil;in, a&ccedil;ıktan okur. <strong>(Bahr-&uuml;r-R&acirc;ık,</strong> <strong>Hindiyye)</strong></p>

<p><strong>Kadınların camiye gitmesi</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Kadınların vaaz veya Kur&rsquo;an dinlemek, teravih veya vakit namazlarını cemaatle kılmak i&ccedil;in, camiye gitmeleri daha sevap olmaz mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır. Kadınların evde kıldıkları namaz, daha sevaptır. İki hadis-i şerif:<br />
<strong>(Kadınların en hayırlı namazı, evlerinin en dip k&ouml;şesinde kıldıkları namazdır.) </strong>[Taber&acirc;n&icirc;]</p>

<p><strong>(Kadınların, evinin en mahrem yerinde kıldığı namaz, salonda kıldığı namazdan efdaldir. Salonda kıldığı namaz ise, camide kıldığından efdaldir.) </strong>[Ebu Davud, İ. Ahmed]</p>

<p>İbni &Acirc;bidin hazretleri de buyuruyor ki: Kızların, gen&ccedil; ve yaşlı kadınların beş vakit namaz ile Cuma ve Bayram namazları i&ccedil;in ve vaaz dinlemek i&ccedil;in camiye gitmeleri caiz değildir. Eskiden, yalnız &ccedil;ok yaşlı kadınların, akşam ve yatsı namazına gitmesine izin verilmişse de, şimdi bunların da gitmesi caiz değildir. <strong>(Redd-&uuml;l-muhtar)</strong></p>

<p>Kadınların cemaate gelmeleri mekruhtur. Ancak, (Yaşlı kadınların, sabah, akşam ve yatsı namazına gelmeleri caizdir) diye fetva verilmişse de, zamanımızda fesadın meydana &ccedil;ıkmış olmasından dolayı, kadınların, artık b&uuml;t&uuml;n namazlara gelmeleri mekruhtur. <strong>Tebyin</strong> kitabında da b&ouml;yle bildirilmiştir. <strong>(Hindiyye)</strong></p>

<p>Yolculukta veya evden uzakta iken camide namaz kılmak gerekince cemaatin camiden &ccedil;ıktığı vakitler tercih edilmelidir.</p>

<p><strong>Namaza başlamış olmaz</strong><br />
<strong>Sual: </strong>İmamdan &ouml;nce iftitah tekbiri getirirsek imama uymuş sayılmıyoruz, fakat imam namaza başlarken<strong> Allah&uuml; ekber </strong>c&uuml;mlesini bitirmeden hemen <strong>Allah&uuml; ekber</strong> diyen, imama uymuş olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır, imama uymuş olmaz. <strong>(D&uuml;rer ve Gurer)</strong></p>

<p>İmam bitirdikten sonra s&ouml;ylemeli.</p>

<p><strong>Camide yer vermek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Seadet-i Ebediyye&rsquo;de <strong>(İbadetlerde &icirc;sar yapılmaz. Mesela, birinci saftaki yerini başkasına vermez) </strong>deniyor. Bir ihtiyara veya b&uuml;y&uuml;k bir zata yer versek mekruh mu olur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
&Icirc;sar, muhta&ccedil; olduğu bir şeyi kendi kullanmayıp, muhta&ccedil; olana vermektir. &Icirc;sar yapılmaz demek, onu yapmak gerekmez, yapılmazsa g&uuml;nah olmaz demektir. Yapılması da caizdir. Mesela bir &acirc;lime, bir yaşlıya veya em&icirc;r durumundaki bir zata, yerimizi vermemiz uygun olur.</p>

<p><strong>İmama &acirc;min demek</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Cemaatle imam dua ederken, biz sadece &acirc;min mi diyeceğiz yoksa biz de mi dua edeceğiz?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hem &acirc;min diyeceğiz, hem de dua edeceğiz. Bunun bir istisnası vardır. Eğer imam b&uuml;y&uuml;k zatlardan biri ise, kendimiz dua etmeyip, sadece o zatın duasına &acirc;min demeliyiz.</p>

<p><strong>&Icirc;m&acirc; ile kılana uymak</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Seadet-i Ebediyye&rsquo;de, (Ayakta namaz kılan, oturarak kılana uyabilir) deniyor. Buradan &icirc;m&acirc; ile kılana da uyabileceği, yani &icirc;m&acirc; ile kılanın ayakta kılabilenlere imam olabileceği anlaşılır mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır, oturup &icirc;m&acirc; ile kılan yani r&uuml;k&ucirc; ve secde edemeyen kimse, ayakta kılan kimseye imam olamaz. Bu hususta fıkıh kitaplarında deniyor ki:</p>

<p>Ayakta durarak namaz kılan kimse, oturduğu yerde r&uuml;k&ucirc; ve secde eden imama uyabilir, fakat r&uuml;k&ucirc;&#39; ve secde ile namaz kılan kimse, &icirc;m&acirc; ile namaz kılana uyamaz. <strong>(Fetava-i Hindiyye)</strong></p>

<p>Oturanın, ayakta durana imam olması caizdir, fakat r&uuml;k&ucirc; ve secde ile namaz kılanın, &icirc;m&acirc; ile namaz kılana uyması sahih değildir. <strong>(Mecmua-i Z&uuml;hdiye)</strong></p>

<p>R&uuml;k&ucirc; ve secde eden, &icirc;m&acirc; ile kılana uyamaz. <strong>(İbni &Acirc;bidin)</strong></p>

<p>Ayakta kılan oturarak kılana uyar. &Icirc;m&acirc; ile kılan, &icirc;m&acirc; ile kılana uyar. Ancak oturarak &icirc;m&acirc; ile kılan, yatarak &icirc;m&acirc; ile kılan imama uyamaz. Ayakta olan da uyamaz. <strong>(D&uuml;rer Gurer)</strong></p>

<p>Hasta, namazın bir kısmını &icirc;m&acirc; ile kılar, sonra ayağa kalkıp r&uuml;k&ucirc; ve secde ederek namaz kılmaya g&uuml;c&uuml; yeterse, o kimsenin namazını iade etmesi gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; namazı r&uuml;k&ucirc; ve secde ederek kılanın &icirc;m&acirc; ile kılana uyması caiz olmadığı gibi, &icirc;m&acirc; ile kılmaya başladığı namazı, r&uuml;k&ucirc; ve secde ederek tamamlaması caiz olmaz. <strong>(Halebi-yi sagir)</strong></p>

<p>R&uuml;k&ucirc; ve secde ile namaz kılanın, &icirc;m&acirc; ile namaz kılana uyması caiz olmaz. <strong>(Nimet-i İsl&acirc;m)</strong></p>

<p>Hanefi&rsquo;de, ayakta namaz kılanın, oturarak r&uuml;k&ucirc; ve secdeyi yapabilen imama uyması sahihtir. R&uuml;k&ucirc; ve secdeyi yapmaktan &acirc;ciz olana, ayakta kılanın uyması sahih olmaz. <strong>(El-fıkh&uuml; alel mezahibil-erbea)</strong></p>

<p><strong>Kerahat vaktinde cemaat</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Mekruh vakit girince, mesela akşama beş dakika kala, ikindi namazını cemaatle kılmak caiz olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet, cemaatle kılmak daha iyidir. Mekruh vakte girildi diye cemaat terk edilmez.</p>

<p><strong>Cami uzaksa</strong><br />
<strong>Sual: </strong>En yakın cami, bize olduk&ccedil;a uzaktır, fakat imamı Ehl-i s&uuml;nnet kitaplarını okuyan, din b&uuml;y&uuml;klerini seven salih bir kimsedir. Uzak demeden gitmek daha mı &ccedil;ok sevab olur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Uzak olunca gitmek şart değilse de, gidilebilirse &ccedil;ok sevab olur. Camiye giderken her adımına sevab verildiği gibi, camiden eve d&ouml;nerken de, her adımına sevab verilir. &Uuml;&ccedil; hadis-i şerif:<br />
<strong>(Abdest alıp namaz kılmak i&ccedil;in, camiye gidenin, her adımında, bir sevab yazılır, bir g&uuml;nahı da affedilir. Cami ne kadar uzaksa, o kadar &ccedil;ok sevab kazanır. Camiye gelip de, cemaatle namaz kılarsa g&uuml;nahları affedilir. Cemaate yetişemese, yalnız kılsa bile, yine g&uuml;nahları affedilir.)</strong> [Ebu Davud]</p>

<p><strong>(Bir kişinin evi, camiye ne kadar uzaksa, camiye gitme sevabı da, o kadar &ccedil;ok olur.)</strong> [M&uuml;slim]</p>

<p><strong>(Abdest alıp, mescide gelen, evine d&ouml;n&uuml;nceye kadar namazda sayılır.)</strong> [H&acirc;kim]</p>

<p>İmam bid&rsquo;at ehli veya f&acirc;sıksa, evinde kılmalı. Evinde cemaatle kılarsa daha iyidir.</p>

<p><strong>İmamla vacib namaz kılmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Farz kılan imama uyup, nafile kılan kimse, herhangi bir sebeple namazını bozsa, sonra yine o imama uyarak, bozduğu namazın kazasına niyet etse, caiz olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet, caiz olur. <strong>(Fetava-i Hindiyye)</strong></p>

<p><strong>İmama sonradan uyan</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmama birinci rek&acirc;ttan sonra yetişen kimse, son oturuşta, Ettehıyyat&uuml;&rsquo;y&uuml; okuduktan sonra ayağa kalksa, fakat imam, az sonra secde-i sehv yapsa, bu kimse, oturup imamla secde-i sehv yapmasa, namazı bozulmuş olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Ettehıyyat&uuml;&#39;y&uuml; okuyup ayağa kalkmak yanlıştır. İmamın selam vermesini beklemek lazımdır. Beklemeden ayağa kalkılırsa, namaz bozulmuş olmaz, ama namazın sonunda secde-i sehv yapmak gerekir. <strong>(Haleb&icirc;)</strong></p>

<p><strong>Bir kişiyle cemaat olmak</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Bir kişiyle cemaatle namaz kılarken, imamın abdesti bozulup gitse, yanındaki bir kişinin namazı bozulur mu? Yoksa kaldığı yerden devam edebilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Kaldığı yerden namaza devam eder.</p>

<p><strong>İmam olmaya niyet</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Tek başına farz kılana, bir başkası uyabilir mi? Uyarsa cemaat sevabı alır mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Farzı kılan kimseye, kadın uyamazsa da, erkek uyabilir. Cemaat sevabı da alır. İmam olan kimse ise, imam olmaya niyet etmediği i&ccedil;in cemaat sevabı alamaz.</p>

<p><strong>İftitah tekbirini imamdan &ouml;nce almak</strong><br />
<strong>Sual: </strong>İlk tekbiri, imamdan &ouml;nce alanın namazı sahih olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İftitah tekbirini yani namaza başlarken alınan ilk tekbiri, imamdan &ouml;nce alanın namazı sahih olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; imam, namaza hen&uuml;z başlamamış oluyor. İmamdan &ouml;nce tekbir alınca, yani (Allah&uuml; ekber) deyince, imama uyulmamış olur. İmam, iftitah tekbirini almış sanarak, <strong>(Allah&uuml; ekber)</strong> diyerek namaza duran kimse, imamın ilk tekbiri aldığını g&ouml;r&uuml;nce hemen, yeniden tekbir alıp imama uymalıdır. Uymazsa namazı sahih olmaz. İmam r&uuml;k&ucirc;da iken, o rek&acirc;ta yetişeyim diye, acele r&uuml;k&ucirc;&rsquo;a eğilirken tekbir alan da imama uymamış olur. R&uuml;k&ucirc;a yetişemeyecek olanın da, imama uymasının sahih olması i&ccedil;in,<strong> (Allah&uuml; ekber)</strong> diyerek ilk tekbiri ayakta alması şarttır.</p>

<p><strong>Safları sıklaştırmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Cuma g&uuml;nleri cemaat &ccedil;ok olunca, m&uuml;ezzinler, (Dışarıda insan kalmasın, safları sıklaştıralım) diyorlar. İnsan az olunca, saflarda boşluk kalıyor. Cemaatin sıkışmaması i&ccedil;in safların seyrek olması daha uygun mudur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaat &ccedil;ok olsa da, hatt&acirc; bir saf olsa da, saflarda boşluk bırakmak mekruhtur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; safların sık olması, rahmetin gelmesine sebep olur. Hava sıcak da olsa, safları sık tutmalı. Saflar sıklaştırılıp omuzlar birbirine sıkıca değmeli. Eshab-ı kiram, safları &ccedil;ok sıklaştırdıkları i&ccedil;in, elbiselerinin omuzları eskirdi. İki hadis-i şerif:<br />
<strong>(Namazda, omuz omuza sık durun! A&ccedil;ıklıkları kapatın ki, araya şeytan girmesin!) </strong>[H&acirc;kim]</p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, safı sıklaştırana rahmet, safta boşluk bırakana gazap eder.) </strong>[Nes&acirc;&icirc;]</p>

<p>Demek ki, safların sıklaştırılmasının cemaatin dışarıda kalmasıyla alakası yoktur. Cemaat &ccedil;ok az olsa da, hatt&acirc; 2-3 kişi olsa da safı sık tutmalıdır.</p>

<p><strong>Sabahı ge&ccedil; kılmak</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Bir vaiz, (Yalnız olsun, cemaatle olsun, sabah namazını g&uuml;neş doğmasına yarım saat kalana kadar geciktirmek m&uuml;stehabdır) dedi. Bu h&uuml;k&uuml;m, sadece cemaatle kılmak i&ccedil;in değil midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet, sadece cemaatle kılmak i&ccedil;in tehir edilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <strong>Seadet-i Ebediyye</strong>&rsquo;de, (Sabah namazını her mevsimde ortalık aydınlanınca kılmak m&uuml;stehabdır. Bu geciktirmeler, hep cemaatle kılanlar i&ccedil;indir. Evinde yalnız kılan, her namazı vakti girer girmez kılmalıdır) deniyor. Evde cemaatle kılınsa da, yine vakit girer girmez kılmak daha faziletlidir. Namazı tehir etmek, cemaatin &ccedil;oğalması i&ccedil;indir. <strong>(Redd-&uuml;l-muhtar)</strong></p>

<p>Evde &ccedil;ok beklense de cemaat aynıdır. Bu bakımdan evde yalnız veya cemaatle kılsak da, vakti girer girmez kılmalıyız.</p>

<p><strong>Yatsının ilk s&uuml;nneti</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Cemaate yetişmek i&ccedil;in yatsının ilk s&uuml;nneti farzdan sonra kılınabilir mi? Kılınırsa kazaya da niyet edilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Yatsıdan sonra mekruh vakit olmadığı i&ccedil;in yatsının ilk s&uuml;nneti farzdan sonra da kılınabilir. S&uuml;nneti kılarken ilk kazaya kalan d&ouml;rt rek&acirc;tlık bir farza da niyet edilebilir.</p>

<p><strong>Mesbuk hangi s&ucirc;reyi okur?</strong><br />
<strong>Sual:</strong> İmama ikinci veya &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; rek&acirc;tta uyan mesbuk, imamın okuduğu s&ucirc;relerden daha sonrakini mi okur? İmam kısa okumuşsa, mesbuk daha uzun s&ucirc;re okuyabilir mi? İmam gizli okuyorsa, bunları da bilmediği i&ccedil;in zammı s&ucirc;re olarak hangilerini okuması gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Mesbuk i&ccedil;in &ouml;yle bir şart yok, o dilediği s&ucirc;reyi okuyabilir. Yani imamın okuduğundan &ouml;ncekini de, sonrakini de, imamınkinden uzun veya kısa da okuyabilir. Kıraatleri birinci, sonra ikinci, sonra &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; rek&acirc;t kılıyormuş gibi okur. Oturmayı ise d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ve ikinci rek&acirc;t sırasıyla, yani sondan başlamış olarak yapar.</p>

<p>Daha kolay hafızada kalması i&ccedil;in ş&ouml;yle yapar: Hangi rek&acirc;tta yetişirse yetişsin, mesbuk, imam selam verdikten sonra kalkar, S&uuml;bhaneke, F&acirc;tiha ve zammı s&ucirc;re okuduktan sonra oturur.</p>

<p><strong>Mesbuk&rsquo;un teşehh&uuml;tte okuması</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Mesbuk, yani imama ilk rek&acirc;tta yetişemeyip diğer rek&acirc;tlara yetişen veya hi&ccedil;bir rek&acirc;ta yetişemeyen kimse, imam son oturuşta iken, neleri okur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Mesbuk, imam son rek&acirc;tta otururken, Ettehıyyat&uuml;&rsquo;y&uuml; erken bitirse, salevatları da okumaz, s&uuml;k&ucirc;t da etmez, imam selam verinceye kadar Kelime-i şehadeti tekrar eder. Namazda, okumak lazım olan yerde, s&uuml;k&ucirc;t etmek haramdır. İmam selam verene kadar Ettehıyyat&uuml;&rsquo;y&uuml; yavaş yavaş okuması da uygun olur. <strong>(Hindiyye &ndash; Seadet-i Ebediyye)</strong></p>

<p>Mesbuk olan değil de, imamla namaza başlayan kimse, birinci oturuşta, imamdan &ouml;nce, teşehh&uuml;d&uuml; bitirse, s&uuml;k&ucirc;t edip beklemesinin mahzuru yoktur. <strong>(Haleb&icirc;-yi sagir)</strong></p>

<p><strong>Mesbukun beşinci rek&acirc;ta kalkması</strong><br />
<strong>Sual: </strong>İmam, yanılıp d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; rek&acirc;tta Ettehıyyat&uuml;&#39;y&uuml; okuduktan sonra, beşinci rek&acirc;ta kalksa, mesbuk da, imama uyarak kalksa namazı bozulmuş olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet, mesbuk olanın namazı bozulmuş olur. <strong>(Haleb&icirc;-yi sagir)</strong></p>

<p>Mesbuk olmayanlar, imamla beşinci ve altıncı rek&acirc;tı da kılsalar namazları sahih olur. Mesbuk olanın ise bozulur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; mesbuk farz kılarken n&acirc;file kılana uymuş oluyor. Diğerleri farzı bitirmiş n&acirc;file kılan imama uyarak n&acirc;file kıldıkları i&ccedil;in namazları bozulmuş olmuyor.</p>

<p>Eğer imam, d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; rek&acirc;ta oturmadan kalksaydı, beşinci rek&acirc;tın secdesini yapmadan yanıldığını hatırlayıp teşehh&uuml;de otursaydı mesbukun namazı da sahih olurdu.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2852]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 10 Ağu 2025 17:44:18 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Darwin ve Evrim Teorisi]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Evrim teorisi hakkında bilgi verir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Darwin, materyalistlerin iddia ettiği gibi, insanların maymundan t&uuml;rediğini veya bir hayvandan başka bir hayvan geleceğini s&ouml;ylememiştir. Darwin b&ouml;yle bir şey s&ouml;ylese bile bu s&ouml;z&uuml;n ilmi bir kıymeti olmaz.</p>

<p>İnsan ile hayvanlar arasındaki en b&uuml;y&uuml;k fark, insanın ruhudur. İnsanlarda ruh vardır. İnsanlık şerefi bu ruhtan gelmektedir. Bu ruh, ilk olarak Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;e verildi. İnsanlara mahsus olan bu ruh hayvanlarda yoktur. Maddecilerin bu ruhtan haberleri olmadığı i&ccedil;in, insanı maymuna yakın sananları &ccedil;ıkıyor. İlk insanların şekli, yapısı, maymuna benzese de, insan insandır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ruhu vardır. Maymun ise hayvandır, insana mahsus olan ruhtan ve bu ruhun sağladığı &uuml;st&uuml;nl&uuml;klerden mahrumdur. İnsan ile hayvan, tamamen ayrıdır. Aralarında, hi&ccedil;bir zaman bir ge&ccedil;it olamaz.</p>

<p><b>Darwin&rsquo;i kullandılar</b><br />
Materyalistler, fen adamı rol&uuml;ne girip, (İnsanların maymundan t&uuml;rediğini Darwin s&ouml;yledi) diyorlar. Halbuki Darwin b&ouml;yle bir şey s&ouml;ylemedi. Canlılar arasında hayat m&uuml;cadelesini anlattı. (T&uuml;rlerin K&ouml;keni) ismindeki kitabında, canlıların &ccedil;evreye uyduklarını, bunun i&ccedil;in, ufak değişikliklere uğradıklarını yazdı. (Bir t&uuml;r, başka t&uuml;re d&ouml;ner) demedi. İngiliz İlim Birliğinin 1980&rsquo;de Salford&rsquo;daki toplantısında konuşan Prof. John Durant diyor ki:<br />
(Darwin&rsquo;in insanın k&ouml;keni ile ilgili g&ouml;r&uuml;şleri, modern bir efsane olup &ccedil;ıktı. Bu efsane, ilmi ve sosyal gelişmemize zarardan başka bir şey vermedi. Evrim masalları, ilmi araştırmaları tahrip etti. Şimdi Darwin&rsquo;in teorisi dikiş yerlerinden patlamış, geriye perişan ve bozuk bir d&uuml;ş&uuml;nce yığını bırakmıştır.)</p>

<p>Evrimcilere g&ouml;re, Neandertalar, ilk insandır, &ouml;nce d&ouml;rt ayak &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş, daha sonra da bug&uuml;nk&uuml; h&acirc;le gelmiştir. Bu kadar ilkel olan bir mahl&ucirc;kun bug&uuml;nk&uuml; m&uuml;kemmelliğe ulaşması m&uuml;mk&uuml;n değildir. B&uuml;t&uuml;n din kitapları, ilk insanın homo sapien [iki ayak &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen ve d&uuml;ş&uuml;nebilen bir mahl&ucirc;k] olduğunu bildirmektedir. D&ouml;rt ayakla y&uuml;r&uuml;yen hayvanın bug&uuml;nk&uuml; insana d&ouml;n&uuml;şebileceğini hi&ccedil; kimse iddia etmemiştir. Paleontoloji m&uuml;tehassısları, bir canlının başka t&uuml;re d&ouml;nmediğini, canlılardaki değişmelerin, kendi t&uuml;rleri arasında olduğunu bildirirler.</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n din kitapları, ilk insan olan Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in, buğday ektiğini, ev yaptığını ve kendisine on forma kitap verildiğini bildirmektedir. G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi ilk insanın, d&uuml;nyanın olduk&ccedil;a tekam&uuml;l ettiği bir zamanda yaratılmış olduğu, d&ouml;rt ayağı &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen, mağaralarda yaşayan mahl&ucirc;klarla hi&ccedil;bir ilgisinin olmadığı apa&ccedil;ıktır. [Zaten b&uuml;t&uuml;n din kitapları, Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in, Hazret-i Havva ile Cennette yaşadığını, sonra d&uuml;nyaya indirildiklerini bildirmektedir. Cennetten gelenlerin başka ilkel mahl&ucirc;klarla ne alakası olabilir?]</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; zaman sonunda yaşayan &ldquo;Antropoit&rdquo; dedikleri maymun iskeleti bulununca, evrimciler tarafından, (İnsanın ceddi olan maymunun kemiği bulundu. İnsanın maymundan geldiği kesinleşti) gibi yalanlar yazılıp, hayali resimler yapıldı.</p>

<p>1912&rsquo;de İngiltere&rsquo;de C. Dawson bir fosil bulduğunu s&ouml;yledi. Sonradan (Piltdown adamı) denilen bu fosil, maymunla insan arasında bulunan fosiller i&ccedil;inde en g&uuml;venilir olarak meşhur oldu. Bu fosilin kafatası ve dişleri insanınkine, &ccedil;ene kemikleri ise maymunun &ccedil;ene kemiğine benziyordu. B&ouml;ylece ilk insanın maymun insan arası bir mahl&ucirc;k olduğu yazılıp &ccedil;izildi. Din ile alay edildi. Bu fosilin ş&uuml;pheli taraflarının bulunduğunu, bu bakımdan yeniden incelenmesini isteyen bilim adamlarına izin verilmedi. Ama son yıllarda bir Alman heyeti, bu fosili inceler, ş&uuml;pheli yerler bulur. Neticede Dawson&rsquo;un, hile yaparak, insan kafatasına maymunun &ccedil;ene kemiğini yerleştirdiği, &ccedil;eneye de insan dişlerini koyduğu a&ccedil;ığa &ccedil;ıktı.</p>

<p>1922&rsquo;de Pliosen devrine ait bir azı dişi bulundu. Hemen evrimciler, bunun ilkel bir insan olduğunu s&ouml;ylediler. Bir azı dişinden esinlenerek, (Nebraska adamı eşiyle beraber) diye hayali resimler &ccedil;izdiler. Amerika ve İngiliz basınında g&uuml;nlerce makaleler yazıldı. Neticede bu dişin, bir domuza ait olduğu tespit edildi.</p>

<p>Yarım kafatası, uyluk kemiği ile &uuml;&ccedil; azı dişi ayrı ayrı yerlerde bulunmuş, bunların hepsi bir kafa kabul edilmiş ve adına Java adamı denilmiştir. Prof. Gish bu hususta diyor ki:<br />
(Java adamı denilen varlık bir maymundur. Maymun kafatası ile insan uyluğu birleştirilmiş, adına Java adamı denilmiştir.)</p>

<p>Bu kemikleri bulan ve Java adamı adını veren Mr. Dubois, &ouml;lmeden &ouml;nce, ger&ccedil;eği itiraf etmiştir. (Java adamı dediğim kemikler, ger&ccedil;ekte bir gibbon maymunudur) demiştir.</p>

<p>Madem b&ouml;yle şu adam, bu adam yaşamış da, niye bir tane de, binlerce değildir? Bu husus da bunların uydurma olduğunun başka bir delilidir.</p>

<p>Evrimciler ne kadar uğraşırsa uğraşsın g&uuml;neş bal&ccedil;ıkla sıvanmaz. Maymundan geldiğini s&ouml;yleyenler olduğu gibi, ayıdan geldiklerini s&ouml;yleyenleri de vardır. Bir İtalyan profes&ouml;r&uuml;, insanın maymundan değil, ayıdan geldiğine dair &uuml;&ccedil; delil ortaya atmıştır:<br />
<b>1-</b> Ayı, yavrusunu d&ouml;verken insan gibi tokatlar, maymun ise ısırır.</p>

<p><b>2- </b>Ayı, dişisi ile, yavrularının g&ouml;rmediği bir yerde &ccedil;iftleşir. Halbuki maymunda b&ouml;yle bir şey yoktur. Yavrularının yanında da &ccedil;iftleşir.</p>

<p><b>3-</b> Oyuncak d&uuml;kk&acirc;nına giden bebekler, ayı oyuncaklarını tercih ederler. Bu deliller insanların ayıdan geldiğini g&ouml;sterir.</p>

<p>Maymun teorisi gibi ayı teorisi de, ilim adına uydurulmuş bir rezalettir.</p>

<p><b>Evrim ve tesad&uuml;fler </b><br />
Prof. Dr. Cevat Babuna konuşmasına ş&ouml;yle devam etti:<br />
İnan&ccedil;sız evrimcilere g&ouml;re, bir organizma veya bunun temsilcisi olan h&uuml;creler, bir işi yapa yapa &ouml;ğrenirler ve sonunda ona g&ouml;re uyum sağlarlar. Mesela z&uuml;rafanın boynu y&uuml;ksek dallardan gıda temin etmeye &ccedil;alışa &ccedil;alışa uzamıştır. Parmaklarımız sert cisimlere vura vura koruyucu olan tırnağı geliştirmiştir. T&uuml;rler ve h&uuml;creler arasında bir hayat savaşı vardır. Bu savaşta kuvvetli olan zayıfı tasfiye eder.</p>

<p>Sadece hayatın başlama noktası, b&uuml;t&uuml;n bu iddiaların ne kadar ge&ccedil;ersiz ve sa&ccedil;ma olduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>D&uuml;nya kurulalı beri hi&ccedil;bir sperma h&uuml;cresi, d&ouml;lleme g&ouml;revini yaptıktan sonra tekrar geri d&ouml;nmek ve ana h&uuml;crelerine yaptığı işler hakkında bilgi vermek imk&acirc;nını bulamamıştır.</p>

<p>Mademki, sperma ana h&uuml;cresinin ve spermanın, kendisini ne gibi g&ouml;revler beklediğini &ouml;nceden bilmesine imk&acirc;n yoktur. O zaman kendisine &ouml;zel yapıyı veren ve bir s&uuml;r&uuml; tedbirler aldıran nedir?</p>

<p>Spermanın başına koruyucu zırhı yerleştiren, birtakım h&uuml;creleri yok edecek eritici silahları taşıtan hangi kuvvettir?</p>

<p>Bilim d&uuml;nyasının bile ancak 20. y&uuml;zyılın ikinci yarısında &ouml;ğrenebildiği insan h&uuml;cresinin kromozom sayısının 46 olduğunu sperma nereden biliyor?</p>

<p>46&rsquo;dan daha fazla kromozomlu bir insanın sakat olacağını, hatta &ouml;leceğini ve bu sebepten kromozom sayısını yarıya indirmesi gerektiğini nasıl &ouml;ğrenmiştir? Yola &ccedil;ıkmadan &ouml;nce g&ouml;revinin başka bir h&uuml;creyle birleşmek olduğunu da bilmeden, &uuml;stelik bu işlemi 20. asırda değil, onbinlerce yıldan beri kusursuz olarak yerine getirmektedir.</p>

<p>Bu bilgileri ne kendisini yapan ana h&uuml;creden, ne de d&uuml;nyadaki antropologlardan veya jinekolog doktorlardan alması m&uuml;mk&uuml;n değildir. O halde bu tedbirler ve ince m&uuml;hendislik hesapları hangi kuvvetin eseridir?</p>

<p>Kromozomlarını indirgeyen sperma h&uuml;cresi, taşıdığı y&uuml;zbinlerce genin kontrol&uuml;n&uuml; hangi bilgisayarlarla yapmakta ve bunların yeterli olmadığını g&ouml;rerek yarıştan ni&ccedil;in &ccedil;ekilmektedir?</p>

<p>&Ccedil;ocuğun cinsiyetini verecek kromozomlar X ve Y harfleriyle adlandırılır. Yumurtacıkta daima X kromozomu vardır. Sperma ise yarısı X, yarısı Y kromozomlarından oluşan bir kombinasyona sahiptir. Yumurtacık, X kromozomu taşıyan bir sperma tarafından d&ouml;llenirse, d&ouml;llenmiş h&uuml;crede XX kromozomları olur ve &ccedil;ocuk dişi olur. Y kromozomu taşıyan bir sperma d&ouml;llerse, &ccedil;ocuk XY kromozomlu olur, yani erkek olur. Buradan da anlaşılabileceği gibi, cinsiyeti tayin edecek spermadır, yani babadır.</p>

<p>Bu bilgilere g&ouml;re, doğacak &ccedil;ocukların % 50&rsquo;sinin erkek ve % 50&rsquo;sinin kız olması gerekir. H&acirc;lbuki ger&ccedil;ekte bu b&ouml;yle olmamaktadır.</p>

<p>Normal hayatta dış şartlara kadınlar erkeklere g&ouml;re daha dayanıklıdır. Mesela d&uuml;ş&uuml;k kilolu bebeklerin kuv&ouml;zlerde erkek &ccedil;ocukların yaşama şansı, kız &ccedil;ocuklara oranla daha azdır.</p>

<p>Aynı şekilde b&uuml;y&uuml;klerde de, &ccedil;eşitli sebeplerle erkekler kadınlardan daha &ccedil;ok &ouml;lmektedir. Harpler, trafik kazaları vs. ele alındığında, d&uuml;nya &uuml;zerindeki erkek sayısının gittik&ccedil;e azalan bir &ccedil;izgi izlemesi gerekirdi.</p>

<p>Bu şekilde, sonunda sadece kadınlardan ibaret bir d&uuml;nya ortaya &ccedil;ıkardı. H&acirc;lbuki herkes biliyor ki, d&uuml;nyada kadın erkek sayısında belirli bir denge vardır ve bu denge değişmemektedir.</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n bunlara rağmen, aklı başında olmak kaydıyla, her şeyin tesad&uuml;fen meydana geldiğini s&ouml;yleyebilecek bir kişi &ccedil;ıkabilir mi?</p>

<p><b>Evrim ideolojisi </b><br />
&Uuml;lkemize gelen Paleontolog Prof. Dr. Duane Gish, verdiği konferansta &ouml;zetle dedi ki:<br />
Canlıların k&ouml;kenini araştırmak i&ccedil;in başvurulabilecek en somut deliller, fosil kayıtlarıdır. Yani yaratılış veya evrimden, hangisinin doğru olduğunu saptayabilmek i&ccedil;in, fosil kayıtlarının, hangisini desteklediğini incelemek gereklidir. Evrimciler, &ldquo;Tesad&uuml;flerle, ilkelden gelişmişe doğru bir ilerleme kaydederek bug&uuml;ne gelindi&rdquo; diyorlar. Evrim ger&ccedil;ek olsaydı, evrimcilerin iddia ettikleri y&uuml;z milyonlarca yıl boyunca ger&ccedil;ekleşen evrim s&uuml;recinde, y&uuml;z milyonlarca canlı, kendinden &ouml;nceki bir t&uuml;rden bir sonraki t&uuml;re doğru gelişecekti. Bu ise, ka&ccedil;ınılmaz olarak y&uuml;z milyonlarca &ldquo;ara-ge&ccedil;iş formu&rdquo;nun varlığını gerektirirdi. Oysa b&ouml;yle bir durum s&ouml;z konusu değildir.</p>

<p>Fosil kayıtlarının evrimi desteklemediği ortadadır. Kediler hep kedi, maymunlar hep maymun ve insanlar hep insan kalmışlardır. Evrimciler &ccedil;arpık değerlendirmeler yapıyor. Kendi teorilerine uydurmaya &ccedil;alıştıkları zamanlama metotlarını sık sık değiştirerek, yeni ortaya &ccedil;ıkan bilgilerin ışığında evrimi ge&ccedil;erli kılmaya &ccedil;alışıyorlarsa da, bu &ccedil;abaların faydasız olduğunu da biliyorlar.</p>

<p>Başlangı&ccedil;ta umduğu fosillerin bir t&uuml;rl&uuml; bulunamadığı g&ouml;r&uuml;l&uuml;nce, fosil kayıtları ve teorisinin birbirleriyle tutarsızlığını a&ccedil;ıklamak i&ccedil;in, Darwin&rsquo;in bulduğu &ccedil;&ouml;z&uuml;m, yani fosil kayıtlarının &ccedil;ok eksik olduğu iddiası ileri s&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Oysa şu anda Darwin&rsquo;in d&ouml;neminden beri 120 yıl ge&ccedil;ti ve fosil kayıtları &ccedil;ok miktarda arttı. Bug&uuml;n 250 bin farklı t&uuml;r&uuml;n fosili mevcut. Ancak durum başlangı&ccedil;tan farklı değil. H&acirc;l&acirc; Darwin&rsquo;in bulunmasını umduğu fosillerden iz yoktur.</p>

<p>Karmaşık canlıların gelişmeleri i&ccedil;in gereken milyonlarca yılda bırakmaları gereken fosillerin hi&ccedil;birinin mevcut olmayışı, bu teoriyi herhangi bir dayanaktan yoksun bırakır. Bu karmaşık canlıların birdenbire ve evrim a&ccedil;ısından &ldquo;dramatik&rdquo; bi&ccedil;imde ortaya &ccedil;ıkışlarını a&ccedil;ıklamak amacıyla girişilen jeolojik, iklimsel, atmosferik ve kimyasal &ccedil;abaların hepsi &ccedil;&ouml;km&uuml;şt&uuml;r. Bu kadar ş&uuml;phe g&ouml;t&uuml;rmez delillere rağmen, eğer bir kimse bu karmaşık canlıların hi&ccedil;bir iz bırakmadan evrimleştiğine inandığını s&ouml;ylerse, elbette bu modern bilime zıttır. Bu kişi, evrime, bilimsel ger&ccedil;ekler ışığında değil, bilimsel ger&ccedil;eklere rağmen inandığını kabul ediyor demektir. Nitekim evrimi savunan &ccedil;evrelerin, i&ccedil;inde bulunduğu durum da budur. Bu ise, evrimi bilimsellikten uzaklaştırarak bir ideoloji haline sokmuştur.</p>

<p>Evrimciler insanın maymundan evrimleştiği d&uuml;ş&uuml;ncesinde idiler. Ancak bu evrim s&uuml;reci ve fosil kayıtları da yine en &ccedil;ok evrimciler tarafından ş&uuml;pheyle karşılanıyordu. Evrimcilerin, &ldquo;Maymunla insan arası&rdquo; olarak a&ccedil;ıkladıkları Australapithecus aferensis, insan gibi iki ayağı &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;m&uuml;yordu. Bazı hareketler [mesela bir daldan meyve koparmak] i&ccedil;in kısa s&uuml;reli olarak dikilmesi, onun insan olduğu anlamına gelmiyordu. G&uuml;n&uuml;m&uuml;z paleontoloji araştırmaları ise, bunun artık soyu t&uuml;kenmiş bir maymun cinsi olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlar.</p>

<p>Eugene Dubois, insanın maymundan evrimleşerek geldiğini s&ouml;ylemişti. 1891&rsquo;de &ouml;nce bir kafatası ve bundan 15 m. uzakta bir uyluk kemiği buldu. Ardından buluntulara 3 adet diş eklendi. Dubois bunların tek bir canlıya ait olduğunu iddia etmekle kalmadı, 900 cc olarak hesapladığı kafatasından hareketle ilkel bir maymun ve uyluk kemiğinden hareketle de dik y&uuml;r&uuml;yen bir insan t&uuml;r&uuml; olduğunu ortaya attı. Buna Homo erectus [Dik y&uuml;r&uuml;yen maymun] adını verdi. Bu yanlış iddia, evrimcilerce sevin&ccedil;le karşılandı.</p>

<p>Ne var ki, Dubois bile, bir s&uuml;re sonra kendisinin de ikna olmadığını ve bunun bir maymuna ait olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; itiraf etti. Bir&ccedil;ok bilim adamı da bunun Pithecantropus t&uuml;r&uuml; bir maymuna ait bir kafatası olduğu konusunda birleştiler.</p>

<p>İkinci &ouml;rnek Pekin Adamı da bundan farklı değildir. Evrimciler hi&ccedil;bir tutarlı iddia ortaya koyamadılar, iddialarını destekleyen hi&ccedil;bir fosil kaydı bulunamadı ve evrimin, bilimsellikten uzak &ldquo;İdeolojik bir &ccedil;alışma&rdquo; olduğu anlaşılmış oldu.</p>

<p><b>Evrim efsaneye dayanır</b><br />
Yerli yabancı ilim adamlarının katıldığı bir konferansta konuşan Amerikalı biyolog Prof. Dr. Kenneth Cumming dedi ki:<br />
Evrim efsaneye dayanır. Ş&ouml;yle ki, Enuma Elish destanı Yunan filozoflarını &ccedil;ok etkiledi. Thales, Aristo ve Platon felsefi teorilerini S&uuml;merler&rsquo;in destanından esinlenerek oluşturmuşlardı. Yunan filozoflarının doktrinleri ise Lamarck&rsquo;a kadar uzandı. Lamarck ilk defa, canlıların basitten m&uuml;kemmele doğru değiştiğini s&ouml;yleyerek konuyu g&uuml;ncelleştirdi. Lamarck, bug&uuml;nk&uuml; z&uuml;rafaların ge&ccedil;mişte boynunun kısa olduğunu, ancak ağa&ccedil;ların y&uuml;ksek dallarına uzandık&ccedil;a boyunlarının da uzadığını iddia etmişti. Genetik biliminden habersizdi. Bug&uuml;n b&ouml;yle bir gelişimin, biyolojik olarak imk&acirc;nsızlığı ispat edilmiştir. Lamarck&rsquo;tan sonra, bu safsatayı Darwin tekrar g&uuml;ndeme getirdi.</p>

<p>Darwin&rsquo;in fikirleri, temel olarak g&ouml;zlemlere ve doğal seleksiyon, ayıklama adını verdiği bir mekanizmaya dayanır. Buna g&ouml;re b&uuml;t&uuml;n canlılar, ortak bir ataya sahiptir ve t&uuml;rler bu ortak atadan zamanla, yavaş yavaş &ccedil;eşitlenerek ortaya &ccedil;ıkmıştır.</p>

<p>Darwin&rsquo;in zamanında genetik ve mikrobiyoloji gibi h&uuml;cre ve &uuml;reme konularına bilimsel a&ccedil;ıklamalar getiren bilimler mevcut değildi. Bunun i&ccedil;in iddialarına karşı, kesin bir şey s&ouml;ylenemiyordu. Bu bilimlerin ortaya &ccedil;ıkması, Darwin&rsquo;in teorisini temellerinden sarstı. Bu durumda evrimciler de yeni yollar aramak durumunda kaldılar ve teoriye mutasyon mekanizması eklendi.</p>

<p>Bu iddiaya g&ouml;re, mutasyonlar, yani canlının genetik şifresi DNA&rsquo;da meydana gelen hasar, bozulma ve kopmalar neticesinde yeni canlılar oluşuyordu ve doğal seleksiyon bunları ayıklayarak g&uuml;&ccedil;l&uuml;lerin hayatta kalmalarını sağlıyordu.</p>

<p>Oysa bu durum teoriyi kendi i&ccedil;inde bile &ccedil;elişkili hale getirmişti. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; mutasyonlar canlıya zarar verip yaşama şansını azaltıyordu. Zaten &ccedil;ok nadiren meydana gelen bir mutasyon, &uuml;stelik de kazanılan &ouml;zelliğin bir sonraki nesle aktarılabilmesi i&ccedil;in ancak &uuml;reme h&uuml;crelerinde olması gerekirken, canlıya b&uuml;y&uuml;k zarar veriyordu. Tek bir faydalı mutasyonu tanımlamak bile &ccedil;ok zorken, t&uuml;r&uuml; değiştirebilecek bir mutasyonlar zincirini d&uuml;ş&uuml;nmek imk&acirc;nsızdı.</p>

<p>1953&rsquo;de Miller bir deney ger&ccedil;ekleştirdi. Evrimcilerin iddialarındaki doğal seleksiyon mekanizmasının tek bir &ouml;rneğinin bile mevcut olmadığını, &ccedil;eşitli sebeplerden dolayı hayvan toplulukları sayılarında değişme yaşandığını, ancak hi&ccedil;bir zaman bir kedinin k&ouml;peğe, bir &ccedil;amın meşeye d&ouml;n&uuml;şmediğini ispat etti. Molek&uuml;ler d&uuml;zeyindeki incelemelerinde, aminoasitlerin yapılarının evrimle a&ccedil;ıklanamayacağı g&ouml;r&uuml;ld&uuml;.</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n canlılarda, rastgele değil, &ccedil;ok muntazam bir dizayn vardır. Buna g&ouml;re canlı organizmalar, bir makinenin par&ccedil;aları gibi y&uuml;zlerce, binlerce par&ccedil;anın, daha doğrusu sistemin birlikte &ccedil;alışmasıyla hayatlarını devam ettirmektedirler.</p>

<p>Bu &ccedil;ok sayıdaki par&ccedil;anın herbiri birbiri ile m&uuml;kemmel bir uyum i&ccedil;inde &ccedil;alışmaktadır. Mesela v&uuml;cudun savunma sistemleri, organizmanın korunması i&ccedil;in antikor oluşumu, h&uuml;cre temizliği ve iltihabi reaksiyon gibi karmaşık metotlar kullanırlar. Yara tamiri, kan pıhtılaşması gibi bir&ccedil;ok d&ouml;ng&uuml; reaksiyonları meydana getirirler. Olayların kendine has oluşları ve kontrol&uuml;n oluşumu &uuml;st d&uuml;zey bir dizayna işaret etmektedir. B&ouml;yle &uuml;st&uuml;n bir dizayn tesad&uuml;fler sonucu ve rastgele oluşmuş olamaz. Bu, bir sisteme ait olan ve birbiriyle uyumlu b&uuml;t&uuml;n par&ccedil;aların, ancak o sistemi b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle tanıyan bir Yaratıcı tarafından ortaya &ccedil;ıkarılmış olduğunu a&ccedil;ık bir şekilde g&ouml;stermektedir. Bu par&ccedil;aların her birinin yapısı, i&ccedil; mekanizması ve işleyişindeki harikalık da o yaratıcının varlığına birer delildir.<br />
[Kur&rsquo;an-ı kerimde ilk insanın topraktan, neslinin ise nutfeden yaratıldığı bildiriliyor. İlim ilerledik&ccedil;e Kur&rsquo;an-ı kerimin bildirdiği bu ger&ccedil;ek daha iyi anlaşılıyor.]</p>

<p><b>Evrim ve yaratılış</b><br />
Bilim adamları, bir dergideki solcu bir yazara verdikleri cevabı, basına da dağıtmışlar. Bu uzun mesajda &ouml;zetle [ve kısa ilavelerle] deniyor ki:<br />
Dergideki yazıda, &ldquo;Evrim teorisi &ccedil;&uuml;r&uuml;t&uuml;lmeye &ccedil;alışılmaktadır&rdquo; denmiştir. H&acirc;lbuki bahsedilen konferanslarda, Evrim teorisi &ccedil;&uuml;r&uuml;t&uuml;lmeye &ccedil;alışılmamış, &ccedil;&uuml;r&uuml;t&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Evrim teorisi ele alınmış, ateist ideolojilerin &uuml;r&uuml;n&uuml; olan bu dogmanın mesnetsizliği, bizzat bilim yoluyla ortaya konarak, teorinin &ccedil;&ouml;pe atılması sağlanmıştır. Ayrıca Marksist felsefeyi savunanların yaratılış ger&ccedil;eği karşısında ileri s&uuml;rd&uuml;kleri teori, her a&ccedil;ıdan ge&ccedil;ersiz kalmış ve savunucuları b&uuml;y&uuml;k bir hezimete uğramıştır.</p>

<p>Yazıda, &ldquo;Evrim teorisi dinin en zayıf noktasıdır&rdquo; deniyor. Evrim teorisi dinin değil, materyalist felsefenin en zayıf noktasıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; başta K. Marx ve F. Engels olmak &uuml;zere materyalist felsefenin ileri gelen fikir babalarınca defalarca ifade edildiği gibi, Evrim teorisi, materyalist felsefenin temel dayanağını teşkil etmektedir. Nitekim K. Marx, Evrim teorisini ortaya atan Darwin&rsquo;in kitabı i&ccedil;in, &ldquo;Bizim g&ouml;r&uuml;şlerimizin doğal tarihi temelini i&ccedil;eren kitap budur&rdquo; demiştir.</p>

<p>Evrim teorisi, materyalist felsefenin temeli olduğu i&ccedil;in, bu teorinin mesnetsizliğini ortaya koyan her bulgu, materyalist felsefenin ve onunla bağlantılı b&uuml;t&uuml;n ideolojilerin de mesnetsizliğini ortaya &ccedil;ıkarmaktır. İşte yazarın saldırgan bir tutum sergilemesinin ardında yatan asıl sebep budur.</p>

<p>Dergi, &ldquo;İnsanlar, yaratılış i&ccedil;in tanrısal bir masal uydurmuşlar. Kutsal kitaplar, b&uuml;t&uuml;n canlıların Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;den yaratıldığını s&ouml;yler&rdquo; derken, dergi, b&uuml;t&uuml;n canlıların değil, insanların t&uuml;remesini kastetmiş olmalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bilindiği gibi, Kur&rsquo;an-ı kerimde Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in ilk canlı olduğu ve mikroorganizmalardan memelilere kadar b&uuml;t&uuml;n canlıların Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;den t&uuml;rediği gibi bir a&ccedil;ıklama mevcut değildir. Kur&rsquo;an-ı kerimde, Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in ilk insan olduğu ve insan neslinin Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;den t&uuml;rediği belirtilmektedir.</p>

<p>Yazar, &ldquo;Doğal Se&ccedil;me Yasası ile din asla bağdaşmaz&rdquo; diyor. Yazar dini bilmediği gibi, Evrim teorisini ve bilimi de bilmiyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Doğal Se&ccedil;me Yasası diye bir şey yoktur. Doğal se&ccedil;me [seleksiyon] ise, hi&ccedil;bir bilimsel dayanağı olmayan bir kelime oyunundan ibarettir.</p>

<p>Yazar, &ldquo;İnsanlar tercihlerini ya inan&ccedil;tan, ya bilimden yana yapacaklardır&rdquo; diyor. Eğer, &ldquo;İnan&ccedil;&rdquo;tan kastettiği &ldquo;Yaratılış inancı&rdquo; ise, iddiası ger&ccedil;ek dışıdır. Yaratılış ile bilim arasında hi&ccedil;bir aykırılık mevcut değildir. Bilimsel ger&ccedil;ekler, yaratılışın doğruluğunu ortaya koymaktadır. Eğer &ldquo;İnan&ccedil;&rdquo;tan kastettiği, Evrim teorisine olan k&ouml;r&uuml; k&ouml;r&uuml;ne bağlılık ise, yalnız bu tespiti doğrudur. Bilim başka şey, Evrim teorisi başka şeydir. İnsanlar tercihlerini ya bilimden, ya Evrim teorisinden yana yapacaklardır. Hem bilim, hem Evrim teorisi savunulamaz.</p>

<p>Yazar, &ldquo;Yaratılışa inananlar Evrim teorisini &ccedil;&uuml;r&uuml;tseler bile, yine de bu, insanları yaratılış masalına inandırmaya yetmez&rdquo; diyor.</p>

<p>Birincisi, yaratılış masal değil ger&ccedil;ektir. Esas masal olan, &ccedil;eşitli t&uuml;rlerde atomların uzun bir zaman i&ccedil;erisinde, tesad&uuml;fler sonucu bir araya gelerek, elektron mikroskobu yapıp, kendi v&uuml;cudunun h&uuml;cre yapısını inceleyen bilim adamlarına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; iddia eden Evrim teorisidir.</p>

<p>İkincisi, Evrim teorisinin yanlışlığı, elbette ki, yaratılışı ispatlayan delillerden biridir. Canlıların tesad&uuml;fle oluşmasının imk&acirc;nsızlığı, şuurun varlığı, bu da yaratıcının varlığını ispatlamaktadır. Başka bir deyişle, yaratılış, hem bilimsel verilerin yaratılışı doğrulamasıyla, hem de yaratılış dışındaki alternatiflerin imk&acirc;nsızlığıyla kesinlik kazanmaktadır. Yazar, &ldquo;Din ile bilim hi&ccedil;bir zaman birbirleriyle uyuşmaz&rdquo; diyor. Demek ki yazar, Evrim teorisini ilim ile karıştırıyor.</p>

<p><b>Maymundan gelen politikacı<br />
Sual:</b> Bir politikacı, (Maymundan geldik) dedi. Ben de, (Dinimizin bildirdiğine g&ouml;re, Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;den geldik) dedim. (Bilim varken dine uyulmaz, siz bilime karşı &ccedil;ıkıyorsunuz) dedi. (Sizinki bilim değil, bir teoridir, yarın da başka bir teori &ccedil;ıkarsa ne yapacaksınız?) dedim. (Yeni &ccedil;ıkan teoriye uyarız) dedi. Bu politikacı, maymun teorisine de inanmadığı, &ccedil;&uuml;nk&uuml; yeni bir teori &ccedil;ıkarsa ona uyabileceğini s&ouml;ylediğine g&ouml;re, sırf dine karşı olduğu i&ccedil;in onu kabul ettiği anlaşılmıyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, &ouml;yle olduğu a&ccedil;ık&ccedil;a anlaşılıyor. Başka teoriyi kabul edecekse, bu teorinin doğru olmadığını s&ouml;ylemiş oluyor. Bir İtalyan profes&ouml;r&uuml;, yeni bir teori &ccedil;ıkarmış, insanın maymundan değil, ayıdan geldiğine dair &uuml;&ccedil; delil ortaya atmıştı:<br />
<b>1-</b> Ayı, yavrusunu d&ouml;verken insan gibi tokatlar, maymun ise ısırır.</p>

<p><b>2-</b> Ayı dişisiyle, yavrularının g&ouml;rmediği bir yerde &ccedil;iftleşir. H&acirc;lbuki maymunda b&ouml;yle bir şey yoktur. Yavrularının yanında da &ccedil;iftleşir.</p>

<p><b>3-</b> Oyuncak d&uuml;kk&acirc;nına giden bebekler, ayı oyuncaklarını tercih ederler. Bu deliller insanların ayıdan geldiğini g&ouml;sterir.</p>

<p>Maymun teorisi gibi ayı teorisi de, bilim adına uydurulmuş bir hurafedir. Acaba evrimci politikacı, yeni bir teoriye uyacağına g&ouml;re, maymundan değil de, ayıdan mı geldiğini s&ouml;yleyecektir?</p>

<p>Evrimcilerin, insandan değil de, hayvandan geldiğini iddia etmeleri, dini yıkmak i&ccedil;indir. Eğer din h&acirc;ş&acirc;, maymundan geldik deseydi, bunlar insandan geldik derlerdi. Hayvandan gelmeyi aşağılık kabul ederlerdi. Dine inanmamak i&ccedil;in hayvandan gelmeyi &ccedil;ok normal g&ouml;r&uuml;yorlar.</p>

<p>İlk maymunun nereden geldiğini evrimcilere soruyoruz. Sudan oldu diyorlarsa, suyu kim yarattı? Mahl&ucirc;k olunca bir yaratıcının olması gerekir? Mahl&ucirc;k, yaratılan demektir. Yaratan olmazsa yaratık olmaz. Yaratıcıyı ink&acirc;r etmek kadar ahmaklık olmaz.</p>

<p><b>G&uuml;len maymun<br />
Sual: </b>Maymunun insan gibi g&uuml;lmesi, evrimin ger&ccedil;ek olduğunu g&ouml;stermiyorsa neyi g&ouml;steriyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evrimle hi&ccedil; alakası yoktur. Papağanı insan gibi konuşturan, maymunu g&uuml;ld&uuml;ren, yılanı ayaksız y&uuml;r&uuml;ten bir yaratıcının varlığını g&ouml;sterir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; her hayvana bir &ouml;zellik vermiştir. K&ouml;peğin koku alması, kedinin karanlıkta g&ouml;rmesi, akrebin zehri, geyiğin boynuzu, kirpinin dikeni, bukalemunun renk değiştirmesi, kuşların u&ccedil;ması, balıkların y&uuml;zmesi, aslanın par&ccedil;alaması, yarasanın engellere &ccedil;arpmadan g&ouml;zs&uuml;z u&ccedil;ması evrimi, devrimi değil, hikmet sahibi y&uuml;ce bir yaratıcının varlığını g&ouml;sterir.</p>

<p><strong>İnsanın aslı, hayvan değildir<br />
Sual: İnsan veya hayvanların birbirine d&ouml;n&uuml;şmesi, insanın, hayvanların en gelişmiş şekli denmesi, aklen ve dinen m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Paleontolojik devirlerde, canlılarda zamanla tekam&uuml;l g&ouml;r&uuml;lmekte, fakat bu değişmeler, her cins varlığın kendi i&ccedil;inde olmaktadır. Mesela, d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; zamanın yeni tabakalarında &quot;kromanyon&quot; ismi verilen insan iskeleti bulunmuştur. Bizim iskeletimizden farklı olduğu h&acirc;lde, paleontoloji m&uuml;tehassısları bunlara, ilk insanlar demiştir. Diğer taraftan, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; zaman sonunda yaşayan, &quot;antropoit&quot; denilen ve bug&uuml;nk&uuml;lere benzemeyen, maymun iskeletleri bulunmuştur. Antropoloji m&uuml;tehassısları, bunların maymun olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Fen taklit&ccedil;ileri ise, yaptıkları terc&uuml;melerde, kromanyon insanına ve antropoit maymununa, insanın ceddi olan veya insanla maymun arasında ge&ccedil;it teşkil eden fosil diyorlar.</p>

<p>Biyologlar, insan ile hayvan arasındaki farkı, yalnız madde bakımından inceliyor. Halbuki, insan ile hayvanlar arasında en b&uuml;y&uuml;k fark, insanın ruhudur. İnsanlarda ruh vardır. İnsanlık şerefi hep bu ruhtan gelmektedir. Bu ruh, ilk olarak, &Acirc;dem aleyhisselama verildi. Hayvanlarda bu ruh yoktur. Maddecilerin, felsefecilerin bu ruhtan haberleri olmadığı i&ccedil;in, insanı maymuna yakın sanabilirler. İlk insanların şekli, yapısı, maymuna benzese de, insan insandır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, ruhu vardır. Maymun ise hayvandır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu ruhtan ve ruhun hasıl ettiği &uuml;st&uuml;nl&uuml;klerden mahrumdur. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, insan ile hayvan, tamamen ayrıdır. Aralarında, hi&ccedil;bir zaman, bir ge&ccedil;it olamaz, birbirine d&ouml;nemez. Halbuki, hayvanlardan insana en yakın maymun olduğu, asırlar &ouml;nce, İslam kitaplarında, mesela İbni Hald&ucirc;n&#39;un &ldquo;Tarihi mukaddemesinde&rdquo; ve &ldquo;Ma&rsquo;rifetn&acirc;mede&rdquo; yazılıdır.</p>

<p align="left"><strong>İlk insan Adem aleyhisselamdır<br />
Sual: İlk insanın hazret-i Adem olmadığı, hatta ilk insanın d&ouml;rt ayaklı olup sonradan gelişerek ve d&ouml;n&uuml;şerek bu hale geldiği s&ouml;yleniyor, yazılıyor. Bunların aslı olabilir mi?<br />
Cevap:</strong> İlk insan ve ilk peygamber olan &Acirc;dem aleyhisselamın ne zaman yaratıldığı, kesin olarak bilinmemektedir. İnsanın d&uuml;nya kurulduğu ilk g&uuml;nden itibaren d&uuml;nyada bulunduğu iddia edilemez, edilmemiştir de. İnsan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emri ve yaratması ile d&uuml;nyaya gelmiştir. Darwinin <strong>Tek&acirc;m&uuml;l</strong> nazariyesine g&ouml;re, ilk insan olarak kabul edilen Nean-dertaların, yavaş yavaş bug&uuml;nk&uuml; insan haline geldiğini kabul etmek ise m&uuml;mk&uuml;n değildir. Hele bazılarının iddia ettiği gibi, insanın evvela d&ouml;rt ayağı &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve bir&ccedil;ok asırlar sonra ayağa kalktığını ileri s&uuml;rmek, hi&ccedil;bir zaman ilme ve mantığa uymaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bu kadar iptidai olan bir mahlukun bug&uuml;nk&uuml; m&uuml;kemmelliğe ulaşması m&uuml;mk&uuml;n değildir. O halde, d&ouml;rt ayak &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen t&uuml;r&uuml;n, insan olmadığını, başka bir mahluk olması gerektiğini ve diğer bir&ccedil;ok eski mahluklarla birlikte yok olduğunu kabul etmemiz gerekir. B&uuml;t&uuml;n din kitapları, ilk insanın <strong>homo sapien</strong>, yani iki ayak &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen ve d&uuml;ş&uuml;nebilen bir mahluk olduğunu bildirmektedirler ve hakikaten yukarıda yazıldığı gibi, d&ouml;rt ayak &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen ve bir hayvandan farkı olmayan bir varlığın bug&uuml;nk&uuml; insana d&ouml;n&uuml;şebileceğini Darwin bile ispat edememiştir.</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n din kitapları, ilk insan olarak Adem aleyhisselamı bildirmişlerdir. Adem aleyhisselam i&ccedil;in, &ouml;k&uuml;z&uuml; sabana koştuğu, buğday ektiği, kendine ev yaptığı, kendisine on suhuf, forma, kitap verildiğini bildirmektedirler. Sığırı ehlileştirmek, mağarada yaşamak yerine kendine ev yapmak, buğday ekmek ve onu hasat etmek ve vahy almak meziyeti olan ilk insanın, d&uuml;nyanın olduk&ccedil;a tekam&uuml;l ettiği bir zamanda yaratılmış olduğu, d&ouml;rt ayağı &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen, inlerde yaşayan mahluklarla hi&ccedil; bir alakasının olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Bug&uuml;nk&uuml; insanlar, maymunların insana d&ouml;n&uuml;şmesi ile mi oldu?<br />
<b>CEVAP</b></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ilk insanı, cansız maddelerden ve ruhtan meydana getirdi. Bundan &ouml;nce, hi&ccedil; insan yoktu. Hayvanlar, otlar, cin ve melekler, bu ilk insandan daha &ouml;nce yaratıldı. Bu ilk insanın ismi, &Acirc;dem aleyhisselam idi. Bundan, hazret-i Havva isminde bir kadın da yarattı. B&uuml;t&uuml;n insanlar, bu ikisinden &uuml;redi. Her hayvandan da kendi cinsleri t&uuml;redi. Canlı ve cansız her şeyin her zaman değiştiğini g&ouml;r&uuml;yoruz. Fizik olaylarında, maddelerin h&acirc;lleri, şekilleri değişiyor. Kimya reaksiyonlarında &ouml;z&uuml;, yapıları değişiyor. Cisimler yok olup, başka cisimler hasıl oluyor. &Ccedil;ekirdek olaylarında, element de yok oluyor, enerjiye d&ouml;n&uuml;yor. Her şeyin birbirinden hasıl olmaları, sonsuzdan gelemez. Yoktan var edilmiş olan ilk maddelerden hasıl olmaları lazımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sonsuz, başlangıcı yok demektir.</p>

<p>İslam d&uuml;şmanları, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmak i&ccedil;in, fen adamı şekline giriyorlar. İnsanlar maymundan yaratıldı diyorlar. Darwin ismindeki İngiliz doktoru b&ouml;yle s&ouml;yledi diyorlar. Bunlar yalan s&ouml;yl&uuml;yorlar. Darwin b&ouml;yle bir şey s&ouml;ylemedi. Canlılar arasında hayat m&uuml;cadelesini anlattı. &ldquo;Nev&#39;lerin menşei&rdquo; ismindeki kitabında, canlıların muhite uyduklarını, bunun i&ccedil;in, ufak değişikliklere uğradıklarını yazdı. Bir cins, başka cinse d&ouml;ner demedi. İngiliz ilim birliğinin 1980 senesinde Salford&rsquo;da d&uuml;zenlediği toplantıda Swansea &Uuml;niversitesi &ouml;ğretim &uuml;yesi Prof. John Durant;</p>

<p>&ldquo;Darwin&rsquo;in insanın menşei ile ilgili g&ouml;r&uuml;şleri, modern bir efsane oldu. Bu efsane ilmi ve i&ccedil;timai gelişmemize zarardan başka bir şey vermedi. Tek&acirc;m&uuml;l masalları, ilmi araştırmalar &uuml;zerinde tahrip edici tesir yaptı. L&uuml;zumsuz m&uuml;nakaşalara ve ilmin b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de suistimallerine yol a&ccedil;tı. Şimdi Darwin&rsquo;in teorisi, dikiş yerlerinden patlamış, geriye perişan ve bozuk bir d&uuml;ş&uuml;nce yığını bırakmıştır&rdquo; demiştir.</p>

<p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde tek&acirc;m&uuml;l teorisinin değişik k&uuml;lt&uuml;r seviyesindeki insanlara anlatılmak istenmesinin asıl sebebi ideolojiktir, ilmi değildir. Bu teori materyalist felsefenin telkini i&ccedil;in bir vasıta olarak kullanılmaktadır. İnsan, maymundan oldu s&ouml;z&uuml;, ilmi bir s&ouml;z değildir. Fenni bir s&ouml;z de hi&ccedil; değildir. Darwin&rsquo;in s&ouml;z&uuml; de değildir. İlimden, fenden haberi olmayan cahil İslam d&uuml;şmanlarının yalanlarıdır.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3841]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 10 Ağu 2025 17:40:55 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kur’an-ı kerimle ilgili çeşitli sorular]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Kur&rsquo;an Kadir gecesi mi indi, yoksa Berat gecesi mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tefsirlerdeki bilginin &ouml;zeti ş&ouml;yledir:<br />
Levh-il mahfuza inişi Berat gecesinde oluyor, d&uuml;nya semasına indirilmesi ise Kadir gecesinde oluyor. İlk inişi Kadir gecesinde olmuştur. 23 senede indi. Bir &acirc;yet meali:<br />
<b>(Apa&ccedil;ık olan Kitaba and olsun ki, biz onu </b>[Kur&rsquo;anı]<b> m&uuml;barek bir gecede indirdik. Her hikmetli iş o m&uuml;barek gecede ayırt edilir.)</b> [Duhan 3-4]</p>

<p>Bu &acirc;yetin a&ccedil;ıklamasında buyuruluyor ki:<br />
Kur&rsquo;an-ı kerim, Levh-il mahfuza bu gece indirildi.<br />
D&uuml;nya semasına indirilmesi ise, Kadir gecesinde oldu. Bir &acirc;yet meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Biz onu </b>[Kur&#39;anı]<b> Kadir gecesinde indirdik.)</b> [Kadr 1]</p>

<p><b>Sual: </b>Mucize mahluk olur. Kur&#39;an mahluk değilken nasıl mucizedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an-ı kerim, istisna olarak mahluk olmayan mucizedir.</p>

<p><b>Sual:</b> Kur&#39;anda Fatiha s&ucirc;resinden sonra <b>&acirc;min</b> diye bir kelime yok. &Acirc;min diyenler Kur&#39;ana kelime ilave etmiş olmuyorlar mı? Bu yanlışlığın sebebi nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ortada bir yanlışlık var. Bu yanlışlık <b>yalnız Kur&#39;an</b> diyerek hadis-i şerifleri ink&acirc;r edenlerdedir. Kur&#39;an-ı kerimden hangi şeyi anlayabiliriz ki? Mesela namazı bozan şeyler Kur&#39;anda yazıyor mu? Namazın farzları ve nasıl kılınacağı var mı? Namazın s&uuml;nnetleri, mekruhları ve vacibleri Kur&#39;anda yazar mı? Namazın ka&ccedil; rekat kılınması gerektiği yazılı mı? Bunları ve her şeyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Peygamber efendimize bildirmiştir, O da bize bildiriyor. Peygamber efendimiz, Fatiha&#39;dan sonra &acirc;min demek gerekir buyuruyor. &Acirc;min demek s&uuml;nnettir. Esas yanlışlık, Kur&#39;an meali okuyup da Kur&#39;anda <b>&acirc;min</b> kelimesi yok demektir. Her M&uuml;sl&uuml;manın fıkıh kitabı okuması lazımdır. En g&uuml;zel, en faydalı fıkıh kitabı ise Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye&rsquo;dir.</p>

<p><b>Sual:</b> Nahl s&ucirc;resinin <b>(Allah bilemeyeceğiniz daha nice şeyler yaratır)</b> mealindeki 8. &acirc;yetindeki &quot;Bilemeyeceğiniz şeyler&quot;den maksat nedir?<br />
<b>CEVAP<br />
&quot;Bilemeyeceğiniz şey&quot; </b>buyuruluyor. Bilebilseydik &ouml;yle buyurulmazdı. Ancak tahminler yapılmaktadır. &quot;Bilemeyeceğimiz şeyleri&quot; bazı m&uuml;fessirler, &quot;Acayip garaib&quot; diye tefsir etmişlerdir. Bug&uuml;n, ilk hatıra gelen şeyler f&uuml;ze, TV, bilgisayar ve diğer teknik cihazlar olabilir. Daha başka şeyler de bulunacak demektir.<b> (Tibyan)</b></p>

<p><b>Sual:</b> Bazı kitap satıcıları Mushafları aşağı yerlere koyuyorlar. Bu saygısızlık değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kitap satıcılarının, &ouml;yle yapmaları Kur&rsquo;an-ı kerime h&uuml;rmetsizlik olur. Kur&rsquo;an-ı kerim &ouml;ğretilmesine, okunmasına sebep olmak niyetiyle kitap&ccedil;ıların, Kur&rsquo;an-ı kerimi bastırıp, Mushaf olarak satmaları caiz ve sevap olur. Aldığı satış parası helal olur; fakat b&ouml;yle niyetin alameti vardır ki, mal oluş fiyatına yakın, az bir k&acirc;rla satmalıdır. Ge&ccedil;imi başka kitaplardan sağlanıyorsa, Mushaf&rsquo;ı k&acirc;rsız satmalıdır.</p>

<p><b>Sual:</b> Kur&#39;an-ı kerimi yattığımız odada başucumuza asıyor bu şekilde yatıyoruz. Ayrıca bu odada ve diğer odalarda dini levhalar da var. Bunun mahzuru var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yatak odasında Mushaf (Kur&rsquo;an-ı kerim) ve dini levha bulunmasının mahzuru olmaz.</p>

<p><b>Sual:</b> Kur&rsquo;an-ı kerimin mealini okumak hatim yerine ge&ccedil;er mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hatim yerine ge&ccedil;mez.</p>

<p><b>Sual:</b> Mealden dinimi &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışıyorum, uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Uygun değil. Mealden tefsirden din &ouml;ğrenilmez. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kıymetli kitaplarından hazırlanan ilmihallerden &ouml;ğrenmeli. Bunun i&ccedil;in size Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını tavsiye ederiz. Bu kıymetli eseri <a href="http://www.hakikatkitabevi.com">hakikatkitabevi.com</a> adresinden de okuyabilirsiniz.</p>

<p><b>Sual:</b> Ayrıca bir Kur&rsquo;an-ı kerim ihtiyacım var, hangisini &ouml;nerirsiniz? Mealli olması uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mealli olması uygun değil. En iyi hangisini okuyorsanız onu alın.</p>

<p><b>Sual:</b> Deri kaplı, fermuarlı k&uuml;&ccedil;&uuml;k Mushafla helaya girmek caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet caizdir.</p>

<p><b>Sual:</b> Mushafı y&uuml;kseğe a&ccedil;ık olarak koymak caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.</p>

<p><b>Sual:</b> H&acirc;fız idim. Boş zamanım olursa, hıfzımı takviye edeyim mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.</p>

<p><b>Sual:</b> Mushafın kenarına İslam harfleriyle yazı caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.</p>

<p><b>Sual:</b> İ&ccedil;inde Mushaf bulunan &ccedil;antayı, dizden aşağıda taşımak caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır.</p>

<p><b>Sual: </b>&Ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k Mushaflar var. Bunları kolye olarak kullanmak g&uuml;nah mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an-ı kerimi okunamayacak kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;k harflerle yazmak, b&ouml;yle k&uuml;&ccedil;&uuml;k Mushafı almak g&uuml;nahtır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kur&#39;an-ı kerimi okumak, dinlemek, emirlerini &ouml;ğrenip yapmak i&ccedil;in g&ouml;nderdi. Kur&#39;an-ı kerimi okunamayacak kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;k yazmak, ona hakaret etmek olur. Halife Hazret-i &Ouml;mer, b&ouml;yle k&uuml;&ccedil;&uuml;k yazan birini cezalandırmıştır. <b>(Halebi)</b></p>

<p>B&ouml;yle Mushafları almak, taşımak, hristiyanların putları gibi altın veya g&uuml;m&uuml;ş mahfaza i&ccedil;inde boyna takmak, faydasız ve g&uuml;nahtır.</p>

<p><b>Sual:</b> Namazda okunan Kur&rsquo;an mı yoksa dışında okunan mı daha sevaptır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Namazda okunan daha sevaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Namazda okunan Kur&#39;an, namaz dışında okunan Kur&#39;andan daha sevaptır.) </b>[Cami&#39;ussagir şerhi]</p>

<p><b>Sual:</b> Kur&#39;anın ikinci s&ucirc;resine Bekara denmesinin sebebi nedir?<br />
<b>CEVAP<br />
Bekara</b>, sığır, inek manasındadır.</p>

<p>Musa aleyhisselam<b> </b>zamanında Beni İsrail&rsquo;den bir gen&ccedil;, kendisinden başka miras&ccedil;ısı bulunmadığı halde, malına tamah ederek zengin amcasını &ouml;ld&uuml;r&uuml;r. &Ouml;l&uuml;s&uuml;n&uuml; de gizlice başka bir k&ouml;ye bırakır. Ertesi g&uuml;n&uuml; Hazret-i Musa&rsquo;ya gidip, zengin şahsı bu k&ouml;yl&uuml;lerin &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; s&ouml;ylerler. Onlar da kendilerinin &ouml;ld&uuml;rmediğini s&ouml;yleyince, Cenab-ı Hak, bir inek kesip bir par&ccedil;ası ile &ouml;l&uuml;ye vurulursa, &ouml;l&uuml; dirilip katilin kim olduğunu s&ouml;yleyeceğini Hazret-i Musa&rsquo;ya bildirir.</p>

<p>Kavmi, b&ouml;yle bir şeyin olamayacağını zannederek, Hazret-i Musa&rsquo;ya, (Sen bizimle alay mı ediyorsun?) derler. O da, bir Peygamberin alay etmeyeceğini s&ouml;yler ve <b>(Cahillikten Allah&rsquo;a sığınırım) </b>buyurur.</p>

<p>Hazret-i Musa&rsquo;ya kesilecek ineğin vasfını sorarlar. O da bildirir. Değeri &uuml;&ccedil; altın etmesine rağmen, istenilen vasıflar bu inekte bulunduğu i&ccedil;in, derisi dolu altın verilerek ineği satın alıp keserler.</p>

<p>Kesilen ineğin bir par&ccedil;asını &ouml;l&uuml;ye vurunca, &ouml;l&uuml; dirilip, <b>(Beni &ouml;ld&uuml;ren yeğenimdir) </b>der ve tekrar &ouml;l&uuml;r. K&ouml;yl&uuml;ler katili yakalayıp &ouml;ld&uuml;r&uuml;rler. B&ouml;ylece iki k&ouml;y arasındaki &ccedil;ekişme de sona erer. Bu husus, Bekara s&ucirc;resinin 67-73. &acirc;yet-i kerimlerinde bildirilmektedir.</p>

<p>Son &acirc;yet-i kerimenin devamında mealen <b>(İşte Allah &ouml;l&uuml;leri b&ouml;yle diriltir, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p de ger&ccedil;eği anlamınız i&ccedil;in size</b> [kudretini, peygamberine verdiği mucizeleri] <b>g&ouml;sterir)</b> buyurulmaktadır.</p>

<p>Firavunlar devrindeki <b>Mısır</b>&rsquo;da, sığır mukaddes bir hayvandı. Şimdi <b>Hindistan</b>&rsquo;da olduğu gibi ineğe tapılırdı. Allah&rsquo;tan başka şeylere tapınılmayacağını g&ouml;stermek ve b&ouml;yle b&acirc;tıl inan&ccedil;ları yıkmak gayesiyle bildirilen mucize g&ouml;sterilmiştir.</p>

<p><b>Bekara </b>s&ucirc;resinde Hakla b&acirc;tıl anlatılmaktadır. &Ouml;k&uuml;zle s&uuml;r&uuml;len saban, toprağı yarıp ikiye ayırdığı gibi, Hakkı, b&acirc;tıldan ayırması bakımından da bu s&ucirc;reye <b>Bekara </b>ismi verildiği bildirilmiştir.</p>

<p><b>Sual:</b> Bizim camiye biri gizlice gelip, Mushaflardaki Tevbe s&ucirc;resinin son iki &acirc;yetini karalıyor. Oraya da bu Kur&rsquo;andan değil diyor. Bunu kimler yapabilir ki?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Resul&uuml;m yani peygamberim diyen <b>Reshat Khalife</b> isimli Mısırlı biri, 19 sayısının katlarına uymuyor diye, o iki &acirc;yeti ink&acirc;r ediyor. Bu ink&acirc;rıyla, ya,<b> (Kur&rsquo;anı biz indirdik, onu değişmekten biz koruyacağız)</b> mealindeki &acirc;yet-i kerimeyi de kabul etmemiş oluyor veya kabul ediyorsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın Kur&rsquo;an-ı kerimi koruyacağına g&uuml;venmemiş oluyor. Bu sapık adama inanan ahmağın biri onu karalamış olabilir.</p>

<p><b>Eskimiş Mushaf<br />
Sual: </b>&Ccedil;ok yıpranmış, yırtılmış Mushaf&#39;ı yakmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Eskimiş, istifade edilmez h&acirc;le gelmiş Mushaf&rsquo;ı, &ccedil;&uuml;r&uuml;y&uuml;p, toprak oluncaya kadar a&ccedil;ılmayacağı emin olan ve ayak basılmayacak yerdeki toprağa g&ouml;mmek gerekir. B&ouml;yle bir yer bulunamazsa, yakıp k&uuml;l&uuml;n&uuml; g&ouml;mmek veya k&uuml;l&uuml;n&uuml; denize, ırmağa atmak caizdir.</p>

<p><b>Mushaf arasına &ccedil;i&ccedil;ek koymak<br />
Sual: </b>Mushaf arasına, &ccedil;i&ccedil;ek, gazete par&ccedil;ası koymak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mushaf arasına &ccedil;i&ccedil;ek koymak caizdir, h&uuml;rmetsizlik sayılmaz. Gazete par&ccedil;ası koymak h&uuml;rmetsizlik olur. Latin harfleri, İslam harfleriyle karışmış olur.</p>

<p><b>Sual: </b>Kur&rsquo;an yazılı CD&rsquo;leri, Kur&rsquo;an &ouml;ğrenmek i&ccedil;in hazırlanan CD&rsquo;leri veya Mushafları, k&acirc;r kazanmak i&ccedil;in satmak caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bunları satmak, Kur&#39;an-ı kerim &ouml;ğretilmesine, okunmasına sebep olmak niyeti ile olursa, caiz ve sevab olur, fakat b&ouml;yle niyetin alameti, bunları, maliyetine yakın, &ccedil;ok az bir k&acirc;rla satmaktır. Başka geliri de varsa, Mushafı k&acirc;rsız satmalıdır. K&acirc;ğıt, iş&ccedil;ilik &uuml;creti ve masraflarını almak caizdir. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b></p>

<p><b>Sual:</b> Bilimde dinozorlardan ve buzul &ccedil;ağıyla birlikte soylarının t&uuml;kenmesinden bahsediliyor. Kur&#39;anda b&ouml;yle bir şeyden bahsediliyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&rsquo;an-ı kerim, tarihten, biyolojiden, teknolojiden, tıptan kısmen bahsetse de, o, tarih, coğrafya, tıp veya biyoloji kitabı değildir. Bunlardan detaylı şekilde bahsetmez. Herkesin &Acirc;dem aleyhisselamdan geldiğini bildirir, o kadar.</p>

<p><b>Kıraat ve tilavet<br />
Sual:</b> Kıraat ve tilavet ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İkisi de, Kur&rsquo;an-ı kerim okumak demektir. Genelde kıraat, namaz i&ccedil;inde okumak; tilavet ise namaz dışında okumak anlamında kullanılır.</p>

<p><b>Sual:</b> Kur&#39;an-ı kerim, Mushaf haline nasıl geldi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an-ı kerim, 23 yılda, par&ccedil;a par&ccedil;a nazil oldu. İnen ayetler, &ccedil;eşitli şeylere yazıldığı gibi, m&uuml;minler tarafından da hemen ezberleniyordu. Ancak <b>Yemame</b> savaşında, Kur&#39;an-ı kerimin hepsini ezberleyen 70 h&acirc;fız şehit olunca, (Kur&#39;an-ı kerimi ezberden bilenler azalıyor) diye telaşlanan Hazret-i &Ouml;mer, halife Hazret-i Ebu Bekir&#39;e, Kur&#39;an-ı kerimin toplanıp yazılmasını tavsiye ve rica etti. Hazret-i Ebu Bekir de, Muhammed aleyhisselamın k&acirc;tibi olan <b>Zeyd bin</b> <b>Sabit</b>&#39;e Kur&#39;an-ı kerim s&ucirc;relerinin ayrı ayrı k&acirc;ğıtlara yazılmasını emretti. Sonra bir heyet, Kureyş leh&ccedil;esiyle bir <b>Mushaf </b>yazdı. Hazret-i Osman zamanında bu Mushaf&#39;tan, 6 adet daha yazılarak vilayetlere g&ouml;nderildi. Bu suretle, Resulullahın vefat edeceği yıl, Cebrail aleyhisselamla beraber iki defa okumuş oldukları Kur&#39;an-ı kerim yazıldı. Buna uymayan n&uuml;shaları imha edildi. Bug&uuml;n b&uuml;t&uuml;n İsl&acirc;m &uuml;lkelerinde mevcut olan Mushafların tertibi ve şekli Mushaf-ı Osmani&#39;ye tam uygundur. O zamandan beri bir tek harfi değişmemiştir. <b>(Mir&#39;at-ı k&acirc;inat)</b></p>

<p><b>Sadakallah&uuml;l-az&icirc;m demek<br />
Sual: </b>(Kur&rsquo;an-ı kerim okuduktan sonra, <b>sadakallah&uuml;l-az&icirc;m </b>demek bid&rsquo;attir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; manası, en doğrusunu Allah bilir demektir) deniyor. Bu yanlış değil mi?<br />
<b>CEVAP<br />
Sadakallah</b>, Allah doğru s&ouml;yledi demektir.<br />
<b>Sadaka Resulullah, </b>Resulullah doğru s&ouml;yledi demektir.<br />
<b>Sadakallah&uuml;l-az&icirc;m</b>, (Az&icirc;m olan, b&uuml;y&uuml;k olan Allah doğru s&ouml;yledi) demektir.</p>

<p>Kur&rsquo;an-ı kerim Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın s&ouml;z&uuml; olduğuna g&ouml;re, Allah doğru s&ouml;yledi demek, bid&rsquo;at olmaz. Asırlardır &acirc;limlerimiz b&ouml;yle s&ouml;ylemişlerdir.</p>

<p><b>S&ucirc;relerin yerleri<br />
Sual: </b>Kur&#39;an-ı kerimdeki s&ucirc;relerin ve &acirc;yetlerin yerleri nasıl tespit edilmiştir? Niye iniş sırasına g&ouml;re konmamıştır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
S&ucirc;relerin sırasını Peygamber efendimiz bildirmiştir. Halife hazret-i Osman da, bildirildiği şekilde yazdırdığı altı Mushaf&rsquo;ta bu s&ucirc;releri yerlerine koydurmuştur. <b>(Rehber Ansiklopedisi)</b></p>

<p>Resulullah&rsquo;ın dine ait her s&ouml;z&uuml; vahye dayanır. Bir &acirc;yet-i kerimede mealen, <b>(Resul&uuml;m kendi arzusuyla konuşmaz. Onun </b>[dini h&uuml;k&uuml;mlere ait her]<b> s&ouml;z&uuml; </b><b>vahiydir) </b>buyuruluyor.<b> </b>(Necm 3, 4)</p>

<p>Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Yemin ederim ki, ben size ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum.) </b>[Taberan&icirc;]</p>

<p>Farklı kaviller varsa da, &acirc;yetler gibi s&ucirc;relerin yerleri de vahye dayanmaktadır.<b> (Kurtubi)</b></p>

<p><b>Mushaf ve Kur&#39;an</b><br />
<b>Sual:</b> Mushaf ile Kur&#39;an arasındaki fark nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an, s&ouml;zl&uuml;kte, okumak, okunmuş gibi m&acirc;n&acirc;lara gelirse de, ıstılahta yani terim olarak, <b>(Allah&#39;ın s&ouml;z&uuml;)</b> demektir. <b>Mushaf</b>, Allah&rsquo;ın s&ouml;zlerinin yazıldığı kitabın adıdır. Bunun i&ccedil;in, b&uuml;y&uuml;k Kur&#39;an, k&uuml;&ccedil;&uuml;k Kur&#39;an, eski Kur&#39;an, yeni Kur&#39;an dememeli. Yani Allah&rsquo;ın s&ouml;zlerinin b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;, k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml;, eskisi ve yenisi olmaz. Ama Mushaf, kitap olduğu i&ccedil;in yenisi eskisi, k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml; b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; olur. Kur&#39;an-ı kerim, Allah&#39;ın s&ouml;z&uuml;d&uuml;r ve mahl&ucirc;k değildir, fakat Mushaf, k&acirc;ğıt olarak mahl&ucirc;ktur. Mahl&ucirc;k, yaratılmış demektir.</p>

<p>Mushaf, Allah&#39;ın s&ouml;zlerinin yazıldığı kitap olduğu i&ccedil;in, Mushaf yerine Kur&#39;an-ı kerim dense de caizdir. Zarf s&ouml;ylenir i&ccedil;indeki anlaşılır. Ama yine de bilenlerin Mushaf demesi daha iyi olur.</p>

<p><b>Mushaf ve Kur&#39;an ne demektir?<br />
Sual: </b>Mushaf yerine Kur&#39;an demek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;nce bunların m&acirc;n&acirc;larını bildirelim: Mushaf, Kur&#39;an-ı kerimin k&acirc;ğıtlara yazılarak kitap h&acirc;line gelmiş şeklidir, mahl&ucirc;ktur, yani yaratılmıştır. Kur&rsquo;an ise, Allah&#39;ın s&ouml;z&uuml;d&uuml;r, mahl&ucirc;k değildir. Ama &acirc;det olmuştur, Mushaf yerine Kur&rsquo;an da denmektedir. (Bunun i&ccedil;inde Kur&rsquo;an var yani Allah&#39;ın s&ouml;z&uuml; var) demektir. &Ccedil;ok zaman zarf s&ouml;ylenir, mazruf anlaşılır. Mazruf, zarfın i&ccedil;indeki demektir. Mesela (Soba yanıyor) denince, sobanın kendisi değil, i&ccedil;indeki odunun, k&ouml;m&uuml;r&uuml;n veya gazın yandığı anlaşılır. (Bu sınıf tembeldir) denince de, o sınıftaki &ouml;ğrencilerin tembel olduğu anlaşılır.</p>

<p>Kur&#39;an-ı kerimde, (Zalim k&ouml;yl&uuml;ler) i&ccedil;in, <b>(Zalim k&ouml;y),</b> (K&ouml;y halkına sor!) yerine,<b> (K&ouml;ye sor!)</b> denmiştir</p>

<p>Bunun gibi, <b>(Vatan sevgisi imandandır) </b>hadis-i şerifinden kasıt da, taş, toprak değil, vatanın i&ccedil;indeki M&uuml;sl&uuml;manlardır. <b>(Şeref-&uuml;l mek&acirc;n bil mek&icirc;n)</b> buyuruluyor. (Bir yerin şerefi i&ccedil;indekiyle &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;r) demektir. İ&ccedil;indeki iyi ise orası iyidir, k&ouml;t&uuml; ise orası k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Bir vatanda M&uuml;sl&uuml;manlar varsa orası kıymetlidir. Orayı sevmek imandan olur. Camiyi sevmek de imandandır. Barı, meyhaneyi sevmek de fısk alametidir.</p>

<p><b>(Allah tektir, teki sever)</b> hadis-i şerifi de b&ouml;yledir. (Teki sever) demek (Teke riayet eden M&uuml;sl&uuml;manı sever) demektir. M&uuml;sl&uuml;man olmayanı, teke riayet etse de sevmez.</p>

<p>&Acirc;yetler ve hadisler veciz olduğu gibi, genelde atas&ouml;zleri, deyimler de veciz olur. Mesela, <b>(Zaman sana uymazsa sen zamana uy!)</b> s&ouml;z&uuml; de b&ouml;yledir. Zamanın kendisine değil, (O zamandaki insanların faydalı işlerine, o zamanın tekniğine uy!) demektir.</p>

<p>Bir s&ouml;z&uuml;, s&ouml;yleyenin maksadına g&ouml;re anlamak gerekir. Maksadını d&uuml;ş&uuml;nmeden, (Bu doğru değil) demek yanlıştır. Mushaf demek daha uygunsa da, Kur&rsquo;an-ı kerim demek de caizdir.</p>

<p><b>&Acirc;yet yazılı k&acirc;ğıt</b><br />
<b>Sual: </b>&Acirc;yet-i kerime yazılı k&acirc;ğıt par&ccedil;alarını ne yapmak lazımdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İ&ccedil;inde &acirc;yet-i kerime bulunan k&acirc;ğıt par&ccedil;alarının kendilerini veya bunları yakıp k&uuml;llerini, denize d&ouml;kmek veya ayak basılmayan temiz bir yere g&ouml;mmek gerekir.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Kur&rsquo;andaki &acirc;yet ve sure sayıları net ve kesin değil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&rsquo;an-ı kerimde 114 sure ve 6236 &acirc;yet vardır. &Acirc;yetlerin sayısının 6236&rsquo;dan az veya daha &ccedil;ok olduğu bildirildi ise de, bu ayrılıklar, b&uuml;y&uuml;k bir &acirc;yetin, birka&ccedil; k&uuml;&ccedil;&uuml;k &acirc;yet sayılmasından veya birka&ccedil; kısa &acirc;yetin, bir b&uuml;y&uuml;k &acirc;yet yahut surelerin başındaki Besmelelerin bir veya ayrı ayrı &acirc;yet sayılmasından ileri gelmiştir. Bu hususta <strong>Bostan-&uuml;l-&acirc;rifin</strong> kitabında geniş bilgi vardır.</p>

<p><strong>Kur&rsquo;an-ı kerimin Mushaf haline gelmesi<br />
Sual: </strong>Kur&rsquo;an-ı kerim, bug&uuml;n elimizdeki şekli ile mi geldi yoksa daha sonra mı toplanıp bu şekilde oldu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cebr&acirc;&icirc;l aleyhisselam her sene bir kerre gelip, o ana kadar inmiş olan Kur&rsquo;an-ı kerimi, Levh-il-mahf&ucirc;zdaki sırasına g&ouml;re okur, Peygamber efendimiz dinler ve tekrar ederdi. Ahirete teşrif edeceği sene, iki kere gelip, tamamını okudular. Muhammed aleyhisselam ve Eshab-ı kiramdan &ccedil;oğu, Kur&rsquo;an-ı kerimi tamamen ezberlemişti. Bazıları da, bazı kısımları ezberlemiş, bir&ccedil;ok kısımlarını yazmışlardı. Muhammed aleyhisselam, ahirete teşrif ettiği sene, halife hazret-i Eb&ucirc; Bekir, ezber bilenleri toplayıp ve yazılı olanları getirtip bir heyete, b&uuml;t&uuml;n Kur&rsquo;an-ı kerimi, k&acirc;ğıt &uuml;zerine yazdırdı. B&ouml;ylece, Mushaf denilen bir kitap meydana geldi. Otuz&uuml;&ccedil;bin Sahabi bu Mushafın her harfinin, tam yerinde olduğuna s&ouml;z birliği ile karar verdi. S&ucirc;reler belli değildi. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; halife hazret-i Osman, hicretin 25. senesinde, s&ucirc;releri birbirinden ayırdı. Yerlerini sıraladı. Altı tane daha Mushaf yazdırıp, Bahreyn, Şam, Mısır, Kufe, Yemen, Mekke ve Medine&rsquo;ye verdi. Bug&uuml;n, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada bulunan mushaflar, hep bu yedisinden yazılıp, &ccedil;oğalmıştır. Aralarında bir nokta farkı bile yoktur.</p>

<p><strong>G&ouml;sterdiği</strong> <strong>yolda</strong> <strong>gitmek</strong> <strong>i&ccedil;in</strong> <strong>g&ouml;nderildi<br />
Sual: </strong>Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim sadece okumasını &ouml;ğrenmek ve tecvid kaidelerine uyarak okumak i&ccedil;in mi g&ouml;nderildi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Konu ile alakalı olarak Kimy&acirc;-i se&#39;&acirc;det kitabında buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okumasını &ouml;ğrenmek &ccedil;ok sevaptır. Fakat, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okuyanların ve hafızların, ona saygı g&ouml;stermeleri lazımdır. Bunun i&ccedil;in de, her s&ouml;z&uuml;, her işi Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime uygun olmalıdır. Onun edebi ile edeplenmelidir. Onun yasak ettiği şeylerden sakınmalıdır. Ona, b&ouml;yle saygı g&ouml;stermezse, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim kendisine d&uuml;şman olur. Resulullah aleyhisselam buyurdu ki:<br />
<strong>(&Uuml;mmetimdeki m&uuml;nafıkların &ccedil;oğu, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okuyanlardan olacaktır.)</strong></p>

<p>Ebu S&uuml;leyman D&acirc;r&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Cehennemde azap yapan, Zeb&acirc;n&icirc; adındaki melekler, puta tapan kafirlerden &ouml;nce, İsl&acirc;miyete uymayan hafızlara saldıracaklardır.&rdquo; Para kazanmak i&ccedil;in mevlid okuyan, m&ucirc;siki ile mevlid okuyan hafızlar da b&ouml;yledir. Şunu iyi bilmelidir ki, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim, yalnız okumak i&ccedil;in g&ouml;nderilmedi. G&ouml;sterdiği yolda gitmek, İsl&acirc;miyete uymak i&ccedil;in g&ouml;nderildi.&rdquo;</p>

<p>Şir&#39;a-t&uuml;l-isl&acirc;mda deniyor ki:<br />
&ldquo;Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi şarkı s&ouml;yler gibi okumak, bidatlerin en &ccedil;irkini, en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r. B&ouml;yle okuyanlar cezalandırılır.&rdquo;</p>

<p><strong>Eskiyen Mushafı yakmak<br />
Sual: </strong>Evlerde yıpranmış, sayfaları kopmuş, okunamaz durumda olan Kur&rsquo;&acirc;nlar, Mushaflar yakılabilir mi veya ne yapmalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Konu ile alakalı olarak Ber&icirc;kada deniyor ki:<br />
&ldquo;T&acirc;t&acirc;rh&acirc;niyyede, yırtık, eski olup kullanılamayan Mushaf yakılmaz. Temiz beze sarıp toprağa g&ouml;m&uuml;l&uuml;r. Yahut toz gelmeyen temiz bir yere konur diyor. Sir&acirc;ciyyede ise, g&ouml;m&uuml;l&uuml;r veya yakılır demektedir. M&uuml;cteb&acirc;da ise, akan suya bırakmaktansa, g&ouml;mmek iyi olur deniyor. Minh&acirc;c-&uuml;d-d&icirc;n kitabında, yakmak yasak değildir, &ccedil;&uuml;nk&uuml;, hazret-i Osman, mens&ucirc;h ayetler bulunan Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi yaktı, Esh&acirc;b-ı kiramdan hi&ccedil; kimse, buna karşı bir şey demedi deniyor. Yakmak, yıkayıp yazıları gidermekten daha iyi olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, yıkamakta kullanılan sular ayak altında kalır denildi. Bunlardan anladığımız, yakmayıp, yıkayıp yazılarını gidermek veya g&ouml;mmek iyi olur.&rdquo;</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n bunlardan anlaşılıyor ki, eskimiş, istifade edilmez h&acirc;le gelmiş olan Mushafları, ayak altında bırakmak, bir şey sarmak, kaplamak, kese k&acirc;ğıdı yapmak gibi kullanmak, hakaret etmek olur, haram olur. &Ccedil;&uuml;r&uuml;y&uuml;p toprak oluncaya kadar a&ccedil;ılmayacağı emin olan yerdeki toprağa g&ouml;mmek, bu yapılamazsa, yakıp k&uuml;l&uuml;n&uuml; g&ouml;mmek veya k&uuml;l&uuml;n&uuml; denize, nehre koymak lazımdır. Hakaretten kurtarmak i&ccedil;in yakmak caiz, hatta l&acirc;zım olur. Sir&acirc;ciyye fetv&acirc;sı, M&uuml;nyet-&uuml;l-m&uuml;ft&icirc; ve Hal&icirc;m&icirc;den de b&ouml;yle anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime veya din kitaplarının bulunduğu yere karşı ayak uzatmakta dinen bir mahzur olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mushafa yani Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime ve din kitaplarına karşı ayak uzatmak mekruhtur. Eğer bunlar y&uuml;ksekte iseler, ayak uzatmak mekruh olmaz.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi okunmadığı h&acirc;lde, evde bereket i&ccedil;in bulundurmanın bir mahzuru olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda Hindiyyede deniyor ki:<br />
&ldquo;Mushafı hi&ccedil; okumayıp, hayır ve bereket i&ccedil;in evinde saklamak caizdir ve sevaptır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: </strong>Dini yazılar bulunan gazete veya benzeri k&acirc;ğıtları, herhangi bir şey sarmak i&ccedil;in kullanmanın dinen mahzuru olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Fıkıh yazılı kağıtlara bir şey sarmak caiz değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Peygamberlerin aleyhim&uuml;ssel&acirc;m isimleri yazılı ise, bunları silip, sonra bir şey sarılabilir. Fakat, bunlara da sarmamak layıktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin harfleri de muhteremdir.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Bazı kimseler, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi ve ekmeği &ouml;pmektedir. Bunları &ouml;pmenin dinen bir mahzuru var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi ve ekmeği &ouml;pmek caizdir.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Tecvid kaidelerine uymadan okunan ayet ve surelerle kılınan namaz kabul olmaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
K&ouml;yl&uuml;ye, yaşlıya, tecvidsiz namaz kılınmaz dememelidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bunlar artık &ouml;ğrenemez ve namazı b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n bırakır. H&acirc;lbuki, tecvidsiz namazın caiz olduğuna, fetva veren &acirc;limler vardır. Bu fetva zayıf ise de, hi&ccedil; kılmamaktan iyidir. Hara&ccedil;, sıkıntı olunca başka mezhebi taklit caizdir, cahillere, acizlere zorluk &ccedil;ıkarmamalıdır.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=498]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 10 Ağu 2025 17:39:58 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Evliyanın vasıfları]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Evliya nasıl tanınır, vasıfları nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ccedil;alışmak farz olduğu i&ccedil;in, enbiya ve evliya da &ccedil;alışır. Mesela &Acirc;dem aleyhisselam, &ccedil;ift&ccedil;ilikle uğraşırdı. Nuh aleyhisselam marangoz, Davud aleyhisselam demirci idi. Evliya-i kiram da &ccedil;eşitli meslek sahibi idiler. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Sevdiklerimi </b>[evliyamı] <b>halkın i&ccedil;inde saklarım, herkes tanıyamaz) </b>buyuruyor. Onları tanıyan kimseler az da olsa vardır.</p>

<p>Evliyanın vasıflarından bazıları ş&ouml;yle bildirilmiştir:<br />
<b>1- </b>Evliyanın kerameti olur. Gaybı yalnız evliya değil, melekler ve hatta Peygamberler bile bilmez. Ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dilerse, herhangi bir kuluna da bildirir. Peygamber efendimizin gaybı bildiren &ccedil;ok mucizesi vardır. Evliyanın da gaybı bildiren &ccedil;ok kerametleri g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.</p>

<p><b>2- </b>Evliyayı g&ouml;ren kimsenin g&ouml;nl&uuml; ona mail olur. Evliyanın her s&ouml;z&uuml;, her hareketi İslam&rsquo;a uygundur. Yanında bulunan kimselerin kalblerinde Allah korkusu ve Allah sevgisi h&acirc;sıl olur. Başka şeylerden soğur. Evliya, &ouml;l&uuml; kalbleri diriltir. Kalblerdeki pası temizler. Onun yanında duranın g&uuml;nah işleme arzusu yok olmaya başlar.</p>

<p><b>3- </b>İtikadında bozukluk olan evliya olamaz. Amelde ve itikadda bid&rsquo;atin zulmeti, evliyalık nurunun kalbe girmesine mani olur. Kalb, bid&rsquo;atlerden temizlenmedik&ccedil;e ve doğru itikad ile s&uuml;slenmedik&ccedil;e, hakikat g&uuml;neşinin ışıkları oraya giremez.</p>

<p><b>4- </b>Evliya b&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml; huylardan uzaktır. İyi huylarla s&uuml;slenmiştir. Kendisine zulmedeni affeder, darılana iyilik ve ihsanda bulunur. Onda mal, mevki ve ş&ouml;hret hırsı bulunmaz. &Ouml;v&uuml;lmeyi sevmez. Yerilmekten korkmaz. Tevazu sahibidir. Kendisini kimseden &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmez. Hi&ccedil; kimseyi aşağılamaz. İlim sahibidir, ihl&acirc;sla amel eder. Kimsenin zararını istemez. Herkese merhamet eder, acır. İnsanların saadeti i&ccedil;in &ccedil;alışır. S&ouml;z&uuml;nde durur. Emanete riayet eder. Kimseye hıyanet etmez. Suizan, gıybet ve fitneden ka&ccedil;ar. Haklı olsa da m&uuml;nakaşa etmez. Belalara, sıkıntılara g&ouml;ğ&uuml;s gerer. Nimetlere ş&uuml;kreder. Ehline danışarak iş yapar. G&uuml;nah işlemekten ve bilhassa imansız gitmekten &ccedil;ok korkar. &Ccedil;ok istigfar eder.</p>

<p>Kısacası evliya en iyi insan demektir. Muhammed Salim hazretlerine, (Bir kimsenin evliya olduğu nasıl anlaşılır?) dediklerinde, (Tatlı dili, g&uuml;zel ahlakı, g&uuml;ler y&uuml;z&uuml;, c&ouml;mertliği, m&uuml;nakaşa etmemesi, &ouml;z&uuml;rleri kabul etmesi ve herkese merhamet etmesi ile bir kimsenin veli olduğu anlaşılır) buyurdu.</p>

<p><b>Eskiden evliya &ccedil;ok idi </b><br />
Eskiden <b>Abd&uuml;lkadir-i Geylani</b>,<b> imam-ı Rabbani </b>ve <b>Ahmed Rıfai </b>hazretleri gibi m&uuml;rşid-i k&acirc;mil olan evliya var idi. Evliya oldukları bazı vasıfları ile bilinirdi. B&ouml;yle zatların vasıfları kitaplarda bildirilmiştir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisine kavuşmuş olana <b>Evliya </b>denir. Başkalarının da kavuşmalarına vasıta olana <b>M&uuml;rşid </b>denir. M&uuml;rşid-i k&acirc;milin, yani rehberlik eden evliyanın alameti, itikadının d&uuml;zg&uuml;n olması ve İslam ahk&acirc;mına tam uymasıdır. S&ouml;zleri, hareketleri İslam ahk&acirc;mına uygun olmayan zat, havada u&ccedil;sa da, rehber olamaz. Evliya ile konuşmak ve onu g&ouml;rmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamaya sebep olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başka her şey kalbe soğuk gelir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Evliyam şunlardır ki; ben anılırsam, onlar hatırlanır, onlar hatırlanınca ben anılırım) </b>buyuruyor. Resulullah efendimize, evliyanın alametleri sorulunca, <b>(Onlar g&ouml;r&uuml;l&uuml;nce Allah hatırlanır) </b>buyurdu. Bug&uuml;n yapılacak iş, eskiden yazılmış, İslam &acirc;limlerinin kitaplarını okumaktır.</p>

<p><b>M&uuml;rşidin vasıfları</b><br />
Eski m&uuml;rşidlerin vasıflarından birka&ccedil;ı ş&ouml;yledir:<br />
<b>1- </b>L&uuml;zumlu akaid ve fıkıh bilgilerine v&acirc;kıf idiler. Fıkıh bilmeyen evliya olamaz.</p>

<p><b>2- </b>Hep g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olup, bir anne şefkati ile talebeyi terbiye ederler idi.</p>

<p><b>3- </b>Hi&ccedil; bir talebenin parasında g&ouml;z&uuml; olmazdı. <b>(Allah&rsquo;ın evliyası, c&ouml;mertlik ve g&uuml;zel ahlak &uuml;zere yaratılmıştır) </b>hadis-i şerifine uygun vasıfta olup, talebelerine elinden gelen yardımı yaparlar idi.</p>

<p><b>4- </b>Talebelerinin sırlarını gizli tutarlardı. (Se&ccedil;ilmişlerin kalbleri sırların mezarıdır) denirdi.</p>

<p><b>5- (&Uuml;stada da, talebeye de saygılı olun) </b>hadis-i şerifine g&ouml;re merhametli ve tevazu sahibi idiler.</p>

<p><b>6- (Her ilim sahibinin &uuml;st&uuml;nde daha iyi bilen vardır) </b>mealindeki &acirc;yet-i kerime mucibince ilimleri ile b&uuml;y&uuml;klenmezlerdi.</p>

<p>İlmi ile mağrur olanlar, ilimleri az olanlardır. Az bir şey &ouml;ğrenince her şeyi &ouml;ğrendiklerini zannederler. Fazla bilgi sahibi olanlar, ilmin sınırsızlığını ve sonuna ulaşmaktan aciz olduklarını bildiklerinden tevazudan ayrılmazlar. Zaten &acirc;lim, bilmediklerinin bildiklerinden &ccedil;ok olduğunu bilen zattır.</p>

<p><b>7- </b>Bilmedikleri olursa, <b>&ldquo;Bilmiyoruz&rdquo; </b>demekten &ccedil;ekinmezlerdi.<br />
Peygamber efendimiz de, b&uuml;t&uuml;n yaratılmışların en &uuml;st&uuml;n&uuml; olduğu halde, <b>(Bilmiyorum, Cebrail aleyhisselama sorayım da &ouml;yle cevap vereyim) </b>buyurmuştur. Hazret-i İbni Abbas da (Bilmiyorum diyemeyen helak olmuştur) buyuruyor.</p>

<p><b>8- </b>Malayani, yani boş konuşmazlardı.</p>

<p><b>9- </b>Talebeleri de &uuml;st&uuml;n kimselerdi. Her talebe, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisi ile ve Onun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanardı. Bilmediği, anlayamadığı bir aşk ile şaşkın haldeydi. Uykuları ka&ccedil;ar, g&ouml;zyaşları dinmezdi. Ge&ccedil;mişteki g&uuml;nahlarından utanarak başını kaldıramaz, her işinde Allah&rsquo;tan korkar, titrerdi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak i&ccedil;in &ccedil;ırpınırdı. Her işinde sabreder ve affeder, her ge&ccedil;imsizlikte, sıkıntıda kusuru kendinde g&ouml;r&uuml;rd&uuml;. Her nefeste Allah&rsquo;ı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r, gaflet ile yaşamaz, kimseyle m&uuml;nakaşa etmezdi. Bir kalbi incitmekten korkar, kalbleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın evi bilirdi. Eshab-ı kiramın hepsini, &ldquo;radıyallah&uuml; te&acirc;l&acirc; anh&uuml;m ecmain&rdquo; diyerek iyi bilir, hepsinin iyi olduğunu s&ouml;ylerdi.</p>

<p><b>10- </b>İlmiyle amildiler. Yani bildikleriyle amel ederlerdi. Bildiği ile amel etmeyen, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; din gibi ortaya atan ve b&ouml;l&uuml;c&uuml;l&uuml;k yapanlar k&ouml;t&uuml; &acirc;limlerdir. K&ouml;t&uuml; &acirc;limler Kur&rsquo;an-ı kerimde <b>(Kitap y&uuml;kl&uuml; merkebe) </b>benzetilmiştir. (Cuma 5)</p>

<p>Bilin ki, evliyada &uuml;&ccedil; alamet bulunur:<br />
Biri, g&ouml;renin g&ouml;nl&uuml;, hep ona mail olur.</p>

<p>İkinci alameti sohbetten anlaşılır,<br />
Her ne dese, dinleyen s&ouml;z&uuml;ne kail olur.</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; ş&ouml;yledir, onun c&uuml;mle azası,<br />
Dinin edepleriyle, her zaman &acirc;mil olur.</p>

<p>Evliyayı sevenler ona g&ouml;n&uuml;l verenler,<br />
Sayısız nimetlere ş&uuml;phesiz nail olur.<br />
Basireti a&ccedil;ılır, gafleti zail olur.</p>

<p><b>&Uuml;veysilik nedir?<br />
Sual:</b> &Uuml;veysilik nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Peygamber efendimiz veya evliyanın ruhları ile terbiye edilene &uuml;veysi denir. Kitaplardaki bilgiler ş&ouml;yle:<br />
Evliyadan birine &uuml;veysi olmak i&ccedil;in her g&uuml;n tenha bir yerde iki rek&acirc;t namaz kılıp, bir Fatiha okuyup, sevaplarını onun m&uuml;barek ruhuna g&ouml;ndermeli, bir m&uuml;ddet onun ruhunu d&uuml;ş&uuml;nmeli. Birka&ccedil; g&uuml;n sonra onun &uuml;veysisi olunur. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l-mearif)</b></p>

<p>Evliyadan birinin &uuml;veysisi olmak i&ccedil;in tenha bir yerde iki rek&acirc;t namaz kılıp, sevabını o velinin ruhuna g&ouml;nderip ruhunu d&uuml;ş&uuml;nerek beklemelidir. <b>(Makamat-i Mazheriyye)</b></p>

<p>&Uuml;veysi olmak i&ccedil;in itikadın d&uuml;zg&uuml;n olması ve dinimizin emirlerine uyulması gerekir. Ayrıca, &ccedil;ok sevmek de şarttır. B&ouml;yle bir kimse, istediği velinin &uuml;veysisi olabilir. &Uuml;veysi olan da, o veli tarafından terbiye edilerek y&uuml;kselir.</p>

<p>İmam-ı Rabbani hazretleri gibi Resulullah efendimizin v&acirc;rislerinden birine &uuml;veysi olan, aynı zamanda Resulullaha da &uuml;veysi olmuş olur.</p>

<p><b>Evliyanın farkı<br />
Sual:</b> Evliya da insan olduğuna g&ouml;re, diğer insanlardan farkı nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evliya da insandır; fakat bir veli, evliya olmamış binlerce M&uuml;sl&uuml;mandan &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Hi&ccedil; bir şey, mislinin, bin katı olamaz. Fakat ger&ccedil;ek m&uuml;min, </b>[veli kul, arif-i billah] <b>bin insandan daha iyidir.) </b>[Taberani]</p>

<p>Kur&#39;an-ı kerimde de bu m&uuml;minlerin yani evliyanın, ariflerin &uuml;st&uuml;n olduğu bildiriliyor:<br />
<b>(Siz ger&ccedil;ekten m&uuml;min iseniz, &ccedil;ok &uuml;st&uuml;ns&uuml;n&uuml;z.) </b>[Al-i İmran 139]</p>

<p><b>Evliya ve m&uuml;rşid-i k&acirc;mil<br />
Sual: </b>Her evliya aynı zamanda m&uuml;rşid-i k&acirc;mil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her m&uuml;rşid-i k&acirc;mil evliyadır; ama her evliya m&uuml;rşid-i k&acirc;mil değildir, hatta m&uuml;rşid bile olmayabilir. M&uuml;rşid-i k&acirc;mil, b&uuml;t&uuml;n işleri, İslamiyet&rsquo;e uygun olan, tasavvuf ilminde uzman Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi demektir. Derin &acirc;lim yani m&uuml;ctehid olmayan, m&uuml;rşid-i k&acirc;mil olamaz. Başka ilimlerin uzmanlarına k&acirc;mil denmez.<b> </b>M&uuml;rşid-i k&acirc;mil, ictihad derecesinde y&uuml;ksek &acirc;lim olduğu i&ccedil;in, hem ilim, hem de marifet sahibidir. Buna, <b>(Z&uuml;l-cenahayn)</b> denir. Akılla anlaşılan bilgilere <b>(ilim)</b>, kalble anlaşılan bilgilere <b>(marifet)</b> ve <b>(irfan) </b>denir.</p>

<p>İnsan &ccedil;alışmakla evliya olabilir; fakat m&uuml;rşid-i k&acirc;mil farklıdır. M&uuml;rşid-i k&acirc;mil, hem zahiri ilimlerde, hem de tasavvuf bilgilerinde ihtisas sahibidir. K&acirc;mil ve m&uuml;kemmildir, yani hem yetişmiştir hem de başkalarını yetiştirebilme kabiliyetine sahip b&uuml;y&uuml;k &acirc;limdir.</p>

<p>Bir kimse, kitap okumadan evliya olabilirse de, m&uuml;rşid olamaz. M&uuml;rşidin, m&uuml;ctehid olması ve marifette, <b>(Vil&acirc;yet-i hassa-i Muhammediyye)</b> mertebesinde bulunması lazımdır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
<b>(M&uuml;rşid-i k&acirc;milin bakışları, kalb hastalıklarına şifa verir. Onun tevecc&uuml;h&uuml;, yani kalbini bir kimseye &ccedil;evirmesi, k&ouml;t&uuml;, &ccedil;irkin huyları insandan siler, s&uuml;p&uuml;r&uuml;r.)</b></p>

<p>Abdulhak-ı Dehlevi hazretleri de buyuruyor ki:<br />
<b>(M&uuml;rşid-i k&acirc;millerin en &uuml;st&uuml;nleri, d&ouml;rt mezhep imamlarıdır. Bu d&ouml;rt imam, İsl&acirc;m dininin d&ouml;rt temel direkleridirler.)</b></p>

<p><b>Ulema ve evliya</b><br />
<b>Sual:</b> &Acirc;limler mi daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r, yoksa tasavvuf yolunda ilerleyen evliya mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
İlim &ouml;ğrenen kimse, nefsine uyarak g&uuml;nah işlerse, kendine zarar yaparsa da, onun ilminden faydalananlar olur. Kendini yakarsa da, başkalarının kurtulmasına sebep olur. Tasavvuf yolunda ilerlemeye &ccedil;alışan kimse, kendini kurtarmakla uğraşır. Başkalarına faydası olmaz. Dinimiz, insanların saadetine &ccedil;alışanları, kendini kurtarmaya &ccedil;alışanlardan, daha &uuml;st&uuml;n tutar. Tasavvuf yolunda ilerleyen bir kimse, tasavvufta bildirilen makamlara erer ve sonra insanları davet etmek vazifesiyle şereflendirilirse, İslamiyet&#39;i bildirenlerden, herkesi saadete erdirenlerden olur. İslam &acirc;limleri gibi &uuml;st&uuml;n ve kıymetli olur. Bu, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın &ouml;yle bir nimetidir ki, dilediği se&ccedil;ilmişlere ihsan eder. Onun ihsanı pek b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. <b>(1/48)</b></p>

<p><b>Eski m&uuml;rşidler<br />
Sual: </b>Eskiden M&uuml;rşid-i k&acirc;mil olan zatlar, m&uuml;ridlerinin hallerinden nasıl haberdar olurdu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bazıları, Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;in g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; şekilde, televizyon ekranındaki gibi net g&ouml;r&uuml;rlerdi, buna tayy-i mek&acirc;n denir. Bazıları da, tevilli olarak, yani alametlerini g&ouml;r&uuml;p anlarlardı. Bazıları da, hi&ccedil; g&ouml;rmeden kalblerine ilham olunurdu.</p>

<p><b>Bid&#39;at ehli evliya olamaz</b><br />
<b>Sual: </b>Evliya zatların hepsi Ehl-i s&uuml;nnet miydi? Bid&rsquo;at ehlinden evliya olamaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bid&rsquo;at ehli, hakiki M&uuml;sl&uuml;man değil ki, evliya olabilsin. Tasavvuf b&uuml;y&uuml;klerinin hepsi, Ehl-i s&uuml;nnet idi. Bid&rsquo;at sahiplerinden hi&ccedil;biri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın marifetine yaklaşamamıştır. Evliyalık nurları, bunların kalblerine girmemiştir. Amelde ve itikatta olan bid&rsquo;atin zulmeti, evliyalık nurunun kalbe girmesine mani olur. Kalb, bid&rsquo;at pisliklerinden temizlenmedik&ccedil;e ve Ehl-i s&uuml;nnet itikadıyla s&uuml;slenmedik&ccedil;e, hakikat g&uuml;neşinin ışıkları oraya giremez. O kalb, yak&icirc;n nuruyla aydınlanamaz. <b>(Merec-&uuml;l-bahreyn)</b></p>

<p><b>Allah&rsquo;ı hatırlatan zat<br />
Sual: </b>(Bir kimse, g&ouml;r&uuml;l&uuml;nce veya sohbetine gidilince, eğer d&uuml;nya sevgisi unutuluyor, &acirc;hirete rağbet artıyorsa, o kimse Allah adamıdır) deniyor. Bu s&ouml;z doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, doğrudur. Birka&ccedil; hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Evliya g&ouml;r&uuml;l&uuml;nce, Allah hatırlanır.) </b>[İbni Mace]</p>

<p><b>(Evliya o kimselerdir ki, onlar g&ouml;r&uuml;l&uuml;nce, Allah hatırlanır.) </b>[İbni Ebi Şeybe, Ebu Nuaym]</p>

<p><b>(Hak te&acirc;l&acirc;, &ldquo;Ben anılınca evliyam hatırlanır, onlar anılınca, ben hatırlanırım&rdquo; buyurdu.)</b> [İ. Begavi - Mesabih]</p>

<p><b>(&Ouml;yle zatlar var ki, Allah&rsquo;ı hatırlamanın anahtarıdır. Onlar g&ouml;r&uuml;l&uuml;nce Allah hatırlanır.) </b>[Taberan&icirc;]</p>

<p><b>(Her &acirc;limin sohbetine gitmeyin! Ancak şu beş şeyden sakındırıp, diğer beş şeye davet eden &acirc;limin sohbetine gidin!<br />
1- Şekten, yak&icirc;ne sevk eden,</b> [Ş&uuml;pheli inanıştan sakındırıp kesin imana y&ouml;nlendiren]<br />
<b>2- Kibirden uzaklaştırıp, tevazua y&ouml;nelten,<br />
3- Nefreti, d&uuml;şmanlığı bıraktırıp, hayra sevk eden,<br />
4- Riyadan uzaklaştırıp, ihl&acirc;sa &ccedil;eviren,<br />
5- D&uuml;nyadan, z&uuml;hde</b> [tamahtan, tok g&ouml;zl&uuml; olmaya] <b>&ccedil;ağıran.)</b> [Asakir]</p>

<p>G&ouml;r&uuml;l&uuml;nce Allah&rsquo;ı hatırlatan zatların sohbetine gitmeli, b&ouml;yle zatları sevenlerle beraber olmaya &ccedil;alışmalı. B&ouml;yle b&uuml;y&uuml;k zatlar bulunmazsa, onların kitaplarını okumalı, &ccedil;&uuml;nk&uuml; <b>(Kitap okumak, sohbetin yarısıdır)</b> buyurulmuştur.</p>

<p><b>Evliyayı hatırlamak</b><br />
<b>Sual: </b>Hadis d&uuml;şmanı biri,<b> (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyurdu ki: Ben zikrolununca Evliyam hatırlanır. Onlar zikrolununca da ben hatırlanırım)</b> mealindeki hadis i&ccedil;in, (Bu hadis, Kur&#39;anın tevhid inancına aykırıdır) diyor. Bir hadis, tevhid inancına aykırı olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sanki hadis-i şerifin tevhid inancı ile Kur&#39;an-ı kerimin tevhid inancı farklı gibi ayrım yapılıyor. Kimi mezhepsizler de, (Bu hadis, Kur&#39;an-ı kerimin ruhuna aykırıdır) diyorlar. Kur&#39;anın ruhu, hadisin ruhundan farklı gibi, ayrı bir yol &ccedil;ıkarıyorlar. Kur&#39;an-ı kerimde, Peygamberlerin yoluyla Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yolunu ayıranların k&ouml;t&uuml; h&acirc;li bildiriliyor:<br />
<b>(Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp, ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, k&acirc;firdir.)</b> [Nisa 150,151]</p>

<p>Hi&ccedil;bir hadis-i şerif, elbette tevhid inancına aykırı olamaz. Bu hadis-i şerifi, <b>Ebu Nuaym</b> ve <b>İmam-ı </b><b>Begavi</b> gibi b&uuml;y&uuml;k hadis &acirc;limleri bildiriyor. Yine, bu konudaki iki hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Evliya g&ouml;r&uuml;l&uuml;nce, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; hatırlanır.)</b> [İbni Mace, Hakim-i Tirmizi]</p>

<p><b>(G&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;zde sizlere Allah&#39;ı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ilmi ahireti d&uuml;ş&uuml;nmenize yarayanla beraber olun!)</b> [Ebu Ya&#39;la]</p>

<p><b>M&uuml;rşid-i k&acirc;mil yok mu?<br />
Sual: </b><em>(Bug&uuml;n evliya, m&uuml;rşid, derg&acirc;h, tarikat yoktur. Bunun i&ccedil;in d&icirc;n&icirc; anlamda em&icirc;r yoktur)</em> deniyor. Bunlar doğru mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
<em>(Evliya, m&uuml;rşid-i k&acirc;mil yok)</em> demek, hatt&acirc; m&uuml;rşid olarak bilinen zatlara, m&uuml;rşid değil demek &ccedil;ok yanlıştır. D&uuml;nya evliya zatlardan boş değildir. Belki azdır, ama mutlaka vardır. Yok demek, akıldan veya ilimden noksanlık alametidir. Din kitaplarında birler, &uuml;&ccedil;ler, yediler, kırklar, beş y&uuml;zler gibi adlandırılan Evliya zatlardan bahsedilir. Ebdal denilen evliya her zaman bulunur. İki hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(40 kişi olan ebdallerin bereketiyle d&uuml;şmana galip gelir, beladan kurtulursunuz.)</b> [İ. Asakir]</p>

<p><b>(Yery&uuml;z&uuml;nde her zaman </b>[ebdallerden] <b>kırk kişi bulunur. Her biri İbrahim aleyhisselam gibi bereketlidir. Bunların bereketiyle yağmur yağar.)</b> [Taberani]</p>

<p>Peygamber efendimiz b&ouml;yle buyururken h&acirc;ş&acirc; o nasıl yalanlanabilir?</p>

<p>Evliya zatları herkesin tanıması elbette zordur. &Acirc;limlerimiz, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, rızasını taatte, gazabını g&uuml;nahlarda, orta namazı beş vakit namazda, evliyasını halk arasında, Kadir gecesini Ramazan ayı i&ccedil;inde gizlemiştir)</b> buyuruyor. Zaten ben evliyayım diyen, veli değildir. Evliya zatlar, kendilerini gizler. Bunun i&ccedil;in evliyayı tanımak zordur. Piyasada, <em>(Ben evliyayım, ben m&uuml;rşidim) </em>diyen &ccedil;ok olsa da, bunlara itibar etmemeli.</p>

<p>&Uuml;&ccedil;ler, yediler, kırklar gibi adlandırılan Evliya zatlar nasıl ink&acirc;r edilir? Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(Her asırda salih zatlar vardır. Bunlar 500 kişi olup kırkı ebdaldir.)</b> [Ebu Nuaym]</p>

<p>Ayrıca her asırda gelen, m&uuml;ceddid olan b&uuml;y&uuml;k &acirc;lim ve evliya zatlar da vardır. Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, her asırda dinini yenileyecek bir m&uuml;ceddid g&ouml;nderir.)</b> [Ebu Davud]</p>

<p>Dini bid&rsquo;atlerden temizleyen m&uuml;ceddid zatları ink&acirc;r etmek daha k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. M&uuml;ceddidlerin &ccedil;oğu m&uuml;rşid-i k&acirc;mildir. Her zaman Ehl-i s&uuml;nnet olan, doğru bir taife de [bir grup] bulunur. Bunların başında bir em&icirc;r, bir m&uuml;rşid-i k&acirc;mil vardır. Bu taife Kıyamete kadar devam eder. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(&Uuml;mmetimden bir taife </b>[grup],<b> Allah&rsquo;ın emriyle hak &uuml;zere hareket etmekte devam eder.)</b> [Buhari]</p>

<p>Hak &uuml;zere olup da m&uuml;rşidsiz bir taife, bir grup d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemez.</p>

<p>Mişkat&rsquo;taki, <b>(&Uuml;mmetim arasında, doğru yolda olanlar, her zaman bulunur. Onlara karşı &ccedil;ıkanlar, doğru yolda olan bu kimselere zarar veremez.) </b>hadis-i şerifi de g&ouml;steriyor ki, (Evliya yok, m&uuml;rşid-i k&acirc;mil yok, em&icirc;r yok) diyenler, Kıyamete kadar devam edecek olan doğru gruba asla zarar veremez.</p>

<p>Dinimizin yayılması, eskiden tekkeyle, derg&acirc;hla olurdu. Tekke, derg&acirc;h yok diye, m&uuml;rşid yok demek ahmaklıktır. M&uuml;rşid, bir tekkede, derg&acirc;hta oturan zat değildir.</p>

<p>M&uuml;rşid-i k&acirc;mil, b&uuml;t&uuml;n s&ouml;zleri, b&uuml;t&uuml;n işleri, İslamiyet&rsquo;e uygun olan, İsl&acirc;miyet&#39;i iyi bilen Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limidir. İnsanların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasını kazanmalarına vasıta olan zattır. <b>(İslam Ahlakı)</b></p>

<p>M&uuml;rşid-i k&acirc;mile kavuşmak, en b&uuml;y&uuml;k saadettir. Onu aramak birinci vazifedir. Hakiki M&uuml;rşid, kıyamete kadar mevcuddur. Halis olan taliblere kendisini tanıtır. D&uuml;şmanlardan, ahmaklardan saklanır. <b>(Hak S&ouml;z&uuml;n Vesikaları)</b></p>

<p>(D&uuml;nyada b&ouml;yle insan yok) demek ilm&icirc; değil, ind&icirc;dir. Nefis, kimseye t&acirc;bi olmak, itaat etmek istemez. Em&icirc;rsiz yaşamak ister. (Ben kitaplara uyarak dinimi yaşarım) der. H&acirc;lbuki dinimizde em&icirc;rlik &ccedil;ok &ouml;nemlidir. 2-3 kişi bile bir araya gelse, biri em&icirc;r tayin edilir ve o em&icirc;re uyulur. Em&icirc;rsiz, başıboş dine hizmet olmaz. Bunun i&ccedil;in Hazret-i Ali de, <b>(Mutlaka bir em&icirc;r tayin edin! Em&icirc;rsiz olmak şeytanla beraber olmaktır) </b>buyuruyor.</p>

<p><strong>Evliya, işlerinde hi&ccedil; hata yapmaz<br />
Sual: İnsanları, Peygamber Efendimizin bildirdiği yola davet eden ve kendilerine &quot;M&uuml;rşid-i k&acirc;mil&quot; denilen zatlar, yaptıkları işlerde hata yapmaz mı?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda, İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, d&uuml;nyaya yani haramlara kıymet vermemek lazımdır. D&uuml;nyayı hatırlamayı da kalbinden &ccedil;ıkarana <strong>salih M&uuml;sl&uuml;man</strong> denir. Helal olsun, mubah olsun, m&acirc;-siv&acirc;yı, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başka her şeyi hatırlamayı kalbinden &ccedil;ıkarmaya <strong>fen&acirc;-fillah</strong> denir. Buna kavuşan M&uuml;sl&uuml;mana <strong>vel&icirc;</strong>, <strong>evliy&acirc;</strong> denir. İnsanları M&uuml;sl&uuml;man ve salih yapmak i&ccedil;in uğraşan veliye <strong>m&uuml;rşid</strong> denir. Evliya, her şeyi &ouml;ğrenir, bilir. Ahk&acirc;m-ı İsl&acirc;miyyeye, dinin h&uuml;k&uuml;mlerine uymakta, d&uuml;nya işlerinde aklını kullanır. Hesabını yapmakta, sanatında, ticaretinde hi&ccedil; hata yapmaz. Fakat, aklındaki d&uuml;ş&uuml;nceler, kalbine sirayet etmez, bulaşmaz. D&uuml;nyayı seven, hatırlayan kalp, hastadır. Kalbin temiz olması, d&uuml;nya dediğimiz şeyleri sevmekten, hatırlamaktan kurtulması demektir.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>Himmet etmek ne demektir?<br />
Sual: Bazı kitaplarda din b&uuml;y&uuml;kleri i&ccedil;in himmet etti tabiri ge&ccedil;iyor, b&ouml;yle bir şey var mıdır varsa himmet etmek ne demektir?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Reşeh&acirc;t kitabında, Ubeydullah-i Ahr&acirc;r hazretlerinin ş&ouml;yle buyurduğu nakledilmektedir:<br />
&ldquo;<strong>Himmet etmek</strong>, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın isimleri ile m&uuml;nasebeti olan bir zatın, kalbinde yalnız bir işin yapılmasını bulundurması demektir. Bu şeye tevecc&uuml;h eder, kalbine bundan başka hi&ccedil;bir şey getirmez, yalnız, o işin yapılmasını ister. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da o işi yaratır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın &acirc;deti b&ouml;yledir. K&acirc;firlerin himmet ettikleri şeylerin de hasıl oldukları g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bana da bu kuvveti ihsan etmiştir. Fakat, bu makamda edeb lazımdır. Edeb de, kulun kendisini Hak te&acirc;l&acirc;nın iradesine tabi etmesidir. Hakkı kendi iradesine tabi etmemektir. Hak te&acirc;l&acirc;nın fermanına muntazır, hazır olmaktır.&rdquo; H&acirc;ce Muhammed Yahy&acirc; hazretleri de buyurdu ki:<br />
&ldquo;Tasarruf sahipleri &uuml;&ccedil; nevdir: Bir kısmı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın izni ile, her istedikleri zamanda, diledikleri kimselerin kalbinde tasarruf ederek, onu y&uuml;ksek makamlara eriştirirler. Bazısı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emri olmadan tasarruf etmez. Emir olunan kimseye tevecc&uuml;h ederler. Bir kısmı ise, kendilerine bir sıfat, bir h&acirc;l geldiği zaman kalplere tasarruf ederler.&rdquo;</p>

<p><strong>İsl&acirc;m alimlerinin yazdıkları nasihattir</strong><br />
<strong>Sual: İsl&acirc;m alimleri, din b&uuml;y&uuml;kleri, dinin emir ve yasaklarını, s&ouml;zle ve yazı ile bildirerek, talebelerine ve sevenlerine hep nasihat etmişler midir?<br />
Cevap:</strong> Evet hep nasihat etmişlerdir. Mesela Muhammed Ma&rsquo;s&ucirc;m hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında, sevenlerine hitaben, nasihat olarak buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Yazıklar olsun, &ouml;m&uuml;r ge&ccedil;ti, gitti. Bir hayırlı iş yapmadım. D&uuml;nyanın vefasız, yalancı olduğu, şimdi daha iyi anlaşıldı. Hayatı, hayal oldu. Fitneleri, dertleri bitmedi. Ahbap, arkadaşlar, &ouml;ld&uuml;ler, gittiler. Bu halleri g&ouml;r&uuml;p de, gafletten uyanmıyor, ibret almıyoruz. Pişman olmuyoruz. Tevbe etmiyoruz. Gaflet devam ediyor, g&uuml;nahlarımız artıyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Tevbe s&ucirc;resinin 127.ci &acirc;yetinde me&acirc;len; <strong>(G&ouml;rm&uuml;yorlar mı ki, her sene, bir iki kere, dertlere, belalara yakalanıyorlar. Yine tevbe etmiyor, pişman olmuyorlar)</strong> buyurdu. Bu nasıl imandır? Nasıl M&uuml;sl&uuml;manlıktır? Ne kitaptan, ne s&uuml;nnetten nasihat alınıyor. Ne de, başa gelen dertlerden, hadiselerden ibret alınıyor. Uzun seneler, beraber yaşadıkları, birlikte gezip dolaştıkları, yiyip i&ccedil;tikleri, yatıp kalktıkları ahbaplarını, arkadaşlarını d&uuml;ş&uuml;ns&uuml;nler. Sevdiklerinin, birlikte eğlendiklerinin, yardımcılarının ne olduklarını g&ouml;rm&uuml;yorlar mı? Hi&ccedil;birinden bir şey kaldı mı? Onlardan haber verenler var mı? &Ouml;m&uuml;rlerinin harmanını r&uuml;zgar g&ouml;t&uuml;rd&uuml;.</p>

<p align="left">Ya Rabbi! Onların ecrinden, feyzinden bizi mahrum eyleme! Onlardan sonra, bizi fitnelere d&uuml;ş&uuml;rme! Biz garipler, birka&ccedil; g&uuml;nl&uuml;k &ouml;mr&uuml;m&uuml;z&uuml; gaflet ile ge&ccedil;irmemeye gayret edelim. Tavşan uykusu ile yaşamayalım! Kalplerimizi ge&ccedil;ici, yaldızlı, sahte lezzetlere kaptırmayalım! Bu zehirli tatlılıklara aldanmayalım! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ettiği ibadetleri, razı olduğu iyi işleri yapalım! Nefis ve şeytanın ve k&ouml;t&uuml; kimselerin yalanlarına, fitnelerine inanmayalım! Kabir ve kıyamet azaplarını d&uuml;ş&uuml;nerek, kendimizi şimdiden koruyalım! Bu kısa hayat ve aslı olmayan g&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml; bırakıp, &ouml;lmeden &ouml;lmekle şereflenelim! Aslımızın hi&ccedil; olduğunu d&uuml;ş&uuml;nelim! Emanet edilen ziynetleri takarak &ouml;v&uuml;nen ahmak kimse ile herkes alay eder. Bozuk, hileli mal satanı kimse sevmez. Varlık ve var olana yakışan her şey, hakiki var olanındır. &Ouml;n&uuml; ve sonu yokluk olanın, kemali, kendi yokluğunu anlamasıdır. Kişi noksanını bilmek gibi, irfan olmaz!&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>Sual: </strong>Evliy&acirc; olarak bilinen kulların hayatları okununca onların da, sıcak soğuk gibi bazı istekleri olmaktadır, h&acirc;lbuki kitaplarda evliya kulların Allah&#39;tan başka istekleri talepleri olmaz deniyor bunu nasıl anlamalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Bir&ccedil;ok istekler, tabiat kanunlarından ileri gelir. İnsan hayatta olduk&ccedil;a, bu isteklerden kurtulamaz. Sıcak olunca, beden serinlemek ister. Soğukta da, ısınmak duygusu hasıl olur. Bedenin, yaşayabilmek i&ccedil;in lazım olan ihtiya&ccedil;ları istemesi, kulluğa ters d&uuml;şmez. Bu istekler, nefsin istekleri değildir. Nefisle ilgileri yoktur. Tabiat kanunlarından hasıl olan istekleri, yasak edilmemiştir. Bunları istemek, nefse uymak olmaz. Bu istekleri yapmak mubahtır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; nefis, ya mubahların fazlasını ister ki mubahların fazlasına fud&ucirc;l denir. Yahut, ş&uuml;pheli ve haram şeyleri ister. Yaşamak i&ccedil;in zaruri lazım olan şeylerin de nefisle ilgileri yoktur. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, nefse uymak, k&ouml;t&uuml; iş demek, fud&ucirc;li işleri istemek, yapmak demektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, mubahların fazlası, haramlara yakındır. Şeytanın aldatması ile biraz daha aşırı gidilirse, harama d&uuml;ş&uuml;l&uuml;r. Bunun i&ccedil;in mubahları, zaruret olduğu kadar yapmak lazımdır. B&ouml;yle yapınca, ayak kayarsa, fud&ucirc;le d&uuml;ş&uuml;l&uuml;r. Eğer, fud&ucirc;l işlerken ayak kayıp, dışarı taşılırsa, harama d&uuml;ş&uuml;l&uuml;r.</p>

<p>Bir&ccedil;ok istekler, insanda bulunmaz. İnsana dışarıdan gelirler. Bunlardan faydalı olanlarını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, merhamet ederek insana g&ouml;nderir. Uzun bir hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Her m&uuml;minin kalbinde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir vaizi vardır)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>Zararlı olanlarını, şeytan g&ouml;nderir. Şeytan, insanlara hep k&ouml;t&uuml;l&uuml;k ve d&uuml;şmanlık yapmalarını vesvese eder. Nis&acirc; s&ucirc;resinin y&uuml;zyirminci &acirc;yetinde me&acirc;len;</p>

<p><strong>(Şeytan insana &ccedil;ok şeyi s&ouml;z verir ve bir&ccedil;ok şeyi hatırlatır. Şeytanın s&ouml;z verdiği şeylerin hepsi yalandır)&nbsp;</strong>buyurulmuştur.</p>

<p>İnsanın, kendinden olan hastalığı ile, dışarıdan gelip ge&ccedil;ici olan hastalığı ayırd etmesi pek g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. İ&ccedil;ten olan k&ouml;t&uuml;l&uuml;kle, dışarıdan gelen k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; ayırmak &ccedil;ok zordur. Cahil olan, kendi hastalığını, dışarıdan gelmiş, ge&ccedil;ici hastalık sanıp, kendini beğenir, olgun sanır. B&ouml;ylece, felakete s&uuml;r&uuml;klenebilir. En b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şmanımız, nefsimizdir. Can d&uuml;şmanımız, her zaman yanımızda bulunan bu azılı arkadaşımızdır.&rdquo;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1749]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 07 Ağu 2025 00:55:39 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kur’an’a uyduğunu söylemek]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> <em>(Yalnız Kur&rsquo;an)</em> sloganıyla ortaya &ccedil;ıkanlar, <em>(Eğer yalnız Kur&rsquo;an&rsquo;a uyulsa, herkes aynı şeyi s&ouml;yler. Hi&ccedil; ayrılık olmaz) </em>diyorlar. Mutezile ve Cebriye&rsquo;nin bazı g&ouml;r&uuml;şlerini benimseyenlerle, Vehh&acirc;b&icirc;ler ve İbni Sebeciler, <em><b>(Kur&rsquo;an b&ouml;yle s&ouml;yl&uuml;yor)</b></em> dedikleri h&acirc;lde, birinin bildirdiği &ouml;tekine ni&ccedil;in uymuyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Nakle uymadıkları i&ccedil;in Kur&rsquo;an&rsquo;dan farklı şeyler anlıyorlar. Bu farklı şeylere de <b>(Kur&rsquo;an)</b> diyorlar. Ne kadar tuhaf ki, bu farklı şeylere, <b>(Kur&rsquo;an)</b> diyorlar da, mezhep imamlarının, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin anladıklarına, hatt&acirc; Resulullah&#39;ın bildirdiklerine <b>(Kur&rsquo;an) </b>diyemiyorlar. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdiklerine uymayan her s&ouml;z yanlıştır.</p>

<p>Peygamber efendimizin, sallallah&uuml; aleyhi ve sellem, &ouml;mr&uuml;n&uuml;n sonuna kadar beş vakit namaz kıldığını, k&acirc;fir ve M&uuml;sl&uuml;man herkes bildiği h&acirc;lde, <em>(Namaz &uuml;&ccedil; vakittir) </em>diyebilen &ccedil;ıkıyor.</p>

<p>K&acirc;fir olan herkesin cehennemlik olduğu meşhur iken, <em>(Hristiyanlar şehit olabilir, Cennete girer) </em>diyen &ccedil;ıkıyor.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, her şeyi bildiği h&acirc;lde, <em>(Allah her şeyi bilmez) </em>diyen t&uuml;reyebiliyor.</p>

<p>Kurban yalnız deve, sığır ve davardan olduğu h&acirc;lde, <em>(Balıktan da kurban olur)</em> veya <em>(İslamiyet&rsquo;te kurban kesmek yoktur. Kurban kesmek, hayvan katliamıdır)</em> diyen &ccedil;ıkabiliyor.</p>

<p>Tesett&uuml;r farz iken, <em>(Tesett&uuml;r farz değil)</em> diyen oluyor.</p>

<p>Kur&rsquo;an&rsquo;da nesh olduğunda icma h&acirc;sıl olduğu h&acirc;lde, Mutezile gibi <em>(Nesh yoktur)</em> diyenler oluyor. Namaz &ouml;nce Beyt&uuml;l Makdis&#39;e doğru kılınırken, K&acirc;be&#39;ye d&ouml;n&uuml;lmesi emredildi, eski kıble nesh edildi. Yahudiler bunun &uuml;zerine Peygamber efendimize iftira etmeye başlayınca, şu &acirc;yet-i kerime indi:<br />
<b>(Biz, daha iyisini veya onun gibisini getirmeden bir &acirc;yeti nesh etmez veya unutturmayız.</b> <b>Allah&#39;ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?) </b>[Bekara 106]</p>

<p>Nesh ile ilgili başka bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Biz, bir &acirc;yetin yerine, bir &acirc;yeti değiştirip getirdiğimiz zaman </b>[&ouml;nceki &acirc;yetin h&uuml;km&uuml;n&uuml; kaldırdığımız vakit] <b>Allah ne indirdiğini pek iyi bilmişken, k&acirc;firler &quot;Sen, ancak bir iftiracısın&quot; dediler. Hayır, onların &ccedil;oğu Kur&#39;&acirc;n&#39;ın hakikatini ve h&uuml;k&uuml;m değiştirmenin faydasını bilmezler.)</b> [Nahl 101, A. Fikri Yavuz meali]</p>

<p>İmanın altı şartını bildiren<b> Ament&uuml;</b> hadisi, meşhur ve m&uuml;tevatir iken, imanın şartlarından kaderi a&ccedil;ık&ccedil;a ink&acirc;r edenler oluyor. Bu Mutezile itikadını İbni Sebeciler de savunuyorlar.</p>

<p>Kimi de imanın şartını &ccedil;oğaltıyor, yediye &ccedil;ıkarıyor. Şimdiye kadar gelen b&uuml;t&uuml;n İsl&acirc;m &acirc;limlerini c&acirc;hillikle su&ccedil;layıp, <em>(İmanın şartına Allah&#39;a ulaşmak maddesini de koydum) </em>diyor.<br />
Kimi de, <em>(Namaz hi&ccedil; &ouml;nemli değildir)</em> diyor.</p>

<p>Peki, o &acirc;yetlerde Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ne buyuruyor? Kendi yanlış anlayışları i&ccedil;in, Allah adına konuşmaktan ve<em> (Allah b&ouml;yle diyor) </em>demekten daha tehlikeli ne olabilir?</p>

<p>O h&acirc;lde yapılacak iş, <em>(Yalnız Kur&rsquo;an) </em>diyenlere veya <em>(Ben Kur&rsquo;an&rsquo;dan s&ouml;yl&uuml;yorum)</em> diyenlere değil, Peygamber efendimize ve Onun a&ccedil;ıklamalarını esas alan Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdiklerine uymaktır.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde &ldquo;Allah&rsquo;ın ipine sarılınız&rdquo; ayetinden ne murad ediliyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda&nbsp;Taht&acirc;v&icirc;, D&uuml;rr-&uuml;l-muht&acirc;r h&acirc;şiyesinin Zeb&acirc;yıh kısmında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Tefsir &acirc;limlerinden bazısı buyurdu ki; &Acirc;l-i İmr&acirc;n s&ucirc;resinin y&uuml;z &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;&nbsp;<strong>(Allah&rsquo;ın ipine sarılınız!)</strong>&nbsp;&acirc;yet-i kerimesi, fıkıh &acirc;limlerinin bildirdiklerine sarılınız demektir. Fıkıh kitaplarına uymayanlar, dalalete d&uuml;şer ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yardımından mahrum kalır ve cehennem ateşinde yanar.</p>

<p>Ey iman sahipleri! Bu &acirc;yet-i kerimeyi d&uuml;ş&uuml;nerek, cehennemden kurtulacağı m&uuml;jdelenmiş olan Ehl-i s&uuml;nnet vel-cem&acirc;at fırkasına sarılınız! &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası, yardımı, bu fırkadan olanlaradır. Bu fırkadan olmayanlara, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; gadab edecek, cehennemde azab yapacaktır. Ehl-i s&uuml;nnet olmak i&ccedil;in, d&ouml;rt mezhepten birini taklit etmek lazımdır. Bu d&ouml;rt mezhepten birine uymayan kimse, Ehl-i s&uuml;nnet değildir. Yetmiş &uuml;&ccedil; fırkadan yalnız biri Ehl-i s&uuml;nnettir. Diğer yetmiş iki fırka bidat sahibidir, cehenneme gidecektir. Bunlara Dinde reformcu denir. Zındık olmaktan kurtulmak i&ccedil;in, bir mezhebe girmek, yani Ehl-i s&uuml;nnet olmak lazımdır.&rdquo;</p>

<p>D&ouml;rt mezhebin kolaylıklarını toplayan kimse, d&ouml;rt mezhepten hi&ccedil;birine uymamış, Ehl-i s&uuml;nnetten ayrılmış olur. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, d&ouml;rt mezhepten hi&ccedil;birine uymayan kimse, mezhepsizdir. D&ouml;rt mezhebi telfik eden, yani d&ouml;rt mezhebi karıştıran, mezhepsizdir. D&ouml;rt mezhepten yalnız birini taklit ediyor ise de, bir inanışı, Ehl-i s&uuml;nnet i&#39;tik&acirc;dına uymuyor ise, bu kimse de mezhepsizdir. Bu &uuml;&ccedil; kimse, Ehl-i s&uuml;nnet değildir, bidat sahibidirler. Hakiki M&uuml;sl&uuml;manlar ise, d&ouml;rt mezhepten birini, yani hak yolu taklit ederek, Ehl-i s&uuml;nnet olmaktadır. D&ouml;rt mezhebin iman bilgileri aynıdır. İbadetlerinde ufak ayrılıklar var ise de, bu farklar, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetidir. Herkes d&ouml;rt mezhepten, kendine kolay geleni se&ccedil;er.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14618]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 06 Ağu 2025 17:52:40 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Nahl suresi 1.-72. âyetler]]></title>
<description><![CDATA[<br>

<div align="center"><a href="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0338.mp3">1.-6. &acirc;yet-i kerimeler</a></div>

<div align="center">
<audio controls="" style="width:80%; margin:auto;"><source src="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0338.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
</div>

<br><br>

<div align="center"><a href="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0339.mp3">7.-14. &acirc;yet-i kerimeler</a></div>

<div align="center">
<audio controls="" style="width:80%; margin:auto;"><source src="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0339.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
</div>

<br><br>

<div align="center"><a href="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0340.mp3?v1.5">15-26. &acirc;yet-i kerimeler</a></div>

<div align="center">
<audio controls="" style="width:80%; margin:auto;"><source src="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0340.mp3?v=1.5" type="audio/mpeg" /></audio>
</div>

<br><br>


<div align="center"><a href="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0341.mp3">27.-34. &acirc;yet-i kerimeler</a></div>

<div align="center">
<audio controls="" style="width:80%; margin:auto;"><source src="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0341.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
</div>

<br><br>

<div align="center"><a href="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0342.mp3">35.-42. &acirc;yet-i kerimeler</a></div>

<div align="center">
<audio controls="" style="width:80%; margin:auto;"><source src="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0342.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
</div>

<br><br>


<div align="center"><a href="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0343.mp3">43.-54. &acirc;yet-i kerimeler</a></div>

<div align="center">
<audio controls="" style="width:80%; margin:auto;"><source src="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0343.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
</div>

<br><br>

<div align="center"><a href="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0344.mp3">55.-64. &acirc;yet-i kerimeler</a></div>

<div align="center">
<audio controls="" style="width:80%; margin:auto;"><source src="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0344.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
</div>

<br><br>

<div align="center"><a href="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0345.mp3">65.-72. &acirc;yet-i kerimeler</a></div>

<div align="center">
<audio controls="" style="width:80%; margin:auto;"><source src="https://dinimizislam.com/Download/SesliYayinlar/Tefsir/0345.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
</div>

<br><br>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4497]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 03 Ağu 2025 00:51:13 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kalb temizliği nasıl olur]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Kalb ile y&uuml;rek farklı mıdır? Kalbi nasıl temizlemek gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&ouml;ğs&uuml;n sol tarafındaki et par&ccedil;ası y&uuml;rektir. Y&uuml;rek, hayvanlarda da bulunur. Kalb, y&uuml;rekte bulunan bir kuvvettir. G&ouml;r&uuml;lmez. Ampulde bulunan elektrik cereyanı gibidir. Buna, g&ouml;n&uuml;l de denir. G&ouml;n&uuml;l, insanlarda bulunur, hayvanlarda bulunmaz.</p>

<p>Bedendeki b&uuml;t&uuml;n a&rsquo;za, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları b&uuml;t&uuml;n bilgiler kalbde toplanır. İnanmak, sevmek, korkmak, insanın kalbindedir. İman eden, k&acirc;fir olan, kalbdir. Kalbi temiz olan, dine uyar. Kalbi k&ouml;t&uuml; olan dinden ka&ccedil;ar. G&uuml;zel, iyi ahlakın ve k&ouml;t&uuml; huyların yeri kalbdir. Kalbi temizlemek i&ccedil;in riyazet ve m&uuml;cahede lazımdır. Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefsimiz, haramları, mekruhları arzu eder. Bunlardan ka&ccedil;mak lazımdır. M&uuml;cahede, nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir. Nefsimiz, iyilik ve ibadet yapmak istemez. İyilik ve ibadet ederek kalbi temizlemelidir! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; dinlerini, peygamberleri, kalbi temizlemek i&ccedil;in g&ouml;nderdi. Kalbi temiz olan, dinimizin emirlerine uyar, yasak ettiklerinden ka&ccedil;ar, herkese iyilik eder. D&uuml;nyada rahat, huzur i&ccedil;inde yaşar. Ahirette de sonsuz saadete kavuşur. Kalbi k&ouml;t&uuml; olan kimse, İslamiyet&rsquo;ten ka&ccedil;ar. Dinimizin emirlerini gericilik, tutuculuk olarak kabul eder. Dine uymamayı da ilericilik, uygarlık, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k olarak bilir. K&ouml;t&uuml; huylar, kalbi, ruhu hasta eder. Hastalığın artması, kalbin, ruhun &ouml;l&uuml;m&uuml;ne sebep olur. &Ouml;nce kalbi temizlemek lazımdır.</p>

<p>İnsanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına, sevgisine kavuşturan yol kalbdir. İnsanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaştıran şeylerin en zararlısı, d&uuml;nya sevgisi y&uuml;z&uuml;nden kalbin kararmasıdır. Bu sevgi, k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan ve l&uuml;zumsuz ve zararlı şeyler seyretmekten h&acirc;sıl olur. Faydasız kitap, [roman, hik&acirc;ye, gazete, dergi] okumak, l&uuml;zumsuz şeyler konuşmak, bu sevgiyi arttırır. Kadın ve kadın resimleri [resimli dergi, filmler, tv] seyretmek, şarkı, &ccedil;algı dinlemek, bu sevgiyi kalbde yerleştirir. Bunların hepsi, insanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaştırır.</p>

<p>Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb &ouml;lm&uuml;ş demektir. İslamiyet&rsquo;in emir ve yasaklarına uymalıdır. Kalbi uyanık olmayanın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve Cennet nimetlerini ve Cehennem ateşinin şiddetini hatırlamayanın, d&uuml;ş&uuml;nmeyenin bedeninin İslamiyet&rsquo;e uyması g&uuml;&ccedil; olur. Bedenin İslamiyet&rsquo;e severek ve kolay uyması i&ccedil;in, kalbin temiz olması lazımdır. Kalbin temiz ve nefsin mutmainne [uysal] olduğunun alameti, bedenin İslamiyet&rsquo;e seve seve uymasıdır.</p>

<p>Namaz kılmak, kalbi temizler. G&uuml;nahların affedilmesine sebep olur. Fakat, kulluk vazifesi olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmeden, şehvetlerini, d&uuml;nya &ccedil;ıkarlarını d&uuml;ş&uuml;nerek kılınan namaz, şartlarına uygun olup, sahih olsa bile, d&uuml;nyada ve ahirette faydası olmaz. Namaz kılarken, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, Onun emrini yapmayı d&uuml;ş&uuml;nmek lazımdır. Ancak, b&ouml;yle kılınan namaz, kalbi temizler, insanı k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmaktan korur.</p>

<p>Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olduğu şeyleri yaptıran nurdur, bir kuvvettir. Feyzler, Resulullah efendimizin m&uuml;barek kalbinden yayılmakta, evliyanın kalbleri vasıtası ile, evliyayı &ccedil;ok seven kalblere gelmektedir. Feyze kavuşan bir insanın kalbi, ilimler, marifetler, kerametler hazinesi olur. Bu saadete kavuşmak i&ccedil;in, Ehl-i s&uuml;nnet itikadında olmak ve dinin emir ve yasaklarına uymak şarttır.</p>

<p>Bedeni besleyen rızıklar ve kalbi temizleyen feyzler, ezelde takdir ve taksim edilmiştir. Fakat, bunlara kavuşmak i&ccedil;in, &acirc;det-i ilahiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak i&ccedil;in &ccedil;alışmak lazımdır. Şartlarına uyarak &ccedil;alışana elbet verilir. Kıymetli ulema ve evliyanın kitaplarından terc&uuml;me edilerek hazırlanmış olan Hakikat Kitabevi&rsquo;nin yayınlarından ilmihal ve diğer kitaplardan her g&uuml;n bir veya iki sayfa okuyan o b&uuml;y&uuml;klerden feyz alır. Feyz, nur demektir. Nur kalbe yağar, kalbi temizler. Okuduk&ccedil;a kalb nurlanır. Okuduğunu da anlamaya başlar. Evliya, Resulullahı iyi tanıdığı i&ccedil;in, Onun m&uuml;barek kalbinden feyz alır ve bu feyzler, bunun kalbinden, kendisine bağlananların kalblerine akar. Feyz gelen kalb temizlenir. Ahlakı g&uuml;zel olur. Velinin kalbindeki feyzler, nurlar, g&uuml;neşin ziyası gibi yayılır. Onu seven m&uuml;sl&uuml;manların kalblerine akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun g&uuml;neş karşısında olgunlaştığı gibi, kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullahın sohbetinde, b&ouml;yle kemale geldi.</p>

<p><b>Sual:</b> Kalbi temizlemek i&ccedil;in ne yapmalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kalbi karartan g&uuml;nahlardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Bir kimse, g&uuml;nah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar g&uuml;nah işlerse, o leke b&uuml;y&uuml;r ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.)</b> [Har&acirc;iti]</p>

<p>G&uuml;nahlar kalbi kararttığına g&ouml;re g&uuml;naha sebep olacak şeylerden de ka&ccedil;mak gerekir. Mesela uyku mubahtır. Ancak &ccedil;ok uyumak kalbe kasvet verip g&uuml;nah işlemeye zemin hazırlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Uuml;&ccedil; şey kalbe kasvet verir: Yemeği, uykuyu ve rahat olmayı sevmek.)</b> [Deylemi]</p>

<p>G&uuml;nah işleyince, hemen tevbe ve istigfar etmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Paslanan her şeyin bir cilası vardır. Kalbin cilası &quot;Estagfirullah&quot; demektir.) </b>[Deylemi]</p>

<p>&Ouml;l&uuml;m&uuml; &ccedil;ok hatırlamak da, oru&ccedil; tutmak da kalblerin pasını siler. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Her ay 3 g&uuml;n oru&ccedil; tutanın kalbinin pası temizlenir.)</b> [Nesai]</p>

<p><b>(Su değdiği, </b>[rutubette kaldığı] <b>zaman demirin paslandığı gibi, kalbler de</b> [g&uuml;nah y&uuml;z&uuml;nden] <b>paslanır.)</b> Orada bulunanlar, <b>(Kalblerin cilası nedir ya Resulallah)</b> dediler. Peygamber efendimiz buyurdu ki: <b>(&Ouml;l&uuml;m&uuml; &ccedil;ok hatırlamak ve Kur&#39;an-ı kerim okumaktır.)</b> [Beyheki]</p>

<p>M&uuml;minin kalbi temizdir. F&acirc;sıkların kalbi kirlidir, karadır. K&acirc;firlerin kalbi ise simsiyahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(M&uuml;minin kalbi temizdir, orada parlayan bir ışık vardır. K&acirc;firin kalbi simsiyahtır ve terstir.)</b> [Taberani]</p>

<p><b>Sual:</b> Bir işi yaparken kalbime bir sıkıntı geliyor. Ne yapmak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslam &acirc;limleri buyuruyor ki:<br />
Kalbinin &uuml;rperdiği işi yapma! Nefsine uyma! Ş&uuml;phe ettiğin işlerde kalbine danış! Ş&uuml;pheli bir şeyle karşılaşınca, eli kalb &uuml;zerine koymalı, kalb &ccedil;arpması artmazsa, o şeyi yapmalı! Eğer, fazla &ccedil;arparsa yapmamalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Elini g&ouml;ğs&uuml;ne koy, helal şeyde kalb sakin olur. G&uuml;nah işte &ccedil;arpıntı olur. Ş&uuml;pheye d&uuml;şersen, din adamları fetva verseler de yapma!) </b>[İ. Ahmed, Hakim]</p>

<p><b>(G&uuml;nah olan iş yapılırken kalbde &ccedil;arpıntı olur.)</b> [Beyheki]</p>

<p><b>(Nefse s&uuml;kunet ve kalbe ferahlık veren şey, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş g&uuml;nahtır.)</b> [Beyheki, İ.Ahmed, Taberani]</p>

<p><b>(Helal haram bellidir. Ş&uuml;phelilerden ka&ccedil;ın! Ş&uuml;pheli olmayanları yapın!)</b> [Taberani]</p>

<p><b>(Seni rahatlatan şey iyidir. Seni ş&uuml;pheye d&uuml;ş&uuml;ren, sıkıntı uyandıran şey g&uuml;nahtır. Sana fetva verse de b&ouml;yledir.) </b>[İ. Ahmed, Beyheki, Taberani]</p>

<p><b>(Kalbine danış; iyilik, kalbin mutmain olduğu, rahatladığı şeydir. G&uuml;nah ise, canını sıkan, kalbinde teredd&uuml;t uyandıran şeydir. Aksine fetva verseler de.) </b>[Taberani, İbni Asakir]</p>

<p><b>(Yapacağın bir iş i&ccedil;in, yedi defa Rabbinden hayırlı olanı iste, sonra kalbine bak, hangisi kalbine ferahlık veriyorsa, hayırlı olan odur.) </b>[Deylemi]</p>

<p><b>(Ş&uuml;phelileri bırak, ş&uuml;phe uyandırmayana bak. Doğru işlerde kalb sakin olur, yalan ise kalbde ş&uuml;phe uyanır.) </b>[Tirmizi, Nesai]</p>

<p><b>(M&uuml;ft&uuml;ler, fetva verseler de sen, yine kalbine danış.) </b>[İ.Ahmed]</p>

<p>Ahir zamanda bilen bilmeyen herkes, din hakkında konuşup fetva veriyor. Bazısı, son hadis-i şerife dayanarak, bir &ccedil;ok sahih hadise, &ldquo;Bu benim kalbime yatmıyor&rdquo; diyerek uydurma damgasını vuruyor. Dinimizde, herkesin kalbi &ouml;l&ccedil;&uuml; olsa idi, Kur&rsquo;an-ı kerime, Peygambere ve &acirc;limlere ihtiya&ccedil; kalmazdı. Bid&rsquo;at fırkalarından mutezile de, (Akıl, iyi ile k&ouml;t&uuml;y&uuml;, hak ile batılı birbirinden ayırır) diyerek aklı &ouml;l&ccedil;&uuml; kabul ediyor. Bug&uuml;n mutezile kafasında olanlar dindeki d&ouml;rt delile g&ouml;re değil, aklına g&ouml;re konuşuyorlar. Dinimizde akıl da kalb de, bir şeyin haram olmasında kesin &ouml;l&ccedil;&uuml; olamaz. Mesela bir doktor, yazdığı kitabında (Dalak kandır ve haramdır) diyor. Halbuki fıkıh kitaplarında dalak yemenin haram olmadığı bildiriliyor. Bazıları da, (Ben Ankara&rsquo;dan oğlumun bulunduğu İstanbul&rsquo;a u&ccedil;akla kısa bir zamanda geldim. Bir g&uuml;n kalıp gideceğim. Ben g&uuml;nlerce yol gitmedim ki, hem gittiğim yer kendi evim sayılır, kendi evimden daha &ccedil;ok rahat ediyorum. Niye İstanbul&rsquo;da seferi olacakmışım ki. &Uuml;stelik Peygamberimiz, <b>aklı olmayanın dini yoktur, m&uuml;ft&uuml;ler fetva verseler de sen kalbine danış</b>, demiyor mu? &Ouml;yle ise ben de aklıma ve kalbime danıştım, Ankara&rsquo;dan İstanbul&rsquo;a gelmekle seferi olmam) diyorlar. Halbuki, bir kimse Ankara&rsquo;dan bir saatte İstanbul&rsquo;a gelse, seferi olur da, Pendik&rsquo;ten Fatih&rsquo;e iki saatte gelse yine seferi olmaz.</p>

<p>Eğer dindeki d&ouml;rt delil esas alınmazsa, herkesin aklına ve kalbine g&ouml;re sayısız din meydana &ccedil;ıkar. &Ouml;l&ccedil;&uuml;y&uuml; iyi bilmek gerekir. Bir kimse, bir memura hediye verse, m&uuml;ft&uuml;, bir &ccedil;ıkarı olmadan, kendi rızası ile vermişse bu hediye helal diye fetva verir. Ama o kimse, (Ben bunu memur işimi yapsın diye verdim, kalbim bunu hoş g&ouml;rm&uuml;yor) diyorsa, burada kalbin rol&uuml; vardır. M&uuml;ft&uuml; o hediye diye fetva verse de sen r&uuml;şvete bulaşma.</p>

<p><b>Sual:</b> Kalbin karardığı nasıl bilinir, temizlenmesi nasıl olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. Z&uuml;nnun-i Mısri hazretleri buyurdu ki: Kalbin kararmasının d&ouml;rt alameti vardır:<br />
<b>1-</b> İbadetin tadını duymaz.<br />
<b>2-</b> Allah korkusu hatırına gelmez.<br />
<b>3-</b> G&ouml;rd&uuml;klerinden ibret almaz.<br />
<b>4-</b> Okuduklarını, &ouml;ğrendiklerini anlayıp kavrayamaz.</p>

<p>Muhammed bin Fadl Belhi hazretleri de buyurdu ki: Kalbin kararmasına 4 şey sebep olur:<br />
<b>1-</b> &Ouml;ğrendiği ile amel etmemek.<br />
<b>2-</b> Bilmeyerek yapmak.<br />
<b>3-</b> Bilmediklerini &ouml;ğrenmemek.<br />
<b>4-</b> Başkasının &ouml;ğrenmesine mani olmak.</p>

<p>Nefs, k&ouml;t&uuml; isteklerden [dinin yasakladığı şeylerden] kurtarılınca, kalb temizlenir.<br />
Kalbi temizlemek i&ccedil;in riyazet ve m&uuml;cahede gerekir. Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefsimiz, haramları, mekruhları arzu eder. Bunlardan ka&ccedil;mak gerekir. M&uuml;cahede, nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir. Nefsimiz, iyilik ve ibadet yapmak istemez. İyilik ve ibadet ederek kalbi temizlemelidir!</p>

<p>Nefsin istediği her şey, sonsuz ahiret nimetleri yanında kıymetsizdir. Ahiret nimetleri altın ise, d&uuml;nya menfaatleri teneke bile değildir. Bu ge&ccedil;ici basit menfaatler, sonsuz nimetlerle mukayese bile kabul etmez.</p>

<p>Kalbi temizlerken d&ouml;rt engel &ccedil;ıkar:<br />
<b>1- Mal sevgisi:</b> Malın kendisi değil, sevgisidir. Kalbi temizlemek, ahireti kazanmak i&ccedil;in malın &ouml;nemi b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Fakat mal sevgisi engeldir. Mal sevgisini kalbden &ccedil;ıkarmalıdır!</p>

<p><b>2- Makam sevgisi:</b> Ahiret nimetlerini elde etmek i&ccedil;in makam ve mevki elbette iyidir. Mal gibi makamın da kendisi değil sevgisi engeldir. Hizmet i&ccedil;in bir makama talip olmak başka şey, nefsin arzularını tatmin i&ccedil;in makam sahibi olmak ayrı şeydir.</p>

<p><b>3- Yabancı sevgi:</b> Allah sevgisinden başka her sevgiyi kalbden &ccedil;ıkarmalıdır!</p>

<p><b>4- G&uuml;nah:</b> Her g&uuml;naha tevbe etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Kim g&uuml;nah işlerse, kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Tevbe ederse silinir. G&uuml;nahlara devam ederse, o leke b&uuml;y&uuml;y&uuml;p kalbin tamamını kaplar.)</b> [Nesai]</p>

<p>Bu d&ouml;rt engeli aşmak i&ccedil;in d&ouml;rt şey gerekir.<br />
<b>1- &Ccedil;ok yememek, helalinden yemek</b>.<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Ccedil;ok yiyip i&ccedil;mekle kalbinizi &ouml;ld&uuml;rmeyin!)</b> [İ.Gazali]</p>

<p><b>(Haram karıştırmadan, kırk g&uuml;n helal yiyenin kalbi nurla dolar. Kalbine nehir gibi hikmet akar. D&uuml;nya sevgisi kalbinden &ccedil;ıkar.)</b> [Ebu Nuaym]</p>

<p><b>2- &Ccedil;ok uyumamak.</b><br />
&Ccedil;ok yiyen &ccedil;ok su i&ccedil;ip &ccedil;ok uyur. &Ccedil;ok uyuyan da Kıyamette pişman olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ccedil;ok yiyip i&ccedil;eni ve &ccedil;ok uyuyanı sevmez.)</b> [İ.Gazali]</p>

<p><b>3- &Ccedil;ok konuşmamak.</b><br />
Hadis-i şerifte, <b>(&Ccedil;ok konuşan &ccedil;ok hata eder, &ccedil;ok g&uuml;nah işler. &Ccedil;ok g&uuml;nah işleyen de, Cehenneme gider)</b> buyuruldu. (Ebu Nuaym)</p>

<p><b>4- K&ouml;t&uuml;lerden uzak durmak.</b><br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin.)</b> [Hakim]</p>

<p><b>Sual:</b> Kalbi g&uuml;nahlardan riyazetle temizlemek m&uuml;mk&uuml;nm&uuml;ş. Riyazet nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;nahlar kalbi karartır. G&uuml;nahk&acirc;r kimsede, ibadet etme isteği kalmaz. G&uuml;nahı silmek i&ccedil;in iyilik ve ibadet yapmak lazımdır. G&uuml;nah işlemeden iyilik ve ibadet yapılırsa kalb daha parlar, cilalanır. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Bizim i&ccedil;in, bizim uğrumuzda m&uuml;cahede edenleri elbette kendi yollarımıza kavuştururuz.)</b> [Ankebut 69]<br />
Nefs-i emmare ile cihad, iki yolla olur. Birincisine (Riyazet), ikincisine (M&uuml;cahede) denir.</p>

<p><b>Riyazet</b>, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefs ahmak olduğu i&ccedil;in her istediği kendi zararınadır. Nefs daima haramları ister.</p>

<p><b>M&uuml;cahede</b> ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefsimiz, iyilik ve ibadet etmemizi istemez. Nefse, g&uuml;nahlardan ka&ccedil;mak, ibadet etmekten daha g&uuml;&ccedil; gelir. Onun i&ccedil;in g&uuml;nahtan ka&ccedil;mak daha sevaptır.<br />
Yahya bin Muaz-i Razi hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Riyazet d&ouml;rt şeyle olur: Az yemek, az uyumak, az konuşmak ve g&uuml;nahlardan gelecek sıkıntıya katlanmakla.)</p>

<p>Bir kimse m&uuml;cahede ve riyazet yaparsa, yani bildiği hususlarda dinimizin emirlerine uymaya &ccedil;alışırsa, bilmediği hususları da kolayca &ouml;ğrenir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Bildiği ile amel edene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bilmediklerini de &ouml;ğretir.)</b> [Buhari]</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bildirdiği yola girip o yolda y&uuml;r&uuml;meye &ccedil;alışana yaptığı işler kolaylaştırılır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bir iyiliğe on mislinden yedi y&uuml;z misline kadar, hatta daha fazla sevap verir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ihsanı boldur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hadis-i kudside, <b>(Bana bir karış yaklaşana, bir arşın yaklaşırım) </b>buyuruyor. Elbette bu yaklaşma manevi yaklaşmadır.</p>

<p>Birine, yakın dostum demek, evimiz yakın demek değil, dostluğumuz iyi demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yakınlığını da b&ouml;yle anlamalıdır. <b>(Yere g&ouml;ğe sığmam, m&uuml;min kulların kalbine sığarım) </b>ve <b>(M&uuml;minlerin kalbindeyim)</b> hadis-i kudsileri de b&ouml;yledir.</p>

<p>Bir insan, her t&uuml;rl&uuml; k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yaptıktan sonra, kalbim temizdir, diyemez. Bir insanın iyi veya k&ouml;t&uuml; olması yaptıklarına g&ouml;re değişir. Bir insan eğer hi&ccedil; kimseye zararı dokunmuyorsa, elinden geldiği kadar herkese faydalı olmaya &ccedil;alışıyorsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine uyup yasakladıklarından ka&ccedil;ıyorsa o insan hem iyi niyetli hem de temiz kalblidir. Fakat her k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yapıyorsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini yapmayıp yasaklarından ka&ccedil;mıyorsa; ne kadar niyetim iyi, kalbim temiz, sen kalbe bak, dese de ona inanılmaz ve iyi biri olduğu asla s&ouml;ylenmez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <b>Hadika</b> isimli kıymetli kitapta buyuruluyor ki:<br />
Haram işleyenlerin, sen kalbime bak, kalbim temiz demeleri yanlıştır. M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur.</p>

<p><b>İbadet nedir<br />
Sual:</b> Allah&rsquo;ın emrini yapmayıp, yasaklarından da sakınmayan k&uuml;fre girer mi? İbadet nedir? Bir kimse bildiği halde ibadet etmezse, ancak kalbi temizse Cennete gider mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Uuml;&ccedil; sualiniz var:<br />
<b>1-</b> Tekliflere yani emirlerin yapılması gerektiğine ve yasaklardan sakınmak lazım geldiğine inanmak, imanın şartıdır. Tekliflerin &ccedil;oğuna inanıp da, yalnız birine inanmayan, beğenmeyen, buna uymak istemeyen, Muhammed aleyhisselama inanmamış olur. K&acirc;fir olur. M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, tekliflerin hepsine inanmak, hepsini beğenmek gerekir. Bir m&uuml;sl&uuml;man, tekliflere inandığı halde, bunlara uymazsa, mesela, tembellik ederek, namaz kılmazsa; k&ouml;t&uuml; arkadaşa ve nefsine uyarak, i&ccedil;ki i&ccedil;erse, kadın, tesett&uuml;re riayet etmezse, imanı gitmez, k&acirc;fir olmaz. G&uuml;nah işlemiş, asi m&uuml;sl&uuml;mandır. Tekliflerin sadece birine uymak istemezse, yani beğenmez, vazife olduğuna &ouml;nem vermez ise, hafif g&ouml;r&uuml;rse, imanı gider, k&acirc;fir olur. (Namaz kılmıyorsam, a&ccedil;ık geziyorsam ne &ccedil;ıkar? Sen kalbe bak. Kalbim temizdir) demek, veya (&Ouml;nce ekmek parası kazanmak, herkese iyilik etmek. Sonra namaz) gibi s&ouml;zler, tekliflerin bir kısmını beğenip bir kısmını beğenmemektir. Her m&uuml;sl&uuml;manın bu inceliğe dikkat etmesi, tekliflere uymayanların, imanlarının gitmemesi i&ccedil;in uyanık olmaları gerekir. Teklife uymamak başka, uymak istememek, beğenmemek başkadır. Bu ikisini karıştırmamalıdır!</p>

<p><b>2-</b> İbadet demek, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselama t&acirc;bi olmak demektir. Yani b&uuml;t&uuml;n s&ouml;zlerini ve hareketlerini Onun emirlerine ve nehylerine uydurmak demektir. Şunu iyi bilmelidir ki, ibadet şeklinde yaptığı işler, eğer Onun emri ile olmadı ise, ibadet olmaz, hatta g&uuml;nah olur. Namaz ve oru&ccedil; ise de b&ouml;yledir. Ramazan Bayramının birinci g&uuml;n&uuml; ve Kurban Bayramının her d&ouml;rt g&uuml;n&uuml; oru&ccedil; tutmak g&uuml;nahtır. Halbuki, oru&ccedil; bir ibadettir. Fakat, emir ile olmadığından g&uuml;nah oldu. Bunun gibi, başkasından zor ile alınan elbise ile veya b&ouml;yle bir yerde namaz kılmak da g&uuml;nahtır. Halbuki namaz bir ibadettir. Fakat, emir ile olmayınca isyan oluyor. Bunlar gibi, bir kimsenin, nikahlı ailesi ile her t&uuml;rl&uuml; oyun ve latife yapması ibadettir, yani sevaptır. Halbuki yapılan şey oyun ve eğlencedir. Fakat emir ile olduğundan sevaptır.</p>

<p>G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, ibadet demek, yalnız namaz kılmak, oru&ccedil; tutmak değildir. İbadet demek, İslamiyet&rsquo;in emirlerine uymak demektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, namaz ve oru&ccedil;, İslamiyet&rsquo;e uygun olunca, ibadet olur.</p>

<p><b>3-</b> İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İyi bil ki, amelsiz ilim, insanı kurtaramaz. Bir kimse, dağda bir aslana rastlasa, yanında t&uuml;feği ve kılıcı bulunsa ve bunları kullanmasını iyi bilse ve ne kadar cesur olsa da, bu aletleri kullanmadık&ccedil;a, aslandan kurtulabilir mi? İşte bunun gibi, bir kimse ne kadar ilim sahibi, olursa olsun, bildiğine g&ouml;re hareket etmezse, ilminin faydası olmaz.</p>

<p>M&uuml;tehassıs bir doktor hastalansa, hastalığı da kendi branşında olsa, bunun en etkili ilacını da bilse ve bu ila&ccedil; hakikaten o hastalığa &ccedil;ok iyi gelse, ilacı kullanmadık&ccedil;a, yalnız bilgisi onu iyi edemez. Bir insan da, ne kadar ilim edinse, ne kadar kitab okusa, bildiklerini yapmadık&ccedil;a faydası olmaz. <b>(Eyy&uuml;helveled)</b></p>

<p><b>Sual:</b> G&uuml;nah işleyenlerin, &quot;Sen kalbe bak, kalbimiz temizdir. Allah kalbe bakar&quot; demeleri doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an-ı kerimde mealen, <b>(G&uuml;nah işleyene ve k&acirc;fir olana itaat etme)</b> buyuruldu. (İnsan 23)</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu &acirc;yet-i kerimede, &ouml;nce (g&uuml;nah işleyene) sonra (k&acirc;fire itaat etme!) buyurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, m&uuml;sl&uuml;manın k&acirc;firle buluşması az olur. G&uuml;nah işleyenden emir alması daha &ccedil;ok olur. Bundan başka, g&uuml;nah işleyen ile birlikte bulunmanın, k&acirc;firle beraber bulunmaktan daha &ccedil;ok zararlı olduğunu g&ouml;stermektedir. Yine Kur&#39;an-ı kerimde mealen, <b>(Kalbi bizi zikretmekten gafil olan ve nefsinin arzuları peşinde koşan ve hareketlerinde İslam&rsquo;ın dışına taşan kimseye itaat etme) </b>buyuruldu. (Kehf 28)</p>

<p>Bu &acirc;yet-i kerimeden anlaşılıyor ki, nefse uymak, kalbin gafil olmasını g&ouml;sterir. Bedenin bozuk olması, yani g&uuml;nah işlemek, kalbin bozuk olmasının alametidir.</p>

<p>A&ccedil;ık gezenlerin, i&ccedil;ki i&ccedil;enlerin veya başka g&uuml;nah işleyenlerin ve ibadet etmeyenlerin, m&uuml;sl&uuml;manlara karşı, (Sen, kalbe bak, kalbimiz temizdir. Allah kalbe bakar) demelerinin yanlış ve bozuk olduğunu, bu &acirc;yet-i kerime g&ouml;stermektedir. Hadis-i şerifte de, <b>(Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur)</b> buyuruldu. (Beyheki)</p>

<p>Bu hadis-i şerif de, g&uuml;nah işleyenlerin bu gibi s&ouml;zlerini yalanlamaktadır. <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sizin g&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml;n&uuml;ze, malınıza</b> [r&uuml;tbenize, iyi işlerinize] <b>bakmaz; bunları ne niyetle yaptığınıza bakar)</b> hadis-i şerifi, ibadet yapanlar, hayır işleyenler i&ccedil;indir. Yani, ibadetin kabul olması i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in yapılması gerekir.</p>

<p><b>Sual:</b> Bazı kimseler hi&ccedil; ibadet etmediği ve her &ccedil;eşit g&uuml;nahı işlediği halde, &quot;Benim kalbim temizdir, sen kalbe bak&quot; diyorlar. Kalb nasıl kirlenir, nasıl temizlenir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Namaz kılmayan ve kendisine farz olan diğer ibadetleri yapmayan kimsenin kalbi temiz olmaz. G&uuml;nah işleyenlerin kalbi temiz olmaz. G&uuml;nah kalbi karartır. Zaten namaz kılmamak en b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlardan biridir. Hatta namaz kılmayana k&acirc;fir diyen &acirc;limler bile olmuştur. Namaz kılmayanın, i&ccedil;ki i&ccedil;enin kalbi &ccedil;ok kararmış demektir. Her t&uuml;rl&uuml; rezaleti işleyip de, &quot;Sen kalbe bak&quot; demek, dinsizlerin veya din cahillerinin s&ouml;z&uuml;d&uuml;r. Bir yazar, kitabında, bir f&acirc;sıkı &ouml;verken, &quot;&Ccedil;ok i&ccedil;ki i&ccedil;erdi. Şarabı hamamın kurnasına koyar, oradan i&ccedil;erdi; fakat tertemiz, pırıl pırıl bir kalbi vardı&quot; diyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve Peygamber efendimiz, namaz kılmayanın ve i&ccedil;ki i&ccedil;enin kalbi temiz olmaz buyururken, cahil yazar, b&ouml;yle s&ouml;ylemekle Allah&rsquo;ı ve Resulullahı yalancı &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışıyor. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Bir kimse, g&uuml;nah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar g&uuml;nah işlerse, o leke b&uuml;y&uuml;r ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) </b>[Haraiti]</p>

<p>M&uuml;minin kalbi temizdir. F&acirc;sıkların kalbi kirlidir, karadır. K&acirc;firlerin kalbi ise simsiyahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(M&uuml;minin kalbi temizdir, orada parlayan bir ışık vardır. K&acirc;firin kalbi simsiyahtır ve terstir.)</b> [Taberani]</p>

<p>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini seve seve yapmaktır. [Namaz kılmayıp g&uuml;nah işleyenin, (Benim kalbim temiz, sen kalbe bak) demesinin ne kadar cahilce bir s&ouml;z olduğu buradan da anlaşılır.]</p>

<p>Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb &ouml;lm&uuml;ş demektir. Kalbde, ya d&uuml;nya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allah&rsquo;ı anarak, ibadet yaparak, kalbden d&uuml;nya sevgisi &ccedil;ıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. G&uuml;nah işleyince, kalb kararır, hastalanır, d&uuml;nya sevgisi yerleşir ve Allah sevgisi gider. Kalbin bu h&acirc;li, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası &ccedil;ıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.</p>

<p>Bir bardaktaki hava &ccedil;ıkmadık&ccedil;a i&ccedil;ine su girmez. İ&ccedil;ine su koyunca da, bu suyu &ccedil;ıkarmadan başka şey koyulmaz. Kalb de bardak gibidir. Kalbi Allah sevgisiyle doldurmak i&ccedil;in, başka her şeyi temizlemek gerekir. Bir kalbde iki veya daha fazla sevgi bulunamaz. Kur&#39;an-ı kerimde mealen, <b>(Allah, insanın i&ccedil;inde iki kalb yaratmamıştır) </b>buyuruluyor. (Ahzab 4)</p>

<p>Nefs-i emmare, dine inanmaz. Bunun i&ccedil;in, nefsi, tezkiye etmek, k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden temizlemek ve faziletlerle doldurmak gerekir. Şems suresinde mealen, <b>(Nefsini tezkiye eden kurtuldu. Nefsini, g&uuml;nahta, cehalette, dalalette bırakan zarar etti)</b> buyuruldu.</p>

<p><b>Hadika</b>&rsquo;da buyuruluyor ki:<br />
Haram işleyenlerin, sen kalbime bak, kalbim temiz demeleri yanlıştır. M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur. Peygamber efendimiz, <b>(G&uuml;naha devam edenlerin zamanla kalbi m&uuml;h&uuml;rlenir. O, artık sevap işleyemez olur)</b> buyuruyor. (Bezzar)</p>

<p><b>La ilahe illallah</b> kelimesini &ccedil;ok s&ouml;ylemek, kalbi temizlemekte &ccedil;ok tesirlidir. Her g&uuml;n, belli miktar okumak iyi olur. Abdestli ve abdestsiz s&ouml;ylenebilir. <b>(Kayyum-i Rabbani c.1, m.14)</b></p>

<p>Rabbimizin gazabını s&ouml;nd&uuml;rmek i&ccedil;in <b>(La ilahe illallah Muhammed&uuml;n Resulullah)</b> g&uuml;zel kelimesinden daha faydalı bir şey yoktur. Bu g&uuml;zel kelime, Cehenneme g&ouml;t&uuml;ren gazabı s&ouml;nd&uuml;r&uuml;nce, daha k&uuml;&ccedil;&uuml;k olan başka gazaplarını elbette s&ouml;nd&uuml;r&uuml;r. Bu g&uuml;zel kelime, Kıyamet i&ccedil;in ayrılmış olan 99 rahmet hazinesinin anahtarıdır. K&uuml;f&uuml;r karanlıklarını, şirk pisliklerini temizlemek i&ccedil;in, bu g&uuml;zel kelimeden daha kuvvetli, hi&ccedil;bir yardımcı yoktur. Bir kimse, bu kelimeye inanınca, imanın zerresi hasıl olur. <b>(c.2, m.37)</b></p>

<p>Allah&rsquo;ı anmanın, La ilahe illallah demenin faydalı olabilmesi i&ccedil;in dinimize uymak şarttır. Farzları ve s&uuml;nnetleri yapmak ve haramlardan ve ş&uuml;phelilerden sakınmak gerekir. <b>(m.190)</b></p>

<p>Kalbin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başka şeyleri sevmesi onu karartır, paslandırır. Bu pası temizlemek gerekir. Temizleyicilerin en iyisi s&uuml;nnet-i seniyyeye uymaktır. S&uuml;nnet-i seniyyeye uymak, nefsin kalbi karartan isteklerini yok eder.</p>

<p><b>Her kaptan i&ccedil;indeki sızar<br />
Sual:</b> &ldquo;&Ouml;nyargılı davranmamalı. İ&ccedil;ki i&ccedil;meyenleri hatasız, i&ccedil;ki i&ccedil;enleri hatalı sanmak &ccedil;ok ama &ccedil;ok yanlış bir d&uuml;ş&uuml;ncedir. Kumar oynamayanları hatasız, kumar oynayanları hatalı sanmak &ccedil;ok ama &ccedil;ok yanlış bir d&uuml;ş&uuml;ncedir. Namaz kılanları hatasız, namaz kılmayanları hatalı sanmak &ccedil;ok ama &ccedil;ok yanlış bir d&uuml;ş&uuml;ncedir. Dine uygun tesett&uuml;rl&uuml; bir bayan hatasız, tesett&uuml;rs&uuml;zler hata i&ccedil;erisinde gibi bir duyguya kapılmak &ccedil;ok ama &ccedil;ok yanlış bir d&uuml;ş&uuml;nce. D&uuml;r&uuml;stl&uuml;k giyim kuşamla değil yetişme tarzı ve karakterle ilgilidir. İnsanları giyim kuşamıyla yargılamak &ccedil;ok ama &ccedil;ok yanlıştır. B&uuml;y&uuml;k hatadır. B&ouml;yle yanlış duygu ve d&uuml;ş&uuml;nceye kapılanlar bu yanlışlarından vazge&ccedil;melidir&rdquo; iddiası doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ccedil;ok yanlıştır. Bir insanın iyi veya k&ouml;t&uuml; olduğu, konuşmalarından, hareketlerinden, yaptığı işlerden anlaşılır. Bir hadis-i şerifte, <b>(Her kaptan i&ccedil;indeki sızar)</b> buyuruluyor. İmam-ı Rabbani hazretleri de, &ldquo;G&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;z, b&acirc;tınımızın [i&ccedil;imizin] alametidir&rdquo; buyuruyor. Yunus Emre de diyor ki:<br />
Kim ki edepsiz gezer, er ge&ccedil; yolundan azar<br />
Dış y&uuml;z&uuml;ne o sızar, i&ccedil;inde ne var ise.</p>

<p>İstisnalar hari&ccedil;, bir adamın işine bak, giyinişine bak, ne mal olduğu belli olur. İstisna olanları h&uuml;k&uuml;m gibi ortaya atmak yanlıştır, hem de &ccedil;ok yanlıştır. Birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
Eskiden s&uuml;nnet olmak M&uuml;sl&uuml;manlık alameti idi, fakat bug&uuml;n s&uuml;nnetsiz olan birine gayrim&uuml;slim demek yanlış olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sayısı az da olsa, s&uuml;nnetsiz olan M&uuml;sl&uuml;man bulunabilir. Aksine s&uuml;nnetli olan gayrim&uuml;slim bulunabilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sağlığa uygun diye s&uuml;nnet olan Hristiyanlar olabiliyor. Yahudiler ise zaten s&uuml;nnet oluyorlar. Bu bakımdan s&uuml;nnetli olmak kesin bir &ouml;l&ccedil;&uuml; sayılmaz.</p>

<p>Allah korkusunun alameti, haramlardan ka&ccedil;maktır. Her g&uuml;nahı &ccedil;ok tehlikeli g&ouml;rmelidir! M&uuml;minin alametlerinden biri de g&uuml;nahını &ccedil;ok tehlikeli g&ouml;r&uuml;r. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(M&uuml;min g&uuml;nahını başucunda, hemen &uuml;st&uuml;ne yıkılacak bir dağ gibi g&ouml;r&uuml;r. M&uuml;nafık ise burnuna konmuş hemen u&ccedil;acak sinek gibi g&ouml;r&uuml;r.) </b>[Buhari]</p>

<p>Bedenin bozuk olması, yani g&uuml;nah işlemek, kalbin bozuk olmasının alametidir. A&ccedil;ık sa&ccedil;ık gezenlerin veya başka g&uuml;nah işleyenlerin, (Sen, kalbe bak, kalbim temizdir) demelerinin yanlıştır.</p>

<p>İ&ccedil;ki i&ccedil;en, kumar oynayan, namaz kılmayan, a&ccedil;ık sa&ccedil;ık gezen, başka vasıfları ne kadar iyi olursa olsun, bir kere a&ccedil;ıktan işlediği bir g&uuml;nahı vardır. O peşinen salih biri olmayı kaybetmiş, f&acirc;sık sınıfına girmiştir. Allah&rsquo;ın emrine isyan ediyor. Tesett&uuml;rl&uuml; olan, &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; olsa bile, a&ccedil;ık&ccedil;a bir g&uuml;nahı g&ouml;r&uuml;lmemektedir. Fahişelerin hemen hepsi a&ccedil;ık sa&ccedil;ık giyinir. Tesett&uuml;rl&uuml; kadından da fahişe olabilir, ama bu oran &ccedil;ok azdır. Onun i&ccedil;in kıyafetlerin &ouml;nemi ink&acirc;r edilemez. &ldquo;D&uuml;r&uuml;stl&uuml;k giyim kuşamla değil&rdquo; diyen cahil t&uuml;redilere itibar etmemelidir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Din cahillerinin &ccedil;oğalması, kıyamet alametlerindendir.)</b> [Buhari]</p>

<p>Haram işleyene, g&uuml;nah işlediği bilinene, a&ccedil;ıktan g&uuml;nah işleyene f&acirc;sık denir. Mesela namaz kılmayan, i&ccedil;ki i&ccedil;en, kumar oynayan, yabancı kadınlara bakan, hanımını, kızını a&ccedil;ık gezdiren f&acirc;sıktır. İşlediği g&uuml;naha da fısk denir. K&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;naha devam eden de f&acirc;sık olur. F&acirc;sıklar hakkında hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<b>(F&acirc;sık &ouml;v&uuml;l&uuml;nce, Rabbimiz gadaba gelir.)</b> [Beyheki]</p>

<p><b>(Dinin afeti &uuml;&ccedil;t&uuml;r: F&acirc;sık &acirc;lim, zalim idareci, cahil sofu.)</b> [Deylemi]</p>

<p><b>(Fıskı aşik&acirc;re olan f&acirc;sıka lanet olsun.)</b> [Deylemi]</p>

<p><b>(Fıskını ilan eden f&acirc;sık, h&uuml;rmeti kaybetmiştir.)</b> [Deylemi]</p>

<p><b>Sual:</b> Kalb g&ouml;z&uuml; nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kalb g&ouml;z&uuml;, baştaki g&ouml;zden daha keskin g&ouml;r&uuml;r. Nitekim Kur&#39;an-ı kerimde mealen, <b>(G&ouml;z&uuml;n&uuml;n g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; kalbi yalanlamadı) </b>buyuruluyor. (Necm 11)</p>

<p>Cenab-ı Hak, İbrahim aleyhisselamdaki kalb g&ouml;z&uuml;n&uuml; kastederek buyuruyor ki:<br />
<b>(Biz İbrahim&rsquo;e, g&ouml;klerin ve yerin gizli sırlarını g&ouml;sterdik.) </b>[Enam 75]</p>

<p>Bu g&ouml;rme işinden habersiz olana da <b>&quot;kalbi k&ouml;r&quot; </b>buyuruyor. Kur&#39;an-ı kerimde mealen, <b>(Ger&ccedil;ekte g&ouml;zler değil, sinedeki kalbler k&ouml;r olur) </b>buyuruluyor. (Hac 46)</p>

<p>Kalb k&ouml;rl&uuml;ğ&uuml; &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Kur&#39;an-ı kerimde yine buyuruluyor ki:<br />
<b>(D&uuml;nyada </b>[kalb g&ouml;z&uuml;]<b> k&ouml;r olan, ahirette de k&ouml;rd&uuml;r.)</b> [İsra 72]</p>

<p>Hadis-i şerifte de, <b>(&Uuml;mmetimden kalb g&ouml;z&uuml; a&ccedil;ık, ilham sahibi </b>[evliya] <b>kimseler vardır. </b>[Hazret-i] <b>&Ouml;mer bunlardan biridir) </b>buyuruldu. (Buhari)</p>

<p><b>Kalbim temiz mi?<br />
Sual: </b>Kalbim bir kararda kalmıyor. Bazen iyiye bazen k&ouml;t&uuml;ye meyledebiliyor. Kalbimin hep temiz kalması ve sabit durması i&ccedil;in ne yapmak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;minin kalbi zaten &ouml;yle olur. K&acirc;firin kalbi hareketsizdir. Kalbimizin temiz mi, kirli mi olduğu g&uuml;nahlara olan durumundan belli olur. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Her kalb fitneye maruz kalır. Hangi kalbe bir fitne </b>[g&uuml;nah] <b>sinerse, orada bir siyah leke hasıl olur. Hangi kalb de, o fitneyi reddederse, orada beyaz bir nokta meydana gelir. O kalb, beyaz bir bez gibi bembeyaz olur. Fitne, ona hi&ccedil; zarar veremez. Bulanık kalb ise, siyah bir taş gibidir. Yamuk veya ters bir bardağa benzer. B&ouml;yle kalb iyilikleri tanımaz, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri yadırgamaz ve hep nefsinin hevasına uyar.)</b> [M&uuml;slim]</p>

<p>Demek ki, g&uuml;nahlardan ka&ccedil;ıyorsak kalbimiz temizdir. G&uuml;nahları rahat işleyebiliyorsak kirlidir. Neyin g&uuml;nah olduğunu da dinimiz bildirmiştir.</p>

<p><b>Zulmeti temizlemenin yolu<br />
Sual:</b> G&uuml;nahlarımız, k&ouml;t&uuml; kimselerin yemekleri ve bunlarla g&ouml;r&uuml;şmek sebebiyle, kalbimize gelen zulmet, nasıl temizlenir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kalbe gelen zulmeti temizlemek i&ccedil;in, tevbe ve istigfar ederek Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya sığınmalıdır. <b>(1/171)</b></p>

<p>Hazret-i Ebu Bekir buyurdu ki: Beş zulmetin beş ışığı vardır:<br />
<b>1-</b> D&uuml;nya zulmetinin ışığı ibadettir.<br />
<b>2-</b> G&uuml;nah zulmetinin ışığı tevbedir.<br />
<b>3-</b> Kabir zulmetinin ışığı, <b>La</b> <b>ilahe illallah, Muhammed&uuml;n Resulullah</b> demektir.<br />
<b>4-</b> &Acirc;hiret karanlığının ışığı salih ameldir.<br />
<b>5-</b> Sırat karanlığının ışığı yak&icirc;ndir. [Doğru ve ş&uuml;phesiz imandır.]</p>

<p>Hazret-i Osman da buyurdu ki: D&uuml;nya ve d&uuml;nya malı i&ccedil;in &uuml;z&uuml;lmek kalbe zulmet verir. &Acirc;hiret i&ccedil;in &uuml;z&uuml;lmekse kalbi nurlandırır. <b>(M.&Ccedil;.Y. G&uuml;zin)</b></p>

<p><b>Kalbi temizlemenin yolu nedir?</b><br />
<b>Sual: </b>Kalb neden kirlenir ve nasıl temizlenir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kalbi g&uuml;nahlar kirletir. İhl&acirc;sla yapılan ibadetler, bilhassa namaz kılmak, kalbi temizler. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kalbi bozan, hasta yapan şeyleri haram etmiştir. G&uuml;nah işleyenin kalbi hasta olur. Kalbi temizlemek i&ccedil;in İslamiyet&rsquo;e uymak lazımdır. İslamiyet&rsquo;e uymak da, emirleri yapmakla ve yasaklardan ve bid&rsquo;atlerden sakınmakla olur. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b></p>

<p>Seyyid Abd&uuml;lhak&icirc;m Arv&acirc;s&icirc; hazretleri buyuruyor ki: Zikretmekle kalb temizlenir, Allah&#39;ın sevgisi elde edilir, ibadetin tadı duyulur, iman kuvvetlenir, namaz kılmak hevesi artar, dinimizin emir ve yasaklarına kolayca uyulur. Taklit&ccedil;ilikten kurtulup, vicdan&icirc;liğe kavuşulur. Kur&rsquo;an-ı kerimdeki,<b> (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı &ccedil;ok zikredin!) </b>emri bunu g&ouml;stermektedir. <b>(Cuma</b> <strong>10) </strong>[Seadet-i Ebediyye]</p>

<p>İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
Kalbi itminana kavuşturan tek yol vardır. Bu da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı zikretmektir. Akılla, araştırmakla kalb itminana, rahata kavuşamaz, yani tatmin olmaz. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Biliniz ki, kalbler ancak Allah&#39;ı zikretmekle itminana kavuşur.)</b> [Rad 28]</p>

<p>&Ccedil;&uuml;nk&uuml; zikrederken O mukaddes zat ile bir bağlılık hasıl olur. Aslında Onunla hi&ccedil;bir bağlılık kurulamaz. Ayaklar altındaki toprak yani insan nerede, her şeyin sahibi olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; nerede? Fakat hatırlayan ile hatırlanan arasında az bir bağlantı hasıl olur. Bu bağlılıktan da sevgi doğar. Zikredenin kalbini sevgi kaplayınca, kalbde itminan hasıl olur. Kalbde itminan hasıl olması, insanı sonsuz saadetlere kavuşturur. <b>(1/92)</b></p>

<p>Kalbin temizlenip kuvvetlenmesi i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ismini &ccedil;ok s&ouml;ylemelidir. <b>(1/196)</b></p>

<p>Kalbi temizlemek i&ccedil;in İslamiyet&rsquo;e uymak lazımdır. İslamiyet&rsquo;e uymak da, emirleri yapmakla ve yasaklardan ve bid&rsquo;atlerden sakınmakla olur. <b>(2/19)</b></p>

<p>Kalbden Allah&#39;tan başkasının sevgisini &ccedil;ıkaranın kalbi temiz olur. Başka sevgiler varsa kalbi hasta olur. Bunlar kesilip atılmadık&ccedil;a, hakik&icirc; iman nasip olmaz. <b>(3/17)</b></p>

<p>Kalbi temizlemek i&ccedil;in İslamiyet&rsquo;e uymak lazımdır. İslamiyet&rsquo;e uymak da, emirleri yapmakla ve yasaklardan ve bid&rsquo;atlerden sakınmakla olur. <b>(1/ 42)</b></p>

<p>Kalbini temizleyecek olanların kıymetini bilmeli. Bunları yapmayı engelleyen her şeyin [k&ouml;t&uuml; arkadaşın ve uygunsuz yayının] d&uuml;şman olduğunu anlamalıdır. <b>(1/183)</b></p>

<p>Kalbi temizlemek, d&uuml;nyada ve &acirc;hirette saadete kavuşmak ve dertlerden, belalardan, hastalıktan, d&uuml;şman şerrinden, b&uuml;y&uuml; ve cinden kurtulmak, nimetlere kavuşmak i&ccedil;in, her M&uuml;sl&uuml;man, her g&uuml;n kalble tevbe edip, bu tevbeyi s&ouml;ylemelidir. Bunu s&ouml;ylemeye <b>İstigfar</b> denir. &Ccedil;ok istigfar okumalı. İstigfar, <b>(Estagfirullah min k&uuml;lli m&acirc; kerihallah)</b> veya kısaca <b>(Estagfirullah) </b>demektir. <b>(Redd-i revafıd)</b></p>

<p>İmam-ı Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:<br />
<b>(L&acirc; il&acirc;he illallah) </b>g&uuml;zel s&ouml;z&uuml;n&uuml; &ccedil;ok s&ouml;yleyin! Bu zikri, kalble birlikte yapın! Bu m&uuml;barek s&ouml;z, kalbin temizlenmesinde pek faydalıdır.<b> (2/106)</b></p>

<p><b>(L&acirc; il&acirc;he illallah) </b>s&ouml;z&uuml; nefsi ve kalbi temizlemekte &ccedil;ok tesirlidir. Bu yolun b&uuml;y&uuml;klerini sevmek saadetin sermayesidir. Bu yolda ilerleten en kuvvetli vasıta, bu muhabbettir. <b>(1/14)</b></p>

<p>Bu yolun esası, sohbet ve muhabbettir. Sohbete kavuşuncaya kadar, s&uuml;nnete uymalı. Hadis-i şerifte, <b>(Unutulmuş bir s&uuml;nnetimi meydana &ccedil;ıkarana, y&uuml;z şehit sevabı vardır) </b>buyuruldu.<b> (L&acirc; il&acirc;he illallah) </b>s&ouml;z&uuml; bin ile beş bin arasında &ccedil;ok okunmalı! Kalbi temizlemekte &ccedil;ok faydalıdır. <b>(1/17)</b></p>

<p>Kalb, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın nazar ettiği yerdir. Kalbi temiz tutmalı. Kalb zikirle temizlenir. <b>(1/48)</b></p>

<p>İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
<b>(L&acirc; il&acirc;he illallah) </b>g&uuml;zel s&ouml;z&uuml;ne<b> (Muhammed&uuml;n Res&ucirc;lullah)</b> da eklenerek, tebliğ ve tevhit, inci gibi yan yana dizilirse vilayetin ve n&uuml;b&uuml;vvetin b&uuml;t&uuml;n &uuml;st&uuml;nl&uuml;kleri ve y&uuml;kseklikleri, bir araya toplanmış olur. Bu iki saadetin yoluna kavuşturan, bu kelimelerdir. <b>(2/37)</b></p>

<p>Bunun i&ccedil;in <b>(L&acirc; il&acirc;he illallah) </b>okurken, her 100 tanede bir<b> (Muhammed&uuml;n Resulullah) </b>eklemek iyi olur.</p>

<p>İtikadı d&uuml;zeltip, fıkhın emirlerini yaptıktan sonra, vakti Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı zikirle ge&ccedil;irmeli. Kalbi temizlemek i&ccedil;in, zikre b&uuml;y&uuml;klerin bildirdiği gibi, devam etmeli. Zikre, yani kalbin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamasına, anmasına m&acirc;ni olan her şeyi, kendine d&uuml;şman bilmeli. İslamiyet&rsquo;e ne kadar &ccedil;ok uyulursa, Onu anmanın lezzeti artar. İslamiyet&rsquo;e uymakta, gevşeklik, tembellik arttık&ccedil;a, o lezzet de azalır, kalmaz olur ve kalb kararıp, temizliği azalır. Kalbi temizlemek i&ccedil;in en faydalı zikir teşrik tekbiridir. Bu da, <b>(Allah&uuml; ekber, Allah&uuml; ekber. L&acirc; il&acirc;he illallah&uuml; vallah&uuml; ekber. Allah&uuml; ekber ve lillahil hamd) </b>demektir.<b> (Herkese Lazım Olan İman)</b></p>

<p>Kalbin temiz olması, g&uuml;zel ahlaklı olmasıdır. Kalb, İslamiyet&rsquo;e uyarak temizlenir. İslamiyet&rsquo;e uymayanın kalbi temiz olamaz. Evliya zatların kabirlerini ziyaret eden bunların m&uuml;barek ruhlarından istifade eder. Bunlara olan sevgisi, bağlılığı kadar, kalbi temizlenir. <b>(İsl&acirc;m Ahlakı)</b></p>

<p>İbadetler, kalbi temizler, g&uuml;nahlar ise kalbi karartır.<b> (İslam Ahlakı)</b></p>

<p>Vefat etmiş evliya zatları da sevip, h&uuml;rmet etmeli. B&ouml;ylece, ruhlarından feyz alınır. İstifade edilir. Kalb de temizlenir. <b>(M. Nasihat)</b></p>

<p><b>Kalbi temizmiş<br />
Sual: </b>Allah&#39;a inancı &ccedil;ok kuvvetli, kalbi &ccedil;ok temiz bir arkadaşım var, ama namaz kılmaz, oru&ccedil; tutmaz, &ccedil;ekinmeden g&uuml;nah işler. (Sen kalbe bak, &ouml;nemli olan kalb temizliğidir) diyor. Dinde kalb temizliği ve inancın kuvvetli olması yetiyor mu? İbadete gerek kalmıyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kalbin temiz olması yeter, ama <em>(Kalbim temiz)</em> demekle kalb temiz olmadığı gibi, <em>(İmanım kuvvetli)</em> demekle iman kuvvetli olmaz. Namaz kılmayanın, oru&ccedil; tutmayanın, g&uuml;nah işleyenin kalbi temiz ve imanı kuvvetli olmaz. İmam-ı Rabban&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
Salih amel yapmadan [namaz kılmadan, oru&ccedil; tutmadan, g&uuml;nahlardan sakınmadan] <em>(Kalbim temizdir, sen kalbe bak) </em>demek b&acirc;tıldır, boştur, kendini aldatmaktır. Bedensiz ruh olmadığı gibi, beden ibadet yapmadan ve g&uuml;nahlardan ka&ccedil;ınmadan, kalb, temiz olmaz. <b>(1/39)</b></p>

<p>İmam-ı Muhammed Masum-i Faruk&icirc; hazretleri de buyuruyor ki:<br />
C&uuml;neyd-i Bağdadi hazretlerinin talebesi olan, evliyanın b&uuml;y&uuml;klerinden Ebu Ali Rodbari hazretleri, (&Ccedil;algı dinleyen ve diğer g&uuml;nahlardan sakınmayan bir din adamı, &ldquo;Kalbim temizdir. Sen kalbe bak!&rdquo; diyorsa, onun gideceği yer Cehennemdir) buyurur. <b>(2/110)</b></p>

<p><em>(Namaz kılmıyorsam, a&ccedil;ık geziyorsam ne &ccedil;ıkar? Sen kalbe bak. Kalbim temizdir)</em> demek yahut<em>, (&Ouml;nce ekmek parası kazanmak, herkese iyilik etmek, sonra namaz) </em>gibi s&ouml;zler, din&icirc; emirlerin bir kısmını beğenip bir kısmını beğenmemektir. Her M&uuml;sl&uuml;manın bu inceliğe dikkat etmesi, dinin emir ve yasaklarına riayet etmeyenlerin, imanlarının gitmemesi i&ccedil;in uyanık olmaları lazımdır. <b>(Hak S&ouml;z&uuml;n Vesikaları)</b></p>

<p>K&ouml;t&uuml; huylar, g&uuml;nahlar kalbi hasta eder. Bu hastalığın artması, kalbin &ouml;l&uuml;m&uuml;ne yani k&uuml;fre sebep olur. K&ouml;t&uuml; huyların en k&ouml;t&uuml;s&uuml; olan k&uuml;f&uuml;r ise, kalbi &ouml;ld&uuml;ren en b&uuml;y&uuml;k zehirdir. İmanı olmayanın<em>, (Kalbim temizdir. Sen kalbe bak)</em> demesi boş laftır. B&ouml;yle s&ouml;ylemek kendini aldatmak olur. &Ouml;lm&uuml;ş olan b&ouml;yle kalb temiz olmaz. <b>(İslam Ahlakı)</b></p>

<p>Haram işleyenin, <em>(Sen kalbime bak, kalbim temizdir)</em> demesi yanlıştır. M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur. <b>(Hadika)</b></p>

<p>Kalbin nasıl temiz olacağını Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve Onun Resul&uuml; bildiriyor. Onların bildirdiklerine uygun yaşayanın kalbi temiz, onların emirlerine uymayanın kalbi pistir. &Ccedil;ekinmeden ısrarla g&uuml;nah işlemek, kalbin bozuk olmasının alametidir. Bir hadis-i şerif ş&ouml;yledir:<br />
<b>(G&uuml;nah işleyenin kalbinde siyah bir nokta oluşur. Tevbe ederse, o nokta silinir. Tevbe etmeyip tekrar g&uuml;nah işlerse, o leke b&uuml;y&uuml;r ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.)</b> [Harait&icirc;]</p>

<p><em>(Allah&#39;a inancı &ccedil;ok kuvvetlidir)</em> demek de &ccedil;ok yanlıştır. Ateşin yakacağına kuvvetli inancı olan kimse, elini ateşin i&ccedil;ine rahat&ccedil;a sokabilir mi? Ateşin elini yakacağına olan inancı buna mani olur. &Ccedil;ekinmeden g&uuml;nah işleyenlerin Cehenneme gideceğini bilen kimse de, kendini nasıl Cehennem ateşine atar? Demek ki inancı hi&ccedil; yok veya &ccedil;ok zayıftır. Allah&#39;a inancı kuvvetli olan, bile bile kendini felakete atmaz.</p>

<p>Mesela Allah&#39;ın en az bire on verdiğine inanan M&uuml;sl&uuml;man kimse, zek&acirc;tını, sadakasını verir, c&ouml;mertlikten geri kalmaz. Bir hadis-i şerif ş&ouml;yledir:<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man c&ouml;merdin imanı kuvvetlidir.)</b> [Deylem&icirc;]</p>

<p>İmanı kuvvetli olduğu i&ccedil;in c&ouml;mertlik yapıyor. İmanı kuvvetli olan haramlardan ka&ccedil;ar ve ibadetlerini yapar. Yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutmayıp Onun emir ve yasaklarına riayet eder. Bir hadis-i şerif ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Nerede olursa olsun Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutmayanın, g&uuml;nahlardan sakınanın imanı kuvvetlidir.)</b> [Beyhek&icirc;]</p>

<p>Demek ki, imanı kuvvetli ve kalbi temiz olan, dinimizin emir ve yasaklarına riayet eder, yani ibadetlerini yapar, g&uuml;nahlardan sakınır. Bunlara riayet etmeyenin hem imanı &ccedil;ok zayıftır, hem kalbi de &ccedil;ok kirlidir.</p>

<p><b>Kalbden kalbe akım<br />
Sual: </b>Saliha bir hanımla kızı, bir bayan doktora gidiyorlar. Az bekleyince doktor hanım, (Sizde ne var? Siz gelince &ccedil;ok rahatladım) diyor. Doktor hanım neden rahatlamış olabilir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bileşik kaplardan birine su d&ouml;k&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman, su diğer t&uuml;pe ge&ccedil;er, ondan sonra tekrar bu t&uuml;pe gelir. Sonra tekrar diğer t&uuml;pe ge&ccedil;er, hep b&ouml;yle hareket edip nihayet t&uuml;plerdeki su aynı seviyeye gelir. İşte bunun gibi, kim olursa olsun, iki kişi bir araya geldiği zaman, mutlaka birinin kalbinden &ouml;tekinin kalbine, &ouml;tekinin kalbinden bunun kalbine akım başlar. Onun i&ccedil;in, İslamiyet&rsquo;in başlangıcında, Peygamber efendimiz &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo; kabir ziyaretini yasak etmişti. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;lenler k&acirc;firdi, ana babaları m&uuml;şrikti. M&uuml;sl&uuml;manlar ziyarete gidiyorlardı, o kabirdekinin ruhundan, M&uuml;sl&uuml;manın kalbine zulmet akıyordu. M&uuml;sl&uuml;manlar da vefat etmeye başladıktan sonra, kabir ziyaretine izin verdi.</p>

<p>Demek ki karşılıklı olarak kalbden kalbe bir akım başlıyor. Allah sevgisi y&uuml;ksek olanın kalbinden al&ccedil;ak olanın kalbine feyz akar. Aynı seviyeye gelinceye kadar devam eder. &Ccedil;ok g&uuml;nahk&acirc;r olandan da zulmet akar. Saliha hanımlardan, doktor hanıma akım giderek rahatladığı anlaşılıyor. Onun i&ccedil;in mecbur kalmadık&ccedil;a, k&ouml;t&uuml; insanlardan uzak durmaya &ccedil;alışmalı. Onlarla zaruret miktarı g&ouml;r&uuml;şmeli.</p>

<p><strong>Sual:</strong> K&ouml;t&uuml; huylu olan bir kimse, kalbinin temiz olduğunu s&ouml;ylese, buna itibar edilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
&ouml;t&uuml; huylar, kalbi hasta eder. Bu hastalığın artması, kalbin &ouml;l&uuml;m&uuml;ne yani k&uuml;fre, ink&acirc;ra sebep olur. K&ouml;t&uuml; huyların en k&ouml;t&uuml;s&uuml; olan k&uuml;f&uuml;r, ink&acirc;r ise, kalbin en b&uuml;y&uuml;k zehridir. İmanı olmayanın, &ldquo;Kalbim temizdir, sen kalbe bak&rdquo; gibi s&ouml;zleri, boş laflardır. &Ouml;lm&uuml;ş olan kalp temiz olmaz.</p>

<p><strong>Kalbi temizlemenin yolu<br />
Sual: </strong>&Ccedil;ok kimse, konuşurken kalbinin temiz olduğunu s&ouml;ylemektedir. Kalbin temiz olması ne demektir, nasıl temizlenir ve nelerden temizlenir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kalp, muhabbet, sevgi yeridir. Muhabbet, sevgi bulunmayan kalp &ouml;lm&uuml;ş demektir. Kalpte, ya d&uuml;nya sevgisi, yahut Allah sevgisi bulunur. D&uuml;nya demek, haram olan şeyler demektir. Zikir, ibadet yaparak, kalpten d&uuml;nya sevgisi &ccedil;ıkarılınca, kalp temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. G&uuml;nah işleyince, kalp kararır, hasta olur. D&uuml;nya muhabbeti, sevgisi yerleşerek, Allah sevgisi gider. Kalbin bu h&acirc;li, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası &ccedil;ıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar. Reşeh&acirc;t kitabında, Muhammed P&acirc;ris&acirc; hazretlerinin ş&ouml;yle buyurduğu bildirilmektedir:<br />
&ldquo;İnsanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaştıran perdelerin en zararlısı, kalbin kararması, d&uuml;nya sevgisinin kalbe yerleşmesidir. Bu sevgi, k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan, l&uuml;zumsuz şeyler seyretmekten hasıl olur. &Ccedil;ok uğraşarak, bunları kalpten &ccedil;ıkarmalıdır. Faydasız kitap, [roman, gazete] okumak, l&uuml;zumsuz şeyler konuşmak, seyretmek, bu sevgiyi arttırır. Bakması haram olan resimleri, [filmleri, televizyonları] seyretmek, haram olan şeyleri dinlemek, bu sevgiyi kalpte yerleştirir. Bunların hepsi, insanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaştırır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya kavuşmak isteyenlerin, bunlardan sakınması, nefsi azdıran her şeyden uzaklaşması lazımdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın &acirc;deti ş&ouml;yledir ki, kalbi temizlemeye ve nefsi ezmeye &ccedil;alışmayanlara, zevklerini, şehvetlerini bırakmayanlara bu nimeti ihsan etmez.&rdquo;</p>

<p><strong>Kalbi, nefsin baskısından kurtarmak<br />
Sual:</strong> Bir M&uuml;sl&uuml;man, kalbine gelen k&ouml;t&uuml; d&uuml;ş&uuml;ncelerden kurtulabilir mi eğer kurtulabilirse bunun yolu nedir, ne yapılması gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kalp, hem nefse, hem his organlarına bağlıdır. His organları ne ile meşgul olursa, kalp de ona bağlanır. İnsan g&uuml;zel bir şeyi g&ouml;r&uuml;nce, g&uuml;zel bir ses duyunca, tatlı bir şey alınca, kalp bunlara bağlanır. Bu sevgi insanın elinde olmaz. İnsan g&uuml;zel bir şey okuyunca, kalp, bunların manalarına, yazarına bağlanır. G&uuml;zel, tatlı demek, kalbe g&uuml;zel, tatlı gelen şey demektir. İnsan, &ccedil;ok defa, nefse g&uuml;zel gelenle, kalbe g&uuml;zel geleni birbiri ile karıştırır. Kalp kuvvetli ise, hakiki g&uuml;zelliği anlayıp, onu sever, bağlanır. &Acirc;yet-i kerimeler, hadis-i şerifler, dua, tesbih gibi kıymetli şeyler, g&uuml;zeldir, &ccedil;ok tatlıdır. Kalbin nefse bağlılığı azalınca ve nefsin elinden kurtulunca, bunları okuduğu, duyduğu zaman, bunların g&uuml;zelliğini anlar ve bağlanır da, insanın haberi olmaz.</p>

<p>Kalbi, nefsin elinden, baskısından kurtarmak i&ccedil;in, nefsi ezmek, kalbi uyandırıp kuvvetlendirmek lazımdır. Bu da, Resulullah efendimize uymakla olur. Muhammed aleyhisselama uyarak, kalbini nefsinin pen&ccedil;esinden kurtaran bir kimse, bir evliyayı incelerse, onun Resulullah efendimizin v&acirc;risi, Allahın sevgili kulu olduğunu anlar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı &ccedil;ok sevdiği i&ccedil;in, Allahın sevdiğini de &ccedil;ok sever. Fakat, nefsin sevdiklerini, kalbin sevdiği g&uuml;zellikler sanarak aldananlar &ccedil;ok olmuş, felakete s&uuml;r&uuml;klenmişlerdir.</p>

<p><strong>Emirleri yapamamanın sebebi<br />
Sual: </strong>Bazı kimseler, M&uuml;sl&uuml;man olduklarını s&ouml;yledikleri h&acirc;lde namaz kılamıyor, zek&acirc;t veremiyor ve oru&ccedil; tutamıyorlar. Bunun sebebi ne olabilir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini yapmamak, hep kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, İsl&acirc;miyete tam inanılmamasıdır. M&uuml;min olmak i&ccedil;in, yalnız Kelime-i şehadeti s&ouml;ylemek yetişmez. M&uuml;nafıklar, kalbi k&acirc;fir olduğu h&acirc;lde M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nenler de bunu s&ouml;yl&uuml;yor. Kalpte iman bulunduğuna alamet, İsl&acirc;miyetin emirlerini seve seve yapmaktır. Zek&acirc;t niyeti ile fakire bir altın vermek, y&uuml;zbin altın sadaka vermekten daha sevaptır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, zek&acirc;t vermek, farzı yapmaktır. Zek&acirc;t niyeti olmadan verilenler ise, nafile ibadettir. Farz ibadetin yanında nafile ibadetlerin hi&ccedil; kıymeti yoktur. Deniz yanında, damla kadar bile değildir. Şeytan aldatarak, kazaya kalan namazları kıldırtmıyor, nafile kılmayı, nafile hacca ve umreye gitmeyi g&uuml;zel g&ouml;steriyor. Zek&acirc;t verdirmeyip, nafile hayırları, g&ouml;ze g&uuml;zel g&ouml;steriyor. S&uuml;nnetlerin ve nafilelerin, s&ouml;z verilen b&uuml;y&uuml;k sevapları, farz borcu olmayanlar, kazalarını &ouml;deyenler i&ccedil;indir. Kazası olanların, farzlardan başka hi&ccedil;bir ibadetlerine, hi&ccedil; sevap verilmez.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: </strong>Kalbini, inkar ve g&uuml;nah kirlerinden temizlemeyen Cehenneme mi gider?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kim olursa olsun, nefsine uyan, kalbi bozuk olan Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsin yaratılışındaki k&uuml;fr&uuml; ve g&uuml;nahları temizlemek i&ccedil;in, &ccedil;ok&ccedil;a <strong>L&acirc; il&acirc;he illallah</strong> ve kalbini nefisten, şeytandan, k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan ve zararlı bozuk kitaplardan gelmiş olan k&uuml;f&uuml;rden, g&uuml;nahlardan kurtulmak i&ccedil;in <strong>Estağfurullah</strong> okumalıdır. İsl&acirc;miyete uyanın duaları muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, haram yiyip i&ccedil;enin İsl&acirc;miyete uymadığı anlaşılır. Bunların duası kabul olmaz.</p>

<p align="left"><strong>Namaz, kalbi hasta olmaktan korur<br />
Sual: </strong>Bazı kimseler, M&uuml;sl&uuml;man olduklarını s&ouml;yledikleri halde namaz kılmak kendilerine ağır gelmektedir. Bunun sebebi ne olabilir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İnsanda iki t&uuml;rl&uuml; kalp vardır. Birisi, herkes tarafından bilinen g&ouml;ğs&uuml;m&uuml;zdeki et par&ccedil;asıdır ki buna <strong>Y&uuml;rek</strong> denir. İkincisi ise, bu et par&ccedil;asında bulunan bir kuvvettir ki buna <strong>G&ouml;n&uuml;l</strong> denir. Din kitaplarında bildirilen kalp, bu g&ouml;n&uuml;ld&uuml;r. İnanmak ve inanmamak, muhabbet yani sevgi ve d&uuml;şmanlık bu kalpte yani g&ouml;n&uuml;lde olur. İnsanın azaları, organları bu kalbin emrindedir. Temiz kalbin sahibi akla uyar, hep iyi işler yapar. Kalbi bozuk, hasta olan, nefse uyar, hep zararlı işler yapar. İhlas ile yapılan ibadetler, bilhassa namaz kılmak ise, kalbi temizler. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kalbi bozan, hasta yapan şeyleri haram etmiştir. G&uuml;nah işleyenin kalbi hasta olur. G&uuml;nahın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne g&ouml;re, hastalık hafif veya ağır olur. Kalp hasta olunca, ibadet yapmak g&uuml;&ccedil; olur. Kalp hastalığının birinci ilacı, tevbe ve istiğfardır. Tevbenin kabul olması i&ccedil;in, g&uuml;nahı terk etmek ve ibadet yapmak lazımdır. Kalp hastalığının ilacı olan tevbenin kabul olması i&ccedil;in, en faydalı ibadet, namaz kılmaktır. Her g&uuml;n bir kere namaz kılmak, &ccedil;ok kolaydır. Her g&uuml;n beş kere namaz kılmak, kalbi hasta olanlara g&uuml;&ccedil; gelir. Halbuki, namaz &ccedil;ok kılınırsa, kalpte Allah sevgisi hasıl olur. Allah sevgisi zamanla kalbi doldurur. Saadetlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;, kalbe Allah sevgisini yerleştirmektir. D&uuml;nya işleri ile uğraşanların ve ge&ccedil;ici olan d&uuml;nya nimetlerine ve lezzetlerine kavuşmayı d&uuml;ş&uuml;nenlerin kalplerinde Allah sevgisi kalmaz. İnsanı bu felaketten kurtaran en kuvvetli ila&ccedil;, kelime-i tevhit okumaktır. Bunun i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sonsuz merhametinden dolayı, her g&uuml;n bir vakit değil, beş vakit namaz kılmayı emir buyurmuştur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bu emri, insanlara sıkıntı vermek i&ccedil;in değil, onları kalp hastalığından kurtarmak i&ccedil;indir.Ankeb&ucirc;t s&ucirc;resinin kırkbeşinci &acirc;yetinde mealen;<br />
<strong>(Doğru kılınan namaz, insanı fahş&acirc;dan ve m&uuml;nkerden herhalde, muhakkak uzaklaştırır)</strong> buyuruldu.</p>

<p align="left"><strong>Kalp ve beden, İsl&acirc;miyete uymalı<br />
Sual: </strong>İsl&acirc;miyetin emirlerini yapmayarak ve yasaklarından sakınmayarak, kalbin temiz olması m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kalp ve beden ile, İsl&acirc;miyetin emir ve yasaklarına uymalı, kalp, gafletten uyanık olmalıdır. Kalbi uyanık olmayan yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, Cennet nimetlerini, Cehennem ateşinin şiddetini hatırlamayan, d&uuml;ş&uuml;nmeyen kimsenin bedeninin İsl&acirc;miyete uyması g&uuml;&ccedil; olur. Fıkıh alimleri fetvaları bildirirler. Bunların yapılmasını kolaylaştırmak, Allah adamlarının işidir. Bedenin İsl&acirc;miyete severek ve kolay uyması i&ccedil;in, kalbin temiz olması lazımdır. Fakat yalnız kalbin temiz olmasına, ahlakın g&uuml;zel olmasına ehemmiyet verip, bedenin İsl&acirc;miyete uymasına ehemmiyet vermeyen kimse, <strong>m&uuml;lhid</strong>dir, dinden &ccedil;ıkmıştır. Bunun nefsinin parlaması ile hasıl olan gaybdan haber vermek, hastaları okuyup &uuml;fleyip iyi etmek gibi adet dışı başarıları istidrac olup, kendisini ve buna uyanları Cehenneme s&uuml;r&uuml;kler. Kalbin temiz ve nefsin mutmainne yani uysal olduğunun alameti, bedenin İsl&acirc;miyete seve seve uymasıdır. His organlarını ve bedenini İsl&acirc;miyete uydurmayanların; &ldquo;Kalbim temizdir, sen kalbe bak!&rdquo; demeleri boş laftır. B&ouml;yle s&ouml;ylemekle kendilerini ve etrafındakileri aldatmaktadırlar.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Din kitaplarında kalb, g&ouml;n&uuml;l hastalığından bahsediliyor, bu nasıl bir hastalıktır ve tedavisi nasıl olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Tabipler diyor ki, hasta perhiz yapmalıdır. İyi olmadan &ouml;nce ona gıda iyi gelmez. Yağlı kuş eti bile b&ouml;yledir. Hatta hastalığını arttırır. Hastanın yediği hastalığı arttırır!</p>

<p>Bunun i&ccedil;in, &ouml;nce hastayı iyi etmeyi d&uuml;ş&uuml;nmek lazımdır. Bundan sonra, uygun gıda vererek, eski kuvvetli h&acirc;line kavuşturulması d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;r.</p>

<p>Bunun gibi,&nbsp;<strong>(Kalblerinde hastalık vardır)</strong>&nbsp;me&acirc;lindeki &acirc;yet-i kerimede bildirilen kalb hastalığına yakalanmış olanların hi&ccedil;bir ibadeti ve taati&nbsp;fayda vermez, belki zarar verir.&nbsp;<strong>(&Ccedil;ok Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okuyanlar vardır ki, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim bunlara lanet eder)</strong>&nbsp;hadis-i şerifi meşhurdur.&nbsp;<strong>(&Ccedil;ok oru&ccedil; tutanlar vardır ki, onun oru&ccedil;tan kazancı, yalnız a&ccedil;lık ve susuzluktur)</strong>&nbsp;hadis-i şerifi de sahihtir. Kalb hastalıklarının m&uuml;tehassısları olan tasavvuf b&uuml;y&uuml;kleri de, &ouml;nce hastalığın giderilmesi i&ccedil;in yapılacak şeyleri emir buyururlar. Kalbin hastalığı, Hak te&acirc;l&acirc;dan başkasına tutulması, bağlanmasıdır. Belki, kendisine bağlanmasıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; herkes, her şeyi kendisi i&ccedil;in ister. &Ccedil;ocuğunu sevmesi, kendini sevdiği i&ccedil;indir. Malı, mevkiyi, rutbeyi hep kendisi i&ccedil;in ister. Onun mabudu, tapındığı şey, kendi nefsidir. Nefsinin istekleri arkasında koşmaktadır. Kalb, bu bağlılıklardan kurtulmadık&ccedil;a, insanın kurtulması &ccedil;ok g&uuml;&ccedil; olur. Bundan anlaşılıyor ki, aklı başında olan ilim adamları ve kalbi uyanık olan fen adamları, her şeyden &ouml;nce, bu hastalığın giderilmesini d&uuml;ş&uuml;nmelidirler.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: </strong>İnsan haram, g&uuml;nah işlemekle, isyan ve ink&acirc;r etmekle Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaşmış mı olur?<br />
<strong>CEVAP:</strong>&nbsp;Bu konuda Reşeh&acirc;t kitabında, Sa&#39;d&uuml;dd&icirc;n-i K&acirc;şgar&icirc; hazretleri, h&acirc;ce Muhammed P&acirc;ris&acirc; hazretlerinden&nbsp;işiterek buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İnsanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaştıran perdelerin en zararlısı, kalbin kararması, hasta olması, yani d&uuml;nya sevgisinin kalbe yerleşmesidir. Bu sevgi, k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan ve l&uuml;zumsuz şeyler seyretmekten hasıl olur. &Ccedil;ok uğraşarak, bunları kalpten &ccedil;ıkarmalıdır. Faydasız kitap, roman, gazete, dergi ve hik&acirc;yeler okumak, l&uuml;zumsuz şeyler konuşmak, bu sevgiyi arttırır. Uygunsuz kadın resimleri, b&ouml;yle dergiler, filmler, televizyonlar seyretmek, &ccedil;algı dinlemek, bu sevgiyi kalbe yerleştirir. Bunların hepsi, insanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaştırır. Kalbin hasta olması, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutmasıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya kavuşmak isteyenlerin, bunlardan sakınması, nefsi kuvvetlendiren, azdıran her şeyden ictin&acirc;b etmesi, sakınması lazımdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın &acirc;deti ş&ouml;yledir ki, kalbi temizlemeye ve nefsi ezmeye &ccedil;alışmayanlara, zevklerini, şehvetlerini bırakmayanlara bu nimeti ihsan etmez.&rdquo;</p>

<p>Kalp, muhabbet, sevgi yeridir. Aşk, muhabbet bulunmayan kalp &ouml;lm&uuml;ş demektir. Kalpte, ya d&uuml;nya sevgisi, yahut Allah sevgisi bulunur. Burada d&uuml;nya demek, haram olan şeyler demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ismini &ccedil;ok zikrederek, ibadet yaparak, kalpten d&uuml;nya sevgisi &ccedil;ıkarılınca, kalp temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisi, kendiliğinden dolar. G&uuml;nah işleyince, kalp kararır, hasta olur. D&uuml;nya muhabbeti, sevgisi yerleşerek, Allah sevgisi gider. Kalbin bu h&acirc;li, bir şişeye benzer. Şişeye su doldurunca, i&ccedil;indeki havası &ccedil;ıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1249]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 20:48:35 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Ölüm alameti]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Bir kimsenin &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; nasıl anlaşılır? &Ouml;l&uuml;nce, ne yapmak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sertleşme, soğuma ve kokma, &ouml;l&uuml;m alametidir. Soluğun kesilmesi, ağzına tutulan aynanın buğulanmamasıyla; kalbin durduğu, nabızla anlaşılır. &Ouml;l&uuml;m anlaşılınca, g&ouml;zlerini kapamak ve &ccedil;enesini bağlamak s&uuml;nnettir. &Ccedil;enesi, geniş bezle başı &uuml;st&uuml;ne bağlanır. G&ouml;zlerini kaparken, <b>(Bismillahi ve al&acirc; milleti Resulullah. Allah&uuml;mme yessir aleyhi emreh&uuml; ve sehhel aleyhi m&acirc; ba&rsquo;deh&uuml; ve &uuml;s&rsquo;ıd&rsquo;h&uuml; bilik&acirc;ike, Vec&rsquo;al m&acirc; harece&rsquo;yhi hayran mimm&acirc; harece anh)</b> duasını okumak s&uuml;nnettir.</p>

<p>Manası,<b> </b>(Allah&rsquo;ın adıyla ve Resulullahın dini &uuml;zere, y&acirc; Rabbi bunun işini kolaylaştır! Sonunu &acirc;san eyle! Sana kavuşmakla kendisini bahtiyar kıl! Varacağı yeri, &ccedil;ıktığı yerden daha hayırlı eyle)<b> </b>demektir.</p>

<p>Soğumadan &ouml;nce, el parmaklarını, dirseklerini, dizlerini a&ccedil;ıp kapayıp, kollarını ve bacaklarını d&uuml;z bırakmak s&uuml;nnettir. B&ouml;ylece, yıkaması ve kefene sarması kolay olur.</p>

<p>Soğumadan &ouml;nce, elbisesi &ccedil;ıkarılıp, geniş, hafif bir &ccedil;arşafla &ouml;rt&uuml;l&uuml;r. &Ccedil;arşafın bir ucu başının altına, diğer ucu ayakları altına sokulur. Karnı &uuml;zerine, &ccedil;arşafın &uuml;st&uuml;ne veya altına, bir bı&ccedil;ak, demir gibi bir ağırlık konup, şişmesi &ouml;nlenir.</p>

<p><strong>Sual: &Ouml;lmekte olan bir kimsede, en son kaybolan g&ouml;rmesi mi, işitmesi midir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak, İmam-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri, &ldquo;D&uuml;rre-t&uuml;l F&acirc;hire f&icirc;-keşf-i ul&ucirc;m-il-&acirc;hıre&rdquo; kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;&Ouml;l&uuml;n&uuml;n his duygularından en son kaybedeceği şey işitmesidir. Zira ruh kalpten ayrıldığı vakit yalnız g&ouml;rmesi bozulur. Fakat işitmek, ruh kabzoluncaya kadar kaybolmaz. Bunun i&ccedil;in Fahr-i &acirc;lem efendimiz; <strong>(&Ouml;l&uuml;m hastalığında olanlara şeh&acirc;deteyn-i kelimeteyn ki, &ldquo;L&acirc; il&acirc;he illallah Muhammed&uuml;n Res&ucirc;lullah&rdquo;tır. Bu kelimeyi telkin ediniz!)</strong> buyurmuştur.&rdquo;</p>

<p><strong>&Ouml;l&uuml;m anındaki insanın hali<br />
Sual: İnsan &ouml;l&uuml;rken ruhunu sadece bir melek mi alır yoksa başka melekler de bulunur mu ve &ouml;l&uuml;m anında insanın h&acirc;li nasıl olur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Bu konu ile alakalı olarak, İmam-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri, &ldquo;D&uuml;rre-t&uuml;l F&acirc;hire f&icirc;-keşf-i ul&ucirc;m-il-&acirc;hıre&rdquo; kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanı hayatı boyunca, d&uuml;nyada durdurur. Belli olan eceli gelinceye, rızkı t&uuml;keninceye ve ezelde takdir edilmiş olan amelleri bitinceye kadar, d&uuml;nyada durur. &Ouml;l&uuml;m&uuml; yaklaştığında d&ouml;rt melek gelir. Bunların biri, ruhunu sağ ayağından, biri sol ayağından, biri sağ elinden ve biri sol elinden &ccedil;ekerler. &Ccedil;ok defa, ruhu gargara h&acirc;line gelmeden, melekleri, yaptıkları işleri, kendi &acirc;lemlerinde durdukları h&acirc;l &uuml;zere g&ouml;r&uuml;r. Eğer dili s&ouml;ylerse, onları haber verir. &Ccedil;ok defa da, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; şeyleri, şeytanın bir işi zanneder. Lisanı tutuluncaya kadar hareketsiz kalır. Bu h&acirc;lde, yine melekler ruhunu parmak u&ccedil;larından &ccedil;ekerler. Soluğu ise, sanki saka kırbasından su boşalır gibi, gırıl gırıl &ouml;ter. F&acirc;cirin ruhu da yaş ke&ccedil;eye takılmış olan diken &ccedil;ekilir gibi &ccedil;ıkarılır ki, bunu insanların en &uuml;st&uuml;n&uuml; olan Peygamber efendimiz haber verdi. Bu h&acirc;lde iken o kimse, karnını diken ile dolu zanneder. Ruhunu da, sanki bir iğne deliğinden &ccedil;ıkıyor, g&ouml;k yere bitişiyor ve kendisi arasında kalıyor zan eder. Hazret-i Ka&rsquo;b&uuml;l-ahb&acirc;rdan, &ouml;l&uuml;m nasıl oluyor diye sual edilince, cevaben;<br />
&#39;Bir diken dalını bir kişinin i&ccedil;erisine koymuşlar. Ve kuvvetli bir kimse onu &ccedil;ekiyor. Kestiğini kesiyor. Kalan kalıyor gibi buldum&#39; buyurmuştur. Peygamber efendimiz de buyurdu ki:<br />
<strong>(Elbette &ouml;l&uuml;m acılarından birinin şiddeti, &uuml;&ccedil;y&uuml;z kere kılı&ccedil; vurmaktan daha şiddetlidir.)</strong></p>

<p>İşte bu zamanda insanın cesedi terler. G&ouml;zleri s&uuml;ratle iki tarafa gider. Burnunun iki tarafı &ccedil;ekilir. G&ouml;ğ&uuml;s kemikleri kalkar, soluğu kabarır, benzi sararır.&rdquo;</p>

<p><strong>&Ouml;lenin ruhunu g&ouml;rmek<br />
Sual: Bir kimse, vefat ettiği zaman, bu vefat eden kimsenin ruhunu, hayatta olanlardan bazı g&ouml;renler oluyormuş, b&ouml;yle bir şey olabilir mi ve bu bilgiler doğru mudur?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretlerinin D&uuml;rret-&uuml;l f&acirc;hıre kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;Vefat eden kimsenin ruhu, cesede geri d&ouml;nd&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman kendi cesedini yıkanırken bulur ve başı ucunda gasli, yıkanması bitinceye kadar durur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; iyiliğini istediği kimsenin g&ouml;z&uuml;nden perdeyi kaldırır ve o kimse, &ouml;l&uuml;n&uuml;n ruhunu d&uuml;nyadaki insan suretinde g&ouml;r&uuml;r. Bir zat oğlunu yıkarken başı ucunda olduğunu g&ouml;rd&uuml;. Kendisine korku gelip g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; taraftan diğer tarafa ge&ccedil;ti. Kefenine sarılıncaya kadar bu h&acirc;li g&ouml;rd&uuml;. Kefene sarılınca, o şahsın şeklindeki ruh kefene geri d&ouml;nd&uuml;. Yıkanıp, kefenlenip tabut i&ccedil;ine koyunca da &ouml;lenin ruhunu g&ouml;renler oldu. Reb&icirc; bin Heysem hazretlerinden rivayet edildi ki; bir zat, yıkayan kimsenin elinde hareket etmiştir. Yine hazret-i Ebu Bekir zamanında bir &ouml;l&uuml;n&uuml;n tabut &uuml;zerinde iken konuştuğu g&ouml;r&uuml;ld&uuml; ki, hazret-i Ebu Bekir ve hazret-i &Ouml;mer&rsquo;in faziletlerini zikir etti.</p>

<p>&Ouml;lenin bu h&acirc;llerini g&ouml;renler, melekler &acirc;lemini seyreden evliya yani velilerdir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; dilediği kimsenin g&ouml;z&uuml;nden ve kulağından perdeyi kaldırır, o da bu h&acirc;li g&ouml;r&uuml;r ve bilir.</p>

<p>&Ouml;l&uuml; kefene sarıldığı zaman ruh hari&ccedil;te, dışarıda olarak g&ouml;ğse yakın gelir. Bu sırada onun bağırması ve inlemesi vardır. Der ki; beni Rabbimin rahmetine acele g&ouml;t&uuml;r&uuml;n&uuml;z. Eğer bana ihsan olunan nimetleri bilseydiniz, beni g&ouml;t&uuml;rmekte acele ederdiniz.</p>

<p>Eğer şek&acirc;vet, Cehennem azabı ile korkutulmuş ise, der ki; aman bana az&acirc;b-ı il&acirc;hiden bir m&uuml;ddet m&uuml;hlet, zaman verip, ağır g&ouml;t&uuml;r&uuml;n&uuml;z. Eğer bilseydiniz, elbette beni omuzunuzda taşımazdınız. Bunun i&ccedil;in, Res&ucirc;lullah efendimiz, bir cenaze g&ouml;r&uuml;nce, hemen ayağa kalkarlar, kırk adım kadar o cenaze ile beraber giderlerdi.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: </strong>&Ouml;l&uuml;m anında insanın ruhu bedeninden &ccedil;ıkacağı zaman, &ouml;lmekte olan o kimse, Resulullah efendimizi g&ouml;r&uuml;r m&uuml;?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda Ahmed ibni Hacer-i Heytem&icirc; hazretlerinin Fet&acirc;velk&uuml;br&acirc; kitabında buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Resulullah Efendimiz &ouml;lmek &uuml;zere olan herkese g&ouml;r&uuml;nmekte ve &ouml;lmek &uuml;zere olan o kimseye, &#39;Bu zat i&ccedil;in ne dersin?&#39;&nbsp;denilmektedir. B&ouml;yle olması, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kudretinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;stermektedir. &#39;Bu&#39;&nbsp;kelimesi, yanında bulunan kimseyi g&ouml;stermekte kullanılır. Bu s&ouml;z, Resulullah Efendimizin &ccedil;eşitli yerlerde, &ccedil;eşitli şekillerde bir anda g&ouml;r&uuml;lebileceğine inanmayana cevaptır.&nbsp;H&acirc;lbuki, akıl yolu ile de buna inanılır. Resulullah Efendimizin zat-i şerifi bir ayna gibi olmakta, herkes bu aynada kendi g&uuml;zelliğinin, &ccedil;irkinliğinin suretini g&ouml;rmektedir. Aynanın g&uuml;zelliğinde hi&ccedil; değişiklik olmaz.&nbsp;Kabir hayatı ve ahiret hayatı, d&uuml;nya hayatına benzemez. D&uuml;nyada, her insanın tek bir şekli vardır. Evliyanın, d&uuml;nyada da, &ccedil;eşitli şekiller aldığı &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.&rdquo;&nbsp;</p>

<p>Akreb-&uuml;t-turuk-ı ilelhak kitabında;<br />
&ldquo;Resulullahın karşısında olduğunu, seni g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve sesini işittiğini d&uuml;ş&uuml;n! Uzakta isen de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sesini işittirir ve seni g&ouml;sterir. Burada, yakın ile uzak arasında fark yoktur&rdquo; denmektedir</p>

<p>Fet&acirc;velk&uuml;br&acirc; kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;&Ouml;l&uuml;ler, kendilerini ziyaret edenleri tanırlar. İbni Ebidd&uuml;ny&acirc;nın haber verdiği hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Bir kimse, din kardeşinin kabrini ziyaret edip oturunca, meyyit onu tanır ve selamına cevap verir)</strong>&nbsp;buyuruldu. Diğer bir hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Bir kimse, tanıdığı bir m&uuml;min kardeşinin kabri yanından ge&ccedil;ip, selam verince, onu tanır ve selamına cevap verir)</strong>&nbsp;buyuruldu.&rdquo;</p>

<p>Yine aynı kitapta deniyor ki:<br />
&ldquo;&Ouml;l&uuml;, dirilerin seslerini işitir. İm&acirc;m-ı Ahmedin bildirdiği hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Meyyit, kendini yıkayanı, taşıyanı ve kabre koyanı tanır)</strong>&nbsp;buyuruldu.&rdquo;</p>

<p>Seyyid Abd&uuml;lhak&icirc;m Arv&acirc;s&icirc; hazretleri, İbni Hacer-i Heytem&icirc;&nbsp;hazretleri i&ccedil;in;<br />
&ldquo;İslam &acirc;limlerinin en b&uuml;y&uuml;klerindendir. Her s&ouml;z&uuml; sağlam ve h&uuml;ccettir&rdquo; buyurmuştur.</p>

<p>Resulullah Efendimizin hazır olmasından, g&ouml;rmesinden nasıl ş&uuml;phe edilebilir ki? Peygamberlerin, hatta Velilerin temiz ruhları, bedenlerinden ayrılınca, mertebeleri artar, y&uuml;kselir. Melekler gibi tam tasarruf sahibi olurlar. B&ouml;yle olduğunu Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri s&ouml;z birliği ile bildirdi.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4173]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 22 Jun 2025 14:11:35 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İman nedir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>İman nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İman, bildirilen altı esasa inanmak ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından bildirilen, Muhammed aleyhisselamın Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından getirdiği emir ve yasakların hepsine inanmak ve inandığını dil ile s&ouml;ylemek demektir.</p>

<p>Ament&uuml; ş&ouml;yledir:<br />
<b>&Acirc;ment&uuml; billahi ve melaiketihi ve k&uuml;t&uuml;bihi ve r&uuml;s&uuml;lihi vel yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi te&acirc;l&acirc; vel ba&#39;s&uuml; ba&#39;del mevti hakkun. Eşhed&uuml; en l&acirc; ilahe illallah ve eşhed&uuml; enne Muhammeden abd&uuml;h&uuml; ve res&uuml;l&uuml;h&uuml;.</b><br />
[Yani, Allah&rsquo;a, meleklerine, g&ouml;nderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret g&uuml;n&uuml;ne, kadere, hayrın ve şerrin Allah&rsquo;tan olduğuna, &ouml;ld&uuml;kten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah&rsquo;tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah&rsquo;ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.]</p>

<p>İman, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği dini, akla, tecr&uuml;beye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan tasdik etmek yani kabul edip, beğenip, inanmaktır. Akla uygun olduğu i&ccedil;in tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resul&uuml; tasdik etmek olmaz. Yahut Resul&uuml; ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. Tam olmayınca, iman olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;,<b> (Onlar gayba </b>[g&ouml;rmedikleri halde Resul&uuml;m&uuml;n bildirdiği her şeye] <b>iman ederler) </b>buyuruyor. (Bekara 3) Resul&uuml; de,<b> (Dini </b>[h&uuml;k&uuml;mleri, dinde bildirilenleri]<b> aklı ile &ouml;l&ccedil;enden daha zararlısı yoktur) </b>buyurdu. (Taberani)</p>

<p>Nazara yani g&ouml;z değmesine inanmayan bir kimse, (Bug&uuml;n fen, g&ouml;zle g&ouml;r&uuml;lemeyen şuaların iş yaptığını a&ccedil;ıklıyor. Mesela bir kumanda ile TV&rsquo;yi, radyoyu veya arabamızı a&ccedil;ıp kapatabiliyoruz. Bunun i&ccedil;in g&ouml;zlerden &ccedil;ıkan şuanın zarar verebileceğine artık inanıyorum) dese bunun kıymeti olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu insan dine değil, kumandadan &ccedil;ıkan şuaya inanıyor. Yahut şua ile birlikte Peygambere inanıyor. Yani fen kabul ettiği i&ccedil;in, şuaların etkisini g&ouml;z&uuml; ile g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in inanıyor ki bu iman olmaz. Dinde bildirilen her şeyi, fen ispat edemese de, fayda veya zararını g&ouml;z&uuml; ile g&ouml;rmese de, yine inanmak lazımdır. Hakiki iman gayba inanmaktır yani g&ouml;rmeden inanmaktır. G&ouml;rd&uuml;kten sonra artık o iman olmaz. G&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; itiraf etmek olur. Bekara suresinin 3. &acirc;yetinde, gayba inanmak, g&ouml;rmeden inanmak &ouml;v&uuml;l&uuml;yor. İmanın altı şartı da gayba inanmayı gerektirmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hi&ccedil; birini g&ouml;rm&uuml;ş değiliz.</p>

<p>Peygamber efendimiz, aşağıda bildirilen iman ile ilgili &acirc;yetleri a&ccedil;ıklayarak imanı ş&ouml;yle tarif etti:<br />
<b>(İman; Allah&rsquo;a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret g&uuml;n&uuml;ne, </b>[yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana],<b> kadere, hayrın ve şerrin Allah&rsquo;tan olduğuna, &ouml;l&uuml;me, &ouml;ld&uuml;kten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah&rsquo;tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resul&uuml; olduğuma şehadet etmektir.)</b> [Buhari, M&uuml;slim, Nesai]</p>

<p>Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Asıl iyilik; Allah&rsquo;a, ahirete, meleklere, kitaplara, nebilere inanmaktır.) </b>[Bekara<b> </b>177]</p>

<p><b>(Onlar gayba </b>[Allah&#39;a, meleklere, kıyamete, cennete, cehenneme g&ouml;rmedikleri halde] <b>inanırlar.) </b>[Bekara 3]</p>

<p><b>(Onlar, sana indirilene, senden &ouml;nceki kitaplara ve ahirete iman ederler.) </b>[Bekara 4]</p>

<p>Bu &uuml;&ccedil; &acirc;yette, <b>Allah&rsquo;a, ahirete, meleklere, kitaplara, peygamberlere </b>ve <b>gayba </b>inanmak bildiriliyor.</p>

<p><b>(Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir.) </b>[Bekara 255]</p>

<p><b>(&Ouml;l&uuml;m&uuml; Allah&rsquo;ın iznine bağlı olmayan hi&ccedil; kimse yoktur.)</b> [Al-i İmran 145]</p>

<p><b>(&Ouml;l&uuml;m zamanını takdir eden ancak Allah&rsquo;tır.)</b> [Enam 2]</p>

<p>Bu &uuml;&ccedil; &acirc;yet, takdirin Allah tarafından olduğunu bildirmekte, kadere iman etmeyi g&ouml;stermektedir.</p>

<p><b>(Kendilerine bir iyilik dokununca, &quot;Bu Allah&rsquo;tan&quot; derler; başlarına bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;k gelince de &quot;Bu senin y&uuml;z&uuml;nden&quot; derler. &ldquo;K&uuml;ll&uuml;n min indillah&rdquo; </b>[Hepsi Allah&rsquo;tandır] <b>de, bunlara ne oluyor ki bir t&uuml;rl&uuml; laf anlamıyorlar.)</b> [Nisa 78]<br />
Bu &acirc;yet, hayır ve şerrin Allah&rsquo;tan olduğunu bildirmektedir.</p>

<p><b>(Muhammed </b>[aleyhisselam],<b> Allah&rsquo;ın Resul&uuml; ve nebilerin sonuncusudur.) </b>[Ahzab 40]<br />
Bu &acirc;yet de, Resulullahın peygamber olduğunu bildirmektedir.</p>

<p><b>Ament&uuml;&rsquo;n&uuml;n manası</b></p>

<p><b>Allah&rsquo;a inanmak:</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığına, birliğine, Ondan başka ilah olmadığına, her şeyi yoktan yarattığına, Ondan başka yaratıcı olmadığına kalben inanmak, kabul etmek demektir. &Acirc;lemlere rahmet olarak g&ouml;nderdiği son Peygamberi Muhammed aleyhisselam vasıtasıyla bildirdiği dinin hepsini kabul etmek, beğenmek demektir. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Allah&rsquo;a ve &uuml;mmi nebi olan Resul&uuml;ne iman edin!)</b> [Araf 158]</p>

<p><b>Meleklere inanmak:</b><br />
Melekler nurani cisimlerdir. Hi&ccedil;birinde erkeklik dişilik yoktur. Hepsinin g&uuml;nahsız, emin olduğunu kabul etmek, tasdik etmek, yaptıkları işleri beğenmek şarttır. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Asıl iyilik; Allah&rsquo;a, ahirete, meleklere, kitaplara, nebilere inanmaktır.)</b> [Bekara 177]</p>

<p><b>Kitaplara inanmak:<br />
Zebur, Tevrat, İncil, Kur&rsquo;an</b> ve diğer kitapların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından g&ouml;nderildiğine, hepsinin hak olduğuna inanmak lazımdır. Ancak, Kur&rsquo;an-ı kerimden &ouml;nceki kitapların insanlar tarafından değiştirildiğini, Allah kelamı olmaktan &ccedil;ıktıklarını bilmek, bunu kabul ve tasdik etmek demektir. &Ouml;nceki kitapların hi&ccedil; biri değişmemiş bile olsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından nesh edildiğine yani y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırıldığına iman etmek gerekir. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Onlar, sana indirilene </b>[Kur&rsquo;an-ı kerime],<b> senden &ouml;nceki indirilen kitaplara iman ederler.)</b> [Bekara 4]</p>

<p><b>Peygamberlere inanmak:</b><br />
Peygamberlerin hepsinin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından se&ccedil;ilmiş olup, sadık, doğru s&ouml;zl&uuml;, g&uuml;nahtan masum olduklarını kabul ile tasdik etmek demektir. Onlardan birini bile kabul etmeyen, beğenmeyen kimse, k&acirc;fir olur. Peygamberlerin ilkinin <b>&Acirc;dem aleyhisselam</b> ve sonuncusunun, <b>Muhammed aleyhisselam</b> olduğuna iman etmek, kabul ve tasdik etmek demektir. Peygamber efendimizin bildirdiği dini h&uuml;k&uuml;mlerin hepsini, en g&uuml;zel şekilde ve eksiksiz tebliğ ettiğine inanmak, bu emir ve yasakların hepsini kabul edip, hepsini beğenmek demektir. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(B&uuml;t&uuml;n Peygamberlere iman edip, hi&ccedil;birini diğerinden ayırmayanlar Allah&rsquo;ın m&uuml;kafatına kavuşacaktır.)</b> [Nisa 152]</p>

<p><b>Kaza ve kadere inanmak:</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın insanlara c&uuml;zi irade verdiğini, insanların bu c&uuml;zi iradeye g&ouml;re tercih ettikleri ve yaptıkları her şeyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yarattığına iman etmek demektir. Hayır ve şer, her şeyi kulların talep ettiklerini, Allah&rsquo;ın da bunu dilediği takdirde yarattığını bilmek, bunu kabul ile tasdik etmek ve beğenmek demektir. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Allah&rsquo;ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir.)</b> [Ahzab 38]</p>

<p><b>Ahirete inanmak:</b><br />
İnsanların kıyamet kopunca, dirileceklerine, hesap ve mizandan sonra, M&uuml;sl&uuml;manların Cennete, k&acirc;firlerin Cehenneme gideceklerine ve orada ebedi kalacaklarına iman etmek, bunu kabul etmek ve beğenmek demektir. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Onlar </b>[M&uuml;sl&uuml;manlar],<b> ahiret g&uuml;n&uuml;ne iman ederler.)</b> [Bekara 4]</p>

<p><b>Kelime-i şehadete inanmak ş&ouml;yle olmalı:</b><br />
Ben şehadet ederim ki, yani g&ouml;rm&uuml;ş gibi bilirim ve bildiririm ki, Allah&rsquo;tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu, resul&uuml; ve son Peygamberidir. İki &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Muhammed </b>[aleyhisselam],<b> Allah&rsquo;ın Resul&uuml; ve nebilerin sonuncusudur.) </b>[Ahzab 40]</p>

<p><b>(Allah&rsquo;a ve resul&uuml;ne inananlara, rableri katında nurları ve ecirleri vardır.)</b> [Hadid 19]</p>

<p><b>İnanmak ne demek?</b><br />
<b>Sual:</b> M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in Ament&uuml;&rsquo;deki altı esasa inanmak şarttır, ama inanmak ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İnanmak, g&ouml;rm&uuml;ş gibi, kabul etmek, tasdik etmek, beğenmek demektir. Bir insanın M&uuml;sl&uuml;man olabilmesi i&ccedil;in, iman sahibi olması, yani dinimizin emir ve yasaklarına inanması şarttır. Yalnız inanması da k&acirc;fi değildir; bu emirleri beğenmesi ve sevmesi de şarttır. Bu da bir bilgi işidir. Yapıp yapmamak ayrı, bunları kabul etmek, beğenmek ve sevmek ayrı şeydir. Yapıp yapmamak g&uuml;nah ve sevapla ilgili, kabul etmek ve beğenmek imanla ilgilidir. İmanın altı esası bir b&uuml;t&uuml;n olup, &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Ufak bir ş&uuml;phe g&ouml;t&uuml;rmez. İnandığı halde, birini bile beğenmemek k&acirc;firliktir.</p>

<p><b>İmanın tarifi nedir?</b><br />
İmanı ş&ouml;yle tarif ediyorsunuz:<br />
<b>&quot;İman</b>, Muhammed aleyhisselamın, peygamber olarak bildirdiği şeyleri, tahkik etmeden, akla, tecr&uuml;beye ve felsefeye danışmaksızın, tasdik ve itikat etmektir, inanmaktır. Akla uygun olduğu i&ccedil;in tasdik ederse, aklı tasdik etmiş olur, resul&uuml; tasdik etmiş olmaz. Veya, resul&uuml; ve aklı birlikte tasdik etmiş olur ki, o zaman peygambere itimat tam olmaz. İtimat tam olmayınca, iman olmaz. İman, <b>Ament&uuml;</b>&rsquo;deki 6 esasa kesin olarak inanmaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iyiler &ouml;v&uuml;l&uuml;rken, <b>(Onlar gayba inanır)</b> buyuruluyor.&quot; Bu tarif, Kur&#39;ana zıttır, Bekara suresinin 62. &acirc;yetine aykırıdır. İman sadece Allah&rsquo;a ve ahirete olması gerekir. Bu tarifin Muhammedi tavırla hi&ccedil; bir alakası yoktur.<br />
<b>CEVAP<br />
(Muhammedi)</b> ifadesi uygun değildir. Bu, Peygamber efendimizin Allah&rsquo;ın Resul&uuml; olduğuna inanmayan, Kur&#39;anın Allah&rsquo;ın kelamı değil, Muhammed aleyhisselamın s&ouml;z&uuml; olduğunu savunan m&uuml;steşriklerin ve misyonerlerin ifadesidir. İman edilmesi gereken hususlar sadece Bekara 62 de mi bildiriliyor? Diğer &acirc;yetleri niye gizliyorsunuz? G&uuml;neş bal&ccedil;ıkla sıvanmaz. İman sadece Allah&rsquo;a ve ahirete değil, <b>Ament&uuml;&rsquo;</b>deki altı esasa inanmaktır. <b>Bekara</b> suresinin 3. &acirc;yetinde, gayba inanmak, g&ouml;rmeden inanmak &ouml;v&uuml;l&uuml;yor. İmanın altı şartı da gayba inanmaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hi&ccedil; birini g&ouml;rm&uuml;ş değiliz.</p>

<p>Peygamberlerden sonra b&uuml;t&uuml;n insanların en &uuml;st&uuml;n&uuml; olan Hazret-i Ebu Bekir bu &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğe kavuşup nasıl <b>Sıddık</b> lakabını aldı biliyor musunuz? <b>(Allah ne diyorsa doğrudur, Allah&rsquo;ın resul&uuml; ne diyorsa doğrudur) </b>demesi y&uuml;z&uuml;nden bu dereceye y&uuml;kselmiştir. K&acirc;firler, <b>(Muhammed, Ebu Bekir&rsquo;e galiba sihir yapmış, &ccedil;&uuml;nk&uuml; g&ouml;rmeden inanıyor, bir anda onun Miraca gidip geldiğini tasdik ediyor)</b> diye hayrette kaldılar.</p>

<p><b>İslamiyet&rsquo;i beğenmek</b><br />
<b>Sual: </b>Bir kimse, Ament&uuml;&rsquo;n&uuml;n altı şartına inansa, fakat Allah&rsquo;ın emir ve yasaklarından birini beğenmese, mesela <em>(Cehennem l&uuml;zumsuzdur)</em> veya <em>(Şarabın haram edilmesi anlamsızdır) </em>dese, bu kimse, imanın şartlarının hepsini kabul ettiği i&ccedil;in imanlı sayılmaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sayılmaz. <b>Ament&uuml;</b>&rsquo;n&uuml;n i&ccedil;inde <b>Allah&rsquo;a iman</b> vardır. <b>Allah&rsquo;a iman</b>, b&uuml;t&uuml;n sıfatlarıyla birlikte Ona imandır. Ayrıca emir ve yasaklarının yani İslamiyet&#39;in doğru ve yerinde olduğuna da inanmak şarttır. B&ouml;yle inanmayan iman etmiş sayılmaz. Demek ki, <b>Ament&uuml;</b>&rsquo;ye inanan kimsenin İslamiyet&rsquo;i beğenmesi şarttır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; İslamiyet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ve yasaklarıdır. Emir ve yasakların birini bile beğenmemek k&uuml;f&uuml;r olur.</p>

<p>Bunun gibi hubb-i fillah, buğd-ı fillah da imanın esaslarındandır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı sevmek de, emir ve yasaklarının hepsini yerinde ve g&uuml;zel bulmakla olur. Allah&rsquo;ı ve onun dostlarını sevmek, sevmediklerini sevmemek de lazımdır. Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(Allah i&ccedil;in seven, Allah i&ccedil;in buğzeden, Allah i&ccedil;in veren, Allah i&ccedil;in yasaklayan, ger&ccedil;ek iman sahibidir.) </b>[Ebu Davud]</p>

<p><b>İman herkese lazım<br />
Sual:</b> İman etmek akıl icabı değil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmanı olmayan kimsenin sonsuz olarak Cehennem ateşinde yanacağını Peygamber efendimiz haber verdi. Bu haber elbette doğrudur. Buna inanmak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var olduğuna, bir olduğuna inanmak gibi lazımdır. Sonsuz olarak ateşte yanmak ne demektir? Herhangi bir insan, sonsuz olarak ateşte yanmak felaketini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rse, korkudan aklını ka&ccedil;ırması lazım gelir. Bu korkun&ccedil; felaketten kurtulmak &ccedil;aresini arar. Bunun &ccedil;aresi ise, &ccedil;ok kolaydır. (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğuna ve Muhammed aleyhisselamın Onun son Peygamberi olduğuna ve Onun haber verdiği şeylerin hepsinin doğru olduğuna inanmak ve beğenmek) insanı bu sonsuz felaketten kurtarmaktadır.</p>

<p>Bir kimse ben bu sonsuz yanmaya inanmıyorum, bunun i&ccedil;in b&ouml;yle bir felaketten korkmuyorum, bu felaketten kurtulmak &ccedil;aresini aramıyorum derse, buna, (İnanmamak i&ccedil;in elinde senedin, vesikan var mı? Hangi ilim, hangi fen inanmana engel oluyor?) denirse ne cevap verecektir? Elbette hi&ccedil;bir vesika g&ouml;steremiyecektir. Senedi, vesikası olmayan s&ouml;ze ilim, fen denir mi? Buna zan ve ihtimal denir. Milyonda, milyarda bir ihtimali olsa da, (sonsuz olarak ateşte yanmak) korkun&ccedil; felaketinden sakınmak lazım olmaz mı? Az bir aklı olan kimse bile, b&ouml;yle felaketten sakınmaz mı? Sonsuz ateşte yanmak ihtimalinden kurtulmak &ccedil;aresini aramaz mı? G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, her akıl sahibinin iman etmesi lazımdır.</p>

<p>İman etmek i&ccedil;in vergi vermek, mal &ouml;demek, y&uuml;k taşımak, zevkli tatlı şeylerden ka&ccedil;ınmak gibi sıkıntılara katlanmak lazım değildir. Yalnız kalb ile, ihlas ile, samimi olarak inanmak yeterlidir. Bu inancını inanmayanlara bildirmek de şart değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki, (Sonsuz ateşte yanmaya inanmayanın, buna &ccedil;ok az da bir ihtimal vermesi, zannetmesi akıl icabıdır). Sonsuz olarak ateşte yanmak ihtimali karşısında, bunun yegane ve kesin &ccedil;aresi olan iman nimetinden ka&ccedil;ınmak, ahmaklık, hem de &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k şaşkınlık olmaz mı?</p>

<p><b>İmandan mahrum olan<br />
Sual:</b> (İman edenin, neyi yok; imandan mahrum olanın neyi var ki?) s&ouml;z&uuml;, ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
H&uuml;k&uuml;m, neticeye g&ouml;re verilir. Ebedi k&acirc;r ve zarara bakılır. Ebedi nimetlere kavuşmanın veya ebedi azaplara d&uuml;şmenin sebebi, insanda bir hazinenin varlığına veya yokluğuna bağlıdır. Bu hazine imandır, M&uuml;sl&uuml;man olmaktır. Bu hazineye malik olanın her şeyi var demektir. Bu hazineden mahrum kalanın da, hi&ccedil;bir şeyi yok demektir. Mesela d&uuml;nyanın en fakir insanı salih bir M&uuml;sl&uuml;man olsun. Bu &ccedil;ok fakir M&uuml;sl&uuml;mana, (D&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n servetini, her şeyin tapusunu sana vereceğiz, d&uuml;nyanın lideri de, sen olacaksın, ama; imanını bırak) deseler. O, &ccedil;ok fakir M&uuml;sl&uuml;man, bunu asla kabul etmez. Demek ki, iman sahibi, d&uuml;nyadaki b&uuml;t&uuml;n servetin satın alamayacağı bir hazineye ve erişilemeyecek bir makama sahiptir.</p>

<p>Netice olarak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya iman eden kimse, o haliyle de &ouml;l&uuml;rse, ebedi Cennetliktir. Başka hi&ccedil; bir şeyi olmasa da, ne &ouml;nemi var? İmandan mahrum olanın akıbeti ise, ebedi Cehennemdir. B&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya onun olsa da, neye faydası olur? Onun i&ccedil;in bir iş yaparken, bu işten Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; razı mı, değil mi ona bakmak gerekir. O, razı ise başka hi&ccedil; kimse razı olmasa da, &ouml;nemi yoktur. O razı değilse, herkes razı olsa da, beğense de, hi&ccedil; kıymeti olmaz. O halde her işte &ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;z, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası olmalıdır.</p>

<p><b>Dil ile ikrar</b><br />
<b>Sual:</b> Bir ingiliz arkadaşım var. M&uuml;sl&uuml;man olmuş, namaz kılıyormuş ama, hi&ccedil; kimseye s&ouml;ylememiş. İngilizler M&uuml;sl&uuml;man olduğunu duyarsa, iyi g&ouml;zle bakmayacaklarını s&ouml;yl&uuml;yor. Kitaplarda okumuş, kalb ile tasdik, dil ile ikrar etmek gerekiyor, şimdi benim ka&ccedil; kişinin yanında M&uuml;sl&uuml;manlığımı ikrar etmem gerekir diyor. İkrar etmeden veya edemeden &ouml;lsem M&uuml;sl&uuml;man sayılmaz mıyım diyor.<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet iman etmek i&ccedil;in kalb ile tasdik dil ile de ikrar gerekir. Ancak, onun dil ile başkalarına ikrar etmesi gerekmez. İslam &uuml;lkesinde ikrar etmesi gerekir ki, M&uuml;sl&uuml;man olarak bilinsin ve M&uuml;sl&uuml;manlara yapılan muamele ona yapılsın ve M&uuml;sl&uuml;man mezarlığına defnedilsin.</p>

<p><b>İnanmak ve beğenmek<br />
Sual:</b> Cennete, Cehenneme ve Allah&rsquo;a inanan herkes m&uuml;mindir ve Cennete gider deniyor. B&ouml;yle bir şey var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ccedil;ok yanlış bu! Şeytan da Allah&rsquo;a inanıyor, o da Cennete Cehenneme inanıyor. Hatta imanın diğer şartlarına da inanıyor. Meleklere inanıyor, Peygamberlere inanıyor, g&ouml;nderilen kitaplara inanıyor. &Ouml;ld&uuml;kten sonra dirilmeye inanıyor. Hesaba, kitaba inanıyor yani bunları biliyor. Demek ki Ament&uuml;&rsquo;ye sadece inanmakla, bunları bilmekle iman olmuyor. Ament&uuml;&rsquo;de bildirilen altı esasa inanmakla birlikte, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından bildirilen emir ve yasakların tamamını kabul etmek ve hepsini beğenmek de şarttır. Birini bile beğenmeyen m&uuml;sl&uuml;man olamaz. Bir de, Hubb-i fillah, buğd-ı fillah ile gayba iman var. Yani Allah dostlarını dost, d&uuml;şmanlarını d&uuml;şman bilmek ve gayba inanmak gerekir. Tersi, yani Allah dostlarını d&uuml;şman, d&uuml;şmanlarını da dost bilen ve gayba inanmayan kimse m&uuml;min olamaz.</p>

<p>Demek ki Ament&uuml;&rsquo;ye şeytan da inanıyor, hepsini teker teker biliyor. Ancak şeytan, inandığı, teker teker bildiği bu şeyleri kabul etmiyor, beğenmiyor ve Allah dostlarını d&uuml;şman, d&uuml;şmanlarını da dost biliyor. Şeytan gibi bilen ve inanan kimse m&uuml;min olmaz.</p>

<p><b>En faziletli iman<br />
Sual:</b> En faziletli iman nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmanın altı şartına inanıp, hubb-i fillah ve buğd-ı fillah ile gayba inandıktan sonra, hep Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamak, her işini dine uygun olarak, Allah i&ccedil;in yapmaktır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(En faziletli iman, nerede olursan ol, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın seninle beraber olduğunu bilmendir.)</b> [Taberani]</p>

<p><b>İman mahl&ucirc;k mudur?<br />
Sual:</b> İman mahl&ucirc;k mudur, yani sonradan mı yaratılmıştır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslam &acirc;limleri buyuruyor ki: İman, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın hidayeti olması bakımından mahl&ucirc;k değildir; fakat kulun tasdik ve ikrar etmesi bakımından mahl&ucirc;ktur. İş sahibi, işi yaratan değil, bu işi yapandır. İnsan, mahl&ucirc;k olduğu gibi, insanın k&uuml;fr&uuml; de, imanı da mahl&ucirc;ktur. <b>(Milel ve Nihal)</b></p>

<p><b>M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in<br />
Sual: Seadet-i Ebediyye</b>&rsquo;de, (M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, hi&ccedil;bir formaliteye, m&uuml;ft&uuml;ye, imama gitmeye l&uuml;zum yoktur) denildikten sonra, <b>Makamat-i Mazheriyye</b>&rsquo;den, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, Resul&uuml;ne ve Onun Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan getirdiklerinin hepsine inandım. Beğendim, kabul ettim. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Resul&uuml;n&uuml;n dostlarını severim ve d&uuml;şmanlarını sevmem demek k&acirc;fidir) diye naklediliyor. Sanki buradan, (M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in imanın altı esasına inanmaya gerek yok) gibi anlaşılıyor. İmanın altı esasına inanmayan nasıl M&uuml;sl&uuml;man olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
O ifade eksik değildir. Orada imanın esası veciz olarak anlatılmıştır. (Resulullah&#39;ın bildirdiği her şeye, Onun bildirdiği şekilde inandım, kabul ettim hepsini beğendim) denince &ouml;zet olarak her şey bildirilmiş oluyor.</p>

<p>Bir insan, imanın altı esasına inansa da, yine M&uuml;sl&uuml;man olmayabilir. Her maddenin şartları vardır. Ament&uuml;y&uuml; okuyup hepsine inandım demek yetmez. Her birine birer &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1- Allah&#39;a inanmak:</b> (Allah&#39;a inandım) demek yetmez. Bir kimse, (Allah kutuplardadır) veya (Merih gezegenindedir) yahut (Arş&rsquo;tadır) dese k&acirc;fir olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah mek&acirc;ndan m&uuml;nezzehtir. (Allah&rsquo;ın her şeye g&uuml;c&uuml; yetmez) diye inansa k&uuml;f&uuml;r olur. Demek ki, sadece (Allah&#39;a inanıyorum) demek yetmez. Bildirilen k&acirc;mil sıfatlarıyla Allah&#39;a inanmak lazımdır.</p>

<p><b>2-</b> <b>Meleklere inanmak:</b> (Meleklere inandım) demek yetmez. Hristiyanlar gibi, (Melekler Allah&#39;ın kızlarıdır) diye inansa k&acirc;fir olur. Demek ki, sadece (Meleklere inanıyorum) demek yetmez. Dinimizin bildirdiği sıfatlarıyla meleklere inanmak lazımdır.</p>

<p><b>3- Kitaplara inanmak: </b>(Kitaplara inandım) demek yetmez. Bozuk kitaplardaki yanlış iman bilgilerine inansa k&acirc;fir olur. O h&acirc;lde dinimizin bildirdiği şekilde kitapların vasıflarına da inanmak lazımdır.</p>

<p><b>4- Peygamberlere inanmak: </b>(Peygamberlere inandım) demek yetmez. Peygamberlere h&acirc;ş&acirc; (Yalancı, cahil kimselerdir) diye inansa k&acirc;fir olur. Demek ki, dinimizin bildirdiği şekilde peygamberlerin vasıflarına da inanmak lazımdır.</p>

<p><b>5- &Acirc;hirete inanmak: </b>(&Acirc;hirete inandım) demek yetmez. (&Acirc;hirette Cennet ve Cehennem diye bir şey yok) veya (Cennet Cehennem var, ama ebed&icirc; değildir) dese k&acirc;fir olur. O h&acirc;lde, &acirc;hiretle ilgili dinimizin bildirdiği her şeye inanmak lazımdır.</p>

<p><b>6- Hayır şer Allah&#39;tandır: </b>(Hayrın ve şerrin Allah&#39;tan olduğuna inandım) demek yetmez. Mesela bir kimse, (Şer, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kt&uuml;r, g&uuml;nahtır. Allah bize k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;, g&uuml;nahı zorla işletiyor) diye inansa k&acirc;fir olur. Demek ki, hayra, şerre dinimizin bildirdiği şekilde inanmak lazımdır.</p>

<p>Bu &ouml;rneklerden anlaşıldığı gibi, bu saydıklarımızı kabul etmeden (İmanın altı esasına inandım) dese M&uuml;sl&uuml;man olamaz. <b>Makamat-ı Mazheriyye</b>&rsquo;deki husus, şahane bir bilgidir. Orada, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan getirdiklerinin hepsine inandım. Beğendim, kabul ettim) deniyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan getirdiklerinin i&ccedil;inde, imanın altı şartı da vardır. Altı şarta nasıl inanılacağı da vardır. Haramların, hel&acirc;llerin, ibadetlerin hepsi vardır. Yani tek eksik yoktur. Bu şekilde inanan kimse, tam M&uuml;sl&uuml;man olur.</p>

<p><b>Kalble inanmak yeter mi?<br />
Sual:</b> Din kitaplarında, (Muhammed aleyhisselamın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan getirip bildirdiği şeylerin hepsine kalble inanıp, dille de ikrar etmeye, yani s&ouml;ylemeye, <b>(İman)</b> denir) buyuruluyor. Bir gayrim&uuml;slim, dinimizin bildirdiği gibi inansa, fakat M&uuml;sl&uuml;man olduğu duyulursa, kendisine bir zarar geleceğinden korktuğu i&ccedil;in, imanını gizlese, yani dille ikrar etmese, M&uuml;sl&uuml;man sayılır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette M&uuml;sl&uuml;man sayılır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kitaplarda, (S&ouml;ylemeye m&acirc;ni bulunduğu zaman, s&ouml;ylememek affolur) buyuruluyor.</p>

<p>Dille ikrarın faydalarından biri, o kimseye M&uuml;sl&uuml;man muamelesi yapılır, &ouml;l&uuml;nce cenaze namazı kılınır ve M&uuml;sl&uuml;man mezarlığına konur. M&uuml;sl&uuml;manlar ona dua eder. Dille ikrar etmezse, bunlardan mahrum kalır. Onun i&ccedil;in bir m&acirc;ni yoksa, g&ouml;ğs&uuml;m&uuml;z&uuml; gere gere, (Elhamd&uuml;lillah ben M&uuml;sl&uuml;manım) demelidir. Ament&uuml;&rsquo;y&uuml; sonuna kadar okumalıdır.</p>

<p><b>İman; tasdik ve ikrardır</b><br />
<b>Sual:</b> Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında, imanın tarifi yapılırken, (Muhammed aleyhisselamın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan getirip bildirdiği şeylerin hepsine kalble inanıp, dille de ikrar yani s&ouml;ylemektir) deniyor. Bir gayrim&uuml;slim iman etse, fakat herhangi bir sebeple bunu hi&ccedil; kimseye s&ouml;ylemese, o h&acirc;liyle &ouml;lse, imansız mı &ouml;lm&uuml;ş olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İman ettiğini dil ile de s&ouml;ylemeye m&acirc;ni bulunduğu zaman, s&ouml;ylememek affolur. Mesela korkutulunca [zarar g&ouml;rme durumu varsa], hasta, dilsiz veya s&ouml;yleyecek vakit bulamadan &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman, s&ouml;ylemek icap etmez. <b>(İslam Ahlakı)</b></p>

<p>Hanef&icirc; mezhebindeki &acirc;limlerin &ccedil;oğuna g&ouml;re, <b>iman; dille ikrar, kalble tasdiktir</b>. Muhakkik zatlara g&ouml;re, ikrar etmek yani dille de s&ouml;ylemek, d&uuml;nyada İsl&acirc;m ahk&acirc;mının icrası i&ccedil;in şarttır. Bu &acirc;limlere g&ouml;re, imanı kalbiyle tasdik eden kimseden, her ne zaman diliyle s&ouml;ylemesi istenir de, bir m&acirc;ni olmadan s&ouml;ylemezse, bu inat k&uuml;fr&uuml;d&uuml;r ki, kalbindeki tasdiki fayda vermez. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l muhtar)</b></p>

<p>Sualin cevabı ş&ouml;yle oluyor: &Ccedil;evresinden zarar g&ouml;rme veya başka bir mazeretten dolayı M&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;ylemeyen kimse, imanla &ouml;lm&uuml;ş olur.</p>

<p><strong>Din, insanı ebedi sa&acirc;dete g&ouml;t&uuml;r&uuml;r</strong><br />
Din, insanları ebedi sa&acirc;dete g&ouml;t&uuml;rmek i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından g&ouml;sterilen yol demektir. Din ismi altında insanların uydurduğu eğri yollara din denmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &Acirc;dem aleyhissel&acirc;mdan beri, her bin senede, bir Peygamber v&acirc;sıtası ile, insanlara bir din g&ouml;ndermiştir. Bu Peygamberlere Res&ucirc;l denir. Her asırda, en temiz bir insanı Peygamber yaparak, bunlar ile dinleri kuvvetlendirmiştir. Res&ucirc;llere t&acirc;bi olan bu Peygamberlere de, <strong>Neb&icirc;</strong> denir.</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n Peygamberler, hep aynı &icirc;m&acirc;nı s&ouml;ylemiş, hepsi &uuml;mmetlerinden aynı şeylere &icirc;m&acirc;n etmeyi istemişlerdir. Fakat dinleri, yani kalb ile, beden ile yapılması ve sakınılması l&acirc;zım olan şeyleri başka başka olduğundan, M&uuml;sl&uuml;m&acirc;nlıkları da ayrıdır.</p>

<p>İm&acirc;n edip de kendini İsl&acirc;miyetin bildirdiklerine uyduran M&uuml;sl&uuml;mandır. İslamiyetin bildirdiği h&uuml;k&uuml;mleri kendi arzularına, keyiflerine uydurmak isteyen ise, k&acirc;firdir. Zira Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dinleri, nefsin arzularını, keyiflerini kırmak ve taşkınlıklarını &ouml;nlemek i&ccedil;in g&ouml;ndermiştir.</p>

<p>Her din, kendisinden &ouml;nce gelen d&icirc;ni neshetmiş, değiştirmiştir. En son gelen ve her d&icirc;ni değiştirmiş, daha doğrusu dinlerin hepsini kendinde toplamış olup, kıy&acirc;mete kadar hi&ccedil; değişmiyecek olan din, Muhammed aleyhissel&acirc;mın d&icirc;nidir. Bug&uuml;n, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği, beğendiği din de, İslam d&icirc;nidir. Bu d&icirc;nin bildirdiği farzları yapanlara ve har&acirc;mlardan ka&ccedil;ınanlara Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &acirc;hırette nimetler, iyilikler verecektir. Farzları yapmayanlara ve har&acirc;mlardan ka&ccedil;ınmayanlara, &acirc;hırette cezalar vardır. &Icirc;m&acirc;nı olmayanların farzları kabul olmaz. Farzları yapmayan m&uuml;minlerin, s&uuml;nnetleri kabul olmaz, yani bunlara sevap verilmez. Bunlar Peygamber efendimize t&acirc;bi olmuş olmaz. Bir kimse, b&uuml;t&uuml;n farzları yapıp da, bir farzı &ouml;z&uuml;rs&uuml;z terk ederse, bu borcunu &ouml;demedik&ccedil;e, bu cinsten olan hi&ccedil;bir n&acirc;file ib&acirc;detine ve s&uuml;nnetine sevap verilmez. Peygamber efendimiz, hazret-i Ali&#39;ye hit&acirc;ben;<br />
<strong>(Y&acirc; Ali, insanlar fed&acirc;il, n&acirc;filelerle meşg&ucirc;l oldukları zaman, sen farzları tamamlamaya &ccedil;alış!)</strong> buyurmuştur.</p>

<p>Mubahlar iyi niyetle, g&uuml;zel d&uuml;ş&uuml;ncelerle yapılınca, insan sevap kazanır. K&ouml;t&uuml; niyetlerle yapılırsa veya bunları yapmak, bir farzı vaktinde eda etmeye m&acirc;ni olursa, g&uuml;nah olurlar. Farzlar yapılırken, k&ouml;t&uuml; niyetler karışırsa, bor&ccedil; &ouml;denmiş ise de, sevap kazanılmaz, belki g&uuml;nah da olur.</p>

<p>Har&acirc;m işleyenlerin farzları ve s&uuml;nnetleri sahih olur. Yani bor&ccedil;larını &ouml;demiş olurlar ise de, sevap kazanamazlar. Had&icirc;ka&#39;da;</p>

<p>&ldquo;G&uuml;nahlardan sakınmayan M&uuml;sl&uuml;manların ib&acirc;detleri sah&icirc;h olsa da kabul olmaz&rdquo; buyurulmaktadır...</p>

<p><strong>İmanı, farz ve haramları &ouml;ğrenmek</strong><br />
İman etmek, Muhammed aleyhissel&acirc;ma t&acirc;bi olmaya başlamak, sa&acirc;det kapısından i&ccedil;eri girmek demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Onu, d&uuml;nyadaki b&uuml;t&uuml;n insanları saadete davet i&ccedil;in g&ouml;nderdi ve Sebe s&ucirc;resinin 28. &acirc;yetinde me&acirc;len;</p>

<p><strong>(Ey sevgili Peygamberim! Seni, d&uuml;nyadaki b&uuml;t&uuml;n insanlara ebed&icirc; saadeti m&uuml;jdelemek ve bu saadet yolunu g&ouml;stermek i&ccedil;in, beşeriyete g&ouml;nderiyorum)</strong> buyurdu.</p>

<p>Muhammed aleyhissel&acirc;ma uyan bir kimsenin, g&uuml;n ortasında bir par&ccedil;a uyuması, Ona uymaksızın, bir&ccedil;ok geceleri ib&acirc;detle ge&ccedil;irmesinden, kat kat daha kıymetlidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <strong>kayl&ucirc;le</strong> etmek, yani &ouml;ğleden &ouml;nce biraz yatmak &acirc;det-i şer&icirc;fesi idi. Mesela, Onun d&icirc;ni emrettiği i&ccedil;in, bayram g&uuml;n&uuml; oru&ccedil; tutmamak ve yiyip i&ccedil;mek, Onun d&icirc;ninde bulunmayıp senelerce tutulan oru&ccedil;lardan daha kıymetlidir. Onun d&icirc;ninin emri ile fakire verilen az bir şey ki, buna zek&acirc;t denir, kendi arzusu ile, dağ kadar altın sadaka vermekten daha efdaldir. Hazret-i &Ouml;mer, bir sabah namazını cem&acirc;at ile kıldıktan sonra, cem&acirc;ate bakıp, bir kimseyi g&ouml;remeyince, nerede olduğunu sordu. Yanındakiler dediler ki:<br />
-Geceleri sabaha kadar ib&acirc;det ediyor. Belki şimdi uyku bastırmıştır. Bunun &uuml;zerine hazret-i &Ouml;mer;<br />
-Keşke b&uuml;t&uuml;n gece uyuyup da, sabah namazını cem&acirc;at ile kılsaydı, daha iyi olurdu, buyurdu.</p>

<p>İslamiyetten sapıtmış olanlar, sıkıntı &ccedil;ekip ve m&uuml;c&acirc;hede edip, nefislerini k&ouml;rletiyor ise de, bu d&icirc;ne uygun yapmadıklarından kıymetsizdir ve hak&icirc;rdir. Eğer bu &ccedil;alışmalarına &uuml;cret hasıl olursa, d&uuml;nyada birka&ccedil; menfaatten ibaret kalır. H&acirc;lbuki, d&uuml;nyanın hepsinin kıymeti ve ehemmiyeti nedir ki, bunun birka&ccedil;ının itibarı olsun! Bunlar, mesela &ccedil;&ouml;p&ccedil;&uuml;ye benzer ki, &ccedil;&ouml;p&ccedil;&uuml;ler herkesten daha &ccedil;ok &ccedil;alışır ve yorulur. &Uuml;cretleri de herkesten aşağıdır. İslamiyete t&acirc;bi olanlar ise, lat&icirc;f cev&acirc;hir ve kıymetli elmaslar ile meşgul olan m&uuml;cevherciler gibidir. Bunların işi az, kazan&ccedil;ları pek &ccedil;oktur. Bazen bir saatlik &ccedil;alışmaları, y&uuml;zbinlerce senenin kazancını hasıl eder. Bunun sebebi şudur ki, İslamiyete uygun olan amel, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın makbul&uuml;d&uuml;r, ondan r&acirc;zıdır ve &ccedil;ok beğenir.</p>

<p>O h&acirc;lde, her m&uuml;mine &ouml;nce lazım, birinci farz olan şey, imanı, farzları, haramları &ouml;ğrenmektir. Bunlar &ouml;ğrenilmedik&ccedil;e, M&uuml;sl&uuml;manlık olamaz, iman elde tutulamaz. Hak bor&ccedil;ları ve kul bor&ccedil;ları &ouml;denilemez. Niyet, ahl&acirc;k d&uuml;zeltilemez ve temizlenemez. D&uuml;zg&uuml;n niyet edinilmedik&ccedil;e de, hi&ccedil;bir farz kabul olmaz. Bunun i&ccedil;in herkesin ilmih&acirc;l bilgilerini &ouml;ğrenmesi lazımdır. Had&icirc;s-i şer&icirc;fte;<br />
<strong>(Bir saat ilim &ouml;ğrenmek veya &ouml;ğretmek, sabaha kadar ib&acirc;det etmekten daha sevaptır)</strong> buyuruldu...</p>

<p><strong>İnanmak, iman etmek kolaydır</strong><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığına ve Peygamberleri vasıtası ile bildirdiklerine inanmak, imana gelmek &ccedil;ok kolaydır. Yaratılan b&uuml;t&uuml;n mahluklardaki hesaplı d&uuml;zene bakmak ve bunlardaki incelikleri d&uuml;ş&uuml;nmek, herkese vaciptir. Atomdan g&uuml;neşe kadar b&uuml;t&uuml;n varlıklardaki d&uuml;zen, bunların birbirlerine bağlılıkları, kendiliklerinden tesad&uuml;fen var olmadıklarını, bilgili, hikmetli ve sonsuz kudret sahibi, kuvvetli bir varlık tarafından yaratıldıklarını a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;stermektedir. Aklı başında olan bir kimse, astronomi, fen, biyoloji ve tıp bilgilerini &ouml;ğrenince, bu varlıkların bir yaratıcısı, bu yaratıcının da her t&uuml;rl&uuml; kusur ve eksiklikten uzak olduğunu ve Muhammed aleyhisselamın Onun Peygamberi, bildirdiklerinin hepsinin de Ondan gelmiş olduğunu hemen anlar ve bu yaratana hemen inanır, iman eder. İnk&acirc;r edenlerin yani imansız olarak &ouml;lenlerin sonsuz Cehennemde kalacaklarını, m&uuml;minlerin de sonsuz olarak Cennet nimetleri i&ccedil;inde yaşayacaklarını &ouml;ğrenince seve seve M&uuml;sl&uuml;man olur. Zira Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; merhametinden, Cennete ve Cehenneme gitmeye sebep olanları bildirmiştir. <strong>Marifetname</strong>&rsquo;de buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Fen ve astronomi bilgileri, makineler, fabrikalar, akıl, tecr&uuml;be ile hasıl oldukları i&ccedil;in zamanla yenileri bulunmuş, bir&ccedil;ok eski bilgilerin yanlış olduğu anlaşılmıştır. Eski ve yeni, yanlış ve doğru b&uuml;t&uuml;n fen bilgileri, bu &acirc;lemin yoktan var edildiğini, sonsuz ilim ve kudret sahibi bir yaratıcının varlığına inanmak lazım olduğunu g&ouml;stermektedir.&rdquo;</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&uuml;zel isimleri vardır. Bu isimleri de kendi varlığı gibi ezel&icirc;dir. Yani başlangıcı yoktur. Her şeyin yoktan var olduğu gibi, b&uuml;t&uuml;n varlıkların sonradan yok oldukları da g&ouml;r&uuml;lmektedir. Bu h&acirc;l sonsuzdan b&ouml;yle gelmiş ve b&ouml;yle devam etmiş olamaz. Bunları her şeyi yoktan var eden ve hi&ccedil; yok olmayan bir yaratıcı yaratmıştır. Bu yaratıcı, varlığını bildirmek i&ccedil;in Peygamberler ve kitaplar g&ouml;ndermiştir. Peygamberlerin ve kitapların isimleri, d&uuml;nyanın her yerindeki k&uuml;t&uuml;phanelerde yazılıdır. Meydanda olan şey, ink&acirc;r olunamaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığına inanmamak, meydanda olan şeyi ink&acirc;r etmek olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığına ve birliğine inanmamak, g&uuml;nl&uuml;k hadiseleri, olayları, kitaptan okuyup inanmamak gibidir. Bu da akıllı bir kimsenin yapacağı bir şey değildir.</p>

<p>Muhammed aleyhisselamın hayatını, g&uuml;zel ahlakını ve mucizelerini okuyup anlayan insaflı bir kimse de, Onun peygamber olduğunu, bildirdiklerinin de doğru olduğunu anlar ve iman eder.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;t&uuml;n kullarından ilk yapmalarını istediği emri ve yine kullarından sakınmalarını istediği ilk yasak ettiği emri nedir, hangisidir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;t&uuml;n kullarına birinci emri, iman etmektir. Birinci yasak ettiği şey de k&uuml;f&uuml;r, ink&acirc;rdır. İman etmek demek de, Muhammed aleyhisselamın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın son Peygamberi olduğuna ve getirdiklerine, bildirdiklerinin hepsine inanmaktır.</p>

<p><strong>İnsanlar, d&ouml;rt kısma ayrılmıştır<br />
Sual: İnsanlar, iman ve ink&acirc;r etme hususunda, hep aynı mıdır yoksa aralarında farklılıklar var mıdır?<br />
Cevap:</strong> İsl&acirc;m &acirc;limleri, g&ouml;nderilen Peygamberlere inanıp inanmama konusunda insanları d&ouml;rt kısma ayırmışlardır:<br />
1- Peygambere inanır ve buna uyar. Bunlar d&uuml;nyada rahat ve huzur i&ccedil;inde yaşar, ahirette, doğru Cennete gider. Nefsine uyarak hasıl olan g&uuml;nahları, kalp ile t&ouml;vbe, dil ile istiğfar ederek ve d&uuml;nyada sıkıntılar &ccedil;ekerek, af edilecek, doğru Cennete giderek, nimetler i&ccedil;inde sonsuz yaşayacaktır. Bunlara <strong>Salih kul</strong> denir.</p>

<p>2- Peygambere inanır ve buna uyar. D&uuml;nyada dert, sıkıntı ve hastalık i&ccedil;inde yaşar. Dertlere sabır ve ş&uuml;kreder. Sabırları, derecelerinin, sonsuz nimetlerinin artmasına sebep olur. Bunlar, nefislerine uymaz. Bunlara <strong>Veli, Evliya</strong> denir. B&ouml;yle kimseler azdır.</p>

<p>3- Peygambere inanır. Peygambere değil, nefsine uyar. D&uuml;nyada sıkıntı &ccedil;eker. Bunlar, nefislerine uyarak hasıl olan g&uuml;nahlar kadar Cehennemde kaldıktan sonra, Cennete gireceklerdir. Bunlara <strong>Fasık kul</strong> denir.</p>

<p>4- Peygambere inanmaz. İsl&acirc;miyetin emir ve yasak ettiği şeyleri akıl ile bulup, bunlara ve M&uuml;sl&uuml;manlara uyan kafirler, d&uuml;nyada saadete kavuşur ise de, ahirette faydası olmaz.</p>

<p>&Ccedil;ok habis kimselerin daha &ccedil;ok azmaları i&ccedil;in, işlerinde başarı, kolaylık ve rahatlık da verilir. İsl&acirc;miyetin bir emrini beğenmeyen k&acirc;fir olur. K&acirc;firler, Cennete girmeyecek, Cehennemde sonsuz kalacaklardır.</p>

<p><strong>Sual: İman etmek i&ccedil;in, Peygamber Efendimizin bildirdiklerinin hepsine inanmak mı lazımdır?<br />
Cevap:</strong> Res&ucirc;lullah Efendimizin s&ouml;ylediklerinin, bildirdiklerinin hepsini beğenip kalbin kabul, tasdik etmesine, yani inanmasına <strong>İman</strong> denir. Bu şekilde inanan insanlara, <strong>M&uuml;min</strong> denir. Peygamber Efendimizin s&ouml;zlerinden birine bile inanmamaya veya iyi ve doğru olduğunda ş&uuml;phe etmeye <strong>K&uuml;f&uuml;r</strong> denir. B&ouml;yle inanmayan kimselere de <strong>K&acirc;fir</strong> denir.</p>

<p><strong>İman, herkeste aynı mıdır?<br />
Sual: Peygamberlerin imanı ile diğer insanların imanları hep aynı mıdır, aralarında iman bakımından bir fark var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;<strong>İman;</strong> ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında yazılı olan, Peygamber efendimizden gelen haberlere inanmak ve inandığını s&ouml;ylemek demektir. Her lisan ile s&ouml;ylemenin caiz olduğu, D&uuml;rr-i yekt&acirc;da yazılıdır. İbadetler, imandan değildir. Fakat, imanın kemalini arttırır ve g&uuml;zelleştirirler. İm&acirc;m-ı a&#39;zam Eb&ucirc; Han&icirc;fe aleyhirrahme, iman artmaz ve azalmaz, buyuruyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iman, kalbin tasdik etmesi, kabul etmesi, inanması demektir. İnanmanın azı, &ccedil;oğu olmaz. Azalan ve &ccedil;oğalan bir inanışa, inanmak değil, zan ve vehim denir. İmanın k&acirc;mil veya noksan olması, ibadetlerin &ccedil;ok ve az olması demektir. İbadet &ccedil;ok olunca, imanın kem&acirc;li &ccedil;ok denir. O h&acirc;lde, m&uuml;minlerin imanları, Peygamberlerin imanları gibi olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunların imanları ibadetler sebebi ile kem&acirc;lin tepesine varmıştır. Diğer m&uuml;minlerin imanları oraya yaklaşamaz. Her ne kadar, her iki iman, iman olmakta ortak iseler de, birincisi, ibadetler vasıtası ile, başka t&uuml;rl&uuml; olmuştur. Sanki aralarında benzerlik yoktur. M&uuml;minlerin hepsi, insan olmakta, Peygamberler ile ortaktır. Fakat, başka kıymetler, &uuml;st&uuml;nl&uuml;kler bunları y&uuml;ksek derecelere &ccedil;ıkarmıştır. İnsanlıkları, sanki başka t&uuml;rl&uuml; olmuştur. Sanki, m&uuml;şterek olan insanlıktan daha y&uuml;ksek insandırlar. Belki, insan bunlardır, başkaları sanki insan değildir.</p>

<p>İm&acirc;m-ı a&#39;zam Eb&ucirc; Han&icirc;fe aleyhirrahme; <strong>(Ben elbette m&uuml;minim) </strong>demelidir, diyor. İm&acirc;m-ı Ş&acirc;fi&icirc; aleyhirrahme ise; <strong>(Ben inş&acirc;allah m&uuml;minim)</strong> demelidir, buyuruyor. Bunun ikisi de doğrudur. İnsan şimdiki imanını s&ouml;ylerken <strong>(Ben elbette m&uuml;minim)</strong> demelidir. Son nefesteki imanını s&ouml;ylerken <strong>(Ben inş&acirc;allah m&uuml;minim)</strong> der. Fakat, burada da, ş&uuml;pheli s&ouml;ylemektense, elbette demek daha iyidir.&rdquo;</p>

<p><strong>İman, bildirilenlere inanmaktır<br />
Sual: Dinin inanılmasını emrettiği şeyleri, deneyerek veya akıl ile araştırarak mı &ouml;ğrenip inanmalı yoksa Peygamberimizin bildirdiği gibi mi inanmalıdır?<br />
Cevap:</strong> Dinin bildirdiği inanılması lazım şeyler i&ccedil;in, tecr&uuml;bi ilimlere danışıp, tecr&uuml;beye uygun ise, inanır, tecr&uuml;be ile ispat edemeyince, inanmaz veya ş&uuml;pheye d&uuml;şerse, o zaman, tecr&uuml;besine inanmış olup, Resulullah efendimize inanmamış olur ki, b&ouml;yle iman, k&acirc;mil, olgun değil, zaten bu iman da olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iman par&ccedil;alanamaz, az ve &ccedil;ok olmaz.</p>

<p>Din bilgileri, felsefe ile &ouml;l&ccedil;&uuml;lmeye kalkışılırsa, bu sefer filozofa inanılmış olup, Peygambere inanılmış olmaz. Evet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var olduğunu, Muhammed aleyhisselamın, Allahın Peygamberi olduğunu anlamakta, aklın, felsefi ve tecr&uuml;bi ilimlerin yardımı b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Fakat, bunların yardımı ile Peygambere inanıldıktan sonra, Onun bildirdiği şeylerin her biri i&ccedil;in akla, felsefeye ve tecr&uuml;bi ilimlere danışmak doğru olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, akıl, tecr&uuml;be ve felsefe yolu ile elde edilen bir&ccedil;ok bilgilerin, zamanla değişmekte, yenileri bulununca, eskilerinin atılmakta olduğunu g&ouml;steren misaller, literat&uuml;rlerde az değildir. O h&acirc;lde iman, Resulullah efendimizin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından, Peygamber olarak, b&uuml;t&uuml;n insanlara getirdiği ve bildirdiği emirlerin hepsine itimat etmek, g&uuml;venmek ve inanmaktır. Bu emirlerin, bilgilerin herhangi birine inanmamak veya ş&uuml;phe etmek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r, ink&acirc;rdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Resulullah efendimize inanmamak veya itimat etmemek, g&uuml;venmemek, Resulullah efendimize yalancı demek olur. Yalancılık kusurdur ve kusuru olan kimse, Peygamber olamaz.</p>

<p>İman demek, Nasslarda, yani, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde ve icm&acirc; ile ve zaruri olarak bilinen hadis-i şeriflerde a&ccedil;ık&ccedil;a bildirilen şeylerin hepsine, inanmak demektir. Burada icm&acirc; demek, Esh&acirc;b-ı kiramın s&ouml;z birliği demektir. Bir şeyi, Esh&acirc;b-ı kiram, s&ouml;z birliği ile bildirmedi ise, T&acirc;biinin s&ouml;z birliği bu şey i&ccedil;in icm&acirc; olur. T&acirc;biin de bu şeyi s&ouml;z birliği ile bildirmedi ise, Tebe-i t&acirc;biinin s&ouml;z birliği ile bildirmeleri, bu şey i&ccedil;in icm&acirc; olur.</p>

<p>İman; Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, tecr&uuml;beye ve felsefeye danışmaksızın, tasdik ve itikat etmektir, inanmaktır. Akla uygun olduğu i&ccedil;in tasdik ederse, aklı tasdik etmiş, Resul&uuml; tasdik etmiş olmaz.</p>

<p><b>Sual: Bir kimse, &ccedil;ok zan etmekle iman etmiş olur mu yoksa inanılacak şeyleri iyi bilmesi mi gerekir?</b><br />
<strong>Cevap:</strong> İbadetler, fazla zan edilmekle, doğru olur. İman, itikat ise, &ccedil;ok zan ile doğru olmaz, iyi bilinmekle doğru olur.</p>

<p align="left"><strong>İnsanlar yaratılışta din hissine sahiptir<br />
Sual: Hangi milletten olursa olsun, inansın veya ink&acirc;r etsin, her insanda inanma duygusu, din hissi var mıdır?<br />
Cevap:</strong> İsl&acirc;miyetin meydana &ccedil;ıktığı Arabistan yarımadasında, putlara, heykellere tapılıyordu. Fikirler, &ccedil;ok tanrının varlığına saplanmış idi. Din-i isl&acirc;m bunun i&ccedil;in, şirkin k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; &uuml;zerinde &ccedil;ok durmuştur ve bunun i&ccedil;in, M&uuml;sl&uuml;man olmak, Kelime-i tevhid ile başlamıştır. İnsanlar yaratılışta din hissine maliktir, sahiptir. Bunun i&ccedil;in, Allaha inanmayan kimse, ruh hastası, psikopat demektir. B&ouml;yle kusurlu insanlar, b&uuml;y&uuml;k manevi bir destekten mahrum olup, pek acınacak bir h&acirc;ldedirler. Avrupa fikir adamlarından birinin; &ldquo;Dindarlık b&uuml;y&uuml;k bir saadettir. Fakat ben bu saadete kavuşamadım&rdquo; dediği gibi, bizdeki dinde reformculardan Tevfik Fikret de, T&acirc;r&icirc;h-i Kad&icirc;m adını verdiği manzum bir eserinde, M&uuml;sl&uuml;manlık ile ve iman sahibi olmakla alay ettiği h&acirc;lde, şairlik ruhundan fışkıran ve &ouml;n&uuml; alınamayan şu şiirinde imanlı olmak ihtiyacını da bildirmiştir:<br />
Bu yalnızlık, bu bir gurbet ki, benzer gurbet-i kabre,<br />
İnanmak! İşte &acirc;ğ&ucirc;ş-i r&ucirc;h&acirc;n&icirc;, o gurbette.</p>

<p align="left"><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;man iken aklını kaybeden bir kimsenin M&uuml;sl&uuml;manlığı devam etmekte midir?<br />
Cevap:</strong> İman, ibadetler ve amellerde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarından g&uuml;c&uuml; yetmediği şeyleri istememiştir. Bunun i&ccedil;in, M&uuml;sl&uuml;man iken deli olan, gafil olan, uyuyan, &ouml;len kimse, bu halinde tasdik etmekte değil ise de, M&uuml;sl&uuml;manlıkları devam etmektedir.</p>

<p><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, nefsin de iman etme şartı var mıdır?<br />
Cevap:</strong> M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, nefsin de iman etmesi lazım değildir. Nefsinden kalbine k&uuml;fre sebep olan şeyler gelen kimse, bunları s&ouml;ylemese, imanının kuvvetine alamet olur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=226]]></link>
</item>
</channel>
</rss>
