İctihad etmenin şartları

Sual: İctihad etmenin şartları nelerdir ve kimler ictihad edebilir?

Cevap: İctihad makamına lâyık olabilmek için, birçok kayıt ve şartlar vardır. Evvelâ arabî yüksek ilimleri tamam bilmekle beraber, Kur’ân-ı kerimin hepsi ezberinde olmak, sonra, âyet-i kerimelerin mana-i murâdîsini, mana-i işârisini, mana-i zımnî ve iltizâmîsini bilmek ve âyet-i kerimelerin, indiği zamanları ve sebepleri ve ne hakkında geldiklerini, küllî, cüz’î olduklarını, nâsih, mensûh olduklarını, mukayyed ve mutlak olduklarını ve bunlar gibi diğer vechelerini ve kırâet-i seb’a ve aşereden ve kırâet-i şâzzeden nasıl istihrâc edildiklerini bilmek, kütüb-i sitte ve diğer hadîs kitaplarında bulunan hadîs-i şeriflerin hepsini ezberden bilmek ve her hadîsin ne zaman ve ne için söylendiğini ve şümûl derecesini, hangi hadîsin diğerinden evvel veya sonra olduğunu, ait oldukları cihetleri, hangi vaka ve hâdise üzerine söylendiklerini ve kimler tarafından nakil ve rivayet edildiklerini ve bunların her birinin hâl tercümelerini bilmek, fıkıh ilminin üsûl ve kaidelerine vâkıf olmak, oniki ilmi, âyet-i kerimelerin ve hadîs-i şeriflerin rümûz ve işaretlerini, sûrî ve manevi tefsirlerini anlayıp kavrayabilecek ayrı bir irfâna, nûr-i iman ve itminan ile dolu münevver ve muaffâ bir kalp ve vicdana sahip bulunmak lâzımdır. Bu yüksek vasıflar ve hususiyetler, ictihad mevkii ve makamının icapları ve lüzumlu şartlarıdır. Fakat, böyle faziletleri taşıyan, akılları kuvvetli kimseler, ancak Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” asr-ı saadetinde ve Sahâbe-i kirâmın “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” zamanında ve Tâbiîn ve Tebe’i tâbiîn devrinde bulunabiliyor, sohbet bereketi ile yetişiyordu. Zaman ilerleyip, asr-ı saadetten uzaklaşıldıkça, fikirler, reyler bozulmuş, dağılmış, bid’atler türemiş, böyle üstün, kıymetli kimseler yavaş yavaş azalmış, dördüncü asırdan sonra, bu sıfatlara mâlik bir âlim ortada kalmamıştır. Böyle olduğu, (Mîzân-ül-kübrâ) ve (Redd-ül-muhtâr) ve (Hadîka) kitâblarında, açıkça yazılıdır.

(Fa’tebirû) âyet-i kerimesinin meâl-i âlisi, (Ey akıl sahipleri! Akıl erdiremediğiniz meselelerde, onları bilen ve derinliklerine tam ermiş olanlara tâbi olunuz) demektir. (Eshâb-ı Kirâm s. 51)

 

Osman Ünlü Hocanın Türkiye gazetesinde bugün yayımlanan makalesi için tıklayınız...